Facebook
Twitter
Bir Dönemin Birinci Partileri Şimdi "Baraj" Endişesindedir
Sabri Duransoy | SkyTurk - Gündem | 30.8.2002

SABRİ DURANSOY- İyi günler efendim.

Bugünkü konuğumuz İlhan Kesici.

Sayın Kesici, hoş geldiniz efendim.

İLHAN KESİCİ- Hoş bulduk; sağ olunuz.

SABRİ DURANSOY- Efendim, Türk siyasetinde siz hep, d eyim yerindeyse alternatif isim oldunuz. Yani şöyle anlatayım: Meselâ Tansu Çiller'in karşısında bir isim aranıyorsa eğer, hemen akla Demirel'in damadı İlhan Kesici geldi. Mesut Yılmaz'ın karşısında alternatif bir isim aranıyorsa eğer, akla hemen İlhan Ke s ici geldi. Keza, Cumhurbaşkanlığı adayları arasında adınız devamlı devamlı geçti. Şimdi de bütün partilerden size, seçimler yaklaşırken bir ilgi var. Gerçekten medyatik bir kişiliğiniz de var, söyledikleriniz dikkate alınıyor ve yapacaklarınız da merak ed i liyor aslında. Ne yapacaksınız, İlhan Kesici ne yapacak?

İLHAN KESİCİ- Ben de çok teşekkür ediyorum.

Şimdi bu gün 30 Ağustos, 30 Ağustos büyük zaferin, millî mücadelenin büyük zaferinin 80. yıldönümü. Zaten biz şimdi bu konuşmayı yaparken, bu sohbeti y aparken de resmî törenler devam ediyor.

Bu münasebetle, ben 30 Ağustos Bayramını ve büyük zaferi büyük milletimiz ve devletimiz adına da kutlamak istiyorum, bütün vatandaşlarımız için kutlu olsun diyorum.

SABRİ DURANSOY- Biz de katılıyoruz.

İLHAN KESİCİ- İnşallah, Cenabı Allah bir daha 30 Ağustos zaferleri veya 30 Ağustos'a bizi götüren süreçleri nasip etmez, bununla ebediyete kadar devam ederiz diye düşünüyorum.

İkinci nokta, şimdi sizin başlangıcında açtığınız şey, Demirel ailesinin damadı. Ben o lâftan çok haz etmem aslında. Ben zaten çok geç...

SABRİ DURANSOY- Biliyorum.

İLHAN KESİCİ- Belki de bildiğiniz için öyle...

Bir kere çok geç evlendim. Aşağı yukarı benim bütün bürokratik kariyerim tamamlandıktan sonra, yani Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarı olduktan sonra yapılmış olan bir evliliktir. Evlilik ilişkileri başkasına göre değişebilir ama, hem benim için çok önemli bir hâdise olarak görmem ben. Eşimi, Türkiye'de 13,5 milyon aile var, evli aile var, 13,5 milyon aileden bir tanesi olar a k görürüm, ilişkilerimi o şekilde tanzim ederim.

Eğer Süleyman Beyle olan siyasî ilişkilerin tanzimi söz konusu ise, Süleyman Beyin ben Başbakanlığında Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarıydım, aramızdaki ilişki Başbakan-Devlet Plânlama Müsteşarı ilişkisidir. Daha sonra Süleyman Bey Cumhurbaşkanı olduktan sonra ben milletvekiliydim ve Anavatan Partisinden milletvekiliydim. O zamanki ilişkimiz de benim için, Sayın Cumhurbaşkanı-Sayın Milletvekili ilişkisidir. Ondan öte bir siyasî ilişki içerisinde olmamaya da çok özen gösteririm ben. Çünkü, hem dünyanın her tarafında, hem Türkiye'de bu tür ilişkiler çok mercek altına alınır ve zarar verir insanlara. Ben o yüzden çok üstün bir özen gösteririm.

SABRİ DURANSOY- Dikkatlisiniz bu konuda.

İLHAN KESİCİ- Evet. Ona küçük bir açıklama yapmış olduk.

Şimdi Türk siyasetinde olan biten, hem bizimle ilgili olan, hem Türkiye'yle ilgili olan biten halkın hoşuna gitmiyor. Halkın hoşuna gitmemesinin sebebi; Türkiye bir demokrasidir, demokrasisini devam ettirecektir, Türkiye'de siyasî partiler olacaktır, vardır, çoktur, halk dönem dönem gidip periyodik aralarla oy verecektir; fakat burada bir huzursuzluğu var. Yani bütün bunlar var kurum olarak; Türkiye'nin partileri var, Türkiye'nin Parlâmentosu var, Türkiye'nin seçmeni v ar, yöneticileri var, fakat bir de huzursuzluğu var.

Şimdi bu, bana öyle geliyor ki, herkes başka başka sebepler bulabilir, çok sebep de bulunabilir. Hiçbir hâdiseyi tek bir sebeple izah etmek doğru değildir. Ama ben iki tane şey buluyorum burada.

Biri ncisi bu partiler yapısı.

Şimdi çeşitli münasebetlerle söyleniyor; Türkiye'de partiler enflâsyonu var, 50 tane parti oldu, 53 tane oldu, bunun 23 tanesi seçime giriyor, çok müthiş bir kırılma var, müthiş bir dağılma var filan; bu doğru. Fakat bunun müsebbibi nedir, kim sebep oluyor, ne sebep oluyor da, Amerika'da 50 tane parti olmuyor, İngiltere'de 50 tane parti olmuyor, Almanya'da 50 tane parti olmuyor da neden Türkiye'de 50 tane parti oluyor? Asıl buna kafa yormak lâzım. Birinci noktası bu.

Bunun bir tane sebebi var. Daha doğrusu öbür destekleyici sebepleri filan bulmak mümkündür ama, bunun en önemli sebebi, partilerin içerisinde akla hayale sığmayacak derecede müthiş bir genel başkan sultası var.

Partide temayüz etme işareti gören, işareti gösteren her kim var ise, çeşitli münasebetlerle bunlar partilerin dışına itilirler. Bunun usulü de vardır. Kimisi sabırlı genel başkandır, seçimlerin sonuna kadar bekler, listeleri yazacağı zaman yazmaz veya itiraz edeceğiniz bir sıraya yazar, insanların o partiy l e münasebetleri önemli ölçüde sıkıntıya uğramış olur. Birinci sebebi bu.

SABRİ DURANSOY- Geçen dönemde meselâ ANAP'tayken sizi biraz böyle dışladılar partiden değil mi? Onu hatırlatıyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Hayır, ben ona "dışladılar" filan demiyorum da yazmıyorlar. Meselâ ben zaten müracaat da etmemiştim önce. Aşağı yukarı o havayı sezdiğim için, müracaat edip de yazılmamaktansa, müracaat etmemeyi tercih ettim. Sonra çok rica oldu, çok ısrar oldu, onun üstüne parti içi evrakların getirilmesi dönemi tam a mlandıktan sonra, Yüksek Seçim Kuruluna verilmesine bir gün kala, yani meselâ bugünkü takvimle 10 Eylülde filan, o zamanın 10 Eylülünde filan verdik, ama herhangi bir yer de olmadı.

Ben ona şimdi fazla gücenmiyorum da, çünkü işin âdeti bu olmuş, işin yanlışlığı burada. Yani, parti genel başkanı Sabri Duransoy'u yazdığı zaman, siz burada otururken, hiçbir şeyden haberiniz yokken Sabri Duransoy diye yazarsa milletvekili olursunuz, İlhan Kesici diye yazmazsa milletvekili olmazsınız veya tersi.

Şimdi bu, adı demokrasi olan normal bir mekanizmaya uygun değil. Birinci bölümü bu. O yüzden de insanlar, kendilerinde güç vehmeden veya gerçekten güç toplayabileceği kanaatinde olan insanlar partilerinden ayrıldıktan sonra bir münasebetle ya başka partilerin kapılarında dolaşacaklar veya bekleyecekler ki başka partiler, milletvekilliğine devam etmek istiyorsa gelsin ona tekliflerde bulunsunlar. Bu da acı bir şeydir, bu da iyi bir şey değildir bence; insanları rahatsız eder, mutsuz eder, huzursuz eder veya ya Allah, b i smillah deyip "ben de kendi partimi kuruyorum" filan der. En önemli sebebi bu. Yani, insanlar kendi partilerinin içerisinde genel başkana tam bir biat, tam bir teslimiyet içerisinde değilse yaşamaları zor.

SABRİ DURANSOY- Nasıl olmalı peki? Hemen kısaca olabilir'i...

İLHAN KESİCİ- Oraya geliriz, bir de ikinci noktayı söyleyeyim izin verirseniz eğer.

İkinci nokta seçimle ilgili olan bölüm. Yani bu, partilerle ilgili olan bölümü, ikinci nokta da seçimle ilgili bölümü.

Seçimle ilgili olan bölümünde de , halksız bir demokrasi olarak tarif ediyorum ben, seçmenin herhangi bir hakkı yok. Yani, seçmenin huzuruna biz Sabri Duransoy ve İlhan Kesici olarak çıkmış olsak, seçmen bakar kendi ölçülerine göre, hangisinin kaşı kara, hangisinin gözü elâ, hangisinin b u rnu büyük, hangisinin ağzı düzgün vesaire, hangi ölçülerle bakacak ise kendisini iyi temsil etmesi bakımından, onu seçebilir. Hâlbuki bizim seçim sistemimizde kat'îyen böyle bir şey de söz konusu değil.

Şimdi aşağı yukarı bütün partiler Yüksek Seçim Kuruluna bildirdiler ki, bir-iki küçük yerler hariç, hepsi merkez yoklaması yapacaklar. Yani, sayın genel başkanlar...

SABRİ DURANSOY- O dediğiniz yöntemle yani.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Sayın genel başkanlar yine ellerine alacaklar, yazacaklar.

SABRİ DURAN SOY- Merkez demek, orada lider demek yani.

İLHAN KESİCİ- Merkez demek, lider demektir, başka bir anlamı filan yoktur tabiî.

Şimdi bu iki faktörü birleştirirsek:

Bir; partilerin içerisinde adına parti içi demokrasi denilebilecek mekanizmadan yoksun pa rtiler.

İki; seçmenin, illâ da ben Sabri Beyi seçmek istiyorum diye çırpınsa bile yapabileceği hiçbir şey yoktur. Çünkü, Sabri Beyin ismi ya onun huzuruna çıkarılmış olmayacaktır veya çıkarılsa bile seçilmeyecek yerlerde olunca hiçbir iradesi yok.

Şimdi Türk siyasetinin içinde bulunduğu en önemli kargaşa bu.

Şimdi arada bir bununla ilgili olarak şöyle söylenir: Yine bunu tepeden hâlletmek zordur, tepeden hâlletmek mümkün değildir, halka bırakalım biz bu işi, halk birleştirsin, halk seçsin. Şimdi halk seçer, halk o işleri yapıyor ama, Türkiye'deki mekanizma öyle bir mekanizma ki, tasfiye süreci çok uzun sürüyor. Yani, şöyle bir hatırlatma yapayım ben: 1987 yılının birinci partisi Anavatan Partisi, şimdi şu anda 4'ünü parti, gazetelerde yazıldığı çizildiği kadarıyla, en yüksek organı olan Merkez Karar Kurulunda konuşulduğu kadarıyla bildiklerimiz -ben medyaya intikal eden bilgilerle sadece bilgiliyim, onun dışında da bilgim yok- müthiş bir baraj endişesi içerisinde. Ama, 87'nin birinci partisiydi. Yani, hâlâ tasfiye olmamış meselâ, inmiş inmiş inmiş ama, 15 sene alıyor; 1987-2002, 15 sene.

SABRİ DURANSOY- Sizin hiçbir partiyle bu arada bağınız yok.

İLHAN KESİCİ- Hayır, yok.

SABRİ DURANSOY- ANAP'la filan ilginiz kalmadı.

İLHAN KESİCİ- Hayır, yok.

1991'in birinci partisi Doğru Yol Partisi, 1991'de yüzde 27 oy aldı, şimdi bu son seçimin 5'inci partisi. O da baraj şeyi içerisinde, benim kanaatime göre.

1995'in birinci partisi Refah Partisi, iki kere kapatıldı, son seçimde üçüncü parti oldu. Eğer onun devamı mahiyetinde diye düşünürsek öbür partilerin alacakları oylar farklı.

1999'un, yani bundan 3 sene öncenin birinci partisi Demokratik Sol Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi, ikisini birlikte saymak lâzım. Öyle görünüyor ki Demokratik Sol Parti de çok ciddî sıkıntıların içerisinde.

Bunları söylemekte muradım şu: Halkın eline yetki geçtiği zaman, bir evvelki seçimde birinci seçtiğini ondan sonra sonuncu edebiliyor, sondan birinci edebiliyor, sondan ikinci edebiliyor ama, partiler sistemde yaşamaya devam ediyorlar, yani partinin üst yönetimine bir şey olmuyor.

İlk defa şimdi bu seçimde, yani yüzde 30'lardan, yüzde 35'lerden, meselâ Anavatan Partisi yüzde 36,5'tan geliyor 87'de, Doğru Yol Partisi yüzde 27'den geliyor 91'de, ilk defa ancak, kökünden hâlledilemediği için yüzde 10 baraj sınırına doğru ilk defa yaklaşılır oldu ve ilk defa büyük bir şey başladı...

SABRİ DURANSOY- Müthiş bir baraj kaygısı şu anda...

İLHAN KESİCİ- Yüksek bir baraj kaygısı.

Şimdi, bu arada bahsederiz, bu seçimi erteletme çabaları vardır, erteleme niyetleri vardır, erteleme davranışları filan vardır. Şimdiki erteletme çabalarını bundan önceki bütün erteletme çabalarından ayıran en önemli nokta, bundan öncekiler, diyelim ki merkez yoklamalarına itiraz eden milletvekil l eriyse, şimdi erteletme gayreti içerisinde bulunan insanlar milletvekilleri değil. Yani, şimdi milletvekillerinin çok fazla günahını almamak diye düşünüyorum.

SABRİ DURANSOY- Eskisine küskünler hareketi dersek buna ne diyebiliriz?

İLHAN KESİCİ- Buna d a küskün partiler.

SABRİ DURANSOY- Ürkekler hareketi mi diyelim?

İLHAN KESİCİ- Hayır.

SABRİ DURANSOY- Yani, baraj kaygısından ürkenler.

İLHAN KESİCİ- Evet, baraj kaygısı taşıyan parti, kurum olarak.

Yani, şimdi teker teker ben... Tabiî siyasette de bir zerafet lâzımdır. Yani, siyasî tenkitlerde bulunmak doğrudur, mümkündür, ara ara biz de yaparız, yapmamız da lâzımdır, başka türlüsü olmaz, demokrasi de bu demektir; ama yine de belli bir zerafet ölçüsü içerisinde filan yapmayı doğru görüyorum ben .

İsim vermek doğru değil ama, aşağı yukarı şimdi bu Parlâmentoda muhtemel, yeni Parlâmentoya girmesi en muhtemel parti diyelim ki mevcut Parlâmentoda yeni kurulmuş olan bir parti.

İkincisi, Parlâmentonun dışındaki bir parti, yani henüz Parlâmentoda tem sil edilmeyen bir parti.

Geriye kalıyor Parlâmentodaki diğer bütün partiler, koalisyon ortakları dahil, ana muhalefet partisi dahil herkesin belli bir baraj endişesi içinde olduğu açık.

SABRİ DURANSOY- AKP ve CHP'nin dışında.

İLHAN KESİCİ- AKP ve CHP'nin dışında.

Şimdi elbette Milliyetçi Hareket Partisi işte baraj civarındadır, üstüne çıkabilir, Doğru Yol Partisi baraj civarındadır, üstüne çıkabilir. Ama, çok ters bir rüzgâr esmesi hâlinde, yani bir-iki puanlık bir rüzgâr esmesi hâlinde onların da çok ciddî bir baraj endişesiyle karşı karşıya olacağı kanaatindeyim.

Anavatan Partisi daha barajın altında gibi görünüyor. Sayın Genel Başkan Mesut Yılmaz Beyin, yine gazetelere intikal ettiği kadarıyla ve televizyonlardaki gördüğümüz kadarıyla biliyorum ben, bizim oyumuz yüzde 5, ama kararsızlar da var, elbette kararsızları dahil edersek şu olur diyor.

Öbür Demokratik Sol Parti, Anavatan Partisi, yeni kurulan Yeni Türkiye Partisi, Saadet Partisi, aklımıza ne kadar parti geliyorsa hepsinin ciddî bir baraj endişesi içerisinde olduğu belli. İttifak arayışları bunun bir göstergesidir; şu partiyle mi, bu partiyle mi, şöyle mi ittifak arayalım göstergesi bu şeydedir.

SABRİ DURANSOY- Efendim, bu korku bu kadar büyükse neden ittifak yapılamıyor, ittifak yapılamaz diye bir şey mi var?

İLHAN KESİCİ- Şimdi bence, tabiî bu seçim kararı alınırken, öyle tahmin ediyorum ki bu seçimin, yani karar alınırken bile olmayacağı kabulüyle sanki seçim kararı alındı gibi...

SABRİ DURANSOY- Gizli bir kabul vardı...

İLHAN KESİCİ- Yani, adının Meclis kararı olmasından da biraz belli. Yani Seçim Kanunu olmuş olsa, kanunun değiştirilme prosedürü biraz daha çetrefil, biraz daha zor. Hâlbuki...

SABRİ DURANSOY- Nitekim, bir kanun çıkarılmak istendi, fakat daha sonradan hayır...

İLHAN KESİCİ- Denildi ki, kanuna falan gerek yok.

SABRİ DURANSOY- Kanuna gerek yok denildi.

İLHAN KESİCİ- Bu Avrupa Birliği, yanlış hatırlamıyorsam eğer, Avrupa Birliğiyle ilgili düzenlemelerin altına eklenerek alınmış olan bir Meclis kararı bu.

SA BRİ DURANSOY- Doğru.

İLHAN KESİCİ- Bu sanki hini hacette, icap ederse, ihtiyaç duyarsak bu Meclis kararını ortadan kaldırırız gibi düşünüldüğünü zannediyorum; yani kimsenin beynini içini okumaya imkânımız yok.

Fakat, burada seçmenin dehşetengiz bir öfkesi görülüyor şu anda. Şimdi bizim seçmenimizin, demin söyledik, istediği insanı seçebilme imkânı yok, istediğini tasfiye edebilme imkânı yok bütünüyle elinde, fakat dönem dönem birikir bu, çok yüksek bir öfke hâline gelir. Bunun bir tane sebebi var; başk a bir yığın sebebi var, daha doğrusu her işin bir yığın sebebi var. Ben bunu ekonomiyle irtibatlandırarak ifade etmek istiyorum; çünkü hem asıl ilgi alanımız, hem asıl konsantre olmamız gereken alan bu.

Türkiye son üç yılda eksi 15 küçüldü, millî geliri. Yani, 1999 yılında eksi 6,5 millî gelirdeki büyüme, yani küçülme. 2001 yılında -çok da taze bu şeyler, hafızalar taze- 2001 yılında eksi 10'a yakın, eksi 9,5 millî gelir daralması oldu. Bu ikisini toplarsak, eksi 15'in üstünde bir millî gelir daralması ol u r. Dünyanın her tarafında, herhangi bir ülkenin ekonomisi üç sene içerisinde eksi 15 civarında daralmış ise, küçülmüş ise, bu ülkenin Batılı ülke, Doğulu ülke, Orta Doğulu ülke, Uzak Asyalı ülke olmasının bence hiçbir önemi yoktur. O ülkede bu ekonomik da r alma, adına sistem derseniz sistem değiştirir, kırar, adına düzen derseniz düzen değiştirir, kırar, hatta daha ileri boyutlarda çok inat edilirse eğer, yani bu sistem ve düzenin değiştirilmesi, yenilenmesi istikametinde inat edilirse, adına rejim derseniz rejim, rejimi kırar, değiştirir.

SABRİ DURANSOY- Kırılıyor bu Türkiye'de, biz bu kırılma seslerini pek duymuyoruz.

İLHAN KESİCİ- Ben öyle tahmin ediyorum. Şimdi benim kanaatim, seçmen böyle bir sayfalık oy pusulasını eline aldı, normal şartlarda güle oynaya çoluğuyla eşiyle dostuyla falan...

SABRİ DURANSOY- Onu bir balyoz hâline mi getirecek diyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Evet, sandığa gidip oyunu verecektir; "Ben, ay ne güzel ettim, Sabri Beyi seçtim", o mutlulukla evine dönecektir. Ben şimdiki psikolojiyi, bu kasapların, eskiden evlerimizde de vardı küçük satırlar, çünkü kasapların alet edevatı çok yüksek değil iken, evlerde de satır kullanılır idi, böyle küçük satırlar biliyorsunuz, bu oy pusulasını satır gibi eline aldığını görüyorum, yani seçmenin. S anki bir kâğıt parçası, bir oy pusulası değildir de bu bir satırdır; kendisine bu ezayı, cefayı, sıkıntıyı çektiren veya çektirdiği kanaatinde olduğu her kim var ise, böyle satırla doğrar gibi doğramak için hazırlanmış vaziyette. O yüzden bu seçim tartışm a larının, acaba ertelenmeli mi, iptal mi edilmeli gibi tartışmalarda, ben öyle hissediyorum ki, seçmenin çok yüksek bir şeyi var, yani öfkesi var. Yani, bu hazırlıksız bir seçimdir...

Şimdi burada bir de şunu ifade etmek lâzım herhâlde: Bu seçimde öfkenin nereye doğru yönleneceği belli. Daha doğrusu her seçimin birinci derecedeki tercihi kimi getireceği olmalıdır, yani hangi partiyi iktidara getirecektir ki kendi problemlerini çözsün; işsizlik problemi var onu çözsün, fakirlik-fukaralık problemi var onu çözsün, dış politikayla ilgili devletimizin problemleri var, çok yakın, büyük problemlerle karşı karşıyayız veya büyük konularla karşı karşıyayız, problem demeyelim, onu çözsün. Bu seçimi ben çözüme yönelik bir seçmen davranışı olarak görmüyorum, sadece biç m eye yönelik, öfkeye yönelik bir seçmen davranışı içerisinde görüyorum.

Elbette bu seçim de bazılarını getirecektir. Yani, getireceği partiler aşağı yukarı belli ama, ben orada şunu görmüyorum, şunu hissetmiyorum: "Allah nasip ederse ben şu partiyi seçeceğim, getireceğim iktidara, geldiği gün benim problemlerim azalmaya başlayacaktır" gibi yaygın bir kanaat görmüyorum. Elbette öyle düşünenler falan da vardır ama, bunun aksine şu var: "Bu seçim olsun, görürsünüz sandığa nasıl gömüyoruz insanları" filan diy e . Yani sevmediklerini, kendisine bu sıkıntıları çektirdiği kanaatinde olan partileri sandığa gömme tarzında ifade edilen bir yüksek öfke var. Demek ki bu seçimin getirecekleri bir tarafta, ama asıl konsantrasyonu, seçmenin zihninin arka plânında yer alan şey, götürecekleri, "ben şunları tasfiye edeceğim" falan diye.

SABRİ DURANSOY- Yoksa onların ne yapacağı daha sonraki, talî bir sorun.

İLHAN KESİCİ- Onların ne yapacağı, evet.

Orada şöyle bir formül bulmuş, ben de çok makul görüyorum: Önce şu götüreceklerimi, tasfiye edeceklerimi edeyim, sırtımdan düşsünler bunlar. Ondan sonra?.. Ondan sonrasına bakarız Allah nasip ederse. Hatta şöyle bir yaygın kanaatin olduğu kanaatindeyim ben, yaygın düşüncenin: Yani, bu seçim olsun, tamam, icap ediyorsa, eğer yeni Parlâmento şu veya bu şekilde bizim içimize çok sinecek bir Parlâmento ve hükûmet olmaz ise, 1 sene sonra, 1,5 sene sonra, hazır Anayasa gereği Nisan 2004'te yapılacak olan mahallî idareler seçimleriyle, belediye seçimleriyle birlikte yeni bir seçim daha y apılır, o zaman da asıl kimi getirmek istediğimizi, problemlerimizi kimin çözeceğini düşünüyorsak onu getirmiş oluruz. Yani, önce götüreceklerimizi bir götürelim bu seçimle, arkadan getireceklerimiz problemlerimizi çözsün diye düşündüklerimizi getiririz g ibi bir genel hava var.

Bu tabiî çok yüksek bir şey yaratıyor, yüksek bir tansiyon yaratıyor. Bu noktadan sonra partilerin, son birkaç gün öncesine kadar aşağı yukarı bu seçimi nasıl iptal etme, nasıl erteleme gayretleri içerisinde olduğunu medyadan biliyoruz. Yani, hükûmetler kuruluyor, hükûmetler bozuluyor, Londra'lardan telefonlar ediliyor, o telefonlara cevaben başka organizasyonlar falan kuruluyor, "senin adamların bana gelmişti", "hayır benim adamların sana gelmemişti, sizin adamlarınız bize gelmişt i " gibi hâller filan, belli ki buradan künhüne, eski tabirle, vakıf değiliz, tam ne olup ne bittiğini de bilmiyoruz. Ama, demek ki...

SABRİ DURANSOY- Bir çaba var demek ki.

İLHAN KESİCİ- Demek ki bir şeyler oluyor.

Şimdi ben öyle tahmin ediyorum ki, son birkaç gündür, iki üç gündür artık bu çabaların beyhude çabalar olduğu, seçmenin, eğer bu çabalar başarıya ulaşırsa çok daha yüksek oranda bir öfkeye kapılma ihtimali olduğu hissedildi ve bu noktadan itibaren seçimi erteleme çabalarının veya gayretleri n in ben önemli ölçüde azalacağını tahmin ediyorum.

SABRİ DURANSOY- Acaba burada liderler geri adım atarken vatandaşın tepkisinden mi çekindiler?

İLHAN KESİCİ- Tabiî, vatandaşın tepkisi, aslında elbette çekinirler, ama çok yüksek bir anlam ifade etmeyebilir gibiydi, bu sefer eder. Yani, şimdi diyelim ki partiniz yüzde 20.

SABRİ DURANSOY- Yoksa, masada mı anlaşamadılar?

İLHAN KESİCİ- Diyelim ki partiniz yüzde 20, vatandaş size kızsa, o zaman milletvekili listelerini tanzim ederken daha önce öyle bakıyorlardı, Sabri Beyin bir oy değeri var, bir halk sevgisi değeri var, Sabri Beyi koyarsak 21 olur; iyi. Ama, Sabri Beyi ve ona benzeyen insanları koymadığımız zaman ne olur? Yani birdenbire sıfır olmaz ki bu, 19 olur, 18 olur, 17 olur, 15 olur, bu bile yeti y ordu parti genel başkanlarına ve parti yönetimlerine, "Elleme olsun, 15 olsun, içim rahat olsun, parti içinde bir sıkıntım olmasın." Ama, şimdi öyle bir şey ki bu, tam 10'lar civarında olunca, yani bir yığın anket çeşitli münasebetlerle ifade ediliyor ki, 8-11'dir, 8-12'dir filan, eğer vatandaşın aksine bazı davranışlarda bulunulmuş olur ise bu sefer riski çok yüksek. Yani, bırakın 15'i, 20'yi almayı, 9.9 aldığı gün veya yüzde 9.5 aldığı gün keenlemyekün, artık bir daha siyaset sahnesine belki dönmemek üze r e, dönememek üzere sistemden çıkmış oluyorlar. O yüzden vatandaş tepkisini, vatandaşın tepkisini çok önemli ölçüde dikkate alır olmaları lâzımdır diye düşünüyorum ben, alacakları kanaatindeyim. Ama, bu bile ne kadar kurtarır, vatandaşın öfkelendiği, halkı n öfkelendiği partileri ne kadar kurtarır ondan emin değilim.

SABRİ DURANSOY- Artık bir yola girildi yani, kadere razı olundu.

İLHAN KESİCİ- Bir yola girildi, kadere razı olundu mecburen ve vatandaşın birinci tercihi, tasfiye etmek istediklerini böyle bıçakla biçer gibi tasfiye edeceği kanaatindeyim. Buradan da Türkiye'ye bir hayır çıkar.

SABRİ DURANSOY- Efendim, birazcık, tabiî sizin uzmanlık alanınız ekonomi, Avrupa Birliği konularını da konuşalım isteriz. Örneğin Avrupa Birliğiyle ilgili yasalar çıktı Türkiye Büyük Millet Meclisinden. Acaba Türkiye'ye ne getirecek bunlar, bir o yönden değerlendirir misiniz?

Bir de kısaca, Kemal Derviş'in politikalarını nasıl bulduğunuzu anlatır mısınız lütfen, buyurun.

İLHAN KESİCİ- İkincisinden başlayalım isterseniz, o biraz daha şey...

Şimdi Kemal Derviş Bey normal bir vatan evlâdı; Türkiye'de okumuş, yurt dışında okumuş, iyi eğitim görmüş, uluslararası bir organizasyonda, Dünya Bankasında uzun süre çalışmış bir insan. Buralar iyi güzel, burada söylenecek bir şey yoktur. Şu andan itibaren söylenecekler, dünyanın neresinde olursa olsun, uluslararası organizasyonlarda çalışan insanlar ülkelerin, büyük ülke çapında ülkeler ise onların ekonomi yönetiminde hiç başarılı olmuş bir tane örneği yoktur. Buna Kemal Derviş Bey de dahildir. Çünkü, 25-30 yıl Türkiye'nin bütün sorunlarının dışında, oradan bakarak, ta işte 7 bin mil öteden, 10 bin kilometre öteden bakarlar, tam anlamıyla olana bitene vakıf olamazlar. Bu sadece Kemal Derviş Beyin kişisel kusuru değildir, uluslar a rası bir organizasyonda 20 yıl çalışmış olan insanların genel şeyleridir.

SABRİ DURANSOY- Yani, bu ekonomide beynelmilel kurallar değil de daha çok yerel özellikler mi ağar basar diyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Yani yerel özellikler demek, sadece beynelmilel kuralları bütünüyle görmeyen insanlardan müteşekkil bir yerel şey olmaz. Her ülkenin kendi ekonomi bürokrasisi var. Yani burada 20 sene, 25 sene, milim milim bütün ekonomik faaliyetlerin içerisinde olmuş olan, onları yönlendirmiş olan, onlara formülasyon l arda bulunmuş olan, hatalarını görmüş olan, nerede hata yaptığı çeşitli münasebetlerle her gün tartan bir insanlar topluluğu var. Türkiye üniversitelerinde, iktisat fakültelerinde, özel sektörle de şimdi daha çok yakın çalışma içerisine, düzenine giren Tü r kiye'nin iktisatçıları var, akademik iktisatçıları var. Türkiye'nin ekonomi bürokrasisi var; Devlet Plânlama Teşkilâtı var, Hazine Müsteşarlığı var, Maliye Bakanlığı var, Merkez Bankası Başkanlığı var, Sermaye Piyasası var. Buralarda, her aşamada alınmış o lan ekonomik tedbirlerin ne tür sonuçlar yarattığını gözleyen, bilen, gören insanları var. Türk özel sektörünün içerisinde var, yani kamu bürokrasisinin yanında. Sanayi odaları başkanları var, ticaret odaları başkanları var, bunların şapka organizasyonları, üst organizasyonları var. Bütün bunlara uluslararası bir memurun, bütün bunlarda olan biten mekanizmaya hâkim olması kat'iyen söz konusu değildir. Öyle olduğu içindir ki, eğer öyle olmuş olsa, başı daralan bir ülke, hemen, Dünya Bankasında veya IMF'de k e ndi milletinden bir insan varsa, kendi vatandaşı olan bir insan varsa, problemleri birikir birikir birikir, buyur gel, şu problemlerimizi çöz der, çözer.

Böyle iki tane davranış oldu.

Bir; Arjantin'de böyle bir deneme yaptılar, mutlak başarısız oldu.

İki; Türkiye de böyle bir davranışta bulundu, mutlak başarısız oldu. Ben ona mutlak başarısız diyorum, sebebi şu: Kemal Derviş Beyin veya yeni partisinin veya eski arkadaşlarının veya eski Hükûmetin yapması gereken, lâfla "şu işleri yaptık, bu işleri çok güzel yapıyorduk, daha da güzelleştiriyorduk" falan demeleri değildir. Sadece tek bir sayfa, yani diyelim ki sizi, Sabri Duransoy'u bu Televizyon Yönetim Kurulu belli bir göreve getirdi, diyelim genel müdürlüğüne getirdi. Siz bir sene sonra bir rapor veri r siniz -bunu bütün ticarî hayattan da örneklemek mümkün- dersiniz ki, sayın yönetim kurulu, size çok teşekkür ediyorum, bana inandınız, güvendiniz, beni getirdiniz. Ben geldiğim zaman, meselâ Mayıs 2001 yılında ben geldiğim zaman reytingi televizyonun buyd u , izlenme olayı şuydu, gelirleri bu kadardı, giderleri bu kadardı. Ben bunu bir sene içerisinde aldım veya 1,5 sene içerisinde aldım, şu noktadan şu noktaya getirdim, karar sizindir. İsterseniz beni göreve devam ettirin, isterseniz yerime başka bir arkadaş bulun. Kemal Derviş Beyin yapması gereken şey sadece budur. Bir sayfalık, yani böyle bir bakkal defteri düzeninde dahi olmuş olsa, bir sayfalık kendi seçeceği parametrelerle veya ekonomiyi anlatır diye düşündüğümüz ölçümler var. Büyüme hızı, büyüme trend i neydi ne oldu, dış borç neydi ne oldu, iç borç neydi ne oldu? Borçlanma faizleri, bizim iç borcumuzu ve dış borcumuzu döndürürken yaptığımız borçlanmaların faizleri nispetleri neydi ne oldu? Yatırımların millî gelirler içerisinde payı neydi ne oldu? İsti h damın, yaratılmış yeni istihdam yaratmanın, iş yaratmanın ölçümleri, parametreleri neydi ne oldu? İhracatı neydi ne oldu, ithalâtı neydi ne oldu, bunların birbirini karşılama özellikleri neydi ne oldu? Bütün bu saydığımız 10 tane eder. 10 tane de şöyle bi r kâğıdın arkasına, bismillah dersiniz, 1, 2, 3, 4, Mayıs 2001, Kemal Derviş Beyin geldiği tarihte bunlardı, Mayıs 2002, tam 500 gün sonra veya bütün bunlar buydu. Bunu halkın huzuruna verdiğiniz zaman, çıkardığınız zaman halk bunu anlar. Yani, herkesin ke n di bir hesaplama üslûbuyla bunu anlar. Bunu yapmadıkları sürece Kemal Derviş Bey ve ekonomi politikaları tartışılır.

SABRİ DURANSOY- Peki efendim.

Son birkaç cümle almak istiyorum.

Şimdi, İlhan Kesici ne yapacak? Acaba seçimler yaklaşırken herhangi bir partiden milletvekili adayı olacak mısınız?

İLHAN KESİCİ- Hayır. Şu an itibariyle herhangi bir partiden milletvekili adaylığına hem ilgi duymadım, hem öyle bir niyet içerisinde değilim. Ben bu siyasî partiler yapısına daha kuvvetli bir itiraz etmek istiyorum. Yani, hem siyasî yapı Türkiye'yi belâlardan belâya götürüyor. Biz bu seçimi normal şartlarda 2003'ün, herkesin, büyük çoğunluğun da beklediği gibi 2003 yılının sonbaharında olur, yani tam bir sene sonra olur kabulüyle yaklaşıyorduk. Ama birdenbire , Türkiye her işi yaptığı gibi böyle apar topar hâle getirdi, böyle bir sıkışıklıkla karşılaştık biz. O yüzden bu seçimin olmasını, bu seçimin sonuçlarını görüp, ona göre Türkiye'nin siyasî yapısına topyekûn, kuvvetli bir itiraz etmek istiyoruz Allah nasip ederse.

SABRİ DURANSOY- Pekâlâ efendim, sağ olun, programımıza katıldınız.

Evet, Gündem Programının bugünkü konuğu Sayın İlhan Kesici'ydi.

Hoşça kalın.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.