Facebook
Twitter
Bir Sevda Masalı
Erol Evgin | Kanal D - Bir Sevda Masalı | 1.11.2001
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

EROL EVGİN- Sevgili seyirciler, bir "Sevda Masalı"ndan bir kez daha merhaba.

Bir hafta ne kadar çabuk geçiyor değil mi, işte yeniden bir aradayız. Gönülleri bir olunca ömürleri de bir olanları tanım aya devam ediyoruz.

Bu haftaki konuklarımız siyaset dünyasından. Nüktedanlığı ve sempatik tavırlarıyla politikanın renkli isimlerinden birini, ve bu dünyanın içinde gözlerini yaşama açmış, aileden politikacı olan eşini stüdyomuzda ağırlıyoruz.

İşte konuklarımız; Binhan Kesici ve İlhan Kesici.

EROL EVGİN - İlhan Kesici turnayı gözünden vuramadı belki ama, Binhan Hanımı kalbinin en derin yerinden vurmayı başardı.

Uzun bekârlık döneminin ardından yaşamı paylaşmayı tercih eden ikili, geçen beş yıl içinde bu seçimlerinde hiç de hatalı davranmadıklarını gördüler.

Başbakanıyla, Cumhurbaşkanıyla, Amerika Birleşik Devletleri Başkanıyla, krallarla dolu yoğun çalışma hayatlarında birbirlerine zaman ayırmaya, yaşamın ufak, ama önemli ayrıntılarına dikkat etmeyi ihmal etmediler.

2,5 yıl önce aralarına katılan kızları Aslıhan'la yaşamları daha da zenginleşti. Şimdi her fırsatta kızlarına zaman ayırıyor ve birlikte tenis oynuyor, oyun bahçesinde onun dünyasını paylaşıyorlar.

EROL EVGİN- Ah canım benim, ne kadar güzel. Allah bağışlasın.

İLHAN KESİCİ- Sağ olun.

EROL EVGİN- Ne kadar hoş bir bebek öyle.

BİNHAN KESİCİ- Sağ olun.

EROL EVGİN- Ne kadar, 2 yaşında mı şimdi?

BİNHAN KESİCİ- 2,5 yaşında oldu.

EROL EVGİN- 2-2,5 yaşında, çok iyi, çok güzel.

Efendim, klasik ilk sorumuzla başlayalım istiyoruz. Nasıl tanıştınız?

Önce Binhan Hanıma mı soralım? İlhan Bey daha deneyimli zannediyorum televizyon programlarında...

BİNHAN KESİCİ- Evet, onunla başlayalım.

EROL EVGİN- Siz şöyle bir heyecanınızı yenin. İlhan Bey, nasıl, nerede tanıştınız, Hanımefendiyi nasıl gördünüz?

İLHAN KESİCİ- Ben bir yurt dışı görevindeydim. 1985-1987 yılları arasında Brüksel'deydim, Belçika'nın Başkenti.

O zaman bu Gümrük Birliği tartışmaları ve Gümrük Birliğinin ekonomik müzakereleri, alt müzakereleri var idi.

Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Bey de o zaman Başbakandı. Böyle yeni bir kadroyla, (orta elçilik kadrosu), özlük hakları Devlet Plânlama Teşkilâtında kalmak üzere ben Brüksel'e tayin oldum.

Brüksel'den 1987'de döndük. Döndükten sonra, bir müşterek arkadaşımız var...

EROL EVGİN- Kaç yaşındasınız o zaman?

İLHAN KESİCİ- O zaman 1988.

EROL EVGİN- Siz kaç yaşındasınız efendim.

İLHAN KESİCİ- Ben de 39 yaşındayım.

EROL EVGİN- 39, güzel.

İLHAN KESİCİ- İstanbul'da bir yemek vardı, dar sayılabilecek bir yemek. Orada Binhan Hanımı ben ilk önce o yemekte gördüm. Ondan sonra, işte, görüştük...

EROL EVGİN- Ne düşündünüz, ne hissettiniz?

İLHAN KESİCİ- Tabiî benim çok hoşuma gitti, çok hoşlandım. Biz genellikle, ben de o sıralar çok yapamıyordum ama, genellikle Türk erkekleri veya Türk kadınları hoşlandıklarını çok belli edemiyorlar, edemiyoruz daha doğrusu.

EROL EVGİN- Bizim nesil edemiyor, şimdi gençler ediyorlar, daha kolay ediyorlar.

İLHAN KESİCİ- Ben sanki biraz ettim gibi, geldi bana o zaman.

EROL EVGİN- Çok güzel.

İLHAN KESİCİ- Ondan sonra...

EROL EVGİN- Şimdi efendim, özür dilerim, sözünüzü kesiyorum, ondan sonraya geçmeden önce, ben Binhan Hanım'dan o aynı sahneyi duymak isterim.

Siz hatırlıyorsunuz o günü değil mi, hatırlıyor musunuz?

BİNHAN KESİCİ- Gayet tabiî.

EROL EVGİN- Gayet tabiîyse, ilginizi çekti diye sorayım ya da çekti mi diye sorayım?

İLHAN KESİCİ- Mi?

EROL EVGİN- Evet, bir "mi" koyalım.

BİNHAN KESİCİ- Evet, ama İlhan gibi değil. Ben sadece güzel, hoş bir arkadaş toplantısında hoş biriyle karşılaştım ve tanıştım diye düşündüm.

İLHAN KESİCİ- Eyvah eyvah.

EROL EVGİN- İlhan Bey, zannediyorum evlilik de istiyordunuz değil mi, yani siz Türkiye'ye döndünüz...

İLHAN KESİCİ- Ben, evet, ben döndüm. Zaten becerememiştik o zamana kadar...

EROL EVGİN- Estağfurullah, yoğun tempodan.

İLHAN KESİCİ- Tabiî ben çok hoşlandım. Bir de tabiî Binhan bizim hakkımızda bir şey biliyor değil ama, ben Binhan'lar hakkında biraz bilgi sahibi idim. O yüzden de çok hoşlanmıştım...

EROL EVGİN- Süleyman Demirel'in yeğenisiniz değil mi efendim?

BİNHAN KESİCİ- Evet.

EROL EVGİN- Demirel ailesinin. Başta jenerikte de söyledik. Politika yaşayan, politika soluyan bir ailede gözlerinizi açtınız hayata.

Şunu sormak istiyorum: Biraz da siz galiba dünyaya alıcı gözüyle, daha doğrusu...

İLHAN KESİCİ- Etrafa.

EROL EVGİN- Etrafa diyelim, alıcı gözüyle bakıyordunuz değil mi, öyle mi?

İLHAN KESİCİ- Yani öyle denk gelmiş olabilir. Daha doğrusu, yani böyle bir alıcı gözüyle etrafa bakılmıyor da, tahmin ediyorum bakılırken, birdenbire "hah" mı acaba filan deniliyor. Ben öyle dedim.

EROL EVGİN- Peki sonra, görüştünüz mü daha sonra?

İLHAN KESİCİ- Sonra ben, Ankara'da bizim görevimiz, ben daha çok Ankara'dayım. Binhan'ların o zaman burada yaptıkları bir iş vardı. Kendi işleri vardı. Onlar da tahmin ediyorum, Isparta'ya taşıdılar buradaki işi. Yani araya "ara" girdi.

EROL EVGİN- Ara girdi.

İLHAN KESİCİ- Arada bir telefonlaşma oluyordu, arada bir ben geldiğim zaman ziyaret ediyordum buradaki şeylerini. İş yerlerini filan ama, araya sanki bir zaman girdi gibi geliyor bana.

EROL EVGİN- Peki, Binhan Hanım, siz özel bir ilgi hissettiniz mi bu ilk karşılaşmalarda, daha sonraki görüşmelerde?

BİNHAN KESİCİ- Hayır, ilk başlangıçta hayır. Ama daha sonra görüşmelerimiz, konuşmalarımız hep; "merhaba, nasılsın, iyi misin"de kalan görüşmelerdi. Fakat, İlhan'ın ilgisi o merhabalarda, her sonraki fasılda biraz daha farklı olarak yoğunlaşarak devam ediyordu.

EROL EVGİN- Güzel, erkeğe düşer bu görev...

BİNHAN KESİCİ- Hissediliyordu.

EROL EVGİN- Hissediyordunuz.

İLHAN KESİCİ- Ama sen de hiç olmazsa, "biraz, evet, bende de vardı" filan de canım yani... (Gülüşmeler)

EROL EVGİN- Hanımlar söylemezler, olsa da söylemezler.

İLHAN KESİCİ- Aslında hâlâ söylemiyor.

ERO L EVGİN- Peki, siz ilgi duydunuz mu sahi. İlk toplantıda duymadığınızı söylediniz, yani dost, hoş bir arkadaş falan. Sonra nasıl hissettiniz?

BİNHAN KESİCİ- Yani, belli bir süre sonra arkadaşlığımız daha da bir, daha çok görüşür olduk. Tabiî o zaman içerisinde benim de bir hayranlığım oldu...

EROL EVGİN- Bak nasıl yakışıklı, centilmen, değil mi efendim?

BİNHAN KESİCİ- Evet, entelektüel, iyi bir arkadaş. Her mevzuu, her şeyi konuşabiliyorsunuz. Bunlar etkileyiciydi, evet.

EROL EVGİN- Peki sonra? Epeyi bir zaman geçti galiba, ne kadar zaman geçti?

İLHAN KESİCİ- Geçti aslında. Bence, yani benim şeyime göre...

EROL EVGİN- Ölçülerinize göre.

İLHAN KESİCİ- 1989-91 daha seyrek. 1991'in yazından itibaren birazcık daha görüşmeye başladık.

EROL EVGİN- İlhan Bey, iki sene, evliliği kafasına koymuş, 38-39 yaşlarında bir erkek için bayağı bir zaman sayılır.

İLHAN KESİCİ- Ben uzaktan takip ediyordum ama, kendisinin de şimdi söylediği gibi, biz "kendi kendimize gelin güvey" oluyormuşuz, yani.

EROL EVGİN- Yok, öyle değildir canım. Siz hissetmişsinizdir bir şey mutlaka. O şey de zaman içinde pekişmiş.

Peki sonra, asıl karşılaşma, 1991 yılında...

İLHAN KESİCİ- Ben mi söyleyeyim?

EROL EVGİN- Binhan Hanımdan dinleyelim isterseniz.

Nasıl oldu, galiba bir yemek şeyi var değil mi?

İLHAN KESİCİ- Davet.

EROL EVGİN- Yemek daveti.

BİNHAN KESİCİ- Orasını İlhan'a anlattıralım, ben araya girip tamamlayayım hikâyeyi.

EROL EVGİN- Tamam, peki.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu telesekreterler filan çıktı işte, biz de evlerimizde biz olmadığımız zaman kullanıyoruz.

Telesekreter'de bir not gördüm ben, işte Ağustos 91 tahmin ediyorum veya Temmuz 91. İşte, "merhaba", ablası, kız kardeşinin bir notu. Benim de çok sevdiğim bir arkadaşım aynı zamanda.

İşte, "biz şu gün, şu saatte bahçede bir davet veriyoruz. Ama böyle 100 kişilik filan bir davet, yani dar bir davet filan değil. Sen de gelebilirsen seviniriz", filan gibi. Ben, tabiî...

EROL EVGİN- Hemen.

İLHAN KESİCİ- Hemen telefon telefon üstüne filan, öyle bir telefon. Sonra o davetede, gariptir, katıladım ben. Ama, yani Binhan Hanım da o zaman böyle çok boynumuza sarılır gibi değildi...

EROL EVGİN- Yok, hep ağırdan alıyor; hâlâ ağırdan alıyor Binhan Hanım.

İLHAN KESİCİ- Hoş geldiniz, nasılsınız, işte Ankara nasıl filan.

EROL EVGİN- Peki, bir şey sormak istiyorum...

İLHAN KESİCİ- Ama ben ondan sonra, artık onu bahane edip "telefon, telefon, telefon, yaptım yani.

EROL EVGİN- Çok iyi, sıkı markaja aldınız yani.

İLHAN KESİCİ- Aldım evet, ondan sonra aldım.

EROL EVGİN- Şunu merak ediyorum: O davette acaba siz mi çağırmıştınız İlhan Beyi, yoksa ablanız mı? Yani nasıl, konuşuldu mu, hani İlhan Beyi de çağıralım diye.

BİNHAN KESİCİ- Yani evet. Davetli listesini hep beraber, arkadaşlarımızı çağırıyorduk.

EROL EVGİN- Belki siz telâffuz etmişsinizdir İlhan Beyin adını.

BİNHAN KESİCİ- Hatırlamıyorum, ama olabilir. İyi bir arkadaşımız, hoş bir arkadaşımız, onu da çağıralım diye düşündük. Ama...

İLHAN KESİCİ- Olur mu canım, hâlâ söyleyemiyorsun yani. "Evet, ben de istedim" filan... (Gülüşmeler)

EROL EVGİN- Çok güzel.

İLHAN KESİCİ- Allah Allah.

BİNHAN KESİCİ- Peki, öyle olsun.

EROL EVGİN- Ben tahmin ediyorum orada Binhan Hanım, "İlhan Beyi de çağıralım" demiştir, öyle geliyor bana.

İLHAN KESİCİ- Tabiî tabiî. Benim kanaatim, sonra, ben tabiî o ilişkileri biraz daha çözdüm tabiî yani.

EROL EVGİN- Tabiî.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bizimkiler böyle an-cemaat yaşıyorlar, yani toplu hâlde yaşayan bir büyük aile idiler. Birbirlerine söylemeden, danışmadan filan mümkün değil. Yani, aksini söylese bile inanmam.

EROL EVGİN- Çok güzel.

BİNHAN KESİCİ- Ama, bir gerçek var ki İlhan bu vesileyi çok iyi değerlendirdi. Bundan sonra her şeyi bir fırsat olarak değerlendirdi...

EROL EVGİN- Nedir bunlar meselâ?

İLHAN KESİCİ- Gökte bulut var, "Aa, gördün mü ne güzel bulut", falan...

BİNHAN KESİCİ- İstanbul'da da var mı?

İLHAN KESİCİ- "Acaba, Ankara'da işte şöyle bir güneş açtı, İstanbul'da da açtı mı", filan.

EROL EVGİN- Bir kere her gün hava raporu için bir kere arar insan; çok güzel.

O zaman ne görevdeydiniz Ankara'da?

İLHAN KESİCİ- Ben o sıralarda müşavirdim Plânlama Teşkilâtında. Ondan zaten iki ay sonra, aşağı yukarı o davetten iki ay sonra Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarı oldum. Ondan sonra Binhan'lar zarif bir davranışla tebrik ettiler tabiî.

EROL EVGİN- Siz de fırsatı, yani...

İLHAN KESİCİ- Karşılık falan, o öylece tenis topuna döndürdük yani.

EROL EVGİN- Güzel, tamam. O zaman demek ki artık bir yakınlaşma, bir şey.

Peki, sonra bunu kelimelere ne zaman döktünüz diye sormak istiyorum. Binhan Hanım sankii, pek kelimelere dökülmedi gibi, şey yapıyor.

İLHAN KESİCİ- Evet, o da tahmin ediyorum şöyle: Ben aklımdan geçiriyordum aslında. Yani, bu İngiltere'de çok klâsik, bize de örnek filan olur diye düşündüğüm hoş, zarif bir evlenme teklifi seramonisi vardır. Yani böyle gidersiniz, işte sağ dizi kırarsınız filan...

EROL EVGİN- Bir şey yapabilir misiniz, nasıl?

İLHAN KESİCİ- Burada yapmış olalım. Yani bir diz filan kırılır, böyle bir pozisyonda falan. Ben de aklımdan hep ona benzeyen şeyler geçiriyorum, yani böyle bir şey edeyim falan diye.

EROL EVGİN- Hoş, asil bir şey, asil bir davranış.

İLHAN KESİCİ- Evet, çok. Fakat, tabiî biz yüz yüze çok beraber olamıyoruz, telefonda da diz kırılmıyor yani. (Gülüşmeler)

EROL EVGİN- Çok güzel.

İLHAN KESİCİ- Öyle olunca, bir süreç içerisinde ben yavaş yavaş yedirmeye başladım şeyi, yani lâfları. Evet, öyle bir süreç oldu. Sonra da birdenbire işte, evet filan...

EROL EVGİN- Ama Isparta'da galiba, değil mi, sizin evinizde öyle bir...

BİNHAN KESİCİ- Evet, ailelerimizin tanışması, söz yemeği bizde oldu.

EROL EVGİN- Sizin aileniz Sivas'tan mı geldiler, nasıl oldu?

İLHAN KESİCİ- Evet, bizimkiler Sivas'talar, annem, babam...

EROL EVGİN- Ankara'da mı buluşuldu. Nasıl yani?

İLHAN KESİCİ- Onlar tabiî Ankara'ya geldiler. Ankara'dan otomobillerle biz Isparta'ya gittik.

Şimdi anneme ilk bahsettiğimde tam gelmeden önce, annemin ilk ölçüsü şey; "Kızın ismi Binhan. Haa, Binhan-İlhan, iyi, yakışıyor isimler", diye ilk reaksiyonu bu yani.

EROL EVGİN- Çok güzel, o da enteresan, hoş bir şey değil mi?

İLHAN KESİCİ- Aslıhan'ı da Binhan'lar işte icat ettiler. Binhan, İlhan, Aslıhan...

EROL EVGİN- Şimdi bir de ... mı bekliyoruz, var mı programda, 5 yıllık programda?

İLHAN KESİCİ- Öyle oldu. Bizimkiler geldiler, tabiî bizimkiler de çok memnun oldular.

Bir, benim evleniyor olmama artık. İki; Binhan Hanım gibi birisiyle evleniyor olmamıza. Tabiî biz de Allaha hamdediyoruz şimdi yani.

EROL EVGİN- Evet, mutlu bir evliliğiniz var.

Ne zaman oldu bu söz kesme, kız isteme, söz kesme, nişan?

İLHAN KESİCİ- Beraber, nişan-söz.

EROL EVGİN- Birlikte mi, öyle mi?

BİNHAN KESİCİ- Evet, hepsi bir aradaydı.

EROL EVGİN- Yani, Nişan'da mı aynı gün oldu, yoksa...

BİNHAN KESİCİ- Tabiî tabiî.

İLHAN KESİCİ- Yani işte, bizimkiler Sivas'tan filan geliyorlar. Babamla annem de yaşlı, Allah uzun ömür versin. Herkesin annesi babasına olduğu gibi. İşte gelmişken tamamını, neredeyse hepsini bir arada yapalım, filan denildi.

EROL EVGİN- Isparta'da mı yaptınız, nerede yaptınız?

BİNHAN KESİCİ- Isparta'da, bizim evde.

EROL EVGİN- Büyük bir aileniz var. Az önce İlhan Bey belirtti, babaerkil böyle, hep beraber bir arada böyle yaşıyorsunuz.

BİNHAN KESİCİ- Evet, amcalar, dayılar, hep bir arada, evet güzel bir yemek olmuştu.

EROL EVGİN- Nişanlısınız, evlenmek üzeresiniz, plânlar yapıyorsunuz ama, bir yandan da iş hayatındaki plânlarınız değişiyor, iş dünyasında değişiklikler oluyor. Nasıl çözdünüz, nasıl yaptınız; evliliği erkene mi aldınız? Galiba öyle bir şey oldu.

İLHAN KESİCİ- Orada bir iki tane şey oldu. Tabiî o karar aynı zamanda Binhan'ı da, Binhan Hanımı da, hanımları daha doğrusu doğrudan ilgilendiren bir şeydi.

Benim için zor bir karardı, Binhan Hanımlar için daha zor bir karardı. Yani, işte 40 sene Adalet Partisi veya Doğru Yol Partisinin en yüksek temsilcisi olmuş olan bir ailenin bir ferdiyle tam nişanlıyız, evlenecek gibiyiz. Onun rakibi olan partiye falan gelmek, zor bir karar.

Ben de çok düşündüm, Binhan'ı da üzebilecek olan bir karardı. Eğer Binhan'ın iznini, onayını almamış olsaydım, böyle bir şey yapmamam da gerekir idi. Yapmazdım da, herhâlde yani.

EROL EVGİN- Tabiî.

İLHAN KESİCİ- Sonra o sürece girdi.

EROL EVGİN- Sevda Masalı'na yakışmazdı yani.

İLHAN KESİCİ- Evet evet, doğru.

Şimdi normal olarak, bir kâh "Belediye Başkanlığı kampanyası başlamadan evlenelim", kâh, "Aman bu kargaşa bitsin, onun ertesinde evlenelim", filan hâline döndü.

Bu da, yine, böyle bir tenis topu gibi. Yani bir fikir geliyor, aman bu kampanya başlamadan yapılmış olsun, deniliyor. Bir fikir geliyor, bittikten sonra yapılmış olsun, filan. Sonunda, böyle tam ortasında...

BİNHAN KESİCİ- Ona denk geldi.

EROL EVGİN- Kampanyanın içinde oldu, hatırlıyorum.

İLHAN KESİCİ- Tam böyle göbeğine oturduk.

EROL EVGİN- Tabiî, kampanyanın tam içinde olunca çok ilgilendi medya değil mi?

İLHAN KESİCİ- 10 Şubat 1994...

BİNHAN KESİCİ- Daha ileri tarihe atamadık, çünkü daha ileriki tarihte Bayram başlıyordu. Daha sonra da iki Bayram arası olacağı için daha da uzağa gidecekti. onun için...

EROL EVGİN- 1988'te mi ilk bakışma, görüşme.

İLHAN KESİCİ- Evet, 1988. Geldik 94.

EROL EVGİN- 1994'e geldik. Damat adayımız da 40'ı geçti değil mi, böyle bir iki aşağı yukarı.

İLHAN KESİCİ- Evet.

BİNHAN KESİCİ- Evet, Bayramların sonunu beklemeye razı olmazdı herhâlde.

İLHAN KESİCİ- Doğru, ben Bayram bölümünü unutmuşum.

EROL EVGİN- Peki, Şubat ayında mı demiştiniz?

İLHAN KESİCİ- 10 Şubat.

EROL EVGİN- 10 Şubatta evlendiniz.

Nasıl bir düğün oldu? Binhan Hanımdan dinleyelim biraz da.

BİNHAN KESİCİ- Pek akıllarda kalacak tarafı çok kalabalık oluşuydu ve böyle bir telâş içerisinde oluşuydu. Ve düğün sanki normal, o günlerdeki programımızın içerisindeki günlerden, programlardan bir tanesi gibiydi. Çünkü, düğünden sonra iki gün boş bir vaktimiz vardı. Ondan sonra program aynı şekilde devam ediyordu.

EROL EVGİN- Yani, seçim mitingi gibi mi demek istiyorsunuz?

BİNHAN KESİCİ- Evet, miting gibiydi. Ama, yani o günden sonra, o mitingden sonra da aynı şekilde iki gün sonra devam edip gidecekti. Çok bir enteresanlığı yoktu. Ama yine de, işte bir an evvel olsun da bitsin, demeye başladık son günlerde.

EROL EVGİN- Ne giymiştiniz Binhan Hanım?

BİNHAN KESİCİ- Gelinlik tabiî.

EROL EVGİN- Nasıl bir gelinlik diye sorayım.

İLHAN KESİCİ- Beyaz... (Gülüşmeler)

BİNHAN KESİCİ- Mutlaka ki beyaz. Severek seçtiğim bir modeldi. Son derece sadeydi, ama zaten öyle istiyordum.

EROL EVGİN- Kim dikti?

BİNHAN KESİCİ- Yıldırım Mayruk Bey.

EROL EVGİN- Yıldırım Mayruk, çok zevklidir o.

BİNHAN KESİCİ- Evet evet. Benim istediğim gibi de oldu.

EROL EVGİN- Siz de simokin giydiniz herhâlde değil mi efendim?

İLHAN KESİCİ- Evet. Ben o kargaşada, tabiî bazen üzülürüm hâlâ, yani çok bir kargaşanın içerisinde filan oldu, diye. Özellikle Binhan Hanıma, yani böyle akıllarda filan vardır ya, ön hazırlıkları şöyle olur. İşte düğünde böyle olur, düğün ertesinde bir 10 gün, 15 gün filan bir şey olur...

EROL EVGİN- Balayı yapılır.

İLHAN KESİCİ- Evet.

EROL EVGİN- O telâşla...

İLHAN KESİCİ- Evet, çok telâşlı idi, diye bazen üzülürüm ben. Allah'tan Binhan Hanım benden daha hoş görülü, herhâlde, öyle diyelim. O hâliyle, en güzeli oldu, olan her şey en güzeldi, filan diyor.

EROL EVGİN- Çok güzel, çok iyi.

İLHAN KESİCİ- Ama, benim içimde bir sızıdır yani bu.

BİNHAN KESİCİ- Yani, çok ince detayları düşünmemiz mümkün olmadı düğünde. Son günlerde davetiyeler uçuşuyordu. İsimler, listeler birbirine girmişti. Kime gitti,kime gitmedi. Acaba iki tane mi gitti, ne oldu. Böyle bir telâş içerisinde...

EROL EVGİN- Artık oluruna bırakacaksınız.

BİNHAN KESİCİ- Sonunda, bir an evvel olsa da bitse, demeye başlamıştık.

EROL EVGİN- Peki, bir Sivas ailesi, bir Isparta ailesi, iki Anadolu ailesi. Bizim düğünlerimizde, geleneklerimizde hoş âdetlerimiz vardır. Meselâ kına gecesi vardır, yaptınız mı öyle bir şeyler?

BİNHAN KESİCİ- Evet. O da çok böyle plânlanıp günler öncesinden hazırlanılmış bir şey değildi ama, güzel bir kına gecemiz oldu.

EROL EVGİN- Çok güzel.

BİNHAN KESİCİ- Sonra İlhan'ın bir de sürprizi oldu, o daha da hoştu.

EROL EVGİN- Ne yaptınız?

İLHAN KESİCİ- Birisi benim aklıma mı düşürdü, ben mi milletin aklına düşürdüm, tam bilmiyorum. Dediler ki, "hadi gidip kız evini basalım..."..

EROL EVGİN- Siz milletin aklına düşürmüşsünüzdür.

İLHAN KESİCİ- Kız evine bir baskın yapalım filan. Ya, şimdi 40 senedir zaten zar-zor ikna etmişiz. Bunlar nikâha iki gün kala bile, "ya, ne biçim adamlar bunlar, geldi kına gecesini bastı", filan der, sonra da vaz da geçebilirler. Etmeyin tutmayın filan derken, ya Allah Bismillah, filan dedik biz.

Şimdi bir büyük bahçeleri var, Beylerbeyi'ndeki evde. Şimdi korumalı filan da. Biz de davul, zurna, cümbüş, klarnetleri filan da almışız, folklörcü arkadaşlar da var, hanımlar, erkekler filan. Bahçeye filan girdik. Bir "Erzurum Başbar" var. Müthiş bir şeydir. Ben de bayılıyorum ona.

ER OL EVGİN- Bilir misiniz?

İLHAN KESİCİ- Böyle, "tara ri ra, rara; ra ra rira, ra ra", filan, diye gider.

Biz öğrenciyken, folklör de oynuyoruz, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde. Bunun yani şeyi var: böyle bir el filan kalkar, sadece elleri yandan havaya kaldırması beş dakika sürer, filan.

Allahuekber dağlarını filan temsil eder gibidir. Nerdeyse, beş dakikada filan bu el buradan filan yukarıya kalkar. Böyle çok keyifli bir şey.

Biz şimdi Başbar'la girdik bahçeye. Ondan sonrasını bilmiyorum tabiî, bütün bahçeyi halay çekerek filan geçtiik. Sonunda işte böyle Sivas, bir de müthiş bir Sivas halayı vardır. Evlerinin kapısını açtık. Evi basmış olduk, yani. Böyle Sivas halayı davul zurnayla giriyoruz içeriye yani.

EROL EVGİN- Peki, siz ne yaptınız, dışarıdan davul-zurna sesi.

BİNHAN KESİCİ- Evet, o arada, biz de o arada böyle eş-dost, ahbap, hanımlar hep beraber, işte güzel yemekler yendi, sohbetler. Daha çok işte şarkılar, türküler ve sonuna gelmiş gibiydi. Hatta böyle birkaç misafirimiz de kalkmıştı, yani insanlar ayaklanmaya başlamıştı.

Birdenbire bir davul sesi. İnanamadık, nereden geliyor diye. Acaba biri radyoyu mu açtı, ne oluyor. Sonra biri koşarak geldi, bahçeden. Dedi ki, "İlhan Beyler geliyor." Nasıl geliyor, kim geliyor. Bir de baktık ki davullar zurnalar, halay çekerek bir kalabalık bahçeden içeriye girmiş, geliyorlar.

EROL EVGİN- Bastınız gelin evini yani, çok güzel.

BİNHAN KESİCİ- Evet evet, çok hoşa gitti.

İLHAN KESİCİ- Hoşlarına gittiğini sonradan öğrendik, iyi yapmışsınız falan. Ben de merak ediyorum, yani Şevket Bey acaba alındı mı, gücenir mi filan. Baktım ki onun yüzü şey...

EROL EVGİN- Gülüyor, iyi.

İLHAN KESİCİ- Yani aydınlık bir yüz. Tamam dedik. Doğru. Hücum arkadaşlar.

EROL EVGİN- Baba var mıydı, Süleyman Demirel?

İLHAN KESİCİ- Hayır.

BİNHAN KESİCİ- Hayır, o gün yoktu.

EROL EVGİN- Peki, bu kına gecelerinde çok söylenen bir türkü vardır, ben de çok severim onu, burada sözleri de var;şöyle biraz mırıldanalım mı?

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

EROL EVGİN- Siz de katılırsanız.

İLHAN KESİCİ- Ben size eşlik etmeye çalışırım.

EROL EVGİN- "Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar", diye...

BİNHAN KESİCİ- Evet, bildiğimiz...

EROL EVGİN- Çok duygusal bir şey.

(Türkü söylendi)

EROL EVGİN- Binhan Hanım, bu Balayını sizden dinleyelim. Nereye gittiniz o yoğun seçim temposu arasında?

BİNHAN KESİCİ- Evet, düğün günü dahil üç günlük vaktimiz vardı, o büyük kampanyanın içerisinde.

İlhan, hep böyle bir şeyler yapılsın, bir yere gidilsin, gidilmezse sanki çok ayıp olacakmış gibi düşünüyordu. Bana çok ayıp olacak diye düşünüyordu.

Ama, yani gidip gelmek, zaten yollarda geçecekti vaktimiz, nitekim de yollarda geçirdik yine.

Yakın bir yere gidelim, nereye gidelim? "Asos"a gidelim. Sonra biz işte, yani yakın bir yere kısa zaman da olsa bir hava değişimi, o atmosferden uzaklaşalım, diye bindik arabamıza çıktık yola.

Hava yağışlıydı, biraz ilerledik daha bir yağış arttı, sonra kara döndü. Sonra dedik ki, acaba dönsek mi? Yok canım, artık geldik, bundan sonra devam edelim.

Neticede biz geç bir vakitte, sabah erken çıkmamıza rağmen, geç bir vakitte Asos'a vardık...

İLHAN KESİCİ- Çanakkale...

BİNHAN KESİCİ- Evet. Asos'a vardık.

EROL EVGİN- Gazeteciler filan da...

BİNHAN KESİCİ- Tabiî, hep beraber. Evden köprüye kadar yalnız seyahat ettik...

İLHAN KESİCİ- Biz onları atlattık...

EROL EVGİN- Onlar kolay kolay atlamazlar.

İLHAN KESİCİ- Organize eden arkadaşlarımız bize, kat'iyen bulamazlar, demişlerdi.

BİNHAN KESİCİ- "Hiç merak etmeyin", dediler.

İLHAN KESİCİ- Kat'iyen garanti verdiler ki, uçan sineğin bile haberi olmayacak, uçan kuşun bile haberi olmayacak. Biz de, iyi, kimsenin haberi filan yok, dedik.

BİNHAN KESİCİ- Ama biz evden köprüye kadar tek başımıza gittik. Sonra bir baktık...

İLHAN KESİCİ- Çanakkale Boğazını geçerken...

BİNHAN KESİCİ- Köprü gişesini geçerken baktık bir araba, sonra iki araba. Sonra biz feribota bineceğimiz zaman hayli kalabalık olmuştu. İnip hep beraber çay içtik, feribotu beraber bekledik.

EROL EVGİN- Çok iyi.

BİNHAN KESİCİ- Sonra Asos'a vardığımızda da hep beraber yemek yedik.

EROL EVGİN- Güzel.

BİNHAN KESİCİ- Fakat, hava o kadar kötüydü ki, yani otelin içinde bile, dışarıdaki havanın şiddeti hissediliyordu.

EROL EVGİN- Balayı şeyi olmadı. Sonra yaptınız mı?

İLHAN KESİCİ- Olmadı, zaten öyle olmuyormuş, daha doğrusu. Benim içimde ukde kaldı, yani o zaman da, daha sonra da, hala da. Binhan'a ben birkaç kere de böyle özürler mözürler, filan, da denk düştüğü zaman dilerim yani, özür dilerim.

EROL EVGİN- Bizim bir sürprizimiz var İlhan Bey size.

İLHAN KESİCİ- Eyvah.

EROL EVGİN- Bu, Dedeman Otellerinden bir mektup size, lütfen okursanız. Balayının sizin içinizde ukde kaldığını düşünerek... (Gülüşmeler)

Sesli okuyabilir misiniz?

İLHAN KESİCİ- Olur. O zaman...

BİNHAN KESİCİ- O zaman gözlük takmak gerekecek.

İLHAN KESİCİ- "Dedeman Otel ve Rezortları. Saygıdeğer Kesici ailesi; Dedeman Otelleri olarak size Kanal D Stüdyolarından merhaba demekten mutluluk duymaktayız.

Türkiye'n in dört bir yanında yer alan 12 Dedeman Otelinde uygulamakta olduğumuz özel balayı programımızdan...".. (Gülüşmeler)

EROL EVGİN- Size özel bir balayı programı...

İLHAN KESİCİ- "... tarihleri arasında sizi ve ailenizi Rezort Dedeman Bodrum'da balayı çiftleri için özel olarak hazırlanan Japon balayı suiti Mikato suitte sizi konuk etmek istiyoruz."

İLHAN KESİCİ- O tarihte benim bir konferansım var.

EROL EVGİN- Ama, değiştirebiliriz tarihi.

İLHAN KESİCİ- 5'inde de bir konferansım var.

"....Bodrum Gümbet'te yer alan davetimizi kabul etmeniz umuduyla şimdiden iyi bir tatil dilerim". Dedeman Otelleri Genel Müdürü.

Ben size ve Dedeman Otellerine çok teşekkür ediyorum.

EROL EVGİN- Şimdi biz sizi güneye yollamak istiyoruz. İnşallah fırsat bulduğunuz bir zamanda, güneyde bir "kış evliliğinin yaz balayı"nı güneyde yaparsınız.

BİNHAN KESİCİ- Çok teşekkür ederiz.

EROL EVGİN- Ben de size bir yaz şarkısı söylemek istiyorum sizin için. Nazım Hikmet'in dizeleri ve benim müziğim."Bir Yaz Yağmuru."

BİNHAN KESİCİ- Çok sevdiğimiz bir şarkıdır.

EROL EVGİN- Çok teşekkür ederim.

İLHAN KESİCİ- Bu yeni CD'de de var.

EROL EVGİN- Evet, yeni CD'de de var.

İLHAN KESİCİ- Müthiş, çok hoş.

EROL EVGİN- Çok teşekkür ederim.

(Şarkı Söylendi)

EROL EVGİN- Sizin için söyledim.

BİNHAN KESİCİ- Çok teşekkür ederiz.

İLHAN KESİCİ- Çok teşekkür ediyoruz, ağzınıza sağlık.

EROL EVGİN- Sağ olun efendim, sağ olun.

Efendim, dedi-kodu köşemiz var, yani birbirinizin hakkında neler söylemişsiniz bakalım, önce hep birlikte izleyelim.

İLHAN KESİCİ- Eyvah eyvah.

"SPİKER" - Eşinizin nasıl bir mizacı var?

İLHAN KESİCİ- Zor bir soru. Çok anlayışlı herhâlde. Eşliğine, anneliğine hayranım, onunla iftihar ediyorum.

Hem ev düzeni itibarıyle, hem de dışarıda birlikte olduğumuz zamanlar için. Özellikle dışarıda birlikteliğimizde hep böyle iftiharla bakıyorum, böyle takdirle bakıyorum.

BİNHAN KESİCİ- İlhan iyi bir arkadaş, iyi bir eş. Yüksek sesiyle neşeli, her zaman neşe veren biri. Onun neşesiyle ben de neşeleniyorum.

Ben de neşeli biriyim sayılır, ama onun kadar dışa dönük değilim açıkçası, kendi problemlerimi kendi içinde hâlletmeyi severim.

"SPİKER" - Peki, eşiniz çok hoşgörülü, çok sakin biri zannediyorum.

İLHAN KESİCİ- Bence de öyle.

"SPİKER"- Sinirlendiğinde ne yapar?

İLHAN KESİCİ- Hiç sinirlenmez olmaz tabiî. Sinirlendiğinde, önce bakışlarıyla ben şey yapıyorum. Yani bakıyor.

Topluluk içerisinde veya dışarıda, hiçbir şekilde, yani kıyamet kopsa, içinde sinir kıyameti kopmuş olsa bile, hiçbir şey belli etmek mümkün olmaz, yani hiç belli etmez. Ne topluluk içinde belli eder, ne dışarıda.

İkimiz yalnızken de dışarıdayken belli etmez. Sadece evde belli eder. Dışarıda olmuşsa eğer sinirlenmesi, daha sonra ortalık sükûnet e erdikten sonra, madde madde yazar. İşte "şuna kızdım, buna kızdım, şu davranışına alındım, şu davranışına gücendim". O' nu sonra bir sohbet üslûbuna dönüştürürüz.

BİNHAN KESİCİ- Ben genelde sinirlendiğimi anında belli etmem, çünkü anında fevrî davranışlardan hiç hoşlanmam. Onu bir süre saklarım, daha sonra sakin kafayla tekrar düşünürüm.

İlhan'la ilgili olan kısmında da bütün bunların hepsini listeler, daha sonra sakin, güzel, hoş bir sohbetin içerisinde bunları anlatırım. Neleri kabul etmediğimi, neleri yanlış gördüğümü anlatırım ama, bu da böyle neşeli bir havada geçer, ikimiz için de kırıcı olmaz.

"SPİKER"- Peki, siz sinirlendiğinizde nasıl tepki veriyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Ben sinirlendiğimde; tabiî bana göre herhâlde çok sinirleniyor filan değilim ben. Ama Binhan Hanım, o iyi bir şey yakalamış, sonra ben dikkat ettim onun öyle olup olmadığına, onun yakaladığı gibi olduğunu gördüm.

O da şu: Sinirlendiğim zaman sorulara çok kısa ve net cevaplar veriyormuşum: "Evet hayır, evet evet, hayır hayır, peki peki, tabii tabii", gibi cevaplar veriyormuşum.

Sonra söyledi, ben farkında değilim tabii bunun çok. Söyledikten sonra ben de dikkat ettim. Bazen bakıyorum, evet evet, hayır hayır, peki peki, filan diyorum. Böyle kısa, net cevaplar. Benim sinirlendiğim de oradan belli oluyormuş.

BİNHAN KESİCİ- Sinirlendiğini anlarsınız. Onu anlamak için de çok zaman geçmesine gerek yok. Kısa kısa cevaplar vermeye başlar. Anlarsınız ki çok fazla dinlemiyor ve de aklı bir yere takılı kalmış. Evet evet, tamam tamam, tabiî tabiî. Tabiî tabiî dediği zaman anlarsınız ki o başka bir yerde duruyor."

EROL EVGİN- Birbirinizi ne kadar iyi tanımışsınız, ilginç yani. Birbirinizlle, ayrı ayrı konuşuldu, ama, hayrettir, aynı şeyleri söylediniz aşağı yukarı.

Efendim, bir de mini testiniz var. İzin verirseniz onu da yapayım.

Eşinizin size aldığı ilk hediye nedir Hanımefendi?

BİNHAN KESİCİ- Bana büyükçe bir Osmanlı-Türkçe sözlük göndermişti, ilk hediye oydu.

EROL EVGİN- O muydu?

BİNHAN KESİCİ- Evet.

İLHAN KESİCİ- Eyvah. Öyle mi?

BİNHAN KESİCİ- Evet. Bir gün postadan kocaman bir paket çıktı, kocaman siyah kaplı bir kitap.

EROL EVGİN- Siz hatırlıyor musunuz eşinizin size aldığı ilk hediyeyi.

İLHAN KESİCİ- Evet, bu kol düğmeleri.

EROL EVGİN- Çok güzel, çok iyi; uğur getirsin size.

İLHAN KESİCİ- Çok da severek kullanıyorum. Hoş bir sürpriz yaptınız.

EROL EVGİN- Eşinizin son okuduğu kitabın adını biliyor musunuz? En son ne okuyor? O kadar çok okuyor ki, herhâlde değil mi?

BİNHAN KESİCİ- Evet. O kadar çok kitap okuyor ki...

EROL EVGİN- Bir de birkaç kitabı belki bir arada.

BİNHAN KESİCİ- (Thomas Friedman): "The Lexus and the Olive Tree" diye bir kitap, ama bitirmişti o kitabı. Yeni hangisine başladı bilmiyorum.

EROL EVGİN- Siz Binhan Hanımın en son ne okuduğunu hatırlayacak mısınız?

İLHAN KESİCİ- Evet, "Büyükelçi Morgenthau'nun Hatıraları" galiba, onun hatıratını okuyor.

Biz de bir de şu olur. Özellikle Binhan Hanım daha çok yapıyor, Binhan Hanım okuduğu kitapları, gelir, heyecanla anlatır. İşte şimdi şu oldu bu oldu filan, arkasından biz de tartışırız.

EROL EVGİN- Çok iyi. Boyu ve kilosuyla ilgili bilginiz var mı eşinizin?

İLHAN KESİCİ- Var. Şimdi kilosuyla ilgili, o hanımefendiler...

BİNHAN KESİCİ- Değişken.

İLHAN KESİCİ- Değişken. Ve zarif bulmuyorlar bir hanımın kilosunu söylemeyi. Bazen aynı tartı aletine filan çıkacak gibi oluyoruz, Binhan tartının üstüne çıkınca beni dışarı gönderiyor.

EROL EVGİN- Söylemiyor onu, peki.

İLHAN KESİCİ- Söylemiyor, ama boyunu ve kilosunu biliyorum.

EROL EVGİN- Siz biliyor musunuz eşinizin boyunu, kilosunu.

BİNHAN KESİCİ- Evet, biliyorum. Çünkü kilosuna çok dikkat eder.

EROL EVGİN- Ediyor?..

BİNHAN KESİCİ- Evet.

EROL EVGİN- Çok sportmen bir adam.

BİNHAN KESİCİ- Evet. Gün bazında aldığı gramları bile hesap eder, yemesini ona göre ayarlar.

EROL EVGİN- Kızınız konuştuğunda ilk hangi kelimeyi söylemişti Binhan Hanım? Genellikle "anne" derler çocuklar.

BİNHAN KESİCİ- Evet, anne dedi.

EROL EVGİN- Anne mi dedi?

BİNHAN KESİCİ- Evet, anne dedi. Babayı da arkasından söyledi, çok vakit geçmedi, ikisinin arası uzun değil.

İLHAN KESİCİ- Yok, biraz babayı da zor söyledi herhâlde yani. Bunlar, anne, anneanne, teyze, hala filan, onları bitirecekler, ondan sonra babaya gelecek sıra.

EROL EVGİN- Ama, böyle bir sevgi haresi var etrafında, tezyeler filan, değil mi?

İLHAN KESİCİ- Var var.

EROL EVGİN- Peki efendim, size ömür boyu mutluluklar diliyoruz.

Çok örnek bir çift olarak programımıza onur verdiniz, sağ olun.

Bu işin sırrı nedir, mutlu evliliğin sırrı nedir sizce Binhan Hanım?

BİNHAN KESİCİ- Karşılıklı birbirine olan saygı, kişilerin birbirlerine olan saygısı, fikirlerine olan saygısı bence bu işin anahtarı.

EROL EVGİN- Budur diyorsunuz?

BİNHAN KESİCİ- Evet.

EROL EVGİN- Üstadım, siz ne derseniz bu konuda?

İLHAN KESİCİ- Demin de söyledim ben. Bir, çok anlayışlı.

İki,unutmuşum biraz önce, çok mütevazı, tevazu sahibi. Çok önemsiyorum ben şimdi. Çok da önemli olduğu kanaatindeyim.

Bir üçüncüsü de, biz bu işte hem Plânlama Müsteşarlığı zamanında, ki öyleydi, hem de bu milletvekilliği, politika, derken evin dışında çok kalıyoruz. Burada anlayış görüleceğinin bilinmesi bile insanı çok rahatlatan bir şey. Yani, nerede kaldın, nereye gittin, ne yaptın filan...

EROL EVGİN- Evde bir huzursuzluk yok yani.

İLHAN KESİCİ- Evet.

EROL EVGİN- O çok önemli.

İLHAN KESİCİ- O yüzden, huzurlarınızda tekrar bu vesileyle bir şükran ifade ediyorum.

EROL EVGİN- Bizim size minik bir şeyimiz var.

İLHAN KESİCİ- Yastık.

EROL EVGİN- Yastığımız var, evet.

İLHAN KESİCİ- Ben de merakla bekliyorum, acaba vazgeçildi mi filan dedim.

EROL EVGİN- Bu "Bir Sevda Masalı" yazılı...

BİNHAN KESİCİ- Çok teşekkür ederiz, çok hoş.

EROL EVGİN- Bir yastıkta kocarsınız inşallah çocuklarınızla, diyorum.

İLHAN KESİCİ- İnşallah, hep birlikte.

EROL EVGİN- Aslıhan'a bir kardeş de gelir.

İLHAN KESİCİ- Çok teşekkür ediyorum.

BİNHAN KESİCİ- Çok teşekkür ederiz.

EROL EVGİN- Ben "Serhan" diye düşünüyorum, bilmiyorum siz ne düşünürsünüz.

Efendim, programı bir türküyle bitirelim istedik. Şimdi Isparta türküsü mü olsun, yoksa Sivas türküsü mü olsun derken, Isparta türküsünü saklayalım istedim. Nereye saklayalım?

Seyircilerimizden çok istek alıyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımızı ve eşlerini bu programda görmek istiyorlar. Ben de Sayın Cumhurbaşkanımıza bir mektupla bunu belirttim, inşallah yoğun programlarının arasında bize zaman ayırırlarsa mutlu olacağız.

Onun için, Isparta türküsünü ben Baba'ya saklayalım diyorum, ve bir Sivas türküsü söyleyeyim. Beraberce söyleriz değil mi?

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Sağ olun, çok teşekkür ediyorum.

(Şarkı Söylendi).

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.