Facebook
Twitter
Cumhurbaşkanını Artık Halk Seçmelidir
Ahmet Hakan | Kanal 7 - Arka Plan | 8.8.1996
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

AHMET HAKAN - Evet sayın seyirciler, tekrar birlikteyiz. Az önce de ilân ettiğimiz gibi konuğumuz bu akşam Anavatan Partisi Milletvekili İlhan Kesici.

Hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Hoş bulduk efendim.

AHMET HAKAN - İlhan Bey, sizi uzun zamandır göremiyoruz televizyon ekranlarında, medyada; bazı dergilerde röportajlarınız yayınlanıyor. Kasıtlı olarak mı çıkmıyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Hayır.

Önce ben size bir geçmiş olsun demek istiyorum.

AHMET HAKAN - Sağ olun, çok teşekkür ederim.

İLHAN KESİCİ- Bir de, sizin de söylediğiniz gibi yaklaşık 6 aydır televizyonlara neredeyse çıkmadık. Bir tek TGRT'ye bir programımız vardı, o da siyasî olmayan bir programdı; sizin televizyonunuza çıkmış oldum. Bu münasebetle de Kanal 7 seyircilerine selâmlarımı, saygılarımı, hayırlı akşamlar dileklerimi de iletmek istiyorum.

Şimdi, tabiî biz milletvekili, yani siyasete milletvekilliğiyle girişimizin üstünden yaklaşık altı aylık bir zaman geçti. Bu altı aylık zamanın bana göre ilk üç ayı zaten hükûmet arayışları içerisinde geçti, Martın başına kadar böyle geçti. Martın 6'sında yeni hükûmet kuruldu. O sıralarda konuşmuş olsak, kabine beklentisi olarak da...

AHMET HAKAN - Değerlendirilebilir diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Evet, değerlendirilebilirdi. Kabinenin dışında idik biz o zaman. Bir şeyleri de tenkit etmek, bir şeyler hakkında bir şey söylediğiniz zaman, sanki kabine üyesi olmadığı için konuşuyor gibi bir izlenim verebilirdi. Bu, yaklaşık Nisan sonuna kadar böyle geldi. Ben konuştuğum z a man da, daha ziyade ekonomi merkezli bir siyaset tablosu benim ağzıma yakışacak olan konuşma üslûbudur. Nisan ayının sonuna kadar Hükûmetin bütçesi çıkmamıştı, Nisanın sonunda Hükûmet bütçeye kavuştu. Ben de tam Mayısın ortalarından itibaren konuşmayı düş ü nüyor idim. Çünkü, Mayısın ortalarında IMF heyeti gelecekti Türkiye'ye; geldiler, fakat doğru dürüst muhatap bulamadılar. Yani IMF heyeti, bütçeden daha şümullü bir ekonomik program Hükûmete muhtemelen vazedecekti, Hükûmet de bunlarla beraber yeni bir pak e t hazırlayacaktı, bir ekonomik program hazırlayacaktı, ben de tam onun üzerine konuşurum diye kendimi teminlemiş iken, Mayısın sonunda Haziranın başında Hükûmet düştü. Yeni hükûmet arayışları başladı. En sonunda Doğru Yol Partisi-Refah Partisi Hükûmeti ku r uldu. Hemen başlangıçta bir şeyler söylemiş olsam yine olmaz idi, daha ziyade bundan dolayı oldu.

AHMET HAKAN - Ama, bugün artık bir şeyler söylemenin zamanı geldi galiba.

İLHAN KESİCİ- Kısmen öyle. Bir de tabiî şu tarafı var işin: Parlâmento tecrübemiz yok idi. Ben Genel Kurulda da şimdiye kadar henüz konuşmadım. Japonlarda çok güzel bir âdet var, sonradan öğrendiğim bir usul. Birinci senesinde parlâmenterlerin, özellikle genç parlâmenterleri hemen hemen hiç konuşturmuyorlar, daha doğrusu onlar hiç konuşmuy o rlar. Fakat, yaşlı, tecrübeli ağabey parlamenterlerin yanına veriyorlar, usul erkân öğretiyorlar. İkinci senesinde -aşağı yukarı genel kabul, genel usul gibi bu- komisyonlarda konuşmalarına izin veriyorlar, onlar için meydan açıyorlar. Üçüncü senesinde, p a rlâmenterliğinin üçüncü senesinden itibaren genel kurula sokuyorlar. Bu, bence bizim milletimizin örfüne, geleneğine filan da uygun olan bir şey.

AHMET HAKAN - Sizin ağabey milletvekiliniz var mı?

İLHAN KESİCİ- Benim ağabey milletvekillerim var, ben tecrübeli ağabeylerden hep öğrenmeye çalışıyorum. Zaten kendimi de hep öğrenci olarak görmüşümdür. İnşallah Allah nasip ederse ömrümün sonuna kadar da her şeyin öğrencisi olmaya devam edeceğim diyorum.

AHMET HAKAN - Peki İlhan Bey, şimdi Anavatan Partisini isterseniz biraz konuşalım, mensubu bulunduğunuz parti. Ben hemen şunu sormak istiyorum: Bir zamanlar siz Mesut Yılmaz Beyle çok yakın ilişkiler içindeydiniz, ona danışmanlık yapıyordunuz. Ancak, son zamanlarda aranız biraz bozuldu mu, Mesut Beyle bir problem mi var aranızda?

İLHAN KESİCİ- Hayır, tahmin etmiyorum. Tabiî o zaman milletvekili değildik, daha ziyade danışmandık; gerçekten tüzük gereği de Genel Başkan Danışmanı idim ben. Milletvekili olduktan sonra, önce tabiî Hükûmet olununca, Sayın Genel Başkanımız Başbakan olunca daha yakın çalışma arkadaşları kabine üyesi insanlardır, bakanlardır. Bakanların dışında çok az zaten mesai verebilir diğer milletvekillerine. Hükûmetten düşüldükten sonra da bu kongre patırtıları başladı bildiğiniz gibi, kongre takvimine gir d i daha doğrusu Türkiye ve Anavatan Partisi. Şimdi onunla meşgul, herkes aşağı yukarı o istikamette meşguller. Yoksa aramızda fazla bir sıkıntı yok.

AHMET HAKAN - Biraz var gibi ama, ben onun üzerinde pek fazla durmayacağım. Şeyi soracağım; kongreden söz ettiniz, düşünüyor musunuz aday olmayı? Böyle adaylar sayılıyor sizin partinizde; işte Lütfullah Kayalar, Korkut Özal, Ekrem Pakdemirli, Işın Çelebi, Güneş Taner, İlhan Kesici deniliyor, hep bu isimlerin sonunda bir de İlhan Kesici var, düşünüyor musunuz aday o l mayı?

İLHAN KESİCİ- Tam net cevap vermek lâzım galiba, değil mi?

AHMET HAKAN - Yani, evet, kamuoyunu tam bilgilendirmek bakımından.

İLHAN KESİCİ- Şu anda benim gündemimde öyle bir şey yoktur.

AHMET HAKAN - Peki, olabilir mi, yani size böyle bir teklif gelirse kabul eder misiniz?

İLHAN KESİCİ- Şimdi üstümüzde, benim üstümde halktan, özellikle, daha ziyade sade vatandaştan, halktan böyle bir teveccüh ve böyle bir temenni var. Partili arkadaşlarımızdan var, teşkilâtlardan var, delegelerden var, milletvekili arkadaşlarımızdan var. Ama, benim gündemimde şu anda böyle bir şey yok.

AHMET HAKAN - Ben bu soruyu şunun için ısrarla soruyorum: İlhan Kesici isminin gerçekten sembolik anlamı var ve özellikle siyasete girmenizle birlikte çok büyük beklentiler var sizden, bir sempati halkası oluşturabiliyorsunuz etrafınızda, bu tür özellikleriniz var. İlhan Kesici, işte Süleyman Beyle bağlantısı, Özal'ın kurduğu bir partide milletvekili, böyle bir bileşke gibi görünüyor, onun için özellikle bu sorular soruluyor. Bir de sizin büro k rasi tecrübeniz var, siz bürokrasiden milletvekilliğine geçtiniz, siyasete atıldınız. Biraz da isterseniz bunu konuşalım, siyasetten memnun musunuz, nasıl buldunuz siyasî dünyayı?

İLHAN KESİCİ- Ben siyasete girmiş olmaktan memnunum. Bütün genç arkadaşlara, özellikle bürokraside iyi yetişecek olan, yetişiyor olan bütün genç arkadaşlara da, bürokrasi ve bürokrasi dışında bütün genç arkadaşlara siyaseti tavsiye ediyorum, politikayı tavsiye ediyorum. Politikacı veya siyaset, bence insanın, söyleyecek sözleri olan insanların politikaya girmesi lâzım, yani Türkiye üstüne. Bunu daha genelleştirip dünya üstüne de söylemek söz konusudur ama, bizim öncelikle derdimiz Türkiye. 65 milyon insanın bütün derdiyle dertli olan herkesin, bunun tarihiyle, geçmişiyle geleceğ i yle ilgili olan herkesin ve bunlarla ilgili söyleyecek sözü olduğuna inanan herkesin siyasete girmesini ben fevkalâde doğru buluyorum. Tabiî burada seçimleri kazanmak, kazanmamak; onlar biraz da kaderin işleridir. Biz elhamdülillah kadere inanan insanları z . Biraz önceki sorunuzla ilgili olarak da yeniden belki ifade etmek mümkündür; yani Cenabı Allah alnımıza neyi yazmış ise biz netice itibariyle onu görürüz.

Şimdi burada, imanın şartı altı, bunun beşincisi, aradan söylüyorum; "ve bilkaderi, hayrihi ve şerrihi min Allahu Tealâ", yani kadere inanırız, hayrın ve şerrin Cenabı Allahtan geldiğini, Allahu Tealâdan geldiğine inanırız. Benim şimdi, Allah uzun ömür versin, çok sevdiğim bir canım babam var Sivas'ta. Biz ilkokuldayken öğrettiği tam bu istikamette, m uhtemelen İbrahim Hakkı hazretlerine, Erzurumlu, asıl yeri Tillo'dur, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerine ait çok güzel bir söz var. Biraz önce Mahmut Demir Beyin, olimpiyat şampiyonumuzun anlattığı serencamı da güzel anlatıyor gibi geldi bana: "Hak tece l li eyler ise, her işi asan eder", her işi kolaylaştırır, her işi asan eder. "Halkeder esvabını bir lâhzada da ihsan eder"; yani niyetlendiği zaman, kaderinizde, alnınızda yazılıysa halk eder esvabını, sebeplerini halkeder ve bir lâhzada ihsan eder.

Şimdi Türkiye, aşağı yukarı bizim bütün kardeşlerimiz, arkadaşlarımız kadere inanan insanlardır. Çok uğraşmaları lâzımdır, çok üstün gayret sarf etmeleri lâzımdır her iş için; sanayici ise öyle, memursa öyle, televizyoncuysa öyle, siyasetçiyse öyle, ama istediği istediği zaman da olmayabilir.

AHMET HAKAN - Kadere boyun eğeriz diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Orada da teslimiyet söz konusu olmalıdır.

AHMET HAKAN - Şimdi sizi dinlerken biraz şaşırdım; Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinden söz ediyorsunuz, işte Arapça metinler okuyorsunuz, rahmetli babanızdan bahsediyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Allah uzun ömür versin, sağ.

AHMET HAKAN - Sağ mı, pardon, Allah uzun ömürler versin.

İLHAN KESİCİ- Ömrü uzun olacak inşallah.

AHMET HAKAN - Öyle diyelim.

Siz liberal bir portre çiziyorsunuz hâ lbuki, ANAP içinde işte liberal isimler sayılırken hep İlhan Kesici de onların içinde sayılır. Siz liberal misiniz, muhafazakâr mısınız?

İLHAN KESİCİ- Bence her ikisi birlikte saymak lâzım. Şimdi Türkiye'nin hamuru, yani bizim bütün insanlarımız aşağı yukarı aynı terminolojiyi kullanmamış olsalar dahi, farklı zamanların, devirlerin getirdiği farklı terminolojileri kullanmış olsalar dahi, aşağı yukarı ben insanımızın çok büyük bir çoğunluğunu milliyetçi, muhafazakâr, kalkınmada özel sektörcü, bu anlamda b e lki kısmen liberal ve devlet yöneticilerini de gözleri Batıya dönük insanlar olarak veya gelişmiş dünyaya dönük insanlar olarak görüyorum.

AHMET HAKAN - Böyle örnek var mı, bu saydığınız bütün bunları üzerinde taşıyan Türk siyaseti tarihinde böyle örnekler var mı?

İLHAN KESİCİ- Evet, bana göre üç büyük önder var buna tam uyan.

Bir tanesi rahmetli Menderes'tir. 1950'lerde yüzde 52'nin üstünde oy aldı, 52 ve 54 aldı. Türkiye'nin en önemli kalkınma hamlelerinin birincisi, başlangıcı da o dönemdir, 1950-1958'dir. Ortalama her yıl, sekiz yılın ortalama her yıllık kalkınma hızı yüzde 7.3'tür. Muhteşem bir kalkınma hızıdır.

İkincisi 1965-1971 dönemidir, Süleyman Demirel, Sayın Cumhurbaşkanımızın ilk Başbakanlık dönemidir.

Üçüncüsü rahmetli Özal'ın dönemidir, 1 983-1987.

Şimdi bana göre bu üç büyük lider de milliyetçi, muhafazakâr, bütünüyle serbest piyasa ekonomisinden yana ve dönemlerinin en gözleri Batıya açık olan, dünyaya açık olan insanlarıdır.

Şimdi mevcut liderler içerisinde ben Sayın Yılmaz'ı da bu çerçeve içerisinde görürüm. Ama, netice itibariyle bu ülkenin hamurundan meydana gelmiş olan insanlardır, bu üç büyük önder de. Yani, bizim büyük kalkınma hamlesi yaptığımız dönemler aşağı yukarı bu dönemler.

Bu geçmiş dönemlerdeki insanlarımızın önemli bir özelliği de, çok kuvvetli bir itirazın içinden geliyor olmalarıdır.

AHMET HAKAN - Halk itirazı.

İLHAN KESİCİ- Halk itirazının içinden geliyor olmalarıdır. Bu itiraz, çok kuvvetli itirazları var. Yani, rahmetli Menderes'in, özellikle Türk toplumunun o zaman yüzde 87'si köylerde yaşıyor, adı köy olan yerleşim birimlerinde yaşıyor, ekonomisinin neredeyse tamamı köy merkezli bir ekonomidir. O yüzden daha ziyade köycü programlara ağırlık verilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel'in ilk Başbakanlık dönemleri içerisinde, o dönem bütün dünya karma ekonomi sistemi içerisindedir, Türkiye de karma ekonomi sistemi içerisindedir ve Türkiye'nin en önemli ihtiyaçları, o zaman devlet eliyle fabrikalar yapmak, yani Kamu İktisadî Teşebbüsleri, KİT'ler dediğimiz mü e sseseleri yapmak, ekonomik hamleyi onun üstüne bina etmek ve bu ekonomik hamlenin icap ettirdiği enerji politikalarına ağırlık vermek; "barajlar kralı."

AHMET HAKAN - Şimdi bu söylediklerinizden ben şunu alıyorum: Bugün bu halkayı tamamlayacak dördüncü bir lid ere filan ihtiyaç var galiba.

İLHAN KESİCİ- Olabilir.

Üçüncüsü de rahmetli Özal tabiî. 1980'lerde dünyadaki anlayışlar değişti. Özellikle Miss Thatcher'in 1979'da Başbakan, Mr. Reagan'ın Amerika'da Başkan olmasıyla birlikte ekonomik anlayışı değişti dünyanın ve devletin ekonomiden elini çekmesi istikametinde bir fikrî gelişme oldu. Daha sonra da bu, hem bir devletin yeniden yapılanmasını, hem ekonominin yeniden yapılanmasını ortaya getirdi. Bu istikamette Türkiye bu işleri konuştu. 1980'lerde de dünyayı en iyi okuyan politik önder o zaman rahmetli Turgut Özal idi.

Ve Türkiye bu dönemlerde yüzde 7'lerin üstünde hepsinde bir kalkınma hızı elde etti.

Türkiye'ye Türkiye katan, Türkiye'yi geliştiren dönemler bu dönemlerdir.

Şimdi Türkiye'nin ihtiyacı bu ndan sonra budur.

AHMET HAKAN - Şimdi Türkiye'nin ihtiyacını konuşalım biraz isterseniz.

Son günlerde medyada çok fazla yer almıyorsunuz ama, bazı dergilerde sizinle yapılan röportajlarda sürekli yeniden yapılanmaya vurgu yapıyorsunuz, devletin yeniden yapılandırılması filan diyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz, devlet nasıl yeniden yapılandırılacak?

İLHAN KESİCİ- Biz aşağı yukarı Türkiye olarak, Osmanlı İmparatorluğu zamanı da dahil olmak üzere, bence dünyadaki önemli gelişmeleri yakın takip eden ülkelerden bir tanesiyiz. İnsanımız da dünyayla beraber hareket etmeye teşne, dünya ile beraber hareket etmeye açık bir insan yapımız var; adaptasyon kabiliyeti fevkalâde yüksek, özel sektörümüz fevkalâde dinamik, adapte olabiliyor vesaire.

Şimdi dünyanın geldiği bu noktada ekonomik kalkınmayı hızlandırabilmek bakımından ekonomide yeni bir yapılanmaya Türkiye'nin ihtiyacı var. Bu ekonomideki yeni yapılanma istikametinde devletin yeniden yapılandırılması var, yeni baştan gözden geçirilmesi var. Ben, milletvekili olma d an önce bunun mevcut siyasî yapı ile yapılabilir olduğu kanaatindeydim. Çünkü, mevcut siyasî yapıyı çok tanıyamıyorsunuz işin içine doğrudan girmeden. Ama şimdi görüyorum ki, 1990'ların icap ettirdiği ekonomik yapılanmayı ve 1990'ların icap ettirdiği devl e tteki yeniden yapılanmayı statik, mevcut siyasî yapımızla yapmaya çalışır isek bunda başarılı olamayız. Zaten şu ana kadar da muhtemelen başarılı olamamamızın altındaki en temel sebep odur. O zaman siyasî yapılanmaya bakmak lâzım.

Bizim asıl siyasî yapılanma modelimiz, şeklimiz, çalışma üslûbumuz siyasetin içerisinde, Parlâmentonun içerisinde ta 1920'lerde, hatta İçtüzüğe bakarsak, yani milletvekillerinin kendilerini Mecliste gösterebilmeleri, Mecliste Türkiye'ye hitap edebilmeleri anlamında, bunu belirl e yen çerçevenin adı İçtüzük.

AHMET HAKAN - Çalışma biçimi.

İLHAN KESİCİ- Çalışma biçimi, erkânı, usulleri.

Şimdi, meğer bu, 1876'taki ilk Meclisimizin çalışma biçimi imiş.

1876'da ilk Parlâmentosu var, Birinci Meşrutiyet ilân edildi Osmanlı İmparatorluğu zamanında, o zaman etrafa bakmışlar, ilk defa böyle bir usul yapılıyor, Belçika Parlâmentosunun çalışma usullerini almışız. Belçika Parlâmentosu da 1830'larda kurulmuş.

AHMET HAKAN - Taklitçilik de o zamanlardan geliyor.

İLHAN KESİCİ- Taklitçilik oradan ge liyor.

Şimdi 1876'da Sultan Abdülhamit Han; bir münasebetle tekrar atıfta bulunmak istiyorum ben, mekânı cennet olsun, Allah rahmet eylesin...

AHMET HAKAN - Abdülhamitçilerden misiniz? Türkiye'de hep böyle bir ayrım vardır ya, işte Abdülhamitçiler.

İLHAN KESİCİ- İşte o ayrımı yapmadan Abdülhamit Han'cıyız, tabiî.

Ona bir münasabetle temas edeceğim ben.

Parlâmentoyu kapatınca, 1908'e kadar atladı. 1908'de İkinci Meşrutiyet oldu ve Parlâmento yeniden açıldı. Ama, neye göre çalışma düzenini kuralım dediler? Birinci Meclisin çalışma düzenini aldılar aynıyla, üstünde imal-i fikr etmeden, üstünde kafa yormadan.

Sonra Birinci Dünya Harbine girildi. 1920'lerde Meclisi Mebusan dağıldı, dağıtıldı İstanbul'da. İstanbul'da dağıtılan Meclisi Mebusanın devamı mahiyetinde Ankara Büyük Millet Meclisi kuruldu Atatürk'ün Riyasetinde, büyük Atatürk'ün Başkanlığında Birinci Meclis kuruldu. Peki, usul olarak neyi alalım dedi Birinci Meclis? Yine geçmişte kullandığımızı alalım dediler.

1960'da Kurucu Meclis kuruldu, yine u sul olarak ufak tefek bazı değişikliklerle, vizyonlarla 1924 alındı.

1982 Anayasasıyla yine ufak tefek bazı değişiklikler yapıldı. Ama, buradan ufak tefek değişiklikleri çıkarsanız eğer, ihmal edilebilir mahiyetteki değişiklikleri, biz bugün 1996 Meclisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, özü itibarıyla, ana çatısı itibarıyla 1876'daki İçtüzükle çalışıyoruz.

AHMET HAKAN - Bu çok önemli? Yani, İçtüzük diyelim ki 1876'dan gelen bir İçtüzük olsun; çok mu sınırlayıcı, sizi çok mu sınırlıyor?

İLHAN KESİCİ- Bütünüyle sınırlayıcı değil, ama kısmen sınırlayıcı. Mevcut statik yapının ögelerinden bir tanesi bu.

İkincisi, aşağı yukarı bizim seçim sistemimiz. Yani, biz ortalama 4 yılda veya 5 yılda halka müracaat ediyoruz...

AHMET HAKAN - Yani, yeniden yapılandırma derken birinci aşaması bu İçtüzük değişikliği, ikinci de seçim sistemi.

İLHAN KESİCİ- Evet, ikincisi seçim sistemi. Türkiye'nin ihtiyacı bence, yüzde 40'lar civarındaki bir oydur. Yani, 1950'lerde büyük ekonomik hamle yapıldı, rahmetli Menderes'in arkasında yüzde 54 oy vardı.

Daha doğrusu, şimdi çocukluğumuzda biz oyun oynarken, meselâ "paran kadar konuş derler" insanlar birbirlerine. Daha büyürsünüz, şirket sahibi olursunuz veya ekonominin içinde olursunuz, o zaman öz sermayen ne kadar veya sermayen ne kadar derler. Bu büyük finansman ihtiyacı içerisinde olan büyük projeler için, kredi hatlarının çalışabilmesi için, bütün dünyada genel kabul yüzde 40 civarında öz sermaye aranır. Siz yüzde 40'ını koymalısınız ki, geriye kalan bölümünü uluslar arası kuruluşl a rdan, bankalar sisteminden, finansman sisteminden alasınız.

Siyasette, bana göre, kuvvetli öz sermaye büyük projeler için yüzde 40 ve yüzde 40'ın üstündeki oydur. Bunu bugünkü fragmantasyonla, bugünkü parçalanmış yapıyla elde etmek mümkün değildir.

S UNUCU- Gelelim şimdi, birleştirmeniz gerekecek o zaman; değil mi?

İLHAN KESİCİ- Tabiî bunları zorla, yani sun'î usullerle filan birleştirmeye çalışmanın da hiçbir anlamı yoktur, beyhude çabalardır. Bazen insanları ikiye ayırırlar bu konuda, bazen tepede birleşim derler, bazen, hayır, tabanda bileşelim, tepeye intikal ettirelim derler. Ama bunun en önemli unsurlarından bir tanesi bence, bu onsuz da elde edilebiliyordu ama, seçim sistemi.

Şimdi Türkiye'de hiçbir seçimden insanlar aşağı yukarı gönül huzuruyla çıkmıyorlar. Yani, bu mühendis odası seçimleri, ziraat odası seçimleri, tabip odaları seçimleri, barolar seçimleri, milletvekili seçimi, belediye başkanı seçimi...

AHMET HAKAN - Bütün seçimler de aynı.

İLHAN KESİCİ- Bütün seçimler için geçerli bence; cumhurbaşkanı seçimleri. Niye? Herkes kendi insanını öne çıkarmak istiyor, fakat acaba barajı aşar mıyım, acaba işte grup kurabilir miyim endişesi içinde başka tercihlerde bulunuyor.

AHMET HAKAN - Yani, yeni bir sistem gerekiyor bunun için.

İLHAN KESİCİ- Evet, bence öyle.

Şimdi, önce insanlar doğrudan kendi tercihlerini yapmalıdırlar birinci turda, bir ikinci tur imkânı daha verilmelidir ki onlara, o zaman üstünde ittifak kurulabilir insanları ve üstünde ittifak kurulabilir partileri doğrudan seçsinler. Yani, kendi birinci tercihi olmayacak ise hiç olmazsa aklının yattığı.

AHMET HAKAN - Uzlaşılabilecek.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu neyi beraberinde getirecek? Şimdi Türk siyasetinin en önemli sıkıntı alanlarından birisi, bizim genel başkanlarımızın, yani bütün siyasî partileri kastediyorum, kendimizinkini biraz hariç tutayım izin verirseniz, siyasî parti genel başkanları birbirlerine "ben dedim ki o dedi ki, ben dedim ki, o dedi ki" hâli içindeler.

AHMET HAKAN - O zaman sizinkini hariç tutmayın.

İLHAN KESİCİ- İzinin verirseniz, onu tutmak lâzım. Ben çünkü Mesut Beyi de, Sayın Genel Başkanımızı, biraz hâliyle torpil yapıp beğeniyorum; o da bir realite.

Şimdi ama, yani öbür partilerin genel başkanlarına bu kadar hücum eden genel başkanları ikinci turda hiç kimse sevmez, hiç kimse seçmez. Bu, siyasetteki kargaşayı birdenbire, bir günde bile önemli ölçüde rahatlatacak bir mekanizmadır.

AHMET HAKAN - Vaktimiz daralıyor, daha soracak çok sorum var.

İki önemli değişiklik öneriyorsunuz; başka var mı önerdiğiniz?

İLHAN KESİCİ- Bir de üçüncüsü, belki cumhurbaşkanından itibaren, şunu alalım: Cumhurbaşkanını artık halk seçmelidir Türkiye'de. Bu en son seyahatte de görüldü. Yani Malezya, Endonezya'ya Sayın Cumhurbaşkanı mı katılmalıydı, Sayın Başbakan mı katılmalıydı? Veya daha öncek i bazı tartışmalar münasebetiyle, Sayın Cumhurbaşkanı hükûmetten gelen atama kararnamelerini jet hızıyla onaylarsa eğer "Çankaya noteri" olmuş oluyor ismi. Onaylamaz ise, "siz niye karışıyorsunuz, halktan yetki almış olan bir hükûmet var..."

Şimdi bu tabiî şöyle bir hâdiseden geliyor: Bana göre, benim tercihim ikili bir sistemdir, yani hem cumhurbaşkanlı, hem başbakanlı bir sistemdir. Bu sistem aşağı yukarı İngiliz ve Fransız sistemine daha yakın düşen bir sistemdir.

AHMET HAKAN - Başkanlık sistemini istemiyo rsunuz.

İLHAN KESİCİ- Başkanlık sistemini istemiyorum. Çünkü, Amerika'daki başkanlık sistemi dünyanın başka hiçbir tarafından kullanılan bir sistem değildir. Bana göre çok girift, çok karma karışık bir sistemdir. Başkanlık seçimine gelinceye kadar Amerika'da, yaklaşık 250 bin toplantı yapılır, partililer 250 bin civarında toplantılar silsilesinden sonra başkanlık sistemine gelirler.

AHMET HAKAN - Oraya hiç girmeyelim isterseniz, sizin önerdiğiniz modele gelelim.

İLHAN KESİCİ- Şimdi cumhurbaşkanının arkasınd a bir yetki olma...

Şimdi bir başka garabet şudur Türk siyasî mekanizmasında: Sayın Cumhurbaşkanımız sorumsuzdur; yetkileri vardır, ama sorumsuzdur. Meclis Başkanımızın yetkileri vardır, sorumsuzdur. Ama sorumlu lâzım. Yani Türkiye'ye, her attığı imzanın hesabını verecek bir makam lâzım.

Şimdi Parlâmentonun içerisinde niye Cumhurbaşkanı sorumsuz? Aşağı yukarı bizim ilk Meclis, büyük Atatürk'ten itibaren gelen bir mekanizma.

Şimdi Türk toplumu da 600 yıl, hatta ondan önce, Osmanlı İmparatorluğundan önce Selçuklu İmparatorluğuna da dönmüş olursak, yani biz ikili bir sisteme alışkınız; bir, padişah var, sultan var, iki, devlet apareyini idare eden "vezeriazam" veya "sadrazam" var, başbakan, başvezir anlamında.

Şimdi padişah, yetkisini, Osmanlı İmparatorluğunda Cenabı Allahtan alır, zillullahtır, yani Allah'ın yeryüzündeki gölgesidir. Yetkinin kaynağı değil, ilâhî. Demokrasilerde şimdi yetkinin kaynağı halk, doğrudan halk. Şimdi Cumhurbaşkanımızın seçiminde doğrudan halk söz konusu değil, parlâmenterleri n iradesi var. Hâlbuki, eğer yetkisi varsa elinde, ki olmalıdır, o yetkiyi halktan almalıdır. O, cumhurbaşkanının seçimle gelmesi demektir.

AHMET HAKAN - Dolayısıyla sorumlu olması anlamında diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Doğrudan sorumlu olması lâzımdır. Yetkileri, görevleri başbakanla, hükûmetle ona göre dizayn edilir, ona göre tertiplenir. O bakımdan, sorumlu ve yetkiyi doğrudan halktan alan bir cumhurbaşkanı olmalıdır. Yine parti genel başkanları ve hükûmet modeli olmalıdır, Amerika'da yoktur o. İlâveten, bunu n içerisinde bakanlar artık parlâmenterlerden olmamalıdır, yani milletvekillerinden olmamalıdır. Çünkü, milletvekili hem hükûmeti denetliyor bir mekanizma ile, hem de geri dönüyor onun içerisinde yer alıyor, denetlenen mekanizmanın içerisinde yer alıyor. B u büyük bir kargaşa yaratıyor. Geçmiş dönemlerde bazen bu kargaşayı çok hissetmedi Türkiye ama, 1990'lar artık bu işe cevaz vermiyor.

AHMET HAKAN - Süremiz dolmak üzere, başka konular var.

Bu, devletin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili sizin önerileriniz, bunların hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyorsunuz.

İlhan Bey, sizi dinlerken ben biraz şaşırıyorum, şunun için şaşırıyorum: Özellikle Anavatan Partisinde son dönemlerde, sizin bu konuşmanızı yaparken de şikâyetçi olduğunuz, gerçekten kısır çekişme denilebilecek çekişmeler oldu, partiniz içinde de oldu, diğer partiler içinde de oldu. Sizin Genel Başkanınız da bu çekişmelerin içinde zaman zaman yer aldı, zaman zaman değil çoğu zaman yer aldı. Şu son bir yıllık tartışmalara dönüp baktığımızda, hep Çiller i le Yılmaz kavgası. Siz ise başka şeylerle uğraşıyorsunuz; neden böyle yapıyorsunuz? Niye siz de böyle kişisel mücadeleler içinde yer almıyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Evet, yapılabilir. Yani, bunu yapan tabiî genel başkanlarımızın durumları şimdi biraz değişik. Yani, o anlamda belki mecbur hissediyor olabilirler kendilerini, bilmiyorum. Benim şu andaki konumum çok mecbur hisseden bir konum değil; ama benim derdim... Yani onu herkes yapıyor, dünyanın her tarafında yapıyorlar. Şimdi benim derdim, size göstermek i çin de, izin verirseniz seyircilerimize de gösterelim, bu ayrıca bir pasaportumu da, parlâmenter pasaport, kırmızı pasaport, bunu da bir münasebetle bir anektod için göstermek istiyorum.

Şimdi beni rahatsız eden, herkesi çok rahat etmesi gereken hâllerden bir tanesidir bu kırmızı pasaport.

AHMET HAKAN - Neden rahatsız ediyor?

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu milletvekili pasaportu.

1970-1986 yılına kadar aşağı yukarı 3 pasaportu var her ülkenin de, bizim de.

Bir, diplomatik pasaport, böyle bir pasaport.

İkincisi, yüksek devlet memurlarına verilen yeşil pasaport.

Üçüncüsü de halka verilen mavi pasaport.

Ülkeler birbirlerine karşı vize koyarlar. Ama, meselâ 1986 yılına kadar Türkiye'de yüksek devlet memurları hiç olmazsa dünyadaki bütün ülkelere, Amerika Birleşik Devletleri hariç, vizesiz girerler idi.

AHMET HAKAN - Diplomatlar.

İLHAN KESİCİ- Diplomatlar ve yüksek devlet memurları. Şimdi ben milletvekili olarak, İngiltere'ye meselâ; bazı ülkeler var, Amerika Birleşik Devletleri de öyle, İngiltere de öyle, diğer ülkelerde yok gibi. Ama Türkiye'nin 450 tane milletvekili var, vizesiz girmiş olsa kıyamet kopmuş olmaz hiçbir ülkeye. Ama, İngiltere'ye biz milletvekili olarak pasaportla giriyoruz. Şimdi bu, insanı rahatsız etmesi gereken bir hâl. Yani, bizim devletimiz bir ara düveli muazzamadan bir tanesiyken, yani dünyanın en muazzam devletlerinden, en muazzam 5 devletinden bir tanesiyken çok kısa bir zaman dilimi önce, şimdi milletvekilleri bile vize ile başka ülkelere girebilen bir devlet hâline geldi.

Şimdi Türk Devleti varlık içerisinde darlık çeken, Türk milleti varlık içerisinde darlık çeken bir ülke hâline geldi; buna çok kuvvetle itiraz etmek lâzım. Birinci tarafı o.

İkinci tarafı şu: Şimdi günlük "o dedi, ben dedim, o şöyle etti, ben böyle ettim" ile vakit geçirirseniz eğer; hangi kamera alıyor bilmiyorum, arkadaşıma göstermek istiyorum izninizle, şimdi bu kitabın başlığı, yeni bir kitaptır bu, "The World in Twentytwenty", yani 2020 Yılındaki Dünya. İnsanlar 2020 yılındaki dünyayla meşgul olurlarken biz bi r birimizle meşgul olmamız hâlinde, dünyadaki kalkınma trenine fevkalâde güç bineriz, geç bineriz, o da bizi hiç memnun etmeyecek olan bir iş. Bu, 20 sene sonra, 25 sene sonrasını gösteriyor.

Ama başka yaklaşımlar şu: "The ne-t forty year look ing forward", ileriye bakalım yahut ileriye bakış, önümüzdeki veya gelecek 40 yıl, diğer gelişmiş ülkeler veya gelişme iddiasındaki ülkeler önlerindeki 40 yıla bakıyorlar. Eğer biz de Türkiye olarak günlük kısır çekişmelerin dışına çıkıp, dünyanın 40 sene sonraki hâl i ni tahmin edip veya o istikametteki gelişmeleri takip edip gerekli tedbirleri almaz isek, işte birbiriyle döğüşen, ama millî gelir dağılımı dünyanın en kötü gelir dağılımlarından birisi olan, her an sosyal patlamalara hazır bir ülke olan, fakiri fukarası n eredeyse, yani işsizi güçsü...

Şimdi orada şunu söyleyeyim ben: Türkiye'de resmî istatistiklere göre yüzde 12 işsizimiz var. Bana göre bu rakam yüzde 17, yüzde 18'dir; çok yüksek bir rakam. Genç işsizler, en tehlikelisi, genç işsizler Türkiye'de yüzde 34 civarında, yüzde 34, yüzde 35 civarında. Yani her 3 gencin, 18 yaşını doldurmuş her 3 gencin bir tanesi, üniversitede okuyanlar hariç, işsiz hâlindeler. Üniversiteyle ilgili başka rakam vermek istiyorum izin verirseniz, genç işsizlerin yüzde 37'si tahsil l i işsizler. Yani, gençlerin de üçte biri, üçte birinden daha fazla bir oranı ya lise mezunu, ya üniversite mezunu. Böyle bir ülkenin huzura kavuşması, böyle bir ülkenin rahata ermesi mümkün değildir.

Bu bakımdan, bütün siyasî hesapları, siyasetteki yeniden yapılanmayı, yüzde 40 oyu, yüzde 7, yüzde 8 kalkınma hızını bu iş için yapmak lâzım.

AHMET HAKAN - Önemli olan bu diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Önemli olan bu.

Bir başka bir şey izin verirseniz, bununla bağlamak da istiyorum kitap bölümünü.

Şimdi biz GAP Projesiyle çok övünüyoruz. Benim de en bayıldığım projelerden bir tanesi. Tarihte bize ilkokulda, ortaokulda filan öğrettikleri Yukarı Mezopotamya ovaları var, işte o GAP, Yukarı Mezopotamya ovalarının fışkırması. Biz şimdiye kadar 13-14 milyar dolar para harcadık, 17-18 milyar dolar daha harcayacağız ve asıl halka intikal edecek bölümü odur, yani sulama projeleri.

Şimdi küçük bir gazete haberi, iki gün önce, rakamı tahkik etmekte eksikliğim oldu. Özellikle Keban bölgesinde, şimdi orada havuzlarda balık havuzları var, balık üretiliyor; 1 milyon ton balık ürettiler. Şimdi 1 milyon ton, 1 milyar kilo. Eğer balığın kilosunu 100 bin lira saymış olsanız, bu iki rakamı çarparsanız, 100 trilyon lira sadece Keban ve Atatürk gölünde elde edilen balık. Şimdi buna d a diyorlar ki bu 20 milyon tona kadar çıkacak. Ama, bizim GAP'la ilgili bir yayınımız yok, üniversitelerimizde yok...

AHMET HAKAN - Bu kitabın herhâlde GAP'la ilgisi var.

İLHAN KESİCİ- Bu kitap, yine izin verirseniz ben göstereyim. "The ... River And South is Anatolia Development Project", yani Fırat Nehri ve Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi. Şimdi bu Amerika'da yayınlanmış bir kitap, senesi 1991. Yazanlara bakıyorsunuz, John Colors diye birisi, Michigan Üniversitesinde çalışıyor. Öbürü, Willam Michal, alba y , "United States Army Air Fors" Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetlerinde, Harp Akademilerinde de öğretim üyeliği yaban bir albay.

Şimdi dünya Türkiye ile bile bu kadar ilgilenirken, Amerika'da başka işi gücü mü yok insanların, Türkiye'de Fırat nehri ve Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesiyle ilgili kitap yazıyorlar. Ama Türkiye'de, ne üniversitelerimizde, ne başka siyasî partilerimizde böyle bir gayret yok, böyle bir çalışma yok; bu olmaz.

AHMET HAKAN - İlhan Bey, vaktimiz dolmak üzere, son sorum olacak s ize.

Şimdi siz konuşurken dikkatimi çekti, ilk defa bir Anavatan Partiliden Menderes, Özal ve Süleyman Demirel isimlerini duyuyorum. Merkez sağda da bir birleşmeden söz ediliyor, işte Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi birleşsin filan. Siz kişisel olarak bu birleşmede rol alabilecek bir nitelik görüyor musunuz kendinizde. Meselâ Süleyman Demirel'i öne çıkaran ilk ANAP'lı belki de.

İLHAN KESİCİ- Hayır, şimdi rahmetli Özal, Sayın Cumhurbaşkanımız, rahmetli Cumhurbaşkanımız Sayın Özal da 1983 yılında Anavatan Partisini kurduğunda, kurucu olarak istediği insanlardan bir tanesi de bendim. O zaman Plânlamada Daire Başkanıydım ben, daha henüz 30'lu yaşlarda idik. Ben affımı diledim. Çünkü devlette öğreneceğimiz daha çok şey olacağına, olduğuna inanıyor idim , öyle de gelişti. Bir de tabiî kader bölümü var, başlangıçta ifade ettiğim gibi. Rahmetli Özal'ın kurduğu parti, aşağı yukarı 1950'lerin Demokrat Partisi, 1960'ların Adalet Partisi ve onun 1980'ler dünyasına göre şekillenmiş olan partisidir; yani milliyet ç i, muhafazakâr, serbest piyasa ekonomicisi ve batı ile entegrasyona açık.

AHMET HAKAN - Ama, Süleyman Beyle de müthiş bir çatışma içindeydi.

İLHAN KESİCİ- Efendim, o devirlerde olur; o bazen egemenlik mücadelesidir, devirlerin icap ettirdiği bir hâl olabilir .

Şimdi ben bu devirlerin kötülenmesinden yana değilim. Yani bizim başımızı çok ağrıtan işlerden bir tanesi o. Ne gibi? Osmanlı İmparatorluğu parçalandı, İttihat Terakki geldi. İttihat Terakkinin önde gelenleri, ben çok seviyorum da ayrıca, Cenabı Allahtan hepsine rahmet niyaz ediyorum, rahmet diliyorum; İttihat Terakkiciler kendilerini şey gösterebilmek bakımından işte Osmanlıya çattılar, Osmanlıyı çok hakir gördüler. Arkadan Cumhuriyetçiler geldiler, Cumhuriyetçiler hem İttihatçılara kızdılar, hem Osma n lıya kızdılar. Arkadan Demokrat Parti geldi, Cumhuriyet Halk Partisini biraz, kısmen kötüledi. 60 İhtilâli oldu, Demokrat Partiyi kötüledi. 80 İhtilâli oldu, önündeki herkesi kötüledi filan. Bu bakımdan bu devirlerin kötülenmesinden Türkiye artık kurtulma l ıdır.

Babam beni hiç dövmedi, Allaha çok şükür, ama bir konuda çok kızdı, ilk fiskesini yiyeceğim hâl oydu. Sultan Abdülhamit Han'a, o zaman mekteplerde okuyoruz, "Kızıl Sultan." Biz de okulda yeni bir şey öğrendik, geldik babamıza anlatıyoruz, Abdülhamit Kızıl Sultan filan diye. Şimdi bizim evimizde Abdülhamit Hanın adı Sultan Abdülhamit, Padişah Abdülhamit filan değildir; Sultan Hamit Efendimizdir. Şimdi evinizde Sultan Hamit Efendimiz olarak anıyorsunuz, okula gidiyorsunuz Kızıl Sultan diyorsunuz veya daha sonra rahmetli Nihal Adsız Beyin "Gök Sultan"ı çıktı, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in "Ulu Hakan Abdülhamit Han"ı çıktı vesaire. Lozan'a gelin, tarih kitabında okuyoruz, Lozan zaferdir, Kadir Mısırlıoğlu Beyin kitabını okuyorsunuz Lozan hezimettir; bu olmaz. Yani, Türkiye'nin devletiyle milletinin barışması lâzım. Milletin mukadesleri devletin mukaddesleri olmalıdır, devlet de milletin mukaddesleri istikametinde bir özen içerisinde olmalıdır. Bu bakımdan ben devirlerin kötülenmesini doğru bulmam.

SUNU CU- İsterseniz bununla bitirelim, vaktimiz doldu.

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

AHMET HAKAN - Çok teşekkür ediyorum.

İzin verirseniz, bir son değerlendirme yapmak istiyorum bütün bu söylediklerinizden sonra.

Siz her ne kadar kısır çekişmeler içinde yer almamaya özen gösteriyorsanız, liderlik mücadelesi konusunda filan çok kesin şeyler söylemiyorsanız da, ben bir lider adayını dinlediğimi düşünüyorum Anavatan Partisi içinde. Bu tabiî benim kişisel yorumum.

Teşekkür ediyorum bunları anlattığınız için. Gerçekten siyasette farklı, bu tür farklı açıklamaları dinlemeye hasret kalmıştık, teşekkürler.

İLHAN KESİCİ- Ben de teşekkür ediyorum. İzin verirseniz, bu kongrede kesin, yani Cenabı Allah'ın izniyle kesin aday değiliz, şu anda öyle, gündemimizde öyle bir şey yok yani. Gündemimiz, benim gündemim aşağı yukarı bu anlattıklarım. Bizim işimiz, yani Anavatan Partisindeki bütün milletvekillerin de, bütün siyasetçilerin de, benim de işim, Anavatan Partisini yüzde 40'lar civarında, yüzde 40 ve 40'ın üstüne çıkaracak bir g a yretin içerisinde olmaktır.

Genel Başkanımız Mesut Yılmaz Bey ve diğer parti yöneticilerine herkesin bir katkıda bulunması lâzım. Ve bizim derdimiz, Anavatan Partisini birinci parti hâline getirmek olmalıdır.

AHMET HAKAN - Teşekkür ediyorum, sağ olun.

İLHAN KESİCİ- Ben teşekkür ediyorum.

AHMET HAKAN - Evet sayın seyirciler, İlhan Kesici'yi dinledik, Anavatan Partili milletvekili.

İlhan Kesici, gerçekten uzun zamandır siyaset dünyasında pek fazla konuşulmayan konuları gündeme getirdi, nadiren konuşulan konuları gündeme getirdi; kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Yarın akşam saat 21.00'de tekrar birlikte olalım, hayırlı bir gece, hayırlı bir gün diliyorum hepinize.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.