Facebook
Twitter
Merkez Sağ ve Partiler
Serdar Akinan | SkyTurk - Ne Var Ne Yok | 18.5.2005
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

SERDAR AKİNAN- "Ne Var Ne Yok"tan herkese iyi akşamlar. Canlı yayında Sayın İlhan Kesici'yle karşınızdayız. Efendim, hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Sağ olun, çok teşekkür ediyorum.

SERDAR AKİNAN - Sağ cenahta oldukça büyük bir hareketlilik var. Konu da Türkiye'de sağ siyaset olunca ister istemez aslında bir şekilde gelip sizinle konuşmak gerekiyor.

Öncelikle İlhan Kesici, Türkiye'de şu son aylarda ANAP'ın başına Erkan Mumcu geldi, DYP bir kongre atlattı, bu hareketliliği nasıl değerlendiriyorsunuz

İLHAN KESİCİ- Tabiî Erkan Beyin ANAP'ın başına gelmesi ani bir hâdise oldu herhalde yani. Erkan Bey, 2,5 senedir AKP'de milletvekilliği ve bakanlık, Turizm Bakanı idi, birdenbire bizim de tam ne olduğunu anlamadığımız, en azından benim tam ne olduğunu anlamadığım bir şekilde birden bir basın toplantısı yaptı, dedi ki, özü itibarıyla, bende bıraktığı itibarıyla söylüyorum onu, özü itibarıyla dedi ki; beni misafir yerine koydular, misafir statüsünde bulundum, ben de misafir statüsünde bulunmaktan hoşnut olmadım, o yüzden hem Bakanlıktan ayrılıyorum, hem AKP milletvekilliğinden ayrılıyorum. Yeni bir siyasî hareketlenme yapacağım dedi, yeni bir siyasî hareketlenmeyi daha sonra Anavatan Partisinin, Anavatan Partisiyle de temasları oldu herhalde o süreç içerisinde, Anavatan Partisinin Genel Başkanlığına gelmiş oldu. Bu arızi bir haldir, yani sanki bana öyle geliyor ki çok planlı, programlı, halin icap ettirdiği, şartların icap ettirdiği filan bir halden ziyade, böyle bir halin ertesi oldu.

Doğru Yol Partisi Kongresi gecikmiş bir kongreydi, normal şartlarda Mehmet Ağar Beyin Genel Başkan olduğundan itibaren 2,5 yıllık bir zaman geçti, ikisi de üç yıl içerisinde Siyasî Partiler Kanununa göre ve parti tüzüğüne göre genel kongresini yapması lâzım, o ona denk düştü. Hatta bir ara bu sonbahar civarında filan görünüyordu Doğru Yol Partisinin Kongresi, o da 14 Mayıs özel bir gündür Doğru Yol Partililer bakımından, Demokrat Partinin iktidara gelişinin yıldönümüdür, o yüzden bu Demokrat Parti irtibatıyla irtibatlandırılarak 14-15 Mayıs'ta Doğru Yol Partisi Kongresi oldu.

Ve bu münasebetle hem Anavatan Partisi konuşulur oldu haliyle, hem de Doğru Yol Partisinin Kongresi, çok daha taze, iki üç gün önce yapıldı.

SERDAR AKİNAN - Ama nihayetinde bu hareketliliği nasıl değerlendiriyorsunuz. Öncelikle meselâ DYP Kongresinde ben sizi göremedim.

İLHAN KESİCİ- DYP Kongresinde normal olarak bulunmamız lâzım tabiî, ama Doğru Yol Partisi Kongresinde bulunabilmek için önce davet edilmiş olmak icap edecek. Bizi davet etmediler.

SERDAR AKİNAN - Şaşırttı mı bu sizi?

İLHAN KESİCİ- Normal şartlarda şaşırtması lâzım öyle değil mi, yani bir evvelki kongrede en azından Mehmet Ağar Beyle genel başkanlık mücadelesine girmiş olduğumuz filan bir hâl var, o yüzden daha da yüksek bir zerafet ister, yani eskiden rakibi olmuş bir insanı davet etmiş olmak daha bir zarif bir davranıştır, normalden de daha zarif bir davranıştır, öyle olmasını beklerdim. Eğer davet edilmiş olsaydık herhalde de gider idik. Gidilmemiş olsa bile onun icabı neyse, gidilememiş olmanın icabı neyse onlar yapılmış olurdu, ama bir davet olmadı. İki; benim bir basın açıklamam oldu, sizin de elinizde var öyle tahmin ediyorum tam bir gün kala. O zamana kadar gazetelerde ben Doğru Yol Partisi merkez yöneticilerinden kaynaklandığıma inandığımı da basın açıklamasında ifade ettiğim bir şey var; işte İlhan Kesici Bey de geldi geliyor, görüşüldü, konuşuldu...

SERDAR AKİNAN - Evet, öyle çok haberler çıktı medyada, işte bir oluşum var, işte bir araya gelecekler, hatta Erkan Mumcu, İlhan Kesici ve Mehmet Ağar, hatta Mehmet Ali Bayar, birtakım isimler bir araya geliyorlar nihayet gibi.

İLHAN KESİCİ- O Kongrenin, yani bir yandan o tür laflar filan varken, yazılıp çizilirken, bir yandan da Doğru Yol Partisi Genel İdare Kurulunda Mehmet Ağar Beyle konuşulduğu, işte davet edildiğimiz, bizim kabul ettiğimiz vesaire filan gibi haller filan vardı. Hâlbuki ben Mehmet Ağar Beyle, bizim arkadaşımızdır netice itibarıyla ama, son iki sene içerisinde karşılıklı selâm alma, selâm göndermeden başka bir şeyimiz olmamış idi, başka bir temasımız olmamış idi, ben de onu bir basın açıklamasıyla gerekli gördüm.

Erkan Mumcu Beyle ilgili öyle şeyler var, bunların bir kısmı bazı gazeteci arkadaşlarımızın temennileri tarzında görüyorum ben, bir kısmının üfleme bilgi olduğu kanaatindeyim, çünkü Erkan Beyle de aşağı yukarı, demek ki seçim 2002'de yapıldı, 2,5 sene geçti, bir altı ay da ondan önce olmuş olsa, son üç sene içerisinde ne bir telefon konuşmamız var, ne herhangi bir birlikte olup bir çay içmişliğimiz, kahve içmişliğimiz var. Bu lafların bir bölümü Türk medyasında üflemeyle yapılır, kimin işine yarayacak gibi algılanıyor ise o üflemenin sonucu bir üflemeyle yapılır. Bir kısmı da, samimi olarak, samimi temenniler olarak bazı gazeteci arkadaşlarımız yazar. Ama, Mehmet Ali Bayar Bey benim eski bir arkadaşımdır, ayrıca sevdiğim, saygı duyduğum, takdir ettiğim bir politikacıdır, Doğru Yol Partisinden Kongreden üç gün önce istifa etti ama, Mehmet Ali Bayar Beyle işte ben iki gün önce de Ankara'daydım, çok uzun bir sohbetimiz oldu, hem dünya meselelerini, hem Türkiye meselelerini, Türkiye'nin konularını enine boyuna karşılıklı değerlendirdiğimiz bir arkadaşımız. Yani, lafı toplayalım; bu gazetelerdeki veya medyanın işte İnternet siteleri de dahil olmak üzere şu oluyor bu oluyor tarzındaki şeylerde bizim Mehmet Ali Bayar Beyle bir temasımız var, arkadaşlığımız var, ahbaplığımız var, fikirlerimiz çok ileri ölçüde uyuşur, onun dışında Doğru Yol Partisinde Sayın Ağar'la son iki senedir biraz önce ifade ettiğim gibi selâm alma, selâm göndermeden başka bir münasebetimiz yok, Erkan Mumcu Beyle de son üç yıldır hiçbir münasebetimiz yok yani, onu bu münasebetle ifade edeyim.

SERDAR AKİNAN - Peki, bu ne olacak, yani bu çok parçalı yapı?..

İLHAN KESÎCÎ- Şimdi bu yapı, yani oradan başlamış olalım, Türkiye'de akımların bölünmesi diye muhtemelen son 10 senede veya son 20 senede, ama yoğunlaşmış olarak son 10 senede Türk siyasetini boğan, öldüren şeylerden bir tanesi, tek başına değil ama bir tanesi şu- Akımların bölünmesi, parçalanması.

Diyelim merkez sağ, merkez-merkez sağ hareketle Anavatan Partisi var, Doğru Yol Partisi var, bölünmüş. Biraz milliyetçi sağda, siyasî milliyetçi sağda Milliyetçi Hareket Partisi var, Büyük Birlik Partisi var, bölünmüş. Sosyal demokraside Cumhuriyet Halk Partisi var, Demokrasi Sol Parti var, araya bazen SHP giriyor çıkıyor, ama ana damar itibarıyla DSP ve CHP var, bölünmüş. Muhafazakâr sağ veya aşırı muhafazakâr sağ diyebileceğimiz sağda Refah Partisinin devamı mahiyetinde AK Partisi var, Saadet Partisi var, bölünmüş. Şimdi bu bölünmüşlük Türk siyasetini önemli ölçüde parçalayan, boğan şeylerden birisi.

İkinci bir nokta; bu Türk siyaseti eskidi, yani ana hatları itibarıyla eskidi. Siyasî Partiler Kanunu itibarıyla eski, partilerin kendi tüzükleri itibarıyla eski, şahsiyetleri itibarıyla eski, fikirleri itibarıyla eski. Meselâ Doğru Yol Partisindeki arkadaşlarımız 1946 ruhunu çağırıyorlar, Anavatan Partisindeki arkadaşlarımız Erkan Bey geldikten sonra bile öyle ifade edildi, 1983 ruhu çağırıyorlar, halbuki o ruhlar da eskidi. 1946 ruhu 1946'ya göre çok yeni bir şeydi, çok güzel bir şeydi ve yeni bir şeydi. 1983 ruhu 1983'e göre çok doğru bir şeydi, çok yeni bir şeydi. Ama aradan birinin üstünden 20 sene, öbürünün üstünden 50 sene falan geçti, yeni bir dünya var, yepyeni bir Türkiye var, bunun içerisinde, artık bu eski ruhlardan devam etmek söz konusu olmaz.

SERDAR AKİNAN - Ama her iki ruhu taşıdığını iddia eden her iki hareket de aşağı yukarı, üç aşağı beş yukarı memleketin meselelerine ilişkin teşhiste mutabık, ama hani tedavi yöntemine ilişkin bir sıkıntı var. Dolayısıyla hani çok da radikal böyle birtakım savrulmalar söz konusu değil, üç aşağı beş yukarı hani siyaseten veya program açısı itibarıyla aynı yerde duruyor.

İLHAN KESÎCÎ- Aynı yerdedir, yani politikaları itibarıyla çok büyük farklılık falan olmaz, zaten bu kadar dramatik farklılık olamaz, yani merkez ve merkez sağda iseniz, biraz millî ve manevî değerlere bağlılığınız olacak, biraz liberal politikalardan yana olacaksınız, dış dünyaya açık olacaksınız, merkez ve merkez sağın ana ölçüsü bu. Ekonomi politikalarında da büyümeci olacaksınız, çünkü sağ politikalar yahut merkez sağ politikalar ekonomi politikalarında büyümeciliğe önem veren, onu öne çıkaran politikalardır. Burada farklılık şahsiyetlerde, yani ben, ben oluyumculukta düğümleniyor. Yani...

SERDAR AKİNAN - Bu kadar zor mu, yani bir araya gelseniz üç dört kişi...

ÎLHAN KESİCİ- Şimdi bu kadar zor değil, bu illa da olması gereken bir şey, yani zor dersek bir kere ayıp olur, yani bu bir mecburiyet olacak, olması lâzım. Ama, şeyi devam ettireyim ben izin verirseniz...

SERDAR AKİNAN - Tamam, lütfen.

İLHAN KESİCİ- Demek ki mevcut siyasî yapıdan hoşnutsuzluk icap ettiren halin bir tanesi, ana fikir akımlarının birden fazla siyasî partilere bölünmüş olmasıdır. Yani, ANAP-Doğru Yol, MHP-Büyük Birlik, CHP-DSP, AK Parti-Saadet Partisi vesaire gibi, bu önemli bir nokta.

Bir başka nokta, bunlar eskidi filan dedik, ama daha önemli bir nokta olarak ifade edeceğimiz nokta bunlarda kokuşmuşluk var, hırsızlık var. Yani, şimdi Yüce Divana, tabiî Yüce Divandan ne çıkacağını biliyor filan değiliz ama, iki tane Enerji Bakanı var, bir tane Bayındırlık Bakanı var, bir tane Ekonomiden Sorumlu Bakan var, Hazine Bakanı var vesaire, yani burada derin bir şey var. İnşallah hepsi Yüce Divan'dan aklanır gelirler. Bir tane Başbakan var, ama Türk halkındaki genel kanaat bir, iki, dış dünyadaki genel kanaat; Türkiye'de siyasetçilerin müthiş bir şekilde rüşvet ve hırsızlık batağına batmış olmalarıdır. Türkiye'ye baktığı zaman gördüğü resimlerden Türk siyasî hayatıyla ilgili olmak üzere, bu ülkede devlet adamları, en tepeye çıkmış olanlar da dahil olmak üzere hırsızlıkla veya rüşvetle kamu gücünün bir münasebetle kendi menfaatlerine, şahsi menfaatlerine kullanılmasıyla ilgili böyle bir kanaat var, ben buna kokuşmuşluk diyorum. Türk siyasetinde bu var mı? Bu var, bu bakımdan bu Türk siyasetinin daha düzgün bir ele alınması icap edecek.

Bir başka şey; Türk siyaseti cahiliye devri yaşıyor gibi geliyor bana. Ondan muradım şudur- Türkiye'nin beş sene öncesine göre daha iyi ayakkabı boyacısı var, daha iyi taksi şoförleri var, daha iyi doktorları var, daha iyi mühendisleri var, daha iyi müteahhitleri var, her şeyi, her meslek dilimi 5 sene öncesi itibarıyla mukayese ederseniz çok daha iyisi var, bir tanesinde daha iyisi yok, siyaset. Yani, bu beş önceki siyasetçilerin çok parlak olduğu anlamına gelmez, çok düzgün oldukları anlamına gelmez, ama meselâ şimdi bir yeni dünya kuruluyor filan diye bir lafımız falan var, bu yeni dünya kuruluyor, gerçekten de böyle bir şey yar. Biz bir adamı beğenmediğimiz zaman fikrini, dünyadan haberi yok deriz değil mi? Yani, bir tanesi, Türkiye'den haberi yok falan deriz, bir de dünyadan haberi yok deriz. Dünyadan haberli olmak Türkiye'de önemli bir şeydir, yani günlük dilde konuştuğumuz zaman bile öyle. Hâlbuki bunu başka bir anlamda söylüyor filan değilim, kimsenin de alınmasına, gücenmesine ihtiyaç yok ama, bu dünyanın nereye gittiğini, ne tür bir gidişat içerisinde olduğunu, bir numara en iyi Türkiye'de bilmesi gereken üç tane post var;

Bir; Cumhurbaşkanı, bu dünya nereye gidiyor'u en iyi şekilde bilecek.

Protokoler sıraya görüyorum.

îki; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı.

Üç; Başbakan.

Üçü birden dil bilmiyor, yani üçü birden, yani dil bilmemek illa da kolejlerde okumak, zengin çocuğu olmak filan gibi bahanelerle izah edilebilecek bir şey değil de, netice itibarıyla bu dünya diye bir şey varsa, Türkiye bu dünyadaki hadiseleri bir hakkın takip etmek mecburiyetindeyse, bizim her millî sorunumuzun, benim tabirim öyle, Türkiye'nin her ulusal sorunu aynı zamanda uluslar arası sorun mahiyetindedir filan diyorum, eğer öyle ise, o zaman Türkiye'nin Cumhurbaşkanının da, Başbakanın da, Büyük Millet Meclisinin Başkanının da dünyanın gidişatını bizzat, doğrudan, başka birisi marifetiyle değil, özet çıkaracak insanlar marifetiyle değil doğrudan bilmeleri lâzım. Ama dünyadan haberleri yoktur, çünkü dünyadan haber işte bunları dünyada yazılanları, çizilenleri, konuşulanları biraz bilmekle ilgili.

SERDAR AKİNAN - Biraz da ona gelmek istiyorum aslında, siz bunu çok yakın takip ediyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Demek ki bu Türk siyasetinde garip bir hâl.

Bir başka garip hâl, yine bu Siyasî Partiler Kanunu, -Türkiye'yi boğan işlerden bir tanesi- Seçim Kanunu -Türkiye'yi boğan işlerden bir tanesi- kendine aşık politikacılar yarattı. Yani, bazı politikacı arkadaşlarımız filan vardır ki, siz de tanıyorsunuz, ben de tanıyorum, başka arkadaşlarımızın da bildikleri filan var, kendilerine aşıktırlar. Bunun sebebi, daha ziyade bizim demokrasimiz, bizim partilerimiz halksız partilerdir. Halksız bir demokrasiyi yaşıyoruz biz. Yani, halksız demokrasi ne demek? Sayın Cumhurbaşkanın seçiminde Türk halkının herhangi bir dahli var mı, evet ben bu cumhurbaşkanını isterim, hayır ben bu cumhurbaşkanını istemem. Bakanların seçiminde Türk halkının bilgisi var mı? Evet, bu insandan çok iyi enerji bakanı olur, bu insandan çok iyi bayındırlık bakanı olur, bu insandan çok iyi ekonomi bakanı olur, bütün bunlar sürpriz olarak karşımıza çıkıyor. Hatta bazı bakan arkadaşlarımızın ifadesi vardır, nasıl haberdar oldunuz bakan olduğunuza filan denir, klasik cevaplardan bir tanesidir şimdi söyleyeceğim şey; valla evde oturuyordum, telefon çaldı, işte sayın başbakan aradı veya sayın başbakanın ofisinden aradılar ben enerji bakanı olduğumu öğrendim, ben ekonomiyle ilgili bakan olduğumu öğrendim. Bunların bir bölümü, bakanlık yaptığı binanın yerini bilmeyen arkadaşlardır, bir bölümü o bakanlığın konularına aşina olmayan insanlardır. Yani, bakan olduğu gün önüne hangi dosyaların çıkacağını başlıkları itibarıyla bile haberdar olmadıkları bir şey. Ben bu bölümüne halksız diyorum. Meselâ İngiltere bu iş aşağı yukarı İşçi Partisi kazandığı zaman seçimi başından itibaren bellidir ki milletvekili seçilmeleri hâlinde Ahmet Bey maliye bakanı olacaktır, Mehmet Bey ulaştırma bakanı olacaktır, Ali Bey işte bilmem ne bakanı olacaktır, çünkü orada gölge kabine denilen bir kabine usulü falan var. Burada o işler İngiliz halkının önünde bunlar muhalefetteki gölge kabine üyeleri de, iktidardaki kabine üyeleri de konuşuyorlar. Halksız bir demokrasi var veya Doğru Yol Partisinde Kongre yapıldı değil mi? Doğru Yol Partisinin Kongresinde Genel İdare Kurulu, partilerin en yüksek karar organı, bunun adı Doğru Yol Partisinde Genel îdare Kurulu, Anavatan Partisinde Merkez Karar Kurulu vesaire, MKYK, merkez karar ve yönetim kurulu, ama şimdi insanların, buraya seçilecek insanlarla ilgili hiçbir iradesi yok. Özellikle Doğru Yol Partisinde ve Cumhuriyet Halk Partisinde yapıldı bundan birkaç ay önce, bir liste var, bu listede 40 tane insanın ismi var, diyelim ki 40 kişilik bir heyet bu. Bu listeyi canınız isterse sandığa atarsanız, canınız isterse atmazsınız, bütün yapabileceğiniz bu. Bir de ola ki, yegane elinizdeki imkân, ola ki birisinden hiç haz etmiyorsanız, onun ismini çizersiniz. Ama bu sonuç aldırmaz, çünkü meselâ Doğru Yol Partisinin 1200 küsur tane delegesi var, Genel idare Kuruluna ortalama girme sayısı, oy sayısı, galiba en düşükleri itibarıyla söylüyorum, ya 390'larda ya da 400'ün hemen başlarında. Demek ki o 400'ün başlarında girmiş olanlara çok çizik atmışlar, fakat Doğru Yol Partisi delegasyonunun, diğer partiler için de geçerli olmak üzere bu söylediğim, hiçbirinin inisiyatifi yok, ben Erdal Akinan Beyi istiyorum, ben Ahmet Beyi istemiyorum demeye hukukî olarak bir hakkı yok, daha doğrusu hukukî olarak belki kâğıt üstünde var da uygulamada yok.

Şimdi bunu toplarsak eğer, bütün bunları topladığımızda, kimin milletvekili olacağını bilmiyoruz, bize seçimlerde partiler getiriyorlar diyelim ki İstanbul üç bölgeli bir yer olsun, her bölgede 23 veya 30 milletvekili adayı var, birden itibaren milletvekillerini sıralıyorlar. Biz de gidip ya oyumuzu atıyoruz veya oyumuzu atmıyoruz. Şimdi burada halk yoktur, halk iradesi yoktur. Demek ki seçmen kimi milletvekili edip kimi milletvekili edemeyeceğine de karar veremiyor.

SERDAR AKİNAN - Siyasetin aslında bunlar yapısal sorunları.

İLHAN KESİCİ- Bunlar çok ciddî sorunlar.

Şimdi bu eski yapı, bundan daha eskisi 1950'lerde, 60'larda şu andaki halden çok daha demokratik idi. Ama gittikçe gittikçe gittikçe bu gittikçe zamanın geçmiş olması münasebetiyle değil gelen genel başkanların çapsızlıklarını kapatma amacıyla yaptıkları düzenlemeler, parti tüzüklerinde yaptıkları düzenlemeler.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisinde olağanüstü kongreyle ilgili bir bahis de o, olağanüstü kongreyle ilgili imza topluyorlar, tamam. Şimdi Siyasî Partiler Kanunu 1950'lerde, 60'larda şunu diyordu- Herhangi bir dernek veya siyasî parti yüzde 20 imza bulursa delegelerden bu olağanüstü toplantıya davet anlamını taşır, olağanüstü kongre toplanabilir. Kooperatifte de böyledir, başka demeklerde de böyledir, siyasî partilerde de böyledir. Ama siyasî partiler özellikle 1990'dan itibaren, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi, daha sonra Milliyetçi Hareket Partisi, en son AK Parti, Adalet ve Kalkınma Partisi bunu şu hâle getirdiler- Bir kısmında üçte iki, bir kısmında yüzde 51, delegasyonun üçte iki imzasını toplayacaksınız, topladınız, bunu götürüp parti genel idare kuruluna veya parti üst organına vereceksiniz, o götürüp genel başkana verecek, genel başkan uygun görür ise, partinin merkez karar kurulunda veya genel idare kurulunda görüşülecek, görüşüldükten sonra da yine genel başkan karar verirse olağanüstü kongre toplanacak. Hayır, konuyu görüştük, olağanüstü kongrenin toplanmasına gerek yoktur dediği andan itibaren olağanüstü kongre toplanması söz konusu değil. Bu ne demek? Aynı zamanda tekrar birleştiriyorum ben, hem halksız bir demokrasimiz var, hem de parti delegasyonsuz işleyiş mekanizmaları olan partilerimiz var. Bütün bu son haftalardaki sıkıntılar, yani gazetelerdeki sıkıntılar, medyalardaki sıkıntılar, aman şu olsun, aman bari bu olsun filan denilmesinin altında yatan en önemli faktör bu.

Öbür faktör şu- Türkiye'de artık, yani senelerce iktidar olmuş olan parti, Doğru Yol Partisi, senelerce tek başına iktidar olmuş olan parti, Anavatan Partisi, şimdi en yüksek özlemi ne, gazetelerde; şu heyetle bu genel başkanlığına ne yapar diyorlar, AK Partiyi indirir veya iktidar partisi olur diyorlar mi? Hayır. Ne diyorlar? Barajı geçebilir mi? Şimdi bir arkadaşım var, çok değerli, sevdiğim bir arkadaşım, bugün de bizi takip ediyordur biliyorum ben, isim verirsek zarif olmaz diye ismini vermiyorum; bunlar A partisinin giriş katından girilsin, elinize bir demek papatya çiçeği alın, genel başkanın odasına çıkıncaya kadar bu kız beni, bu oğlan beni seviyor-sevmiyor, seviyor-sevmiyor filan diye fal tutulur da papatya falı, bunlar da diyor papatya falı, barajı geçtik geçmedik, barajı geçtik kaldık, barajı geçtik kaldık filan diye papatya falına düşmüş haldeler. Değil mi? Doğru Yol Partisiyle ilgili en yüksek şey ne söyleniyor? Barajı geçebilir-geçmeyebilir. Anavatan Partisiyle ilgili henüz o kıvamda olmamakla beraber en yüksek şey bu. Buradan Türkiye'ye bir hayır gelir mi, yani eğer konu Türkiye'ye hizmetse. Siyaset marifetiyle Türkiye'ye bir katkıda bulunmaksa, buradan bir hayır gelir mi? Gelmez.

SERDAR AKİNAN - Bir adım geri çekilip bütün bu konuştuklarımız çerçevesinde düşündüğüm vakit şu ortaya çıkıyor- Aslında bir yandan da, hani sokaktaki insan baktığı vakit, ya sağ zaten param parça, barajı geçti geçmedi, yani bu ne anlama geliyor? Yani, yine biz koalisyonlarla yönetileceğiz, Türkiye'nin hali de ortada. Yani, başka bir alternatif yok noktasında bir hani algıda bir pozitif, AK Partiye yönelik bir pozitif algı var idiyse bile, yani bu negatife dönmüş falan değil, olsa olsa hani nötr'e dönmüş vaziyette.

İLHAN KESİCİ- Nötr, negatiften tekrar oraya dönebilir, pozitife dönebilir.

SERDAR AKİNAN - Dönebilir.

ÎLHAN KESİCİ- Çünkü şu...

SERDAR AKİNAN - Biraz da şeye gelmek istiyorum; hani diğer ekonomik sorunlar ve dış politika sorunlarına. Hani bir yandan da Türkiye'yi bekleyen ciddî meseleler var.

İLHAN KESİCİ- Çok ciddî meseleleri var. Çünkü, onu ben çok haklı görüyorum, bu psikolojiyi haklı görüyorum. Netice itibarıyla diyelim ki AK Partinin Hükümet etme usulünden hoşnut olmayacak. Ama bizim milletimizin şöyle bir özelliği var- İktidarı ortada bırakmayız, açıkta bırakmayız, yani boşlukta bırakmaz.

SERDAR AKİNAN - Paylaştırır.

İLHAN KESİCİ- Hayır, boşlukta bırakmaz. Bu boşlukta bırakmak şu demek- Böyle barajlar civarında filan dolaşan 8-10 tane partiye oyunu paylaştırmaz, kardeşim diyor, netice itibarıyla ne diyor yani Türk seçmen, bir iktidar partisi şu demek- 10 milyon oy. İster yeni bir hareketlenme olsun, ben o tür hallerin de olduğu kanaatindeyim, oradan şunu söyleyeyim daha doğrusu-Eğer böyle bölük pörçük olmaya devam edeceklerse partiler, Türk siyasetindeki isimler bölük pörçük olmaya illa da ben olmalıyım, illa da benim başkanlığımda olmalıdır, illa da benim etrafımda olmalıdır demeye devam ederlerse, hepsine birden lanet okur, elinde sadece AK Parti varsa, elimdeki sadece AK Partiye oyun verir. Hâlbuki ben deminki saydığımız hem parti içi demokrasi dahil Türkiye'deki demokrasinin gelişmesiyle ilgili, yani adına şimdi bizim demokrasimizi tek bir lafla tarif etmeye çalışırsak, temsili demokrasi filan diyebileceğiz, bu temsili demokrasi dünya da böyleydi, bizde de böyleydi. Ama dünya daha sonra birtakım merhalelerden geçti, aşamalardan geçti, buna katılımcı demokrasi unsurlarını kattı, doğrudan demokrasi unsurlarını falan kattı, biz onların hiçbirisini, hatta katmadığımız gibi temsili demokrasiden de geriye gittik. Benim buradaki kanaatim şu- Demin sohbetin başında da ifade ettiğiniz isimler de dahil olmak üzere, yani İlhan Kesici, Mehmet Ali Bayar, Doğru Yol Partisi, Erkan Mumcu bey, başka beyler, başka hanımefendiler vesaire filan, şimdi eğer Türkiye AK Partiden hoşnut değilse, ben hoşnut olmadığı kanaatindeyim, ekonomi politikalarından memnun değil ise, memnun olmadığı kanaatindeyim, dış politikasından memnun değil ise, memnun olmadığı kanaatindeyim, bunun karşısında bir büyük yeni bir hâdise bekler. Şimdi bunu beklemek şu demek- Yani, netice itibarıyla 10 milyon insan, yani iktidar alternatifi demek, 10 milyon insandan oy almak demek, yüzde 30 ve yüzde 30'un biraz üstünde oy almak demektir. Benim gözlemleyebildiğim kadarıyla bu 10 milyon insan, çeşitli şeylerden, siyasî renklerden 10 milyon insan bir olup beraber olup bir yere oy vermeye hazırlanıyor, henüz hazır demek doğru olmayabilir ama, hazır hâle gelebilir. Onların istediği bir tane şey var. Şu ismi geçen birtakım insanlar var ya, Türk medyasında, genel kamuoyunda, ulusal ölçekte, uluslar arası ölçekte ismi olan birkaç tane insan var. Bu birdir, üçtür, beştir, yedidir, en çok 10'dur. Kardeşim siz 10 tane insan bir araya gelin, biz 10 milyon insan bir araya gelmeye hazırlanalım değil mi? Şimdi bu 10 tane insanın bir araya gelmesi çok vahim bir şey midir, çok mu zor bir şey olmalıdır? Türkiye'nin bunca büyük problemlerinin karşısında, yani kimin kimden ne alıp veremeyeceği...

SERDAR AKİNAN - Gelen SMS'ler de bunu soruyor zaten deminden beri, yani neden diyorlar, bu çok zor bir şey midir?

İLHAN KESİCİ- Benim kanaatim Türkiye gelecek. Şimdi...

SERDAR AKİNAN - Türkiye mi gelecek, o 10 kişi mi gelecek?

İLHAN KESİCİ- 10 kişi de gelecek, icap eden daha yüksek sayıdaki insan da bir araya gelecekler. Bir araya gelmeyenler şahsi heves ve ihtirasını Türkiye'nin meselelerinin önüne koymuş olan insanlar olarak görülür. Yani, her kimki Türkiye'nin şimdi Avrupa insan Hakları Mahkemesi Apo ile ilgili bir kararı var, büyük bir karar, önemli bir karar, Ermeni tasarılarıyla ilgili haller var, önemli bir karar, IMF şimdi 2003, AK Parti iktidara gelirken 2003 yılında bitiyordu IMF ile yapmış olduğumuz anlaşma, 2003 yılında bitireceğim dedi, IMF'in en son noktasını koyacağım dedi seçim kampanyası sırasında ve seçim beyannamesinde, 2003 geçti, 2004 geçti, 2005'e geldik. Şimdi bundan bir hafta evvel bir başka programda, uygun görürseniz bu programla ilgili yaparız, şimdi bu IMF'e verilmiş olan stand-by 56 sayfalık ekleriyle beraber, 30 küsur sayfalık bir stand-by anlaşması. Bu üç yıl daha götürüyor. Ne demek bu? 2005, 2006, 2007, daha demek ki 1999'da başlamış olan 2007-2008'e kadar kesintisiz sürüyor demek. Bunun getirdiği, getireceği, buna sebep olan bir yığın hâl var, bütün bu kadar problemlerin karşısında valla ben bu bir araya gelmekten imtina ediyorum, herkes benim etrafımda toplanırsa toplanır, toplanmazsa ben yokum diyen insanı Türkiye kınar, onu sistemin dışına iter. Hiç kimse bu saatten sonra, hatta bu saate kadar bile idi, kimse şahsi heveslerini ve ihtiraslarını bu derlenme, toplanma mahiyetindeki bir birleşmenin, buluşmanın önüne koymaması icap eder.

Ama ben kendi kanaatimi söyleyeyim, benimle ilgili olan bölümü; ben böyle bir hareketin içinde bulunmam icap ediyorsa içinde bulunurum, başında bulunmam icap ediyorsa başında bulunurum, ortasında bulunmam icap ediyorsa ortasında bulunurum...

SERDAR AKİNAN - Peki, o zaman çok basit bir soru sormak istiyorum anlamak babında.

İLHAN KESİCİ- Tabiî, buyurun.

SERDAR AKİNAN - Bu masada ben bu saydığınız diğer isimlerin kimilerini konuk ettim, kimilerini de edeceğim. Ama konuştuğum vakit de üç aşağı beş yukarı deminden beri saydığınız o yapısal, Türk siyasetinin yapısal sorunlarını aynı cümlelerle olmasa bile, aynı tanımlarla teşhisi koyuyorlar, budur sorun diyorlar, bu samimiyetle söylüyorlar. Bir yandan da 10 milyon kişi, sizin teşhisinizde bu cümleniz çok doğru ve anlamlı bir cümle bence, yani 10 milyon kişi o 10 kişi bir araya gelsin biz bir araya geliriz noktasında diyorsunuz, peki bu konuşmaların başlaması, madem bu kadar ciddî sorunlar, bir demokrasi kılıcı gibi sallanıyor veya bir çığ gibi, artık benzetmesi neyse, orada duruyorsa, neden, yani bu konuşmalara şimdiden başlıyor olmak çok ..motivemidir, yani daha önceden...

İLHAN KESİCİ- Hayır değil, bence Doğru Yol Partisi Kongresini bu işin bir dönüm noktası olarak görmek lâzım. Çünkü Doğru Yol Partisi kabaca, aşağı yukarı en kötü hallerinde denilebilecek bir hâlde yüzde 10 civarında bir oy aldı. Türkiye'nin yüzde 10 oy veren gözü Doğru Yol Partisinin üstündeydi bu kongreye kadar. Bir 5 puan, 10 puan civarında bir oy da acaba bu derlenme, toplanma, meselâ yeniden sıfırdan başlamak yerine, hazır böyle bir büyük çatının içinde olabilir mi diye de bakıyor idi. Yani, iki gözüyle bakmıyorsa bile mutlaka tek gözüyle bakıyor idi. Ama bence bu Kongre gösterdi ki, yani ben Kongreyi kritik etmek anlamında söylüyor filan değilim ama...

SERDAR AKİNAN - Milat adına diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Milat adına bu Kongre gösterdi ki böyle bir derlenme toplanma yoktur, böyle bir davet yoktur, böyle bir heves yoktur, böyle bir çaba yoktur, gayret yoktur. Çıkan resim sanki bana bu resmî verdi. O zaman bu Türkiye'nin derlenmesi toplanması istikametinde kafa yoran insanlar işte bu Pazartesi, Salı, bugün Çarşamba, dünden itibaren bence birbirleriyle telefonlaşabilen insanlar telefonlaşıyorlar, yemek yiyelim hukukunda olan insanlar yemek yemeye başlıyorlar...

SERDAR AKİNAN - Yani, kaynama başladı...

İLHAN KESİCİ- Bence öyle, ben öyle görüyorum.

SERDAR AKİNAN - Anladım tamam.

Peki, o zaman şöyle yapalım mı? Aslında demin söyledim, ekonomiye ilişkin son programda çok çarpıcı rakamlar verdiniz, kalan süreyi akıllıca değerlendirelim. Burada bunu durduralım ve reklam arası verelim, kalan sürede de bir dış politika meseleleri, hani bizi bekleyen nedir ve arkasından da ekonomiyi konuşalım.

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

SERDAR AKİNAN - Tamam, çok teşekkürler.

(Reklam Arası)

SERDAR AKİNAN - Sayın ilhan Kesici ile sohbetimize devam ediyoruz.

Demin sağdaki, daha doğrusu Türk siyasetindeki yapısal konulardan bahsettiniz, ben de hani niye bir araya gelemiyor bu insanlar dedim, bir iki cümleyle bunu toparlayıp dış politika ve ekonomiye geçelim.

İLHAN KESİCİ- Benim kanaatim, gelinecek, yani bu Türkiye boş bırakılacak, sahipsiz bırakılacak bir ülke değildir, biz de elimizden geldiği tarzda bu işi sahipsiz bırakacak, boş bırakacak halimiz falan yok. Burada mesele, bir suru israfil, nasıl yani kıyamet kopacak, öbür dünyada bütün ölüler ayağa kalkacaklar, bir büyük suru israfil ötecek değil mi, onun gibi ben bir büyük Anadolu ateşinin yakılacağı kanaatindeyim, yakılması lazımdır, bir büyük Anadolu ateşi yanar, bunun etrafında herkes birleşir. Bunun etrafında birleşmeyen herkesi Türk milleti, Türk halkı kınar, atar bir kenara. O şahsi heves ve ihtiras mamulü olmuş olur, o yüzden hiçbir şeyim yok. İşte ben bugünlerden itibaren, bu program, dün vesaireden itibaren Türkiye'de şimdiye kadar bu anlamda çok ciddî bir şekilde birbiriyle konuşmamış olan insanların, ismi olan olmayan herkesin bir araya yavaş yavaş gelecekleri kanaatindeyim, bir büyük hareketin olması lazımdır.

SERDAR AKİNAN - Peki, hemen gelelim dış politikaya. Çok sıcak bir iki gelişme var.

Bir tanesi, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesinin kararı, bildirdiği karar ve sözde Ermeni soykırım meselesi iki ayrı çok ciddî mesele, önümüzde duran, bunlara ilişkin yorumunuz ne?

İLHAN KESİCİ- Şimdi ben buralarda bir numarada Hükümeti tabiî şey yapıyorum. Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bizim de taraf olduğumuz bir Batılı kurum. Avrupa Birliğinin bir kurumu değil, Avrupa Birliğinin bir uzantısı değil, Avrupa Konseyinin bir uzantısı. Biz Avrupa Konseyinin kurucu üyelerinden bir tanesiyiz, daha sonra da Avrupa İnsan Haklan Mahkemesinin kuruluşu ve onunla ilgili mevzuata tâbi olacağımıza dair, uyacağımıza dair, onu da bizim de bir mahkememiz tarzında sayabileceğimize dair bizim de imzamız var, tamam. Ama bu ayrıca, yani bizim başımızda bir sopa olarak kullanılacak olan bir hâl değil. Özellikle ben hukukçu değil, daha doğrusu bunun için az uz bir hukukçuluk icap etmez, çok bir uluslar arası hukukçuluk icap eder, ben onlardan bir tanesi değilim. Ama uluslar arası hukukçu mahiyetinde tanıdığım birtakım insanlarla konuştum ben hem programa çıkmadan önce, hem bu karar çıktıktan sonra, hem televizyon programlarında, gazetelerde, bu konuda kaydadeğer yazı yazan, müktesebatı olduğuna inandığım insanların yazılarını ve konuşmalarını takip ettim. Burada benim gördüğüm şeylerden bir tanesi şudur-

Bir; bir kere Sayın Başbakanımız ve Hükümet hafiflikler yapıyor bu konuda, daha doğrusu genel dış politikada yapıyor, ama Ermeni işinde de göreceğiz, bunda da yapıyor. Yani, o hafiflikler bazen karın şişi indirmek mahiyetinde, bugünkü Grup konuşması vardı Sayın Başbakanın, karnının şişini indiriyor, yani sanki bir kahvehanede konuşur gibi bir uluslar arası ilişkileri ele alıyor, karın şişi indiriyor, Grubundan alkış alıyor vesaire.

İki; bir gün Avrupa Birliği ve Avrupa İnsan Haklan Mahkemesiyle ilgili diyelim ki medeniyetler buluşması tarzında, böyle medeniyyet diye çift y'li filan bir vurgusu var Sayın Başbakanımızın, bir gün "medeniyyetler buluşması" falan diyor, ertesi gün neredeyse onları düşman ilân edip hücum arkadaşlar filan diyecek gibi bir eda içerisinde oluyor, bu devlet makamları insanların karınlarının şişini indireceği makamlar değil.

İki; hafiflik kaldırmaz.

Üç; özellikle burada huzurunuzda yine ben sizinle yaptığım bir başka programda da Onur Öymen Beye teşekkür ve şükran ifade etmiş idim, bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla da ilgili de etmek istiyorum. Televizyon televizyon, biz sağdaki insanlarız, ama bir hakkı teslim etmek için değil mi, böyle soldan da bir politikacıyı saygı duymamız, sevmemiz filan icap eder ki, yani bu bir medeniyet olmuş olsun değil mi yahut onlar da sağdan bir politikacı hakkında bu tür kanaatler ifade etmeliler. Televizyon televizyon dolaşıyor, şunu söylüyor, benim bütün danıştığım insanlardan edindiğim-

Bir; üç tane opsiyon vermiş Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi. Birinci, diyor ki yeniden yargılanabilir.

İki; bazı usul eksiklikleri var, eğer yeniden yargılama yapmayacaksanız bazı usul eksiklikleri var, o usul eksikliklerini tamamlayabilirsiniz.

Üç; başka bir üçüncü yol da bulabilirsiniz, böyle de bir hali var. Bu anlamda bunu sert bir karar olarak tasvip etmek doğru değil.

Şimdi özellikle bizi rahatsız eden bölümü bu Avrupa İnsan Haklan Mahkemesinin, Türkiye'yi rahatsız eden bölümü, Abdullah Öcalan'dan bahsederken bir terörist ifadesinin kullanılmaması. Sami Selçuk Bey veya bazı başka hukukçu arkadaşlarımız çıkıyorlar diyorlar ki, mahkemeler bu tür bir insan hakkında, sanık hakkında hüküm cümlesi söylemezler, yani o bir sanıktır, mahkeme kesinleştikten sonra adı terörist olur veya olmaz. Hâlbuki Onur Öymen Bey de, devlet umuru görmüş olması münasebetiyle, Dışişlerinde çeşitli yerlerde büyükelçilik, NATO dahil büyükelçilik yapmış olması münasebetiyle, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı yapmış olması münasebetiyle Onur Öymen çalışmış, gecesini gündüzüne katmış veya Cumhuriyet Halk Partisi, şunu bulmuşlar- Aynı Avrupa însan Hakları Mahkemesi başka bir davada, bir veya iki tane davada Apo çapında olmasa bile ondan çok daha şey seviyede, teröristliği çok daha düşük seviyede olmak üzere bir insandan bahsederken terörist filanın davasındaki eksiklikler, aksaklıklar şudur diye söylemiştir. Demek ki burada Türk Hükümetinin yapmış olması lâzım gelen ne? Yani, sadece ne yapalım, Avrupa însan Haklan Mahkemesinin karşısında boynumuz kıldan incedir demek değil; bir.

îki; bu üç tane usulden bir tanesi hakkında bütün kendi hukukçuları varsa kendi hukukçuları, onlar yetmiyorsa, yetmez, koca bir Türkiye var, uluslar arası hukukun içinde cirit atmış olan bir yığın hukukçusu var Türkiye'nin, bütün bunlardan müteşekkil bir ordu kurarak, bir hukukçular ordusu kurarak bu didik didik edilmesi ve hukukun içerisinde kalmak üzere müthiş hazırlıklar yapılması ve kızılacak yönlerine kızılması mümkün. Zaten öyle bir açık kapısı da var, başka bir yol da olabilir, usul eksiklerini de giderebilirsiniz filan diyor.

Benim burada gücendiğim şey, üç tane büyük sağ partisi var Türkiye'nin. Yani, bunu en temel konu, bu ve benzeri konuları en temel konu yapan partiler kim? Şekil üstünde; bir Milliyetçi Hareket Partisi, iki Doğru Yol Partisi, üç Anavatan Partisi. Milliyetçi Hareket Partisinden Onur Öymen türünde veya Cumhuriyet Halk Partisinin aldığı pozisyona benzer uluslar arası hukuku dikkate alarak bir pozisyon var mı? Hayır yok. Doğru Yol Partisinden uluslar arası hukuk çerçevesinde, Avrupa insan Hakları Mahkemesi, AIHM kararıyla ilgili bir şey var mı? Bir tek Erkan Mumcu Bey çıktı, o da garip bir şekilde, bana öyle geliyor daha doğrusu, Apo yeniden yargılanmalıdır dedi. Hâlbuki Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi bile yeniden yargılayın demiyor. Yeniden yargılayabilirsiniz, usul eksikliklerini giderebilirsiniz veya bir üçüncü yol da bulabilirsiniz. Ama bu bulacağınız üçüncü yol illa da hem dünya hukuku çerçevesinde olmalıdır, Hem Avrupa insan Hakları Mahkemesi hukuku çerçevesinde olmalıdır. Ben, daha ileri bir şeyin, yani Apo'nun üstünden bölücü bir siyasetin dayatılmasını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunun üstünden bir bölücü siyasete destek vermek, PKK'ya biraz Avrupa'dan omuz çıkmak, destek göstermek filan gibi düşünürse akıllarına şaşarım, yani oradaki hakimlerin filan akıllarına şaşarım siyasî olarak, o devletlerin de aklına şaşarım, böyle bir şey olamaz. Burada sadece bizim dikkat etmemiz gereken hallerden bir

tanesi, bizi dinleyen Türk halkının da inanmasını istediğim hallerden bir tanesi, bu bizi rahatsız etmez, bu daha doğrusu, biz bu PKK hareketinin bu münasebetle siyasallaşması tarzındaki bir haline izin vermeyiz, bunun altında kalmayız Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak söylüyorum ben. Burada zaten karar da, bütün uluslar arası hukukçulann da, benim temas ettiğim, sizin programınıza çıkmadan evvel bir kanaatim olsun diye temas ettiğim insanların da kanaatleri; eğer bu Hükümet, tabiî Hükümetin öncülük etmesi lâzım, devletin imkanları Hükümetin elindeki imkanlardır, bu Hükümet buna çok ciddî bir hukukî bir şey yapmak isterse, karşı çıkmak isterse, onunla ilgili hem kararın içerisinde, hem bizim konumuzla ilgili yeteri kadar kuvvetli argümanımız vardır. Bunun altında boğulmanın anlamı yoktur. Ama buradan da şöyle bir çağrıda bulunmuş olalım-Milliyetçilik, sadece Milliyetçi Harekat Partisinin adında olan bir şey olmadığını göstersinler, uluslar arası hukuk çerçevesinde bu kararla ilgili bir şey söylemiş olsunlar, ama uluslar arası hukuku da dikkate alarak, aynı zamanda Doğru Yol Partisi de bir şey söylesin. Ben eğer, pozisyonunu değiştirir mi, değiştirmez mi bilmiyorum ama, Erkan Mumcu Bey de birazcık daha dikkatli incelesin.

SERDAR AKİNAN - Peki, gelelim diğer meseleye, Ermeni meselesine.

İLHAN KESİCİ- Ermeni meselesi, sizin bir programınızda bir münasebetle söylediğimi hatırlıyorum, yani bu 24 Nisan çok ciddî bir şey olacak, bundan iki ay önceki bir programımızdı o, bu 24 Nisan çok ciddî bir şey olacak, Ermeni konusunun 90. yıldönümüdür, Ermenistan ve diyaspora Ermeni, dünyadaki bütün Ermeniler müthiş bir atak hazırlığı içerisindeler, Türk Hükümetinden ses yok, tık yok vesaire, bunu çok dikkatli alsın filan diyorduk, almadı, almadığı belli oldu. Şimdi şu an itibarıyla 15 tane ülkenin, bunlar Türkiye'ye düşman ülkeler filan da değildiler, yani bundan bir ay öncesi itibarıyla en azından değildiler, 15 tane ülkenin parlamentosu Ermeni katliamı var anlamında kararlar falan aldılar. Türk Hükümeti ne yaptı yani bu işte? Türk Tarih Kurumu Başkanı Hacaloğlu'nun bir halini gördük, bir çırpınışını gördük. Ama, bir devlet olarak, bir Hükümet olarak ne yapıldı? Hiçbir şey. Hatta ekonomi bahsinin içerisinde olmak üzere, sizinle konuştuğumuzu hatırlıyorum ben, Dışişleri Bakanlığının bütçesi 472 katrilyon lira 2004, yani bir bütçe, bu Dışişleri Bakanlığına işte bu Avrupa İnsan Haklan Mahkemesiyle uğraş, Kuzey Irak meseleleriyle uğraş, Kıbrıs meseleleriyle uğraş, Ermeni meseleleriyle uğraş, Amerikan Kongresi nezdinde uğraş diye çeşitli görevler veriyoruz, en ana hatları bunlar. Eline de bir bütçe vereceğiz, sen bu televizyon programını ayağa kaldır, bütçen de şudur Serdar Bçy falan diyecekler. Dışişleri Bakanlığına verdiğimiz bütçe, bizim 472 katrilyon lira. Faize bir yılda ödediğimiz rakam, ekonomiyle dış politika irtibatı kuralım buradan, 56 katrilyon lira. Güne böldüğümüz zaman 120-130 trilyon lira eder. Deminki Dışişleri trilyon lira, 472 trilyon lira. Demek ki koca Dışişleri Bakanlığının eline 3 günlük faiz veriyoruz, üç günlük faiz parası, sonra da diyoruz ki Türkiye'nin bütün dış problemlerini işte bu üç günlük faiz parasıyla hallet, böyle bir şey yok.

SERDAR AKİNAN - Aslında bu da yapısal sorunlardan bir tanesi.

İLHAN KESİCİ- Bu da yapısal, çok yapısal sorunlardan bir tanesi.

SERDAR AKİNAN - Peki, hemen ekonomiye gelelim, 4 dakika civarında bir süremiz kaldı.

İLHAN KESİCİ- Ermeni meselesinde bir hafiflik daha söyleyeyim izin verirseniz, Sayın Başbakan, öğreniyoruz ki bugünlerde, Koçaryan'a mektup yazmış. Yani, mesele Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Koçaryan, zaten senelerden biz söyleyip duruyoruz, yani bunlar dostluk istiyor, ahbaplık istiyor falan değil. Yani, sınır kapısını aç vesaire, yani tarihçilerin meselesi filan tarzında Sayın Başbakanın mektup yazması hafifliktir. Bu işlerin altı tanzim edilmeden başbakanlar bu seviyede, ben Dışişleri Bakanlığına danıştığı kanaatinde de değilim, eğer danıştı da Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri bürokrasisi, evet Sayın Başbakan çok iyi olur böyle bir mektubu yazmanız dediler ise, onlara olan bütün saygım, sevgim de sıfır, sıfırın altına iner, böyle bir şeyi diyebileceklerine de ihtimal vermiyorum. Demek ki devletin dışişleri politikasını tanziminde, tertibinde, yürütülmesinde müthiş bir kopukluk var. Başbakanımız Koçaryan'a doğrudan mektup yazması çok hafif bir haldir, bu ve benzeri işleri bıraksın. Bugünkü Grup toplantısında, yani bizim hakkımızda Ermeni tasarısını kabul etmiş olan 15 parlamentoya neredeyse savaş açacak gibi bir, savaş ilân edecekmiş gibi bir pozisyon gördüm. O kürsüler karınların şişinin indirileceği kürsüler filan değildir, konuların icaplarının yapılacağı kürsülerdir, makamlardır, mevkilerdir vesaire. Bu hafifliklerden de kaçınsın.

SERDAR AKİNAN - Peki, şimdi biraz da, aslında süremiz bitti ama, ekonomiyle ilgili çok kaba hatlarıyla, son programımızda siz bir bilanço gibi bir şey vermiştiniz, çok genel hatlarıyla, bugün itibarıyla o geçen iki aylık sürede ne oldu?

İLHAN KESİCİ- O geçen iki aylık süre içerisinde biz en çok cari açık ve bunun finansmanının üstünde durduk. Borcun miktarı ve artışının üstünde durduk. Aşağı yukarı, tabiî bundan sonraki iki üç ayın verilerini işin içine katmak bazen doğrudur, bazen değildir ama, hafıza tazelemiş olalım. Ekonominin içinde bulunduğu hâl çok ciddidir. İki sene içerisinde, 2003 ve 2004'te Türkiye'nin iç borcu 75 milyar dolar artmıştır. Türkiye iki sene içerisinde faize 2003'te 35 milyar dolar, 2004'te eskiden 40 milyar dolardı, kur hesapları dolayısıyla 41-42 milyar dolar oldu, 75 ila 78 milyar dolar faiz ödedi. Bütün döviz gelirleriyle döviz harcamalarının arasındaki resmî rakam 15,5 milyar dolar cari işlem açığı. Ama, ben bunu en az 20 olarak alıyorum, çünkü turizm gelirlerinde 2-2,5 milyar dolarlık bir şişirme var. Bir de şimdi sahte bal, sahte zeytinyağ gibi laflar çıkıyor. Bu şu demektir- Sahte çıkan bal yoktur, sahte çıkan zeytinyağ yoktur, bunlar sahte, hayali ihracatlardır. Yani, buradan bal çıktı gibi görünen, ama bal olmayan bir şey vardır. Zeytinyağ çıktı gibi görünen, ama zeytinyağ olmayan bir şey vardır. Demek ki en az birkaç milyar dolar da 5 mi, 10 mu sayalım, 3 mü sayalım, öyle bir ihracat şişirmesi var. Bunları kaale alırsak, bizim 15,5 milyar dolardır dediğimiz cari işlemler açığı en az 20 milyar dolardır. Yine siz o zaman söylemiştiniz, bütün bunların karşılığında 38 milyar

dolarlık bir sıcak para hareketlenmesi falan var. Şimdi bütün bunlar ciddiyetini aynen devam ettiriyor, vahimleşerek devam ettiriyordu, IMF ile, IMF stand-by anlaşmasını geçen Haziran ayından bu yana tazeleyecekler, yenileyecekler. Haziran idi olmadı, Ekim idi olmadı, 17 Aralıktan sonraki 5 Ocak'tı olmadı, Şubat, Mart olmadı, nihayet Mayıs ayında IMF ile üç yıllık stand-by anlaşması yapıldı. Ben buraya gelmeden evvel tam bugün sitelere konuldu, internet sitelerine, onun da şeyini aldım. Bu, Türkiye'yi yeniden -kaba taslak, baktım ama, başka bir program yaparız inşallah sizinle- hem sıkıntıya sokacak maddeleri var, hem Hükümeti artık bu kadar, yani bu son iki sene içerisinde borçlandığı gibi borçlanma kabiliyetlerini de baskı altına alan, sınırlayan, sıcak parayla finanse etme, döviz açığını finanse etme imkanlarını da baskı altına alan, sınırlayan bir cendere söz konusu. O zaman işte şimdi şişindikleri veya övündükleri, bak kur, Türk Lirası nasıl 1 milyon 300 bin lira filan, vesaire falan diyorlar, bunu birkaç ay sonra görmüş oluruz ki söyledikleri argümanların tamamı çöker.

Öbür bir nokta büyümeyle ilgiliydi, yine bu büyüme şeyi. En son verilere baktım ben, büyüme verilerinde, öyle bir stok meydana gelmiş ki eğer büyüme verileri doğruysa eğer, 2003 yılında millî gelirin yüzde 7,4'ü, 2004 yılında yüzde 8,2'si, ikisini toplayalım 15,5, iki yılda millî gelirin yüzde 15,5'u kadar Türkiye'de stok varmış. Bu ne tür bir rakama tekabül eder? Şimdi 4 bin dolar diyorlar cari kurla millî gelir, 70 milyon, 280 milyar dolar, yüzde 15'i 42 milyar dolarlık Türk fabrikalarında stok var görünüyor. Eğer 42 milyar dolarlık stok var ise, Türkiye'nin bütün dağlarının taşlarının, mezralarının, ovalarının tamamının stoklarla dolu olmuş olması icap eder, böyle bir şey yok. Demek ki bu büyüme rakamları da fiktif, bu büyüme rakamları da doğru değil. Zaten nereden bilelim biz bu işi, herkes benim takip ettiğim ölçüde ekonomi takip etmeyecek, sizin takip ettiğiniz ölçüde de ekonomi takip etmeyecek, dükkanlara gidilecek, birkaç defa girilecek, ayakkabıcıya, bakkala, manava, süpermarketlere, taksiciye binilecek, berberde konuşulacak, bu insanlarla konuşulduğu zaman, bunların iddia ettiği gibi bir büyümenin zaten olmadığı apaçık meydana çıkacak.

SERDAR AKİNAN - Son sorum, çok kısa ama, büyümenin bu kadar olduğu yerde işsizlik niye sürekli artar?

İLHAN KESİCİ- Tabiî, öyle bir şey olamaz. Büyüme gerçekten büyümeyse işsizliğin artması diye bir şey söz konusu olmaz. Bizim Devlet Planlama Teşkilatında çeşitli münasebetlerle yaptırdığımız istihdam ve büyüme ilişkisi çalışmaları vardır, Türk ekonomi bürokrasisi bunu bilir. Ortalama biz her sektörde sektörel büyümelere bağlı olmak üzere değişebilir ama, ana teması şudur- Millî gelirdeki 1 puanlık büyüme, ortalama 50-70 bin yeni iş yeri açar. Eğer millî gelir yüzde 9,9 büyümüşse bir yıl içerisinde, yüzde 10 büyümüşse, bunu 60'la, ortalaması 60'la çarpalım, demek ki 10 çarpı 60, 600 bin yeni insan yeni işe girmiş olması lâzım, yeni iş yaratılmış olması lâzım. Türkiye'de böyle bir hâl yok, çünkü böyle bir büyüme yoktur.

SERDAR AKİNAN - İlhan Bey, aslında tabiî konuşulacak çok şey var ama, süremizin de sonuna geldik. Çok teşekkür ediyorum, çok güzel bir sohbet oldu.

İLHAN KESİCİ- Ben de size çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

SERDAR AKİNAN - Evet, "Ne Var Ne Yok"tan herkese iyi akşamlar efendim. Aslında süre olarak çok yetersiz bir program oldu, inşallah başka bir programda IMF'i konuşuruz Sayın İlhan Kesici'yle.

İLHAN KESİCİ- İnşallah.

SERDAR AKİNAN - İyi akşamlar.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.