Facebook
Twitter
Türkiye Pakistan'dan Bile Çok Yüksek Faiz'le Borçlanmaktadır.
Hakan Çelik | Haberturk - Haberturk Weekend | 24.6.2007
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

Hakan Çelik : Değerli izleyicilerimiz yayınımıza hoş geldiniz diyelim eğer televizyonlarınızı az önce açtıysanız. Sayın İlhan Kesici bizimle birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili adayı. İstanbul milletvekili adayı. İlhan Kesici : İstanbul, evet. Hakan Çelik : Hangi bölgede olduğunu hatırlatın lütfen.

İlhan Kesici : 1. bölge 1.sıra.

Hakan Çelik : Hangi bölgeleri kapsıyor 1.bölge?

İlhan Kesici : Bütün Anadolu yakası.

Hakan Çelik : Bütün Anadolu yakası. 1.bölge 1.sıra hoş geldiniz.

İlhan Kesici : Evet. Sağ olun.

Hakan Çelik :
Siz de çok koşturuyorsunuz bu aralar doğal olarak.
Anadolu turu vardı seçim kampanyası devam ettiği için, gerek İstanbul'da gerekse Anadolu'nun çeşitli yerlerinde. Daha yeni geldiniz.

İlhan Kesici : Evet. Ben de yeni geldim, siz de yeni geldiniz galiba?

Hakan Çelik : Evet ben de oradaydım. Kısa bir toplantı …

İlhan Kesici :
Sayın Genel Başkan'la birlikte Hatay'da bir mitingimiz vardı.
Ben de sabah buradan Ankara'ya gittim. Ankara'dan uçakla Adana'ya gittik.
Adana'dan helikopter'le Hatay'a gittik. Sonra tekrar Hatay'dan Adana'ya, Adana'dan Ankara'ya. Ankara'dan İstanbul'a. Şimdi de sizinle birlikteyiz.

Hakan Çelik :
Hoş geldiniz. Bu tempo böyle devam edecek tabii 22 Temmuz'a kadar. Çok da zor bir şey, çok da sıcak bir döneme rastladı Türkiye'de. Bu seçim 22 Temmuz. Sıcakların en yoğun olduğu dönem. Seçime katılımı nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz? O ciddi bir tartışmaydı bu bir süre öncesine kadar. O konuda ki fikriniz…

İlhan Kesici :
Şimdi normal zamanda olmuş olsa seçime katılım çok düşer. Yani bütün dengeleri etkileyecek halde çok düşer.

Hakan Çelik : Böyle bir mevsimde olduğu için diyorsunuz.

İlhan Kesici :
Böyle bir mevsimde olduğu için ama, bu seçimin özelliği itibariyle herkesi ayakta görüyorum ben. Herkes tatil programını, özellikle tatil bakımından söylüyorum, 1.si tatil bakımından tatil programlarını buna göre düzenliyorlar.

Hakan Çelik : Ne özelliği var bu seçimin? Diğer seçimlerden ne farkı var sizce?

İlhan Kesici :
2.si de tarım. Tarım sektörünün çeşitliliği var bir yerde tarım sektörünün çok harmanda olduğu filan bir zamandır. Onlar da tahmin ediyorum katılımda daha duyarlı olacaklar. Ne özelliği var? Şimdi Türkiye, yani bu güzel Pazar sohbetinde çok fazla siyaset yapmak istiyor değilim ama...

Hakan Çelik : Kısa kısa üzerinden geçelim aklınıza gelen konuları konuşalım.

İlhan Kesici :
TV'lerden, sizin de biraz önce yaptığınız gibi müzik sesleri, güzel yüzler görmek istiyorlar filan ama benim kanaatim şöyle:

Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi'nden yoruldu.Yani Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy vermiş olan insanlarla, ben o partiyi ve hükümeti yöneten dar çekirdek kadro diyorum, bunu birbirinden ayırmak lazımdır.

Bu dar çekirdek kadro Türkiye'yi çok gerdi, çok yordu. Hatta daha dini terminolojiyle, bu iktidarın bereketi artık kaçtı. Yani bereketi kalmadı.

Her hadise en üst düzeyde gerginlik tarzında oluyor. Sayın Başbakanın ben şeyini gördüm döndükten sonra gece haberlerinde, özetini gördüm. Malatya mitingini.

Yani orada gelmiş geçmiş bütün cumhurbaşkanlarına "yuh" çektiriliyor. Ordu, devletle ilgili bir ara yine öyle bir hal oldu.

Hakan bey, bu iş, Türkiye bu gerginliği kaldırmaz. Daha doğrusu hiçbir ülke kaldırmaz. Türkiye hiç kaldırmaz. Türkiye'nin etrafında olan bitene bakıldığı zaman. O yüzden bu hükümet çok yordu Türkiye'yi. O yüzden çok yordu ve gerdi.

Daha sakin bir Türkiye lazım, daha hoş, daha normalleşmeye geçmesi filan lazım.

Her gün acaba bugün ne olacak endişesinden bir münasebetle sıyrılması lazım. Bu hissiyat vatandaşlarda var benim gördüğüm kadarıyla. O yüzden, aman ha bu seçimde ne yapıp yapıp vatandaşlık haklarımızı, bihakkın, eksiksiz yerine getirelim gibi bir psikoloji görüyorum.

Hakan Çelik :
Dolayısıyla katılımla ilgili önemli bir sorun olmayacağına mı inanıyorsunuz?

İlhan Kesici :
Tabi ben öyle inanıyorum. Türkiye'nin normal katılımı, yani %100 katılım dünyanın hiçbir tarafında olmaz. Türkiye'nin normali, normalin üstünde olanlar da vardır ama, % 85 - % 86 dır.

Hakan Çelik : Ki dünya ortalamalarının üstünde...

İlhan Kesici :
Üstünde tabii, bizde üstündedir, dünya ortalamalarının üstündedir.

Bu 2002 genel seçimlerinde bu oran % 75 - % 76 idi. Yani normale göre, bazen denir ki 10 milyon kişi oy vermeye gitmedi. Onu öyle yorumlamak doğru değildir yani, katılım bakımından o % 100 katılıma işaret eder.

Ama % 76 ile 86 arasında ki bir 10 puanlık, ki o 10 puan da çok mühim bir 10 puandır. Adamı iktidar da eder, rezil de eder. Bu 10 puanlık farkın kapatılacağı kanaatindeyim ben. % 85 civarında bir katılım bekliyorum ben.

Hakan Çelik :
Ülkeler bazen, böyle tırnak içerisinde söylüyorum, zor zamanlardan geçerken sizin o altını çizdiğiniz gibi katılım yükselebiliyor.

Mesela Fransa, geleneksel olarak katılımın düşük olduğu, yani insanların sandığa çok gitmedikleri, yani çeşitli sebeplerle bir ülke. Ama bu katılım daha yüksek oldu. Şaşırtıcı derecede.

Talihsiz bir kaza oldu sizin de o programda. Maalesef bir vatandaşımız hayatını kaybetti. Çok daha büyük bir faciaya dönüşebilirdi. Bunu biraz bize anlatır mısınız İlhan bey? Nasıl oldu o yani siz o dakika neredeydiniz?

İlhan Kesici :
Biz tam mitingdeydik. O arada Hatay'da mitingdeydik. Sayın Genel Başkan konuşuyordu. Adana'yla Hatay arası karayoluyla 2 - 2,5 saat. O yüzden helikopterle gidildiği zaman bu yarım saat civarına filan denk düşüyor. O yüzden şeyle gidilmesin de, araba, otomobil, otobüs vesaire, bir helikopterle gidilsin. Sayın Başkan vardı. Deniz bey vardı helikopterde.

Hakan Çelik : Daha zor olacak.

İlhan Kesici :
7 kişilik bir helikopter. İşte ben varım, dört tane gazeteci arkadaşımız vardı.

Hakan Çelik : Takvim gazetesinin bugün 1.sayfasında da o haber var tahmin ediyorum.

İlhan Kesici : Evet var Murat Yetkin var, Fikret Bila var, Mehmet bey var.

Hakan Çelik : Çetingüleç değil mi?

İlhan Kesici :
Mehmet Çetingüleç var. Enis Berberoğlu, bir de Mehmet Sevigen bizimle beraber.

Şimdi biz gittik, biz mitingde birlikteyiz. Miting yapıldı, miting bitti, miting alanında helikopterin bizi bekliyor olduğu yere doğru otobüsle gidiyoruz, hem halkı selamlıyoruz.

Hakan Çelik : Seçim otobüsünün içindesiniz.

İlhan Kesici :
Seçim otobüsünün içinde gidiyoruz tam o anda haber geldi ki helikopter kaza yapmış. Allah Allah, yani bizde şaşırdık. Helikopter durduk yerde, çünkü biz indik, gidip bineceğiz öyle kalkacağız nasıl kaza yapar diye. Meğer bir pozisyon değişikliği yapıyormuş.

Bir stadyum gibi, küçük bir stadyum gibi bir yerin içindeydi helikopter. Orada bir pozisyon değişikliği, kalkışa hazır bir pozisyon değişikliği yaparken, tam teknik şeyini bilmiyoruz ama bize ilk gelen bilgiler itibariyle kanat, helikopterin bir kanadı...

Hakan Çelik : Pervanesinin bir parçası değil mi?

İlhan Kesici :
Evet veya pervanenin bir parçası orada sabit duran bir şeye çarpmış. O fırlamış. Oradan kurtulmuş yani.

Hakan Çelik : Eyvah eyvah !

İlhan Kesici :
Epeyce bir mesafe herhalde. Ana caddede otobüs durağında, durakta bekleyen insanlardan bir tanesine çarpmış maalesef, vefat etmiş. Çok üzüldük. Sayın Genel Başkan da çok üzüldü.

Hakan Çelik : Çok talihsiz bir kaza.

İlhan Kesici :
Çok talihsiz bir kaza. Allah, işte bu görünür görünmez kazadan beladan esirgesin diye...

Hakan Çelik : Otobüs durağında duran bir vatandaş değil mi, tamamen o olayın dışında uzakta.

İlhan Kesici :
Tamamen, bütünüyle dışında. Sonra oradaki parça başka bir vatandaşımıza çarpmış. O da yaralanmış galiba. Tabi bu çok hoş bir şey değil, yani çok üzücü. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Deniz Bey de tabii ailesinden geriye kalanlara baş sağlığı diledi.

Az biraz memnuniyet verici bir başka şey, bu deminki söylediğim gerginlik iklimini birazcık rahatlatabilecek bir şey oldu. Sayın Başbakan da Deniz bey'i aradı, başsağlığı diledi. Geçmiş olsun dedi.

Hakan Çelik :
Ha bu güzel. Bu yani siyasette öyle bir tansiyon yükseldi ki İlhan bey, öyle bir gerildi ki ben önemsiyorum, ben bir gazeteci olarak onu...

İlhan Kesici : Ben de önemsediğim için anlattım.

Hakan Çelik : Söylediğiniz iyi oldu.

İlhan Kesici :
Bu bile Türkiye'yi, yani bu gerginlikten tansiyonu düşürebiliyor.

O yüzden bu Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarı netice itibarıyla 4,5 yıldır mutlak bir iktidarı var. 360 milletvekilli, neredeyse tek parti iktidarına benzeyen bir iktidar var. Fakat yordu, yapabileceklerini yaptı. Yapabileceği bence geride hiçbir şey kalmadı.

O yüzden şimdi ben bakıyorum seçim kampanyalarına, sadece Cumhurbaşkanlığını bize seçtirmediler filan gibi, bir tek "tema" o kaldı yani o yüzden yapabileceklerini yaptı.

Ben oy'la Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidardan düşmesinin, hem onların daha geniş bir durum değerlendirmesi yapmaları bakımından, kendilerine de biraz bakmaları bakımından efendim, Türkiye'nin çok hayrına olacağı kanaatindeyim.

Ama netice itibariyle bu "oy pusulaları" ben bir sefer ölçtürmüştüm 3,5 gr geliyordu. Şimdi 5 gr. falan geliyordur, daha uzundur herhalde bağımsızların katılımıyla. Demek ki bu 5 gr kağıtlardan gereği kadar oy alındıktan sonra, Türkiye'yi ferahlaştırmak, normalleştirmek mümkün olabilir.

Hakan Çelik :
Türkiye'nin de tabii çok önemli bir dönüm noktası. Yani her seçim mutlaka önemli tabii ki ama sanki bu seçim diğerlerinden biraz daha farklı olduğu bir önem atfedildi kamuoyunda.

Gerek liderlerin açıklamaları, gerek dış politikada Türkiye'nin hakikaten çok kritik bir dönemden geçiyor olması; yani güvenlik boyutuyla, Türkiye'nin kapı komşusu Irak'ın işgal altında olması ve bu istikrarsızlığın, Türkiye'nin güvenliğini çok ciddi etkili olması bir dizi sıralandığı zaman, bu seçimi benim hatırladığım dönemde en azından, diğer seçimlerden biraz daha farklı hale getirdi.

İlhan Kesici : Çok getirdi.

Hakan Çelik :
İlhan Bey, uzun süre boyunca şöyle bir şey söylendi Türkiye'de. Ekonomiyi yönetenler de bunu söylediler. Bunu siz ekonominin içinde olduğunuz için uzun bir süre boyunca onu nasıl değerlendirdiğinizi merak ediyorum.

Ekonomik istikrarın devam edebilmesi için, hangi parti olduğu mühim değil ama, bir tek parti iktidarına ihtiyaç vardır Türkiye'de, gibi bir kanaat uyandı. Yani iki partili, üç partili koalisyonlarda istikrarı sağlamak, hakikaten size göre de daha mı zordur?

İlhan Kesici :
Yani koalisyonlarına bağlı. Türkiye bazı kötü örnekler yaşadı. Yani çoklu koalisyon hükümetleri oluğu zaman ciddi fikir ayrılıkları filan da varsa, bir uzlaşma zemini de kolay bulunmuyorsa o zaman bir sıkıntılı hal oluyor.

Ama bazen tek partili yönetimlerde de o tür sıkıntılar oluyor. Koalisyonların şöyle bir hali var hiç olmazsa; konu Türk kamuoyuna yeteri kadar intikal ediyor. Orda bir anlaşmazlık çıkmış olsa bile hükümetin içinde konu kamuoyuna intikal ediyor.

Şimdi bizim eskiden "Senato"muz vardı.

Hakan Çelik : Yani bir yasama organı.

İlhan Kesici :
Evet, bir yasama yani bir üst yasama organı mahiyetinde yani, bir şey apar topar meclisten geçerse Allah Allah bu ne oldu da birden bire,..

Hakan Çelik : Bir filtreleme özelliği vardır.

İlhan Kesici :
Koalisyonların da bazen böyle bir filtreleme özelliği vardır. Türkiye'nin içinde bulunduğu hallere bence uygundur. Şimdi bu dönemde şunu gördük biz eğer bu filtreleme özelliğine ihtiyaç olmayacak haller var ise bile, ama bağışlayın...

Hakan Çelik : Rica ediyorum.

İlhan Kesici :
Ama yangından mal kaçırır gibi kararlar alınmıyor ise tek parti yönetimleri daha doğru bir yönetimlerdir yani.

Hakan Çelik : Teorik olarak.

İlhan Kesici :
Teorik olarak daha homojen.
Ama yangından mal kaçırıyor gibi yapılıyorsa en kötü koalisyondan daha kötü bir tek partili hükümet olur.

Hakan Çelik : Son dönemde öyle mi olduğunu düşünüyorsunuz?

İlhan Kesici : Ben öyle görüyorum.

Hakan Çelik : Yangından mal mı kaçırılıyor?

İlhan Kesici :
Evet. Şimdi mesela bu Türk Amerikan ilişkileri 2000 lerden itibaren Amerika'yla olan ilişkileri çok daha mühim bir hale gelmiştir. Bizim için ayrıca çok daha mühim.

Biz 50 yıldır, işte yarım asırdır NATO'nun üyesiyiz. Teorik olarak eşit şartlarda üye olduğumuz bir organizasyondur. Tam eşit şartlarda, yani dünya'nın 1 numaralı süper gücüyle Türkiye Cumhuriyeti devleti tam eşit şartlarda, NATO'da öyle bir şeyi vardır.

Ama bu inişli-çıkışlı zamanlar olur, bazen kritik anlar filan olur her ülke'nin de yönetiminde olur; fakat hasıl-ı kelam düzgün gelen bir mekanizmadır.

Ama bu hükümetten itibaren, yani Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetiyle birlikte, tabi araya Irak savaşı gibi haller de girmiş oldu ama, bu Türk Amerikan ilişkileri, tansiyonun insan vücudundaki tansiyon gibi çok yukarı çıkıp ilaç yükleniyorsunuz, çok düşüyor falan işte ülkelerarası ilişkiler tansiyonu da normalinin dışında birden sıçrıyor belli bir noktaya geliyor.

Onu da hemen normalize edebilmek için olağan üstü bir ilaç alıyorsunuz, sakinleşiyorsunuz ama bir daha çıkıyor bir daha çıkıyor. Şimdi böyle çok hal oldu.

Hakan Çelik :
Amerika'nın desteği, hani bir söz vardır ya Türkiye'de. Amerika desteğini çekti şu hükümet üzerinden, ya da Amerika hala destekliyor derler dönem dönem.

Bu günkü iktidarı hala desteklediğini düşünüyor musunuz? Ya da destekliyor mu hala?
Öyle demiyim de size göre nasıl değerlendiriyorsunuz hala bunu?

İlhan Kesici :
Amerika, dış politikada yani gereğinden fazla hem siyasetteki arkadaşlar hem medyadaki arkadaşların Amerika'nın tavrına, halkın böyle düşündüğü kanaatinde değilim ama, gereğinden çok fazla itibar ettiği kanaatindeyim.

Hakan Çelik : Türkiye'de o kadar belirleyici değil mi yani Amerika İlhan bey?

İlhan Kesici :
Hayır. Netice itibariyle o kadar belirleyicilik kadir-i mutlak'lıktır yani. Amerika hiç bir yerde kadir-i mutlak değildir.

Yani Irak'ta savaşın içinde bile değil mi kadir-i mutlak değil. birde süper yani genel kanaatin aksine bir şey söylemiş olayım ben iç politikaya çok hafif normalin dışında çok olağanüstü karışacakları kanaatinde değilim.

Ters etki de yapar bu iş ama orada kalmak isteyen arkadaşlar yani Amerika bizi çok destekliyor filan demekten memnun oluyorlar. Bir kısmı, yahu ne yapalım kardeşim başarısız olduk ama Allah kahretsin Amerika bize destek vermedi, desek ...

Hakan Çelik :
Ama mesela Amerika'nın desteği de kimi zaman bazen kamu oyunda çokta hoş karşılanmayan bir durum yaratmıyor mu; özellikle Amerika'nın Türkiye'de ki popülaritesinin epeyce azaldığı bir dönemde Amerika'nın birisini destekliyor olması her zaman çok da alkışlanan bir şey olmayabilir.

İlhan Kesici :
Şimdi doğrusu şudur Hakan bey; siz dünyayı bizlerden daha çok dolaşıyorsunuz doğrusu şudur: Ülkeler kendi meselelerini kendileri hallederler. Yani,

Hakan Çelik :
Olması gereken o diye düşünüyorsunuz.

İlhan Kesici :
Bunun dışında önem atfetmeye başladığınız zaman, özellikle yöneticiler:

Acaba Amerika beni destekler mi desteklemez mi? Acaba Amerika ekonomik politikalarda müttefik midir, değil midir? Bunun içinden çıkılmaz.

O yüzden Amerika böyle bir Amerika'dır. Süper güçtür. Dünya'nın 1 numaralı süper gücüdür. Elbette bir 50-100 yıl daha böyle gidecektir, gibi görünmektedir.

Ama dünya'yla birlikte hareket etmesi icap ederse bu işi yapabilir. Yani Amerika, siz benden daha iyi takip ediyor olabilirsiniz,..

Hakan Çelik : Estağfurullah.

İlhan Kesici :
Şimdi büyük bir stratejistleri var Amerikalıların, Brzezinski. Bu çok parlak bir stratejisttir. Aynı zamanda, yani büyük stratejist Henry Kissenger'dan sonra Amerikanın en büyük stratejisti gibidir.

Hakan Çelik : Doğu Avrupa kökenli bir aileden gelir.

İlhan Kesici :
Evet tabi. Çok yüksek. Bunun Türkiye'de çok popüler olan bir kitabı olmuş idi. "The Grand Chessboard", "Büyük Satranç Tahtası". Bizim içinde bulunduğumuz coğrafya'yı bütünüyle içine alan bir oyun alanıdır. Önce onunla temayüz etti fakat daha sonra 2 tane kitap daha yazdı. Birisi bundan 1 ay önce filan çıktı, birisi de ondan diyelim 6 ay önce veya 1 yıl önce.

O kitabın adı "The Choice. "

Hakan Çelik : Seçim.

İlhan Kesici :
"Tercih-Seçenek". Tercih demek daha doğrudur. Evet.

Şimdi diyor ki, Amerika'nın dünyadaki bütün devletlerden çok üstün ve mukayese edilmeyecek tarzda ekonomik gücü vardır, militer gücü vardır ,siyasi gücü vardır, amenna.

Ama Amerika bunu "ya bir egemen, "hegemon" diyorlar şimdi, bir hegemon tarzında bu işleri yapacaktır", veya…

Hakan Çelik : Baskıcı bir güçle yani.

İlhan Kesici :
Baskıcı bir güçle, yani "her iş benim dediğim gibi olacaktır" tarzında uygularsa, ki bunu uygulayabilir, bunu uygulamaya gücü de vardır; bundan ne Amerika istifade eder ne dünya huzurlu bir dünya olmuş olur.

Hakan Çelik :
Böyle düşünenlerin sayısı artıyor galiba değil mi İlhan Bey? Mesela Sarkozy'de öyle söylüyor. Çok sert eleştiriyor Bush yönetimini yani .

İlhan Kesici :
İki, peki böyle hegemon tarzında yaklaşmasın. Başka ne seçenek var?

"Amerika bir "leadership", dünya liderliği tarzında yaklaşabilir". Ama bu dünya liderliği uzlaşmacı bir liderlik tarzında olur. Uzlaşarak, bütün dünyayla konuşarak yönetirse, bu Amerika için de çok iyi olur, geri kalan bütün dünya barışı için de çok iyi olur, diyor.

Şimdi bu işi bizim politikaya da getirmek mümkündür.

Mesela diyelim ki Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhurbaşkanlığı seçiminde, netice itibariyle 276 oyla seçilecek bu cumhurbaşkanı, nihai karar budur anayasada. Orada ufak bir uzlaşma zemini aramış olsa idi Recep Tayyip Erdoğan Bey, efendim çiçek gibi Cumhurbaşkanlığı seçimi halledilmiş olurdu.

Şimdi de hiç böyle cumhurbaşkanlığı krizi, mitinglerde cumhurbaşkanları yuhalatması, alkışlaması olmayacak bir mecrada olmuş olacaktı.

Demek ki, Brzezinski'nin Amerika'yı tenkit ettiği gibi, hegemon gibi davranma kardeşim, uzlaşma gibi davran dediği şey, aynen bizim Adalet ve Kalkınma Partisi için de geçerli olacaktı.

Hakan Çelik :
Çok iyi anlıyorum. Şimdi bir kapıyı açtınız aklıma da bir şey geldi. Dün Cumhuriyet gazetesi yönetmeni sayın Sedat Ergin'le yemek yiyorduk, öğle yemeğinde bir sohbet yaptık.

Sizin söylediğinizden devam edilecek bir şey olduğu için söyleyeceğim birazdan ama bir kısa ara verelim.

Değerli izleyicilerimiz, İstanbul milletvekili adayı, Cumhuriyet Halk Partisi Sayın İlhan Kesici'yle birlikteyiz. Yoğun seçim programları arasında İlhan Bey'i stüdyomuzda konuk ediyoruz. Ve önemli konuları konuşuyoruz. Hem dış politika, hem iç politika, olabilecekler olamayacaklar bunları değerlendiriyoruz. Konuşmaya devam edeceğiz ama kısa bir aranın ardından ...

Ara: (…)

Hakan Çelik :
Değerli izleyicilerimiz programımıza devam ediyoruz. Sayın İlhan Kesici'yle birlikteyiz. Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili.

Geçen hafta Sayın Başbakan'la Erdoğan'la Tayyip Erdoğan'la yaptığımız bir gezi vardı, Ağrı ve Iğdır illerini kapsayan. Dönüşte uçakta Ana uçağında özel bir röportaj yaptım Başbakanla. Çok önemli şeyler söyledi hakikaten gündeme yerleşti.

Özellikle bu Ümraniye olayıyla derin devlet bağlantısı arasındaki olaylara işaret etti. Yani olay o kadar açık ki dedi kendi ifadesiyle, çok fazla bir şey aramaya gerek yok. Orada ele geçirilen bombalar, yakalanan insanların kimlikleri bağlantıları dedi.

Devleti iyi bilen insanlardan biri Türkiye'de İlhan Kesici. Çok uzun yıllar devletin farklı kademelerinde kritik noktalarda önemli görevler üstlendiniz. Bu derin devlet diye tanımlanan şey, sonra Başbakan derin Türkiye diyerek ona karşı bir dengeyi tarif etti.

İlhan Kesici : Derin millet, derin devlet, derin Türkiye…

Hakan Çelik : Bir sürü şey söylenebilir ama derin devlet denen bir ifade var Türkiye'de. Ne istiyor bu derin devlet?

Yani Türkiye'de zaman zaman ortaya çıkan ve kendi gücünü gösteren, bak ben buradayım diyen hakikaten derin devletin olduğunu düşünüyor musunuz? Tehlikeli buluyor musunuz? Ve bu ara o derin devlet ne istiyor eğer öyle bir şey varsa?

İlhan Kesici :
Muhtemelen bu derin devlet denen şeyler, normal devlet aygıtı-apareyinin, devlet organizasyonunun dışında ve kontrol dışında bir organizasyon olarak takdim ediliyor. Eğer öyle bir şey varsa, yani bu hangi ülkede olursa olsun, o kötü bir şeydir.

Hakan Çelik : Var mı?

İlhan Kesici : Bence Türkiye'de öyle bir şey yoktur.

Hakan Çelik : Yok. Derin devlet yok Türkiye'de.

İlhan Kesici :
Şimdi bunu 1970 lerden itibaren söyleyen Başbakanlarımız oldu bizim. Fakat o 1970 - 2007 aradan geçmiş olan 37 senelik bir zaman filan var. Şimdi bu 37 senelik zamanda, daha doğrusu bunu ilk söyleyen başbakanlar daha sonra da başbakan oldular; yani ne yapalım, söyledi ama elinden başbakanlık gitti, o yüzden ne yapsın, elinden bir şey gelmezdi, bir şey yapamazdı filan da denilemez. Daha sonra da birkaç kez başbakan olan insanlarımız var.

Hakan Çelik : Süleyman Bey onlardan biri midir?

İlhan Kesici :
Süleyman Bey onlardan birisi değil gibidir, ama Bülent Ecevit Bey 1974 yılında söylemiş idi.Türkiye'de derin devlet var filan diye. Daha sonra Bülent Bey 1977 yılında yeniden başbakan oldu. 1990 dan sonra da, 1999 yılında tekrar başbakan oldu. Çeşitli defalar başbakan yardımcısı filan oldu. Konuyla ilgili başka bir şeyi olmadı başka bir gelişmesi olmadı.

Şimdi daha sonraki bazı ara başbakanlarda da, tam bu netlikte söylenmese bile ima eden başbakanlarımız oldu.

Benim kanaatim şudur: Bu bizim başbakanlarımızın, sayın başbakanlarımızın bir bölümü, çeşitli başarısızlıklarını, başarısızlık alanı olarak gördükleri yer neresiyse onu, bir münasebetle kontrol dışı, kendi iradelerinin dışında bir yere bağlamayı tercih ediyorlar.

Mesela ekonomiyle ilgili yüksek başarısızlık mı var? İşte teröre şu kadar para harcıyoruz falan derler, PKK terörüne. Olağanüstü rakamlardır bu telaffuz edilen rakamlar, akla ziyan rakamlardır, akla hayale uymayacak rakamlardır.

Mesela PKK terörüyle ilgili 100 milyar dolardan, 250 milyar dolara kadar giden bir spektrum vardır. Böyle bir para yoktur. Böyle bir para, şimdi Türk Devleti Hakan Bey…

Hakan Çelik : Böyle bir para harcanmadı mı?

İlhan Kesici : Hayır, katiyen.

Hakan Çelik : Ki siz paraya çok hakim olan bir insansınız yani.

İlhan Kesici :
Dökümünü filan da veririm. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı İmparatorluğu da dahil olmak üzere, "kayd"a çok önem veren bir devlettir. Bu çok iyi bir şeydir de.

Hakan Çelik : Dokümancı bir devlettir yani.

İlhan Kesici :
Dokümancı bir devlettir. Mesela 1450 - 1460 yılında İstanbul'daki domates fiyatlarının ne olduğunu, hangi semtte domatesin fiyatının ne olacağını, hangi semtte ne olacağına dair bizim belgelerimiz vardır.

Bu yapı Cumhuriyet'e de intikal etmiştir. Cumhuriyet bir de dünyayla, yani 1900 lerin dünyasının da çağdaş parametrelerini de işin içine dahil ederek böyle bir devlet düzeni vardı. Bizde kayıt dışı katiyen - devlette olmak üzere söylüyorum - herhangi bir beş kuruşun harcanması katiyen söz konusu değildir.

Hakan Çelik : O mesela parantez açayım, o fişleme konusunda da mahir bir devlet midir mesela Türk devleti?

İlhan Kesici : Hayır oralarda ben çok speküle edildiği …

Hakan Çelik : O da arşiv'in bir tarafıdır çünkü, fişleme.

İlhan Kesici :
Çok speküle edildiği kanaatindeyim o işlerin. Ben tam bilmiyorum ama medyaya intikal eden bölümünü, bir, medyaya intikal eden bölümü normal vatandaş gibi okunur. Bir de yorumcuların yorumuyla beslerseniz medyadaki arkadaşların yorumu; Allah Allah bu nasıl iş, dersiniz.

Ben öyle bakmam. Yani, "bu herhalde şöyle bir şeydir" diye bakarım. Bu herhalde şöyle bir şeydir diye baktığımda da bizim gözümüzü ürkütecek, rahatsız edecek herhangi bir şey görmem.

Hakan Çelik : Çok iyi anladım. Kısa kısa merak edilen şeyleri sormak istiyorum.

İlhan Kesici : Tabii memnuniyetle.

Hakan Çelik :
Efendim asker - siyaset ilişkisi, Türkiye'de tabi çok konuşulan bir mevzu olduğu için, bir kesim insan diyor ki, asker çok etkili siyaset üzerinde. Olması gerekenden fazla. Kimileri de diyor ki, işte Türkiye'nin özel koşulları var, tabi ki öyle olacak niye olmasın. Ne diyorsunuz siz o işe?

İlhan Kesici :
Şimdi ben buna benzeyen şeyleri bundan 5 sene önce de, işte bizim İnternet sitemiz var oralarda da var bu şimdi söyleyeceklerim,..

Hakan Çelik : www.ilhankesici.org mu?

İlhan Kesici :
Evet. Oralarda var ama sohbeti onunla meşgul etmeyim diye sadece geçiyorum. Sadece şu an için söylüyor değilim onu. Tam böyle elimle, o bizim videoyu bizim videolardan da var o sitede, elimle de işaret etmiştim ben. Şimdi sivil - asker ilişkisi bütün demokrasilerde şöyle bir ilişkidir.

Hakan Çelik : Yukarıda kim var?

İlhan Kesici :
Yani sivil irade şuradadır (El gösterimi ile "üstte".. Askeri irade de buradadır (el gösterimi ile "altta"). Ama dünyanın her tarafında asker diye bir şey vardır. Türkiye'de de vardır. Amerika'da Milli Savunma Bakanlığı, Amerika'nın dış politikasının yaklaşık yarısını temsil eder, öyle değil mi?

Hakan Çelik : 500 milyar dolar bütçesi var.

İlhan Kesici : Evet. Yani bu ciddi her devlette bu bir kurumdur. Bizde de bir kurumdur.

Hakan Çelik : Peki bizde nasıl? Böyle mi?

İlhan Kesici : Sivil irade budur (El: "üstte". Güvenlik iradesi, yani askeri irade de budur (El: "altta".

Hakan Çelik : Yani olması gereken mi budur diyorsunuz?

İlhan Kesici :
Aynen olması gereken de böyledir.Ona göre de "set up" edilmiştir. Milli Güvenlik Kurulu da vardır. Anayasal bir kurumdur. Anayasa'dadır yani. Gizli kapaklı bir hali filan da yoktur.

Benim kanaatim, askerler buradaki pozisyonlarını Türkiye'de devam ettiriyorlar. Yani buradan yukarı çıkmıyorlar. Ama sivil irade, sivil yönetimler, çapsızlıkları, basiretsizlikleri, bilgisizlikleri filan münasebetiyle kendi değerlerini şöyle indiriyorlar (El: aşağı doğru iniyor).

Şimdi burada ki pozisyon, burada sabit kalmak üzere yukarıdan aşağıya doğru inince, asker sivilin üstüne çıkmış gibi görünüyor.

Hakan Çelik : Bu buradaki tablo böyle izah ediliyor.

İlhan Kesici :
Aynen böyle görüyorum. Birinci nokta budur.

İkinci nokta, bu demokrasi sadece askerin, askerlerin çeşitli münasebetlerle fikir beyan etmelerine mani olan bir rejim değildir. Yani elbette ki bir fikir beyan etmeleri, yani usulüyle fikir beyan edecekler ama, fakat asıl, demokrasiyi yani Türkiye'de ki demokrasiyi rahatsız eden şey şudur:

Askerlerin müdahalelerinden en az onlar kadar önemli olmak üzere, bunu askeri müdahalelere karşı çıkan arkadaşlarımızın göz ardı ettikleri kanaatindeyim ben.

Hırsızlık var mı bu siyasi kadrolarda, hükümet kadrolarında? Var.

Yolsuzluk, yolsuzluğun müsebbibi, yolsuzluğun bacakları oluyorlar mı? Oluyorlar.

Herhangi bir uzlaşmacılık içinde bazen olmuyorlar mı? Olmuyorlar.

Şimdi böyle olunca, yani işte demokrasinin çivilerinin oynadığı yerler sadece sivil-asker ilişkisi değil, asıl siyasetin kendi iç mekanizmalarındadır.

Eğer siyaset, kendi iç mekanizmalarını düzene koyar ise, yani sıfır hırsızlık siyasi kadrolarda, sıfır yolsuzluk, sıfır haksızlık, sıfıra yakın adaletsizlik …

Hakan Çelik :
Dünyada da pek örneği yok ama, mesela Finlandiya ideal ülkelerinden biri ama, orada da sıfır değil galiba.

İlhan Kesici : "Sıfır"ı mutlak almadım işte …

Hakan Çelik : Tabi ama Türkiye iyi örneklerden biri değil mutlaka.

İlhan Kesici :
Dünyada şöyle. Helmut Kohl. 16 sene Almanya'nın başkanlığını yaptı. İki Almanya'yı birleştiren…

Hakan Çelik : Efsane lider.

İlhan Kesici :
Olağanüstü hızlı ve olağanüstü maharetle birleştiren bir başbakan. Şimdi bu Helmut Kohl, Doğu Almanya'da ki Hıristiyan Demokrat Parti - yani o zaman ki Doğu Almanya - Doğu Almanya'da ki Hıristiyan Demokrat Partinin kullanması amacıyla, 2,5 milyon marklık, bir yerden, -yani gay-ri meşru mafyalardan-babalardan alınmış filan da değildir- bir yerden bir finansman sağlamış ama bunu kayda geçirmemiş. Kayda geçirmesi gereken Siyasi Partiler Kanununa göre geçirmemiş. Onu doğrudan Doğu Alman Hıristiyan Demokrat Partisine hibe etmiş. Bu ortaya çıktı. Tamamı 2,5 milyon mark, yani işte bir küsur milyon dolar .

Hakan Çelik : Çok büyük bir para da sayılmaz hani Almanya gibi dev bir ülke için.

İlhan Kesici :
Yüzde 40 oy almış olan bir adam. Ortaya çıktığından 17 gün sonra istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Şimdi bu demokrasi işte.

Hakan Çelik : Sistem onu dayatıyor.

İlhan Kesici : Sistem onu dayatıyor. Şimdi Paul Wolfowitz.

Hakan Çelik : Dünya Bankası Başkanı.

İlhan Kesici :
Dünya Bankası Başkanı ama ondan evvel ABD Savunma Bakan Yardımcısı. Türkiye'de de çok biliniyor.

Hakan Çelik : Meşhur.

İlhan Kesici :
Savunma Bakan Yardımcısı. ABD Savunma bakanı bütün dünyanın savunma bakanı gibiyken, bizim de içinde bulunduğumuz orta doğu coğrafyasının savunma bakanı sayılacak olan bir insan.

Hakan Çelik : Irak savaşının da mimarlarındandır.

İlhan Kesici :
Mimarlarındandır. Bir münasebetle Dünya Bankasının başına gitti. Orada istihdam ettiği bir tane eleman var. Siz de Habertürk'ü yönetirken buraya bir eleman istihdam ediyorsunuz. Ona verdiğiniz bir maaş var. Normal ne olması lazım, diyelim 1000 dolar. Emsallerine 1000 dolar maaş verirken ona 1 100 dolar maaş verilmiş. Bu aradaki 100 dolarlık fark dolayısıyla yani ifade etmeye çalışıyor. Ondan sonra dünya ayağa kalktı, adam istifa ediyor.

Şimdi demokrasi dediğiniz şeyin bir de bu tarafları vardır. Japonya'da bundan aşağı yukarı bir ay önce bir bakanın, yine çok küçük bir rakam olmak üzere, 1,5 milyon dolarlık bir rüşvet aldığı belgelendi. Yani adam istifa etmedi, Japonların asaletine uygun bir şekilde, harakiri ile intihar etti.

Hakan Çelik :
Harakiri. Kobe depremi sonrasında da olmuştu biliyorsunuz. Diğer eleştirilerden bir tanesi de siyaset….

İlhan Kesici :
Yani demem odur ki, siyaset kendisini bu hale getiremez ise, o zaman yanlış yapan başkalarına da dur kardeşim, ne yapıyorsun filan yeteri kadar diyemez.

Hakan Çelik :
Çok iyi anladım. Az önce askerle ilgili şeyler söylerken o üslup da önemli dediniz üslup olarak Türkiye'nin hassasiyetlerine yönelik olarak açıklamalarının üslubunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümetle ilgili açıklamalar da var.

İlhan Kesici :
Hükümetle ilgili beraber yapalım onun için.

Şimdi Hakan bey bu devlet adamlığı, yani ben sizin Türkçe'nizi seviyorum, yani bütün programlarınızı da takip etmeye çalışıyorum,

Hakan Çelik : Teşekkür ediyorum.

İlhan Kesici :
İngilizce tabiri şudur. Diplomasi ve devlet adamlığının dili, yani bu "vücut dili, babayiğit adam dili, yani bak gördün mü nasıl böyle yürüyor filan bu değildir. Şudur: "carefully chosen words". "dikkatli seçilmiş kelimelerle konuşmak".

Hakan Çelik : Evet.

İlhan Kesici :
"Devlet dili diplomatiktir ve devlet dili dikkatli seçilmiş kelimelerle konuşma dilidir".

Şimdi bizde, yani ben bakıyorum Başbakanlık yapmış olan insanlarımız, yapıyor olan insanlarımız, Dışişleri Bakanlığı yapıyor olan insanlarımız filan, kahvede nasıl konuşuyorlar ise belki bu hoşa gidebilir kahvede,..

Hakan Çelik : Oy'a da tahvil edilebilen bir şey mi?

İlhan Kesici :
Oy'a da tahvil edilebilir. Bu Tony Blair için söyledikleri bir şey vardır, İngilizlerin. İngilizce'si anlamlı tabii. "knows how to get the votes", oyları nasıl alacağını biliyor ama, "dosesn't know how to run the country", ama ülkeyi nasıl yöneteceğini bilmiyor.

Hakan Çelik : Blair değil, "liar" benzetmesi de yapıldı ya, "yalancı".

İlhan Kesici :
Oy almakla ülke yönetmek farklı şeylerdir. Oyu aldıktan sonra da demokrasinin adeti şudur: Deminki o asker-sivil ilişkisine de tekrar dönmüş olayım ben.

Oy'u aldın, kadir-i mutlak sensin, dilediğini böyle siler süpürürsün filan, böyle bir demokrasi tanımı yoktur dünyada.

Oyu alanlar ülkeyi yöneteceklerdir, ama belli bir çerçeve içerisinde. O çerçevenin adı "Anayasal çerçevedir". Bu anayasal çerçeve içerisinde kurumlarla birlikte yöneteceksinizdir.

Yani demokrasinin aslı, oyu alanın yönetmesidir, ama bir çerçevenin içinde kurumlarla birlikte yönetmesidir. Türkiye bunu beceremiyor.

Şimdi Sarkozy biraz önce siz de ifade ettiniz , Sarkozy bizim ölçülerimize göre 2.turda % 53 oy aldı, Sarkozy başkan seçildi veya Cumhurbaşkanı seçildi. Yüzde 53 e batı dünyası "land slide victory" diyorlar; yani sildi süpürdü.

Tayip beyin aldığı oy ne? % 34. % 53 bunun 1,5 katından daha fazla oy almış. Kardeşim, şu andan itibaren Fransa benim, demeye hakkı var mı? Türkiye'deki nispetle var.

Yirmi küsur kişilik kabinesi var cumhurbaşkanının veya Fransa'nın. Tam 6 tanesini Hakan bey, Türkiye bu işleri bazen iyi takip ediyor bazen etmiyor, tam 6 tanesini rakip partiye verdi. Hiç ihtiyacı var mı? Hiçbir ihtiyacı yok idi, % 53 oy almış…

Hakan Çelik : Çok stratejik bir karar aldı tabi..

İlhan Kesici : Çok stratejik.

Hakan Çelik : Kadın bakanların sayısı çok önemli. Müslüman kadın bakanlarının.

İlhan Kesici :
Evet. Bu 6 tane bakanın bir tanesi de Dışişleri Bakanı, yani o dünyada bir numaralı bakandır. Dışişleri Bakanı, ki Sosyalist Parti üyesidir. Kendisi (Sarkozy) muhafazakardır, sağdan geliyor, ama Dışişleri Bakanlığını Sosyalist parti üyesine veriyor.

Hakan Çelik :
Merkel gibi yaptı. Merkel'in kabinesinde de Stainmayer biliyorsunuz sosyal demokrattır.

İlhan Kesici :
Şimdi bunun bir tane sebebi vardır. Yani demediler de, batı dünyası demez, yahu neden böyle bir iş yaptın kardeşim, deli misin sen, yani % 53 oy almışsın nereye filan. Seçim kampanyasında da Sarkozy'nin aleyhine çalıştı bu Dışişleri Bakanı.

Hakan Çelik : İlginç bir örnek tabi ki.

İlhan Kesici :Çok ilginç. Sarkozy dedi ki: Bir, Fransa'nın "normalleşme"ye ihtiyacı var.

Hakan Çelik : O kelime önemli normalde.

İlhan Kesici :
Çok önemli bir laf. Halbuki Fransa'nın normalleşme ihtiyacı ile Türkiye'nin normalleşme ihtiyacı …

Hakan Çelik : Uçurumlar var arada yani.

İlhan Kesici :
Arada uçurumlar var.

İkincisi de şudur: Denildi ki, bu insan benim karşımda olabilir, seçim kampanyasında, ama çok değerli bir insandır. Bunlar Fransa'nın "assetl"eri'dir. Bunlar Fransa'nın kıymetli varlıklarıdır.

Hakan Çelik : Değerlidir evet.

İlhan Kesici : Değerleridir.

Hakan Çelik : Önemli şeyler bunlar tabi ki.

İlhan Kesici : İşte devletler böyle devlet oluyor yani.

Hakan Çelik :
Şimdi az zaman kaldığı için çok merak edilen şeyleri bir sorayım hazır sizi de burada yakalamışken.

Yani Türk siyasetinde "Baba" diye tanımlanan 9.Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel çok önemli bir profil hiç kuşkusuz. Bu gün 83 yaşında olmasına rağmen hala çok aktif ve karar alma süreçlerini etkileyen bir noktada.

İlhan Kesici : Çok da çalışkandır.

Hakan Çelik :
Çok da çalışkandır. Süleyman Bey'in nasıl bir etkisi var sizin siyaset yönelimlerinizde; yani çok yakınsınız, CHP'ye geçiş kararınızı etkiledi mi etkilemedi mi ? Merak ediliyor, yani ne düşünüyorsunuz?

İlhan Kesici :
Hani bazen ben de lafı böyle yumuşatıcı söylüyorum, doğrusu da bu lafların yumuşatılmasıdır aslında yani. Süleyman Bey'in benim siyasi kararlarımda etkisi, veya birliktelik anlamında etkisini söylüyorum; o sıfırdır.

Hakan Çelik : Sıfırdır yani bu karar dahil.

İlhan Kesici :
Bu karar dahil. Bu karar hariç, bu kararı ayrıca söyleyeceğim.

Hakan Çelik : CHP'ye geçiş kararınız.

İlhan Kesici : Sebebi de şudur.

Hakan Çelik : Bilinenin aksine söylüyorsunuz.

İlhan Kesici :
Tam bilinenin aksine söylüyorum, sebebi de şudur. Şimdi ben DYP-SHP Koalisyonunun Başbakanı Süleyman Beydir. Beni Planlama Müsteşarı, Devlet Panlama Teşkilatı Müsteşarı yapan irade, Süleyman Bey iradesidir. Erdal Bey'de vardır ama asıl Süleyman Bey'dir. Süleyman Bey planlama müsteşarlarıyla çok yakın çalışmayı tercih eden bir başbakandır.

Hakan Çelik : O konuyu da iyi bildiği için müdahil olmayı da sever.

İlhan Kesici :
Türkiye'nin normali, ekonomik işlerden sorumlu mutlak bir başbakan yardımcılığıdır.Yani öyle bir şema daha doğru olur. Ama bu yapılmadığı için veya yapılamadığı için, Süleyman Bey başbakanlıklarında, bu rolü gayri resmi planlama müsteşarları marifetiyle oynatır. Yani benden önce Turgut Bey'le öyle oynatıyordu.

Hakan Çelik : O dönemde özellikle o çok etkili bir pozisyondu.

İlhan Kesici :
Tabi bende de, bizim dönemimizde de benimle oynatıyor gibiydi. O yüzden biz çok yakın bir çalışma içerisinde olduk Süleyman Bey'le. Ben çok istifade ettim Süleyman Bey'den. Ben hala ederim.

Fakat ondan sonra bizim bu evliliğimiz başladı, o zamana kadar ben bekarım. O yüzden çok rahatız. Türkiye bu evlilik ilişkileri dolayısı ile birlikte çalışmaları sevmez. Yani filanın oğlu, filanın kızı, filanın yakını, filanın işte damadı, feşmekanın eniştesi; bu işleri sevmez, ben de sevmem.

Hakan Çelik : Ters mi teper diyorsunuz o bazen?

İlhan Kesici :
Ters de teper. Ben de katiyen sevmem, hiç haz etmem, yani ben müstakil bir şahsiyetim. Bazen öyle derim, Cenab-ı Allah bizi başkasının gölgesinde kalsın diye yaratmadı. Yani şimdi bizim evliliğimiz 1994 tür. Yani, benim bütün devlet kariyerim tamamlandıktan sonra ...

Hakan Çelik : Binhan Hanım'la evlendiniz?

İlhan Kesici : Binhan Hanımla. Süleyman Bey'in erkek kardeşi Şevket Bey'in kızıdır.

Hakan Çelik : Bizi seyrediyor mudur Binhan hanım? Yahu İlhan ne söyleyecek acaba kritik bir konu açıldı şimdi.

İlhan Kesici :
Tabi tabi elbette. Hassas bir konudur. Süleyman Bey Cumhurbaşkanı olduğu andan itibaren 1993 ün ortasında deklare etti, "Türkiye Cumhurbaşkanı partiler dışı ve partiler üstü olmalıdır" dedi. Öyle bir statüye geçti, ki doğru statü de odur.

Ondan sonra, bana göre Süleyman Bey o pozisyonunu hep devam ettirdi. Bunu Köşk'ten indikten sonra da devam ettirdi.

Ama, politik olarak acze düşen insanlar; valla Süleyman Bey'de bizi destekliyor diyen insanlar da türlü-çeşitli laf sirküle edebilirler, veya kardeşim ben çok iyi yapıyordum ama Süleyman Bey karşı çıktı, filan.

Hakan Çelik : Süleyman Bey Türk siyasetinde hala bir kaldıraç etkisine sahip mi?

İlhan Kesici : İsterse olur.

Hakan Çelik : Katalizör olabilir mi?

İlhan Kesici : İsterse olur ama ..

Hakan Çelik : O güçte mi yani?

İlhan Kesici :
Ama bu şimdi Hakan Bey, bunu bir kere yaparsınız. Yani ondan sonra siz de iç siyasetin malzemesi olursunuz.

Hakan Çelik : Yıpratır yani bir süre sora

İlhan Kesici : Çok yıpratır.

Hakan Çelik : Sizi de, o kişiyi de.

İlhan Kesici : Şimdi bu son kararımızda, bunu ne için söyledim ben..

Hakan Çelik :
Bir dakika, son kararınıza gelmeden, bir gözlemimi paylaşmama müsaade eder misiniz? Ankara'ya gidiyordum uçakta. Her gün gidip geliyoruz zaten, siz de öyle, diğer liderler de öyle. Sayın Mehmet Ağar'la siz yan yana oturuyordunuz. Önde 1-A / 1-B.

İlhan Kesici : 1-A / 1-C. Yan yana.

Hakan Çelik :
Daha sizin kararınız açıklanmamıştı o zaman. Hatta sizle konuştuk. Kamuoyunda da Demokrat Parti'yle sizin bir şey yapacağınız gibi bir intiba, kanaat vardı, siyasi eğilimlerinizin de etkisiyle. Ben dedim ki "bu iş bitti herhalde, Mehmet Ağar beyle, İlhan Kesici birlikte hareket edecekler". Uçaktan indiniz ve birkaç saat sonra, sizin CHP'ye, ya da birkaç gün sonra.

İlhan Kesici : Ertesi gün.

Hakan Çelik :
Ertesi gündü, CHP'ye katılımınız ortaya çıktı. Deklare edildi. Ne oldu yani orada? O arada, yani o 24 saat nasıl geçti, birkaç cümleyle anlatır mısınız?

İlhan Kesici : Orda olan biten bir şey yok.

Hakan Çelik : Tesadüfen mi?

İlhan Kesici : O orda, uçak işi tam bir tesadüf. Sizinle de yan yana düşmüş olabilirdik.

Hakan Çelik :
Yani ben sizi orda gayet böyle hoş sohbet halinde görünce, gazeteci hislerimle dedim ki, "herhalde burada bir şey olacak".

İlhan Kesici : Yok yok. Medeniyet, yani medeni ilişki, böyle bir şey olması lazım.

Hakan Çelik :
Lütfen sözünüzü unutmayın efendim. Önemli bir şey söyleyeceksiniz bir kısa ara verecek arkadaşlarımız.

İlhan Kesici : Hay hay.

Hakan Çelik :
İlhan bey'in önemli açıklamasının hemen ardından ben de can kulağıyla merak ediyorum hemen dinleyeceğiz.

İlhan Kesici : Hay hay.

Ara: (…)

Hakan Çelik :
Hemen o sorunun cevabını sizden dinleyeceğim bu arada, "Gripin" topluluğu dün bize geldi. Çok sevilen gruplardan bir tanesi, şimdi Gripin'ciler mesaj atmışlar. Onlar da çevre konularına çok duyarlı. İlhan bey, bu Kyoto Protokolü ve küresel ısınma konusunda ne düşünüyor? Dolayısıyla CHP'nin de düşüncesini de herhalde ama önce şunu bir dinleyelim arkasından da onu soracağım size.

İlhan Kesici :
Şimdi Süleyman Bey 1993'ün ortasında Cumhurbaşkanı olduktan sonra, benim elimde siyasi pozisyon alma itibarıyla Doğru Yol Partisi vardı, ama Süleyman Bey'in yeğeni ile de o zaman belli oldu ki evleneceğiz, henüz evlenmiş değiliz falan. O zaman Hakan Bey işin aslı da şudur, esası da budur. Bunu bilenler bilir zaten. Çok da her gün bağırmayı icap ettirmediği için de bağırmam.

Eğer ben Doğru Yol Partisinde kalmış olsa idim, o zaman Süleyman Bey'in gölgesinde kalmış olurdum.

Hakan Çelik : O yılları mı söylüyorsunuz.

İlhan Kesici : Yani 1993 de, yani evlendikten sonra

Hakan Çelik : Bu akrabalık bağından ötürü.

İlhan Kesici :
Aynen öyle. O zaman ne denilecektir? Süleyman Bey'in yeğeni ile evli ve Doğru Yol Partisinde bir şey iddia ediyor. Bu Süleyman Bey'e de bağlanır o zaman.

Hakan Çelik :
Yani o zaman Süleyman Bey'in ağırlığı.. Peki, Binhan Hanım bundan çok rahatsız oluyor muydu, hatta bugün de ben bunun bir rahatsız yani konuşması geçiyor mu aranızda; hay Allah keşke böyle bir bağlantı olmasaydı dediği oluyor mu Binhan Hanımın ?

İlhan Kesici :
Hayır, o öyle olmaz ama benim aldığım kararların bu bağlantıyı sıfıra indiren kararlar olmasından da memnundur. Yani hoşnuttur, memnundur.

O zaman biz de Anavatan Partisine geçtik değil mi. Anavatan Partisi İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı adayı oldum, vesaire.

2002 yılında da şöyle bir hal oldu, biz Anavatan Partisindeyiz. Doğru Yol Partisinde Genel Başkan değişikliği olacak. Benim Doğru Yol Partisiyle hiç alakam yok, 8 senedir-10 senedir bütünüyle bu alakayı bırakmışım.

Ama il başkanları, yani o Kongre önünde, il başkanları medyaya da intikal etmiş bilgilerdir, kendi aralarında: "Kim Doğru Yol Partisi'ne Genel Başkan olmalıdır" tartışmalarını yaptılar.

Kendi aralarında oylamalarda bulundular. Bu rakam 68 e 2 idi. Yani 68 il başkanı İlhan Kesici olsun, 2 il başkanı da Mehmet Ağar olsun, dediler. Bu 68 il başkanının içinde İstanbul var, Ankara var, İzmir var, Adana var, Bursa var. Gazeteler bakılırsa, Bilkent Otelinde, o zaman'ın Doğru Yol Parti'si başkanlarının böyle dedikleri görülür.

İlhan Kesici olsun. Niye? İlhan Kesici olursa, yıllardır bu bir araya gelemeyen Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi o zaman İlhan Bey'in şahsında başlamak üzere, tam anlamıyla bir araya gelir düşüncesiyle 68'e karşı 2'dir.

Hakan Çelik : Enteresan. Bugün nasıl? Bu gün ne oldu ? Bugüne gelindiğinde?

İlhan Kesici :
O normal bir şeydi, geldi-geçti. Yani benim Doğru Yol Partisine duyduğum ilgi, o kongrede genel başkan adaylığıdır. Sonra biz bazı kongre yanlışları yaptık, seçimi kaybettik.

Ben, dünya siyasetinin her tarafını bilirim, ama bu kongre seçimleri..

Hakan Çelik : Siz mi yanlışlar yaptınız?

İlhan Kesici :
Tabii. Onlar kişisel kongre usulü bilmemek yanlışları, hataları idi.

Hakan Çelik :
Neydi en büyük hatanız. Hay Allah ya şunu da yapmasaydım keşke dediğiniz şey?

İlhan Kesici :
Aslı şudur, başka faktörler de vardır ama sadece benim yanlışlarım da değildir, başka faktörler de vardır. Daha doğrusu, "kongrecilik", meğer ayrı bir sektör imiş. Bütün dünya siyasetini bilirim, Sarkozy'yi bilirim ama bu parti kongresi ne demektir, delegeler nasıl pozisyon alırlar, meğer onu bilmez imişiz.

Hakan Çelik : Anadolu'da başka şeyler var tabi.

İlhan Kesici :
Onu tabi bilmeyiz, o yüzden kişisel hatalarımız vardı, süre çok dardı, tamamı hemen hemen sadece "bir" hafta idi.

Hakan Çelik :
Peki bunu artık bildiğinizi düşünüyor musunuz? Artık bu günde de mi bilmiyorsunuz.?

İlhan Kesici :
Ana yanlışları biliyoruz, bizzat yaşayarak öğrenmiş olduk. Şimdi geriye dönüp bakmayı ben sevmediğim için sadece bu böyle bir şey oldu, diye size anlatıyorum. Şimdi bu hadise böyle bir hadisedir, o kadardır, yani ondan sonra da kalkmıştır benim gündemimden.

Biz, ben Türkiye'nin normalleşmesi istikametinde merkezin, yani geleneksel tabirleriyle söylüyorum, bu tabirler de yumuşamıştır filan ama, ılımlı merkez sağla ılımlı merkez solun Türkiye'nin normalleşmesinde çok önemli rol oynaması lazım geldiğine inanıyor, o istikamette bir şeyler yapmaya çalışıyor idim. Olmadı, bazen "doluya koyarsınız almaz, boşa koyarsınız dolmaz" hesabı çeşitli sebepleri vardır.

Hakan Çelik : Ama şimdi oldu. Ilımlı sağ ılımlı solun birleşmesi için mi size geldiler.

İlhan Kesici : Ben öyle görüyorum.

Hakan Çelik :
Rahat mısınız İlhan bey, konforlu musunuz CHP de? Çünkü CHP kendisini demokratik sol, sosyal demokrat bir parti olarak tanımlıyor. Siz de sağdan siyasetçisiniz, muhafazakar; doğru mu yani konforlu bir şey mi orda olmak, rahat mısınız.?

İlhan Kesici :
Şimdi şöyle diyelim. Cumhuriyet Halk Partisi'nin en yeni Tüzüğü 2005 tarihli bir tüzüktür. Ben partiye girmeden önce de tüzüğüne de baktım . Tüzüğün 1.maddesi diyor ki:

Cumhuriyet Halk Partisi şudur:Bir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu ideolojisi olmasına atıfta bulunuyor. Yani 9 Eylül 1923 de, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti, biz 24 Temmuz 1923 de Lozan'ı imzaladık, 29 Ekim 1923 de Cumhuriyet'i ilan ettik. Bu ikisinin arasında bir pozisyon var, Lozan imzalanmış ama henüz Cumhuriyet ilan edilmemiş.

Daha doğrusu o süreçte siyasi büyük parti yoktur Türkiye Büyük Millet Meclisinde o zaman. Gruplar var, en büyük grup Milli Mücadeleyi yönetmiş olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Grubu var. 9 Eylül 1923 de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti, kendisini lağv etti, onun yerine Cumhuriyet Halk Fırkası adını aldı.

Hakan Çelik : Bu arada çok az bir zamanımız kaldı, onu hatırlatmam lazım

İlhan Kesici :
Bunun adı "kurucu ideoloji"dir. Atıfta bulunduğu bölüm budur. İkinci paragrafında da diyor ki; evrensel sosyal demokrat politikalardan, işte barış, insan hakları, adil gelir bölüşümü, sağlık, eğitim gibi sosyal politikalar, çevre, vs. bunlara da riayet eder. Yani ana vasfı budur. Zaten, dünyada da, eskiden anladığımız anlamda, "sol" diye de bir şey kalmadı.

Hakan Çelik : Kalmadı mı?

İlhan Kesici : Kalmadı. Dünyanın neresinde sol var.

Hakan Çelik : Küba. O sol değil mi, Üçüncü Yol falan diye.

İlhan Kesici :
İşte o da "Üçüncü Yol" diyor, mesela. Sol diyecek olsa sol der mesela değil mi? Peki ne diyor? Bu bir "Üçüncü Yol"dur, diyor. Yani ne sağdır, ne soldur, bir üçüncü yoldur. Hatta, daha sonra da, bunu bile artık demiyorlar. Öyle değil mi?

Hakan Çelik : Bir tek Küba mı kaldı o tanımlara uygun, yani?

İlhan Kesici : Küba dahi değil .

Şu an itibariyle, ben 22 Mayıs 2007 tarihinde CHP'ye girdim. 22 Mayıs 2007 tarihi itibariyle Cumhuriyet Halk Partisinin öne çıkardığı vasfı, mümeyyiz vasfı, bilinen vasfı "Cumhuriyetin kurucu ideolojisi"dir.

Şimdi yanımda getirmedim ama biz 2007 Seçim Bildirgesi "Pusula"yı bundan 5-6 gün önce, sayın genel başkan bizleri de davet etti, eski klasik tabiriyle seçim bildirgesi ama adına "Pusula" dedik, bu sefer, Türkiye'nin 2007 den itibaren yönünü gösteren haritadır.

Hakan Çelik : İktidar partisi de yapıyor onu, bu gün de yaptı.

İlhan Kesici :
Evet onlar da yapıyorlar. Bizim Pusula'nın birinci cümlesi şöyledir: "Ulus Devlet, Üniter Devlet ve Laik Cumhuriyet", Atatürk Türkiyesi'nin temel yapı taşlarıdır…". Benim yüzde yüz mutabık olduğum bölüm budur.

Hakan Çelik : Ama buna mutabık olmayan var mı Türkiye'de?

İlhan Kesici :
Buna itiraz edenler var tabi ki, elbette. Mesela Adalet ve Kalkınma Partisi var.

Hakan Çelik : Hangi tarafına itiraz ediyor.

İlhan Kesici :
Yani ulus devlet, üniter devlet demek tek milletli tek uluslu, yani alt kimlikler olabilir, ama tek uluslu bir devlettir. Bu ulusun adı Türk Milletidir. 1924 Anayasası da, bu bahiste diyor ki;"Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran ahaliye, ırk-mezhep-renk, vs. farkı gözetilmeksizin Türk Milleti denir".

Şimdi sayın Başbakanımızın bir "ikilemesi" var: "Fakir-fukara, Garip-gureba". Bu miting ağzına giden bir haldir. Ben onu üçleme haline getirdim. Eklediğim "üçüncüsü" de şudur: "Cahil-cühela".

Sayın Başbakan bilir bilmez, bir "alt-kimlik üst-kimlik" olayı yarattı. Mesela, kendisini tarif ederken: "Ben Rizeliyim eşim Arap" dedi. Ben Rizeliyim eşim Arap. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı böyle bir şey mi der?

Hakan Çelik :
Maksadı aşan bir ifade olduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa sadece planlanan bir şey miydi ?

İlhan Kesici :
Bir, ya maksadını aşan bir ifadedir; o zaman da hemen denmelidir ki:..

Hakan Çelik : Ki orada zaten Türkiye'nin zenginliğini kullanma amaçlı mıdır diye düşünüyorum.

İlhan Kesici :
O zaman denmelidir ki; "ben bunu şu amaçla kullanmış idim, ama görüyorum ki kamuoyunun algılaması, burada sizin programlarınız da Ali Saydam Bey'le Özlem Hanım çok güzel program yapıyorlar,A li Saydam Bey'in hem güzel bir kitabı var, hem de buralarda çok telaffuz etti; "Algı gerçeğin bazen önündedir" diyor.

Hakan Çelik : Bu olayda öyle mi oldu?

İlhan Kesici :
Bu olayda aynen öyle oldu. Ben şimdi irkilirim bu işte. Bu yaklaşım, ulus devlet esprisine karşı bir şeydir.

İkincisi de üniter devlet. Üniter devlet demek, yani yine orada…

Hakan Çelik : Yani yine orada Ak Parti federasyon mu istiyor mesela?

İlhan Kesici :
Hayır "federasyon" da olabilirmiş gibi yapıyorlar. Aslında daha çok Sayın Başbakan biraz da "karnından konuşuyor".

Hakan Çelik : Kenan Evren de buna benzer bir şeyler söyledi vakti zamanında

İlhan Kesici :
Kenan Evren böyle dedi diye bir işin doğrusu bu olabilir mi yani? Kenan Evren söylüyor diye Cenab-ı Allah kelamı söylüyor değil..

Hakan Çelik :
Hayır Türkiye'de bir tek iktidar partisinin dile getirmediği bir şey, mesela Turgut Özal döneminde de o şekilde olmasa da dillendirilen bir proje miydi acaba?

İlhan Kesici :
Türkiye itiraz etti işte bu işlere. Turgut Bey'e de itiraz etti. Kenan Evren'e de itiraz eder.

Hakan Çelik : Çünkü olmayacak bir şey gibi söylüyor.

İlhan Kesici : Olmaması da icap eder. Böyle bir şey olmaz.

Hakan Çelik : Türkiye'nin temel direğidir üniterlik diyebiliriz.

İlhan Kesici :
Evet. Öbür üçüncü vasıf da "Laik Cumhuriyet"tir. Sağda ki bazı arkadaşların bir bölümü, mesela yahu bir insan hem laik, hem aynı zamanda Müslüman olur mu, derler. Laiklik şu: Hepimiz Müslümanız denildiğinde, çocukken biz "elhamdülillah hepimiz Müslümanız" derdik. O ne demek? Çok şükür ben Müslüman'ım. Müslüman dinindeyim. Bu demek.

Hakan Çelik : Laik olmayanlar da olabilir Türkiye Cumhuriyetinde.

İlhan Kesici :
Olmayanlarda olabilir. Laik'lik bölümü de şudur: Ben Müslüman bir insanım. İşte icap ettiği kadar, veya yapabildiğim kadar ibadetimi elimden geldiği kadar yaparım yapamam ayrı. Ama "devlet düzenimin" "laik devlet düzeni" olmasından yanayım.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisinin pozisyonu budur. Daha doğrusu Türkiye'deki bütün partilerin pozisyonunun bu olması lazımdır.

Hakan Çelik :
Çok iyi anladım İlhan Bey, çok az zaman kaldığı için kritik sorular: Dün Sedat Ergin'le sohbet ederken ..

İlhan Kesici : Ha bu Süleyman bey bahsi eksik kalmışsa yeniden açıklayayım isterseniz.

Hakan Çelik : Bir cümleyle alabilirsem.

İlhan Kesici :
Benim Süleyman Beye danışmamamın sebebi şudur; daha doğrusu danıştığımız zaman muhtemel cevap ne olacaktır? "İyi, senin için iyidir. Allah hayırlı uğurlu etsin. Veya senin için iyi olmaz, yapmasan iyi olur". Bu değil mi? Bu. Peki, bu laf daha sonra duyulur, öyle değil mi?

Hakan Çelik : Duyulur tabi. Kapıda gazeteciler var Güniz sokakta.

İlhan Kesici :
Kapıda gazeteciler var. O zaman ben ne yapmış olacağım? Süleyman Bey'i tam bir iç politika malzemesi yapmış olacağım.

Hakan Çelik : Yani O'nun da yıpratılmaması için.

İlhan Kesici :
Elbette. Bu özeni Süleyman Bey'in göstermesi icap etmeyebilir. Bu özeni benim göstermem icap eder. Benimle ilgili bir karar dolayısıyla, başka bir insanı, iç siyaset malzemesi yapmama özenini benim göstermem lazımdır.

Hakan Çelik :
Şimdi bir sürü senaryo var, kafamızda kamu oyunda da konuşuluyor; işte şu parti bunla yapar mı bu parti bunla koalisyon yapar mı? Dün Milliyet gazetesi genel yayın yönetmeni Sedat Ergin'le de sohbet ediyorduk. Mesela bir Ak Parti-CHP koalisyonu olur mu Türkiye'de?

İlhan Kesici :
Bence olmaması lazımdır. Bugünün gözüyle söylüyorum.

Hakan Çelik :
Niye olmaması lazımdır? Yani bunu söyleyenler şunun için söylüyorlar; hani şimdi çok müşkül bir dönemden geçiyor ya Türkiye. Acaba bir büyük koalisyonu, Fransızların ifadesiyle Grand Koalisyon acaba bir şey mi yapar, rahatlatır mı acaba? Diye fikir atanlar oldu, teknik olarak mümkün değil mi bu?

İlhan Kesici :
Bunu partilerin sözcüleri…

Hakan Çelik : Ama siz de tırnak içinde o partinin ağır toplarından biri değil misiniz İlhan bey?

İlhan Kesici :
Kişisel olarak benim kanaatim Adalet ve Kalkınma Partisi bir dönem muhalefete düşmelidir ve sakin kafayla bir bakmalı, bir özeleştiri yapmalıdır.

Hakan Çelik: Bir bakmalıdır mı diyorsunuz?

İlhan Kesici : Bir bakmalıdır, yani bir iç tartışma yapmalıdır.

Hakan Çelik : Çok iyi anladım, yani iyi bir şey olmaz diye düşünüyorsunuz

İlhan Kesici :
Bizim işimiz birinci parti çıkmaktır. Birinci parti çıktıktan sonra ki hale göre ahvali değerlendirmeliyiz.

Hakan Çelik :
Son bir şey. Daha çok söylenen bizim bu konuştuğumuz daha az konuşulandı ama bir fikir olarak akla geliyor. CHP ve MHP koalisyonundan çok bahsediliyor, yani bu herkesin aklında, aklında demeyeyim de yani dilinde böyle bir şey var ifade ediliyor.

Şimdi siz diyeceksiniz ki biz tek başımıza iktidar olacağız. Doğal olarak onu söylersiniz ama o daha makul bir çözüm mü size göre daha kabul edilebilir bir şey mi?

İlhan Kesici :
Tek başına, şu an itibariyle söylüyorum, tek başına Cumhuriyet Halk Partisinin iktidar olamayacağı kabulüyle yapılıyor bu.

Hakan Çelik : Tahminiyle.Yani öyle bir projeksiyon var projeksiyonlardan çıkan sonuç çerçevesiyle .

İlhan Kesici :
Benim kanaatim daha henüz bu seçim kampanyaları başlamış değil. Adalet ve Kalkınma Partisi, özellikle Recep Tayip Erdoğan Bey dahil, yani günlük tabirle, köteksiz köyde 5 senedir köteksiz köyde dolaştılar; yani kimse doğru dürüst tenkit etmedi, edemedi yani.

Ama şu bir aylık zaman içerisinde çeşitli haller olur. Daha doğrusu Milliyetçi Hareket Partisi bir taraftan, biz bir taraftan, diğer siyasi partiler bir başka taraftan yoğun eleştiriler yapacaklardır.
Halk da bütün bunları değerlendirecektir.

Hakan Çelik : Demokrasi çerçevesi içerisinde, tabii.

İlhan Kesici :
Elbette demokrasi çerçevesi içinde. Ne demek yani? Bunlar olacaktır. Zannedilenin altında, her kim ne umuyor ise, onun altında oy alacağı kanaatindeyim ben.

Hakan Çelik : AK Partinin mi?

İlhan Kesici :
AK Partinin evet. Ak rengi kalmadı artık. Bence ak yok, her renk var artık içinde Adalet ve Kalkınma Partisinde. Bizim de umulanın üstünde oy alacağımız kanaatindeyim.

Hakan Çelik : Böyle bir tahmininiz var.

İlhan Kesici :
Bu bir kabul, ama hal böyle olmayabilir de. O zaman da çıkacak resme göre bakmak lazımdır.

Hakan Çelik :
Ama bu ihtimallerden biridir siz de kabul ediyorsunuz değil mi? MHP barajı geçiyor mu size göre?

İlhan Kesici : Evet ben öyle tahmin ediyorum.

Hakan Çelik : Genç Parti geçiyor mu?

İlhan Kesici :
Valla Genç Parti'yi bir kalıba koyamıyorum. Cem Uzan Bey'le de yaptığınız sohbeti dikkatlice takip ettim.

Hakan Çelik :
Seyrettiniz mi onu? Ne çıktı oradan? O konuşmanın sonuna doğru ne hissettiniz Cem Uzan'a dair ?

İlhan Kesici :
Evet çok dikkatlice takip ettim. Rahat gördüm ben Cem Uzan Bey'i. Fakat benim müşkülatım, başkasının olmayabilir ama benim müşkülatım, Genç Parti seçmenini kategorize edememek, yani bir sosyolojik tabana oturtamamaktır. Bir sosyolojik tabana oturtmakta müşkülatım var benim. O yüzden..

Hakan Çelik : Kimlerdir. Cevabını mı bulamıyorsunuz Cem Bey'de?

İlhan Kesici :Evet. Bir kimlerdir, hangi saiklerle…

Hakan Çelik :
İşte kadınlar diyorlar, genel işçiler diyorlar, ne bileyim ezilenler diyorlar, terör mağdurları diye kendileri öyle tanımlıyorlar.

İlhan Kesici : Olabilir. Ama ben bunu göremediğim için o konuda…

Hakan Çelik : Yorum yapamıyorsunuz.

İlhan Kesici : Tahminde bulunamıyorum, evet.

Hakan Çelik : Çok teşekkür ederim.

İlhan Kesici : Ben size teşekkür ederim.

Hakan Çelik : Epeyce bir şey konuştuk.

İlhan Kesici : Çok konuştuk.

Hakan Çelik : Keyifli bir sohbet oldu.
Sayın İlhan Kesici, değerli izleyicilerimiz Cumhuriyet Halk Partisi 1.bölge..

İlhan Kesici : 1.bölge evet.

Hakan Çelik :
1.bölge İstanbul milletvekili adayı. Seçimlere az bir zaman kaldı, siyasi partilerin önde gelen isimleriyle sohbetler yapıyoruz, konuşmalar yapıyoruz.

Efendim böylece bu programın da sonuna geldik. Hoşça kalın efendim.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.