Facebook
Twitter
Tarihi Yapan Şeyin Adı "KUDRET"tir
Turhan Salman | Başkent TV - B Şıkkı Programı | 23.6.2006
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

TURHAN SALMAN- İyi akşamlar sayın izleyiciler, B Şıkkı Programı'na hoş geldiniz.

Sürekli izleyenlerimiz hatırlayacaklardır, geçtiğimiz hafta Eski Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı Sayın İlhan Kesici'yi konuk etmiş, ülkemizdeki siyasi ve ekonomik durumu değerlendirmiştik. Ancak, zaman sınırlı olduğu için gerek siyasi alanda, gerekse ekonomik durum konusunda eksik kalan noktalar olmuştu.

Gelen mesajlar ve telefonlara bakılırsa izleyenlerimizin de bu programın devam etmesini istiyorlardı. Sayın Kesici'nin geçen hafta programı kapatmadan önce ?Bu konuya devam edelim? sözünden de cesaret alarak kendilerini bir kez daha programımıza davet ettik. Sağ olsunlar ricamızı kırmadılar, 1 hafta sonra Türkiye'deki ekonomik ve siyasi durumu konuşmaya devam etmek üzere karşınızdayız.

Sayın Kesici hoş geldiniz efendim.

İLHAN KESİCİ- Çok teşekkür ediyorum.

TURHAN SALMAN- Geçen hafta söze başlarken politikadan başladık, önce siyaseti ele alalım, sonradan ekonomiye döneriz dedik, ama siyaseti biraz fazla konuştuk galiba, ekonomiye pek zaman kalmadı. Şöyle baktım ben programın dörtte üçünde siyaset konuşmuşuz. Gene öyle yaparız ama, isterseniz bu sefer tersinden bakalım işe.

İLHAN KESİCİ- Memnuniyetle.

TURHAN SALMAN- Geride bıraktığımız bir hafta içerisinde ekonomik anlamdaki birtakım değerler de değişti, dolar almış başını gidiyor. Evet, isterseniz oradan başlayalım.

Buyurun efendim.

İLHAN KESİCİ- Memnuniyetle.

Şimdi, bir şeyler oluyor değil mi?

TURHAN SALMAN- Memnuniyetle derken doların yükselmesi için söylemiyorsunuz herhalde?

İLHAN KESİCİ- Hayır, evet şimdi Türkiye'de bir şeyler oluyor, yani geçen haftadan evvel bir haftada da olmuştu, son iki haftada daha doğrusu bir şeyler oluyor. Halbuki bu son iki haftaya gelinceye kadar her şey güllük gülistanlık gibi idi, değil mi?

TURHAN SALMAN- Öyle gözüküyordu?

İLHAN KESİCİ- Evet yani bir yığın yorumcu arkadaşımız, bir yığın Hükümet erkânımız, devlet erkânımız her şeyi güllük gülistanlık gösteriyor idi, fakat bir şey oldu şimdi işte Maliye Bakanı bir basın toplantısı yapıyor, yanına Ali Babacan beyi alıyor, Hazineden sorumlu Devlet Bakanı olarak Sayın Başbakan bir şeyler söylüyor, gazetelerde her gün yorumlar, makaleler filan çıkıyor, televizyonlarda insanlar konuşuyorlar. Bir şey oluyor.

Bunun çok bir benzeri hatırlarsanız yine geçen hafta filan söylemiştik, 2001 krizinin önünde de olmuş idi. 2001 krizinde de bu kadar bir şey olmamakla beraber bir Millî Güvenlik Kurulunda denildi ki bize Millî Güvenlik Kurulunda işte bir Anayasa fırlatma hadisesi oldu, bir kitap atıldı, o bana şunu dedi, ben ona bunu dedim filan denildi ve kriz ona bağlandı. Halbuki, meselâ 2001 krizinde, yani o Anayasa kitapçığı atılırken Türkiye'nin cari işlemler fazlası olmuş olsaydı, ihracatı ithalatından fazla olmuş olsa idi, bir döviz açığı vesaire gibi bir şey olmamış olsa idi, Millî Güvenlik Kurulunda?

TURHAN SALMAN- O kriz olur muydu acaba?

İLHAN KESİCİ- Millî Güvenlik Kurulunda, bir o Anayasa kitabı atılmaz idi, iki atılmış olsa da herhangi bir şey olur muydu? Yani, insanlar kınarlardı, siyaset yorumcuları, yani Millî Güvenlik Kurulunda buna benzeyen şeyler mi olur, yani ne bu kitap defterle filan uğraşıyorsunuz filan der herkes hayatına devam ederdi. Halbuki onunla beraber birden bire işte dolar 680-700 bin lira civarındaydı, birden işten fırladı gecelik faizler bir şeye geldi.

Şimdi, bundan yeteri kadar Türkiye normal olarak ders alması lazımdı değil mi? Yani, sanayicilerin ders alması lazımdı?

TURHAN SALMAN- Yakın geçmişte yaşadığımız?.

İLHAN KESİCİ- Bankacıların ders almış olması lazımdır, siyasetçilerin, en önemlisi devlet adamlarının, siyaset adamlarının ders almış olması lazımdır. Çünkü, o ekonomik kriz arkadan bir şeyi daha yaptı. Ekonomik kriz olduğu zaman devletimiz, yani siyaseti yönetenler, Hükümet olanlar kimdi? Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Anavatan Partisi.

Şimdi, yapılan ilk seçimde Demokratik Sol Parti yüzde 22'den yüzde 1,5'ğa düştü, Milliyetçi Hareket Partisi 18,5'tan 8,5'ğa düştü, Anavatan Partisi 13'ten 5,5'ğa düştü. Bu üçünün toplamı yüzde 53 idi, yüzde 53 yüzde 17'ye düştü. Hatta 8,5 artı 5, 13,5, 1,5 daha 15. Yani, yüzde 53 oy yüzde 15'e düştü.

Bu ekonomiyle ilgili bir hadisedir.

TURHAN SALMAN- Özellikle Demokratik Sol Partinin düşüşü de dünya siyasi erkinde rekor düşüş.

İLHAN KESİCİ- Rekordur, ama ilk üçünün toplamına bakmak lâzım. Çünkü, üçünün toplamı hükümet edenler 53'le hükümet ediyor idiler, bir sonraki seçimde 15'e çıktılar, yani 53'ten 15'e filan düştüler.

Millet ne yaptı? Peki bu oldu tamam, olsun, millet ne yaptı? Demokratik Sol Partiyi Meclisin dışına attı, Milliyetçi Hareket Partisini Meclisin dışında bıraktı, Anavatan Partisini de Meclisin dışına attı. Doğru Yol Partisi o hükümette değil idi. Halbuki Doğru Yol Partisinin hiç olmazsa yukarı çıkması lâzım değil miydi o zaman? Çıkması beklenir idi. O ne oldu? O da Meclisin dışında kaldı. Neden? Ona da denildi ki, ?Sen de 1994 ekonomik krizinden sorumlusun, her ne kadar 2001 krizinin içinde değilsen de, ben senin 1994'teki halini de hatırlıyorum, sen de beni bir krize sokmuş idin? dedi, onu da Meclisin dışına bıraktı. Yani, böylece son 50 senede Türkiye'yi yönetmiş olan Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisinin tamamını ekonomi Meclisin dışına attı. Yani, bu bir siyasi olay değildir, bu bir ekonomik olaydır. Ama, ekonominin siyasete yansıması böyle.

Peki, bundan ders almak icap etmez mi? Eder. Ne idi peki bunların, yani hem 1994 krizi, hem 2001 krizinin önündeki günler. Yani, 1994'ün önündeki günler, 2001'in önündeki günler? Aynen şimdiki gibi düşük kur, yüksek faiz, doların değeri düşük, illa da bastırılmış vaziyette idi, bu hükümeti yönetenlerin işine geliyor bir münasebetle, bolluk bereket oluyor. Yani, döviz düşük tuttukları zaman bolluk bereket. Bu bolluk bereketin doğrusu dövizi siz kazanıyorsanız, bir emek karşılığı, bir üretim karşılığı döviz kazandınız da bolluk bereket olduysa bu amenna, bu Halil İbrahim bereketidir. Ama, dövizi başkaları kazanıyor, siz ondan borç alıyor, o borcu harcıyor iseniz, hem de böyle güle oynaya, döküle saçıla harcıyor iseniz o zaman işte bir zaman harcıyorsunuz, iki zaman harcıyorsunuz, üç zaman harcıyorsunuz, ondan sonra hadise çığırından çıkıyor.

Şu anda olan biten odur.

TURHAN SALMAN- Çığırından çıkmıştır diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Bu çığırından çıkmaya doğru gidiyor. Neden? Neden çığırından çıkmaya doğru gidiyor? Peki, çığırından çıkmasa idi Merkez Bankası neden faiz, 3 senedir ilk defa toplantı Merkez Bankası Kurulu, faiz artırım kararı aldılar. Kaça; 18, bugün kaç, 21. Yani, onların aldıkları yüksek faizin de bir hafta içerisinde veya üç gün sonrası bile daha yüksek oldu.

İki, Maliye Bakanımız şimdi yanında biraz önce ifade ettiğim Hazineden Sorumlu Devlet Bakanımızla birlikte, etrafında da ekonomi bürokrasisinden arkadaşlarımız anlı şanlı bir basın toplantısı yaptılar. Yani, sizin aklınızda ne kaldı diye soracağım ama, sormayı da zarif bulmuyorum. Şimdi, ne kaldı? Hiçbir şey.

TURHAN SALMAN- Hiçbir şey.

İLHAN KESİCİ- Ne dedi; bir şey dedi. Bir, o kadar yüksek bir tedirginlik var ki, bunun bazı arkadaşlarımız yazıyorlar gazetelerde, ekonomi bürokrasisinden gelmiş olan, ekonomiyle samimi anlamda içli dışlı olan bazı arkadaşlar yazıyor.

Bir şey dedi, ne dedi; yani yaptığı şeyin adı ne? Yaptığı şeyin adı ?Aman ey sıcak paracılar, dünyadaki, aman ey sıcak paracılar paranızı çekmeyin, aman ne olur size yalvarıyorum yakarıyorum, bize sıcak para getirmeye devam edin.?

Şimdi, geçen haftaki programda sizinle ben dedim ki, bu ilk sinyaller filan gelirken ya bunun bir tane sebebi var, bir Mayıs ayı içerisinde 15 milyar dolar Türkiye'den çıktı, 15 milyar dolar, yabancıların 15 milyar doları var idi, Türkiye'den çıktı.

TURHAN SALMAN- Geri kalanlar çıkarsa ne olacak?

İLHAN KESİCİ- Ha, şimdi o zaman öyle bağladık. Peki, eğer tamamı 15 milyar dolar olmuş olsaydı hiçbir problem olmazdı. Demek ki geride kalan çıkması muhtemel bir rakam daha var, o rakam şu: Nisan Nisan, yine sizin geçen haftaki sohbetinizde de ifade ettik. Nisandan Nisana, elimizdeki son veriler olduğu için Nisandan Nisana diyorum. Türkiye'ye girmiş olan yabancı para 56 milyar dolar. Bu yabancı para sizin kara kaşınız, ela gözünüz için, esastan ela, mavi gözleriniz var maşallah. Efendim, onun için gelmiyor. Bu yabancı para sadece işte?

TURHAN SALMAN- Para kazanmaya geliyor?

İLHAN KESİCİ- İşte yüksek faiz alıp gitmek için geliyor.

Şimdi, yüksek faiz alıp gitmeye yine devam edebilirlerdi, ama Türkiye'de bir de siyasi belirsizlik başladı. Yani, oraya geleceğim ama, bu demek ki daha geride çıkması muhtemel, bekleyen, çıkmak için bekleyen 40 milyar doları daha var Türkiye'nin, yabancıların Türkiye'deki parası. Maliye Bakanının basın toplantısı onunla ilgili.

Şimdi bugün Fatih Altaylı Bey koca bir gazetenin, Sabah Gazetesinin Genel Yayın Müdürü, Genel Yayın Yönetmeni. O diyor ki, bu Maliye Bakanlığının açıkladığı tedbirler Anayasanın 10'uncu maddesine aykırı. Allah Allah Anayasanın, yani bunu herhangi bir insan söylüyor filan değil, Sabah Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni söylüyor. İncelemeden de, sormadan soruşturmadan da söylemiş olması beklenilemez. Diyor ki, Anayasanın 10'uncu maddesine aykırı. Anayasanın 10'uncu maddesi netice itibarıyla bir eşitlikten herhalde bahsediyor olması lazımdır. Peki eşitliği bozan bölümü ne bu işin; yani dünyaya açık basın toplantısı yaptı Sayın Maliye Bakanı. Eşitliği bozan noktası şura Turhan Bey. Diyor ki, şimdi bizim bankamızda, yani işte küçük yatırımcı, tasarrufçu, her neyse bankada ister dolar, ister Türk Lirası cinsinden mevduatınız olsun, bunun faizinden devlet peşinen yüzde 15 şey kesiyor

TURHAN SALMAN- Stopaj?

İLHAN KESİCİ- Stopaj kesiyor, iyi değil mi, tamam, kesti, helalı hoş olsun?

TURHAN SALMAN- Bu yabancılar da bunu kaldırıyor?.

İLHAN KESİCİ- Ha, şimdi orada dedik ki, bir yığın lafın arasında, bir yığın rakamın arasında hadise kayboluyor. ?Ey yabancı ben Türk vatandaşlarımdan, Türk vatandaşlarımın bankadaki gelirlerinden, faiz gelirlerinden yüzde 15 vergi kesiyorum?.?

TURHAN SALMAN- Yüzde 10'a düştü diye açıkladılar?

İLHAN KESİCİ- O Türkiye'deki insanların şeyinden. Senden sıfır diyor, yani adınız Hans'sa, adınız John ise, adınız işte başka bir şey ise, her ne ise yani?

TURHAN SALMAN- Ne kazandıysan götür?

İLHAN KESİCİ- Siz Türkiye'de ne kazanırsanız sıfır vergi vereceksiniz, ama adınız Ahmet, Mehmet, Mustafa, Ali, Veli, Fatma, Ayşe, ne ise, Nurinisa, her neyse sizden yüzde 15 alacak. Maliye Bakanının söylediği budur.

Bu Osmanlı İmparatorluğuyla ilgili, bazen biz Osmanlı İmparatorluğunu o bizim İmparatorluğumuz, bizim dedelerimiz diyelim ki, ama dedemizdir diye bütünüyle kusursuz olur mu; hayır. Çok iyi olduğu yerlerini de söyleriz, kusurlu olduğu yerlerini de söyleriz.

En çok söylediğimiz işlerden bir tanesi, Lozan'da en çok tartışılan işlerden bir tanesi, böyle olağanüstü zorluklarla tartışılmış konulardan bir tanesi kapitülasyonlar dediğimiz şeyin kaldırılması.

Kapitülasyon ne? Adı yani şeyce olduğu için, Türkçe olmadığı için biraz karışık gelebilir. İmtiyaz, yani eşitliği bozan bir şey. İster Türklerin lehine eşitliğini bozsun, ister yabancılar lehine eşitliği bozsun bir tarafa eşit davranmadığınız, adaletsizlik yani bu. Peki, burada eşitsizlik kime? Normal olarak eşitsizlik yapılsa yapılsa Türklerin lehine yabancıların aleyhine yapılır değil mi? O zaman yüreğimiz soğur. Yani, derim 72 milyon vatandaşım var, ben bunlar için bu işleri yapıyorum eğer iyiyse. Hayır, şimdi bizim Hükümetimiz anlı şanlı muhafazakâr, böyle kuvvetli muhafazakâr, dini bütün Hükümetimiz ne diyor? Diyor ki, ?Ey Türkler ben senin boğazına basarak yüzde 15 vergi alırım, senin şeylerinden, tasarruflarından, ama??

TURHAN SALMAN- Ama yabancıdan almam?

İLHAN KESİCİ- ?Ama, yabancıdan almam.? Bütün söylediği bu. Peki bunu niye diyor; yani, bunu söyleyen bizim kadar bilmez mi bu işi; bizim kadar bilir, ama yüksek bir tedirginliği var. Hani ekonomi güllük gülistanlıktı, 10 sene önemlisi siyasi istikrar vardı, siyasi istikrar büyük bir ekonomik istikrar getirdi, getiriyor idi. Bu söylemler bir gün içerisinde dağıldı. Eğer, bir gün daha geçerse tuzlan buz olur. O yüzden yalvar yakar -adına öyle demek lâzım- apar topar hazırlıksız Anayasaya filan doğru dürüst bakmadan böyle bir kararları aldılar.

Şimdi, buna Türk milleti itiraz eder Turhan Bey. Bu Türk milletinin gözünden kaçmaz. Bir gün kaçar, iki gün kaçar Türk halkının, üç gün kaçar, ama birden bire görmeye başlar bu hadiseleri, Allah Allah filan demeye başlar.

Şimdi, demek ki en önemli bölümü bu. İkinci bölümü yabancılarla ilgili olmak üzere?

TURHAN SALMAN- Peki bu noktada bir de şunu sorayım. Ne yapılması gerekir, yani şu noktada böyle bir kriz var, böyle bir sıkıntı var, bu tür yanlışlar yapılıyor, yani bundan geri dönüş, en azından mevcudu koruma adına neler yapmak lâzım?

İLHAN KESİCİ- Şimdi tabîî yine geçen hafta da siz bu noktanın üstüne işaret ettiniz. Bir, bir kere biz nerede yanlış yaptık, değil mi? Böyle bir hâl oldu, ya Allah Allah her şey iyi güzel giderken Sayın Başbakan da, ekonomi bürokrasinin Maliye Bakanı, Hazine Bakanı, her neyse, yani Başbakan Yardımcısı vesaire bütün bunların bir kere bir kendi aralarında bir toplanmaları lâzım idi. Ondan sonra ekonomi bürokrasisiyle toplanmaları lâzım idi. Bunlar için platformları var Türk Devlet yapısının. Yüksek Planlama Kurulu var, Para Kredi Kurulu var, vesaire, hiç duydunuz mu yani bu arada, ben duymadım, ben daha yakın takip etmeye çalışıyorum. Ne Para Kredi Kurulu toplandı, ne Yüksek Planlama Kurulu toplandı, ne Ekonomik Kurul toplantı, Ekonomik ve Sosyal Konsey var, ne o toplandı, hiçbir şey yok.

Şimdi demek ki, bir önce yahu kardeşim her iş dışarıdan bakan birisi olarak Sayın Başbakan için söyleyeyim meselâ. Ya bana diyordunuz ki, ekonomi çok iyi, çok iyi, çok iyi, bu niye böyle oldu, gelin şunu bana bir anlatın demesi lâzım idi. Böyle bir hali görmedim.

Demek ki, bunlar bir ya içinde bulundukları halin ne kadar sanal bir ekonomik imkân, saadet zinciri olduğunu biliyor idiler, fakat bize söylemiyor idiler, onun en zayıf noktasının bu sıcak para ve sıcak para faizi olduğunu biliyor idiler, o yüzden başka bir tedbir almaya gerek görmediler. Madem ki bu sıcak bu para gidiyor, o zaman gitmesini durdurmak için bir şey yapalım dediler.

Şimdi ne yapması lâzım gelirse bu Hükümet tabîî, yani herhangi bir kişi, herhangi bir kurum, herhangi bir firma, şirket, herhangi bir devlet nerede yanlış yaptığını önce iyi analiz etmez ve kabul etmez ise ondan sonra yapacağı?

TURHAN SALMAN- Yapacağı bir şey yoktur?

İLHAN KESİCİ- Yapacakları aynen yaptıklarının devamı olur.

TURHAN SALMAN- Önce hatayı kabul etmesi lâzım.

İLHAN KESİCİ- Tabîî önce hatayı kabul etmesi lâzım, önce bu elin döviziyle Türkiye'de harcama yapmanın hata olduğunu kabul etmiş olması lâzım. İkincisi şu: Bir Türk vatandaşlarıyla da ilgili olmak üzere hepimiz, hepimiz demeyelim de yani, bir bölümümüz bu son sıralarda epey bir alış veriş filan ettik, alış veriş edenlerimiz oldu. İleride 1 sene, 2 sene, 3 sene, 12 sene sonraki gelirlerimizle meselâ ev almaya kalktık değil mi bazılarımız, iyi bir imkân gibi görüntü, faizler düşük gibi idi, efendim bankalar böyle bir şey diyor idi, 12 yıl vadeli kredi veriyorlardı, bunu da bazı insanlarımız, devleti yönetenler ve bazı büyük kurumların başındaki insanlar bunu 12 yıl sonrasını görebiliyoruz hesabıyla takdim ettiler bize. Halbuki aldığınız eve 12 sene sonraki gelirinizi şimdiden harcıyor olmanız demektir. Bunu otomobile teşmil edelim, bunu başka kredi, taksitli satışlara teşmil edelim, bir de böyle bir hovardalık oldu, bu hovardalığı yaptırdılar. Demek ki bu bizi öz kazancımızla yapılmış olan bir şey değil idi. Eğer öz kazancımızla yapılmış olan bir şey olsaydı ayağımıza diyelim ki taş değdi değil mi; değer. Ama, hemen onu telafi etme imkânımız olurdu.

Bunu besleyen?

TURHAN SALMAN- O hovardalık tabîî yalnız bu konularda değil, bir de yani son derece lüks dış alım var, yani?

İLHAN KESİCİ- Şimdi Sayın Başbakan, tabîî bilmiyorum yani bu işleri. Sayın Başbakan iftiharla 115 milyar dolarlık ithalatımız var filan diyordu, bir de bu çatlatarak filan da konuşur ya, çift y'li filan medeniyyetler filan buluşması filan gibi.

Şimdi, 115 milyar dolar, ya 115 milyar dolar dediğin ne, çocuk oyuncağı mı kardeşim? Türkiye'nin 1 yıllık millî geliri. Yani, bütün 70 milyon insanın çalışıp, çırpınıp yarattığı ekonomik hasıla, ekonomik değerin toplamı 300 milyar dolar. Demek ki, sadece Türkiye'nin 1 yıllık toplam 70 milyonun ürettiği ekonomik değerin üçte biri kadar elden mal alıyorsun. Bu bir hovardalık.

Onu neyle alıyorsun? Dövizi bastırıyorsun, ucuz döviz, ucuz döviz, ucuz döviz, dünyanın en lüks otomobilleri yerli otomobillerden neredeyse daha ucuz hale geliyor. Ama, o nereye kadar, devam edecek olsa amenna, ama işte gelir bir noktadan itibaren kesilir, kesildi, bu patladı.

İkinci bir ana damar, bu ekonomiyle ilgili olan ana damar siyasetteki belirsizlik diyelim. Bu siyaset ekonomiyi hep ben birbirinin içinde gördüm?

TURHAN SALMAN- Hep öyledir zaten?

İLHAN KESİCİ- Siyaset ekonomiyi belirler, ekonomi siyaseti belirler diye söylememim sebebi o.

Ne var önümüzde? Acaba Türkiye'de erken seçim olacak mı olmayacak mı? Sayın Başbakan 1 sene önce ?Erken seçim lâfını telaffuz etmek vatana ihanettir? dedi, bunu birkaç kere de vurguladı. Ama, bir yandan Sayın Başbakanın bu tür demeçleri var, bir yandan da AKP'nin içerisindeki kulislerde, dışarıya da çok yansıyacak tarzda, ilgili gazetecilerin kulağına iyice girecek filan tarzda veya onların takibini kolaylaştıracak tarzda, bir de bu Kasım civarında bir baskın seçim telaffuzu var.

Demek ki, dışarıdan bakan insan da ne kadar buradan iliğimizi, kemiğimizi söküp götürüyor olmuş olsa bile, yahu acaba bir de erken genel seçim filan olursa iyice işler karışabilir, en iyisi daha büyük zararı beklemeden ben sıvışayım gideyim dedi. Yani, çıkayım gideyim. Hep böyle olur bütün dünyadaki ülkelerde.

TURHAN SALMAN- Sizin bir de görüşünüz var. Bu yıl içerisinde mutlaka bir seçim olmak zorunda diyorsunuz. Yani, bu seçimi yapmazsa da eksik olan Meclisteki boşalmış milletvekilliği, yani Anayasa ihlal olur diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- İki, bu erken seçim, seçimle ilgili tartışma, belirsizlik, siyasi belirsizlik.

İki, yani Türkiye'nin Genelkurmay Başkanları, değil mi görev süreleri 4 senede bir 30 Ağustosta dolar, 30 Ağustosta, 31 Ağustosta emekli olurlar, yerine gelmiş olan Kara Kuvvetleri Komutanı kim ise, daha doğrusu hali hazırdaki Kara Kuvvetleri Komutanı kim ise normal teamül, normal prosedür o Kara Kuvvetleri Komutanının?.

TURHAN SALMAN- Genelkurmay Başkanı?

İLHAN KESİCİ- Genelkurmay Başkanı olur. Diyelim ki 1. Ordu Komutanı gelir Kara Kuvvetleri Komutanı olur, 2. Ordu Komutanı gelir Jandarma Genel Komutanı olur vesaire. Bu kendi içinde tutarlı, kendi içerisinde belli bir düzeni olan bir şeydir.

E, bir de hâlâ Türkiye'nin böyle bir 30 Ağustos sendromu var, yabancılar gözüyle bakıyoruz yani şimdi. Demek ki, bu çarşı karışacak diyor.

Üç, cumhurbaşkanlığı seçimi var. 1 sene öncesinden bu tartışmalar belirlendi. Önce işte halk seçsin, hayır halk seçmesin, bir kısmı halka mı güvenmiyorsunuz, halka güveniyorsunuz vesaire, ben seçerim, benden başkası seçmez, halka filan da bırakmam, Mecliste ben seçeceğim filan gibi diyor. Başka birileri aman uzlaşın filan diyor.

Demek ki bu da ayrıca belirsiz halkası yaratıyor. Bu iki hâl ekonomide yaptıklarının 3 senedir yanlışlığının neresi olduğunu görmemeleri, samimi olarak.

İki, siyasetteki, halbuki 360 milletvekili olan bir şey var iken, bir parti var iken, siyasetteki yüksek belirsizlik hadiseyi bu noktaya getirdi. Bundan sonra bu işin birazcık daha ilerleyerek şeyine bakmak lâzım.

TURHAN SALMAN- Şimdi efendim bu noktada, yani ekonomi giderek bozuluyor, biz de tabîî kredimizi yitiriyoruz diye düşünüp bir erken seçim yapma olasılığı da var, siz de onu işaret ediyorsunuz. Ama, bunun tersini de düşünmek mümkün. Yani, giderek bozulacak bir ekonomi çok olası bir başarısızlığı da önceden göstereceği için ne kadar kalsam kârdır deyip sürdürmek de mümkün galiba.

İLHAN KESİCİ- Her ikisi de zaten gündemde. İşin içinden zor çıkmamızın sebebi o. Ama, ben kanaatlerimi söyleyeyim.

Şimdi, bir de bu Hükümetin aleyhinde, onlar her ne kadar başka türlü söylüyor olmuş olsa bile, takdim ediyor olmuş olsalar bile, canı yanan hiç kimse sesini çıkarmıyor, çıkaramıyor. Yani, buna TÜSİAD'ı da dahil ediyorum, diğer şeyleri de dahil ediyorum. Neden çıkaramıyor?

TURHAN SALMAN- Ben basını da dahil ediyorum.

İLHAN KESİCİ- Basını da dahil ediyorum. 360 tane Hükümetin elinde milletvekili var, bir gecede herkesin canını alabilir, bir yığın insanın canını alıyor zaten, herkes biliyor bunu, bundan sesi çıkarmıyor.

İki, sadece 360 milletvekili demek bütün merkezi idare demek, yani bütün devlet idaresi demek. İki yerel idareler, Türkiye'nin 3 bin 100 tane belediyesi var Turhan Bey, bunun 2 bin 200 tanesi AKP'li, Ak Partili belediyeler. İçinde İstanbul ve Ankara Belediyesi de olmak üzere. Yani, sesini çıkaracak bir insana eğer merkezi idareden uzanmazlar ise illa da yerel idareden uzanırlar, yani boğazına basabilecekleri birisi olduğu zaman.

TURHAN SALMAN- Nitekim de oluyor zaten.

İLHAN KESİCİ- Tabîî nitekim öyle oluyor. Kamu bürokrasisinde hem adalet hizmetlerinde böyle görünüyor, hem kamu bürokrasisinde, yani neredeyse bütün devlet vekaletlerle idare ediliyor. Kamu bürokrasisi de sesini çıkaramıyor. Ama, bu ne zamana kadar sürer bu ses çıkarmama işi? Adı seçim denen şeyin telaffuz edildiği ana kadar. Adı seçim denildiği andan itibaren millet ne 360 milletvekilini dinler, ne 2 bin 200 tane belediyeyi dinler, ne 50 binden fazla Belediye Meclis Üyesi var Ak Partinin, ne onları dinler. Zincirlerinden, 3 senelik suskunluğundan kurtulurlar.

Bir kere birincisi bu. Bu noktada ne yapıyor Hükümet? Bence anketlere sarılıyor, yani kamuoyu araştırmaları yapılıyor, bazı gazeteler. Gazeteler bence?

TURHAN SALMAN- Onlar bir kısmı hormonlu zannediyorum?

İLHAN KESİCİ- Bir kısmı hormonlu, en son Vatan Gazetesinin çok büyük bir birinci sayfadan verdiği bir şey var. Birinci parti AKP yüzde 37,5 dedi. Tamam iyi. Altta da diğer partilerin dağılımı var, o da iyi. Ben şimdi içeride çok küçük bir sütun olarak orada kararsızlar, hiçbiri lanet olsun bütün partilerin tamamına, seçime de gitmeyeceğim, hiçbirine oy da vermeyeceğim filan diyen bir insan grubu var. Şimdi ben onu ayıkladım, topladım. Bu kararsızım, lanet olsun bu partiler sistemine, Türk demokrasisine de inanmıyorum, bu partilere de inanmıyorum, seçime de gitmeyeceğim, oyumu da vermeyeceğim, ta ki iyi bir alternatif ortaya çıkıncaya kadar bu işleri yapmayacağım diyenlerin toplamı, yani 3 gün önceki Vatan Gazetesindeki anketi söylüyorum ben. Yüzde 27.6.

Peki, o haldeyken Adalet ve Kalkınma Partisinin oyu kaç? Yüzde 27, 26.9 daha doğrusu, 27. Demek ki, aynı verilerle Vatan Gazetesi şöyle de bir sür manşet atabilirdi. Birinci parti kararsızlar, değil mi?

TURHAN SALMAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Yahut birinci parti mevcut partileri beğenmeyenler, bu kararsız filan değil insanlar, mevcut partileri beğenmiyorlar. O zaman şu an itibarıyla, yani 3 gün sonra yahut şimdi biz bu sohbetteyken halkın arayışı, halkın dillendirilişi daha başka türlü olurdu. Yani, sür manşet AKP yüzde 37,5 değil de, birinci parti kararsızlar demiş olsa idi meselâ aynı verilerden hareketle. Şimdi Vatan Gazetesi de demeyebilir, başkaları da demeyebilir, filan ama hadiseye böyle bakmak lâzım.

Ben?

TURHAN SALMAN- Yine burada da bir şey sormak istiyorum Sayın Kesici. Yani, bizim seçmen kitlemizin siz politikayı Çin'de yaşadınız, çok daha iyi takdir edersiniz. Bir garip yapısı var, yani garip değil aslında doğal bir yapı. İlla ki seçilecek insandan yana oy kullanmayı bir öngörü olarak, büyük bir beceri olarak kabul ediyor. Yani, bu yılların gazetecilik deneyimi, bütün seçim kampanyalarını izlemiş olmanın belki bir şeyi.

Şöyle bir şey, yani bir partiyi Türkiye'de siz doğru ya da yanlış belli birtakım pompalarla birinci parti gösterdiğiniz zaman onun alacağı öyle bir yüzde 10, 15 daha bu yolla gelen oy var.

İLHAN KESİCİ- Geliyor, geliyor evet.

TURHAN SALMAN- Yani, bu bakımdan da bu anketler?

İLHAN KESİCİ- Medyanın önemi burada.

TURHAN SALMAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Medya hiç önemsiz olur mu.

TURHAN SALMAN- İşte medyayı elinde tutmak da demin söylerken bazı şeyleri. Medyayı elinde tutmak da bu bakımdan çok önemli. Tabîî medya da basın dışında pek çok işi yaparsa mecburen Hükümete bağlı olarak da kalacaktır.

İLHAN KESİCİ- Evet, evet tabîî. Şimdi buna karşılık da şimdi aslında bakıldığı zaman, yani bu bizim demokrasimizde halk yok. Turhan Bey halksız bir demokrasi neredeyse. Halkın yegâne rolü 5 senede bir, 5 senede bir yapacaklarsa gidiyor önüne, yine geçen programda söyledik, tekrarında ben fayda görürüm bu işlerin, herkes biliyor ama. 25 kişilik bir liste veriyorlar, ister seç ister seçme. Yani, peki seçmedin, oyunu vermedin, o zaman diyorlar ki, ya vatandaşlık hakkını yerine getirmedin. Sandığa gitmedin, yahu neden yani vatandaşlık hakkın, 5 senede bir vatandaşlık hakkın var, oyunu verdin içine sinmiyor, herhangi bir partinin 25 tane insanı birden, hepsi birden içimize sinebilir mi yani bizim?

TURHAN SALMAN- Mümkün değil.

İLHAN KESİCİ- Sinemez. Daha küçük vilayetlerde 6 kişilik, 7 kişilik, 8 kişilik, 10 kişilik şeyler önümüze, bu bir dayatma. Şimdi, o zaman ne oluyor? Halkta partilerin, siyasi partilerin ve bizim adına demokrasi dediğimiz şeyin itibarı yok. Yani, itibarsız. Bir de kamuoyu bazen çıkıyor işte, en itibarlı kurumlar neler? Siyasi partiler efendim neredeyse en alt sıralarda çıkıyor, hep böyle çıkıyor.

Hiç olmazsa bu Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu, seçilir iken, yahu hiç olmazsa bu insanlar yeni değildiler ama, yani Bülent Ecevit Bey şimdi diyelim ki beni de bazen işte siz de biliyorsunuz bu siyaset filan diyorlar. Cenabı Allah sadece 3,5 yıllık bir milletvekili nasip etti, elimizden aldı. Ama Bülent Ecevit Bey 1991'den beri milletvekili kesintisiz, kaç sene 16, Abdullah Gül Bey 1991'den bu yana kesintisiz milletvekili. Kaç sene? 16. Abdüllatif Şener Bey 1991'den beri milletvekili. Kaç sene? 16. Yani, en eski neredeyse parlamenterler bunlar. Yani, diğerlerini de saymak mümkün ama. Yani, ama allandı pullandı yeni filan diye satıldı, satılabilir bazen, yani o işler olur. Ama, şimdi hadise demokrasinin, siyasi partilerin Türkiye'de itibarı yok. Öbürü reklam arası vereceksek onu verelim, sonra devam ederiz.

Öbürü Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı yok Turhan Bey. Şimdi, bunu?

TURHAN SALMAN- Efendim bu konu geniş konu, isterseniz bir ara verelim. Sayın izleyenlerimiz 3 dakikalık bir reklam aramız var, sonra tekrar birlikte olacağız efendim.

(Reklam arası)

TURHAN SALMAN- Evet, sayın seyirciler yeniden B Şıkkı Programındayız, konuğum Sayın İlhan Kesici'yle birlikte Türkiye'deki ekonomik ve siyasi durumu değerlendirmeye devam ediyoruz.

Siz parlamentonun, siyasetinin itibarının yitirdiğini ifade ediyordunuz. Bu sanıyorum pek çok, herkesin, izleyenlerimizin de katılacağı bir şey. Oradan devam edelim. Buradan nasıl dönülebilir, nedir, bu neyi doğurur bu itibarsızlık?

İLHAN KESİCİ- Tabîî memnuniyetle.

Bu Adalet ve Kalkınma Partisine millet yüzde 35 civarında, 34,5 oy verirken bence şimdi söyleyeceğim hususları da hiç olmazsa bu arkadaşlar biraz düzeltirler diye verdi. Yani, kendilerini yeni, yenilenmiş, değişmiş filan diye takdim edilince.

TURHAN SALMAN- Ama, sizin söylediğiniz gibi pek çoğu zaten pek yenilenmiş kişiler değil.

İLHAN KESİCİ- Adalet ve Kalkınma Partisi bana göre eski partilerden daha da eski hale geldi. Yani, o eski partilerde gördüğümüz rahatsızlıklar, kötülükler neyse tamamı var.

TURHAN SALMAN- Katlanarak var.

İLHAN KESİCİ- Katlanarak var. Bir, tek adam hakimiyeti. Sayın Başbakan televizyonlardan parti kongrelerini yapıyorlar şimdi, il kongrelerini yapıyorlar, il kongrelerine aday çıkarmayın diyor. Yani, tek listeyle gidin. Gittiği bazı yerlerde bir iki tane şey çıktı, bir iki tane liste çıktı, kongreyi iptal ettiler. Yani, isimleri vermek şimdi bana yakışmaz da. ?A? ilinde ben size tek liste çıkarın demiyor muyum dedi, Hükümet komiseri ve devlet komiseri de hepsi ellerinde kongreyi, konuşma yaptığı kongreyi iptal etti.

O yüzden eski partilerden bir farkı var mı? Yok.

İki, eski partilerde milletin canının sıkıldığı şey dokunulmazlıklar idi. Yahu adam iyi bir adam olarak geliyor, diyelim ki milletvekili oluyor, ama arkadan hırsız oluyor, uğursuz oluyor, trafik kazası yapıyor, şunu yapıyor, bunu yapıyor, dokunulmazlık var diye hiç kimse dokunulamıyor, ömür boyu kesintisiz milletvekili yaptığı zaman da, meselâ 15 yıldır işte AKP'nin ileri gelenleri?

TURHAN SALMAN- 15 yıldır kimse bir şey söylemedi.

İLHAN KESİCİ- 15 yıldır kimse bir şey yapamıyor. 15 yıl sonra da bir şey olduğu zaman müruru zaman, zaman aşımına uğradın, Allah selamet versin diyorlar, yani değil mi?

TURHAN SALMAN- Evet efendim.

İLHAN KESİCİ- Buna halk?

TURHAN SALMAN- O da yakın zamanda görüyoruz zaten mahkeme kapılarında.

İLHAN KESİCİ- Meselâ, buna halk içerliyor, yani bunlar böyle olur da, ama halkta ne partilerin itibarı kalıyor, ne milletvekillerinin itibarı kalıyor.

TURHAN SALMAN- Ki, gelirken söz verdikleri biz dokunulmazlıkları kaldıracağız dediler.

İLHAN KESİCİ- Gelirken söz verdikleri.

İkincisi, bu 1999'da çıkmış idi, ?Nereden buldun kanunu? diye bir kanun çıktı. O kanun Turhan Bey özü itibarıyla doğru bir kanundu. Fakat, uygulaması itibarıyla çok yanlış bir kanundu, o yüzden geri çıkaranlar, geri onu, yani bizim parlamenter olduğumuz zamanda çıktı o, 1998'de çıktı, 1999'da onu çıkaran, ona oy veren DSP ve Anavatan Partili milletvekilleri yeni milletvekili olduktan sonra bir evvelki parlamentoda çıkardıkları kanunu yedi yuttular, değiştirdiler.

Onun bir tane sebebi var, o kanunun yanlışlığına işaret edeceğim. Şümulü çok geniş idi, yani şümulü, yani sizin burada, dağ başında bir tane annenizden, babanızdan, dedenizden kalmış bir tarlanız var, ama şehirler büyüyor, şehirler büyüyünce oranın önünden 30 metrelik yollar geçmeye başladı, sizin varlığınızın değeri 1 iken oldu 100.

Bu ananızın ak sütü gibi helal bir şeydir. Acaba bize de bu dokunur mu diye halk buna itiraz etti içten içe. O yüzden orayı değiştirdiler. Halbuki kanunun özü ne idi? Özü elinde devlet erki olup da, devlet imkânı, devlet erki, devlet gücü kullanarak zengin olanlara nereden buldun denilmesi idi.

Şimdi yapılması lâzım gelen ne? Yine o. Şimdi bu parlamentoda biraz önce dokunulmazlık bahsini devirmeden önce, geçmeden önce söylemiş olalım. Bu Adalet ve Kalkınma Partisinin 360 tane milletvekili geldi, birinci günden itibaren yazılıp çizilmeye başlandı ki, 180 tanesinin hakkında dosyalar var.

Şimdi, belki o dosya sayısı 20 daha eklendiyse 200 olmuştur. Yani, neredeyse tek başına iktidar olacak sayıdaki bir parlamenterlerin, parlamenterin her tarafı dosyalık, her tarafı mahkemelik.

Bunlar da daha ziyade bu para ve pulla ilgili suçlardan dolayı mahkeme?

TURHAN SALMAN- Bunları kurcalayanlar da partiden atılıyor?

İLHAN KESİCİ- Şimdi peki bunlara bir şey demezseniz evet, ne saygınlığınız olacak? Saygınlığın yok, olmaz. İki, Nereden Buldun. Bu yapılmalı mı, mutlaka yapılmalı. Türkiye Nereden Buldun'u yapmadan bu işin içinden, bu demokrasiyle devam ettirmesi bence imkânsız.

Kime söyleyecek; kim devlet erkini elinde kullanıyor ise, kim kullanıyor? Başbakan kullanıyor, daha doğrusu Cumhurbaşkanı kullanıyor, Başbakan kullanıyor, bakanlar kullanıyor, şu veya bu sebeple milletvekili kullanıyor, müsteşarlar kullanıyor; yardımcılarını atıyorum. Genel müdürler kullanıyor, onların da yardımcılarını atıyorum, Büyükşehir belediye başkanları kullanıyor. Yani, büyük ölçekte.

Şimdi, biz bir tarih kesiti koysak, ister 1980'i alalım, ister 1983'ü alalım, ister 1987'yi alalım, ama katiyen 1987'den de daha ötesine gitmeyelim. Yani, en şey tarih olarak 1987'yi alalım. Çünkü, ben ekonomi bürokrasisinin içerisinden gelen bir insan olarak biliyorum ki, 1987 yılına kadar Türkiye'de ekonomi bürokrasisinde görev alıp da mahkemeye düşmüş bir tane Allah'ın kulu yoktur. Ama, bu işler 1987'den sonra icat oldu. Bakanlar, parlamenterler de dahil olmak üzere.

1987'den bu yana bakanlık, başbakanlık, milletvekilliği, müsteşarlık, genel müdürlük, Büyükşehir belediye başkanlığı yapmış sayı en çok 2 bin, 2 bin 500'tür Turhan Bey. Medeni uygun bir komisyon kursak, bırakın mahkemeleri bu komisyon eline aldığı zaman, yani parlamenterin müsteşar olmadan evvelki varlığı ne idi?

TURHAN SALMAN- 1987'den evvelki durumu neydi, şimdi ne?

İLHAN KESİCİ- Ne idi, yani şimdi ne hemşerim filan denildiğinde bu 2 bin 500'se rakam, bunun 2 bin 400 tanesi bir ön incelemede hemen sıyrılır, onlar piri pak insanlardır, benim de inancım odur.

Şimdi, ben bunu söylerken meselâ kendimi iki kere katmış oluyorum. Yani, 1991-1993'te Planlama Müsteşarlığı yapmışım, 1995-199'da da parlamenterlik yapmışım, milletvekilliği yapmışım, demek ki kendime iki kere soru sorulacak yani bu söylediğim şeyden dolayı.

Efendim, geriye 100 tane adam kalır Turhan Bey?

TURHAN SALMAN- Hesabını veremeyen?

İLHAN KESİCİ- O 100'ün de, evet hesabını zor verecek olan. Bir münasebetle 50 tanesi yine ya bu makuldür, mazurdur filan denilebilir, tamamı 50 kişi kalır. Ama, bu 50 kişinin de boğazına basılması lazımdır. Ne kadar? Ne kadar boğazı varsa, ne kadar canı varsa o kadar basılması lâzım. Bunu yapmadan, yani elinde devlet gücü kullanarak zengin olan, zengin eden ne kadar insanı varsa Türkiye onunla bir hesaplaşması lâzım.

Adalet ve Kalkınma Partisi gelir iken söylemlerinde bu var idi. Hem bu vardı hem dokunulmazlık işi vardı. E, şimdi başkaları da, yani meselâ diyelim ki, Milliyetçi Hareket Partisi, diyelim ki Cumhuriyet Halk Partisi de bunu söyledi de bir şey olmadı. Onlara bu kadar gücenmeye hakkımız olmaz. Neden olmaz?

TURHAN SALMAN- İktidar olmadılar.

İLHAN KESİCİ- Çünkü adamın bu kadar, evet ben buna inandım filan, bunu değiştiriyorum demeye parlamenter sayısı müsait değil. Türkiye'de hiç Demokrat Parti dahil kimsenin olmadığı kadar son 50 sene içerisinde, yani 1950'den bu yana 56 sene hiçbir partinin aynı anda hem merkezi idarede 360 milletvekili olacak, hem yerel idarede 2 bin 200 tane belediye başkanlığı olacak, hiçbir partiye nasip olmadı bu iş.

O zaman her dediğini yapmakla mükellef görürüz biz bunu. Şimdi demek ki toplayalım. Bu itibar ancak böyle kurtulur.

TURHAN SALMAN- Evet, şimdi efendim, yani ekonomik durumu, Türkiye'deki siyasi durumu yeterince konuştuk diye düşünüyorum. Şimdi ben biraz İlhan Kesici'ye dönmek istiyorum. Yani, İlhan Kesici ne yapıyor?

Sayın Kesici, yani bir eski bürokratsınız, milletvekilliği yaptınız, ama yani belli bir süredir belli bir çevrede siyasi hareketlilik içinde olduğunuz açık. Bir gruptan söz ediliyor, ?Turkuvaz Grubu? diye, yani adı da hoş, güzel de bir renktir. Gerçi renk tayfında olan bir renk değil, sonra üretme bir renk ama, farklı renklerin bir araya gelmesinden.

Nedir buradaki hedef? Bir partileşme hedefi mi vardır, yoksa mevcut partilerden birinde daha güçlü olarak görev alma isteği midir? Yani, siyasetin açıkçası içinde olduğunuz kesin. Ama, neresindesiniz, hedef nedir?

İLHAN KESİCİ- Bana göre ban tam göbeğindeyim. Yani, ekonomiyi tam takip ediyorsanız, kendi adınıza değil, yani ben nasıl zengin olayım, birazcık daha zengin olayım filan diye değil, ülke ekonomisi tarzında takip ediyorsanız, ülke siyasetini de tam bu amaçla, illa da ben milletvekili olayım, illa da bakan olayım, illa da başbakan olayım, illa da parti genel başkanı olayım derdiniz yok da takip ediyorsanız. Türkiye'nin bir de bir üçüncü faktörü var, dış hadiseler, dış olaylar çok mühim Türkiye bakımından. Onu da takip ediyorsanız ben siyasetin tam göbeğinde bu anlamda üçünü birden tam takip ediyorum, tam takip etmeye çalışıyorum. Siyasetin göbeğinde sayıyorum.

Öbür hareketlenmeler var, Turkuvaz hareketi herhalde o basındaki şeyden çıkmış olabilir. O benim bildiğim kadarıyla Ali Müfit Gürtüna Bey, eski İstanbul Belediye Başkanı?

TURHAN SALMAN- Birlikte hareket ettiğiniz zaten ifade ediliyor.

İLHAN KESİCİ- Yok, Ali Müfit Gürtüna Bey benden çok rica etti bu dünyadaki ekonomik gelişmeler ve Türkiye'deki ekonomik gelişmeleri bir arkadaşlarımıza anlatır mısınız dedi, bir konferans olarak. Ben onlara gittim bir konferans verdim. Ben zaten şimdi konferansçılık ediyorum, yani diyelim ki televizyonda konuşmamız da bir anlamda konferansçılıktır. Üniversitelere gittiğimiz zaman?

TURHAN SALMAN- Ama, belli kişilerle birlikte hareket ettiğiniz, kesin tek başınıza hareket etmiyorsunuz, o da var.

İLHAN KESİCİ- Evet, şimdi teklik Cenabı Allah'a mahsustur Turhan Bey. Bu herkesle hareket edilir anlamına gelmez. Şimdi bu teklik Cenabı Allah'a mahsus. Siyasette de teklik olmaz, teklik olmaz, ekonomide de olmaz, yöneticilikte de olmaz. Böyle bir an cemaat filan bir şey olması lâzım.

Benim bu piyasadaki grupçukların, gazetelerde son 1 hafta 10 gün içerisinde daha çok çıkmaya başladı. Bu kadar biraz ucuzlatıldı gibi geliyor, yani bir tane isim, ama bir grubu varmış, bir tane isim, aman bir grubu varmış filan. Bunlar siyaseti ucuzlatır. Bunun en babayiğit hali ne bu grupçukların; parti. Türkiye'de 53 tane parti var Turhan Bey. Bir işe yarıyor mu? Yaramıyor.

TURHAN SALMAN- 45 tanesinin adını kimse bilmez.

İLHAN KESİCİ- Evet, seçime girmeye hak kazanmış 17 tane parti var, 22 galiba, 22 tane parti var. Herhangi bir işe yarıyor mu; yaramıyor.

İktidar olmuş, Türkiye'de iktidarlık yapmış, parlamentolarda çok bulunmuş 5-6 tane parti var, bir işe yarıyor mu? Bence yaramıyor. Yarasa belli olur. Zaten o zaman ne bir işe yaramış olsalar ne gruplara, ne grupçuklara, ne filan bilmem toplantılara filan bir ihtiyaç olur mu?

TURHAN SALMAN- Peki buradan çıkarak bir partileşme düşüncesi mi var? Öyle mi söylemeliyim.

İLHAN KESİCİ- Ha, şimdi parti kuracak adam, yahut parti kuracak arkadaşlar kurma zamanı geldiğinde kurar. Lâf evelenip gevelenmez, yani bu evelenip gevelenecek bir şey mi, gizli gizli yapılacak bir şey mi? Yani, bunlar davullar çalınarak öyle değil mi? Yani, davullar çalınarak, kösler vurularak, tuğlar açılarak yapılacak olan bir şey.

Böyle gizli gizli bir şey oluyorsa, yahut ufak tefek grupçuklar halinde bir şey oluyorsa benden şey, yani hem size hem kendime hem seyircilerimize şey olmuş olsun, tavsiye olmuş olsun. Hiç kulak asmalarına gerek yoktur.

TURHAN SALMAN- Buradan bir şey çıkmaz.

İLHAN KESİCİ- Akıl yürütmelerine de gerek yoktur. Şimdi Anadolu'da bir lâf var başka bir anlamda söylenir ama, ?Vuracak oğul babaya danışmaz.? Yani, çünkü gider danışırsanız, baba ben filan adamı vuracağım filan derseniz hiçbir babanın gönlü ona elvermez yani değil mi?

O yüzden bu kuracak olan, yani parti kurulacaksa eğer, bu Türkiye'nin ihtiyacı ise, Türkiye böyle bir ihtiyaç içerisindeyse parti kurulur, kuran bunu bulur, kurucusunu bulur Türkiye. Ama, Türkiye'nin ihtiyacı değilse zaten 53 tane partisi var Türkiye'nin.

Şimdi, benimle ilgili olmak üzere bence yeteri kadar söylemiş olduk filvaki ama, bu yani zarif bir lâf değil ama, ben yine de söylemeyeyim, bir şey kurmaya benzemez. Parti iktidar için kurulur. Kurdun, sadece senin gözünde, yani kendi arkadaşlarının gözünde iktidar adayı olman bir anlam ifade eder mi; etmez. Bütün cihanın gözünde evet bu bir iktidar adayıdır denilecek ise o makbul bir şeydir, kurulur. Ama, benim de bir partim olsun, ben de filanlarla gidip iş birliği yapayım filan vesaire ise onun ne millete hayrı var, ne devlete hayrı var, ne kuranlara hayrı var, ne kurmaya niyetlenenlere hayrı var. Böyle elinizin tersiyle itiniz yani o işi. Ama, Türkiye, Türkiye'nin kötü yönetildiği belli. Benim kanaatim o ki, Adalet ve Kalkınma Partisine oy vermiş olan insanların yarısı, en az yarısı bu işten müştekidir. Neden? Yani, şimdi Çukurova hasadını yaptı, buğday hasadını, başka bir şeye bağlamayalım. Yani, şu bu aslında siyaset ekonomi için yapılır, yani başka bir şey için yapılır mı canım, siyaset için.

İki, ekonominin içerisinde hangi ekonomi için yapılır; fakir fukaranın ekonomisi için yapılır, acze düşmüş insanlar için, müşküle düşmüş olan insanlar için, çaresizlik içinde kalmış olan insanlar için yapılır, işsiz adamlar için yapılır.

TURHAN SALMAN- İdeali odur da, tersi yapılır?

İLHAN KESİCİ- Evet, bunun şimdiye kadarki hali aynen bu. AKP böyle olmadığı zannıyla bu oyu aldı. Ama, 3 sene içerisinde görüldü ki, AKP'nin diğer partilerden bir farkı yok.

Bizim siyasetimiz, Başbakanımız, Ana Muhalefet Partisi Başkanımız en çok ne konuşuyorlar? Laiklik, rejim, öyle değil mi? Ya kardeşim bu Türkiye 50 senedir laik, yahut 80 senedir laik, rejimi de belli, cumhuriyet. Yani, bununla ilgili bir derdi yok yani Türkiye'nin?

TURHAN SALMAN- Ama çok yıprandığı da kesin bu konuda.

İLHAN KESİCİ- Şimdi Çukurova'da ilk hasat yapıldı 15 gün önce, ne? Buğday hasadı, Türkiye'nin en verimli toprakları. Buğdaya kaç lira verildi? 310 bin lira, tüccar kaçtan alıyor şimdi? 310 bin. Bu zaman içerisinde düşecek. Geçen sene kaçtı? 300 bin, 320 bin. Şimdi bu şimdiki 310'un 320 bin eş değeri geçen seneki 320 binin, şimdiki değeri 250. Demek ki, 1 sene içerisinde Çukurova çalıştı, çırpındı, didindi, şunu etti bunu etti, geçen senekinin altında bir fiyatını buğdayını satmak mecburiyetinde kaldı.

TURHAN SALMAN- Yüzde 27, 28 değer kaybetti?

İLHAN KESİCİ- Düşük. İki, geçen sene ana, yani bütün bu tarım sektörünün girdileri itibarıyla, mazot, ilaç, gübre, zirai ilaçlar vesaire, işçilik, biçme, bütün bunların girdilerinin tamamını gübrede toplayalım biz. Geçen sene gübrenin fiyatı ne idi? 425 bin lira. Şimdi kaç? 575 bin lira. Peki, bunu sadece geçen seneye tutmayayım ben, şöyle bir rakam getireyim size.

2003 yılında, yani AKP iktidar olduğu zaman, neden AKP'yi çok telaffuz ediyorum, çünkü 3,5 senesi geçti, yani yegâne, yani başka birine kızacak, gücenecek halimiz yok ülkede işler kötü gidiyor ise, bize göre öyleyse?

TURHAN SALMAN- Tek başına iktidar, tabîî ona?

İLHAN KESİCİ- Tek başına iktidar. İktidara geldikleri gün buğdayın ortalama fiyatı, bütün Anadolu buğdayının ortalama fiyatı 380 bin liraydı, aklımızda tutalım. Gübre de şurada, 275 bin lira idi. Tamam. Şimdi bu 380 bin liradan 250 değerine doğru geriledi, buradaki 275 bin liralık gübrede efendim 575 bin liraya kadar çıktı, 525, 575 bin liraya kadar çıktı.

Peki, bu çiftçi, yani laiklik tartışması yapılıyor, cumhuriyet tartışması yapılıyor diye AKP'ye oy vermiş ise artık vermeye devam edebilir mi? Bana sorarsanız katiyen.

TURHAN SALMAN- Etmemesi lâzım.

İLHAN KESİCİ- Marmaris turizm değil mi, biz turizm cennetiyiz filan diyoruz, tamam. Ben birkaç gün önce televizyonlardaki programlara dayanarak söylüyorum. Başka bilgi aldığım arkadaşlarım var, yani Marmaris'te bilgi aldığım arkadaşlarım var, Bodrum'da var vesaire, Antalya'da var ama, televizyonlara mâl olmuş lafı söylemek istiyorum.

Dediler ki, Marmaris'te 1 geceliğine tur operatörlerine acentelerine rica ettiler 7 paund, 7 sterlin, yani 15 milyon liraya yeme, içme, yatma, hepsi dahil 15 milyon liraya 1 gecelik tatil. Niye, döviz için.

İki, bazı oteller ayrıca bu tur operatörlerinden, acentelerinden rica etmişler ki, 1 hafta bedava tatil, yani aman yeter ki bana adamlarını getir, getirdiğin adamların yarısı kadar adamı getir, 1 hafta bedava. Böyle de bir promosyon yaptılar.

Demek ki, halkın içinde bulunduğu durum ne, bu neyi etkiler; bu her şeyi. Yumurta üreticilerini etkiler, salatalık üreticilerini etkiler, domates üreticilerini etkiler, öyle değil mi?

TURHAN SALMAN- Şimdi efendim tekrar ekonomiye döndük. Yani, bu dedikleriniz tamamen doğru?

İLHAN KESİCİ- Ekonomisiz siyaset olmaz?

TURHAN SALMAN- Olmaz kabul ediyorum. Şimdi soruyu biraz daha başka türlü söyleyeyim. Türkiye'nin yeni bir partiye ihtiyacı var mıdır?

İLHAN KESİCİ- Ufak tefek değil, bence var. Ama, bir tane şartım var. Ufak tefek olmayacak, ben kurdum olmayacak. Türk siyasetinin deminki söylediğimiz itibarsızlığının tamamını efendim kaldıracağına inanılacak, ekonomi yönetimini, evet bu insanlar halk şöyle bakacak karşıdan değil mi? Kimse kimsenin kara kaşı kara gözü için değil.

Halk baktığı zaman evet bu insanlar temiz insanlar, bu insanlar dürüst adamlar. Neyle? Onların kendi dillerinin dürüstlüğüyle değil, geçmişleriyle. Bir de otu çek köküne bak demiyor muyuz biz? Otu çekecekler, köküne bir bakacaklar, geçmişinde ne var yok, hakkında bir dava olmuş mu olmamış mı, devlet yönetmiş devlet yönettiği zaman üstünde bir istifham belirmiş mi, soru işareti belirmiş mi, belirmemiş mi?

Bütün bunlara göre bir heyet bu Türk halkının huzuruna çıkar ise bu halkı demokrasinin içine tam anlamıyla katacağına hem anlatıp hem ikna ederse bence 3 ayda iktidar olur Turhan Bey, 3 ay.

TURHAN SALMAN- Katılıyorum da, bu o kadar da kolay bir şey değil.

İLHAN KESİCİ- Bizim işimiz zoru becermek olmalıdır.

TURHAN SALMAN- Şimdi efendim siz birtakım görüşmeler de yapıyorsunuz, yabancılar da geliyor ve onlarla da görüşüyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Tabîî.

TURHAN SALMAN- Gazete haberlerinden?

İLHAN KESİCİ- İntikal edenleri de var, etmeyenleri de var.

TURHAN SALMAN- Onları evet görüyoruz. Bu arada bir sözünüzü de okudum bir gazetenin bir köşesinde. Amerika'nın Türkiye konusundaki yaklaşımının Türkiye açısından olumlu bir yaklaşım olduğunu. Yani, Amerika'nın Türkiye'nin iyiliğini düşündüğünü, ona göre hareket ettiğini söylüyorsunuz.

Ben bu görüşe maalesef katılamıyorum. Bunu nereden, yani kaynaklanıyor bu düşünceniz? Ortada pek çok aksini düşündürecek gerekçeler var.

İLHAN KESİCİ- Tabîî tabîî memnuniyetle. Şimdi şunu da dikkate alarak söylemiş olayım ben. Hem siz meselâ benim sevdiğim, saydığım bir insan olarak böyle diyorsunuz. Hem en son yapılan bir Amerika hakkında dünyadaki ülkelerin, vatandaşların kanaatleri, orada en düşük Türkiye çıkıyor, en düşük Amerika'yı seven, en çok kızan Araplar dahil meselâ, en çok kızan ülke olarak Türkiye'deki insanlarımız çıkıyor, bizim vatandaşlarımız.

Bunu bilerek, yani bunu bilerek söylüyorum şimdi. En hoş ne; ?Kahrolsun Amerika? demek. Madem Türk halkı en çok şeyi ona kızıyor, efendim en az onu seviyor, en çok ona kızıyor. Popülist bir davranış içerisinde halka yaranmak anlamında filan bakarsanız yahut başka bir anlamda da ulan bu Amerika'yı da filan demek lâzım yani değil mi?

Bu doğru bir iş değildir Turhan Bey; bir. Biz, 1950'den bu yana dünyadaki birçok meselemizi Amerika'yla hallettik. Yani, şimdi çok sıkboğaz ediliyoruz ya, yani şimdi bunun teferruatına ayrıca belki bir üçüncü program yapalım, ama şurada şeyi söylemiş olayım ben.

Ben Türkiye'nin düşmanı, Türkiye'nin bir tane düşmanı var. Türkiye'nin düşmanı kendisi. Kendinin ne olduğunu bilmemesi, yani o da, yani Türkün Türk'ten başka dostu yoktur deriz ya, bana göre Türkün Türk'ten başka düşmanı yok.

Yoksa başka ülkeler, ne Amerika bizi kara kaşımız, ela gözümüz için sever, ne biz Amerika'yı kara kaşı ela gözü için severiz. Ne Almanya bizi öyle sever, ne biz onu öyle severiz.

Herkes bu dış ilişkiler millî menfaatlerdir. Menfaatlerinizi?

TURHAN SALMAN- Menfaatler çıkarlar o güçlü olandan yana değişir de, pek ben dost olarak göremiyorum.

İLHAN KESİCİ- Hayır şimdi Turhan Bey?

TURHAN SALMAN- Vaktimiz de daralıyor, isterseniz?

İLHAN KESİCİ- Bir hüküm cümlesiyle bitireyim.

TURHAN SALMAN- Lütfen.

İLHAN KESİCİ- Tarihe baktığımız zaman tarihi yazan şeyin adı kudrettir. Kudreti olmayan adam dünyanın en iyi adamı olsun, kudreti olmayan devlet dünyanın en iyi devleti olsun ezer geçerler.

O yüzden biz bu işe kudretle bakacağız. İki, Türkiye?

TURHAN SALMAN- Güven mi edeceğiz adamlar kudretliyse, yani?

İLHAN KESİCİ- Türkiye yenilenmeli diyoruz değil mi? Bir büyük din alimimizin biraz çok güzel vurgulanmış olan, güzel formulüze edilmiş bir şeyi var, ben severim. Yani, eski hâl muhal, Türkiye eskidi Turhan Bey. Türkiye Türk parlamentoları da eskidi, siyaset anlayışı da eskidi, adamları da bir şey oldu. Yeni bir şey lâzım. Eski hâl muhal, ya yeni hâl ya izmihlal. Ya yeni bir hâl olacak ya Türkiye'de çöküş olacak.

Yine geçen programınızda sizinle ifade ettim ben, adına öyle dedim. Türkiye kitabı yeniden yazılmalıdır.

TURHAN SALMAN- Evet.

Evet, sayın seyirciler programımızın sonuna geldik. Sayın İlhan Kesici ile hep geçen hafta başladığımız bu hafta da sürdürdüğümüz ekonomi ve siyasetin durumuyla ilgili sohbetimizi zannediyorum artık noktaladık.

İLHAN KESİCİ- Memnuniyetle.

TURHAN SALMAN- Bir dahaki programda buluşmak üzere iyi akşamlar diliyorum efendim.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.