Facebook
Twitter
80 Yılda Yapılana Eşit Bir Borcu 3.5 Senede Yaptılar
Yılmaz Tunca | Flash TV - Gerçek Gündem | 10.7.2006
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

SUNUCU- Değerli izleyiciler, "Gerçek Gündem" devam ediyor. Stüdyomuzda Sayın İlhan Kesici var.

Efendim günaydın, hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

SUNUCU- Son dönemde İlhan Kesici deyince akla ister istemez yoğun siyasal çağrışımlar geliyor. Siyaset de konuşacağız ama, isterseniz ekonomiden başlayalım.

İLHAN KESİCİ- Nasıl isterseniz.

SUNUCU- Ekonomi, son dönemde çok konuşulur oldu. Bu Hükümetin en başarılı olduğu alan diye ekonomi özellikle gösterilirken, birdenbire geçtiğimiz iki ay içerisinde ciddî bir travma yaşadık. Yüzde 30 bir değer kaybıyla paramızla karşı karşıyayız ve şu anda her şey tekrar süt liman hâle gelmiş gibi gözüküyor. Ama öbür taraftan devasa bir dış borç, müthiş bir cari ödemeler dengesinde açık ve bu konuda doğru olduğunu söyleyenler diyorlar ki, bunun döndürülebilir olması, paranın dışarıdan bulunur olması yeterlidir. Bundan sonra bizi ne bekliyor efendim?

Bir de, tabiî ki Kasımda bir yeni dalga, kriz dalgası beklentisi seslendirenler var. Nedir ekonomide durumumuz?

İLHAN KESİCİ- Şimdi bence siz zaten tamamını özetlemiş oldunuz yani.

Netice itibarıyla bu bir sahte, bir sanal saadet zinciri gibiydi. Zincir üçüncü yılın ortalarında, 3,5 yılda kopma temayülü gösterdi. Hadisenin tamamının altında yine siz ifade ettiniz, olağanüstü bir iç ve dış borcu var Türkiye'nin. Bundan evvelki krizde de zaten o en büyük amil olmuştu, yani 2001 krizi, 2000 senesinden sonra meydana gelen krizde en önemli faktör oydu. Şimdi beklenirdi ki, yani ondan sonra gelen Hükümetten beklenirdi ki, madem ki Türkiye'yi boğan hâdise iktisadî anlamda bu borcun miktarı, borcun vadesi ve bu münasebetle de borcun faizi. Bunun bir düzene sokulması beklenirdi. Tam tersini yaptı AKP Hükümeti. Önümüzdeki süreçte rakamları ben veririm ama, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 80 yıldaki toplam iç borcunun tam iki katı bir rakam, şimdi bugün Türkiye ekonomisinin önünde. Yani, 2002'nin sonunda, 2003 yılının başında...

SUNUCU- Yani bu Hükümetin iktidara geldiği dönemde?

İLHAN KESİCİ- Evet, tam iktidara geldiği, Türkiye ekonomisini teslim aldıkları an itibarıyla Türk Lirası cinsinden Türkiye'nin bir iç borcu vardı, 149 katrilyon, eski şeyle 149 katrilyon lira. Bunun dolar cinsinden ifadesi 90, 90,5, 91 milyar dolar o günkü kura böldüğünüz zaman. Şimdi bir hafta öncesi itibarıyla bu rakam 272 gibi bir rakama geldi, yani 272 yine eski, geçen seneki tabirle kullanırsak katrilyon lira. Bunun dolar cinsinden ifadesi yine 10 gün önceki kur itibarıyla bölmüş olursak eğer, bunun dolar cinsinden ifadesi 204 milyar dolar. Yani, 90 milyar dolarla teslim aldıkları bir iç borcu 3,5 sene içerisinde 200 milyar dolara, 204 milyar dolara taşıdılar. Biz bunun küsuratını atalım, o 4 milyar dolarlık...

SUNUCU- Yani, 90 katrilyon 200 katrilyon oldu.

İLHAN KESİCİ- 90 katrilyon 200 katrilyon oldu. Bu ne demek? Yani, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 80 senede 90 milyar dolar iç borcu varken, 3,5, sadece 3,5 yıl içinde bu iç borca 100 milyar dolar daha ekledi. Şimdi bunun altından kalkınması mümkün değil. Yani, Türk ekonomisinde şimdi az biraz ferahlık hissediyorsa halk...

SUNUCU- Bir de dış borcu da isterseniz söyleyelim, yani 2002 yılı sonu, 2003 yılı başıyla bugün...

İLHAN KESİCİ- Şimdi orada da 20 milyar dolarlık bir artış var, kamunun dış borcunda 20 milyar dolarlık bir artış var.

SUNUCU- Kamu derken buna belediyeler dahil mi?

İLHAN KESİCİ- Belediyeler dahil.

Toplam kamunun, yani o rakam 65'e, çok rakama boğmamak istediğim için öyle söylüyorum, 65'e 85, yani 65 milyar dolar 85 milyar dolar olmuş; demek ki 20 milyar dolar artmış.

Ama bundan daha vahimi, önümüzdeki süreçte etkisini çok daha bir evvelki krizlerden daha yüksek gösterecek olan bir rakam daha var; özel sektörün dış borcu. Türkiye'de özel sektörün dış borcu idare edilebilir ölçeklerde idi. Meselâ 2003 yılının başında bu rakam 24 milyar dolardı. Şimdi rakam 74 milyar dolar. Yani, 50 milyar dolar da özel sektörün dış borcu artmış oldu. Bu Cumhuriyet tarihinin tamamı, ilkleridir. Bundan sonra da tekrar edebileceğine katiyen inanmıyorum ben. Çünkü bundan sonra tekrar edecek gibi olur ise, Allah korusun elde avuçta, hiç kimsenin elinde avunca hiçbir şey kalmaz. Ne kamunun elinde kalır, ne devletin elinde kalır, ne özel sektörün elinde kalır. O yüzden kurdaki ufak bir tırmanma, biraz önce başlangıç, açılış konuşmasında ifade ettiniz, kurdaki bir değer artışı bir haftalık, 10 günlük, 15 günlük bir değer artışı herkesi olağanüstü tedirgin etti.

Demek ki, şimdi bütün bu lafları toplayalım, 3 yıllık zaman içerisinde Türkiye'nin, buradan bize soru çıkarmamız lâzım, iç borcu tam 100 milyar dolar artmıştır. Şimdi ben bu rakamları bizi seyreden halkımıza hitap etmekten daha ziyade, onlara söylemekten daha ziyade devlet yöneticilerinin eğer bilmiyor iseler, ben çoğunun bilmediği kanaatindeyim, akıllarını başlarına toplaması amacıyla söylüyorum.

Şimdi biz bu rakamları söylüyoruz, halbuki bu devletin elinde, bu Hükümetin elinde Maliye Bakanlığı var, Hazine Müsteşarlığı var, Merkez Bankası Başkanlığı var, Planlama Müsteşarlığı var, bütün bunlar şimdi sizin programınızda yaptığımız bu rakamları çürütmek için hemen şey yapabilirler yani değil mi?

SUNUCU- Bir cevap vermeleri...

İLHAN KESİCİ- Bir cevap verebilirler. O yüzden o rakamlara illa da bakmaları lazımdır. Demek ki 3,5 sene içerisinde, tek bir 3,5 içerisinde Türkiye'nin iç borcu 80 senelik iç borcu kadar artmıştır 90 milyar dolar. Dış borcu 20 milyar dolar artmıştır, etti 110-120. Özel sektörün borcu 50 milyar dolar artmıştır, tam 3 katına çıkmıştır. Demek ki onu da koyalım 120, 170, şimdi 3,5 sene içerisinde 170 milyar dolar, bu rakam da Türkiye millî gelirinin neredeyse 2/3'sine eşit bir rakamdır, 3,5 sene içerisinde bu kadar borcu artmış.

Şimdi Yılmaz Bey, sizin, burada konuşmacı olarak benim, burada çalışan arkadaşlarımızın, kameraman arkadaşlarımızın, hepimizin şöyle bir hakkı var: Bu para nereye gitti? Ya 170 milyar dolarlık artışla 3,5 sene içerisinde doğrudan Maliye Bakanına ve doğrudan Sayın Başbakana bizim sormamız icap eden, halkın da sorması icap eden rakam budur. Bu para nedir, nereye gitti?

SUNUCU- Bu para nereye gitti sorusunun cevabı size göre ne?

İLHAN KESİCİ- Bana göre var ama, biz önce bir soralım, bana göre var, biz önce bir soralım. Bu para nereye gitti kardeşim? Hâlbuki ortada kurulmuş bir tane Atatürk Barajı yok. Atatürk Barajının tamamı 2,5 milyar dolar, yani şimdi söylediğimiz rakama bak, 170 milyar dolar. Demek ki onu ikiye, üçe bölmüş olsak, neredeyse 60 tane Atatürk Barajı yapar 3,5 sene içerisinde. Bir tane eklenmiş Atatürk Barajı yok, bir tane eklenmiş, yani şimdi haraç mezat özelleştirdikleri büyük kamu iktisadî kuruluşları var; TÜPRAŞ var, PETKİM var, TELEKOM var vesaire, demir-çelikler var, bunları da haraç mezat.

Ayrıca, demin unuttuk, demek ki bu 160 milyar dolara bir de bu 80 senenin birikimiyle yaratılmış olan...

SUNUCU- Özelleştirmeden gelen.

İLHAN KESİCİ- Özelleştirme gelirlerini de katarsanız, demek ki 3,5 senede 200 milyar dolarlık bir rakam haraç mezat ne olduğunu bilmediğimiz bir savrukluk var. Bunu bu Hükümetten başka hiçbir şeyi sormayacak olsak bile yani, başka hiçbir soru sormayacak olsak bile, sadece bıkmadan usanmadan bu soruyu sormamız lazımdır bizim ve bu sorunun cevabını alıncaya kadar da yakalarını bırakmamak lazımdır. Çünkü, Allah korusun, Türkiye bunun daha küçük örneklerini yaşadı. 1994'te siz yine bir cari işlem açığı dediniz biraz önce açarken, Türkiye'nin en önemli konularından bir tanesi o. 1994'teki cari işlem açığı, yani 94 krizine sebep olan rakam 6 milyar dolardı, 6-6,5 milyar dolar.

SUNUCU- Arkasından 5 kararları geldi.

İLHAN KESİCİ- Arkasından 5 Nisan kararları geldi, Türkiye büyük bir sıkıntının içerisine girdi. Toplam rakam, yani cari işlem dediğimiz, Türkiye'nin toplam döviz gelirleriyle, toplam döviz harcamalarının arasındaki en son nihaî rakam, 6 milyar dolar tamamı. 2000 yılında, yani 2001 krizine sebep olan 10 milyar dolar...

SUNUCU- Anayasa kitapçığıyla...

İLHAN KESİCİ- Evet Anayasa kitapçığı da var; 10,5 milyar dolarlık bir rakamdır. Demek ki Türkiye 94'te ekonomik krizi 6 milyar dolarlık bir döviz açığı sokmuş, 2001 yılında 10 milyar dolarlık bir döviz açığı sokmuş, şimdi 30 milyar dolar.

SUNUCU- Bu konuda trendin giderek yükseldiğini gördüğümüze göre, demek ki kriz noktası bir hayli yukarılara doğru çıkmaya başladı.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bir hayli yukarıya doğru çıkmış.

Şimdi, bunun 1994 krizinin Türkiye'de hem halka, simitçiden holdingciye kadar veya taksiciden en büyük şirket sahiplerine kadarki spektrumda ele alırsak, eğer 1994 krizinin etkisi halka 1 birim idiyse, 2001 krizinin etkisi en az 10 birim oldu, 10 katı oldu. Bu demektir ki, Allah korusun diyorum yine, yeni bir kriz söz konusu olur ise, bu 2001 krizinin çok daha üstünde bir sıkıntı yaratır Türkiye'ye. Biz o bandın içindeyiz. Yani, 15 günde...

Hem bu kadar paralar nereye gitti diye soruyoruz; bir.

İki; Dünyanın hiçbir yerinde sakin, istikrarlı, bir yığın çevreler öyle demiyor mu, yani ekonomimiz gayet iyi, gayet sakin...

SUNUCU- Siyasi istikrar var.

İLHAN KESİCİ- Siyasi istikrar var, ekonomik istikrar var, aman ha bozulmasın, aman ha bir şey yapmayalım da bu istikrarı bozmayalım, kaos olur filan.

SUNUCU- Erken seçim olmasın, iş çevreleri bunu da seslendirdiler.

İLHAN KESİCİ- Eğer öyle ise hangi ekonomide 10 gün içerisinde veya 15 gün içerisinde bilemediniz doların, dövizin fiyatı yüzde 30 artmış olur. Yani, Türkiye'nin bütün şeyi yüzde 30 sadece döviz fiyatı münasebetiyle arttı. Bu öyle olmuyor tabiî, meselâ dövizde yüzde 30 artış oluyor ama, demir 680 bin liraydı, dövizdeki bu kıpırtı dolayısıyla ertesi hafta 1 milyon 50 bin oldu, yani demire olan etkisi yüzde 100 oldu. Başka sektörlere de olan etkisi öyle olmuş olacak.

Türkiye'yi ekonomik bakımdan bu arkadaşların idare etmeye devam etmeleri hâlinde çok büyük bir sıkıntı bekliyor. Neden devam etmeleri hâlinde diyorum ben? Resmî beyanlara bakarsak, gayri resmî ne düşünüyorlar onu bilmemiz mümkün değil, yani istihbaratçılık ediyor falan da değiliz, aralarına gizli mikrofon koyuyor falan da değiliz. Resmî beyanlara bakılırsa Yılmaz Bey, en tehlikeli bölümünü ben orada görüyorum. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Yani, şu ana kadar çok iyi çok iyi çok iyi geliyordu, Allah Allah bir şey oldu, ufak bir şey oldu, ne olduğunu da tam tespit edebilmiş filan değiliz ama, bir şey oldu döviz fiyatında, 10 gün içerisinde yüzde 30'luk bir fark oldu. Biz bunu yine eski haline getiririz. O yüzden kimsenin endişe edecek bir şeyi olmamalı gibi bir yaklaşım içerisindeler. Fevkalâde tehlikeli görüyorum.

Bir de, konuyu katiyen anlamadıkları anlaşılıyor. Yani bizi bu hâle getiren hâl nedir, onu tam anlamıyla anlamadıkları anlaşılıyor.

SUNUCU- Bu çok ağır bir itham değil mi?

İLHAN KESİCİ- Öyle evet; itham değil bu, ortaya bir veri koyuyorum, bir de beyanlarını koyuyorum, oradan bir yoruma ulaşıyorum ben; yaptığımız iş o. Ortaya veriyi koyuyoruz, onların beyanlarını ve davranışlarını alıyoruz.

Şimdi, bunun meselâ en son örneği bundan 10-15 gün önce yine o döviz fiyatlarındaki artışlar münasebetiyle Sayın Maliye Bakanı ile Sayın Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan Bey yan yana oturdular bir sabah Türkiye'de hiç kimsenin haberi olmadan, yani ben ekonomi bürokrasinin de çok haberi olduğu kanaatinde filan değilim. Birden bir olağanüstü basın toplantısı gördüm ben sabah 9'lar veya 8,5 civarında. Müsteşarlar, müsteşar yardımcısı arkadaşları da tanıyoruz, onları da gördük yanlarında. Allah Allah bu ne iştir filan diye daha bir dikkatle bakar oldum ben, baktım. Meğer hâdise neymiş?

Şimdi biz bu para nereye gitti dedik ya, aslında onun zımnen cevabı da şimdi buradan çıkacak. Tam cevabını vermek istiyor değilim, onlara bu soruyu devam ettirmek istiyorum ben, ama zımnen bir kısmı çıkmış olacak. Birdenbire Maliye Bakanı, yani Türkiye'de yerleşik olmayan yabancıların döviz hesapları münasebetiyle kazanımlarının, kazançlarından alınan bir stopaj var. Daha doğrusu yerli yabancı herkesin bankadaki, sermaye piyasasındaki parasından bir stopaj alınıyor. Bu stopaj dediğimiz şey işte bir vergi mahiyetinde. Bunun nispeti yüzde 15. Yani, yabancı para cinsinden bankada paranız var ise döviz cinsinden, bundan aldığınız faizin, gelirin yüzde 15'ini devlet vergi olarak alıyor, başında kesiyor alıyor, o yüzden stop ettiriyor, stopaj diyoruz biz o yüzden. Şimdi bu Türk vatandaşlarına da aynıydı, yabancı vatandaşlara da aynıydı. Birdenbire Sayın Maliye Bakanı yanında Ali Babacan bey de olmak üzere, Allah Allah dedi ki, bu yabancılardan alınmış olan stopajın yüzde 15'ten 0'a indiriyorum. Meğer bütün basın toplantısının mahiyeti sadece o imiş. Yani, yüzde 15'ten, yabancıların gelirlerinden alınan yüzde 15 nispetindeki stopaj, vergi 0'a indiriliyor. Allah Allah, neden böyle bir şey oldu? Yani, Türklerin hesaplarındaki devam ediyor bu, yani bizim bankalardaki döviz cinsinden mevduatımızdan yüzde 15 vergi alınıyor, stopaj alınıyor, yatırımcılardan da yüzde 15 alınıyor, yabancılardan da yüzde 15 alınıyordu. Bize bir şey demiyor, yani Türk vatandaşları yine vergi vermeye devam etmiş olacak, ama yabancılarınkini 0'a indiriyor.

SUNUCU- Oradaki izah da, dışarıdan sıcak para girişini sürdürmek maksadıyla böyle bir kolaylık.

İLHAN KESİCİ- Bu ne demek? Bu, hem iktisadî anlamda, hem siyasî anlamda şu demek: Yalvar-yakar oluyorlar. Ey yabancılar, Türkiye'ye, çünkü onun altında şu var: Türkiye'deki sıcak yabancı paranızı: Bir; çekmeyin. İki; yani çektiyseniz bile, bakın yüzde 15 size daha fazla imkân temin ediyorum, sağlıyorum, tekrar geri gelin.

Bunun sebebi de, işte bu ekonomide istikrar, ekonomide rahatlık, güzel, durgunluk var dedikleri hâdise. Mayıs ayında 10 gün içerisinde, 15 gün içerisinde döviz fiyatının yüzde 30 artması, eğer öbür müdahaleler olmasa şimdi 50'ye çıkmış olur idi o rakam, eninde sonunda 50'ye de çıkar, 100'e çıkar farkı. O şu oldu: Türkiye'den 12 ila 15 milyar dolarlık bir rakam, bir yabancı sıcak para çıktı. Neden çıktı? Siyasî istikrarsızlığın baş göstereceğini gördü.

Bu Cumhurbaşkanlığı, daha sonra geleceğiz sanırım...

SUNUCU- Tabiî.

İLHAN KESİCİ- Cumhurbaşkanlığı tartışmalarının sıkıntılarını filan gördü, başka bazı sıkıntıları da gördü.

Sayın Başbakan bir bakıyorsunuz 3 yıl Avrupa Birliği Türkiye için cennettir, her işi yaptık, şu kadar kanun filan çıkardık, çıkaracağız diyor, bir bakıyorsunuz durursa dursun canım, yani neymiş filan diyor. Şimdi bunlar çok dengesiz davranışlar bir devlet bakımından.

Bütün bunlar hesap edince, Türkiye'den kazandıkları olağanüstü faiz olmasına rağmen yabancıların, aman lânet olsun, sonra başımız daha çok belaya girer, daha fazla gelirine de ihtiyacımız yoktur, o yüzden süratle çıkıp gidelim dediler. Bu çıkan rakam 12 ila 15 milyar dolar. Tamamı çıkmış olsa problem orada biter. Hâlbuki tek bir yıl içerisinde Türkiye'ye sıcak para olarak gelen, adına ?sıcak para? dediğimiz, yani geliyor, çok büyük faizler alarak gidiyor. Adına ?sıcak para? dediğimiz rakam Nisandan Nisana...

SUNUCU- Yani sadece spekülasyon maksadıyla, kâr maksadıyla gelen, reel ekonomiye de hiçbir katkısı olmayan.

İLHAN KESİCİ- Sıfır ve bozan. Aslında sonuçları itibarıyla da bozan, bozacak olan. O rakam 56 milyar dolardı. Demek ki, 55-56 milyar dolarlık bir rakamın 15 milyar dolarlık bir bölümü çıkar gibi olduğunda döviz yüzde 30 arttı. Eğer bir 15 milyar dolar çıkar ise, bu yüzde 30 daha artmaz, yüzde 100 artar.

Şimdi buna mani olmak için...

SUNUCU- Yani geometrik dizi...

İLHAN KESİCİ- Geometrik dizi, daha yükselen artan bir trenddir.

İşte bunu hissettikleri için apar-topar iki tane anlı-şanlı bakanımız, Maliye Bakanımızla Hazineden Sorumlu Devlet Bakanımız ve ekonomi bürokrasisindeki arkadaşlarımızı da yanlarına alarak o basın toplantısını yaptılar. Bu bir kapitülasyondur, yani kendi halkınıza, kendi yatırımcınıza, kendi milletinize, kendi insanınıza vermediğiniz hakları yabancı bir paraya veriyorsunuz.

SUNUCU- Yani yabancıya imtiyaz tanıyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Yabancıya imtiyaz tanıyorsunuz. Bu rakam yüzde 15, yani Yılmaz Bey, ufak tefek bir rakam değil bunlar.

SUNUCU- Ama işte dünya global köy oluyor, bilmem ne oluyor, dünya vatandaşlığı filan gibi birtakım...

İLHAN KESİCİ- Dünya global köy, amenna. Dünya global köyünde herkes en çok yabancıya o global hareketlerde yabancıya temin ettiği imkân en üst seviyede Yılmaz Beye verdiği imkandır değil mi? Yani kendi halkınıza ne kadar çok şey verirseniz en çok o kadar yabancıya verirsiniz hak. Kendi halkınızın üstünde daha başka bir hak verebilir misiniz?

İşte bu o zaman bunun adı iktisadî esarettir, iktisadî esirliktir, iktisadî köleliktir. Bir gün olur her ne yaparsanız yapın, o adam paralarını alır, çıkar gider, zaten hep öyle oluyor. Ondan sonra da Türkiye'de olağanüstü bir kriz olur, bu kriz olağanüstü boyutlarda olur. Ama akıllar başa döndürülür ise, ister bu arkadaşlarımız, yani netice itibarıyla bu Hükûmet, AK Parti, bizim milletimizin, bizim halkımızın seçtiği, bizim insanımız, yani etrafımıza baktığımızda filanın teyzesinin çocuğu, filanın dayısının oğlu olan insanlar, bunlar bizim insanlarımız. Sıkıntı, akıllarını başlarına toplamalarında; bir. Bir de, bilmelerinde, öğrenmelerinde, bilmiyorlarsa sormalarında.

Türkiye'nin iki üç sene öncesi itibarıyla bir büyük krizi var. Ondan beş sene öncesi itibarıyla bir büyük ekonomik krizi daha var. Bütün bunlar döviz krizleridir, dövizden kaynaklanan krizlerdir, borçtan kaynaklanan krizlerdir.

O yüzden çok dikkatli olmaları gerekir, ama ben o dikkati görmüyorum. Yoksa AK Partiye 10 milyon seçmen, 10,5 milyon, 10,6 milyon seçmen vatandaşımız oy verdi, bunların hiçbir kusuru, kabahatinin olması katiyen söz konusu değil. Yani, bütün il başkanlıkları, ilçe başkanlıklarının yönetim kurullarını alırsanız, 70-80 bin kişilik bir parti örgütü var. Bu parti örgütünün bu konularda herhangi bir dahli olabilir mi? O yüzden bu arkadaşlarımızı hem AK Partiye oy veren arkadaşlarımızı, hem AK Parti teşkilatlarını, bu söylediğim ithamdan ayırıyorum ben, sadece Hükûmet eden arkadaşlara indiriyorum. Oradaki arkadaşların içerisinde de iki tane ana sorumlu vardır; bir tanesi Sayın Başbakandır, tamamının başında olması münasebetiyle, öbürü de Maliye ve ekonomiyle ilgili Bakan arkadaşımızdır, başka da bir şey yok. O yüzden bu hedefi de küçültmek lazımdır ve doğru noktaya ateş etmek lazımdır.

SUNUCU- Yani, bu durumda Hükümette bir değişiklik söz konusu olsa- ki Hükümetteki değişiklikten kastım ekonomi politikalarında değişiklik sonucu ortaya çıkaracak bir değişiklik- sizin Hükümete ilişkin fazla itirazınız kalmayacak mı?

İLHAN KESİCİ- Hayır.

Şimdi, ben bu Hükümetin bütün tasarruflarına da karşıyım. Yani, bu hükümetin, bir hükümetin tasarrufları ne olur? Bir dış politikadaki hadiseler olur, bir iç politikadaki hadiseler olur. İç politikadaki hadiselerin can damarı ekonomidir. Yani, aslında bu siyaset denilen şey, sadece ekonomi için yapılması gereken bir şeydir. Yani, siyaset ne? Akşam yemeğinde herhangi bir aile, normal bir aile, yani siz bu programı bitireceksiniz akşam eşinizle çoluğunuz çocuğunuzla yemek yiyeceksiniz, ben yiyeceğim, burada çalışan arkadaşlar yiyecek. Akşam yemeğindeki konumuz neyse siyasetin ana konusu o olmalı. Akşam yemeğinde konumuz ne olur? Ya bu bulgur pilavının yağı azdı-çoktu, türlünün içerisinde et azdı-çoktu, yani bunun adı ne? Geçim değil mi, geçimle ilgili konular. Karnımız doydu, yemek bitti. Liseyi bitirmiş bir tane kızımız, her evde aşağı yukarı liseyi bitirmiş bir tane kız, bir tane oğlan, üniversiteyi bir tane kız, bir tane oğlan veya bitirmek üzere olan insan var, ya bu kıza hâlâ iş bulamıyoruz, üç senedir iş bulamadık, bu oğlana üç senedir iş bulamadık. Şimdi karı koca arasında tartışmalar da başlayacak orada. Yani, kadın sitem edecek kocasına, işte Ahmet Beyi tanıyorsun, Mehmet Beyi tanıyorsun veya tanıyorum diyorsun, hâlâ şu kızı götürüp bir işe yerleştiremedin, bu oğlanı götürüp bir iş bulamadın falan. Demek ki iki ana konusu bu, yani geçim ve iş. Türkiye'de şimdi işsizlik geçimin önüne de geçer gibi oldu. Çünkü her evde, ortalama her evde neredeyse üniversite bitirmiş, üniversite bitirmekte olan veya liseyi bitirmiş mutlaka bir tane kız çocuğuyla oğlan çocuğu, erkek çocuğu var. Bunlar olağanüstü büyük bir sıkıntı alanıdır.

Şimdi ekonomik politikalar buna faydası var ise iyi politikalardır. Herhangi bir ekonomik politika bunlara bir fayda temin etmiyor, bunlarda birazcık daha artış yapıyorsa, kimin politikası olursa olsun, kim uyguluyor olursa olsun, kim ne kadar övüyor olursa olsun, mutlaka kötü politikalardır. İkinci noktası da bu.

Üçüncü nokta da şu: Televizyon haberlerini açtık, yani yemeğimiz bitti, bu sohbetimiz bitti, dünyada Türkiye'de neler oluyor diye sizin televizyonunuzun haberlerinizi dinliyoruz veya öbür televizyonların haberlerini dinliyoruz, duyuyoruz ki Avrupa Birliği'nden filan, neredeyse şube müdürü seviyesinde insanın birisi gelmiş, Türkiye'ye akıllar öğretiyor, kafalar tutuyor. Irak'ta bir şeyler olmuş, Türkiye'ye akıllar öğreten, kafalar tutan birileri var. Kıbrıs'ta bir şeyler olmuş, Türkiye'ye akıllar öğreten, kafalar tutan birileri var. Bu da bizim canımızı sıkıyor. Yani, dış politikada kudret, saygınlık, prestij. Şimdi bu üç noktadan bakarsak, bir Hükümeti böyle değerlendirmek lazımdır. Yani neredeyse Cenabı Allah'ın bir nimeti tarzında sadece yüzde 34 oyla Parlamentoda Anayasayı değiştirecek kadar bir milletvekili çoğunluğu var. Bu yüzde 34 oy şu, bununla şişiniyorlar: Cumhuriyet Halk Partisi 1973 oyunda yüzde 36 oy aldı, iktidar olamadı. 1977 yılında yüzde 41,5 oy aldı, tek başına iktidar olamadı. Adalet Partisi 1977 yılında meselâ yüzde 36,5 oy aldı, yüzde 36 oy aldı ana muhalefette kaldı. Bunlar yüzde 34-34,5 oy aldılar, Anayasa değiştirecek bir milletvekili sayısı elde ettiler. Bu Seçim Kanunundaki vesaire başka...

SUNUCU- Ve üstelik bu Seçim Kanununu da askeri yönetim hazırladı, yani bu Hükümetin hazırladığı bir Seçim Kanunu değil.

İLHAN KESİCİ- Ona zaten bir şey demiyoruz. Ama Seçim Kanununun getirdiği olağandışı bir avantaj bu, normal bir avantaj değil. Yani, yarım puan, meselâ sadece yüzde yarım, Doğru Yol Partisi yüzde yarım daha fazla alabilir miydi? Alabilirdi.

SUNUCU- Yani, 150 bin oy falan eksikti.

İLHAN KESİCİ- Yüzde yarım yüzde itibarıyla. Milliyetçi Hareket Partisi yüzde 8,5 oy aldı, barajı aşmak için yüzde 1,5. Bütün bunlar niye oldu? Başka sebepleri falan var ama, meselâ Genç Parti yüzde 7,5 oy yerine yüzde 5 oy almış olsaydı o 2,5'un yarımı Doğru Yol Partisine meselâ, 1,5'u da Milliyetçi Hareket Partisine gitse, o ikisi de barajı aşmış oluyor idi, yani yüzde 2'lik bir şeyle, bir oy kayması...

SUNUCU- Ama sonuçta bunların hiçbirisi olmadı ve...

İLHAN KESİCİ- Şimdi bak oradan bir yere geliyoruz Yılmaz Bey, bu oldu. Şimdi bu nimetin kıymeti bilinmelidir. Madem ki oyun değeri 360 milletvekili etmiyor, ama 360 milletvekiliniz var, bunun kıymeti bilinmeli ve bu istikamette hazır böyle bir imkân varken yapılabilecek ne kadar güzelleştirme, ne kadar düzeltme var ise bunlar yapılmalıydı, benim söylemek istediğim o. Bunu yapmadıkları için de sitem ederiz. Yoksa 200 milletvekili olan birisi, işte Türkiye ile ilgili bunların kendi ana temalarında başörtüsüyle ilgili bir derdi var ise, hazır hak ettiklerinden çok daha yüksek bir milletvekili sayısı elde etti.

SUNUCU- Yok, onu Mehmet Ali Şahin açıkladı, yüzde 1,5'un derdi bu dedi, öyle dedi.

İLHAN KESİCİ- İmam hatiplerle ilgili bir sıkıntınız var ise, onlarla ilgili sıkıntıyı çözün. Fakir fukaranın asıl, yani bu siyaset demin bir akşam yemeği münasebetiyle söyledik, asıl güçsüzler kim ise, onlar için yapılan bir şey değil mi? Zaten zengin dağdan aşırır, arabasını da dağdan aşırır, gemisini de. İktisadi anlamda sıkıntısı olmayan insanlar, onlar hangi hâl olursa olsun, bir münasebetle kendi sıkıntılarını giderirler. O yüzden bütün dünyada da, en çok Türkiye'de olması lazımdır ama, siyaset acze düşmüş olan insanların, müşkülde kalmış olan insanların, sıkıntıda olmuş olan insanların sıkıntılarını gidermek için yapılır. Bu sıkıntılar bazen devlete karşı sıkıntıları vardır, bazen başka egemenlere karşı sıkıntıları vardır, bazen işte söylediğim gibi işsizlik sıkıntısı vardır, geçim sıkıntısı vardır vesaire. Hâlbuki bu istikamette yapılan hiçbir şey görmüyorum ben 3,5 senedir. Yani, her ay zaten ?Ulusa Sesleniş?, şimdi ?Ulusa Sesleniş? diyorlar, ?İcraatın İçinden? gibi bir program yapılıyor. Bütün televizyonlarımız her gün Sayın Başbakanın, Sayın Maliye Bakanının, diğer Sayın Bakanlarımızın şeylerini veriyor. Muhalif seslere de çok fazla izin veriyor değiller, yani birkaç tane televizyon birkaç programında ancak bu işi yapıyor filan. Ama halkın içerisinde netice itibarıyla bu televizyon camındaki iyi gösteren hallerde veya biz diyelim ki kötü göstermek isteyelim, kötü hali iyi etmez, iyi hali de kötü etmez. Biz ne kadar kızarsak kızalım, halk kendi halinden memnun ise, o zaman İlhan Bey iyi insan, hoş insan ama, ben şu söylediklerine katılmıyorum der, öyle değil mi? Hâlbuki meselâ biraz önce, yani bundan 15-20 gün önce Türkiye'nin neredeyse üçte ikisinin buğdayı hasat edildi. Buğdayın ister tüccar, ister Toprak Mahsulleri Ofisi bir fiyatla topluyor. Bu rakam 300 ila 320 bin lira arasında. Geçen sene neydi? 320 ila 340 arasındaydı 2005, 2004'te neydi 340 ila 360 bin lira arasındaydı. 2003'te neydi, ilk geldikleri senenin yazı? 380 bin liraydı. Demek ki şimdi buğdayın fiyatı, şimdi bütün çiftçilerimiz de seyrediyor bu programı, eğer yalan varsa benim bütün kredim düşer, bütün kredibilitem düşer. 380 bin liraydı, 300 bin, 310 bin liraya indi. Tamam, bu buğdayın fiyatı, olabilir. Girdilerin mahiyeti, girdilerin toplamının bileşkesi mahiyetinde teker teker ilacın fiyatı buydu, biçme bu kadardı, işte ekme bu kadardı, zirai mücadele bu kadardı hesabına girmeye gerek yok. Gübre ve mazot var meselâ en önemli girdilerden bir tanesi. İşte gübre, buğday 380 bin lira iken gübre 275 bin liraydı Türkiye'de 2003 yılında. Şimdi buğday 310 bin lira, gübre 575 bin lira; hâdise budur. Yani, bunu kapatacak bir şeyin olması söz konusu değil. O yüzdendir ki, belki daha sonraki süreçte geliriz, bu siyasî arayışlar var, kimisi ciddî, kimisi gayri ciddî vesaire...

SUNUCU- Şimdi oraya da gelelim.

İLHAN KESİCİ- Bu yüzdendir ki bu işler böyle oluyor. Eğer buğday işte 380'le başladı şimdi 580 olsaydı, gübre 270'le başladı yine 270'ler civarında kalmış olsaydı, bütün çiftçiler bayram ediyor olurdu. Çiftçinin bayram etmesi demek Yılmaz Bey, sadece kendi ailesinin bayram etmesi demek değildir. Çiftçinin bayram etmesi demek, kasabadaki esnafın bayram etmesi demektir. Kasabadaki esnafın bayram etmesi demek, bütün üreticilerin bayram etmesi demektir, sanayicilerin bayram etmesi demektir. O yüzden bu çiftçilikteki hâl kötüye doğru giderse tamamı kötüye doğru gider, iyiye doğru giderse tamamı iyiye doğru gider.

SUNUCU- Şimdi biraz da siyasete doğru dönelim, siyasetten kastım güncel siyaset. Geçtiğimiz 10-15 gün içerisinde Türkiye'de bir millî mutabakat arayışı bir süredir seslendiriliyordu. Bu çerçevede, bu eksende Rahşan Hanımın bir çıkışını, tırnak içerisinde, bir nafile tur, 80 öncesindeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine benzer bir dönemi yaşadık. Bir arayıştır gidiyor, bu arayışın toplumda bir karşılığı var mı, bu arayış nasıl bir pratiğe dönecek ve bundan sonraki süreçte ne bekleyecek sorusuna cevap arıyoruz. Ve bütün bu gelişmelerin etrafında ve çerçevesinde İlhan Kesici'nin rolü, misyonu ve duruşu neresi, nedir? Çünkü, size ilişkin de bir spekülasyonlar yapılıyor. Ve tabiî hani demin dediniz, İlhan Kesici'nin kredibilitesi diye, bu kredibilitenin de nakde döneceği bir siyasî platform ihtiyacı muhtemelen var.

İLHAN KESİCİ- Olması lâzım. Yoksa, burada atıl duran, diyelim ki yani, ayıp olur öyle söylemek ama, atıl duran bir cevher diyelim ki, hiçbir işe yaramaz atıl duruyor ise, onun bir şeye dönüşmesi lâzım.

SUNUCU- Yani, sadece bir yerde duran, yanlışları söyleyen kendi çerçevesinden...

İLHAN KESİCİ- Doğruları da.

SUNUCU- Tabiî bunun karşılığında doğruları da söyleyen bir deneyimli siyasetçi ve biraz da erken siyasetin dışına, biraz değil bir hayli erken siyasetin dışına itilmiş. Süleyman Bey maşallah bütün hızıyla siyasetin tam göbeğinde gelişmeleri etkilemeye çalışıyor halbuki.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu arayışlar var, ben bu arayışları çok nafile olarak görmüyorum. Daha doğrusu şöyle yorumluyorum: Yani neden bu arayışlar var? İşte çeşitli siz bir kısmının ismini saydınız, ismini saymadıklarınız filan da olsun. Eğer Türkiye Ak Partiden memnun olmuş olsa, zaten hiçbir anlam ifade etmez. Demek ki, hem onlar görüyor, ben de o kanaate katılıyorum, Türkiye AK Partiden memnun değil önemli ölçüde. Tamam, memnun olmasın, Türkiye'de 53 tane daha parti var, kâğıt üstünde 53 parti var. Bir tanesi yoldaymış duyduğumuz kadarıyla, onunla 54 olacak. Seçime girmeye hak kazanmış 20 civarında partisi var, yani o seçim oy pusulasını aldığımız zaman 20 tane seçime girmeye hak kazanmış parti var. Barajlar civarında, barajın biraz altında, biraz üstünde görünen de 5-6 tane partisi var. Yani, yeteri kadar bundan memnun değilse Türkiye, o zaman gidip müracaat edebileceği, oyunu verebileceği, ben bu partiyi artık desteklemeye başladım diyebileceği alternatif var.

SUNUCU- Kâğıt üzerinde böyle.

İLHAN KESİCİ-En önemli bölümü, bu arayışlarda benim çıkarabildiğim en önemli bölümü, Allah Allah, niye onlar, bu kadar insan madem öyle ben de şu partiye, kendisine en yakın gördüğü parti itibarıyla ben de bu partiye gider destek veririm veya bu partinin içerisinde olurum denmiyor, epeyidir denmiyor. Yani, bu partiler, yani ilk akla gelenler itibarıyla söyleyeyim, meselâ Cumhuriyet Halk Partisi, Doğru Yol Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, kısmen Anavatan Partisi, bu partiler Türkiye'yi dönem dönem idare etmiş olan partiler, dönem dönem ana muhalefet partisi olmuş olan partiler ve 20 yıllık, 30 yıllık, 50 yıllık partiler. Onlarda da bir şey bulamıyormuş gibi geliyor bana. Yani, yoksa bu tür siyasî arayışların icabı kalmaz. Benim buradan yorumum şu: İster Hükûmet Partisi olsun, AK Parti, en yeni olmakla birlikte, isterse diğer partiler, vatandaşın yeteri kadar gözünü doldurmuyor, doyurmuyor. Bunun çeşitli sebepleri olabilir, çeşitli sebepler tadat edebiliriz. Ama bu kadar 53 tane parti varken, 20 tane oy pusulasında yer alan parti varken, 5-6 tane baraj civarında kendisini iktidar adayı filan da gören partiler varken, hâlâ bunların dışında birtakım şeyler oluyor ise, bunu ciddî olarak soru işareti koymak lazımdır neden böyle oluyor diye.

SUNUCU- Yani, bu bir dar kadroculuk kaygısından da kaynaklanmış olabilir.

İLHAN KESİCİ- Benim en çok, olağanüstü bir tabir kullandınız, o tabiri ben kendim buldum diye düşünüyordum geçenlerde bir programda, demek ki ayrı ayrı yerlerden bulduğumuz bir şeymiş.

SUNUCU- Bu 80 öncesinin ideolojik tartışmaları, oradan aklımda kalmış.

İLHAN KESİCİ- Vardı, o zaman vardı, sol terminolojide vardı.

SUNUCU- O fraksiyonlar birbirlerini böyle itham ederler.

İLHAN KESİCİ- Dar kadroculuk. Olağanüstü bir dar kadroculuk zihniyeti var. Yani, zaten meselâ bir münasebetle ben kendimi merkez sağ olarak görürüm, merkez, merkez sağ. Türkiye'nin çok büyük bir bölümü merkez sağ bloğundadır. Burada özellikle kamu bürokrasisinin tanziminde, tertibinde, tercihinde, işe adam alınışında en önemli özellik kimsenin, yani bürokraside görev alacak insanların, kimsenin geçmişte veya hâlde, hatta gelecekte hangi partiye mensubiyeti veya hangi partiden yana olduğuna çok bakılmaz. Yani, adam iyi bir müsteşar adayı ise, bilgisi görgüsü yeterli ise, riyakatı uygun ise, bu Cumhuriyet Halk Partisine temayülü vardır, Milliyetçi Halk Partisine temayülü vardır, Doğru Yol Partisine temayülü vardır, başka bir partiye temayülü vardır diye elenmez. Hâlbuki şimdi, özellikle şimdi AK Partinin yaptığı en büyük tahribatlardan bir tanesi, sadece namazı niyazı karıştırmak doğru değil, kendi camiaları denilecek olan bir camianın dışında kalan hiç kimseye hem hayat hakkı tanımıyorlar, hem de kendi camialarından olan veya kendi camialarındandır kabul ettirdikleri insanları, çok insanı hak etmedikleri çok yere getiriyorlar. Bu hem kamu bürokrasisi bakımından, devletin geleneği ve geleceği bakımından, hem milletin vicdanı bakımından olağanüstü rahatsızlık ifade eder. Ben bu rahatsızlığı milletin hem bürokraside, hem bürokrasinin dışındaki insanların yeteri kadar bildiğini, fark ettiğini biliyorum, sıkıntısını çektiğini de biliyorum. Ama, nerede peki bunun gürültü? Gürültüsü yok. Neden yok? Herkes Hükümetin gaddarlığından korkuyor. Çünkü elde örnekler var. İster özel sektör itibarıyla, ister kamu bürokrasisindeki örnekler itibarıyla çok gaddar bir şey var, Hükûmet gücü var, herkesi böyle bir saf dışı ediyor. O yüzden şimdi...

SUNUCU- Yani, bu çok bizim yeni gördüğümüz bir şey de değil, yani bu 80 öncesinde veya sonrasında çeşitli tonlarda, renk tonlarında yaşadık.

İLHAN KESİCİ- Yılmaz Bey, bunların bir ölçüsü var, yani diyelim ki filan zamanda bu 1 birimdi, şimdi 2 birimse bu daha kötüdür, ölçüsü var.

İkincisi, 80 öncesinde gördük diye şimdi de görmemiz Cenabı Allah'ın emri mi yani? Şimdi bu arkadaşlar...

SUNUCU- Hayır, yani bunu kanıksamış olmamız lâzım anlamında söylüyorum.

İLHAN KESİCİ- O kanıksanmaz. Hafif mazur görülür, şimdi kamu bürokrasisindeki hâl şöyle bir haldir, yani Türkiye o işlere belli bir toleransla da bakar, diyelim ki bir müsteşar olacak, Türkiye'nin normali şudur: Dört tane de müsteşar yardımcısı vardır, bunun içerisinde kendinize en yakın diye düşündüğünüzü seçebilirsiniz, siyaseten en yakın diye, ama müsteşar yardımcılarının içerisinden seçersiniz. Zaten o müsteşar yardımcısı olurken de belli bir kariyerle oraya gelmiştir, genel müdür yardımcısı olurken de belli bir kariyerle oraya gelmiştir, daire başkan yardımcısı olurken de belli bir kariyerle gelmiştir. Eşitleri veya eşite yakınların arasından bir tanesini seçerseniz öbür üç kişi alınmaz, yani öbür yapmadığınız müsteşar yardımcıları alınmaz, gücenmez. Ama hiç buralarla alakası olmayan bir adamı alır bunların tepesine getirirseniz o zaman herkes alınır, bütün herkes alınır, buna çok da gücenirler, çok da kızarlar, çok da içerlerler, ama seslerini bazen çıkarırlar, bazen çıkarmazlar. Çünkü, sesini çıkardığınız zaman 360 tane milletvekili var Hükümetin, bir dakikada herkesin canını alır. O yüzden kamu bürokrasisinin çok önemli bir bölümü vekaletle yönetiliyor, bu Türkiye'nin alışık olduğu bir hâl değil.

SUNUCU- Biraz da Sayın Cumhurbaşkanının her gelen kararnameyi imzalama konusunda gönüllü olmayışından da kaynaklanıyor.

İLHAN KESİCİ- Bence imzalamama sebebi budur, benim söylediğim sebeplerdir.

SUNUCU- Tabiî Sayın Cumhurbaşkanının takdiri o.

Peki bu siyasî arayışlar biraz da bu kadar çok yankı bulması, kitleden ziyade Türkiye'deki işte kamu bürokrasisi, İstanbul dükalığı falan gibi mahdut bir kesime dönük bir mesaj verme gayreti mi? Yani, illa taban tutmaktan ziyade, Türkiye'deki etkili çevreleri alarm etmek, uyandırmak, onları örgütlemeye çalışmak gibi bir kaygı mı bu?

İLHAN KESİCİ- Benim ?İstanbul dükalığı? tabirinizle kastettiğinizi zannettiğim, oranın en çok, son işte 20 yılda deyin, son 50 yılda deyin, en çok beğendiği hükûmet bu Hükûmettir. En çok, yani varlıklarına, 80 yıldaki varlıklarına 3,5 sene içerisinde birkaç katı varlık kattıkları dönem bu dönemdir.

SUNUCU- Buna hiç itirazım yok ama, zaman zaman onlar da rahatsızlık ifade ediyor, ondan size soruyorum.

İLHAN KESİCİ- O biraz bence, o zaman zaman ifade edilen rahatsızlıklar...

SUNUCU- Biraz ... kavgası mı?

İLHAN KESİCİ- Evet biraz öyle görüyorum. Biraz da, en son bağladıkları hüküm cümlesini bağladıkları yere bağlamak lâzım. Meselâ bir ara bu laiklik filan tartışmaları falan oldu, Danıştay baskınının ertesinde. Fakat sonra işi bağladıkları, düğüm attıkları yer, istikrar bozulmasın, siyasî sıkıntı olmasın ve bu münasebetle de erken seçim olmasın, seçim zamanında olsun değil mi? Hüküm cümlesi bu değil mi; istikrar bozulmasın, kaos olmasın, seçim erken olmasın, zamanında olsun. Bu ne demek? Şimdi bunu tercüme edelim; AK Parti 2007'nin sonuna kadar aman ha aman iş başında olsun demekten başka bir şeyi var mı, öyle değil mi?

SUNUCU- Bunun seçim olmasını zorlayan bir şart var mı ortada, yani anayasal açıdan hukuk çerçevesinde?

İLHAN KESİCİ- Şimdi istikrar bozulmasın demek ne demek? Ben bu halden çok hoşnutum. Hâlbuki ben ne diyorum? Ben de diyorum ki meselâ? Bu hâl katiyen iyi bir hâl değil; bu hâl memurlar için iyi bir hâl değil, bu hâl çiftçiler için iyi bir hâl değil, bu hâl esnaf için iyi bir hâl değil, bu hâl şimdi bilmiyorlar ama kendileri için iyi bir hâl değil, yani büyük sanayici için de iyi bir hâl değil. Onlar, eğer bu dövizdeki kıpırtı bir münasebetle, bu siyasî münasebetiyle olacak, dövizdeki sıkıntı birazcık daha arttığı zaman fehmediyorlar...

SUNUCU- Yeni bir döviz hareketi olacak diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Kaçınılmaz.

SUNUCU- Kasım...

İLHAN KESİCİ- Buna tarih vermek müneccimlik olur.

SUNUCU- O müneccimlerin tarihini bir kenara koyalım...

İLHAN KESİCİ- Ama bu kaçınılmaz Yılmaz Bey. Şimdi bunu şöyle mukayese edelim: 2001 yılında kriz oldu değil mi, 2001'in Şubatında oldu. Anayasa, demin siz de ifade ettiniz, Anayasa atıldı. Türkiye'nin meselâ döviz gelirleri döviz harcamalarının çok üstünde olsaydı, Amerika'da da bir şey olduğunu düşünelim, böyle bir anayasa kitapçığı atıldığını falan düşünelim. Amerikan ekonomisi krize girer mi? Girmez. Bu bir kıvılcım. Yani, o Anayasa kitapçığı Millî Güvenlik Kurulunda atıldı, atılmadı, olmamış olsaydı da o işler aynen öyle olacaktı.

SUNUCU- Başka bir şey tetikleyecekti diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Aynen, başka bir şey olacaktı. Gözünün üstünde kaşın var denildiğinde öyle olacaktı. Çünkü borcunuz taşınabilirin çok üstüne çıkmış. Döviz harcamalarınız, döviz gelirlerinizin tahammül edilir bölümünün çok üstüne çıkmış, asıl sıkıntı o. Şimdiki hâlde de, demin söyledik, özel sektör 2001 krizinde özel sektörün dış borcu hemen hemen hiç yok idi. 2001 krizi daha ziyade finans kesimi dediğimiz, bankalar sistemi dediğimiz kesimde idi, orada patladı. Onun etkileri münasebetiyle öbür tarafları vurdu. Hâlbuki şimdi hem orada patlayacak, hem sanayi sektörünün tam göbeğinde patlayacak. Çünkü onların da dış borçları 24 milyar dolar imiş genelinde, olmuş 74 milyar dolar. O zaman bunu, 15 günde yüzde 30 arttı demek, yani hiçbir iktisadî faaliyet 15 günde yüzde 30 kendisini telafi edebilecek...

SUNUCU- Muhtemelen bunun akıbeti tıpkı finans sektörünün yüzde 20 civarında sanıyorum yabancılara gitmesi gibi, sanayi sektörü de zaten yabancı sermayenin, küresel sermayenin satın alması şeklinde olur, geçer gider.

İLHAN KESİCİ- Aynen öyle olur. 100 liralık malınız 20 liraya satılmış olur, işte bu da Türkiye için önemli bir kayıptır. İşte bu da Türkiye için önemli bir kayıptır.

Şimdi burada benim gördüğüm kadarıyla bunu göremeyenler olup samimi olarak bu istikrar devam etsin diyenler de var, fehmedip korktukları için, ürktükleri için, bazımıza bir kaza bela gelir Hükûmet tarafından diye düşündükleri için de böyle diyenler var. Hâlbuki Türk halkı da bu hallerden müşteki.

Şimdi gazetelerde çeşitli anketler de çıkıyor. Meselâ ?birinci parti yüzde 37,5, açık ara AK Parti? diye sürmanşetli gazeteler...

SUNUCU- Evet, Vatan Gazetesinin böyle bir anketi vardı.

İLHAN KESİCİ- Tabiî ben de bu işlere çok alt rakamlara meraklıyım, yani sadece üste görünen rakamlara değil, altındaki rakamlara da merakım var. Gazetenin içerisinde, iç sayfalarında küçük rakamlarla verilen şeyler var. Allah bütün bu partilerin belasını versin, hiçbirine oy vermeyeceğim, kararsızım bunlara, bir daha belki sandığa gitmeyeceğim diyen rakamlar.

Şimdi bunları dağıtıyorlar partilere, bu rakamı buluyorlar. Eğer bu rakamları toplarsanız birinci parti burası yüzde 27.6. AK Partinin oyu da, aynı manşetteki oyu da yüzde 27. O zaman bu manşetin normali şöyle verilmesi lâzım idi: Kararsızlar birinci parti. Bu ne demek? Mevcut 53 tane siyasî partiyi beğenmeyen insanlar, yani 53 tane partide bile kendisine samimi olarak gönül huzuruyla, vicdan huzuruyla yer bulamayan insanlar en çok olan insanlar topluluğu. Şimdi gazetenin önemi şurada: Bu manşet böyle çıkmış olsa bu arayışlar daha ciddileşir, daha kuvvetlenir.

SUNUCU- Şimdi hemen oraya gelelim son 6 dakikamız, çünkü Cumhurbaşkanlığı konusu var, konuşmadık.

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

SUNUCU- Ve tabiî ki siz varsınız, yani İlhan Kesici bu arayışların neresinde ve bu arayışların önümüzdeki dönemde nasıl bir seyir izleyeceğini öngörüyor, bir sonuca ulaşıp ulaşmayacağı konusundaki düşüncesi ne?

İLHAN KESİCİ- Şimdi biraz da...

SUNUCU- Somutlaştıralım.

İLHAN KESİCİ- Somutlaştıralım.

Biraz daha Türkiye'deki siyasî hali benim çok iyi izah ettiğine inandığım, filozofik anlamda da çok iyi izah ettiğine inandığım bir küçük fıkra var. Hem de bu kadar ciddî şeyden sonra bir fıkra gider; Temel ile Dursun. Temel, Dursun'un sülalesinden 8-10 tane adamı biçmiş, Dursun Temel'in sülalesinden 8-10 tane adamı biçmiş. İkisi de mahkemeye, hakimin huzuruna çıkmışlar, ikisine de idam kararı çıkmış. Fakat bizim hukuk sistemimizde adet imiş, belki Batıda da öyle bir adet vardır, idam mahkumlarına son arzuları sorulurmuş. Hâkim sormuş, Temel'e demiş ki; Temel, son arzun nedir, yerine getireyim ben. Temel demiş ki, çok masum, anamı göreyim. Olur Temel, ananı gör demiş. Dursun'a gelmiş sıra, Dursun senin son arzun nedir onu da yerine getirelim; Temel anasını görmesin... (Gülüşmeler)

SUNUCU- Yani Türkiye'deki siyasî tablo bu mu?

İLHAN KESİCİ- Siyasî tablo aynen böyle bir şey.

SUNUCU- Yani 80 öncesinde çok eleştirdiğimiz...

İLHAN KESİCİ- 80 öncesinden hiçbir farkı yok, bence daha beter hali de var.

Şimdi bizde bu siyaset sınıfı, başka taraflar için de geçerli, yani bu fıkra o yüzden çok filozofik anlamlı bir fıkra olarak görüyorum ben. Millet birbirine razı olmuyor.

İki; ben varsam varım, ben yoksam...

SUNUCU- O zaman AK Parti muhaliflerine şunu söyleyelim: Efendim, birbirinize razı olmuyorsanız AK Partiye razı olacaksınız.

İLHAN KESİCİ- Evet, Temel anasını görmesin diyor. Ya Allah'tan kork. Sen de deki, ben de babamı göreyim, ninemi göreyim, dedemi göreyim filan, bir şey de yani.

Fakat bunu Türkiye'nin aşması lâzım, Türkiye aşacak, ben ona inanıyorum.

Şimdi öbür arayışlarla ilgili küçük bir şey daha söyleyelim: Birdenbire beklentiyi, ha filan şu temaslarda bulundu olmadı çöktü, filan da şu...

SUNUCU- Şu andaki genel izlenim o.

İLHAN KESİCİ- Filan da şu temaslarda bulundu, olmadı çöktü. Bunu böyle demek de mümkündür, böyle de olabilir. Şöyle de bakmak lâzım da gelebilir: Ya siz bir ressamsınız, bir fırça darbesi attınız, sizden bir resim bekliyorlar, mükemmel bir resim, yani dünyanın hiçbir büyük ressamı tek bir fırça darbesiyle mükemmel bir resim çıkaramaz. Veya heykeltraşsınız, aldınız elinize çekici, heykel yapacaksınız yontacaksınız, bir çekiş darbesi vuracaksınız, dışarıdan da seyrediyor insanlar da, hani nerede heykel, niye heykel çıkmadı. O yüzden buna da bir makul süre tanımak lâzım.

Tabiî işin aslı esası, eğer insanlar Hükümetten memnun ise bu arayışların tamamı nafile olur. Ama Hükümetten memnun değil belli bir bölüm, hatırı sayılır bir bölüm Hükûmet memnun değil ise, ilaveten mevcut siyasî yapıdan da memnun değil ise, o zaman bunlar eninde sonunda bir sonuca ulaşır.

Şimdi burada merkez sağ bakımından, ben merkez-merkez sağ bakımından...

SUNUCU- Yani, konumunuz dolayısıyla orayı daha...

İLHAN KESİCİ- Ele alırsak, bu merkez sağcılık hem ekonomi politikalarında büyümeci stratejilerden yanadır, asıl can damarı oradır.

SUNUCU- Ama işin kötüsü oranın da çok sahibi var.

İLHAN KESİCİ- Sahibi var, demek ki sahibi yok. Eğer bir tane doğru dürüst sahibi olsa başka sahibe gerek kalmaz değil mi?

SUNUCU- Bu lafın altını çizdim, burada bir gönderme var mı bilmiyorum.

İLHAN KESİCİ- Şimdi hem ekonomide büyümeci stratejilerden yanadır, yani bölüşümcü, paylaşmacı stratejileri ikinci plana koyar, büyümeci stratejileri birinci plana koyar. Hem de siyasette. Şimdi bizim merkez sağ veya diğer partiler tarzında baktığımız partilerin en iddialı lafları ne, bizim baraj sorunumuz yoktur. Yani, vardır da, demek ki baraj sorunu olmalı ki bir insanın böyle bir cevabı olsun. Yani, en kabadayı şeyi ne, barajı geçmek. Ya barajı geçsen ne olacak, geçmesen ne olacak, yani değil mi? Türkiye bakımından bakıyoruz. Barajı geçerseniz siz ve birkaç tane arkadaşınız milletvekili olur. Bunun Türkiye'ye getireceği şu deminki söylediğimiz ekonomik rakamlarla ilgili, dış politikadaki rakamlarla ilgili bir hayrı var mı, hayrı yok. Demek ki asıl iş, iktidar partisine hitaben şunu demektir: Eğer iktidar partisi, AK Parti, sen ineceksin, oraya ben çıkacağım, değil mi? Şimdi bu çapta bir örgütlenmeniz, bu çapta bir teşkilatlanmanız, bu çapta bir fikri hazırlığınız, bu çapta fikri hazırlığınız, bu çapta bir programınız, bu çapta bir kadronuz var ise, ben inanıyorum ki Türk halkı bu arkadaşları indirir, bunu söyleyen arkadaşları bindirir; mesele bunun tanzimidir, tertibidir.

SUNUCU- Bu iddiayı taşıyan bir söylem henüz ortada yok sizin görüşünüze göre, yani söylemde var da...

İLHAN KESİCİ- Evet, ben görmüyorum, ahali de görmüyor, yani o anketlere bakarsanız.

SUNUCU- Peki, biraz önce bahsettiğiniz o tek bir fırça darbesi veya o çekiç darbesinin arkasının geleceğini ve ortaya bir fotoğraf veya bir toplumun beğenisini kazanacak bir heykelin çıkacağını öngörüyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Ben, Türkiye eğer şikayetçiyse, halinden memnun değilse -ben o kanaatteyim-...

SUNUCU- Peki, bu hareketler içinde sizin yeriniz neresi efendim?

İLHAN KESİCİ- Şimdi biz de bu işe kafa yoruyoruz, kafa yoranlardan bir tanesiyiz, temaslarda bulunan insanlardan bir tanesiyiz: Şimdi şeyin alemi yok, yani bu doğmadan doğacağa don biçilmez. Oradaki don, bugünkü günlük anlamda kullandığımız don değildir, elbise demektir, giysi filan demek. O yüzden hadiseyi öyle değerlendirmek lâzım. Ama, asıl Türkiye bu mevcut siyasî yapıda müştekiyse, şikayetçi ise ve ciddî bir arayışı var ise o göğüslenebilir, onun önüne çıkılabilir.

SUNUCU- Peki, Sayın Baykal'ın çıkışını nasıl görüyorsunuz bu çerçevede? Yani, bugünkü gazetelerden birisinde de var, Sümer Oral gibi, Yücel Aşkın gibi, bir isim daha vardı.

İLHAN KESİCİ- Okudum, haberi de okudum. Ben şöyle bakmak istiyorum: Yani teker teker biz şimdi hariçten gazel, yani horona dışardan girilmez, halaya dışardan girilmez diye bir lâf da vardır, hoş bir lâf. Şimdi biz de başka bir siyasî partinin içinde bulunduğu hâle bir şey dersek ayıp olur. Ama şunu diyorum...

SUNUCU- Ama Sayın Baykal sizin temsil ettiğiniz seçmenden oy istiyor.

İLHAN KESİCİ- Bir mahsuru yok, elbette istesin, yani eğer sosyal demokratların toplam oyları diyelim iktidar alternatifi haline getiremiyorsa bir partiyi, öyle düşünüyor ise, o zaman başka kulvara doğru açılması doğrudur. Buna şöyle bakalım: AK Parti merkeze doğru geliyor diye, değil mi, gelme hamlesi yapıyor diye bir yığın hem yazarımız, çizerimiz, başka insanlarımız, yani zannetmeyin AK Parti bu kadar aşırı partidir, merkeze doğru geliyor diye alkışlıyor idi. Fakat benim hayret ettiğim işlerden bir tanesi, diyelim ki Deniz Bey, o da merkeze doğru açılıyorum filan dediği zaman bunu alkışlamıyorlar, kızıyorlar, ne diye merkezde işin var filan diye. Bu da böyle bir hâl.

SUNUCU- Efendim, çok teşekkür ediyorum.

İLHAN KESİCİ- Ben teşekkür ediyorum.

SUNUCU- Görünen o ki, sadece bugünle sınırlı kalmayacak, biz yaz boyunca devam edeceğimiz için bu arayışlar da yaz boyunca devam edecek ve sizin Ankara'daki ikametiniz de herhâlde daha uzun süreli ve uzun soluklu olacak.

İLHAN KESİCİ- İnşallah.

SUNUCU- Bundan sonra daha sık bir araya geleceğimizi zannediyorum.

İLHAN KESİCİ- Ben de çok sevinirim, çok teşekkür ediyorum.

SUNUCU- Ve anlaşılan sizin sözlerinizden -pek işaret vermediniz ama- önümüzdeki dönemde, üstelik çok da uzun olmayan vadelerde birtakım gelişmeler yaşayacağız gibi beklenti var.

İLHAN KESİCİ- İnşallah.

SUNUCU- Efendim, çok teşekkür ediyorum.

İLHAN KESİCİ- Ben de çok teşekkür ederim.

SUNUCU- Değerli izleyiciler, bugün de ?Gerçek Gündem?in sonuna geldik. Yarın sabah 8'de biz yine sizlerle birlikte olacağız, Türkiye'yi ve Türkiye'nin gerçek gündemini sizlerle paylaşacağız.

Efendim, yarın sabah 8'de buluşuncaya dek hoşça kalın, iyi günler diliyorum.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.