Facebook
Twitter
Siyasetin Asıl Derdi Müşküldeki İnsanlardır
Turhan Salman | Başkent TV - B Şıkkı Programı | 16.6.2006
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

TURHAN SALMAN- İyi akşamlar sayın seyirciler, "B Şıkkı Programı"na hoş geldiniz.

Ekonomik tablo hiç de iç açıcı değil, önemli ölçüde dış ticaret açığından kaynaklanan cari açık her geçen gün biraz daha büyüyor. Yüzde 5 olarak öngörülen enflasyon hedefi şimdiden şaştı, yıl sonunda çift haneli rakamlara dönüşmesi kaçınılmaz gibi gözüküyor.

Ülkeye gelen yabancı sermaye yatırıma değil Borsaya gidiyor. Doğal olarak Borsanın kontrolü de yabancıların elinde. Kayıt dışılık yüzde 50'ler düzeyinde, istihdam açığı her geçen gün büyüyor. Başta da ifade ettiğim gibi tablo hoş bir tablo değil. Bunun siyasetteki etkileri de ortada, iktidar giderek hırçınlaşıyor. Bu hırçınlığın temelinde ülkenin 80 yıllık Anayasal sistemi ile kavgalı olmalarında payı büyük.

Muhalefet ise tam anlamıyla bir alternatif olamamanın sıkıntısını yaşamakta. Kısacası siyaset mi ekonomiyi belirliyor, yoksa ekonomi mi siyaseti; bunun yanıtını bulmak, yumurta mı tavuktan çıkıyor, yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar; sorusunun yanıtını bulmak kadar zor. Ama, benim bu akşam hem ekonomi hem de siyasette engin deneyimleri olan değerli bir konuğum var, behiyatı ondan alabiliriz; Sayın İlhan Kesici.

Efendim hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

TURHAN SALMAN- Siz 20'nci dönem milletvekilisiniz, hem de daha önceden Devlet Planlama Teşkilatı gibi önemli bir kurumun Müsteşarlığını yürütünüz.

Evet ben böyle sundum. İsterseniz ekonomiden siyaseti, ekonomiden alarak siyasete doğru dönelim. İsterseniz siyasetten alıp, çünkü onların yapıları belki de ekonomiyi bozan uygulamalardır, o tarafa götürelim.

Söz sizin hangisini, nasıl arzu ederseniz öyle; buyurun efendim.

İLHAN KESİCİ- Evet, çok teşekkür ediyorum.

Aslında, yani siz olağanüstü güzel bir özetlemede bulunmuş oldunuz, bize de fazla lâf kalmadı ama, o sizin söylediğiniz...

TURHAN SALMAN- Efendim daha 1 saat vaktimiz var, öyle derseniz programı bitiremeyiz.

İLHAN KESİCİ- Hayır hayır, memnuniyetle bitiririz daha. Fakat, çok derli toplu bir özetti, Türkiye'nin içinde bulunduğu hali tam anlatan bir şey.

Bu siyasetle ekonomi birbirinin içerisinde olması gereken bir şey, siz de zaten ifade ettiniz açılış konuşmasında.

Şimdi, siyaset ne için yapılır'dan bakmak lâzım herhalde. Yani, millet siyaseti ne için yapıyor, yani küfrü doldurmak için mi yapıyor, cebini doldurmak için mi?

TURHAN SALMAN- Yo yo, onu şimdi yapanlar var yani.

İLHAN KESİCİ- Yapanlar filan var ama, siyasetin asıl derdi müşküldeki insanlar için yapılan bir şey. Yani, siyaset fakir fukara için yapılır, acze düşmüş insanlar için yapılır, onları korumak kollamak için yapılır, herhangi bir şekilde müşkülatı olan insanların müşküllerini çözmek için yapılır.

Şimdi, eğer böyle yapılması halinde bunun, bu müşkülatların çözümü ekonomiyle ilgili. Yani, şimdi bazen çok sofistike, bazen çok entelektüel, seviyesi yüksek tartışmalar filan yapılıyor, tarifler filan da yapılıyor. Ben o tariflerden yana değilim normal şartlarda.

Şimdi, akşam yemeğinde lâfı bazen çok biz şey yapıyoruz, süslemeye çalışıyoruz, püslemeye çalışıyoruz. Siyaset ne için yapılacak? Akşam yemeğinde bir aile toplandı. Şimdi, bizim programımız bitecek, Allah kısmet ederse siz ailenizle birlikte olacaksınız, biz ailemizle birlikte olacağız, seyircilerimizin büyük bir bölümü ailesiyle buluşmuş, birleşmiş olacak, babalar işten gelmiş olacak filan.

Akşam yemeğinde bir aile ne konuşuyor ise, orada ne dertleri var ise siyasetin asıl konusu orası.

TURHAN SALMAN- Olması gerekir.

İLHAN KESİCİ- Evet, doğrusu odur.

Şimdi, akşam yemeğinde ne konuşulacak? Bulgur pilavı yağı azdı, çoktu, türlü yaptınız eti azdı çoktu, efendim öbür yemeklerin şurası böyleydi böyleydi. Bunun adı geçim, yani bu geçim, geçimle ilgili bir tarafı var. Bu ekonomi demek yani. Hayat standardının ailelerin gelirlerinin azlığı veya çokluğu.

Allah ne verdiyse yedik. Ondan sonra, biraz karnımız doyduktan sonra netice itibarıyla her ailenin, Türkiye'de 13,5 milyon aile var, biz buna kabaca 14 milyon aile diyelim. Bu 14 milyonun hepsinin, 4 milyonu hariç 10 milyonu çocuklu, bunlardan her evde en az bir tane lise mezunu olan veya üniversiteyi bitirdi, bitiriyor olan bir oğlan bir kız evladı var her ailenin. Karnımız doyduktan sonra, yemekten sonra ya bu kızı hâlâ işe sokamadık, bu oğlanı hâlâ üniversiteyi bitirmiş olmasına rağmen veya bitirecek önümüzdeki ay, önümüzdeki sene. Bu oğlana nasıl iş bulacağız derdi.

Şimdi, o zaman başlıyor Ahmet Beye mi acaba rica etsek, Mehmet Beye mi söylesen filan. Demek ki birinci bölümü aş, işin ekonomiyle ilgili olan bölümü. İkinci bölümü yine ekonominin bir alt başlığı mahiyetindedir ama, ayrı bir bahis gibi ele alırsak istihdam, iş.

Asıl siyasetin asıl konusu budur. Bunun dışında yapılan her lâf lüzumsuz lâflardır. Bunu takip edecek?

TURHAN SALMAN- Bizde genellikle lüzumsuz lâflar yapılıyor siyasette.

İLHAN KESİCİ- Bunu takip edecek olan hallerden bir tanesi, şimdi özellikle Büyükşehirlerde, İstanbul, Ankara, İzmir'de şehrin asayişiyle ilgili bir huzur, güven işi var. Tabîî o?

TURHAN SALMAN- Özellikle İstanbul o konuda çok farklı bir kent.

İLHAN KESİCİ- Yani, diğer taraflarda filan da var ama, bu medya neredeyse orada bir şey oluyorsa oluyor, medyanın gözü önünde bir olay.

TURHAN SALMAN- Biraz dediğiniz de doğru ama, İstanbul da ayrıca hakikaten, yani farklı.

İLHAN KESİCİ- Duydunuz mu, işte Fatma Hanımın, Ayşe Hanımın, işte Nişantaşı'ndayken, Teşvikiye'de iken filan mahallede, filan semtte işte çantasını elinden kapmaya çalışmışlar, cep telefonu olan bir insanı işte cep telefonunu almak için şu hale getirmişler. Demek ki, bir alt başlık da huzur güven.

Birazcık daha?

TURHAN SALMAN- Bu da ekonomiye bağlı dediğiniz gibi.

İLHAN KESİCİ- Bu da ekonomi ve devlet düzeniyle ilgili. Birazcık daha bakarsak eğer devletin saygınlığıyla ilgili. Avrupa Birliğinden filan ülkenin efendim dışişleri bakanı gelmiş veya herhangi bir komisyonunun başkanı veya sözcüsü gelmiş, işte Türk Devleti böyle etmemelidir, şöyle etmelidir demiş. Güneydoğumuzda, yani Irak'ta, Suriye'de, İran'da, vesairede, yani üç kuruşluk insanlar filan devlet yöneticileri, böyle bir külhan edasıyla bizim devletimizle ilgili, devlet yönetimimizle ilgili bir şeyler filan söylemişler. Bu da rahatsız eder, bu da siyasetin ana konusu.

Ama, biz şimdi?

TURHAN SALMAN- Bunu da son zamanlarda sıkça yaşıyoruz.

İLHAN KESİCİ- Çok sıkça yaşıyoruz.

Demek ki, biz şimdi iki ana şeye bölersek eğer, bir; demek ki, akşam yemeğinde konuşulan konu neyse siyasetin konusu o olmalıdır. Bir hükümet eğer iftihar edecek ise işte bu akşam yemeğindeki sohbetlerde demelidir ki, ben iktidara geldiğim gün, meselâ bu Hükümeti alırsak elimize, AKP 2002'nin sonunda geldi. Ben iktidarı aldığım gün akşam yemeğindeki sohbetler, yemeklerin mahiyeti ve miktarı şu idi, bunu şu ettim. İstihdam şu idi, işsizlik bu idi, işsizliği şu kadar indirdim veya iş gücünü şu kadar artırdım.

Hadise bu kadar sadedir. Bunun dışında edilen her lâf ister muhalefet partileri etmiş olsunlar, ister iktidar partisinin sözcüleri etmiş olsunlar bütünüyle lüzumsuz lâftır, karın doyurmayan lâftır. O yüzden bu tabir de, ?ya kardeşim çok iyi konuşuyorsun, çok güzel konuşuyorsun ama, bu lâflar karın doyurmaz? diye Türk atasözü haline gelmiş olan bir şey var, bir özdeyiş var, işte o bunu gösteriyor.

Benim görebildiğim kadarıyla, sizin başlangıçta ifade ettiğiniz kadarıyla ne Hükümet bu işlerin tam sahibi ve sorumlusu gibi görünüyor, ne muhalefet partileri bu işlerin sahibi ve sorumlusu gibi görünüyor. Türkiye işte öyle bir acze düşmüş, müşküle düşmüş, kime oy vereceğini, daha henüz oy vakti de gelmedi, oy sezonu daha açılmadı, ama şimdiden normal şartlarda 1,5 yıl civarında bir şey var genel seçime. Ama, şimdiden tasası düştü kime oy vereceğiz, oy verecek birisini arıyoruz filan gibi.

TURHAN SALMAN- Peki bu konu açılmışken hemen isterseniz bunu sorayım. Yani, bir genel yaklaşım bu yılın içerisinde de olması için muhalefet bastırıyor. Bir de Türkiye'nin bu konuda bir geçmişten gelen alışkanlığı var, 4 yılı hiç aşmamış bizde seçim süreci. 5 yıl olarak kararlaştırılmış ama, 5 yıla hiç kalmadan 4'üncü yılda biz seçim yapmışız, hatta 3,5 yılda yapmışız.

Sizin bir deneyimli siyasetçi olarak bu konudaki yaklaşımınız nedir, bu yıl içinde seçim bekliyor musunuz?

İLHAN KESİCİ- Evet, normali o, ben şimdi beklemiyorum. Yani, Türkiye seçim yaparsa daha iyi olur diyorum, onu şimdi söylerim. Muhalefet bastırıyor filan dediniz, bence mırıldanıyor. Yani, böyle bir bastırmayı, bastırma tabirini hak edecek bir davranış içerisinde filan değil. Yani, hem parlamentoda 150 civarında milletvekili olan Cumhuriyet Halk Partisi var, grubu olan Anavatan Partisi var, birkaç tane milletvekili olan Doğru Yol Partisi var. Bütünüyle parlamentonun dışında olan Milliyetçi Hareket Partisi var mevcut partilerimiz itibarıyla.

Bunlar bir şeyler söylüyorlar, ama böyle bir bastırma, sizin söylediğiniz tarzda bir bastırma hadisesi?

TURHAN SALMAN- Yani, sık sık dile getiriliyor anlamında söyledim. Evet, bastırmadan kastınızın ne olduğunu?

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu normali tabîî bütün dünyada bu genel seçimler 4 yılda bir, 4 yılda bir genel seçimin önünde veya arkasında dünyada seçim yapan hiçbir demokratik ülke yok.

Bizim normalimiz de o, 1980'den önce zaten son tarih 4 yıl idi, 1980'den sonraki, 1982 Anayasasına göre son tarih 5 yıl olmakla birlikte Türkiye 1983'te seçim yaptı, 1987'de yaptı, 4 yıl. 1987'de yaptı, 1991'de yaptı, 4 yıl. 1991'de yaptı, 1995'te yaptı 4 yıl. 1995'te yaptı 1999'da yaptı 4 yıl. 1999'da yaptı, 2002'de yaptı, 3,5 yıl. Demek ki normali, Türkiye'nin de böyle bir normali var. Yani, 4 senede yapılması lâzım. 2002'nin sonunda yapıldı, 2006'nın sonunda, yani bu içinde bulunduğumuz yılın sonunda seçim yapılması Türkiye'nin normalidir.

Peki, bu normali neden zorlanıyor. Burada akla şu geliyor: Bütün bunlardan önceki parlamentolarda olmayan bir hâl var şimdi bizim parlamentomuzda, 360 milletvekilli tek bir parti var. Olağanüstü yüksek bir parlamenter sayısı olan bir şey.

TURHAN SALMAN- Seçim sistemimizin sayesinde gerçekleşmiş.

İLHAN KESİCİ- Seçim sistemimizde, bunun garabeti şudur, çeşitli münasebetle?

TURHAN SALMAN- Yüzde 15 oyla Türkiye'nin yüzde 70'ini, yani parlamentonun 70'ini elde etmiş oluyor.

İLHAN KESİCİ- Bu bir meşruiyet tartışması değildir ama, sizin ifade buyurduğunuz gibi her zaman vurgulanmasında bence haklılık olan, doğruluk olan, vurgulanması icap eden bir haldir.

Şimdi, bu parlamentonun içerisinde oyların yüzde 34,5, 34-35 diyelim ona, Adalet ve Kalkınma Partisinin oyu var, yüzde 19 küsur Cumhuriyet Halk Partisinin oyu var, 35 artı 19 eşittir 54. Demek ki Türkiye seçmeni, daha doğrusu seçimde oy vermiş olan insanların yüzde 50'si parlamentonun dışında. Türkiye seçmen topluluğu itibarıyla bakılırsa bu oran AKP için 26, Cumhuriyet Halk Partisi için 16-17 civarında bir rakam. Demek ki 26 artı 16, 42-43, Türk seçmeninin, toplam Türk seçmeninin yüzde 43'ü parlamentoda, yüzde 57'si parlamento dışında.

TURHAN SALMAN- Yüzde 25'inin verdiği oyla da bir parti tek başına iktidar.

İLHAN KESİCİ- Anayasa değiştirecek çoğunlukta iktidar.

Şimdi, bu yine bir meşruiyet tartışması anlamında söylüyor değilim ama, hem Türkiye'nin bunu her an dikkate alması lazımdır, söylemesi lazımdır.

TURHAN SALMAN- Yani burada, pardon?.

İLHAN KESİCİ- Hem de iktidar olan partinin bunu böyle kabul etmesi lazımdır.

TURHAN SALMAN- Bunun da meşruiyet tartışması da olabilir diye düşünüyorum. Yani, kuralları böyle koyarsanız, yüzde 10 gibi bir baraj koyarsanız, yani bu yüksek bir baraj Türkiye için.

İLHAN KESİCİ- Yok o zaman adama derler ki, Turhan Bey bu siyaset şeyinde, kardeşim bu kurallar senin için de geçerli değil miydi, sen yüzde 35 oyu alsaydın.

Burada hedef şudur: Yani, edep erkân?

TURHAN SALMAN- Vatandaş olarak söylüyorum, siyasi çizgi olarak söylemiyorum.

İLHAN KESİCİ- Evet, edap erkân şunu icap ettirir: Her ne kadar bu seçim sistemi ve başka sebepler dolayısıyla benim 360 tane milletvekilim var ise de, benim aldığım oy, halktan aldığım, Türk seçmenin toplam en çok yüzde 25'i, 26'sı bana oy verdi. Seçime iştirak etmiş olan geçerli oyların da en çok yüzde 34,5'ğu oy verdi. Ben yapacağım işleri bunu dikkate alarak yapmalıyım demek iktidara düşen bir sorumluluktur.

İktidara düşen bir devlet erkânı, bir devlet edebi anlayışı olmalıdır ve ona düşen bir sorumluluk olmalıdır.

TURHAN SALMAN- Biraz da demokrasi kültürünün gereği galiba ama?

İLHAN KESİCİ- Hem demokrasi kültürünün gereği, hem de insanî, insanî olarak. Yani, ?Ali kıran baş kesen? diye bir lâf var şimdi bizde, Türkiye'de. Ben Sivaslıyım, Orta Anadolu'nun her tarafında var, bütün Türkiye'de de olduğunu biliyoruz. Ya anladım da kardeşim, yani aldığın yüzde 25 oy, bilemedin seçmenlerin, yani geçerli oyların yüzde 35'i. Bu Ali kıran baş kesenlik nedir? Yani, Türkiye'de yüzde 35 oy ne zaman alındı? Meselâ, 1973 yılında Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 37 oy aldı, tek başına iktidar olamadı. 1977 yılında yüzde 41,5 oy aldı, tek başına iktidar olamadı.

Demek ki bunu da dikkate almak lazımdır, yani her ne kadar seçim sistemi münasebetiyle böyle olduysa bile siz Ali kıran baş kesen olmamalısınız, olmamanız icap eder.

O zaman benim 360 milletvekilim var, ben istersem seçimi 5'inci senenin en sonuna kadar götürürüm demek veya Türkiye'yi rahatsız eden çok önemli birtakım kararlar var, bunları benim Meclisteki 360 milletvekilliğim çoğunluğuma dayanarak ben dilediğimi yaparım demek vicdanları rahatsız eder. Bence Türkiye'de vicdanlar rahatsız.

Bu milletvekillerinin ayrıca nasıl geldikleri, Sayın Başbakanın da kendi ifadesi var. Şimdi biz de en diktatör, padişah olarak, öyle değildir ama, kim bilir II. Abdülhamit Han. Yani, Abdülhamit Han bir mülkün padişahı idi, parlamentosu da vardı 1876 ilk, bizim Birinci Meşrutiyet Parlamentomuz vardı, Meclisi Mebusan vardı, Meclisi Ayan vardı. Abdülhamit Han padişah iken o Meclisin en çok 5'te birini seçme hakkına sahip idi.

Şimdi, düşünün ki padişahlık rejimi var, demokrasi memokrasi filan değil. Bir padişah en, yetkileri en ileri olan padişah parlamentosunun ancak en çok yüzde 20'sini, 5'te 1'ini seçmeye muktedir. Ama, şimdi 360 milletvekilinin tamamı Recep Tayyip Erdoğan Bey tarafından eliyle yazılmış olan milletvekilleridir. 150 milletvekilinin tamamı da veya işte 180, her ne kadar ise Cumhuriyet Halk Partisinde birazcık daha farklı olmakla birlikte. Yani, orada ön seçim yapılan yerler vesaireler filan oldu biliyoruz. Deniz Baykal beyin yazdığı listeler.

Bundan sonra seçim yapılacak olmuş olsa, hadi diyelim ki bu parlamentonun işi yani, bundan sonra seçim yapılacak olmuş olsa aynı şey. O yüzden Türk demokrasisi, yani biz her ne kadar demokrasimiz var, demokrasimiz var, demokrasimiz var demiş olsak bile ne dünya bizdeki halin adına tam demokrasi diyor ne bizim vatandaşımız tam demokrasi diyor.

Şimdi, siz Ankara'dasınız, ben İstanbul'dayım, evim İstanbul'da. Bizim önümüzde bir liste çıkarıyorlar. Sadece 1'den 23 kişilik, 25 kişilik bir seçim bölgesi bizim seçim bölgemiz. 1'den 25'e kadar milletvekili adaylarının isimlerini yazdıkları bir liste. Canın isterse oy ver, canın isterse oy verme diyor.

O yüzden seçime iştirak de yüzde 25'i Türkiye'nin seçime iştirak etmedi.

TURHAN SALMAN- Ceza maddesi olmasına karşın.

İLHAN KESİCİ- Ben buna demokrasi demiyorum diyor. Seçime iştirak etmiş olan insanlar, bizler, ben ettim. Ama, içimiz ısınarak oy veriyor filan değiliz. Şimdi, diyelim ki, bazen şimdiki Sayın Başbakan benden evvel nasıldı filan gibi, benden önce niye yapmadılar filan, bu mazeret olabilir mi, yani?

TURHAN SALMAN- Ayrıca Türkiye'de bunlar yapıldı bir dönem, yani 1980 öncesinde bütün partilerde ön seçim yapmak kanuniydi.

İLHAN KESİCİ- 1980 öncesindeki partilerin hem iç düzeni, iç çalışma düzeni, hem parlamentonun iç çalışma düzeni şimdikiyle kıyaslanmayacak ölçüde daha demokrattır.

Şimdi, bu bazen eskiye mi özeniyorsunuz filan gibi şeyler olur. Ama, particilik anlamında 1980 öncesindeki Cumhuriyet Halk Partisi, 1980 öncesindeki?

TURHAN SALMAN- Adalet Partisi?

İLHAN KESİCİ- Adalet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Millî Selamet Partisi vesaire tamamı şimdi partilerden çok daha demokratik bir iç işleyiş mekanizmasına sahipti.

TURHAN SALMAN- Bunların içerisinde bir galiba Millî Selamet Partisi, kendi nabız yoklaması filan diye uygulamada şey yapıyordu ama, diğer partiler dediğiniz gibi?

İLHAN KESİCİ- Bu hadise çok çetrefil bir hadise değil Turhan Bey. Yani, diyelim ki, onlar da demokrat filan değildi, zaten bu partilerin tamamını 2002 seçiminde Türk seçmeni reddetti. Yani, aşağı yukarı 50 yıldır büyük bir bölümü iktidar olarak geçmiş olan, atalarıyla beraber Doğru Yol Partisini Meclisin dışında bıraktı. 1980'den sonra Türkiye'yi önemli ölçüde idare etmiş partilerden Anavatan Partisini bütünle?

TURHAN SALMAN- Yok etti.

İLHAN KESİCİ- Yok etti. İşte?

TURHAN SALMAN- Alınmasınlar ama öyle yani.

İLHAN KESİCİ- Bizde neredeyse birinci parti haline getirdiği Milliyetçi Hareket Partisini parlamentonun dışına itti. İşte Türkiye'de şu kadar Başbakanlık yapmış olan Bülent Ecevit Beyin partisini bütünüyle parlamentonun dışına?

TURHAN SALMAN- O siyasette bir rekor. Yüzde 22'den yüzde 2'ye düşmek gibi.

İLHAN KESİCİ- Bunun bir tane sebebi var. Türk milleti dedi ki, 2002'ye gelirken, daha önce iyi hizmetler yapmış olabilirsiniz, yaptığınız iyi hizmetleri şimdi size teşekkür filan da ederim, ama şu geldiğiniz 2002'deki haliniz beni hiç tatmin etmiyor dedi, hepsini elinin tersiyle itti.

TURHAN SALMAN- Şimdi yeniden sandık geldiğinde vatandaş aynı şeyi söyleyecek durumda değil mi?

İLHAN KESİCİ- Elbette.

TURHAN SALMAN- Fazlasıyla.

İLHAN KESİCİ- Şimdi elbette. Şimdi elinde bulabildiği bir tek Adalet ve Kalkınma Partisi vardı, bunlar da alladı pulladılar, biz yeniyiz dediler, eski tecrübe, eski şeylerimiz varsa bütün bunlardan ders aldık, bunları da bıraktık. İşte ceketimizi çıkarttık?

TURHAN SALMAN- Değiştik dediler.

İLHAN KESİCİ- Eski gömleğimizi bıraktık, eski ceketimizi çıkarttık, pantolonumuzu değiştirdik vesaire böyle dediler. Bunun aslında ayrıca bu parti programına da, parti tüzüğüne intikal eden bölümleri de vardı. Yani, AKP'nin bir parti tüzüğünde birinci, ilk şeyde, yani ilk kongresinden itibaren hemen değiştirdikleri bir tüzük var. Bu şimdiki hale göre daha demokratik denilebilecek olan tüzük hükümlerini de muhtevi idi. Yani, milletvekilleri şöyle seçilecek, efendim seçildikten sonra özgürlükleri böyle olacak filan anlamında.

Şimdi, son bir arkadaşı ihraç ettiler, Hatay Milletvekili Fuat Geçen Beyi, Afyon Milletvekili bir arkadaşımız var, Mahmut Koçak, onu ihraç edilmek üzere veya Disiplin Kuruluna verdiler ifadesi alınmak üzere. Şimdi, benim hoşuma giden bir tabir bulmuşlar, yani AKP'nin milletvekilleri bulmuşlar, benim de hoşuma gitti, sizinle paylaşmak isterim ben.

AKP ne demek; Adalet ve Kalkınma Partisi. A'yı ağzı kapatılanlar partisi, AKP, ağzı kapatılanlar partisi. Sayın Başbakan ne diyor; yani bir işine geldiği zaman demokrasi filan diyor, işine gelmediği zaman Cumhurbaşkanlığı seçimi söz konusu olduğunda bir tek ben konuşacağım, benden başka hiçbir arkadaşım konuşmasın filan gibi.

TURHAN SALMAN- Sayın Başbakanın çok eski de bir sözü var, demokrasi benim gideceğim yere kadar bineceğim taraftadır diye.

İLHAN KESİCİ- Şimdi, buradan muradımız şu: O zaman, yani Türk milletinin bundan beklemesi icap eden, bunu bizim dillendirmemiz, başkalarının dillendirmesi icap eden hadise şudur, muhalefetin de dillendirmesi icap eden hadise şu: Bir kere bu Türkiye'nin demokratikleşebilmesi için Türkiye'ye demokrasi anlamında herhangi bir siyasi iktidarın 5 kuruşluk faydasının olabilmesi için partisinin içinde demokrasi olması lâzım değil mi?

TURHAN SALMAN- Bu maalesef Türkiye'deki partilerin hiçbirinde yok.

İLHAN KESİCİ- Partinin içinde demokrasi olmayan bir siyasi heyet nasıl olup da Türkiye'yi demokratikleştirecek? Bu önce demek ki bu parti içi demokrasi denilen şey gerçek anlamda kurumsallaştırılarak, sadece lâfla değil, programlarında ve tüzüklerinde amir hükümler koyarak böyle bir hâl olması lâzım.

İki, demin ben o bizim önümüze 23 kişilik bir parlamenter listesi veriyorlar, ister seç ister seçme diyorlar. Demek ki bu biz istediğimizi seçebilen, istemediğimizi seçmeyen bir seçmen konumunda değiliz. O zaman bu halksız bir demokrasi. Yani, demokrasi gibi bir şey var, ama halkın iştiraki yok.

TURHAN SALMAN- Bunu eleştirdiniz, bu sistemi eleştirdiniz, yalnız bütün milletvekili adaylarının başkanlar, parti başkanları tarafından belirlenmesinden kaynaklanan bir şey midir? Yoksa meselâ başka öneriler de var, daha önce sistemi, yani bire bir seçmeni tanıyarak?

İLHAN KESİCİ- Ben bütün seçim bölgelerinin, yani normalinde Türkiye onun üstünde çalışmalıdır, konuşmalıdır, düşünmelidir, düşünenleri, konuşanları, çalışanları var. Ama, eskiden beri de söylediğim bir şeydir, şimdi yeni bir, yani şimdi mi aklınız başınıza geldi denilebilir, bazen bu Sayın Başbakan da rakipleriyle ilgili, muhataplarıyla ilgili böyle şeyler filan söylüyor.

Bunları da kale alarak yeni bir web sitesi, işte 1 hafta 10 gün içerisinde Allah kısmet ederse açacağız. Orada geçmişten bu yana yaptığımız bütün televizyon konuşmalarının deşifreleri de var, 1991'den bu yana, yani Planlama Müsteşarı olduğumdan bu yana gazetelerde yaptığımız bütün röportajları olduğu gibi, virgülüne dokunmadan bu da var.

Buradan söylemek istediğim şu; Türkiye'de her seçim ister milletvekili seçimi olmuş olsun, ister Odalar Birliği seçimi olsun, ister Ziraat Odaları seçimi olsun, ister Tabip Odaları seçimi olsun, ne ister Kahveciler Derneği, ister Manifaturacılar Derneği, Berberler Derneği, ne kadar seçim var ise, Şoförler Derneği, her seçim Türkiye'de milletin içine sinmesi için, o derneğin temsilcilerinin içine sinmesi için bir kere iki tur olması lâzım. Bu iki tur demek, yani sürprizlerin en aza indirilmesi lazımdır ve illa da 1 kişilik seçimler halinde olması lazımdır. Bilemedin 2 kişilik, milletvekili bazına getirdiğimiz zaman bilemediniz işte 1 kişilik yaparsanız bunu adı dar bölge seçim sistemidir. 2-3 kişilik dar bölge halinde de getirebilir, bunun çalışmaları da yapıldı Türkiye'de, daha ciddî bir şekilde de ortaya konulabilir.

Bu da daraltılmış bölge. Ama, 3 kişi de olsa, 1 kişi de olsa, 3 kişi de olsa demek ki seçim bölgesi daralır, oranın seçmenleri kimi seçeceklerine?

TURHAN SALMAN- Daha yakından tanır diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Icığını, cıcığını bilecek tarzda tanır. Amerika'da başkanlık seçimini nasıl bizden önce başlıyor, adamın cemazüyelevveli, 40 sene evvel ne yapmış, 30 sene evvel ne yapmış, karısı ne yapmış, kızı ne yapmış, filan ne kadar yakını filan varsa önemli ölçüde ne yapmış hepsi şeye dökülüyor. Zaten kendisine güvenemeyen insanların önemli bir bölümü Amerika'da böyle olduğunu bildiği için piyasaya çıkamıyorlar. Yani, piyasaya çıkanlar muhtemelen kendilerini en temiz gören insanlar.

Eğer, ben inanıyorum ki, eğer milletvekilleri ister 1 kişilik seçim bölgeleri halinde, ister 2-3 kişilik daraltılmış seçim bölgeleri halinde olsun. İki, illa da bir ikinci tur olsun. Çünkü, birinci turda herkes aşağı yukarı ben Turhan Beyi istiyorum, ben İlhan Beyi istiyorum filan der. Ama, görür ki, o bölgeyi temsilen, o derneği temsilen seçilecek olan insan sadece Turhan Bey yüzde 25, en çok oy aldı, yüzde 25 oy aldı seçildi, yüzde 75 hemen diyor ki, ben Turhan Beyi istemedim ki veya İlhan Beyi istemedim ki.

TURHAN SALMAN- Anlıyorum.

İLHAN KESİCİ- O zaman ikinci tur olduğunda illa da her seçilen insan, her göreve seçilen insan yüzde 50'nin üstünde bir oyla seçilmiş olur. Bu Türkiye'yi rahatlatacak bir şeydir.

Bir üçüncü bölümü bunun şudur, faydası. Genellikle ikinci turda bir insanın seçilebilmesi için, ister bir partinin, ister bir insanın seçilebilmesi için veya heyetin illa da daha ılımlı tipte insanlar olması lazımdır. Yani, elden oy alabilecek, sadece kendi illa da senin kendi katı particinden oy alman yetmiyor o zaman, eğer illa da ben katı particimden oy alacağım diye aday gösterirseniz hiçbir adayınız kazanamaz. Demek ki elden oy alacaksınız.

Şimdi, bizde yine bir lâf var Anadolu'da, ?Harman yelle olur, düğün elle olur? derler. Harman yel ile düğün el ile. Demek ki el olmadan yapılan düğün sadece akrabaların toplandığı bir düğün düğün sayılmaz, el olacak, yabancılar olacak. Efendim, eşiniz dostunuz, hımsınız vesaire.

Demek ki bir insanın saygıdeğer bir parlamenter olabilmesi için de sadece kendi partililerinin sevmeleri yetmez, öbür partililerden de icap ettiğinde oy alabilecek insanlar olabilir olmalıdır ki, öbür insanın da içine ferahlık gelsin, içine rahatlık gelsin.

Şimdi, biz bunu hep söyleriz ama, bu Hükümetten illa bekleriz. Neden bu Hükümetten illa bekleriz? Bu Hükümet istese bütün bunları bir saniye içerisinde halleder. Neden; 360 tane milletvekili var.

TURHAN SALMAN- Değiştirmek gücü var, evet.

İLHAN KESİCİ- Ben seçim sistemini 2 tur ettim dediği gün ertesi gün Türkiye'de her seçim 2 turludur. Ben seçim bölgelerini daralttım, 1 kişilik veya 2 kişilik seçim bölgeleri yaptım dediği gün ertesi gün böyle bir sistem yapılmış olur. Bunu bundan evvelki meselâ Milliyetçi Hareket Partisinden beklemek haksızlıktır, çünkü o buna niyetlendiği anda onun parlamenter aritmetiği tek başına yetmez, diğer partilere yetmez. Cumhuriyet Halk Partisine yetmez, Doğru Yol Partisine yetmez, Anavatan Partisine, DSP'ye filan yetmez idi. Ama, AKP'den herkesin bunu isteme hakkı vardır. Çünkü, eğer bu iyi bir şey ise bir dakikada ertesi gün bunu yapar.

Cumhurbaşkanını seçecek Türkiye. Şimdi Sayın Başbakan uçaklarda demeç veriyor, daha önce de buna benzer işler olurdu. Bunu biz seçeceğiz, halk seçmeyecek diyor. Halbuki daha önceki söylemlerde bütün siyasetçiler için en kutlu varlık kim olmalıdır? Siyasi anlamda en kutlu varlık halk olmalıdır.

TURHAN SALMAN- Halk olmalıdır.

İLHAN KESİCİ- Zaten insan eşrefi mahlukat, yani bizim inancımıza göre de yaratılmışların en şereflisi insan, bu birey. Siyasetin en kutlu varlığı halkın tamamı, halk. O zaman neden halk seçmesin yani, öyle değil mi?

TURHAN SALMAN- Efendim, Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinde konuşuruz, bir kısa aramız olacak.

İLHAN KESİCİ- Hay hay.

TURHAN SALMAN- Sayın izleyenlerimiz 4 dakika bir reklam aramız var, sonra tekrar birlikte olacağız.

(Reklam arası)

TURHAN SALMAN- Evet, sayın izleyenler yeniden B Şıkkı Programındayız konuğumla birlikte. Sayın İlhan Kesici ile birlikte Türkiye'nin siyaseti ve ekonomisini ayrı ayrı değerlendiriyoruz. Siyasetten girdik, daha ekonomiye dönmedik, ama vaktimiz var.

Şimdi efendim bir ara vermeden önce Cumhurbaşkanlığı seçimi konusuna geldiydik, bugünlerde en fazla tartışılan konu da bu gözüküyor. Dediğiniz gibi iktidar partisi cumhurbaşkanını ben seçerim diyor. Bunun dışında farklı halk tarafından seçilmesi öneriliyor, bunlardan bir tanesi de Sayın Demirel bu arada uzun bir aradan sonra yollara da düştü, sağda solda konuşmalar da yapıyor, ilgi de topluyor. Yani, farklı yapılanmalar var.

İsterseniz bunlara da kısa kısa değinelim. Yani, biz bu Cumhurbaşkanlığı seçimi olayından başlayalım isterseniz. Yani, sizce de halk mı seçmeli yoksa parlamento mu seçmeli bunu da tartışalım.

Buyurun efendim.

İLHAN KESİCİ- Evet, memnuniyetle. Her ikisi de olur, yani halkın seçmesi de iyidir, parlamentonun seçmesi de iyidir, o da olur o da olur.

En iyisi hangi bizim işimiz? Yani, mümkün olan en iyisini bulmak. En iyisi bütün dünyada, yani kim bu bir evvelki cumhurbaşkanımız, daha önceki seçilmiş olan bazı cumhurbaşkanlarımız da 1980 öncesinde de olduğu gibi halk bir gece yatıyor, ertesi sabah filan cumhurbaşkanı adayımızmış filan diyor. Böyle bir iş olur mu, iyi bir şey olabilir mi?

TURHAN SALMAN- Değil maalesef.

İLHAN KESİCİ- Bu iyi bir şey değil. Amerika'da, İngiltere'de, işte İngiltere'deki sistem başka ama, Fransa'da, Almanya'da, dünyanın neresindeyse efendim ikisini de yapan ülkeler var, doğrudan halka seçtirenler de var, parlamentosuna seçtirenler de var. Ama, bence ister hangisini yaparsanız yapın bir kere halk en az meselâ 6 ay öncesinden itibaren kimin cumhurbaşkanı adayı olduğunu, kimlerin cumhurbaşkanı adayı olduğunu bilmelidir, ki hakkında konuşmalıdır, hakkında?

TURHAN SALMAN- İçine sinmelidir?

İLHAN KESİCİ- İçine sinmelidir, bu iyidir bu iyidir bu değildir bu değildir, onun geçmişinde 20 sene evvelinde ne var, 19 sene evvelinde ne var, yani neden geçmiş önemli, geçmiş her bakımdan önemli. Yani, ?Otu çek köküne bak? demez miyiz yani biz? Otu çek köküne bak diyoruz. Kızını, işte ?Anasına bak kızını al? diyoruz. Yani, bu anasına bak kızına aldan muradımız ne? Geçmişi, otu çek köküne bak demek geçmişi, her insanın geçmişi geleceğinin belli ölçüde aynasıdır. Yani, geçmiş ayna olur mu; olur.

O yüzden en az 6 ay olmak üzere ister halkın seçeceği cumhurbaşkanı olmuş olsun, ister parlamentoda seçilecek cumhurbaşkanı olsun ben cumhurbaşkanım olacak olan insanın ivirini civirini, ıcığını cıcığını bilmek isterim, herkes de bilmek isterler. Bütün bu badireleri atlattıktan sonra bir insan cumhurbaşkanı olmalıdır. O devletimizin başıdır, nereye gittiği zaman nasıl bayraklar çekilir gönderlere, herkes ayağa kalkar, öyle bir insana ayağa kalkılmalıdır yani değil mi?

Biz şimdi ne yaptık meselâ en son seçimlerden itibaren? Hiç kimsenin aklında yok iken filan cumhurbaşkanı adayımız olsun mu dediler, hiç halkın bir dahli var mı bu işte, halksız bir cumhurbaşkanı olur mu?

Peki, yani bu başkalarında bir kabahat bulamayabiliriz seçim sisteminin değiştirilmesini ama?

TURHAN SALMAN- Fakat bu son seçimden sonra seçilen cumhurbaşkanımız halkın tarafından çok da sevildi.

İLHAN KESİCİ- Hayır o ayrı bir şey, sevilen birisi de olabilir, ya bu kuş kondurmak gibi bir şeydir. Yani, çok kötü bir şey de çıkabilir yani değil mi?

TURHAN SALMAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Ama, böyle tesadüflere bırakılabilir mi yani? Demokrasi sürprizlerin en aza indiği rejimin adı Turhan Bey. Yani, siz böyle bir dakikada bir yerden fırlayıp gelmiyorsunuz, süzülerek süzülerek, tartılarak tartılarak geliyorsunuz. Amerika'da yedi ceddini araştırıyorlar, bir tam yıllık bir şey yani.

TURHAN SALMAN- Araştırıp da getirdikleri de pek matah çıkmadı da neyse o?

İLHAN KESİCİ- Hayır o ayrı. İşin doğrusu şu: Burada hiç kimseden istemeye hakkımız olmayabilir, daha önceki hükümetlerde çünkü hiçbir siyasi parti ben bunu istedim de yapmadın deme lüksümüz olmayabilir, bu Hükümete olur, bu Hükümet halkı kutlu sayıyor ise. Halkı demokrasinin önünde en önemli unsur diye görüyor ise o zaman halka müracaat ettirmelidir. Bir gecede bu işi değiştirir.

İki, bunun daha derli toplu olabilmesi için, yani yüzde 27 olan, yüzde 25 oy alan bir insan da cumhurbaşkanı seçebilir tek turda olduğu zaman. Yani, 10 tane aday olur, illa da 2 tur olması lazımdır. Kendine güvenen, bu Sayın Başbakanımız meselâ söz konusuysa eğer, Sayın Başbakanımız kendine güveniyorsa, Türk halkına güveniyor ise, o zaman hiçbir tartışma yok, kurumlar istiyordu, istemiyordu, işte bu benim cumhurbaşkanlığımı engellemeye dönük filan olaylar oluyordu, filan olaylar yaratıldı lafın lagasına lugasına gerek yok. Değiştirir, Anayasayı 1 günde değiştirirler, efendim 2 turlu bir seçim sistemi koydum derler, halkın huzuruna çıkar, ?Ey ahalim sen zaten beni seviyorsun, şu sevdiğini bir daha göster bana? filan der, o kurumdu veya şuydu buydu filan dediklerini de hepsinin önünü bir dakika kesmiş olur.

Hadise budur; işin en doğrusu budur.

TURHAN SALMAN- Efendim bu konuyu yeteri kadar konuştuk, başka konularımız da var konuşacak.

Peki, son zamanlarda Sayın Süleyman Demirel'in çeşitli yerlerde gidip konuşmalar yapmasını ve siyaset üzerine görülerini dile getirmesini, sayın cumhurbaşkanlığı da bunun içinde. Yeni bir yapılanmayı hazırlamak gibi bir çaba da var mı bu olayın içinde acaba sizce?

İLHAN KESİCİ- Şimdi ben Sayın Cumhurbaşkanını Planlama Müsteşarıyım, yani Sayın Cumhurbaşkanı Başbakanken beni Planlama Müsteşarı yaptı, ben de Türkiye'nin işte planlama tarihinin en genç Turgut Beyle beraber aşağı yukarı aynı yaşlarda rahmetli Özal'la, en genç Planlama Müsteşarı olan insanıyım. O yüzden böyle bir garabetimiz vardır, bir yakınlığımız filan vardır.

TURHAN SALMAN- Bir de hısımlık da var galiba değil mi efendim?

İLHAN KESİCİ- Bu hısımlık devlet işlerinde önemli değildir Turhan Bey. Bu kavımlık, hısımlık devlet işleri, kavım, hısım, eş, dost, akraba bu işleri kaldırmaz. O yüzden ben onu hiç aldırmam, Süleyman Bey de aldırmaz benim bildiğim kadarıyla, ben de hiç aldırmam.

TURHAN SALMAN- Onu kastederek söylemiş değilim efendim.

İLHAN KESİCİ- Ama, Planlama Müsteşarlığımda şöyle bir tanışıklığım var Süleyman Beyle ilgili. Süleyman Bey Sayın Cumhurbaşkanımız çeşitli münasebetlerle, bu ona da soruldu, yani acaba böyle mi ediyorsunuz, şöyle mi ediyorsunuz, yorumlar filan var. Ben burada Sayın Cumhurbaşkanının beyanını esas alırım. Çeşitli defalar, müteaddit defalar Sayın Cumhurbaşkanımız dedi ki, ?Ben partiler üstüyüm,? yani cumhurbaşkanlığından indiği, ayrıldığı günden itibaren, ?Ben partiler üstü bir insanım, artık partiler politikası içerisinde kendimle ilgili herhangi bir arayış içerisinde olmam, bunu doğru da bulmam, bunu yakışıklı da bulmam, bunu düzgün de bulmam? dedi. Sonra, yani, ama Türkiye ne yapıyor şimdi, siz dolaşıyor dediniz, geziyor dediniz, üniversitelere gidiyor Sayın Cumhurbaşkanı, efendim ona benzeyen kurumlara gidiyor, ekonomi kuruluşlara gidiyor, ticaret ve sanayi odalarının davetleri oluyor. Buralarda Türkiye'yle ilgili kanaatlerini ifade ediyor.

Burada Sayın Cumhurbaşkanın yine beyanında ben şunu alıyorum: Yine soruyorlar, efendim siz bunları yapıyorsunuz, bu mutlaka partiler siyasetine dönük bir şey mi olarak algılayalım, bir şey mi olarak yorumlayalım diye. Sayın Cumhurbaşkanı da diyor ki, ?Ben diyor Türkiye'nin işte şu kadar sene başbakanlığını, bu kadar sene cumhurbaşkanlığı yapmış olan bir insanım, Türkiye ile ilgili gördüğüm halleri anlatmak mecburiyetinde hissediyorum, anlatıyorum.?

Şimdi, o zaman ben bu beyanı esas alırım. Bu beyanı esas aldığınız zaman buradan bir parti faaliyeti çıkmaz, buradan bir partiler politikası çıkmaz. Buradan Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye'nin yüksek problemleri diyelim yani, büyük problemleri karşısında aldığı bir pozisyon var, bu her vatandaşın hakkıdır, Sayın Cumhurbaşkanımız da her vatandaştan birazcık daha farklı olarak, çünkü devletin gizlisi saklısı ne kadar var ise, bizim bilmediğimiz bazı şeyleri de biliyor, bizim duymadığımız bazı şeyleri de duyuyor. Onları paylaşabildiği ölçüde halk ile paylaşmak istiyor, milleti ile paylaşmak istiyor.

O bölümünü böyle yorumluyorum ben.

TURHAN SALMAN- Evet efendim. Şimdi efendim zamanımız da daralıyor, ekonomiyi de konuşacağız dedik. İsterseniz ekonomiye dönelim.

İLHAN KESİCİ- Hay hay memnuniyetle.

TURHAN SALMAN- Başta programı açarken de ifade ettik. Gerçekten tablo, ortaya konan rakamlar gelecek için de, bugün için de hoş şeyler ortaya koymuyor. Siz ekonomi birikimi olan bir insansınız, nasıl görüyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Şimdi Türk ekonomisiyle ilgili ben 1994 krizini 6 ay öncesinden, işte müdellel, yani o web sitesinde filan, ya şimdi atıyorsun hemşerim filan da denilebilir bazen yani. O web sitesini biraz da onun için hazırlıyoruz yani. 1994 krizini?

TURHAN SALMAN- Önceden söyledikleriniz çıkmıştı?

İLHAN KESİCİ- Krizini evet Ekim 1993'te söyledim. 2001 krizini aşağı yukarı Eylül 2000'den itibaren söylemeye başladım, yani 6 ay takaddüm edecek tarzda, krizlere takaddüm edecek tarzda söylüyorum.

Bu?

TURHAN SALMAN- Bugünkü durum nedir?

İLHAN KESİCİ- Aynen öyledir, yani 1994 krizinin önündeki 3 ay, 4 ay her neyse, 2001 krizinin önündeki 3 ay, 4 ay her ne ise 2006 veya 2007'nin önündeki 3 ay, 4 ay da aynısıdır, tıpa tıp aynısıdır.

Bu aynısından murat şu: Türkiye aşağı yukarı bu iktisadi tabirleri çok kullandığımız zaman her gün 1 milyon kere de kullanılıyor bu tabirler, rakamlar da havalarda uçuşuyor, o yüzden önemi de azalıyor yani bu işin. Ama, hadise şu: Türkiye'nin bir kazandıkları var döviz bakımından, biz krize doların, dövizin fiyatındaki?

TURHAN SALMAN- Şöyle bir soru sorsak, pardon efendim şöyle bir şey söyleyeyim isterseniz öyle devam edelim.

Şu anda o sizin söylediğiniz kriz gelmiştir, o krizi yaşıyor muyuz, yoksa krizin asıl can alıcı noktası daha arkadan mı gelecek.

İLHAN KESİCİ- O bandın içindeyiz, öyle bir bandın içerisinde yürüyoruz, öyle diyelim. Şimdi, neden öyle diyorum? Bir hafta içerisinde dolardaki veya döviz sepeti diyelim, döviz sepetinin toplamındaki değer farkı ne kadar? Yüzde 22. Ya, bu kriz değilse ne yani, bunun etkisi ne zaman ortaya çıkacak? Yani, biz şimdi biz hasta oluyoruz?

TURHAN SALMAN- Bir de bu konuda da, yani sürekli bir de söylem vardı, yani döviz, Türk parası çok değerli, ihracatımızı çok olumsuz etkiliyor, işte bunun değiştirilmesi lâzım. Meselâ bunu dile getiren bakanlarımız da var değil mi?

İLHAN KESİCİ- Şimdi bak Turhan Bey hadiseye sade bakalım. Türkiye'nin işte bütün bu döviz, cari işlem vesaire filan dediğimiz şeyin adı ne? Türkiye bir yandan bir döviz kazanıyor bin türlü faaliyeti içerisinde, bir de döviz cinsinden harcamaları var. Bu ikisinin arasında en son Nisan itibarıyla 30 milyar dolarlık fark var. Bu bütün dünyanın, yani millî geliriniz de 300 milyar dolar civarında ise, 30 milyar dolarlık cari işlem açığı millî gelire nispeti itibarıyla yüzde 10 eder. Bütün dünyanın kabul ettiği norm yüzde 2,5-3, bilemedin 4, bilemedin 5. 1994'te, meselâ 1994 krizinde bu rakam 5,5'tu. Türkiye 6 milyar dolar cari işlem açığı verdi, bütün dünya hisseti ki, Türkiye bu 6 milyar dolarlık cari işlem açığını kapatamaz normal yollarla, aman tedirginlik başladı, adına kriz dediğimiz şey oldu.

TURHAN SALMAN- Yani şu çıkıyor: Bugünkü kriz 1994'ten krizinden büyük bir krizdir şu anda.

İLHAN KESİCİ- Evet. İki, bunun bir altındaki, hep büyüyerek gidiyor rakamlar. 2001 krizi dediğimiz krizde cari işlemde?

TURHAN SALMAN- Anayasa krizi?

İLHAN KESİCİ- Evet, Anayasaya laga lugası. Evet, yani cari işlem fazlası veren bir ülke olsaydı meselâ ekonomisi, yani döviz gelirleri, döviz harcamalarından yüksek bir ekonomi olsaydı Anayasa değil isterse bilmem ne silah çekselerdi Millî Güvenlik Kurulunda yine öyle bir şey olmazdı. Yani, o siyaset ettiler ama, ekonomide hiçbir şey olmaz.

Oradaki rakam 10 milyar dolardı Turhan Bey. Yani, adına şimdi cari işlemler açığı dediğimiz rakam 10 milyar dolardı, Türkiye millî geliri de işte 200-250 milyar dolar olmuş olsa o zaman o rakam da yüzde 6,5, yüzde 7'sine denk düşüyordu en çok.

Şimdi, 30 milyar dolara yaklaşıyor, millî gelir de 300 milyar dolar cinsinden.

TURHAN SALMAN- Yüzde 10.

İLHAN KESİCİ- Yani, yüzde 10. Dünyanın hiçbir ülkesi, adı Mozambik olursa Mozambik, Kore olursa Kore, İspanya olursa İspanya, Türkiye olursa Türkiye, Brezilya olursa Brezilya, Amerika Birleşik Devletleri olursa Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın hiçbir ekonomisi döviz açığı yüzde 10'u bulmuş olan bir yerde adına kriz denilen şey olmadan bu işin içinden çıkılamaz.

Bu böyle bir şey. Şimdi, ya aldırmayın, bu bir dalgalanmadır, yani düşünün şimdi bir ülkenin bir Başbakanı var, bu işlerin hepsinden sorumlu. Bir Hazineden sorumlu Devlet Bakanımız var, iki, üç, bir de Maliye Bakanımız var. Ekonomik işlerden sorumlu bir de Başbakan Yardımcımız var, ama titri öyle, yani ana fonksiyonları itibarıyla öyle olmadığı görülüyor.

Cari işlemler açığı önemli değildir, Başbakan uçakta söyledi bunu, Ali Babacan Brüksel'de söyledi, Maliye Bakanı da önemlidir dedi. Şimdi çık çıkalım içinden, yani nasıl çıkacağız içinden, yani bu cari işlem açığı önemli mi önemsiz mi?

Bu deminki söylediğimiz bir haftada yüzde 22 döviz fiyatındaki dalgalanma daha henüz onun şeyini görmedik, yani biz şimdi yaz aylarındayız?

TURHAN SALMAN- Devalüasyondur?

İLHAN KESİCİ- Terledik, arabaya bindik klimayı açtık, yahut herhangi bir yere gittik klimalı bir yerde oturduk veya ?Es yiğidin bağrına? diye efendim, Anadolu'da öyle denir açtık bağrımızı biraz rüzgâr alalım filan diye, nefeslenelim filan diye.

Anında hasta oluyor muyuz? Hayır, öyle değil mi, aradan bir zaman dilimi geçiyor. Ya bir, bir gün geçiyor ya bir hafta geçiyor, o soğuk algınlığı kendisini?

TURHAN SALMAN- Direncinizi?

İLHAN KESİCİ- Biz yatağa düşürecek tarzda bir zaman dilimi geçiyor. Bu da bu, 1 haftada bir ülkede efendim her türlü dövizleri de satarak, filan bağırarak filan yüzde 22 dövize karşı Türk Lirasında bir değer kaybı olduysa sebepleri çeşitli. Niye oldu, kimin kabahatliydi o ayrıca tartışılabilir, tartışılır da. Olduysa bu çok mühim bir hadise.

İki, bu burada kesilir mi, bu burada kesilmez. Neden? Çünkü, Mayıs ayı içerisinde, yani 1 aylık bir zaman dilimi içerisinde Türkiye'den çıkan, Sayın Başbakan diyor ki, bu dış kaynaklı, yani benim içerideki ekonomim sağlam da, bunun sebebi dış kaynak olması.

Şimdi, Mayıs ayı içerisinde neden öyle diyor? 15 milyar dolar Türkiye'den çıktı. Bu 15 milyar dolar yabancıların parasıydı çıktı. Peki, yahu Allah Allah bu kadar yabancıların parası mı varmış, neredeymiş bu para? Bir kısmı Borsadaymış 7-8 milyar doları, bir kısmı Hazine bonolarındaymış, bir kısmı bankalarda imiş.

Demek ki bunların toplamı 1 ayda 15 milyar dolar olarak çıkmış, dövizin fiyatında yüzde 20'nin üstünde bir artış meydana gelmiş. Peki, dış kaynak bitti mi acaba, yani dış kaynaktan sorun bitti mi, biter mi, bitebilir, belki de bitmiştir, başka dış kaynak kalmadıysa Türkiye'de bitti. Ama, Nisan Nisan, yani geçen senenin Nisanından bu senenin Nisanına Türkiye'ye gelmiş olan paraya baktığınız zaman paranın miktarı 56 milyar dolar. Bunun 15'nini çıktığını düşünün, demek ki geride daha 30-40 milyar dolarlık her an çıkabilecek bir rakam daha var. Bu 15 milyar dolara ilaveten önümüzdeki günlerde, haftalarda, saatlerde eğer burada da bir kıpırtı filan olursa demek ki bu yüzde 20'lik fiyat artışı da, değer artışı da?.

TURHAN SALMAN- 1 dolar olur 2 lira.

İLHAN KESİCİ- Meselâ, 2 olur, meselâ 2,5 olur, meselâ 3 olur filan.

Şimdi?

TURHAN SALMAN- Burada bir şey daha sormak istiyorum.

İLHAN KESİCİ- İzin verirseniz burada bir şey söyleyeyim.

TURHAN SALMAN- Tabîî.

İLHAN KESİCİ- Şimdi de ya aldırış etmeyin, yani bir şey olmaz işte, yani böyle bir şey oldu ama, efendim çok dert edecek bir şey yok diyen devlet erkânı da var, gazetelerde bu konuları yorumlayan, yargılayan yazarlarımız da var, televizyonlarda konuşan üstatlarımız da var.

TURHAN SALMAN- Bağımsız oldukları kendilerinden menkul evet.

İLHAN KESİCİ- Benim burada sadece, şimdi biz burada vatandaşımıza hitaben söylüyorum ya bu lâfları. Vatandaşa hitaben söylemek istediğim şu: 2001 krizi ne zaman oldu, 2001'in Şubatında, Şubat 14-15-16. Demek ki, ondan 3 ay geri gidelim veya 2 ay geri gidelim. 2000'in Aralığı, eğer vakti olan arkadaşlarımız 2000 Kasımı ve Aralığındaki gazetelerin ister köşe yazarlarına, ister ekonomi yorumcularına, ister birinci sayfalarına bakarlarsa aynen hiç aldırış etmeyin buna benzeyen göstergeler var idi o zaman da, efendim hiç aldırış etmeyin ekonomimiz sağlam ellerde, IMF programı aslanlar gibi yürüyor, efendim Amerika bile bize övgüler diziyor, Almanya bile Avrupa bile bize övgüler diziyor, aynı lâflar var idi, ama karın doyurmadı, geldi 2001'in Ocak Şubat ayında patladı.

TURHAN SALMAN- Şimdi, bir şey ben sormak istiyorum efendimdim bu noktada.

Şimdi, rakamlar bu şekilde ortada, döviz yüzde 20 sizin verdiğiniz rakamla değer kaybetmiş Türk parası. Bir yandan da biz diyoruz ki, hâlâ enflasyon oranımız yüzde 5'ten, biraz arttı ama, yüzde 5-6 düzeyinde.

Şimdi, Türkiye'de bakıyorsunuz ayda bir, hatta bazen ayda 2 defa benzine zam yapılıyor. Yüzde 20 devalüasyon var, bir de yani yüzde 30'lar, yüzde 40'lar civarında geriye doğru 6 aylık baktığınız zaman bir benzin zammı var. Bunların bu kadar belirleyici iki unsur rakamları ortadayken yüzde 5'lik enflasyon inandırıcı geliyor mu efendim?

Bana vatandaş olarak gelmiyor yani.

İLHAN KESİCİ- Şimdi Turhan Bey akla ziyandır, yüzde 5 de akla ziyandır, yüzde 7 de beklemek de akla ziyandır, yüzde 8 de akla ziyandır, yüzde 10'un üstüne bir kere çıkın. Neden? Bu yüzde 20, yani şimdi yüzde 20 gibi görünüyor ama, demin tesadüfen bir başka münasebetle öğrendim ben. Demir 680 bin liraymış, 1 milyon 100 bin lira olmuş. Burada yüzde 20 var mı? Ha, yüzde 100.

Bu, yani iğneyi şimdi batırdınız bunun acısı daha sonra çıkacak. Yüzde 20'lik fiyat artışlarıyla üretim daha henüz başlamadı. Biz ne zamanki üretimi kullanıyoruz şimdi, tüketiyoruz daha doğrusu, bundan 6 ay önceki maliyetlere göre meydana gelmiş olan bardağı alıyoruz, 6 ay önceki maliyetlerle meydana gelmiş olan işte camı alıyoruz, elbiseyi alıyoruz, kravatı alıyoruz.

Şimdi, bundan sonraki süreçte bu yüzde 20 ve devam edecek olan artışlarla imal edilmiş olan, üretilmiş olan şeyleri alacağız, malları alacağız. Ben ne enflasyon hedefi hedef olarak kalır ne cari işlem hedefi hedef olarak kalır?

TURHAN SALMAN- Bu rakamlar hormonlu diye, yani?

İLHAN KESİCİ- Bu darmadağın olur. Allah korusun, tabîî bu darmadağın olması demek burada Hükümetin yapması icap eden şey kendisini kandırmaktan vazgeçip, halkını kandırmaktan vazgeçip gerçek tabloyu bütün gerçekliğiyle, bütün çirkin gerçekliğiyle, kaba gerçekliğiyle önüne koyup buna göre yeni bir formül, yeni bir ekonomik programa kafa yorması olmalıdır. Yani, bir ülkenin Başbakanı?

TURHAN SALMAN- Yapabileceğiniz tavsiyeler var mı efendim, yapacağınız tavsiyeler var mı?

İLHAN KESİCİ- Elbette yani, birinci iş gerçek resmi doğru okusunlar. Yani, bu cari açık denen şey, yani daha teferruatına girersek Turhan Bey, biz bu şimdi adına cari açık dediğimiz şey o zaman yok idi ama 100 sene önce. Biz bir cihan imparatorluğu kaybettik bu cari açık dolayısıyla. Yani, ekonomi dolayısıyla.

Ülkelerin bir tane bayrağı var değil mi, siyasi bayrak, bizim ay yıldızımız, şerefimiz, şanımız, her şeyimiz. Başka ülkelerin de onların şerefi şanı her şeyidir. İktisadi bayrağı dalgalanmayan ülkenin siyasi bayrağı hiçbir yerde dalgalanmaz. Yani, ekonomik bayrağı göndere çekilememiş olan hiçbir şeyin efendim siyasi bayrağı böyle gönderde dalgalanamaz. Bu terazi, bu ekonomi, bu borç, borç kolik.

Şimdi, burada bir rakam daha vereyim programımızın en sonuna geldi. Şimdi ben hitaben, şimdiki hitabım sadece vatandaşlarımıza değil, ekonomi yönetimindeki, ekonomi bürokrasisindeki bütün arkadaşlarımıza, Hazine Teşkilâtının başındaki Ali Babacan Beye, Maliye Teşkilâtının başındaki Maliye Bakanımıza, bütün bu teşkilâtların başındaki Sayın Başbakanımıza.

Şimdi, hadiseyi doğru algılasınlar. Bunlar iktidara geldikleri zaman neden geri kalan bütün partileri itti elinin tersiyle Türk milleti, Türk halkı, parlamentonun dışında bıraktı? En önemli sebebi ekonomik kriz idi. Ulan siz ki, millî geliri yüzde 10 daralttınız, ekonomik krizlerden krizler beğendirdiniz, bana hepinizin hamısını, tamamını attım dedi.

Bunu bütün o rakam şu: Türkiye'nin bir borcu vardı, o rakam 2002 yılının sonunda, yani 2003 yılının başında bir rakam, 149. Ben, bunca şey söyledik, rakam söylemiyoruz, özen gösteriyorum ben. Ama, bir iki tanesini. 149 katrilyon lira.

Bütün cumhuriyet, 80 yıllık cumhuriyetin iç borcunun toplamı 149 katrilyon lira idi. Bunun içerisinde soygun, hırsızlık, hortum, vurgun, ne derseniz onların da tamamı bu rakamın içindeydi, 149.

Şimdi, bir hükümetten, yani Türkiye'nin başını belaya sokan rakam bu idi. Bu ne beklenir? Ertesi sene 148'e insin, ertesi sene 145'e insin, ertesi sene 140'a insin, 130'a insin ki?

TURHAN SALMAN- Bu bizde istikrarlı şekilde yükseliyor?

İLHAN KESİCİ- Belimizi doğrultalım, belimizi büken şey bu idi. Bu rakam ne? Şimdi 272. Bundan 1 ay önce bütün büyük gazetelerimiz de dahil olmak üzere ekonomi sayfalarında Ali Babacan Beyin bir şeyi vardı, borcumuzu indirdik diye. 272,5 271.8'e inmiş, 0.7'lik bir iniş olmuş.

TURHAN SALMAN- Çok ciddî bir rakam.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bunu biraz daha dolara döndürelim, bundan 1 hafta önceki kur itibarıyla. Demek ki, 2002'nin sonundaki Türkiye'nin toplam iç borcunun dolar cinsinden ifadesi 90 milyar dolar idi, o 149 90 eder, şimdiki iç borcun dolar cinsinden ifadesi 1 hafta önceki kur itibarıyla söyleyelim. O 204 milyar dolar. Aradaki fark ne kadar? 80 senelik cumhuriyet hükümetinin borcuna eşdeğer bir borç sadece 3,5 sene içerisinde yaratılmış.

Bu bu terazi bu sıkleti çekmez, yani ister bakkal dükkânı olarak alınız, ister bilmem manav dükkânı olarak alınız, ister televizyon stüdyosu olarak alınız, ister herhangi bir şey olarak alınız, bu terazi bu sıkleti çekmez. Ne zamana kadar çeker? Elden aldığınız paraları harcadığınız kadar. Yani, elden, dışarıdan 56 milyar dolar almışsınız, buna faizleri ödüyorsunuz, kıyamet kadar haftada 1 milyar dolar borca faiz ödüyoruz biz, haftada 1 milyar dolar. Bu kendisini devam ettirebilecek bir rakam değildir.

O yüzden önce Hükümetin en ciddî seviyede bunun ciddiyetinin farkına varması ve nerede hattı yaptı kardeşim şimdiye kadar demesi, biraz da eli dinlemesi lazımdı.

Demek ki, kendi akılları bu işe yetmemiş 3,5 senedir.

O zaman Türkiye üniversitelerinde bu işleri bilen insanlar vardır Türkiye'nin, ekonomi bürokrasisinde bu işleri bilenleri vardır, siyaset dünyasında bilenleri vardır. Yani, insan Allah'tan korkar canım, birisiyle istişare eder yani değil mi? Yahu nerede hata yaptık, neden bu işler böyle oldu filan diye.

Siz saatinize bakıyorsunuz evet.

TURHAN SALMAN- Evet, programımızın sonlarına geldik.

İLHAN KESİCİ- Demek ki bir program daha yapmamız icap eder.

TURHAN SALMAN- Seve seve efendim, yani daha konuşacak şeyimiz var.

Gerçekten gerçekleri dile getirdiniz, ama ortaya koyduğunuz, çizdiğiniz tablo hoş bir tablo değil. Dileyelim tavsiyeleriniz dikkate alınsın, bu krizden mümkün olabilen en kısa zamanda çıkalım.

İLHAN KESİCİ- Bu işi Türkiye atlatmalıdır, atlatır, aşmalıdır aşar, bulmalıdır bulur, yani aradığı insanı bulmalıdır, bulur.

TURHAN SALMAN- Efendim programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz, bizleri de aydınlattınız.

Evet, sayın izleyenlerimiz bir programın daha sonuna geldik. Gelecek hafta aynı gün, aynı saatte yeniden birlikte olmak dileğiyle iyi akşamlar diliyorum efendim.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.