Facebook
Twitter
İnternet Aboneliğinde "Binde Bir" Bize Yetmez
Tunca Bengin | TRT 2 - Birebir | 3.1.2000
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

TUNCA BENGİN- Merhaba.

Yeni yılın ilk programında 2000'lerin dünyası ve Türkiye'deki gelişmeleri masaya yatıracağız.

Konuğum Sayın İlhan Kesici.

Hoş geldiniz efendim.

İLHAN KESİCİ- Sağ olun.

TUNCA BE NGİN- Şimdi efendim, yeni bir yıla girdik, 2000'lerin dünyasındayız; 2000'lerin dünyası nasıl bir dünya, nasıl düşünüyorsunuz, neler bekleniyor 2000'lerde?

İLHAN KESİCİ- 2000'lerden çok şey bekleniyor.

Şimdi önce bütün izleyicilerimizin, dinleyicilerimizin ben yeni yıllarını tebrik etmek istiyorum. Allah hayırlı uğurlu herkese...

TUNCA BENGİN- Bütün dünyaya.

İLHAN KESİCİ- Bütün dünyaya sağlıklı, afiyetle yeni yıllar nasip etsin.

Tabiî moda tabirler var şimdi, 21'inci yüzyıllarını da tebrik edelim, yüzyıllarını. Üçüncü bin yılları, milenyum denilen bir tabir de var, üçüncü bin yıllarını da tebrik edelim...

TUNCA BENGİN- O biraz tartışmalı, girdik-girmedik, ama neyse...

İLHAN KESİCİ- Girdik-girmedik-giriyoruz, evet. Ama, netice itibariyle hem bizim bütün toplumumuzun bütün fertlerinin, toplumumuzun, milletimizin ve bütün dünyanın 2000'li yıllarda daha mutlu, daha müreffeh olmasını temenni ederek başlamış olalım.

Bu 21. yüzyıl, aslında her yüzyıl veya belirli 10 yıllarda bir insanlık ve toplumlar bazen önemli ekonomik değişikliklerle, bazen önemli siyasal değişikliklerle giriyorlar, böyle durağan bir hâli yoktur. 21. yüzyılda da önemli değişiklikler olacağı bekleniyor.

Şimdi, bundan evvelki yüzyılların, meselâ 19. yüzyılla 20. yüzyılın ana özelliğine bakıldığında yüzlerce, binlerce parametre bulunabilir ama, benim gördüğüm şu var: Tek bir parametreyle bakılsa, hem 19. yüzyıl, hem 20. yüzyıl insanların tabiatla bir mücadelesi görünüyor, bir de milletlerin birbirleriyle bir mücadelesi görünüyor. Y a ni, insanlar tabiatı yenmek için çok uğraştılar, bir de birbirlerini yenmek için çok uğraştılar ve büyük harpler filan gördü.

TUNCA BENGİN- Ki 19. yüzyıl bu konuda çok, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı...

İLHAN KESİCİ- Evet, öyle görünüyor.

Şimdi bu yüzyıl, göstergeler öyle görünüyor ki, tekrar tabiatla barışmak istiyor bütün insanlık ve topluluklar da birbirleriyle barışmak istiyorlar. Yani, daha önceki yüzyıllarda içinde bulunduğumuz veya iki gün önce terk ettiğimiz yüzyılda tabiatla çok d ö vüştü ve birbirleriyle çok dövüştüler. Hâlbuki, iki gün oldu içine girdiğimiz yüzyılda, tabiatla barışmak istiyorlar, tabiatı korumak, onunla daha hoş geçinmek istiyorlar, işte çevre, çevre hassasiyetleri vesaire ve topluluklar birbirleriyle hoş geçinmek i stiyorlar. Bir; milletler, devletler, topluluklar birbirleriyle hoş geçinmek istiyorlar; iki, kendi içinde de problemleri falan varsa şu veya bu şekilde bunu da yumuşatmak istiyorlar. Bu yüzden ben bu yeni yüzyılın hem insanlık tarihi bakımından, hem bizi m milletimiz, bizim toplumumuz bakımından daha iyi bir yüzyıl olacağı kanaatindeyim.

Bunun tabiî beraberinde bir ekonomik refah, beraberinde bir zenginlik, beraberinde daha büyük bir huzur, saadet getirebilmesi için de başkaca yapılması gereken unsurlar filan var. Onları yapabilen topluluklar daha müreffeh topluluk olacaklar, daha rahat yaşayan, daha düzgün yaşayan, daha düzenli yaşayan topluluklar hâline gelecekler. Bunun icaplarını yerine getiremeyen toplulukların şeyi, aradaki fark, gelişmişlerle geliş m emişlerin arasındaki fark gittikçe daha açılacak.

TUNCA BENGİN- Peki, bu yeni dünya düzeni diyoruz, bu anlattığınız olaylarda, yeni dünya düzeninde bizim Türkiye nerede olacak? Yani, siz zaman zaman vurguladığınız bir terim var; Türkiye zor bir coğrafyada bulunuyor, bu zor coğrafyanın gerektirdiği şartları da yerine getirmek zorunda.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

TUNCA BENGİN- Türkiye neden zor coğrafya içerisinde ve bu zor coğrafyada ne yapması lâzım ve bunun avantajları, dezavantajları var mı?

İLHAN KESİCİ- Evet, bizi daha çok normal olarak avantajları bekler, icaplarını yerine getiremezsek dezavantajları olur. Bizim coğrafyamız şu bakımdan zor bir coğrafya: Yani biz bu geçtiğimiz yüzyılda bir büyük imparatorluktan bir ulus devlet hâline geldik. İmparatorl u ktan kopmuş olan ülkeler bizim komşularımız aynı zamanda. Onlarla bu bakımdan tarihî olarak, tarihten gelmiş olan, tarihten müdevver birtakım problemler var. Bu problemler aşılabilir problemlerdir. Zaten yeni yüzyılda insanlar, tarihte milletler de, devle t ler de, tekil insanlar da tarihin esiri olmaktan kurtulmalıdırlar, yani geçmiş problemleri günümüzde devam ettirmemelidirler; biz de öyle ettirmeyiz. Ama, komşularımıza filan bakıldığında, bizim baktığımızda, Birinci Dünya Harbinden kalan sıkıntıları olan komşularımız var bizim de, İkinci Dünya Harbinden kalan sıkıntılar var, soğuk harp döneminden kalmış olan sıkıntılar var vesaire, bunların biz üstesinden gelmek mecburiyetinde hissetmeliyiz. Böyle bir hâl görünüyor.

Bizi ilgilendiren, bu anlamda ilgilend iren ikinci husus şu olabilir: Bölgesel anlaşmazlıkların halledilmesinde, bölgesel anlaşmazlıkların çözümünde eskiden devletten devlete uğraşılıyor idi. Türkiye bu coğrafyadaki haklılığını, bu coğrafyanın önemi dolayısıyla diğer dünya devletlerinin başkan l arına veya devlet adamlarına daha kolay anlatabiliyor idi. Hâlbuki şimdi devlet adamlarının yanında, parlâmentolar çok büyük bir önem kazanmaya başladı, parlâmentolar, karar verici mekanizmaları itibarıyla o ülkelerin kanaat önderlerinin önemi artmaya baş l adı, mürşitlerinin önemi artmaya başladı; basın, medya vesaire. Aynı zamanda uluslar arası hakem organizasyonları diyebileceğimiz organizasyonların önemi arttı, yani Uluslararası Adalet Divanı, İnsan Hakları Mahkemesi. Bütün bunlar, Türkiye gibi ülkelerin kendi dertlerini anlatmakta daha zorlanacağı anlamını taşır. Ama, bunun icaplarını yerine getirebilirse Türkiye, yani uluslar arası mahkemelerde kendi haklarını savunabilecek hukukçular yetiştirir, müesseseler kurar, sivil toplum örgütleri oluşturur veya o luşur, bunlar marifetiyle de dertlerini filan anlatma yolunu seçer ise o zaman başarılı olur.

TUNCA BENGİN- Ki 99'un veya 90'lı yılların sonunda da bu konuda biraz hareketlenme de var.

İLHAN KESİCİ- Hareketlenme gittikçe artacaktı. Yani, bu tür işlemlerdeki hareketlenmeler gittikçe arttı, bunun icaplarının yerine getirilmesi lâzım.

TUNCA BENGİN- Şöyle de diyebilir miyiz: Yani, Türkiye daha evvelki dönemlerde bölgede güç olan veya olmayı hedefleyen bir devletti, şimdi dünya devleti olma yolunda mı?

İLHAN KESİCİ- Şimdi doğru tabir, yine de bölgesel bir güç olmak için uğraşmaktır. Yani, dünya devleti olmak kulağa hoş gelen bir şeydir, hepimizin kulağına hoş gelir. Yani Türkiye, bir Türk olarak bir dünya devletinin mensubu olmak, dünyada önemli bir devl e tin mensubu olmak önemli bir şey tabiî. Amaç fonksiyonumuz o olmalıdır. Ama, bir de bu işte daha dengeli bir yaklaşım içinde olmak daha sağlıklı bir hâldir. Bu bakımdan bölgesel bir güç olmayı Türkiye kendisine amaç fonksiyon edinmelidir.

Ama, burada şunu söylemek lâzım hemen, deminki söylediğim hususlara ilâveten: Bir kere bu yeni dünyanın diğer önemli hususu, müthiş bir, ben bu bilgi toplumu, küreselleşme tabirlerini çok seviyor değilim, daha doğrusu doğru tabirler ama, çok sık kullanıldığı için, her t ü rlü ağızda kullanıldığı için bazen ucuzluyor, ama bunun can alıcı noktası, çok iyi yetişmiş bireylerin olması lâzım. Yani, dünyada artık, bu yeni düzeninin öbür bölümü; sadece bir tane demokrasi olacak, bu demokrasi batılı anlamdaki demokrasi olacak anladığımız anlamda ve insan haklarına çok dayalı, bireyin haklarını en üst düzeyde koruyan, kollayan bir demokrasi anlayışı olacak.

İkincisi de serbest piyasa ekonomisi olacak; yani kalkınma modeli olarak, zenginliğe ulaşmanın yolu olarak sadece serbest piyasa modeli olacak veya kapitalizm, global kapitalizm vesaire tarzında nitelendirilebilecek olan bir hâl.

Bu her ikisi de tekil bireyin, her iki rejimde de tekil birey en üstün varlık, en kutlu varlık, üzerinde en çok ihtimam göstermemiz gereken şey birey, fert. Bunun çok iyi eğitilmiş olması lâzımdır ki bu yeni dünyanın icaplarını yerine getirebilsin.

Yani, şimdi dünyada şu an itibariyle 175 milyon civarında internet abonesi var, Türkiye'de de bu 150 bin ilâ 160 bin civarında. Yani, bizde dünyadaki internet aboneliğinin binde 1'i kadar bir abonelik var, bu yetmez. Hâlbuki bizim nüfusumuz, yani dünyanın işte 30. nüfusu, bizim ekonomimizin büyüklüğü, ağırlığı dünyanın ilk 20, nüfusumuzla da irtibatlandırıldığında ilk 20 ekonomisinden birisi ekonomik hâsıla b akımından. Kişi başına düşen millî gelir bakımından değil ama, bütün ülke nüfusuyla bakıldığında öyle. O zaman bu internet aboneliği, kompüter sahipliği, bilgisayar sahipliği nispeti çok düşük. Bizde meselâ her 100 kişiye 1 bilgisayar düşüyor, 1,2. Ama, A m erika Birleşik Devletleri'nde bu rakam bizim neredeyse 30 katımız. İsrail'de, hadi Amerika çok büyük bir ülke, o daha önde olabilir, o 30 katımız filan olabilir, ama bize benzeyen ülkelerde, İsrail'de 100 kişiye 12 düşüyor, bizde 1 düşüyor; Portekiz'de 9 d üşüyor, bizde 1 düşüyor; Yunanistan'da 8 düşüyor, Çekoslavakya'dan bölünme Çek Cumhuriyeti'nde 6 düşüyor, 7 düşüyor. Demek ki burada çok önemli bir fark var. Bizim bunu sür'atle kapatabilmemiz lâzım. Eğer kapatabilecek imkânları yaratabilir isek, yani tek e r teker fertlerin zenginliğinin önünü açabilecek bir siyasal rejim sahibi hâline gelebilmiş olursak bu Türkiye için de avantajdır, bize benzeyen her ülke için de avantaj getirir. Müthiş bir bilgi bolluğu olacak, bu bilgiye ulaşma kolaylığı olacak. Yani, ş i mdi internetin başına geçtiği zaman insanlar, dünyanın neresinde hangi makale yayınlandı, hangi gazete, hangi dergi, hangi kitap...

TUNCA BENGİN- Hepsini en seri bir şekilde...

İLHAN KESİCİ- Elde edebiliyor.

TUNCA BENGİN- Elde edebilecek.

İLHAN KESİCİ- Bu bilgilere ulaştıktan sonra bunu analiz edebilecek kabiliyette bir eğitimin alınmış olması, yani bunu bir şey için bir şeye dönüştürebilmiş olması lâzım, bu da çok ciddî bir eğitim getiriyor. Yani eğitimin önemini azaltmıyor bu kadar bilgi bolluğu, bilgiye ulaşımın kolaylığı, eğitimin önemini çok daha yukarıya doğru çekiyor.

Şimdi bunun ekonomiyle de bir irtibatı var tabiî. Burada bu bilgiyi çok iyi kullanan milletler, devletler, firmalar, topluluklar veya kişiler gelişmelerini çok fazla öne fırlatmış olacaklar. Eski dünyada daha yavaş yavaş öne doğru çıkış ve geriye doğru iniş vardı.

TUNCA BENGİN- Dalgalanmalar çok sür'atli olacak.

İLHAN KESİCİ- Şimdi çok sür'atli oluyor. Meselâ 1900'lü yıllarda, 1907'de Ford ilk otomobili imal etti, üretti, işte 2000 yılına kadar 100 yılda Ford şirketinin piyasa değeri 200 milyar dolardır, bir rakam. Ama, Bill Gates diye birisi çıktı 1985 yılında, Microsoft diye bir şirket kurdu, 13 yıllık bu şirketin şimdiki piyasa değeri 508 milyar dolar. Yani 100 yıllık For d 'u 10 senede ikiye katlamış oldu.

TUNCA BENGİN- Yeni dünyada bu hareketler çok daha sür'atli.

İLHAN KESİCİ- Bu rakam aynı zamanda da bizim, yani Türkiye'nin meselâ ilk 1000 şirketinin, ilk 1000 firmasının toplam değeri ancak 500 milyar dolardır, Amerika'da bir tek Microsoft şirketinin piyasa değeri 500 milyar dolardır. Bu, şunu da beraberinde getirir: Eğer bu yeni dünyanın icaplarını, özellikle eğitimde ve yaratıcılık kabiliyetine sahip, haiz, o özelliklere sahip insanları yetiştirmekte yeteri kadar iy i davranamaz isek, bunların önünü yeteri kadar açamaz isek, hem sür'atle açamazsak, hem gereği şekilde açamazsak...

TUNCA BENGİN- Uçurum gittikçe büyür.

İLHAN KESİCİ- Uçurum çok gittikçe büyür. Bu bakımdan bu hâlin icabı çok mühimdir.

TUNCA BENGİN- Peki, Amerika Başkanı ülkemizi ziyaretinde şöyle bir söz sarf etti efendim: Yeni dünyada en belirleyici güçlerden biri Türkiye olacak dedi. Demek ki gidişatta olumlu gelişmeler var.

İLHAN KESİCİ- Sözlerin bir kısmı, yani kibarlık olsun diyedir; bunu doğru konuşmak lâzım. İster Amerikan Devlet Başkanı, isterse başka bir devlet başkanı misafir olarak bir ülkeye filan gittiğinde, meselâ bizim devlet başkanımız Kongo'ya gitse, yani Kongo istikbali çok parlak bir ülkedir, işte Kongo'daki eğitim şöyle gelişiyor, Kongo'nun ekonomik aktiviteleri böyle oluyor der. Bu işin kibarlık icabıdır.

TUNCA BENGİN- Ama yanılmıyorsam Amerika'daki Kongrede de aynı sözler, gelmeden bir ay önce de aynı sözler, benzer şeyler sarf etti.

İLHAN KESİCİ- İkincisi, ikincisine geliyorum, iki; gerçekten Türkiye coğrafyası, hem Türk milleti, hem Türkiye coğrafyası, bu bölgenin, yani benzetmek kabil olursa, böyle bir küheylanı gibidir, ama bunun icaplarını yerine getirebilirse öyledir. Yani, bunun icaplarını yerine getiremezsek, yani icap eden yatırımları yapamazsak, icap eden iç huzuru yeteri kadar sağlayamamış olur isek, icap eden eğitime en yüksek seviyede önem vermemiş ve bunun gereklerini yerine getirmemiş olursak Türkiye'nin önemi azalır. Burada mesele, teker teker her Türk insanının çok iyi yetişir hâle getirilmesi için yapılması gerekenleri yapmaktır ve devlet yöneticilerimiz olarak, siyasî yapımız olarak da dünyanın aldığı, dünyanın gidişatı istikametinde Türkiye'nin davranmasıdır.

TUNCA BENGİN- Yani, büyük bir fırsat var, 2000'lerin hemen başında büyük, müthiş bir fırsat var.

İLHAN KESİCİ- Müthiş bir fırsat vardır. Bu fırsat bizim için de müthiş bir fırsattır, başka ülkeler için de müthiş bir fırsattır. Ama, bizim içinde bulunduğumuz coğrafyanın ayrı bir önemi var. Yani, bu Orta Asya Türk cumhuriyetleri, Hazar havzası, bu Hazar havzasının hem ekonomik değeri, hem stratejik önemi, Orta Doğu bölgesinin hem ekonomik değeri, hem stratejik değeri, bizim batı ilâ doğu arasında bir köprü olma vasfımız, batı kültürü ile doğu kültürünü h e m bünyesinde birlikte barındıran, hem de bu ikisinin arasındaki yumuşamayı temin edici özelliğimiz, yapabilirsek eğer, bunlar Türkiye'nin önemini çok daha artırır. Yani, bu önemin icaplarını yapamaz isek, bu önem vardır diye Türkiye birdenbire önemli olma z . Bu önem vardır diye Türkiye birdenbire kendi hâlinde bölgenin kuvvetli bir gücü, bölgesel bir güç veya bir dünyevî bir güç hâline gelemez. Benim söylemek istediğim, üstünde durmak istediğim nokta, vurgulamak istediğim nokta, böyle bir imkânı vardır Türk i ye'nin; ama bu çok ciddî işler yapılması kaydıyla böyle olmuş olur. Biz üstümüze düşeni yapmaz isek; yani bizim coğrafyamız önemlidir, Avrasya var, Orta Doğu var, Balkanlar var, Türk cumhuriyetleri var, Akdeniz var...

TUNCA BENGİN- Bunun hakkını vermek g erekir...

İLHAN KESİCİ- Eğer oturur isek hiçbir şey olmaz, hatta bizim aleyhimize olur. Ama bu imkânları bilir, bunun icap ettirdiği her şeyi çok çalışarak, eğitime dünyanın en önemli kaynaklarını transfer ederek Türkiye'nin ekonomik gelişmesiyle ilgili müteşebbislerin önünü açmış olur isek, yani bu orta sınıf deriz, orta sınıfın önünün açılması deriz, küçük ölçekli işletmeler, orta ölçekli işletmeler, büyük ölçekli işletmeler vesaire, bunların dünyayla entegrasyonu filan deriz, rekabet edebilme imkânlarının alt yapısının hazırlanması deriz, bütün bunları yerine getirdiğimiz zaman Türkiye birdenbire tanınmayacak ölçüde hızla yukarıya çıkan bir ülke olmuş olur. Ama, tekrar vurguluyorum, bunların yapılması lâzım.

TUNCA BENGİN- Mutlaka bu fırsatın çok iyi değerlendirilmesi, söylediğiniz şeylerin de harfiyen, acilen hassasiyetle yerine getirilmesi gerekir.

Şimdi efendim, bir de bazı yorumcular bu yeni dönemde, 2000'li yıllarda özellikle artık ülkelerde, yani bu gelişen, değişen dünyada çoğunluk hükûmetlerinin değil, daha çok koalisyon hükûmetlerinin olacağına ilişkin yorumlar yapıyorlar. Bu ne derece doğru?

İLHAN KESİCİ- Benim kanaatim onun tersi istikametinde, çünkü karar alma mekanizmalarının çok sür'atlenmesi lâzım bu yeni dünyada. Yeni dünya aynı zamanda çok hızlı bir dünyada. Yani her şey çok çabuk değişiyor, çok sür'atli bir şekilde karar alma mekanizmalarının olması lâzım ve kararların sahibinin net yetkili ve net sorumlu olarak ortada olması lâzım.

Bizim sistemimizde, ister koalisyon tarzındaki bize benzeyen ülkelerde ve bizde karar alma süreci uzundur. Alındıktan sonra kararların yetkilisi çok çeşitli, yani birkaç tane yetkilisi var ve sorumluluk da dağılmış oluyor. O yüzden, kim başarılı idi, kim başarısız idi, bunu ölçmekte hem vatandaş bazen m üşkilâtta kalır, hem de sistem yeteri kadar hızlı hareket edememiş olur.

Bir örnek verelim, yani örnek verirsek belki daha net anlaşılır.

Şimdi benim 3 yıllık bir parlâmenter hayatım oldu, milletvekilliği yaptık. Bu 3 yıllık süre içerisinde Parlâmentoya gittiğimizde, yaklaşık 4 ay Profesör Çiller Başbakan idi, Başbakanlık yaptı, arkadan Mesut Yılmaz Bey 3 ay Başbakanlık yaptı, arkadan Necmettin Erbakan Bey 1 yıl Başbakanlık yaptı, arkadan tekrar Mesut Yılmaz Bey 1,5 yıl Başbakanlık yaptı, daha sonra Bü l ent Ecevit Bey 6 ay Başbakanlık yaptı. Bütün bunlar 3 sene içerisinde oldu, yani 3 senede 5 tane başbakan değiştiren bir ülke olmuş olduk. Diyelim ki, bu 3 sene çok başarısız bir 3 sene oldu, diyelim ki. Zaten bence öyledir Türkiye'nin ekonomik performan s ı bakımından, dış ilişkileri bakımından. Ama hangisini biz sorumlu tutmuş olacağız, belli değil. Hangi birini sorumlu tutmak istersek eğer, o diyecek ki, hayır, benim zamanımda bir şey yoktu...

TUNCA BENGİN- Bu kadar kısa sürede ben ne yapabilirim?

İLHAN KESİCİ- Benden önce şu yaptı, benden sonra da bu yaptı filan diyecek. Hâlbuki bu yeni dünyadaki gelişme trendi şöyle: Yani aşağı yukarı doğrudan, tabiî adına temsilî demokrasi dediğimiz bir demokratik yönetim içerisindeyiz biz. Biz temsilî demokrasiyi s eçtiğimizde dünya da temsilî demokrasiyle beraber idi. Bundan sonra biz herhangi bir değişiklik yapmadık ama, dünyada adına katılımcı demokrasi denilen bir yeni unsur çıktı, doğrudan demokrasi denilen yeni unsurlar ilâve edildi. Türkiye siyasal sistemine, siyasal hayatına bu katılımcı demokrasinin de, doğrudan demokrasinin de unsurlarını eklemedi, ithal etmedi.

Şimdi bütün bunları bir araya getirirsek şunu söylemek mümkün: Bu yeni dünyada, benim kanaatim o ki, dünyadaki bütün devlet veya hükûmet başkanları doğrudan halk tarafından seçimle gelecektir; bazı ülkeler cumhurbaşkanını doğrudan seçeceklerdir, bazı ülkeler başbakanlarını doğrudan seçeceklerdir, ama illâ da halk doğrudan seçmiş olacaktır.

İki; biz milletvekillerimizi de paçal hâlde seçiyoruz. Yani 20 kişilik bir parti, seçim bölgesine bağlı olmak üzere, İstanbul'da 25'şer kişilik seçim bölgesiydi, vatandaşın önüne 25 kişilik bir liste sunuyoruz, ister beğen ister beğenme, seçiyorsan seçersin; ayıklama imkânı yoktur. Hâlbuki bu aynı zamanda, demin söylediğim devlet başkanı veya hükûmet başkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi üslûbuna uygun olmak üzere, diğer ülkeler de, biz de, bence çok uzun bir zaman geçmeden milletvekillerini de doğrudan seçeceğimiz bir mekanizmaya kavuşacağız, kavuşmamız l âzım. Aksi hâlde, halk o zaman sistemin dışında kalmış oluyor. Yani, sizin oturduğunuz bölgede Tunca BENGİN'ni halk milletvekili olarak görmek istiyor ise, seçebilir olması lâzımdır. Hâlbuki işi partilere kaldığında, parti genel başkanı sizi seçilebilir b i r sıraya koymadığı sürece yapabileceğiniz hiçbir şey kalmıyor. O bakımdan, dünyada bir de böyle bir trend olmuş olacak.

Bir üçüncü şey, yani netleştirelim; hükûmet veya devlet başkanını doğrudan halk seçmiş olacak, milletvekilini doğrudan halk seçmiş olacak, aynı zamanda Parlâmentoyla, yani Meclisle Bakanlar Kurulunu da ayırmış olacaklar. Zaten dünyanın yarısından çoğu şimdi parlâmentosuyla, meclisiyle bakanlar kurulunu birbirinden ayırmış hâldedir.

Parlâmentondan bakan yapan ülkeler de, yani meselâ Fr ansa, bakan yaptığı zaman milletvekilliğini düşürmektedir; yani ya bakan olacaktır...

TUNCA BENGİN- İkisini bir arada...

İLHAN KESİCİ- İkisini aynı anda yapmıyor. Ama bu, hem katılımcı demokrasiyi kuvvetlendiren, hem doğrudan demokrasiyi kuvvetlendiren bir unsur olarak ortaya çıkıyor.

Benim kanaatim de şudur ki, yapılabilecek olan işlerin özelliklerine bakıldığında, biz cumhurbaşkanımızı veya başbakanımızı halk tarafından seçtirir isek, milletvekillerimizi doğrudan halk tarafından seçtirir isek, milletvekilleriyle bakanlıkları birbirinden ayırmış olur isek, işte o zaman da yetkililik de daha netleşir, hangi konuda kim net olarak yetkiliyse o belli olur. Kime soru soracağız, yani daha günlük bir deyimle kimin yakasına yapışacağız, işler iyiye gitmediği zaman sorumlusu kim...

TUNCA BENGİN- Adres belli olsun.

İLHAN KESİCİ- Adres belli olacak. Bu olması hâlinde, işte o zaman herkes daha üstün bir gayretle çalışır siyasî sistemde, deminki söylediğimiz eğitimle ilgili gelişmeler, dış politikayla ilgili gelişmeler daha rahat olur.

TUNCA BENGİN- Bu, dünyanın ve Türkiye'nin ayak uydurması gereken şeyler.

Peki, 2000'de İlhan Kesici ne yapacak? Şimdi siz, demin de söylediğiniz gibi, bir dönem milletvekilliği yaptınız, Parlâmentoda da az da olsa zaman zaman kürsüden konuşma imkânı da buldunuz, olanağı da buldunuz. 2000'de Kesici'nin hedefleri nedir, ne yapacak?

İLHAN KESİCİ- Şimdi bizim Parlâmentomuz, parlâmenterler Parlâmentosu değildir, yani milletvekillerinin diledikleri kadar konuşabilecekleri, istedikleri zaman konuşabilecekleri bir Parlâmento değildir. Parlâmentoda söz hakkı partilerindir. Parti söz verir ise kendi üyelerinden birisine, o konuşmuş olur. Bu da yanlış bir usul tabiî, işte o yeni parlâmenter düzende bu da değiştir.

Şimdi İlhan Kesici, ben üçlü olarak bakıyorum.

Bir; bir sade vatandaşız şu anda, meselâ işte 2,5 yaşında bir kız babası olan, onun da istikbalini düşünmek durumunda olan, kendi istikbalini de düşünmek durumunda olan bir sade vatandaşız. Ekonomi yönetiminin en üst organizasyonu olan bir zamanlar Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığını yaptık. Bu bakından, bir de dış politikada, işte Brüksel'de, önümüzün önemli bir bölümü yurt dışında belirli görevlerde filan çıktı.

TUNCA BENGİN- Gümrük Birliği konusunda da temaslarınız var.

İLHAN KESİCİ- Böyle olunca, Türkiye'deki hem ekonomideki gelişmeleri, hem dış politikadaki gelişmeleri bu işin de bir anlamda uzmanı olarak da, uzmanlığını yapmış bir insan olarak da takip ediyorum ben.

Beni üzen veya sıkıntıya düşüren noktalar görüyorum burada. Ekonomik hayatımızdaki sıkıntıları hem vatandaş olarak, hem bu işin uzmanlığını yapmış bir insan olarak filan görüyorum.

Dış politikada zannedildiği kadar Türkiye'nin önünün açılmış olduğu kanaatinde değilim; önünde çok önemli engellerin, bariyerlerin olduğunu filan görüyorum. Buradan da, bir dönem de siyasetin içerisinde bulunmuş olmak münasebetiyle, siyaseten de nasıl bir çıkış aranabilir, nasıl bir çıkış yolu bulunabilir, ona kafa yoruyoruz.

TUNCA BENGİN- Şimdi hemen burada bir hatırlatma yapacağım efendim. Bu bariyerlerle ilgili dediniz. Tabiî aksini savunanlar da, hükûmetin ve devletin yetkili kişileri de olacaktır, onlara da ekranımız açık, istedikleri zaman buyursunlar...

İLHAN KESİCİ- Tabiî.

TUNCA BENGİN- Ben kendilerine de ayrıca ekranımızın açık olduğunu belirtmek istiyorum.

Evet efendim.

İLHAN KESİCİ- Şimdi burada genel kabul hâline gelmiş olan şey şudur bence: Türk siyaseti ve Türk partiler yapısı tıkanmış gibidir, belli bir sıkışıklık içerisinde gibidir; yani ister bir yığın yapılan anketler dolayısıyla, isterse en son seçimde partilerimizin almış oldukları oy oranlarıyla itibarıyla.

İngiltere parlâmenter bir demokrasiyle idare edilen bir ülke, Parlâmentosundaki partilerden en küçüğü, en zayıfının oyu yüzde 21. Bizim Parlâmentomuzda, hem bir evvelki seçimde, hem bu seçimde en büyük partimizin, birinci partimizin oyu yüzde 21. Burada bir yanlışlık var demektir.

Ve 6-7 tane partiye yüzde 10'lar civarında serpiştirilmiş olan bir oy oranı var, şimdiki hâliyle barajın altına indiğine dair kanaatler ve anketler filan var. Türkiye'nin önündeki bu 21. yüzyıl ufkunu yüzde 10'luk partilerle aşabilmek mümkün değildir.

TUNCA BENGİN- O zaman siz yeni bir parti mi?..

İLHAN KESİCİ- Hayır.

Şimdi tabiî bu iş, ben Türkiye'nin önünde bu IMF'yle 3 yıl, bir kere ömrümüz, ömrümüzün çok önemli bir bölümü, önümüzdeki 3 yıl IMF'li yıllar olmuş olacaktır, niyet mektubu verildi. Bu IMF'li yılları çok müspetinden takdim etmek mümkündür, yani şimdi ben bazı mahfillerde öyle bir hava görüyorum. Hâlbuki bu şu demek olmalıdır ekonomik anlamda: 3 yıl Türkiye'nin bütün iktisadî aktörleri, teker teker her vatandaş, çiftçi kesimi, tarım kesimindeki insanlar, küçük esnaf, orta ölçekli işletmeler, küçük ölçekli işletmeler, aklınıza ne gelirse, memur, iş ç i vesaire çok sıkıntıya girecekler demektir. Bir kere buna hazır hâlde insanlarımız olmadırlar.

Bana göre hükûmet yetkilileri, bu önümüzdeki sıkıntıyı halka iyi anlatmalıdırlar. Yani iyi anlatsalar, kendi ekonomik programlarının başarı şansı daha yüksek olur. Eğer pembe tablo...

TUNCA BENGİN- Ki zaten çıkış noktası da herhâlde bir tek oradan çıkıyor.

İLHAN KESİCİ- Öyle olmalı. Yoksa pembe tabloyla hareket edilirse, halk iki gün sonra gerçek hayatla karşı karşıya kalmış olur; yani işsizlikle karşı karşıya kalır, reel gelirlerinin düşmesiyle karşı karşıya kalır, tarım sektöründeki varsa sübvansiyonlar onların daraltılması, azaltılmasıyla...

TUNCA BENGİN- Ama, pek pembe tablo çiziliyor gibi değil efendim, zaten anlatılıyor bir parça, çok zor bir dönemeçten geçildiği bir parça...

İLHAN KESİCİ- Tunca Bey, belki bana göre daha net anlatmak daha doğrusudur. Bir kere bunu görmek lâzım.

Aynı şeyi bu Avrupa Birliği üyeliği veya adaylığı konusunda filan da daha net bir şekilde söylemek lâzım.

TUNCA BENGİN- Yani, daha net bir şekilde bütün her şeyi açıklığıyla vatandaşa, ey vatandaş...

İLHAN KESİCİ- Anlatmak lâzım ve ikna etmeye çalışmak lâzımdır, onun desteğini almaya çalışmak. Yani anlatıp bırakmak doğru değildir, anlatıp onun da desteğini almaya çalışmak doğrudur ki, herhangi bir program başarıya ulaşsın. Eğer anlatıp onun desteğini yeteri kadar alamamış olursa yöneticiler, bu hangi dönem yöneticisi olursa olsun o zaman sıkıntı olur.

Şimdi biz de bu noktada, yani hem sadece vatandaş olarak, hem bu konuların başında bulunmuş olan bir insan olarak, Türk siyasetindeki tıkanlığın aşılmasıyla ilgili çeşitli faaliyetlerde bulunmaya çalışıyoruz. Ama, bu iş tabiî mesuliyetli iştir; teenniyle hareket etmeyi, sakin bir şekilde hareket etmeyi icap ettirir, acele c iliğe gelmez, maceracılığa gelmez, sorumsuzluğa gelmez...

TUNCA BENGİN- Yani, politikadan çekilmek falan yok.

İLHAN KESİCİ- Hayır, bütünüyle politikanın ben her... Yani, Türkiye şu noktadan bu noktaya gelmelidir, Türkiye'de olan bitenler şöyle olursa daha iyi olur, şunlar yanlış oluyor diyen herkesi politika yapıyor saymak lâzımdır geniş anlamıyla. Ama daha dar anlamıyla, belli bir siyasî particilik istikametinde politika yapmak anlamında alırsak eğer, biz de şimdi o istikamette yapıyoruz. Yani Türk si y asetindeki tıkanlığın, Türk ekonomisindeki tıkanıklığın aşılması istikametinde daha geniş kitlelerle, daha çok insanla düşünmek, birlikte tartışmak, birlikte çözüm yolları aramaya çalışıyoruz. Ama, tabiî bütün işler yapılırken...

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.