Facebook
Twitter
Ekonomi Yönetiminin Bir "Şansölye"si Olması Lazımdır
Yaşar Erdinç | SkyTurk - Paranın Rotası | 15.4.2003

YAŞAR ERDİNÇ - daha temkinli olunmalı, çünkü ufak ufak kötü sinyaller gelmeye başladı. Dışarıdan, az sonra sizden o konudaki görüşlerinizi alacağım.

Özellikle şu aşamada birçok sıkıntı güvenden kaynaklanan sıkıntı olarak karşımıza çıkıyor. Yani, bakıyorsunuz İlhan Bey piyasalar işte borçlanma yapılmış, 4.2 katrilyon Hazine de borçlanmış, dışarıdan yardım geliyor, IMF ile anlaşılmış, 5.2 milyar dolar. Fakat, faizlere bunun yansımadığını görüyoruz, faizler hâlâ yüzde 63'lerde, 64'lerde. Yani, bu yüksek, oldukça yüksek bir faiz. Borsa böyle bir durumda normalde beklentimiz bizim analist olarak 11 bin, 12 binlere doğru hareket etmeliydi, çok fazla da gidemedi. Hâlâ böyle bir güvensizlik var gibi. Bugün benim en azından ilk dikkatimi çeken şey piyasalara baktığımda bir tedirginlik var, güvensizlik var.

Güven nedir, yani güven bu ekonomi yönetiminde veya ülkenin gidişatında güven unsurları nelerdir, yani nasıl güven sağlamalı, daha ne yapsın Hükümet?

İLHAN KESİCİ- Şimdi güven unsuru dünyada hep en zor kazanılan, fakat bir çırpıda, en kolay bir şekilde kaybedilen bir şey, bir unsur. Bunun çok tabîî altında, çok parametresi var. Yani, sadece bana güvenin demekle filan olmuyor. Birkaç tane şey yapalım, yani o konuda girip çıkalım.

Bir tanesi bir kere söz ve davranış. Söylenen sözlerin doğru olması lâzım, doğru platformlarda söylenir olması lâzım. Yani, aynı doğru bir sözü yanlış bir platformda filan söylerseniz o da doğru olmaz.

YAŞAR ERDİNÇ - Dokuz köyden kovalarsınız?

İLHAN KESİCİ- Doğru platformlarda olması lâzım, doğru bir dozajda olması lâzım. Yani, aynı doğruyu yüksek dozajda, alçak dozajda verirseniz etkisi farklı olur, doğru dozajda olması lâzım.

Bir de doğru ağızdan söylenmesi lâzım?

YAŞAR ERDİNÇ - İnanılmaz bir ders veriyorsunuz ama şu an. Gerçekten, yani şu an ben not alıyorum hakikaten çok önemli tecrübelerin ışığında söylüyorsunuz. Evet doğru ağızdan.

İLHAN KESİCİ- Şimdi, öyle olması lâzım. Bu ekonomi yönetiminde biz Türkiye olarak koalisyon hükümetlerinden hep sıkıntı çektiğimizi filan söyleriz. Çünkü, koalisyon hükümetleri eninde sonunda bir paylaşım, ekonomi yönetimi de dahil olmak üzere, ekonomi yönetiminin bir bölümü bu partide olsun, bir bölümü bu partide olsuna dönüşür ve burada çatlak sesler çıkar, farklı sesler çıkar. Bir de bazen birbirlerinin tezlerini kırarlar partiler.

YAŞAR ERDİNÇ - Şu anda da biz çok yaşadık?

İLHAN KESİCİ- Halbuki bu tek parti yönetimi olsun diye, tam seçimlerin, her seçim döneminin son 1 ayında aman ne olur oylar bölünmesin esprisinin altında bir tek parti olsun ki, tek söz halinde ekonomi özellikle yönetilir olsun diye düşünülür.

Şimdi, tek parti var. Normalden 100 milletvekili civarında fazlalığı var, 363 kişilik bir fazlalık filan var. Fakat, bir türlü tek ve ahenkli bir ses çıkmıyor. Yani, bizim şimdiye kadar algıladığımız bölümü bu. Bu hem ekonomi yönetimiyle ilgili olarak öyle çıkmıyor, hem de diğer konularla, dış politika unsurlarıyla ilgili de öyle çıkmıyor. Tabîî bunlar da birbirlerini çok etkiler, yani dış politikadaki söylenen sözlerle bu IMF ve IMF'den alınacak olan paralar, Amerikan Kongresinden gelecek olan paralar veya bunların şekilleri, mahiyetleri. Aynı zamanda bu sözlerin de birbirleriyle irtibatlandırılmasını, ilişkilendirilmesini filan ister. Ama, tek parti oldu, bir başbakan yardımcılığı ihdas edildi ekonomiyle ilgili, ekonomik işlerden sorumlu başbakan yardımcılığı. Bu bizim sevdiğimiz bir unsurdur. Türkiye için doğru bir şeydir, doğru bir yöntem.

YAŞAR ERDİNÇ - Bunu doğru olarak görüyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Doğru bir yöntemdir, ama şimdi ekonomi yönetiminde tabîî neden başbakan yardımcılığı isteyeceğiz veya doğru olarak göreceğiz? Ekonominin bütün organizasyonun, bütün yönetiminin başbakan yardımcılığı altında yürütülür olması lazımdır diye düşündüğümüz için.

YAŞAR ERDİNÇ - Peki ekonomi bakanlığı kurulursa ona hâlâ gerek kalır mı sizce?

İLHAN KESİCİ- Tabîî bence, yani eğer Türkiye böyle bir şey yapacaksa, her ülkenin şartları birbirinden çok farklıdır, her ülkenin o organizasyonlarının kurulması ve bunların işleyiş mekanizmaları farklıdır ama, bana göre meselâ İngiltere'nin modeli en doğru modeldir, Türkiye'ye de çok uyar. İngiltere'nin diğer tarihi özellikleri filan da uyar Türkiye'ye. Orada zaten çok az sayıda bakan vardır, bakan yardımcılıkları filan vardır. Ama, ekonominin hepsine bakan denir, ekonominin başındaki insanlar da bakan değildir. Yani, ?Secretary of state for economics? filan değildir, Şansölyedir, ??.? ekonomi şansölyesi gibi. Bizde de hatırlarsınız bazen Turgut Özal beyin hem Planlama Müsteşarlığı zamanında başbakan, o zamanki Başbakan Sayın Demirel Planlama Müsteşarlığının şahsında bütün ekonomi bürokrasisini bir düzen içerisinde götürmeye çalışıyordu ekonomi politikalarını veya İhtilâlden sonra, 1980 İhtilâlinden sonra ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcılığı ihdas edilmiş, Turgut Bey de Başbakan Yardımcısı olmuştu ve bütün ekonomik politikalar bu başbakan yardımcılığı çerçevesinde gitmişti.

O model tam İngiltere modelidir, yani o zaman da hatırlarsınız İngilizce dergilerde ekonominin çarı diye bahsedilir, şansölyesi, çarı. Ekonominin bir tane şansölyesi olmalıdır, bir tane yetkilisi olmalıdır.

YAŞAR ERDİNÇ - Güven vermenin en önemli kurallarından bir tanesi bu.

İLHAN KESİCİ- Meselâ, organizasyonel yaklaşım içerisinde bir tanesi bu. Başbakan yardımcılığı ihdas ettik, ama ekonomiden sorumlu başbakan yardımcını hiç ekonomik platformlarda görmüyoruz meselâ, ekonomik müzakerelerde de görmüyoruz, ekonomik platformlarda da görmüyoruz.

Onun yerine bazen Hazine Bakanlığı, daha doğrusu Hazine Müsteşarlığından sorumlu devlet bakanlığı, daha da çok Maliye Bakanlığını görüyoruz. Şimdi bu güveni bozan ikinci büyük unsur.

Üçüncü büyük unsur, biraz önce siz de açılışta ifade ettiniz, dün meselâ faizlerle ilgili bir gelişme oldu, IMF'den alacağımız 1.6 milyar doların taksitlendirilmesiyle ilgili bir gelişme oldu ve Kongreden alacağımız 1 milyar dolarlık?

YAŞAR ERDİNÇ - Hibe veya 8.5 milyar dolar kredi.

İLHAN KESİCİ- Evet, hibe veya onun üstündeki kredi bölümüyle ilgili bir gelişme oldu. Bunlar veri.

Şimdi, bunun yorumlanmasıyla ilgili, faizlerle ilgili siz ifade ettiniz. Bu tehlike sinyalleri vermesi gereken, yani sinyal alıcıların aman burada bir alarming bir durum var, alarming bir hâl var demesi icap eden bir şey. Halbuki resmi beyanlar ay ne güzel, bütün ne kadar şey varsa tamamını aldık diyor.

YAŞAR ERDİNÇ - Evet.

İLHAN KESİCİ- Bu itimadı sarsan, güveni sarsan, bilen insanların düşüncelerini biraz sarsan özelliği olan bir şey. Birincisi bu dün için.

İkincisi, 1.6 milyar doların taksitlendirilmesini, yani IMF'den alınacak olan kredinin taksitlendirilmesini biz istedik ve böyle oldu. O yüzden bu iyidir dediler. Şimdi kimsenin buna inanması söz konusu olamaz. Yani, 1.6 milyar dolara Türkiye'nin ihtiyacı yoktu da biz bunu 700, 700, 800 filan alıyoruz filan demek normal hadiseyi daha da vahim hale getirir. Çünkü, iki tane şey akla gelir. Bir, ya bunlar bilmiyorlar bu işi veya biliyorlar ama bizi kandırmaya çalışıyorlar gibi gelir.

Üçüncüsü, Kongrenin adı 1 milyar dolarla ilgili şart, şu şartlarda ben size bu parayı veririm, bunun herhangi bir şeyin şarta bağlanması bile bir defa sizin elinizi kolunuzu kısıtlayan bir şey.

YAŞAR ERDİNÇ - Şu an Sayın Gül'ün bir açıklaması vardı?

İLHAN KESİCİ- Evet, şimdi ben de oraya geleceğim. Yani, görüyoruz ki Amerikan Kongresinden çıkan bir metin var. Bu metin diyor ki, ben bunu şarta bağladım, fakat bizim hem Başbakanlığımızı yapmış olan, hem şimdiki titri, sıfatı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olan, yani ağırlıklı bir sıfat olması münasebetiyle söylüyorum. O sözcümüz de diyor ki, hayır şart şurt yoktur, şart mart yoktur.

Şimdi, biz kime inanacağız. Yani netice itibarıyla Amerikan Kongresinden çıkan belgeye mi inanacağız, yoksa Türkiye'nin Dışişleri Bakanına mı inanacağız? Eğer, Dışişleri Bakanı burada bir soru işareti başlarsa bundan sonra Dışişleri Bakanının da, diğer yetkililerin de söylediklerine hep soru işaretli olarak bakmamız lâzım önce. Acaba işin gerçeği bu mudur, acaba işin doğrusu bu mudur diye.

Bu bakımdan bu güven birinci bölümü söz, yani söylenilen sözün doğru olması lâzım.

YAŞAR ERDİNÇ - Doğru söz.

İLHAN KESİCİ- İkincisi, doğru platformlarda filan söylenecek, yani her bulduğunuz yerde, her bulduğunuz mikrofona ekonomiyle ilgili yetkililer bir şey demeyecekler, uygun platformlarda söyleyecekler. Bunu söyleyen ağız, bunu söyleyen kişinin belli bir güvenilirliği, belli bir inanırlılığı olması lâzım. Bütün bunları da bir dozaj içerisinde söyleyecek, yani o benzetmeyi pek sevmem ama, iyi anlaşılabilir bir şeydir, basit anlaşılır hadise. Yani, aspirin veya herhangi bir ilaç, ilaç ilaçtır, doğrudur, onun alınması lazımdır, ama onun dozajını yukarı çektiğiniz veya aşağıya indirdiğiniz zaman ya olumsuz etkileri başlar veya umduğunuz kadar olumlu etki göstermez, farklı şeyler gösterir.

O yüzden bu dozajın iyi ayarlaması lâzım. Bütün bunları derleyip topladığımız zaman demek ki, bu başbakan yardımcılığı eğer ekonomiyle ilgili başbakan yardımcılığı bir fonksiyon icra etmeyecek ise ona ihtiyaç yoktur. Ya gerçek anlamda ekonomik işlerden sorumlu bir başbakan yardımcılığı olmalıdır veya başka bir düzen olmalıdır.

Bir başka hadise, bunu daha tali bir faktör olarak söyleyelim. Geçen hafta hükümetin ilk kurulduğu andan itibaren Özelleştirme İdaresi, önemli bir idare, bundan sonraki kaynak arayışlarında hükümetin en çok bel bağladığı kaynak, cumhuriyetin bütün biriktirdiklerini işte 1 günde, 1 ayda, 1 yılda vesaire satmak istiyorsunuz, özelleştirme dediğinizin kaynak anlamındaki en önemli bölümü o. Cumhuriyet 80 senede biriktirmiş, bir varlık elde etmiş, onu siz 1 günde satıyorsunuz, onu bir kaynak olarak değerlendireceksiniz.

Şimdi, bu başbakan yardımcısına bağlıydı, bir şey oldu tek bir gece içerisinde aynı başbakanın, Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyin Başbakanlık döneminde. Bir gece içerisinde Özelleştirme İdaresini başbakan yardımcılığından aldım, Maliye Bakanlığına bağladım denildi.

Şimdi, bütün bunlar kuşkuları artıran veya ekonomi yönetiminin belli bir düzen, belli bir disiplin içerisinde yürümüyor olabileceğini gösterecek olan şeyler. Bunlar biriktiği zaman çok sıkıntı yaratır.

YAŞAR ERDİNÇ - Evet, güven dedik. Peki, şu aşamada Türkiye'de öncelikle bu güvenin sağlanması gerekiyor ve ben şunu söyleyeyim: Piyasalarda yeniden bir tedirginlik olursa gerçekten bu yeni güveni sağlayacak çok fazla koz da kalmadı. Yani, IMF politikaları açıklandı, her şey açıklandı.

Bir de şeyi soracağım. Şimdi, bu G20 ülkelerinden bahsediliyor. Türkiye'nin şu andaki konumu, pozisyonu itibarıyla bakıyoruz işte Powel biraz güneyden Amerika zorlandı, Bağdat'a girerken kuzeyden işte Necep'e açılmadı dendi, büyük eleştiri aldılar. Sonra Powel buraya geldi, Türkiye'den destek istedi, işte konuştular ve ardından tekrar gitti.

Türkiye öyle bir ateşin içindeki şu an, yani benim görebildiğim kadarıyla Irak'ta neredeyse artık Amerika'yla komşu olduk diyebiliriz. Bu arada Amerika'nın İran'a karşı da sert tavırları var. Tüm bu bölge içerisinde Türkiye'nin, bir de hani G20 ülkelerinden bahsetmiştiniz geçen programda. Bu G20 ülkelerini dediniz ki siz Türkiye aslında kötü bir durumda değil, yani orta ve uzun vade için durumu iyi, dünya aslında Türkiye'nin daha iyi olmasını ister ve şu andaki konumumuz ve dünyadaki bizim önemimizin derecesi nedir? Yani, gerçekten Türkiye'deki potansiyel nasıl değerlendirilmelidir?

İLHAN KESİCİ- Dünyada bizim önemimiz yüksek. Bu sadece biz kendi ülkemizi severiz, kendimize yüksek bir paye vermek istiyoruz diye söylüyor değilim. Onun en önemli göstergesi ifade ettiğiniz G20.

Şimdi dünyanın gelişmiş 7 tane ülkesi vardır. O işte Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, bunlar arada bir toplanırlar, dünya ekonomisindeki makro seviyede ne tür sıkıntılar görünüyor, neler yapmak lâzım diye kendi aralarında da görüş alışverişi yaparlar, belli bir nizamsızlığın çıkmaması istikametinde neler yapılması lâzım geldiğini de görüşürler.

2 sene önce bu G20 olarak değiştirildi, daha doğrusu G7, bildiğimiz zengin ülkeler, artı 13 ülke daha eklendi buna, o 13 ülkeden bir tanesi Türkiye. Bu şu hadiselerden sonra oldu: 1997'de dünya önemli ölçüde Uzak Asya krizini gördü, 1998'de Rusya krizini gördü, o sıralarda hem biraz önünde, hem biraz sonunda Brezilya ve Arjantin'te belirli krizler görüldü.

Şimdi, bu krizlerin önce zannediliyordu ki, sadece kendi ülkelerini ilgilendirirler, etrafta büyük hasar yapmazlar. Fakat, umulmadık ölçüde Rusya krizi de, Uzak Asya krizi de, Brezilya krizi de dünyanın bütün gelişmiş bankalar sistemini, finans sistemini ve bütün büyük firmalarını da çok yakından etkilediğini gördüler.

O zaman denildi ki, adı ekonomik durumu iyi olmamakla beraber, daha doğrusu ekonomik durumu çok kudretli olmamakla beraber öyle birtakım ülkeler var ki dünyada buralardan meydana gelecek olan ekonomik sıkıntılar dünyanın diğer ekonomik yapısını da bozuyor. O münasebetle buralarda aman ha aman büyük ekonomik sıkıntı yaratacak duruma imkân vermeyelim bir. İki, bunlar kendi kendilerini beceremeseler bile, yani kendi ekonomik konularını çözemeyecek olsalar bile aman uluslar arası organizasyonlar marifetiyle bunlara yardım edelim.

YAŞAR ERDİNÇ - Yani bu yüzden mi IMF bize bu kadar borç veriyor.

İLHAN KESİCİ- Tabîî bir anlamda öyledir. Şimdi, bunun içerisinde Türkiye var, Brezilya var, Arjantin var, Rusya var buna uygun olan. O yüzden dünya Türkiye'nin ekonomik bakımdan belli bir sıkıntı içerisine girmesini istemez. Bu iyi bir durum. Yani, ne halin varsa gör kardeşim de demiş olsa daha bir sıkıntı.

Şimdi, demin ekonomiyle, güven unsuruyla ilgili olarak bir şey daha söyleyelim. Bir müdellel olsun, öbürleri biraz sözel oldu, şimdi biraz delilli olsun.

Şimdi, Sayın Başbakanın meselâ en son Grupta, yine geçen hafta da bir nebze ifade ettik, bir hanımefendi bileziğini, ben bileziğim helal olsun Türk kamu finansmanı düzelecekse anlamında, hükümetin ekonomik durumu düzelecekse. Sonra da bir başka memur ve bunu bakan arkadaşlarımız da sıkça telaffuz ettiler. Bir memur arkadaşımız götürdü maaşının yarısını hibe olarak Hazineye bağışladı veya bağışlayacağını söyledi. Bunu çok önemsediler, yani devleti yönetenler çok önemsediler. Halbuki bunu bir rakama vurmak lâzım. Yani, Türkiye'de meselâ her memur verir mi vermez mi? Ama biz verir kabulü yapalım. Türkiye'nin 2 milyon tane memuru var, her birisi yarım maaşını vermiş olsalar, ortalama maaşa da 400-500 milyon diyelim biz, yarım maaş 200 milyon lira eder, 2 milyon memurla 200 milyon liralık yarım maaşı çarparsak 400 trilyon lira eder, birden bire çok büyük bir rakammış gibi görünebilir. Ama, dolara vuralım bu rakamı, işte 230, 240, bilemediniz 250 milyon dolar eder. Tamam 250 milyon dolar bütün memurlar yarım maaşlarını vermeleri haliyle Türkiye'nin ne derdini çözer? Türkiye faizlerine, açılışta söylediniz yüksekti alçaktı filan diye. Faizlerine her gün 100 milyon dolar civarında para ödüyor, demek ki bütün memurlarımız, 2 milyon memurumuz kamu finansmanının düzelmesi amacıyla 200 milyon lira vermiş olsa, maaşlarının yarısını vermiş olsa 2,5 günlük veya bilemediniz 3 günlük faiz harcamasını karşılar.

Şimdi rakama, yani rakamlarla düşünmezse ekonomi yönetimi özellikle, ekonomiyi yöneten arkadaşlarımız, rakamların büyüklükleriyle düşünmezse işte o güven sarsıcı en büyük unsurlar üst üste, üst üste, üst üste oturmuş olur.

YAŞAR ERDİNÇ - Evet, Sayın Kesici, piyasalar açıldı ve biraz hafifçe güven sarsılmış gibi görünüyor. Çünkü, isterseniz grafiği ekrana verelim. Sevgili seyirciler, Borsa açılışta düşüşte şu an, 10 bin 500, 20 seviyelerinden kapanmıştı ve şu aşamada 10 bin 350'ye kadar geriledi. İlk aşamada sert bir düşüş var, bu sert düşüşün sebebi de az önce de belirlediğimiz gibi özellikle Amerika'dan gelen bu açıklama.

Az önce çizmiş olduğumuz trendlere bakacak olursak 10 bin 250'nin hemen üzerinde bir destek görülüyor, fakat ilk aşamada gelen bu satış dalgası şu bölgede, işlem hacmi çok yüksek değil. İşlem hacminde görüyorsunuz şu aşamada çok yüksek değil, biraz yukarı doğru bir hareket başlamış durumda Borsa'da ve hafifçe yukarı döndü diyelim, 10 bin 350'den itibaren.

Şu aşamada 5 dakikalık grafikler bir miktar endeksin 10 bin 250'yle 10 bin 500 aralığında kalacağına dair bir sinyal veriyor. Özellikle 10 bin 500'ün üzeri biraz nakde geçiş için fırsat olarak görülebilir. Hatta 10 bin 450, 10 bin 500'ün üzeri. Çünkü, bir miktar aşağı eğim hafifçe başlamış durumda.

Bu aşamada piyasalar bu şekilde açıldı, faizlere hemen bakıyorum. Faizlerde de 3 Mart kağıdı 63.63 seviyesinde yıllık bileşik faiz ve basit faiz de 61.99, dün 63.75'ti basit faiz, 8 Ekim kağıdında da 56.42, dünkü ihaleden sonra bir miktar, hafif bir gerileme var.

Dolarda ise hafifçe bir, 1 milyon 648 bin 549 liraydı, şu anda 1 milyon 651 bin lirada bankalar arası döviz piyasasında dolar. Dolayısıyla güne piyasalar bir miktar tedirginlikle başladı ve şu aşamada Borsada yaklaşık 169 puanlık bir gerileme var, yüzde 1.62 geride. Şu aşamada çok fazla alıcı yönde olmamak gerekir, çünkü dün başlayan aşağı eğim var ve beklemede kalmak, biraz da belki kâr realize etmek uygun olabilir.

Evet, sevgili seyirciler bir de Ankara'ya bağlanacağız ve Sayın Kesici ile söyleşimiz devam edecek. Şu an Ankara hazır değilmiş, biraz sonra bağlanacağız.

Evet, Sayın Kesici önemli bir soru soracağım, bu pek fazla sorulmayan bir şey ama, Bağdat tarihte inanılmaz olaylara tanık olmuş, çok fazla işgal edilmiş, herkes Bağdat'ı inci gibi, hatta onu nasıl ki Kaşıkçı Elması, oraya almaya çalışmış. İşte bakıyoruz şu aşamada da Saddam yok ortalıkta, ne olduğu da belli değil, şimdi de Amerika geliyor.

Şimdi, Bağdat'ta neler olacak artık, yani daha doğrusu ben Bağdat derken Irak'ı kastediyorum. Neler olacak, neler gelişebilir? Gerçekten bu konuda öngörüde bulunmak çok zor. Sizin bu konudaki öngörüleriniz neler?

İLHAN KESİCİ- Tabîî, Bağdat aslında iyi bir örnek, yani sizin de ifade ettiğiniz gibi Bağdat tarihte en çok işgale uğramış olan şehirdir şehir olarak. Demek ki Bağdat'ın en çok işgale uğramış olması demek Bağdat yönetimlerinin, Bağdat merkezli devlet diyelim ona, devlet yönetimleri uluslar arası dengenin içerisinde çok oturmayan bir yönetim olmuş olması lâzım ki, bir münasebetle uluslar arası sistemi rahatsız ediyor olmuş olsun.

O yüzden hem bizim coğrafyamız zor bir coğrafyadır, hem işte Bağdat meselâ söz konusu olduğu için. Demek ki düzgün idare edilen bir yer, düzgün yönetilen bir yer olması lazımdır ki, çok büyük düşmanlıklar, çok büyük öfkeler, çok büyük şeyler çekilmesin. Eğer çekildiği zaman işte sonuçta böyle bir şey oluyor.

Şimdi, Bağdat, Irak, yeni Irak'tan bahsediliyor. Yani, şimdi Elit kuvvetleri zaten çok öyle söylenirdi, biz de bunları İngilizce literatürden öğreniyoruz filvaki ama, yok müthiş muhafız alayları, muhafız birlikleri, cumhuriyet muhafızları? (Kayıt kesikliği) ...güçler, kudretler yükleniyordu ona, yok öyle bir şey. Yani, bir ülkenin tamamı düzgün yönetiliyor değilse onun içerisinden bir tane, bir öbek çok üstün özelliklere sahip olarak ortaya çıkamaz.

Şimdi, netice itibarıyla Irak Irak harbini bitmiş saymak lâzım. Savaşı isteyebilecek normal bir insan biraz aklından zoru var diye nitelendirilir veya vicdanı yok, kör vicdanlı filan diye de bakılır. O yüzden savaş iyidir, kötüdür demek zaten o tartışmayı yapmak bile anlamsız. Ama, Irak hadisesi tamamlanmış diye görmek lazımdır. Yani, devleti yönetenlerin böyle bakması lâzım.

Yine bir Irak kuruluyor, yeni Irak'ın bizim için şöyle bir, hem de iktisadi anlamda, ekonomik anlamda eğer bu süreç hem geçtiğimiz süreci telafi edebilirsek, yanlışlarımızı, hem şu an içinde bulunduğumuz günleri, haftaları doğru değerlendirebilirsek yeni Irak'ın halinden Türkiye çok istifade eder iktisadi anlamda.

Bir kere bir tanesi çeşitli ambargolar münasebetiyle Irak'ın mevcut petrol üretimi 1,5 milyon varil bölü gündür, yani günde 1,5 milyon varil petrol üretir. Şimdi bunun, mevcut kuyuların üretim kabiliyeti 6 milyon varil bölü gün. Rakamlarla çok boğmayalım, bunu biraz basite indirelim. Bu aşağı yukarı günde 1 milyon tona eşdeğerdir. Yani, demek ki yeni Irak kurulduğunda 6 aylık falan bir zaman geçtikten sonra 1 milyon ton her gün petrol üretebilecek Irak.

Bunu yıla ibra edelim 365 olsun, biz buna 300 milyon ton diyelim, 300 milyon ton çok iyi bir rakamdır. Yani, bugün 20 dolar civarındaki filan bir varil fiyatıyla filan muamele edersek eğer yılda 40 milyar dolar civarında bir sadece petrol geliri demektir bu. Bu harcanacaktır. Yani Irak'ın imarına, inşasına, yeniden yapılandırılmasına, yenilenmesine harcanacak. Türkiye'nin buradan önemli bir pay alabilir olması lazımdır. Bu önemli pay hem uluslar arası ilişkilerimiz marifetiyle elde edilebilecek olan bir şeydir, bir imkandır. Hem de kişisel, kendi firmalarımızın, işte devletimizin ekonomi politikasının uygun davranılması halinde.

Bu bakımdan yeni Irak'ın Türkiye'nin hem yapılanmasında, yeniden yapılandırılmasında, alt yapı yatırımlarının geliştirilmesinde hem de normal ticari, eskiden adına ?Sınır ticareti? dediğimiz, şimdi daha normalize olması beklenen bir ticaretle her yıl 10 milyar dolar civarında bir ticaret hacmine ulaşmamız ve daha ziyade bunun da ihracat tarzında olması çok mümkün. Ama, bütün bunlar içinde yine söylediğimiz gibi, bütün bunlar içinde çok değerli toplu bir ekonomi yönetimi ve derli toplu bir dış politika yönetimi lâzım.

YAŞAR ERDİNÇ - Evet, Sayın Kesici, şu an Ankara hazır ve Ankara'ya bir bağlanıyoruz sevgili seyirciler, karşımızda Özlem Doğaner var ve Özlem senden Ankara'daki son gelişmeleri ve gündemi bir alalım. Neler oluyor Ankara'da, nasıl gelişmeler var?

ÖZLEM DOĞANER- Günaydın Yaşar Aydın hem size hem de Sayın Kesiciye. Evet, Ankara'da savaşın izleri devam ediyor, Ankara savaşı izlemeye devam ediyor. Bir yandan savaş sürerken bir yandan da yönetim, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül Belgrat'la temaslarını sürdürüyor, Güneydoğu Avrupa ülkeleri hükümet yetkililerinin zirvesine katılıyorlar ve de aynı zamanda Yunanistan Başbakanı Simitish ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu'yla da bir araya gelecekler bugün Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, konu Kıbrıs olacak ve Kıbrıs'ta çözülemeyen noktaları bu toplantılarda ele almış olacaklar ve bugün geç saatlerde de yurda dönmesi bekleniyor Başbakan Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün.

Tabîî bütün bu temasların yanı sıra ekonomide de hareketli saatler yaşanacak bugün. Saat 11.00'de hükümet yetkilileriyle, yani Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Devlet Bakanı Ali Babacan, Sanayi Bakanı Ali Coşkun, Enerji Bakanı Hilmi Güler ve Çalışma Bakanı Murat Başesgioğlu'nun katılacağı TOB yönetimiyle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kuruluyla yürütülen ekonomik sorunları değerlendirme kurulunun dördüncü toplantısı gerçekleştirilecek, bu 59'uncu Hükümetin aslında ilk ESDK toplantısı. Bu toplantıda da hem iş dünyasının sorunları hem de ekonominin gidişatına ilişkin değerlendirmelerde bulunacak.

Tabîî bu arada Ankara'da en çok tartışılan konulardan birisi Hazine bürokrasisinde ne türlü değişiklikler olacağı yönünde birkaç gündür en çok bu tartışılıyor, özellikle Niyet Mektubunun IMF'ye iletilmesinin ardından.

Devlet Bakanı Ali Babacan'ın bugün ya da yarın Amerika'ya IMF, Dünya Bankası Bahar Toplantılarına katılması bekleniyor. Tabîî yanında bürokratlar da olacak, ama bu bürokratlar arasında Faik Öztrak olacak mı, işte en çok tartışılan konulardan birisi bu. Henüz bu netlik kazanmış değil, aslında Hazine Müsteşarı birlikte gitmesi gerekiyor Devlet Bakanıyla, ama Faik Öztrak bu konuda henüz kararını vermiş değil deniliyor. Faik Öztrak'ın yerine Mesut Pektaş ya da DPT Müsteşar Yardımcısı Birol Aydemir'in, ikisinden birisinin getirileceği kaydediliyor.

Ve bu konudaki çalışmaların sürdüğü belirtiliyor. Tabîî sadece Hazinede müsteşarlıkla sınırla kalmayacağı söyleniyor, genel müdürlere kadar bir dizi değişikliğin, atamaların yapılacağı belirtiliyor.

Tabîî bütün bunlar sürerken Mecliste de, Meclis Genel Kurulunda vergi sisteminde değişiklik yapılacak, tasarı görüşülecek, ki bu vergi paketinin, Vergi Reformu Paketinin ilk ayağı olacak. Kurumlar Vergisinden Gelir Vergisine kadar birçok değişiklik yapılıyor bu yasada, fonlar kaldırılıyor, bu nedenle vergilerde indirim oluyor. Kurumlar Vergisinde yapılacak bir değişiklikle 1 katrilyon liralık gelir de bekleniyor.

Bu Vergi Reformunun ilk tasarısı da böylece bugün Genel Kurula gelmiş olacak. Ayrıca Plan Bütçe Komisyonunda da Orman ve Çevre Bakanlıklarının birleştirilmesine ilişkin tasarı görüşülecek.

Bu arada MÜSİAD'da, Ankara'da MÜSİAD Başkanı Ali Bayramoğlu bugün Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'la bir araya gelecek ve ayrıca DYP Genel Başkanı Mehmet Aydın, TOB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun ziyareti de var. Tüm bu gelişmeleri de biz de aktarmaya devam edeceğiz.

YAŞAR ERDİNÇ - Evet, Özlem Doğaner çok teşekkür ediyorum, oldukça kısa bir süreye oldukça uzun bir gündemi sığdırdın, teşekkürler, kolay gelsin.

Evet, Sayın Kesici gördüğünüz gibi bu bürokrat atamaları konusunda haberler çıktı ve ardından Sayın Babacan dün hayır Hazine Müsteşarı değişmiyor, değişebilir 10 gün sonra, ne olduğu aslında çok da belirgin değil. Elbette ki, yani bir hükümet geldiğinde kendi ekibiyle çalışmak isteyebilir ama, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, normal midir tüm bu gelişmeler, hani belirli bir atama yapılması? Herhalde herkes kendi çalışacağını seçme hakkına sahip ama, yolu yordamı nasıl, doğru zamanda mı yapılıyor, doğru platformda mı, dozaj, evet nasıl?

İLHAN KESİCİ- Şimdi Özlem Hanıma ben de iyi günler diliyorum, çok güzel özetledi bütün Ankara'daki hadiseleri.

Şimdi, bu siyaset ve kamu yönetimi veya kamu bürokrasisi ilişkisinde şu beklenir, normali de odur: Bir, bakanların yönettikleri organizasyonun yönetimine bir ağabeylik, yol gösterici olabilir olması lâzım. Yani, ?a? bakanı o yönettiği organizasyondaki herkesten en iyi bilmek, ansiklopedik anlamda en iyi bilmek mecburiyetinde olmayabilir. Ama, bir kere hem konulara aşinalığı olması lâzım, aynı dili konuşuyor olmaları lâzım, aynı terminolojiyle konuşuluyor olması lâzım, hem de bir ağabeylik yapabilir olması lâzım.

Şimdi, bu görünmüyor mevcut hükümetin, bakan arkadaşlarımızın önemli bir bölümünde. İkincisi, bu kamu bürokrasisi müsteşarlar, müsteşar yardımcıları, genel müdürler zannedildiği kadar partizan, zannedildiği kadar böyle öbür partinin adamı, şu partinin adamı gibi insanlar değillerdir. O tür olanları vardır, o zaten o tür olduğu zaman organizasyon onu reddeder, yani bir nasıl kalp transplantı yapılıyordu, o kalbi reddediyordu bünye dışarıdan geldiği zaman. Onu reddeder.

Ekonomi bürokrasisinde müsteşarların, özellikle müsteşarların şeyi hem kendi alt kadrosunda, bürokrasisinde, hem de diğer ekonomiyle ilgili olan birimlerde bir saygı uyandırması lâzım. Yani, herkes herkesi sevmek mecburiyetinde değil; politik yaklaşımınla aynı yaklaşım içerisinde olmak mecburiyetinde de değil. Ama, bir saygı duymalıdır ki, evet bu insan bura için uygun bir insandır, bu organizasyonu iyi bir şekilde yönetir.

Şimdi, ben meselâ, insanın kendisinden örnek vermesini ben çok sevmem, ama bazen icap edince, mecbur kalınca söylüyorum. Ben kendi Planlama Müsteşarlığım zamanında hiçbir arkadaşımızı görevden almadım, sadece tek bir görevin bir başka arkadaşla yer değiştirmesini yaptım. Yani, ?a? görevi var idi, benzer iki tane arkadaşımız var, bunun görevini buna bunun görevini buna bir değişikliği yaptık. Bütün Planlamadaki yaptığımız değişiklik odur.

Aşağı yukarı ekonomi bürokrasisi başka bir ülkenin ekonomi bürokrasisi filan değil, başka başka lobilerin ekonomi bürokrasisi filan da olarak görmek yanlıştır, öyle değillerdir. Bunlar genellikle normal şartlarda başlarında iyi bir bakan olması halinde devlete lâzım gelen hizmetin aynısını yeni hükümete de, heyecanlandırılırlarsa da daha iyi bir şekilde verirler. Çok fazla değişiklik yapmak doğru değildir.

İki, bunu spekülatif tarzda bırakmak ve kritik zamanlarda spekülasyonlara açık bir tarzda yapmak, o da iyi değildir. Bu bakımdan gelen siyasi iktidarların kamu yönetimine, kamu idaresine belli bir özen içerisinde yaklaşması doğrudur. Yoksa Hazine bürokrasisi başka birisinin bürokrasisi filan değil.

Aynı zamanda şunu da belki ifade etmek lâzım. Bu siyasi iktidarın, herkesin ve bu siyasi iktidarın bu son seçimlerden, tabîî bu seçimlerle ilgili bir yığın dert var, biz ekonomiyle ilgili olan bölümündeyiz. Koalisyon ortakları, 3 partili koalisyon ortakları yüzde 53 oyla sandığa, seçime girdiler, ama yüzde 15'le çıktılar. Yani, kaybettikleri rakam yüzde 38'dir. Bu yüzde 38 iktidar partinin 363 milletvekili çıkarmış olan partinin bile aldığı aydan çok büyüktür, yüzde 34 almıştır.

Bunun bir yığın sebebi var. Bana sorarsanız ben tamamını tek bir parametreyle anlatılacak olsa ekonomiye bağlarım. Çünkü, 1999 yılında ekonomi yüzde 6,5 küçüldü, daraldı millî gelir. 2001 yılında yüzde 9,5, yüzde 10 küçüldü, daraldı. Bu çok vahim bir durumdur ve bunun sonuçlarını daha ziyade biz çekeriz. 1 milyonun üstünde insan mevcut işsizlere ilaveten mevcut işini kaybetmiş oldu ve bunlar genellikle vasıflı işsizler halinde işlerini kaybettiler.

Şimdi, bu bakımdan ekonomiyle çok oynamanın ve ekonomiyi hafife almanın çok büyük maliyetleri oldu.

YAŞAR ERDİNÇ - Tam bu noktada biz biraz ekonomiyi yönetirken, ne bileyim kısa vadeci mi yaklaşıyoruz, yani genel olarak ekonomi yönetiminde siz nasıl olması gerekir diyeyim veya uzun vadeli planları yok mu bizim, hani devletin bir dış politikası var, devletin bir ekonomi politikası yok mu? Uzun vadeli, ne bileyim bir 15, 20 yıllık bir politikası yok mu? Siz bu kadar bürokraside bulundunuz, milletvekili oldunuz, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı yaptınız. Bizim ekonomi yönetimimiz çok mu kısa vadeci?

İLHAN KESİCİ- Evet, çok kısa vadeli günlük bakmaya alışkın oldu, bunu çok tehlikeli görüyorum. Zaten bunu tehlikeleri de hep geçmiş birkaç yılda görüldü. Buna profesyonel körlük, yani tabir olarak da, terminoloji olarak da profesyonel körlük demek mümkündür. Bu kısa vade körlüğüdür, yani çok uzun bir süre enflasyonist ortamda yaşadığı zaman ülkeler profesyonelleri de, ekonomi yönetimindeki insanlarının önemli bir bölümü de, aman ben daha yarını çıkarayım bu bana yeter, önümüzdeki haftayı çıkaralım bu bize yeter diye böyle bir profesyonel körlük, kısa vade körlüğü içerisinde olurlar.

Meselâ, hapishanelerde uzun süre kalmış olan insanlarda -öyle bir araştırma okumuştum ben- göz kasları zayıflarmış, yani hep kısa, ufuk olmadığı için kısa mesafelere bakmaya alışkın olduğu için hapishaneden çıkınca?

YAŞAR ERDİNÇ - Çok ilginç?

İLHAN KESİCİ- Uzun mesafelere bakmakta çok önemli ölçüde müşkülat çekermiş. Şimdi bu aynı profesyonel körlüğe benziyor, bizim göz kaslarımız, yani uzun mesafelere bakması icap eden göz kaslarımız zayıflamış vaziyette. Tabîî ekonomi yönetiminin bir bölümünün bu kısa vade körlüğünden çıkması lazımdır. O çıkması beklenen yer ve Anayasayla görevi tadat edilmiş olan yer Devlet Planlama Teşkilatı.

Çeşitli münasebetlerle İstanbul'da da, Türkiye'de de Devlet Planlama Teşkilatının zannedildiği, böyle merkezi planlama anlayışı içerisinde olduğu zannedilir, bu zan yanlıştır. Biz hiçbir dönem merkezi planlama anlamında planlama çalışması yapmadık.

Tabîî 1960'ta kurulmuş bir organizasyondur, 2000'de yenilenmesi lazımdır. Bunun adına meselâ ?Stratejik planlama teşkilatı? demek daha doğrudur ve bunun işi söylediğiniz perspektife yaklaşmaktır. Diğer herkes, yani ekonominin diğer organizasyonları, Merkez Bankası ve bankalar sistemi?

YAŞAR ERDİNÇ - 5 yıllık kalkınma planları falan vardı, şu anda da, yani hiç gündemde, hiçbir şekilde böyle bir şey yok yani.

İLHAN KESİCİ- Kimse böyle yıllar, 5 yıllar, 10 yıllarla bakma şeyinde değil. Günlük hayatı yaşayanlar elbette bakmak durumunda olmazlar, ama devletin bu tür perspektiflerinin olması lâzım.

YAŞAR ERDİNÇ - Evet son 1 dakikamız.

İLHAN KESİCİ- Plan demeyelim bundan sonra, yani 5 yıllık plan demek sanki biraz bağlayıcı, zorlayıcı filan anlamına gelir ama, 5'er yıllık, 10'ar yıllık perspektiflerle de bakabilir olması lâzım bir devletin, bir organizasyonunun.

YAŞAR ERDİNÇ - Evet, Sayın Kesici gerçekten saat biz 9'u 12, 13 geçe başladık, ben sürenin nasıl geçtiğini anlamadım ama, inanılmaz bir şekilde oldukça önemli bilgiler elde edindik sizden.

Benim bu programda aldığım bir ders var. O da doğru sözü doğru platformda, doğru dozajda, doğru ağızdan söylemek gerekiyor. Gerçekten bu şu an çektiğimiz ekonomik sıkıntılarda çok büyük payı var, çünkü bu doğru yapılmazsa güven ortadan kaybolabiliyor.

Ben, bakıyorum şimdi Hazine Müsteşarının gitmemesi Amerika'ya, onun yerine başkasının gidecek olması vesaire, bir anda işte açıklamalar yapılması, dediğiniz gibi bir bakandan bir açıklama, bir bakandan bir açıklama yapılması, gelmesi hakikaten en azından piyasalar açısından zorluk yaratıyor.

Çok teşekkür ediyorum programıma katıldığınız için.

İLHAN KESİCİ- Ben de size çok teşekkür ediyorum.

YAŞAR ERDİNÇ - Gerçekten çok keyifli bir sohbet oldu.

Sevgili seyirciler, bugün de ?Paranın Rotası?nın sonuna geldik ve saat 13.30'da Ilgaz Gürsoy'la seans arasında yine birlikte olacağız.

Şu aşamada piyasalar 10 bin 338'de Borsa geriliyor, 174 puanlık bir gerileme söz konusu, dolar 1 milyon 651 bin liradan bankalar arası döviz piyasasında ve faizde de az önce yüzde 63 olan değerlerin 3 Mart kağıdında 63.60 olduğunu görüyoruz. Hafif bir yükseliş var faizlerde de.

Evet bu şartlar altında en azından biraz daha temkinli davranmak gerekiyor alım için.

Saat 13.30'ta tekrar görüşmek dileğiyle hoşça kalın diyorum, bizi izlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.

İyi günler efendim.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.