Facebook
Twitter
Genel Başkan Yetkileri Diktatör Yetkileridir
İsmet Solak | BRT - Ankara Kulisi | 16.7.2000
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

İSMET SOLAK- Mutlu günler.

"Ankara Kulisi"ne hoş geldiniz.

Siyaset çok karıştı, daha doğrusu siyasette işler ve ipler karıştı. Gün geçmiyor ki, birbirlerine demediğini koymayanlar, birbirlerinin gözlerini oyanlar, bakıyorsunuz bir anda birbirlerini aklayıp paklıyorlar. Uzaktan baktıkça akıl erdiremiyor, şaşırıyorsunuz. Çünkü çok sıkça görüş ve program değişikliği yapıyorlar; biri beyaz sayfa açıyor, öteki demokratikleşiyor. Aradan bir yıl b ile geçmeden beyaz sayfa açanlar demokratikleşiyor, demokratikleşenler yeni bir beyaz sayfa daha açıyor. Sayfalar karalanıyor, soruşturmalar başlıyor. Komisyonlar kuruluyor, dosyalar hazırlanıyor, tam oya sunulacakken, tam çamurun üstünde oturmaktan kurtu l acakken anlaşıveriyorlar, karşılıklı yeniden temizlik başlıyor, birbirlerini kurtarıyorlar. Kurtaracaktınız, neden suçladınız? Korkacaktınız, niçin meydan okudunuz, neden ürküp sustunuz?

Olan halka oluyor. Halk bir oraya yöneliyor, bir buraya; iyice şaşırdı. Oy verirken, "tamam, budur" dedi, bu onun gibi çıktı. "Olmadı, şuymuş dedi", şu bunun gibi çıktı. "Hayır, oymuş" dedi, o, şu ve bu gibi çıktı. Velhasıl siyasetin suyu çıktı, halkın aklı karıştı. İnsanlarımız şaşıp şaşıp baktı, bakıp bakıp baka kaldı. O yüzden, "mevcutlarla bu iş olmuyor" diyenlerin sayısı arttı. Mevcutlarla olmuyorsa, bu iş boşluk kaldırmaz, siyasette boşluk olmaz, birileri mutlaka o boşluğu doldurur. Gözler yeni oluşumlarda.

Yeni oluşum denince de akla bir isim geliyor, Sayın İlhan Kesici.

Efendim, hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Sağ olunuz; hoş bulduk.

İSMET SOLAK- Kesici, aylardır, hatta yıllardır dur durak bilmeden çalışıyor; toplantılara katılıyor, toplantılar düzenliyor, başka toplantılara gidiyor, konuşuyor, yeni oluşumun programını anlatıyor.

Yaşı da çok genç, 1948 Zara doğumlu, Sivaslı.

Yabancı dil biliyor, ODTÜ mezunu ve endüstri mühendisi. Ekonomik kalkınma ve alt yapı projeleriyle kamu yüksek yöneticiliğinde sertifikaları var. Alışılmışın dışında genç bir teknokrat. Yıllarca Devlet Plânlama Teşkilâtında en üst görevlerde bulundu, DPT Müsteşarlığına kadar yükseldi. 20. dönemde de Bursa Milletvekili seçildi. Siyasetin uzun bir maraton olduğunu iyi biliyor.

Şimdi o, yurdu dolaşıyor, Ankara'da önemli bir kadro ile birlikte durmadan çalışıyor, yeni projeler üretiyor. Yeni oluşum kolay oluşmuyor.

Evet Sayın Kesici, yeni oluşum şu anda nasıl oluşuyor veya oluşum oluşuyor mu? Buyurun, söz sizin.

İLHAN KESİCİ- Evet, çok teşekkür ediyorum.

Şimdi ben, sizin de ifade ettiğiniz gibi, Türkiye'nin dertleriyle dertliyim, bunları da elimizden geldiği kadar anlatmaya çalışıyoruz.

Burada üç tane özelliğim var benim.

Bir; Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığı sizin de ifade ettiğiniz gibi yapmış bir insanım.

İki; bir dönem, Cenabı Allah sadece 3 yıllığına bir milletvekilliği nasip etti, sonra da hemen elimizden aldı.

İSMET SOLAK- Daha gençsiniz.

İLHAN KESİCİ- Evet, bir dönem milletvekilliğim var, iki.

Üç, benim ailemin aşağı yukarı tamamı Sivas'ta yaşıyor, bir tek Sivas'ın dışında olan ben varım.

Annem-babam 80 yaşlarına yakın hâldeler, babam hâlâ dükkân açıyor sabah saat 6,5'ta.

İSMET SOLAK- Esnaf yani.

İLHAN KESİCİ- Esnaf, evet.

Ağabeyim, kız kardeşlerim, bunların içerisinde banka memuru olanı var, bunların içerisinde eczacı olanları var. Benim yeğenlerim var; iki tanesi polis memuru, bir tanesi ilkokul öğretmeni, iki tanesi ortaokul öğretmeni.

İSMET SOLAK- Tam bir Türk ailesi.

İLHAN KESİCİ- Evet. Ablamlar ilkokul öğretmenliğinden emekli vesaire.

Şimdi böyle olunca, bu üç özelliğim dolayısıyla da, Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığı dolayısıyla Türk ekonomisinin bütününü ve dünyayı yakından takip etmeye hâlâ çalışıyorum; işim bu.

Bir dönem milletvekilliğimiz dolayısıyla siyasetteki gelişmeleri çok yakından takip etmek durumundayım.

Üçüncüsü de, ailem bütünüyle bir orta sınıf ailesidir. Yani, içinde polisinden memuruna kadar...

İSMET SOLAK- Öğretmeninden esnafına kadar.

İLHAN KESİCİ- Tarımla ilgilenen, amcamın bir tanesi de tarımla ilgilenir, dayımlarım da öyle.

Böyle olunca, Türkiye'nin içinde yaşadığı bütün problemleri aynı zamanda bizim ailemiz bünyesinde yaşar.

İSMET SOLAK- Bir şey sormak isterim. Babamız arada, "Oğlum, siftah yapamıyoruz", emekli ablanız, "bu memur emekli maaşıyla geçinemiy oruz" falan diye haber gönderiyor mu?

İLHAN KESİCİ- Efendim, bunlar çok tabiî. Şimdi daha da meselâ akraba...

İSMET SOLAK- Bu çok önemli bir şey çünkü.

İLHAN KESİCİ- İsim vermek doğru değil ama, yakın akrabalarımdan bir tanesi, yani demin saydığım insanlardan bir tanesi, meselâ hacze uğradı. Bayındırlık Bakanlığına iş yapıyor, küçük işlerdir bunlar, ilkokul ihaleleridir, köprü ihaleleridir vesaire. Ama, Bayındırlık Bakanlığıyla aralarında çeşitli sebeplerden dolayı bir şey var, istihkakını alamıyor, a şağı yukarı 1,5 yıldır alamıyor. Rakam büyük rakam değil, yani...

İSMET SOLAK- Borcunu ödeyemiyor.

İLHAN KESİCİ- 50 milyar, 60 milyar civarında filandır ama; orada biraz da belki yanlışlık filan olabilir, evine haciz geliyor. Yani, bütün bunlar bu devletin iyi idare edilmemesinden kaynaklanan bir şey. O yüzden, ben bütün bunları hem ailevî mesele olarak da çok yakından takip ediyorum.

İSMET SOLAK- Bakın şimdi, başka bir konuya gelelim.

Bir yıl öne yapılan seçimden sonra "siyasî istikrar yakalandı" deniyor, şimdi de "ekonomik istikrar sağlandı" deniyor. Bu istikrar var mı? Bu anlattıklarınızla çelişiyor çünkü.

İLHAN KESİCİ- İsmet Bey, evet, çelişir.

Bu istikrarı ben görmüyorum, yani çok samimî hislerle ifade ediyorum, böyle bir istikrar filan görünmüyor. Eğer istikrardan murat, sadece 276 oyun üstünde bir hükûmet sayısıysa Parlâmentoda, o var.

İSMET SOLAK- Yok yok, benim kastım öteki, demin bahsettiğiniz olay.

İLHAN KESİCİ- Öbürü yok. Şundan dolayı yok: Şimdi siz Tekirdağlısınız...

İSMET SOLAK- Kırklareliliyim.

İLHAN KESİCİ- Kırklarelilisiniz, ben de...

İSMET SOLAK- Benim babam da çiftçi hâlâ.

İLHAN KESİCİ- Evet.

Daha doğrusu şöyle başlarsak, meselâ son 5 haftada, yani son 1,5 ayda yaptığım işler şunlar: Kocaeli Üniversitesine gittim, orada bir konferans verdim, konuştum.

Arkadan ertesi hafta Trabzon Teknik Üniversitesine gittik, Karadeniz Teknik Üniversitesine, Trabzon'da iki gün kaldım.

Arkadan Antalya'ya gittim, Antalya'da 3 gün kaldık. Antalya Ticaret Odası, Antalya Sanayici İşadamları Derneği, Antalya Ziraat Odası, Esnaf Odası vesaire.

Ondan sonra İzmir'e gittim; İzmir Sanayici İşadamları Derneği ve yine Ticaret Odası, Sanayi Odası, Ziraat Odası vesaire.

Şimdi buralarda bizim gördüğümüz manzara, gazetelerde ve televizyonlarda gördüğümüz manzaradan çok farklı. İki tane Türkiye oluşmuş gibi görüyorum ben.

Birinci Türkiye, bu televizyonlarda ve gazetelerde gördüğümüz Türkiye'dir, daha çok televizyonlarda gördüğümüz Türkiye'dir. O Türkiye Türkiye'nin çok küçük bir bölümünü if ade ediyor. Var yani, o var. Bir 5 milyon nüfuslu, nüfusun yüzde 10'una tekabül edecek bir Türkiye var.

Bir de, en son geçen hafta sizin memleketinizde, Trakya'da yapılan çiftçi mitingi var, tarım mitingi.

İSMET SOLAK- Evet, biliyorum.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu iki Türkiye'nin birbiriyle en vahim bölümü şu, beni üzen bölümü şu: Bazen bu "diyalog, uzlaşma" çok iyi lâflardır, sihirli kelimelerdir, bunun olması lâzım. Türk-Yunan diyaloğu çok iyidir, Türk-Yunan uzlaşması çok iyidir, yani bu olsun, tamam da; ama Türk hükûmetiyle çiftçinin diyaloğu yok, yani esnafla hükûmetin diyaloğu yok, siyasî partilerin diyaloğu yok, tüccarla siyasî partilerin, hükûmetlerin diyaloğu yok, sanki birbirini görmek istemiyorlar gibi, daha doğrusu, siyaset ve hükûmet öbürlerini g örmekten hazetmiyormuş gibi görünüyor.

İSMET SOLAK- İşçilerle de yok, memurlarla da yok, emeklilerle de yok.

İLHAN KESİCİ- Tabiî, işçilerle de yok. Yani, her gün bir memur yürüyüşü var. Bunun tamamında haksız olabilirler memurlar ama, hiçbir tanesinde haklı olmaz olurlar mı yani? Bir kulak verilmesi icap etmez mi? Eder.

Şimdi benim dikkatimi şey çekti; yani sizin de dikkatinizi çekmiştir, siz çok dikkatli bir gazetecisiniz...

İSMET SOLAK- Çok teşekkür ederim.

İLHAN KESİCİ- Trakya mitinginin büyüklüğüyle ilgili tartışma çıktı Türkiye'de. Ya, büyük olsa ne olacak, küçük olsa ne olacak?

İSMET SOLAK- O ses önemli orada.

İLHAN KESİCİ- Evet. Şimdi oraya giderken, bana meselâ, yani Türkiye'nin bütün ziraat odası başkanları o mitinge gitmek istedi, bir kısmı Ankara'dan geçerken bana da uğradılar, ben tarımın dertlerini, ziraatin dertleri telâffuz ediyorum diye. Havza'dan; sizin Edirne'nin bir Havsa ilçesi var, bir de Samsun'un Havza, birisi s harfli, birisi z harfli. Havza ilçesi Başkanı var Hayri Be y , pala bıyık, böyle bıyıklarından adam asılır neredeyse. Şimdi feryat figan, oradaki, Tekirdağ'daki mitinge de katıldı.

Şimdi tartışma, bir televizyon programında gördüm, Tekirdağ Ziraat Odası Başkanı olan arkadaşımız dedi ki, "Bu meydan 15 bin metre karedir, bir metre kareye ortalama 3 kişi düşer, 45 bin adam eder, bir metre kareden." Şimdi başkaları da diyor ki, "Efendim, Tekirdağ'da çiftçi mitingi yaptılar ama, sönük geçti." Yani, olur mu öyle şey?

İSMET SOLAK- Olur mu efendim? Onu ben biliyorum, alanı biliyorum. Ve o alanda DYP Genel Başkanı Çiller'in bitmek üzereyken mitingini seyrettim, DYP Trakya'dan, Tekirdağ'dan milletvekili çıkarıyor diye yazdım.

İLHAN KESİCİ- Evet. Yani, netice itibariyle şimdi bu diyalogsuzdur. Yunanistan diyaloğuna çok önem verelim, verelim; Danimarka diyaloğuna çok önem verelim, verelim; Rusya'ya verelim, verelim. Ama ondan evvel de şu Türkçe çiftçisiyle bir diyaloğa girelim, yani değil mi? Meselâ, Tekirdağ'daki çiftçi mitinginde Başbakan yok, bakanlardan kimse yok, yani Hükûmet üyelerinden kimse yok, siyasî partilerden de kimse yok. Yani, o zaman nerede kalacak bu diyalog?

İSMET SOLAK- Ama İlhan Bey, o konuda yazı yazan bir veya iki gazeteciyiz, o konuda yazı yazan yok.

İLHAN KESİCİ- Evet, öylesiniz, siz yazdınız, bazı isimler de verdiniz...

İSMET SOLAK- Evet.

İLHAN KESİCİ- Allah da razı olsun.

İSMET SOLAK- Sağ olun.

İLHAN KESİCİ- Çiftçiler de, köylüler de bundan memnun oldu.

Şimdi bu kitle şu demek: Yani, siz daha iyi biliyorsunuz da, şimdi Trakya'da, ben biraz önce saydım; Antalya Türkiye'nin en zengin bölgesi, tarımı da en zengin, turizmi de en zengin. Ege, İzmir Ziraat Odası, tarımı da en zengin, envai tür tarımı falan da var. Buna rağmen feryat figan içindeler, seslerini anlatacakları yer yok diye üzülü y orlar. Bu hâldeyiz yani. Şimdi Türkçede bizim oralarda, "var hesap eyleyin, bundan pay biçin" diye deyimler vardır.

İSMET SOLAK- Gerisini siz düşünün.

İLHAN KESİCİ- Şimdi gerisi, Orta Anadolu, Erzurum'dan itibaren alın, hayvancılığı da alırsanız Kars'tan itibaren, Kars, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri, Tokat, Yozgat, Çankırı, Çorum, Nevşehir, Kırşehir, Konya, Afyon, Kütahya, hatta Isparta'ya kadar gidin, bu bölgenin canı iki tane; bir buğday, iki, yarısında pancar. Şimdi buradaki verim, Trakya'da dön ü m başına 500 kilo, 600 kilo alınabilir ve başka ürünler de olabilir...

İSMET SOLAK- Ayçiçeğinde 300-400 kilo alınıyor.

İLHAN KESİCİ- Evet.

Şimdi bu bölgede buğday, sadece en önemli unsur, 180 kiloyla 250 kilo arasında. Bir de bunun fiyatını tartışırsanız, bir de buradaki çiftçilerin, yani "ne lüzumu var böyle mitingler falan yapıyor" demeye getirirseniz, bir de üstüne üstlük, "Ya, zaten yaptınız da ne oldu, 4 kişiydiniz, 5 kişiydiniz" falan derseniz bu Türkiye iki Türkiye'dir, iki kutuplu.

Şimdi biz bazen entelektüel, aydın insanlar, "Ya, dünya tek kutba indi, iki kutuplu dünyaydı, ay ne güzel oldu, bir kutba indi" falan diye seviniriz. Doğrudur, sevinelim, ama Türkiye iki kutuplu bir Türkiye hâline gelmeye başladı. Bundan çok ciddî bir şekilde endişe etmek lâzım.

İSMET SOLAK- O zaman bıçak sırtı demektir o.

İLHAN KESİCİ- Bıçak sırtında.

Şimdi bir de, siz niye iki tane gazeteci sadece yazdınız? Muhtemelen şundan, daha doğrusu ben kendimde de görüyorum: Çiftçi sorunlarını konuşmak, işçi meselelerini konuşmak, memur meselelerini konuşmak, küçük esnafın, küçük imalâtçının, KOBİ'nin meselelerini konuşmak, öğretmenlerin, polislerin maaşlarını, ücretlerini konuşmak neredeyse demode oldu Türk entelektüel hayatında. Yani aydınlar arasında, okumuşlar ara s ında, yöneticiler, siyasetçiler arasında, "Ya, çiftçinin dertleri var, köylünün dertleri var, esnafın dertleri var, öğretmenlerin derdi var" filan dediğinizde, sanki böyle küçümsenir gibi bir eda var.

İSMET SOLAK- Çünkü, İstanbul'da da Dedikodulu Meyhane var, bilmem ne meyhane var, orası öne geçti.

İLHAN KESİCİ- Evet, bu demode oldu. Bu yanlıştır İsmet Bey, böyle bir şey olmaz. Şimdi bu deminki saydığımız, adına köy... Bizim günlük hayatımızda, siz memleketinize gidip geldiğiniz için biliyorsunuz...

İSMET SOLAK- Yine gideceğim bir ay sonra.

İLHAN KESİCİ- Evet.

Adına köy denilen yerleşim birimlerinde Türkiye'de 25 milyon insan oturuyor. Gazeteci arkadaşlarımızın, televizyoncu arkadaşlarımızın köy kökenli olmayanları var ise, bunların hiçbirini günlük hayatlarında görmüyorlar, yani yok varsayılıyor.

İSMET SOLAK- Orak nedir, demet nedir, harman nedir bilmiyorlar değil mi?

İLHAN KESİCİ- Evet. Gözden ırak olan gönülden ırak olur gibi bir şeydir. Bunların sendikası yok, bunların sözcüsü yok, bunların avukatı yok...

İSMET SOLAK- Sosyal güvencesi yok.

İLHAN KESİCİ- Sosyal güvencesi yok. Kız gelin edecek, oğlan everecek, çoluk çocuk okutacak, üstüne başına bir şeyler alacak; bütün bunlar işte bu buğday dediğimiz şeyle ilgili veya gelişmiş bölgelerde de öbür ayçiçeği, mısır, tütün, pancar vesaire bununla ilgili. Siz burada "dünya fiyatı böyle icap ettiriyor" filan derseniz, o zamanda meselâ adam da dese ki, "tamam, dünya fiyatlarını kabul edelim buğdayda, ama Türk siyasetinde de dünya standartları olsu n" derse ne olacak?

Dünya standardı ne demek Türk siyasetinde?

Alman Başbakanı Helmut Kohl, cebine 1 lira para koymuş değil, Bismark'tan bu yana son 150 yılın en başarılı Alman Başbakanı kabul ediliyor. En son seçime girdi, aldığı oy yüzde 38,5. Bundan bir evvel aldığı oy yüzde 40 idi, dedi ki, "Ben partimin bu oyunu yüzde 1,5 düşürdüm, 40'tan 38,5'a, hadi bana eyvallah arkadaş, benden sonra gelsin birisi bu bayrağı taşısın." Dünya standardı da bu. Eğer Türk siyasetinde dünya standardını yaparsanız, Tür k köylüsüne de dünya standardını yahut Türk çiftçisine de dünya standardını koyun.

İSMET SOLAK- Ben şimdi merak ediyorum; İlhan Kesici niye Meclis dışında kaldı? İlhan Kesici fincancı katırlarını o sırada ürkütmüş. Böyle şeyler örnek gösterilir mi İlhan Bey? Bugünkü bizim yapımıza, siyasî yelpazemize, liderlik yapısına aykırı. Çok değişik konuşuyorsunuz ve gündemi değişik yapmışsınız.

İLHAN KESİCİ- Evet.

İSMET SOLAK- Bakın, aldınız gittiniz, ben de sustum; çünkü çok güzel şeyler, benim bayıldığım konul ara temas ettiniz.

Siz 1992'de sanıyorum Devlet Plânlama Müsteşarıyken istikrar uyarısı yapan bir bürokrattınız. İstikrar o sıradan buraya geldi mi?

İLHAN KESİCİ- Evet, şimdi tabiî 1992 yılında da biraz daha alınabilecek tedbirler filan vardı ama...

İSMET SOLAK- Kısa kısa geçelim.

İLHAN KESİCİ- Evet, kısa kısa geçelim.

Ondan sonra şu oldu İsmet Bey: İki tane Türk ekonomisine, böyle davul çalar gibi, çan çalar gibi, en görmeyen gözlerin bile görmesi gereken iki tane şey oldu. Birisi, 1994 yılında ekonomi yüzde 6.1 küçüldü, bir de 1999 yılında yüzde 6.4 küçüldü. Millî gelir küçülmesi bu.

Bu ne demek? Yani, Türkiye 800 bin kilometre kareyse, yüzde 6'sını kaldırıp atıyorsunuz demek bir anlamda. Bu küçülme, ekonomistlerin tüylerini diken diken eden şeydir, devlet adamlarının da etmesi lâzımdır. Hepimizin, dünyada en çok korktuğun şey ne desen, ben Cenabı Allahın büyük kıyameti var, ona büyük kıyamet diyelim, ekonomide de küçük kıyamet ekonominin büyümemesidir, daralmasıdır, küçülmesidir. Türkiye bu iş i çok bilmezdi, yani Türkiye'de ekonomi çok küçülmezdi. Bir tek küçülme rakamı 1940, Cumhuriyet tarihinin içerisinde İkinci Dünya Harbinin başlangıç yılı; sıkıyorsun, boğuyorsun filan...

İSMET SOLAK- Savaş hazırlığı yani.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Genellikle sağdaki politikacılar İsmet Paşanın hakkını yeteri kadar vermezler, bu yanlıştır. Yani İsmet Paşanın hakkını İsmet Paşaya vermek lâzımdır.

İSMET SOLAK- Bayar'ın hakkını Bayar'a vermek, Menderes'in hakkını Menderes'e vermek gibi.

İLHAN KESİCİ- Evet, vermek lâzımdır.

1940'da bir tane ekonomik daralma var, küçülme, ta 1994 yılına kadar hiç yok. 54 senede bir olmuş bu. 79'da çok arizî bir şey var, yüzde yarım. Ama 1994, yani arada 55 sene sonra bir kere olmuş. Ama, 1994'ten sonra 5 sene geçti, bir daha oldu. Bundan sonra, Allah korusun, yani icap eden tedbirler alınmazsa her iki senede bir olur. Yani bir sene ufak tefek büyür, ertesi sene bir daha küçülür, bir sene ufak tefek büyür, ertesi sene bir daha küçülür. Bu, ülkeler için felâkettir.

İSMET SOLAK- Lider ülke yerine Bangladeş.

İLHAN KESİCİ- Elbette.

Yani, şimdi efendim kimse, biz bazen şu niye böyle oluyor, bu niye böyle oluyor diye, kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Bu dünya böyle bir dünya, herkes kendi işini kendi görecek, kendi formülasy onunu kendi bulacak.

Ben bazen öyle diyorum; yani, şimdi seyircilerimizin de aklına gelir, herkesin gönlünde bir aslan yatar İsmet Bey, sizin de...

İSMET SOLAK- Yatması lâzım.

İLHAN KESİCİ- Evet, yatması lâzım, sizin de gönlünüzde bir aslan yatar.

İSMET SOLAK- Tabiî.

İLHAN KESİCİ- Benim de gönlümde bir aslan yatar. Benim gönlümde yatan aslan şudur: Yani, bunu da biraz şeyden kopya çektim daha doğrusu, 1905 yılında Amerikalıların bir tane cumhurbaşkanı adayları var, Teodor Rosevelt.

İSMET SOLAK- Evet.

İLHAN KESİCİ- Amerikalıların iki tane Rosevelt'leri var; biri İkinci Dünya Harbi sırasında, birisi 1905'te. Adamın seçim afişini gördüm, bayıldım. Yani diyor ki, İngilizce söylersek daha iyi ama, bağışlayın, Türkçesini söyleyeyim; içte, yurtta, yani bizim Atatürk'ün, "Yurtta sulh, cihanda sulh"una benzeyen bir lâf: "Yurtta refah ve zenginlik, cihanda prestij ve itibar isterim Amerika için" diyor. Benim de gönlümde yatan aslan budur. kendi yurdumda refah ve zenginlik isterim, dışarıda güçlü, kudretl i bir Türkiye isterim.

İSMET SOLAK- Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyette de bu olmalı zaten.

İLHAN KESİCİ- Evet, bu olmalı.

Şimdi burada tartışma şuradadır: Ya, bizim yeteri kadar gücümüz, kudretimiz yok mu diyebilirler, yeteri kadar refahımız, zenginliğimiz yok mu diyebilirler; benim ona cevabım "hayır." Türkiye'nin hak ettiği kadar, Türkiye'nin imkânlarının hak ettiği kadar ne teker teker insanları zengin, ama toplum itibariyle söylüyorum, ne bir refah içerisinde, ne de dışarıda zannedildiği kadar Türkiy e 'nin itibarı var, gücü var, kudreti var. Hâlbuki Türkiye, mevcut imkânlarını iyi değerlendirmesi hâlinde hem dışarıda zıplayacak tarzda iyi bir itibara sahip olabilir, hem de içeride çok daha üstün bir refah seviyesine ulaşabilir. Ben Plânlama Müsteşarlığı; Plânlamada sadece Müsteşarlık yapmadım, uzmanlıktan, daire başkanlığı, genel müdürlük, yurt dışı ve müsteşarlık, bütün bu kademelerinde bulununca Türkiye'nin imkânlarını en iyi bilen insanlardan birisiyim. Şimdi o zaman kahrolur insan. Yani az bilirseni z az kahrolursunuz, çok bilirseniz çok kahrolursunuz.

İSMET SOLAK- Şimdi kahrolmayın, bir reklâm arası verelim, devam edelim sohbetimize.

Değerli izleyenler, bir reklâm arası.

(Reklâm Arası)

İSMET SOLAK- Değerli izleyenler, Sayın İlhan Kesici'yle soh betimizi sürdürüyoruz.

Sayın Kesici, bu anlattıklarınız çok çarpıcı. Bütün illeri geziyorsunuz, ilçeleri dolaşıyorsunuz, bunları mı anlatıyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Evet. Yani, iki tür şey yapıyorum.

Bir, tabiî biz bunları okuyoruz, bu işi bilen arkadaşlarla değerlendiriyoruz.

Ondan sonra ben İstanbul'da, yani son 7-8 aydır bu işi yapıyorum, İstanbul'da tabiî aydınların yaptıkları paneller, toplantılar oluyordu, oralarda anlatmaya başladım.

Sonra, büyük sanayicilere ben, "Aman, dünyada bunlar oluyor , aman Türkiye'de şunların yapılması lâzım" filan diye anlattım.

Sonra da, yani biz burada görüyoruz ama, Anadolu nasıl görüyor; bir.

İki; içinde bulunduğu durumu raporlardan ben okuyabiliyorum. Yani, matematik sadece ders kitaplarında okutulan bir şey filan değil, oradan bir mertebe tayin ediyorsunuz. Yani, gelir dağılımı bu dediğiniz zaman, buğday fiyat bu dediğiniz zaman, bilmem ne bu dediğiniz zaman gözünüzün önüne getiriyorsunuz; ama bir de somut olarak görmek lâzım bunu.

Ondan sonra üniversitele re, yani biz teorinin dışında da baktığımızda bunu görüyoruz ama, üniversiteler teorisiyle daha çok ilgili; ekonomi profesörleri var, doçentleri var, öğrencileri filan var. Ondan sonra üniversitelerle yapmaya başladım. Baktım ki bunlar da bizim gibi bu şe y leri filan görüyorlar, ama seslerini yeteri kadar duyuramıyorlar.

Üniversitelerden sonra, onun yanına ticaret ve sanayi odalarıyla esnaf odalarını ve ziraat odalarını kattım. Bir kere gördüğümüz manzara herkesin tüylerini diken diken edecek bir manzaradır. Fukaralık kol geziyor, çok ileri boyutlara gidiyor. Yani bunu ne siyaset için...

İSMET SOLAK- İleri boyut açlık demek.

İLHAN KESİCİ- Evet.

Ondan sonra, bu iki Türkiye benim canımı çok sıkmaya başladı. Yani, biz İstanbul'da, Ankara'da özellikle; yani bu birinci Türkiye, 5 milyon, yani onlara bir şey demiyorum, onların varlıklarına bir şey demiyorum ama, bu kısmı, şunu hissetim ki, köylü meselesi, memur meselesi, öğretmen meselesi, işçi meselesini anlattığımızda rahatsız oluyor insanlar. "Aa, aman b e n pembe bir Türkiye görüyorum ve bu pembe Türkiye'ye zarar gelmesin" filan, "Aman, bir de bunlar varmış, bununla karşılaşmayayım" filan diye rahatsız olduklarını gördüm. Benim çok canım sıkıldı o işe, yani siz de bir bakın. Yani, demin demode dememin sebe b i o. Yani, sorun dinlemek istemiyor bir kısmı Türkiye'nin; bu olmaz. Bu Bakanlar Kurulunun yarısından çoğu arkadaşımız, çeşitli münasebetlerle tanıdığımız insanlar. Ben bazı ilgili bakanlara filan da konularıyla ilgili ya telefon ediyorum, ya ziyaret ediy o rum, konuşuyorum, anlatıyorum filan, sorun dinlemek istemiyorlar, parlâmenterler sorun dinlemek istemiyorlar. Yani bu iyi bir resim değil.

Şimdi Kırklareli; senin memleketin.

İSMET SOLAK- Evet.

İLHAN KESİCİ- Vize ilçesi diye bir ilçe var.

İSMET SOLAK- Çok güzel, Trakya'nın başkenti.

İLHAN KESİCİ- Evet. İstanbul'un burnunun dibi, Türkiye'nin en gelişmiş yöreleri. Yani, yine var hesabıyla, buradan pay biçin için getiriyorum. Yani Doğu Anadolu'dan, Güneydoğu Anadolu'dan, Orta Anadolu'dan versek, millet diyecek ki "zaten öyle", bunu çok duyuyoruz. Bu Kırklareli Vize. İstanbul'dan git, Çekmece, Çerkezköy, Saray, Vize, buralar, yani burnunun dibinde. Orada bir lokanta var, "yarım çorba" diye bir tabir çıkmış. Ben duyduğum zaman şaşırdım, yani İsmet Bey . Lokantanın sahibinin de adını biliyorum, telefonla da konuştum kendisiyle, yerini de biliyorum...

İSMET SOLAK- Az kuru, az pilav der gibi yani.

İLHAN KESİCİ- Evet. Bu yarım çorba neyin nesi dedim. Dedi ki, "İlhan Bey, -bu Kırklareli Vize- tam çorba 400 bin lira, herkes 400 bin lirayı veremiyor, yarım çorba istiyor, -yarım porsiyon çorba- içine bolca ekmeği banıyor, onunla karnını doyuruyor."

Şimdi oraya giden bir arkadaşımız var, ben de bunu öğrendim, daha doğrusu Bülent Tanla Bey oralarda dolaşırken; sizin de yakın ahbabınız biliyorsunuz, Bülent Tanla Beyin de getirdiği, sonradan test ettim yani, açtım lokantacıyı konuştum; Hasan Bey.

Birisi yaklaşmış Bülent Tanla Beye, demiş ki, "Beyefendi, bu yarım çorbaya sadece kafanızı takmayın, ben simitçiyim, simidi de veresiye veriyorum. Burada tanıdığım insanlara simit veriyorum, haftada bir topluyorum simit parasını."

Yani, bir Türkiye var bu televizyonlarda, ben ona magazin Türkiyesi diyorum; uçtu ha, uçuyoruz ha, Avrupa Birliği girdik ha, giriyoruz ha, Avrupa Birliğinin eşindeyiz, eşiği aldık ha, atlıyoruz ha...

İSMET SOLAK- Rüzgârı yakaladık, dokunmayın.

İLHAN KESİCİ- Rüzgârı yakaladık, dokunmayın ha.

Bir bu Türkiye var. Bir de, Türkiye'nin en gelişmiş tarım, sanayi, Çerkezköyü'ün burnunun dibi yani bu. Çerkezköy dediğiniz yer de Türkiye'nin can damarı...

İSMET SOLAK- Vize'de de fabrikalar var.

İLHAN KESİCİ- Evet, Vize'de de var. O ilçede de yarım çorba ve veresiye simit var. Bu ikisini birbiriyle anlaşır hâle getirmezsek, birbiriyle konuşur h âle getirmez isek, bir diyalog hâline getirmezsek bu Türkiye'den, yani evet...

İSMET SOLAK- Önemli bir yer yakalamışsınız, Türk halkının âdeta yüreğini elinize geçirmişsiniz. Buralara giderken tek mi gidiyorsunuz, arkadaşlarınızla mı geziyorsunuz? Ve bu arkadaş ekibiniz kim sizin?

İLHAN KESİCİ- Şimdi tabiî bu iş bir... Bizim ata sözlerimizi ben severim. "Bir çiçekle bahar olmaz, bir gülle yaz gelmez" filan denir. Bu, kadronun önemini, havanın iklimini filan da çok iyi anlatan bir sözdür. Kimse bir kişi olarak bir şey yapamaz. Yani futbolda, dünyanın en iyi futbolcusu kendi yarı sahasından topu alıp öbür kaleye gidip gol atamaz. Burada paslar lâzımdır, paslaşmalar lâzımdır, birbirinin dilini bilen, birbirinin üslûbunu bilen bir insanlar topluluğu lâzım. B una biz siyasette, ekonomide kadro diyoruz. Çok iyi bir kadronun olması lâzım.

Fakat bu kadronun bir özelliği de şu: Bir şöhretler karması aranıyor. Yani, ben şimdi Beşiktaşlıyım. Galatasaray Türkiye'yi sevinçten sevince boğdu, Allah razı olsun. Bir de, Türkiye'nin en güzide kulüplerinden bir tanesi de Fenerbahçe. Hâlbuki bu Fenerbahçenin yaptığı yanlış şu; Fenerbahçeli dinleyicilerimiz hem bana hak verirler, hem üzülmezler, onları üzmek için de söylemiyorum tabiî kat'iyen: 20 senedir hangi takımda yeşer e n bir adam varsa, dünyanın parasını vererek Fenerbahçe onu alır Fenerbahçeye getirir, böyle bir şöhretler karması kurar, tövbe iyi sonuç alamaz. Bu sene de aldı; teker teker baksan, belki Beşiktaşlı, belki Galatasaraylı futbolculardan daha şöhretli futbol c ular Fenerbahçenin futbolcuları. Ama birinciyle Fenerbahçenin arasıdaki puan farkı ciddî.

İSMET SOLAK- Bu sene düzelteceğiz, ben Fenerbahçeliyim, bu sene düzelteceğiz.

İLHAN KESİCİ- İnşallah.

Şimdi bunu şunun için söylüyorum: Diyorum ki, şöhretler karmasıyla olmaz. Bizim bu kadro Anadolu'dur. Yani ne olacak, bu Anadolu dediğin ne? Dünyanın her tarafında, Amerikan cumhurbaşkanları dahil, dünyanın her tarafında orta sınıftan çıkan insanlar. Bunlar hem alt sınıfın müşkülünü görürler, hem kendi yaşadığı s ıkıntıları görürler, hem de üst sınıfın içerisinde yaşadığı hâli görürler. Mekteplerde filan en başarılı öğrenciler, en çalışkan öğrenciler, kamu bürokrasinde de öyle, ticaret ve sanayi, gazetecilik dünyasında da öyle, en çok çalışan bunlardır. Bazen önle r i kesilir, bazen yolları tıkanır, bütün bunlar olur ama, yine de bu adamlar.

Şimdi o zaman, kadro dediğiniz Anadolu kadrosu.

Anadolu'nun neresinde?

Anadolu'nun üniversitelerinde var, Anadolu'nun sanayici iş adamları derneklerinde var, ticaret ve sanayi odalarında var. Siyasetin dışına itilmiş, "Aman ha gelmesin, ekmeğimizi elimizden..." Yani siyasette siyaseti meslek hâline getirmiş insanlar var, babadan oğula, oğuldan oğula meslek hâlinde intikal ettiriyorlar, bunların ittiği insanlar var, sisteme s okmadığı insanlar var. Kadro bu, kadro böyle çıkar ortaya.

İSMET SOLAK- Ben sizin çalıştığınız, uğradığınız büroya gittim. Orada eski siyasîlerden ve teknotratlardan çok değerli benim de dostlarım var, ama çok değişik görüşte insanları toparlamışsınız.

İLHAN KESİCİ- Şimdi efendim, siyasetçi hiç olmadan olmaz. Yani siyasetin de kendi özelliği filan var, buna aşina insanlar olacak. Ama burada ölçü, milletin Türkiye ölçüsüdür, eski-yeni siyasetçiye değil. Burada ölçü, kendi sorunlarını; sizin en başlangıçta açış cümlenizi mümkün olsa da seyircilerimize bir daha arada bir yerde daha söylesek, kendi sorunlarıyla meşgul olan siyasetçiler var, bunlardan hayır gelmez. O zaman yeni kadroda bulunacak olan siyasetçiler, kendi kamburlarını taşıyacak, başkasına taşıtacak siyasetçiler kat'iyen olmamalıdır.

Bunun ölçüsü ne? Zırnık kadar, bir toplu iğne ucu kadar şaibesi olmayacak, bir lekesi olmayacak; böyle olacak. Yani dünyada devlet yönetimi demek bu demek. Bütün bir milleti, koca Türk milletini yönetmeye talip insanların en ufak, yani az-buz değil, temizleyiciyle temizlenmiş değil, temizleyicide temizlenmiş gömlekle "bak işte temizlendi" filan denilecek hâli değil, en ufak bir lekesi olmayacak; siyasetçisi de olacak, eski siyasetçisi de olacak, ama yeni kadroları da olacak; üniversitelerinden, sanayicilerinden, KOBİ'lerinden, ziraat odalarından, esnaf odalarından, ki onlar problemlerini, hem yörelerinin problemlerini, hem Türkiye'nin kanayan yaralarını getirecek.

Öğretmen, meselâ eski bir öğretmen olmadan siyaset yapan her parti yanlış yapar. Eski bir polis olmadan içinde, siyaset yapacak olan her parti yanlış yapar. Türkiye'nin yükünü bu insanlar çekiyor, bu ve benzerleri; yani aklımıza o geldi.

İSMET SOLAK- Peki, bir şey soracağım o zaman. Şimdi saydığınız, esnaftı, sanayiciydi, tüccardı, o kesimlerde, yani bunlar esas politika yapıyor; onunla diyaloğunuz var mı?

İLHAN KESİCİ- Tabiî Türkiye'de, yani Türkiye'nin dertleriyle dertlenmiş, benim bir de bu seyahatlerde gördüğüm, "Ya, acaba sadece ben mi dertleniyorum" diye canım da sıkılıyor idi. Ben gördüm ki bizim gibi, yani sizin gibi bizim gibi, memleket meseleleriyle dertli çok insanı var. Bu siyasetin dışında olan insanlar da var, siyasetin içinde de olan insanlar da var, başka arkadaşlarımız da var, herkes b i r şey arıyor. Benim aradığım şu: Yani ben şahsen, bu bir ara merkez sağ, bir ara merkez, bir ara başka şeyler filan da konuşuldu; bu 1990 öncesi dünya siyaset terminolojisiydi. 1990'dan sonra, bu soğuk harp özellikle bağlandıktan, bittikten sonra siyaset t erminolojisinde değişiklik oldu. Şimdi farklılıklar olacak, merkez sol da olacak. Liberal sosyal demokraside ben meselâ şöyle bir ortak payda görüyorum, çizmeye çalışıyorum Türkiye'de bir siyasî hareket için. Liberal sosyal demokratlardan merkez sağa kada r ki bütün şeyi kucaklayacak, bütün spektrumu kucaklayacak. Ama buralarda farklılıklar var. Bizim işimiz farklılıklar derinleştirmek değil. Farklılıkların, bütün farklılıkların asgarî müştereklerini bulup onları ortak bir hedefe yönlendirmek, tevcih etmek. B öylece bir şey yapılabilir. Yoksa, elbette İsmet Bey benden farklı olacak, elbette Ahmet Bey bizden farklı olacak. Bir yığın farklı yetişme usulümüz var. Ama, öbür ortak noktalarımızı bulacağız, bunu aynı hedefe yönlendireceğiz.

İSMET SOLAK- Şimdi bir başka konuya gelmek istiyorum.

14 Haziran 2000, sevgili Şakir Süter yazıyor Akşam gazetesinde, "yeni oluşuma devam", sizinle ilgili. Orada bir çarpıcı cümle var. Önce oradan okuyayım, sorumu sorayım.

"İlhan Kesici'nin adı yeni oluşumda öne çıkarılıyor. Kesici, Demirel'in ne yapacağını görmeden harekete geçmez." Soruyorum, geçer mi?

İLHAN KESİCİ- Efendim, birbirinden bağımsız şeyler.

İSMET SOLAK- Bağımsız değil bu aslında, çok bağımlı. Neden şey ediyorum; siz sonunda Demirel ailesindensiniz.

İLHAN KESİCİ- Evet.

İSMET SOLAK- Ama, Demirel'e de hem kafa, hem yürekle bağlısınız.

İLHAN KESİCİ- Evet.

İSMET SOLAK- Şimdi yeni oluşumda Demirel'in ne yapacağını da beklemek zorundasınız, değil mi?

İLHAN KESİCİ- Şurada güzel bir düzeltme yapayım izin verirseniz, siz söylediniz. Ben Demirel ailesine ait değilim.

İSMET SOLAK- Değilsiniz ama, o ailedensiniz.

İLHAN KESİCİ- Ben, Kesici ailesine aitim.

İSMET SOLAK- Tabiî tabiî.

İLHAN KESİCİ- Canım anam babam işte Sivas'talar, kavmimiz, hısımımız, eşimiz, dostumuz onlar Sivas'talar daha çok. Biz Kesici ailesiyiz, orta sınıftan bir aileyiz. Demirel ailesinden bir fertle evlendik, Cenabı Allah öyle nasip etti.

İSMET SOLAK- Allah mutlu etsin, çok da güzel bir evlâdınız var.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Benim evliliğim 1994 yılıdır, İlhan Kesici'nin oluşumunun tamamı 1994 yılına kadardır. Yani ortaokullar, liseler, Orta Doğu Teknik Üniversiteleri, Plânlama Müsteşarlığı uzmanlığı, daire başkanlığı, bütün bunların tamamı evlilik öncesidir.

Şimdi bakın, ben kendimi tabiî Demirel ailesinin bir ferdi saymam, Kesici ailesiyiz yani netice itibariyle. Ama, ben Süleyman Beyin yakını sayarım kendimi. Süleyman Bey Başbakanken ben Devlet Plânlama Müsteşarlığı yaptım, çok önemli bir görevdir. Bir başbakanın bir memura, bir b ü rokrata verebileceği en yüksek görevdir. Ayrıca, Türk siyasetindeki hizmetlerini çok takdir eden bir insanım. Bana göre, Süleyman Beyi çıkarırsanız, Cumhuriyet tarihini yazmak mümkün olmaz. Yani Cumhuriyet tarihi 78 yıl, bunun yarısında...

İSMET SOLAK- D emirel var.

İLHAN KESİCİ- İster Başbakan olarak, ister ana muhalefet, ister yasaklı bir lider olarak, ister Cumhurbaşkanı olarak Süleyman Bey var.

İSMET SOLAK- Veya Umum Müdürü olarak...

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Süleyman Beyi çıkardığınızda Cumhuriyet tarihi yazılmaz. Bunu da böyle koyarım ama, kendimi Demirel ailesinin bir ferdi olarak görmem.

İSMET SOLAK- Şimdi söyleyeyim; geçen hafta Cumartesi günüydü, ben biliyorum ki Sayın Demirel'le iki saate yakın görüştünüz, o sıcak diyaloğunuz var. Bu, anladığım kadarıyla akrabalıktan çok yürek ve kafa frekansı tutuyor.

İLHAN KESİCİ- Evet, ben tabiî Türkiye meselelerini her tarafta anlatıyorum, Türkiye'nin bu meselelerini aynı zamanda çok iyi takip eden bir Cumhurbaşkanına anlatmamam olmaz. Yani size anlatıyorum, İstanbul'da büyük sanayicilere anlatıyorum, Sayın Cumhurbaşkanına da, Sayın Demirel'e de anlattım.

İSMET SOLAK- Evet.

Şimdi yine Şakir Süter'den devam ediyorum.

Hemen ekleme yapıyor, diyor ki, "İlhan Bey, ancak halktan kesin ve net bir talep gördüğünde harekete geçer ve (sizin yazınızda sözünü ettiğiniz) heyecan dalgasını da yaratır." Böyle bir kanaat var Şakir'de. Ama diyor ki, "Demirel, eğer sonbahara doğru yeni bir partinin kuruluşuna öncülük ederse ayrıca parti kurmaya gerek duymaz." Olmazsa, Demirel ben yokum derse ne olur, yine cevap veriyor: "O zaman da en geniş ve büyük bir katılımla yola çıkma zarureti vardır."

Yeni oluşum o noktaya geldi mi?

İLHAN KESİCİ- Evet, şimdi buna Süleyman Beyce bir şey verelim, "Doğmadan doğacağa..." Süleyman Beyin çok güzel, o halkla çok beraber olduğu için halk deyimlerini çok bilir, "Doğmadan doğacağa don biçilmez." Yani, buradaki don elbise anlamındadır. Eski Türkçede, eski halk dilinde don bizim şimdiki kullandığımız anlamında değildir, elbise anlamındadır. Doğmadan doğacağa don biçilmez demek, elbise dikilmez. O yüzden, bütün bunları zaman belirler.

İSMET SOLAK- Evet.

Şimdi isterseniz, çok kısa bir süremiz kaldı programda, yeni oluşumun şu an bulunduğu yer ve varmak istediği yeri sorayım size: Nereye koşuyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Efendim biz, netice itibariyle bu Türkiye'nin iyi yönetilmediği kanaatinde olan insanlar, ben bu konferanslar münasebetiyle daha çok siyasîlerle beraber olmuyorum; yani gittiğim yer...

İSMET SOLAK- Halkla oluyorsunuz, daha ö nemli.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Gittiğim yer üniversite, üniversitenin hocaları, oranın kantini, yemekhanesi, öğrencileri, ticaret odası, ziraat odası, esnaf odası vesaire, bütün bunlar, sonra da halk. Herhangi bir kahvede oturuyoruz, çay bahçesinde oturuyoruz, duyan geliyor, "selâmın aleyküm, aleyküm selâm", "ne var ne yok" falan, biz onlara soruyoruz, onlar bize soruyorlar filan. Siyasîlerin dünyasıyla Türkiye'de, yani siz daha çok yaşıyorsunuz bunu, halkın dünyası genellikle birbirinden çok farklı. Hâlbuk i bunun birbiriyle örtüşür, birbirini tamamlar olmuş olması lâzımdır. Şimdi o bakımdan, siyasîlerle konuşulursa, hemen bir kısmı der ki "kat'iyen parti kurmaya gerek yoktur", bir kısmı der ki, "aman, tam parti kurulacak zamandır" falan, hâlbuki bu işin ası l karar mercii halktır, halka bakacaksınız. Burada da halkta toprak değimleri var, yani günlük hayatının deyimleri daha çok toprakla ilgilidir. Meselâ "demir tavında gerek" diye bir lâf vardır ama, onun aslı, bir de toprağın tava gelmesi lâfı vardır, yani toprak tava gelecek...

İSMET SOLAK- Ki sürülebilsin.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Toprak tava gelmeden ekerseniz yanar, o öyle tabir edilir yani, tohum yanar. Yandı, gitti, hiç ne kendine hayrı var, ne ekene hayrı var, ne biçecek olana hayrı var. Bu yüzden tavı görmek lâzımdır.

İSMET SOLAK- Gördünüz mü?

İLHAN KESİCİ- Evet, ben tava geliyor olduğu kanaatindeyim. Sebebi de, mevcut Türk siyaseti sorun çözemiyor.

İSMET SOLAK- Ha, bir şey soracağım o zaman. Siz bir demecinizde bir saray örneği veriyorsunuz ve o saray örneğinin Mecliste başka türlü yaşandığını söylüyorsunuz; onu açıklar mısınız burada?

İLHAN KESİCİ- Bu sarayla ilgili benim iki tane şikâyetim var. Meselâ saray yeri, Osmanlı için söylenmişti, Avrupa krallıklarının tamamında da vardır; "Saray yerinde fitne kılıçtan keskindir" diye.

İSMET SOLAK- Entrika.

İLHAN KESİCİ- Evet fitne, entrika gâvurcası, fitne bizim dilimiz.

İSMET SOLAK- Evet.

İLHAN KESİCİ- Saray yerinde fitne kılıçtan keskin oluyor, kılıcın uçuramadığı kelleleri fitne uçurur. Bir buna dikkat çekerim.

İkincisi de, tabiî parlâmento, netice itibarıyla bu biraz siyasî partiler mevzuatı ve seçim kanununa filan giriyor, yani doğrudan olmadığı için hiçbir şey. Şimdi ben bir benzetme yaptım, ben üzüldüm sonra, ya bu sert oldu galiba filan dedim Antalya'daki bir konferansımda, fakat beraber olduğumuz arkadaşlar bayıldılar benzetmeye.

İSMET SOLAK- Tufan Türenç'te okuduğumuz şey mi?

İLHAN KESİCİ- Evet, Tufan Bey de vardı. Ben yine de üzüldüğüm için, o kadar sert olmasın diye.

Efendim, şimdi bizim seçim sistemimiz, yani epeyi zamandan beri böyle de, meselâ Şam'da diktatörler... Hiç seçim yok değil ki diktatör ülkelerde.

İSMET SOLAK- Seçim yapılıyor güya.

İLHAN KESİCİ- Şam'da meselâ Hafız Esad Şam halkının önüne bir liste veriyor, diyor ki, "Ey Şam halkı, ey Şamlılar, ben senin için, seni temsil etmek üzere parlâmentoda şu isimlerin seni çok iyi temsil edeceğine inanıyorum, sen de lütfen seçiver" diyor, seçiyorlar.

Şimdi, biz bir biçimde günlük hayatımız içinde her gün yaşadığımız için fark etmeyebiliriz ama, bizim siyasî partilerimiz ne yapıyorlar? Aşağı yukarı aynısını yapıyorlar, ufak tefek değişiklikler olmakla beraber. Ama özellikle merkez sağdaki partiler için, başka partileri töhmet altında bırakmak doğru değil ama, Anavatan P artisi ve Doğru Yol Partisi, yarım yamalak ön seçim yaptılar, hiçbirini kaale almadılar. Doğru Yol Partisinde 40 ilde ön seçimde birinci olan insanları listelerin hiçbir yerine koymadılar, Anavatan Partisinde de benzer durumlar filan oldu.

Onlar ne diyor şimdi, Anavatan Partisi ve Doğur Yol Partisi? Ey Edirneli vatandaşlarım, ey Sivaslı vatandaşlarım, ey Ankaralı, ey İstanbullu vatandaşlarım, sizi çok severiz. Bak, senin için ben o kadar güzel bir milletvekili listesi hazırladım ki bayılacaksın, al, lütf e n ne olur bunları seç diyor, gönderiyor. Ne farkı kaldı? Bunun demokrasiyle filan alâkası yok. Eski; eski olabilir.

Şimdi bizim kullandığımız demokrasinin adına temsilî demokrasi deniyor; hâlbuki yeni dünyada adına toplumcu demokrasi denilen bir lâf girdi, adına doğrudan demokrasi denilen bir lâf girdi. Bütün bunların icaplarını yapmazsanız; çiftçinin temsilcisi yok bu listelerde, sebebi bu. Öğretmenlerin temsilcisi yok, memurların yok, köylülerin yok. Adam kendi hâlinde kalsa, Sivaslı seçerken bir kere y anılır, yani en çok yanılsa, İsmet Beye bakar, kaşına gözüne, ya bu iyi bir adama benziyor diye seçer. Yeteri kadar Sivas'a hizmet etmezse, yeteri kadar bilmem Çankırı'ya, Çorum'a, Kırşehir'e hizmet etmezse o zaman der ki, yok arkadaş, ben şimdi senden um d uğumu bulamadım, yenisini seçiyorum. Şimdi öyle deme hakkı yok.

Bizim demokrasimiz neredeyse halksız bir demokrasi, halkın oyun, reyin içerisinde olmadığı bir demokrasi.

İSMET SOLAK- Yani, halk yenisini seçmek için bekliyor diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Evet.

İSMET SOLAK- Programımız burada bitiyor ama, ne demek istediğiniz anlattınız.

Değerli izleyenler, halk yeni oluşumu galiba bekliyor demek istiyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tatile çıktı, bir anlamda siyaset tatile çıktı, Ankara boşaldı, kulisler tenhalaştı. Bakmayın siz boş yaygaralara ve atışıp çatışmalara, bunlar kayıkçı kavgası. Ankara Kulisi de yeni döneme kadar tatile çıkıyor.

Bize gösterdiğiniz ilgiye ve desteğe sonsuz teşekkürler ediyoruz.

Yeni yayın döneminde buluşmak üzere, üstelik İlhan Kesici'yle de bir kez daha bir araya gelmek üzere hoşça kalın, mutlu kalın; iyi tatiller efendim.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.