Facebook
Twitter
CHP'ye Katılım Basın Toplantısı
İlhan Kesici | CHP Basın Toplantısı - CHP Katılım Basın Toplantısı | 22.5.2007
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

DENİZ BAYKAL

Sayın İlhan Kesici, ülkemizin çok iyi yetişmiş, önemli sorumluluklar üstlenmiş, Devlet Planlama Teşkilatında Müsteşarlık yapmış, ülke sorunlarına yönelik olarak daima yukarı düzeyde bir ilgiyi kararlılıkla sürdürmüş, düşüncelerini toplumla sık sık paylaşmış, topluma yansıttığı düşünceleri toplumda daima yakın bir ilgiyle karşılanmış çok değerli, seçkin bir aydınımız, devlet ve siyaset adamımızdır.

Şimdi ülkemizin içinde bulunduğu ortam ve koşullar karşısında, yeni bir döneme doğru yürürken Sayın İlhan Kesici ile birlikte bir yolculuk yapacağız. Bu, bizim için çok büyük önem taşıyan bir dönüm noktasıdır. Ben Sayın Kesici ile birlikte hareket ediyor olmaktan mutluluk duyuyorum, kıvanç duyuyorum.

Onun hem kişisel ahlaki yüksek değerlerini, hem siyasi zihniyetini, anlayışını, vatanseverliğini, ülkenin değerlerine olan bağlılığını çok yakından biliyorum, ve bu kimliği ile Cumhuriyet Halk Partisi içinde birlikte çalışmaktan kıvanç duyuyorum.

Kendisini saygı ile selamlıyorum.

                                                                                                                                                                   İLHAN KESİCİ

Çok teşekkür ediyorum sayın Genel Başkan.

Sayın Genel Başkan, Değerli Basın mensupları;

İçinde yaşadığımız siyasi günler, "tarihin kırılma günleri"ndendir.
Bu hem bütün dünya için, hem bütün bölgemiz için, hem de Türkiye için böyledir.

Ben, bildiğiniz gibi, 1995-1999 yılları arasında Anavatan Partisinde Milletvekilliği yaptım.
ANAP Milletvekili iken, 8 Mart 1998 tarihinde, bir ANAP TBMM Kapalı Grup Toplantısı'nda, uzun bir konuşma yapmıştım.

Bu, bundan tam dokuz sene önceki bir tarihti. O konuşmada hüküm cümlesi olarak ve aynen şöyle diyordum:

"Bizi yönetenler gerekli tedbirleri almazlar ise, Türkiye "siyaseten 1920" şartlarına, iktisaden de "Duyun-u Umumiye" şartlarına süratle gitmektedir", dedim.

                                                                                                                                                                  Değerli Basın Mensupları,

Problemlerimiz gittikçe büyümektedir. Dört buçuk yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı bu problemleri daha da büyük hale getirmiş bulunmaktadır.

Şu anda, dış politikada adına "milli" diyebileceğimiz hemen her pozisyonumuz kırılmak üzeredir.

Ekonomi ile ilgili durum hiç olmadığı kadar "kırılgan" bir hale gelmiştir.

Devlet düzenimiz, "Anayasal Kurumlar Devleti" olmaktan çıkıp, karışık bir hal almak üzere gibi görünmektedir.

Bu bakımdan bu hükümetten halkımızın umdukları ve beklentileri yerine getirilmiş değildir.

Halbuki, Türkiye ve halkımız büyük bir umutla bu hükümeti iş başına getirmiştir.

Ekonomi ile ilgili halimiz şudur:

Türkiye Cumhuriyeti vatanının üstünde, devletin ve özel sektörün iktisadi kıymet olarak yaptığı her ne var ise, bütün bunların karşılığında, bunların karşılığı ve bedeli olarak, 80 yılda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin toplam brüt borcu 200 milyar dolar civarındadır.

Sadece son dört buçuk sene içerisinde bu rakam yüzde yüzden fazla artmıştır. Ve toplam rakam 400 milyar doların üstüne çıkmıştır.

Bunda kamu sektörünün iç ve dış borcu vardır, özel sektörümüzün dış borcu vardır.
Ekonomi fevkalade kırılgan bir hale gelmiştir.

Dış politikada, biraz önce ifade ettiğim gibi milli denilebilecek ne varsa, bütün çizgilerimiz silinmektedir.

Mesela, "Kıbrıs Fatihi" diyebileceğimiz "Rauf Denktaş Beyefendi", Başbakan, Dışişleri Bakanı ve benzeri yüksek devlet yöneticilerimizin kamuoyuna açık beyanlarıyla neredeyse "Kıbrıs ve vatan haini" olarak telaffuz edilir noktaya getirilmiştir.

Türkiye'nin "Kerkük-Türkmen" politikası, bütün Irak politikası, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile olan ilişkiler bile en gayri ciddi bir hal almış bulunmaktadır.

Devlet düzenimiz ve Anayasal Kurumlarımız arasında, aşırı bir gerginlik, aşırı bir kutuplaşma meydana getirilmiştir.

Bir de bütün bunların üstüne üstlük, "alt-üst kimlik tartışmaları" Türkiye'nin gündemine oturtulmuştur.

                                                                                                                                                                  Değerli Basın Mensupları,

Adalet ve Kalkınma Partisini ben ikiye bölüyorum veya iki şekilde değerlendiriyorum:

1. Bir yanda AK Partiye oy vermiş olan seçmenlerimiz, değerli vatandaşlarımız;

2. Öbür yanda da partiyi ve hükümeti yöneten kadronun hükümet etme anlayışı, devlet etme anlayışı.

Değerli Basın Mensupları,

Bizim milletimizin dîni duyguları ve hassasiyetleri yüksektir. Milletimiz dinine bağlı ve çok saygılıdır. Dindar insanların vatana, devlete, millete sıkıntı yaratabileceklerine ihtimal vermez.

Bizim siyasi tenkitlerimiz elbette "dünyevi"tenkitlerdir. Dünya ile ilgili tenkitlerdir. Adalet ve Kalkınma Partisine yönelttiğimiz tenkitler de haliyle devlet düzeni ile ilgilidir, ekonomik durumla ilgilidir, dış politikayla ilgilidir.

Halbuki onlar (AKP) bu alanlardaki bazı başarısızlıklarını dîni duyguları siyasete yansıtarak örtmeye-bastırmaya çalışmaktadırlar. Bu çok yanlıştır.

Türkiye bu sıkıntıdan "oy" ile çıkar. Oy pusulaları ağırlığı 5 gram civarındadır. Demokrasilerde yönetimleri getiren-götüren şey işte bu 5 gr.lık oy pusulalarıdır.

Ama Türkiye'de, siyasi alanda bir "fetret" de vardır. Yirmi civarında partimiz, seçimlere iştirak edecektir. Hepsi, bana göre bütün partiler "ülke-sever", "halk-sever" partilerdir.

Ama ortaya çıkan hadise, bu partilerle, bugünkü iktidara ve yeni bir Türkiye yaratmaya alternatif olmakta yeterli olmayan bir durumdur.

Bu noktada, yapılması lazım gelen ve ortaya çıkan iş "birleşme-bütünleşme, ve kadroların zenginleştirilmesi" işidir.

Buna aday partiler de vardır. "Milliyetçi Hareket Partisi" de kendi etrafında bu işi yapabilirdi.
"Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi" de yapabilirdi.
"Cumhuriyet Halk Partisi" de yapabilirdi.

Benim şu an itibariyle gördüğüm, bu süreci en iyi Deniz Baykal Bey'in yönettiği ve sonuçlandırdığıdır.

Bu birleşme ve bütünleşme, lâyık-ı veçhile Deniz Baykal Bey'in genel başkanlığındaki Cumhuriyet Halk Partisinde yapılıyor gibidir.

Milletimiz siyasetten ne ister, ne arar?

Bir, milletimiz iktidarı boşlukta bırakmayı sevmez. Yeni bir iktidar adayı ortaya çıkmadan, gözüne kestirmeden, mevcut iktidardan sıdkını sıyırmaz, oylarını çekmez.

İkincisi, ciddi bir Başbakan adayı arar, oy verirken. Kim benim Başbakanım olacak diye bakar.

Bu anlamda ben Deniz Baykal Bey'i kutluyorum. Deniz Baykal Bey'in şahsında ve müktesebatında ciddi bir Başbakan adayı ortaya çıkmıştır.

Ciddi bir iktidar adayı, birleşmesi, bütünleşmesi, kadro zenginleşmesi ortaya çıkmıştır. Milletimizin de arayacağı budur.

Milletimiz bu işi bizden önce Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de, en son da Samsun'da yapılan büyük Cumhuriyet Mitingleri ile dile getirdiler.

Bu mitinglerde "Ne" dediler?

Bu mitinglerde bütün Türkiye'ye ve dünyaya karşı dediler ki:

"Bizim çok yüksek endişelerimiz bulunmaktadır.

"Devletimizi ve Cumhuriyetimizi tehdit altında görüyoruz", dediler.

"Peki, bunları "Nasıl" dediler, hangi mekanizmalarla dediler?

Ellerinde iftiharla taşıdıkları "Al Bayraklar-Al Sancaklar"la dediler.

Bir de bir başka şeye daha cevap verdiler:
Sayın Başbakanımızın "alt kimlik-üst kimlik" tartışmasına cevap verdiler.

Mitingler dediler ki,

Bizim "Alt kimliğimiz, üstünde yaşadığımız Vatan toprağıdır";

"Üst kimliğimiz, üstümüzde dalgalanan şanlı Türk bayrağı"dır, dediler.

Değerli Basın Mensupları,

Ben, sayın Genel Başkanın da ifade ettiği gibi, normal şartlarda adına "liberal-ılımlı merkez sağ" denilebilecek olan bir siyasi gelenekten geliyorum. Hala da öyleyimdir.

Cumhuriyet Halk Partisi de geleneksel olarak "ılımlı merkez sol-sosyal demokrat" denilebilecek olan bir parti geleneğinden gelmektedir.

Normal zamanlarda parti değiştirmek doğru değildir.
Normal zamanlarda parti değiştirmek kınanır. Haklı olarak kınanır.

Halkımız bu parti değiştirme işlerini sevmez. Ben de sevmem.
Ama bugün, "normal zamanlar" değildir.

Ben de yaptığım bu işe, bir parti değiştirmek olarak bakmıyorum, "güncel ve önemli bir siyasî pozisyon alış" olarak bakıyor ve öyle değerlendiriyorum.

                                                                                                                                                                  Değerli Basın Mensupları,

 

"Müdafa-i Hukuk Hareketi" ve netice itibariyle "Türkiye Cumhuriyeti Devleti", bizim son iki yüzyıllık yenilmişliğimiz, geri kalmışlığımız, itilip kakılmışlığımıza karşı çare olarak, ancak son yüz senede kafalarımızı patlatırcasına yorarak bulabildiğimiz merhemin adıdır".

Bu aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin de "kurucu ideolojisi" demektir.

Bizden mitingler, halk, herkes, bu ilkeler etrafında ve gerçekten çok zor şartlar altında kurulmuş olan devletimizi bu tehdit altında olmaktan kurtarın, diyor.

Bu ilkeler sade olarak şunlardır:

1. Milletimizin değerlerine saygılı olunacaktır.

2. Devletimizin ve Cumhuriyetimizin ilkeleri korunacaktır.

Birkaç gün önce Deniz Baykal Bey'in bir televizyon konuşmasına rastladım.

Deniz Baykal Bey bu seçimde Cumhuriyet Halk Partisinin, temel sloganının şu olduğunu söyledi:

"Bir, milletimizi ezdirmeyeceğiz; iki, devletimizi soydurmayacağız; üç, ülkemizi böldürmeyeceğiz".

Bu yaklaşım bütün milletimizi, ben ve bana benzeyen, biz ve bize benzeyen hemen herkesi, böyle bir ortamda Deniz Baykal Bey'in genel başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisinin etrafında toplanmasını icap ettirebilecek bir haldir.

İnşallah bu istikamette, Türkiye yeni bir İktidar, yeni bir Başbakan adayını, ve yeni bir iktidar partisini bulmuş olur.

Ben sayın Genel Başkana ve değerli basın mensuplarımıza çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.


DENİZ BAYKAL

Çok teşekkür ediyorum ve yürekten kutluyorum Sayın Kesici'yi.

Sayın Kesici gerçekten bu beraberliğin altında yatan anlayışı çok etkili, çok doğru bir biçimde yansıttı.      Olay budur. Gördüğünüz gibi burada biz bir "vitrin" tanzim etme anlayışının gereği olarak bir arada değiliz.

Biz burada, "Türkiye'ye yönelik çok ciddi bir tehdidin varlığı konusunda ortak bir anlayışa sahip olduğumuz için, bu tehdidi önemsediğimiz için, bu tehdidin kaynaklarını birlikte teşhis ettiğimiz için ve bu tehdidin Türkiye'den nasıl çıkarılacağına, Türkiye'nin bu tehditten nasıl kurtulacağına yönelik çözüm önerilerimizi birlikte paylaştığımız için bir aradayız".

Bu fevkalade önemlidir.

Çünkü içinden geçmekte olduğumuz süreçte, böyle vitrin anlayışı etrafında beraberlikler şekillenebiliyor. Bizim hiçbir şekilde, kimsenin imajını görüntüsünü de ekleme çabası içinde bir çalışma yapmadığımızı kamuoyunun en doğru şekilde algılamasını istiyorum.

Biz ortak bir yorumla yola çıkıyoruz, bir şeyi paylaşarak yola çıkıyoruz.

Ülkemize yönelik tehdidi birlikte algılıyoruz, ona karşı alınması gereken tedbirleri, çareleri, çözümleri birlikte düşünüyoruz.

Ve Türkiye'ye birlikte sahip çıkma iradesi ve kararlılığı içinde bir araya geliyoruz.

Bu fevkalade önemli bir olaydır. Bu, vitrin anlayışını hiçbir şekilde yansıtmaz; çünkü vitrin anlayışı takiye anlayışıdır. Olduğundan başka türlü görünmek için, birilerini aldatmak üzere yanına çekme anlayışıdır. Bizimki böyle bir şey değildir.

Biz bir ortak yorumla yola çıkıyoruz. Aynı pencereden bakıyoruz, Türkiye'ye aynı pencereden bakıyoruz. Ülkemizin geleceğine aynı pencereden bakıyoruz, Türkiye'ye birlikte sahip çıkmak istiyoruz.

Bunun gerekçelerini Sayın Kesici bu konuşmasında gayet etkili bir biçimde koydu.

Türkiye'ye yönelik tehdit ve bu tehdit karşısında birlikte davranmak gerektiğini ortaya koyan, uzun süreden beri kararlılıkla ısrarla sürdürdüğümüz çağrılarımızın, böyle bir yankı yaratmış olması, Sayın Kesici'nin şahsında böyle bir değerlendirmeye ulaşmış olması beni çok sevindirdi. Benim de sağlamak istediğim işte bu idi.

Bu doğrultuda çok somut, çok ciddi yeni bir adımın atılmış olduğunu görüyorum. Bunun bundan sonra da sürdürülmesi gerektiğine inanıyorum.

Toplumumuzun aynı kaygıları paylaşan bütün kesimlerinde yer almış olan insanların el ele vererek, hep birlikte ülkemize sahip çıkması gerektiğine inanıyorum.

Bunu sağlama doğrultusunda biz üzerimize düşen sorumluğu, görevi yerine getirmeye gayret ediyoruz. Bu çağrımız doğrultusunda ortaya çıkan bu beraberlik, Türkiye'miz için yeni bir umut ışığı yakmıştır.

Ülkemizin geleceğine yönelik bir yeni umudun şekillenmekte olduğunu bir kez daha açık bir biçimde ortaya koymuştur.

Evet, benim söyleyeceklerim bu.

                                                                                                                                                                     Sayın Kesici'ye, ya da bana sorular varsa alalım.

Soru: Sayın Kesici, CHP ye üye olacak mısınız?

Sayın İlhan Kesici : : Olmuş olduk.

Sayın Deniz Baykal : Oldu.

Sayın İlhan Kesici : :

Biraz önce sayın Genel Başkan ve değerli Müşteşarımız Onur Öymen Bey'in imzalarıyla.

Soru : (... tam anlaşılmıyor. Ama mealen partiye bazı başvurular ve isimlerle ilgili gibidir)

                                                                                                                                                                   DENİZ BAYKAL

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisine yönelik gerçekleşmiş başvurular nelerdir? Onların içinde kimler vardır? Gerçekleşmiş başvuru niyetleri hangi kapsamdadır?

Bu konuları, bu kürsüde şimdi konuşma noktasında değiliz. Bir somut gelişme olduğu zaman bunu en kısa şekilde görürsünüz.

Şimdi önümüzde, birazdan ben Samsun'a hareket etmek durumundayım. Değerli milletvekilimiz Sezai Önder'i biliyorsunuz kaybettik. Onu bugün toprağa vereceğiz Samsun'da. Onun için Samsun'a gideceğim.

Bu hafta sonu biliyorsunuz Mersin'de bir mitingimiz var. Mersin mitingimizde Sayın Kesici ile de umarım birlikte oluruz ve bu çalışmalarımızı önümüzdeki seçime kadar bütün zeminlerde el ele, birlikte, hızlı bir şeklide sürdüreceğiz, götüreceğiz.

Soru: (…tam olarak anlaşılmıyor)

                                                                                                                                                                   İLHAN KESİCİ

Bu şöyle. Şimdi Türkiye'de siyasi alanda, bir fetret vardır, yirmi tane irili ufaklı partimiz vardır.

Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlar ve içinde bulunduğu problemler büyüktür.

Çok parçalanmış bir Meclisle veya irili ufaklı partilerle bu iş göğüslenemez.

O yüzden de her seviyede, her tarafta, her platformda, "aman ne olur, partilerin birbirlerinin arasındaki farklar azalmıştır zaten, bu iyice azalmış farklılaşmaları daha da azaltalım, partiler büyük partiler halinde olsun", talep ve arzuları da vardır.

Mesela, Amerika 300 milyon nüfuslu bir ülkedir, ama sadece iki ana siyasi damar vardır: Muhafazakarlar ve Demokratlar. İngiltere'de de yine sadece iki buçuk partili siteme yakın bir sistem vardır.

Zaten Türkiye'nin içinde bulunduğu bu hale geliş, bir siyasi bölünme parçalanma münasebeti ile ortaya çıkan bir hal olarak ortadadır. Halk da oy verirken bu kadar parçalanmışlık bölünmüşlük karşısında bir sıkıntıya da düşmektedir.

Netice itibari ile denilmiştir ki; aralarındaki farklılıklar az olan partiler, hatta hiç olmayan gibi olan partiler birleşiniz, bütünleşiniz.

Bu da yetmeyebilir, bazen bu da yetmez.

Yine aynı şekilde ve ayrıca, benzer istikamette benzer tehdit algılamasını algılayan, benzer çözüm yollarını vurgulayan insanlarla da siyasi parti farkı gözetmeksizin mümkün olduğu ölçüde kucaklaşınız, kadrolarınızı zenginleştiriniz de denilmektedir.

Bunu yapmaya başladılar siyasi partiler.

Cumhuriyet Halk Partisi, Deniz Baykal Bey'in öncülüğünde yapmaya başladı.

"Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi"nde de öyle bir hareketlenme oldu.

"Ben" de mesela Doğru Yol ve Anavatan Partileri birleşme-bütünleşme çalışmalarının bir bölümünün içinde oldum, olmaya da çalıştım.

Diğer partilerde, mesela Milliyetçi Hareket Partisi'nde benzer bir görünüm yeteri kadar olmadı.

Buradan beklenen şey, lâyık-ı veçhile yapılmasıdır işin.                                                                                 Kim ki lâyık-ı veçhile yapmış olursa bu işi; halk yeni iktidar adayını, iktidar alternatifini ona göre belirleyecek, değerlendirecektir.

Benim gördüğüm kadarıyla, Deniz Baykal Bey bu süreci oldukça düzgün ve başarılı bir şekilde yönettiler ve bir birleşme, bütünleşme, zenginleşme iklimi yarattılar. Amaç fonksiyon da bu idi, herhalde.

Bu bakımdan böyle bir durumda, ben ve bana benzeyen, ister seçmen seviyesinde ister politika yapmak isteyen insanlar seviyesinde düşünce ve seçim şöyle olmalıdır:

Ortada böyle bir resim vardır. Burada belli bir yere yığınak yapılması lazımdır. Bu yığınak buraya da yapılabilir, bu yığınak başka bir partiye de yapılabilir.

Burada ölçü, biraz önce de ifade ettiğim gibi, kim Başbakan adayı olacaktır, yığınak yaptığımız yerde Başbakan adayı kimdir? İçinize ne kadar sinmektedir? Ne kadar, hangi dirayetle, hangi ehliyetle ve hangi müktesebatla bu ülkeyi yönetebilecektir?

Bu bakımdan benim için birinci derecede Deniz Baykal Bey'in Başbakan adaylığı ve "müktesebatı" Türkiye için en doğru hal olarak görülmektedir.

Değerli Basın Mensupları,

Cumhuriyet Halk Partisi, "Cumhuriyet Halk Fırkası"ndan itibaren, Türkiye'nin iki ana siyasi damarından birisidir.

Ben de ikinci ana damar olan "Demokrat Parti-Adalet Partisi" ana damarına mensubiyet duyan, o çizginin içerisinden gelmiş olan bir insanım. Kendimi şu anda, burada da öyle hissediyorum.

Ama dünyada da, bu tür dar ve zor zamanlarda bu işi böyle devam ettirmeye çalışmak, inatlaşmak, dünyanın da hiç sevmediği ve istemediği de bir haldir. Ben de böyle düşünen insanlardan birisiyim.

Eğer içinde yaşadığımız "şu gün itibari ile" Türkiye'nin bir yerde buluşması, birleşmesi, bütünleşmesi lazım ise, bu yer Deniz Baykal Bey'in genel başkanlığında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak görülebilir ise, seçmen de tereddüdünü yenmiş olabilmelidir.

Şimdiye kadar, mesela, Milliyetçi Hareket Partisine oy vermiş olan seçmenler, Doğru Yol Partisine, Anavatan Partisine veya diğer partilerimize; veya Cumhuriyet Halk Partisine geleneksel olarak oy vermiş olan seçmenlerimiz nasıl bir seçimden bir başka seçime oy tercihlerini değiştirebiliyor ise, bugün bütün bu seçmenlerin ve siyaset yapmak isteyen insanların da (elbette tam olarak aynı olmamakla birlikte), Deniz Baykal Bey'in başkanlığındaki Cumhuriyet Halk Partisi'nde buluşmalarını Türkiye'nin özellikle yakın geleceği bakımından doğru ve lüzumlu hissediyorum.

Ben de zaten bu münasebetle buradayım. Benim kendi halim de budur.


DENİZ BAYKAL

Şimdi bir dakika çocuklar, yani zamanımız çok kısıtlı. Ben saat on bir, on buçukta havaalanında olmak durumunda idim. Sizden çok rica ediyorum. Yani iki üç soruyla daha, böyle anlamlı net ayrı şeyler ortaya koyacak, bu konuyu… evet.

Soru : (……tam olarak anlaşılmıyor)


İLHAN KESİCİ

Yani bu iş karşılıklı olan bir şeydir. Benim sayın Genel Başkanla Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığından ayrıldığı sıralarda, çok özel, çok uzun, Türkiye'nin hem ekonomik meseleleri ile ilgili, hem dış politika meseleleri ile ilgili, milli meseleleri ile ilgili çok sohbetimiz oldu.

O sohbetlerimize zaman zaman devam ettiğimiz olmuştur, bu siyasi sürece girmeden önce de benzer şeyler yapar idik.

En son benim bir televizyon programım münasebeti ile önce Onur Öymen Bey, eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarımız, ve daha sonra da Sayın Genel Başkan Deniz Bey tebrik ve teşekkür ettiler. Orada konuştuğum bazı şeyler münasebeti ile.                                                                                                              Sonra hadise onun üzerine başka bir mahiyet kazanır gibi olmuştur.


DENİZ BAYKAL

Zaten bunu çok genel bir çağrı olarak ortaya koyduğumuzu biliyorsunuz. Ama o çağrıyı ben koymadan öncesinden bu yana Sayın Kesici'nin de ifade ettiği gibi, onunla özel bir Türkiye'ye yönelik değerlendirme paylaşmamız söz konusu idi. Birbirimizi "saygıyla ve önemseyerek" daima dinlerdik.

Ama ülkenin geldiği noktada bu somut sonuca doğru iş ulaştı. Yani bu konuyu şöyle isterseniz toparlamak istiyorum. Bu önemli bir konu. Çünkü, yani ne oluyor?

Bakın çok doğru, çok önemli bir sunuş yaptı Sayın Kesici. Orada kendi bakış açısını çok dürüst bir şekilde ortaya koydu. O doğru bir yaklaşımdır ve ben de tamamen katılıyorum.

Bir ek uyarıyı ben yapmaya çalıştım. Bu bir vitrin düzenlemesi değildir. Bu bir ciddi, "Türkiye'ye yönelik tehditle ilgili ortak algılamadan yola çıkarak gerçekleştirilen bir beraberlik"tir.

Ve bir başka belki işaret etmemiz gereken nokta da şudur:

Türkiye'nin bugün içine girdiği ortamda, artık ideolojik kalıpları dayatarak, ideolojik kamplaşmanın, o eski siyasetin zihniyetini bugünün Türkiye ortamına taşımaya çalışarak, zorlayarak ülkenin içinde bulunduğu sorunları aşmasına yardımcı olmak mümkün değildir.

Çünkü bugün ülkemizin içinde bulunduğu sorunlar, bu ideolojik farklılaşmadan kaynaklanan sorunlar değildir.

Tam tersine bizim bir "Cumhuriyet Mutabakatı"nı, ülkemizin siyasi temelleri ile ilgili bir büyük mutabakatı kucaklamaya ihtiyacımız var. Bu büyük mutabakatı kucaklama durumunda olan insanlar, merkezin sağında olduğu gibi, solunda da yer alan insanlardır.

O, o Cumhuriyet mutabakatının, o Türkiye'nin demokrasiye doğru evrimlenen, açılan, değişen büyük mutabakatının şimdi savunulmasına, sahiplenilmesine ihtiyaç vardır.

Ancak bu zemin üzerinde biz Türkiye'mizi, ulusal bütünlüğümüzü tehlikeye sokan, milli bütünlüğümüzü çeşitli tehlikelere açık bir hale getiren, devletimizin belki çok olağanüstü tehlikelere maruz kalmasına yol açan bir süreci engelleme şansını elde edeceğiz.

Ülkeye yönelik değişik haritaların dolaşmaya başladığı, ülkenin ulusal kimliği ile ilgili vahim tartışmaların sergilendiği, çevremizde yaşanan olaylarının Türkiye'yi ciddi şekilde kuşatmaya başladığı bir ortamda bu gidişe son vermenin, Türkiye'yi de milleti, toplumu bir kültür çatışmasına sürüklemeden, kültür ve değerler çatışmasına Türkiye'yi sürüklemeden, Cumhuriyet temeli üzerinde bütün ülkeyi kucaklamanın zorunluluk olduğu bir noktadayız. Ana mesele bu.

Ana mesele ideolojik sağ-sol tartışması değildir. Ana meselesi budur Türkiye'nin. Bu meseleyi birlikte kucaklamak lazımdır.

Şimdi bunu kucaklamak için Sayın Kesici de, biz de sorumluluğumuzun bilinci içinde ülkeye bir örnek davranış sergiliyoruz. Bu davranışın bütün toplumumuz tarafından değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Türkiye'yi hep beraber sahiplenmeliyiz. Olay budur.

İdeolojik bir çatışma dayatması ve o pencereden, o perspektiften bakarak bu tip kararların değerlendirilmesi yanlıştır. Vitrin oluşturmanın içinde değerlendirilmesi yanlıştır.

Bunun altında çok ciddi bir Türkiye'yi sahiplenme duygusu, Türkiye'ye yönelik tehditten kaygı, ve o tehdidi aşma konusu vardır.


Soru: (…tam olarak anlaşılmıyor, ama mahiyeti itibariyle mealen şöyle gibidir):

Sayın SÜLEYMAN DEMİREL'e "aile büyüğünüz" olarak danıştınız mı, ve o'nun tavrı ne oldu?


İLHAN KESİCİ

Ailemizin hali hazırdaki büyüğü Sivas'ta yaşayan ve 87 yaşında olan bir annem vardır, o'dur. Geçen sene vefat eden ve Hakk'ın rahmetine kavuşan aziz babam sağ iken babamızdı. Şimdi annemizdir. Allah başımızdan eksik etmesin. Allah cümlesine uzun ve hayırlı ömürler nasip etsin.

Böyle bir ciddi, önemli, hatta tarihî denilebilecek bir karar alırken elbette Sivas'a gittim, annnemin ellerini öptüm, iznini ve hayır duasını aldım. Bütün ablam, abim, kız kardeşlerimin de hem mutabakatlarını hem de hayır dualarını istedim ve aldım. Böyle olması doğrudur. Bizde de adet böyledir zaten.

Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel Türkiye'nin Cumhurbaşkanıdır. Eşim Binhan Hanımın babası Şevket Demirel Bey'in abisidir. Bu münasebetle eşimin de amcasıdır.

Bizim Binhan Hanımla evliliğimiz, benim yaşım bakımından oldukça geçtir. Ben evlendiğimde, belki biraz erken de sayılabilir ama tam 46 yaşında idim ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı'ndan istifa ederek ayrılmış bir durumdaydım.

Bu tarih aynı zamanda, siyaseten de 1994 yılında yapılan ve şimdiki Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey'le de başabaş bir seçim yarışı çıkardığımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığım döneminin de tam içine düşen bir tarihtir.

Ben o zaman Anavatan Partisi adayı idim, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da Refah Partisi adayı idi. SHP adayı Sayın Zülfü Livaneli, Cumhuriyet Halk Partisi adayı da Sayın Ertuğrul Günay idi. Doğru Yol Partisi adayı Sayın Bedrettin Dalan, Demokratik Sol Parti adayı rahmetli oldu Sayın Necdet Özkan ve Milliyetçi Hareket Partisi adayı da Sayın Ahmet Vefik Alp idi.

Benim Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel'le asıl hukukum, 1980 İhtilali sonrası ve meşhur "siyasi yasaklılar" dönemi baz olmak üzere, 1991-1993 tarihlerinde Sayın Demirel'in Başbakanlığı ve Sayın Erdal İnönü'nün Başbakan Yardımcılığı'nda kurulan DYP-SHP Koalisyon Hükümeti döneminde benim de Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığım zamanından gelir.

Yani demem odur ki, benim Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'le olan ilişkilerimde evliliğimizin etkisi çok tâlidir, hatta hemen hemen hiçbir etkisi de yoktur. Daha da söylersek hatta hiçbir ilgisi de bulunmamaktadır.

Benim devlet anlayışımda, devlet yönetiminde, "kavim-hısım-akrabalık-eş dost ilşkisine yer yoktur ve katiyen olmamalıdır". Budur ve böyledir.

Bu çerçevede olmak üzere, Sayın Cumhurbaşkanımızla biz zaman zaman, dünyada olan bitenleri, Türkiye'de olan bitenleri, önümüzdeki 30-40 yıl içinde dünyada olacak-bitecekleri de konuşuruz.

Ben bazen bilgi sunarım, bazen kitap takdim ederim, bazen rapor yazarım-sunarım. Sayın Cumhurbaşkanımızın da görüşlerinden ve gerçek bir hazine olan tecrübelerinden de azami derecede istifade etmeye çalışırım, faydalanırım, fikren zenginleşirim.

Ama iç siyaset konularını ve hele hele "kişisel parti işlerini"konuşmayız. Konuşmayız, çünkü Sayın Cumhurbaşkanımızın mevcut statüsü, Cumhurbaşkanı olduğu andan itibaren bütün partilerin üstünde ve dışında bir statüdür. Bu statüye Sayın Cumhurbaşkanımızın titizlikle riayet etmeye çalıştığı da bir vakıadır.

Bu bakımdan, siyasi partilerin iç işleriyle, siyasi partilerde olan-bitenlerle de ilgilendiği ve ilgileneceği kanaatinde değilim. En azından ben böyle görüyorum.

Daha fazlası O'nu da "iç siyasi konulara ve siyasi polemiklerin içine çekmek" olur.

Burada, bu tür ilişkilerde, bir yüksek özen hatta "çok yüksek bir özen gösterilmesi" icap eder.        Bu yüksek özeni göstermek durumunda olan da "ben" olmalıyımdır. Ben de o yüksek özeni hep göstermişimdir ve öyle yaparım. Aksine tek bir vaka bile yoktur.

Soru : [...tam olarak anlaşılmıyor]

DENİZ BAYKAL

Bu gazete manşetini görmedim, herhangi bir bilgim yok. 2.soruya beraber mi devam edelim?


İLHAN KESİCİ

Önce siz, lütfen.


DENİZ BAYKAL

Bir defa şu demin yaptığım açıklamalar da ortaya koymuş olmalıdır ki; biz vitrin düzenleme anlayışı içinde Sayın Kesici'yle beraber değiliz.

Bizim derdimiz "vitrin" değil. O vitrin anlayışı içinde beraberlikler olur, herkesin kişisel olarak siyasi kariyer ihtiyaçları beklentileri anlayışları, zaman zaman böyle yadırgatıcı beraberliklere yol acar.

Çünkü demin söylediğim gibi ideolojik bir dayatma anlayışı içinde önümüzdeki döneme yaklaşamayız. Olay artık bir sağ sol kamplaşması anlayışı içinde izah edilebilir değildir, başka bir tablo vardır.

Yani biz Cumhuriyete sahip çıkmak için, devletin ulusal bütünlüğüne sahip çıkmak için bir araya gelmeyi düşünüyoruz. Bu tehlikelerin varolduğundan hiç kuşku duymuyoruz. Bu tehlikeler var, bu tehditler var ve bu tehditler bugünkü iktidar uygulamalarından kaynaklanıyor.

"Barzani, Talabani" onun için bu iktidarı destekliyor. "Hristofyas" onun için bu iktidarı destekliyor.

Türkiye'nin ulusal birliğine, bütünlüğüne, devlet düzenine yönelik bir ciddi tehdit var. Türkiye'de çok ciddi bir kültür çatışması yaratma çabası var.

Bunları görüyoruz, bunlara karşı beraberlik kuruyoruz. Bu bir sağ-sol anlayışıyla kesinlikle izah edilecek bir durum değildir.

Birileri de bu tehditleri yok sayıp başka bir takım değerlendirmelerle siyasi bir kader ortaklığı arayışı içine girebilirler; bu ayrı bir iştir. Bizimkiyle bunun hiçbir bağlantısı yoktur.


İLHAN KESİCİ

Genel Başkan'ın söylediklerine belki şöyle bir ekleme yapılabilir:

Ben Sayın Genel Başkanın ifade ettiği endişeleri elbette paylaşıyorum. Türkiye'yi çok ciddi bir tehdit altında olarak algılıyorum ve hissediyorum. Zaten böyle olduğu içindir ki şu anda, normal şartlarda benim de hiç tasvip etmediğim bir "parti değiştirme siyasî pozisyonu"nda ve burada bulunuyorum. Burada olmamın yegane sebebi budur.

Bunun içerisinde bu "kimlik" tartışmaları da vardır, "dış politik"a tartışmaları da vardır, "ekonomi" ile ilgili yüksek kırılganlıklar tartışmaları da vardır.

Bunun için en doğru yerde, en doğru şekilde derlenmek toplanmak ve lâyık-ı veçhile kayda değer bir başbakan adayının etrafında toplanmalıdır, diye düşünüyorum.
Sayın Genel Başkan öbür bölümleri gayet güzel ifade ettiler.

Bence de hadise budur. Gerisi, bu aşamada teferruat gibidir.

                                                                                                                                                                    DENİZ BAYKAL

Yani bunlar, bakın Sayın Kesici'nin işaret ettiği:

"Milleti ezdirmeyeceğiz, Türkiye'yi soydurmayacağız, Devleti böldürmeyeceğiz".

Biz bunun için el ele veriyoruz.

Efendim millet ezilmiyor, bunlar milleti ezmiyor, bunlar milleti kurtarıyor, o anlayışta olanlar gereğini yapabilirler. Bizim kanaatimiz milletin ezildiğidir.

Millet derken tabii biz köylüyü kastediyoruz, esnafı kastediyoruz, iş bulamayan genci kastediyoruz, emekliyi kastediyoruz, memuru kastediyoruz kadını kastediyoruz. Bunlar eziliyor. Bunların ezilmediğini söylemek mümkün değildir.

Bugün AKP' ye destek vermek, hele sağdan soldan destek vermek, millet ezilmiyor demektir. Biz millet eziliyor diye inanıyoruz, ülke soyuluyor diye düşünüyoruz. Bu günkü iktidarla bu güne kadar olmadığı ölçüde soyuluyor diye düşünüyoruz.

Bugün AKP'ye girmek, AKP'ye destek olmak bu ülke soyulmuyor demektir. Ya da soyulması önemli değil demektir. Sağcılığın-solculuğun ötesinde bu kanaati ifade etmektedir.

Biz ülke soyuluyor diyoruz. Ülke soyulmakta olduğu için, soyguna son vermek gerektiğine inandığımız için, bunun için ideolojik farklılıkların ötesinde, gün bu gündür diye el ele veriyoruz.

Devlet bölünüyor diye düşünüyoruz. Hayır devlet bölünmüyor, AKP devleti tam tersine güçlendiriyor, o haritalar boş laflardır; Barzani, Talabani, Diyarbakır sözleri önemli değildir falan diyenler istediğini yapabilir.

Biz önemlidir diyoruz. Biz görüyoruz Türkiye'nin 5 yıl sonrasını. Daha kötü olmaması için daha iyi olması için el ele veriyoruz.

Türkiye'nin 10 yıl sonrasının çok daha tehlikeli bir noktaya ülkeyi getirmemesi için el ele vermek gerekir diyoruz. Biz bunu görüyoruz.

Bunlar söz konusu değil, bu gidiş devam etsin, AKP'ye biraz da biz destek verelim; soygun devam etsin, milletin bölünmesi devam etsin, devletin bölünmesi devam etsin, bu arada ben de iktidardan bir pay sahibi olayım hesabı değildir buradaki beraberlik.

Buradaki beraberlik bu gidişi tersine çevirme mücadelesine girme kararının sonucu ortaya çıkan bir beraberliktir.

Bu ahlaki bir beraberliktir, yurtseverce bir beraberliktir ve saygıdeğer bir beraberliktir.

Başkalarıyla kimse karıştırmasın ve bu beraberlik şu anda seçime beş kala ortaya çıkmış bir beraberlik değildir. Bunun gidişatı taa çok öncelerden beri görülmüştür.

Dinleyiniz Sayın Kesici'nin televizyon konuşmalarını.

Bir yıl önceki, iki yıl önceki konuşmalarını, hatta tam dokuz yıl önce TBMM'de yaptığı konuşmayı söyledi şimdi burada.

Aynı değerlendirmeleri biz yapıyoruz.

Tamam arkadaşlar çok teşekkür ediyorum.

Soru: (...tam olarak anlaşılmıyor)


DENİZ BAYKAL

"Uluslaşma süreci"ne kesin karar vermemenin altında yatıyor. Yani uluslaşma sürecimiz yürüyor.
Çok ileri bir noktaya gelmiştir ama onu tersine çevirme ve "Türkiye'yi etnik tartışma" çabasına sokmaya çalışanlar vardır; ona karşı bu vurguyu yapma gereği duyuyorum, evet.

Hayırlı olsun.

                                                                                                                                                                    İLHAN KESİCİ

Hayırlısı olsun. Allah mahcup etmesin.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.