Facebook
Twitter
2006 Bütçesi
Serdar Akinan | SkyTurk - Ne Var Ne Yok | 13.1.2006
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

SERDAR AKİNAN- "Ne Var Ne Yok"tan herkese iyi akşamlar.

Bu akşam çok kıymetli bir konuğum var, Sayın İlhan Kesici. Efendim, hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Sağ olun hoş bulduk.

SERDAR AKİNAN- Aslında biraz ekonomi konuşmak istiyorum, çünkü malum Türkiye'de haftalardır işte seçim başlayacak, olacak, erken seçim ihtimali var yok konuşmaları yapılıyor ve fakat dönüp baktığınız vakit kamuya insanların büyük bir kısmı birkaç temel parametreye bakarak, kendi aralarında bunu söyleyerek aslında her şeyin iyi gittiğini, bir koalisyon hükûmeti, olası bir koalisyon hükümetinde bu havanın, bu dengenin bozulacağını söylüyorlar.

Geçtiğimiz gün Zaman Gazetesinde ... çok bir söyleşi verdi ve bu söyleşide verdiği rakamlar -Mehmet Şimşek vardı uzmanın adı- çok somut birtakım rakamlar veriyor. Diyor ki, kriz zamanı 2001'de kişi başına düşen gelir 2160 dolardı, bu rakam şu anda 5 bin dolara çıkmıştır. Birinci parametre. Bu halk arasında da konuşuluyor, ya işte kişi başına düşen geliri bu hükûmet zamanında iki katına çıkardılar en az.

Geliyoruz istihdam diyor, meselâ 2.3 milyon kişiye iş imkânı yaratmıştır bu hükûmet. Bunun gibi şimdi konuşurken sayarım ama, onlarca rakam vererek, rakamla havanın gerçekten ekonomik olarak iyi olduğunu söylüyor. Ben sokağa çıktığım vakit de, insanlarla konuştuğum vakit de yakın çevremde hemen her düzeydeki insan aynı şeyi söylüyor. Türkiye'de ekonomi iyi gidiyor, makro ekonomik dengeler gayet iyi, bu çerçevede kalkıp da zaten Başbakanın dediği gibi bir erken seçime gidip de başınızı ağrıtmanın alemi yok.

İlhan Kesici bunu nasıl görüyor, bu konuşulanları?

İLHAN KESİCİ- Ağzınıza sağlık, inşallah öyle olur.Şimdi bir seyircilerimizin yeni yılını tebrik edelim. Allah hayırlı uğurlu geçmiş yıllardan daha güzel bir yeni yıl nasip etsin diyelim.

Bir de içinde bulunduğumuz bayram var, Kurban Bayramı var. Yine insanlarımızın Kurban Bayramlarını da, bayramlarını da tebrik ediyorum. İnşallah ağızlarının tadını bazı ekonomik rakamlarla bozmuş olmayız diye de temenni ediyorum.

Şimdi bu bütçe birkaç gün önce de yahut bir hafta veyahut iki hafta filan önce de bütçe diye bir şey yapıldı şeyde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde. Bu bütçeden aynı zamanda, daha doğrusu bütçe bütün devletin gelirleriyle harcamalarının arasındaki ilişki ve bunlara nasıl bakılması lâzım geldiğini gösteren bir belge.

SERDAR AKİNAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Bir yanı itibarıyla böyledir, öbür yanı itibarıyla demokrasinin temeli. Yani, bu bütçeler devlet nerelerden gelirler elde edecek, bu elde ettiği gelirleri nerelere harcayacak bu demokrasinin kuruluş şeyi, kuruluş felsefesi.

Biz dünyada demokrasinin beşiği nereyi biliriz; İngiltere'yi biliriz. İngiltere'ye demokrasi ne zaman geldi diye övünürler İngilizler, Magna Charta'dan itibaren geldi diye övünürler, değil mi Magna Charta belgeleri, belgeselleri filan var. Bu Magna Charta ne?

1200'lü yıllarda, 1215'le 1265 yılları arasında böyle bir zaman dilimi de var işin içerisinde. İngiltere kralı insanlardan vergi toplamaya başladı, vergilerini artırdı 1215'te. Köylüler, çiftçiler bu vergiye itiraz ettiler. Kralla köylüler dövüştüler, en sonunda şöyle bir mutabakata varılar, dediler ki köylüler bizim temsilcilerimiz olsun, bu temsilcilerimizle sen belli bir odada, belli bir yerde görüş, bizim derdimizi söylesinler. Yani, bu vergilerin niye alınması lâzım geldiği, ne kadar alınması, nispetleri, ne kadar alınması lâzım geldiği dünya demokrasisinin birinci bacağı.

Bunda mutabakata vardılar, yani diyelim ki 10 yıl, 15 yıl, 20 yıllık bir süre içerisinde 1215'le 1230 arasında mutabakata vardılar. Daha sonra köylüler dediler ki, yani vatandaşlar dediler ki, tamam bizden topladığın paralara bir şey demiyoruz, onda mutabakata vardık nasıl toplayacağına ve ne kadar toplayacağına mutabakata vardık, bir şey demiyoruz.

İki, bu paraların nereye harcayacaksın onun da senden hesabını soruyoruz. Kime? Krala. Kim? Vatandaşlar. Şimdi bu ikisini birleştirirsek ne meydana çıktı? Devlet vatandaşlarından birtakım paralar toplayacak, bunun adı vergilerdir. Vergi dışı bazı gelirler de vardır ama, özü itibarıyla vergilerdir. Bunun nasıl toplanması lâzım geldiği, ne kadar toplanması lâzım geldiği, hangi nispetlerde toplanması lâzım geldiği de bu zaman içerisinde daha medenileşti. Yani, Gelir Vergisi nispetleri, şu kadar kazanandan bu kadar olsun, Kurumlar Vergisi nispetleri bu kadar kazanandan bu kadar olsun vesaire.İkincisi de, bu paraların nereye harcanacağı. Şimdi bütçe demek bu demek. Bu aynı zamanda bir ülkenin en önemli meselesi demek. Bunun tabiî bu çapta bir tartışmasını bekleriz değil mi biz Türkiye'de. Türkiye Büyük Millet Meclisine Türkiye'nin bir yıllık bütçesi gelmiş, efendim bu bir yıl içerisinde ne kadar para toplanacak, nerelere harcanacak, bunlar medeni bir şekilde hükûmet bunları anlatacak, muhalefet partileri de bu istikamette kendi kanaatlerini söyleyecekler. Türkiye Büyük Millet Meclisinin dünyadaki bütün millet meclislerinin asıl mevcudiyet sebebi bu; ekonomi yani. Demokrasinin de temeli bir yandan da.

Bizim bütçe tartışmalarını hatırlıyor musunuz bu noktalı epey gazetelerde çıktı, üç nokta, beş nokta, filan noktalar koyuyorlar filan, bir de buna bakmak lâzım. Yani, İngiltere'de 1215 yılında efendim bu bütçeler veya bütçe denilen şeyler, devletin gelirleri ve harcamaları böyle bir şeyle, bundan ne kadar sene önce, tam neredeyse 800 sene önce böyle başlamış, 2005 yılında işte böyle uçuyor, kaçıyor, göklere çıkıyor dediğimiz hükümetler veya dediğimiz siyasî yapı, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi noktalı tartışmalarla bu işi yapıyorlar. Çok noktalı tartışmalarla.

Bu vahim bir şeydir, Türk milleti de televizyonlarından bunu izledi, bu hadiseleri gördü.

SERDAR AKİNAN- Ama, şu gerçeği değiştirmiyor. Yani, sokaktaki insan, bir piramit olarak düşünelim Türk toplumunu. En tepesinden en altına kadar, yani üst düzeydeki yöneticiler, büyük sanayiciler, aşağıdaki işte bakkal, çakkal herkes aynı şeyi söylüyor. Ya, hani evet bir cari açık lâfı gidip geliyor ama, genel itibarıyla kime sorsak, aman bozmayalım gayet iyi gidiyor. Bu söyleniyor. Yani, makro ekonomik dengelere işte bakıyorsunuz bir tane Türk, nerede, Londra'da yaşıyor, bütün Afrika, Orta Doğu, Avrupa sorumlusu en tepesinde şey şu: Diyor ki, büyüme esnafa yansımıyorsa, şayet böyle bir iddia var, büyüme esnafa yansımıyor. Kapanandan üç kat fazla şirket nasıl açılıyor diyor. Meselâ, yani somut konuşalım.

İLHAN KESİCİ- Somutlaşalım, bu genel bir girizgâh lâzım idi. Genel girizgâhın arkasından somutlaşalım.

Sayın Başbakanın da 1 Ocak galiba bir yerlerde, televizyonlarda görüntüler, tam konuştuğu zamanın görüntüleri midir, eski bir görüntüyü alıp yeni konuşmanın üstüne mi verdiler, onu da ben bazen zor tahammül ediyorum Sayın Başbakanın konuşmalarına. O yüzden çok da dikkatle bakamıyorum. Ama, orada şöyle bir görüntü gördüm, diyordu ki, böyle gömlekli olduğuna göre bir yaz konuşması herhâlde, bir miting konuşması filan gibi bir şey.

Biz iktidara geldiğimizde 2002 yılında Türkiye'de yaprak kıpırdamıyordu, yaprak filan diye de böyle vurgulu bir şeyi var. Senin dediğinin benzeridir. Acaba şimdi, yani zaten bu bütçede, özellikle bu 2005 yılı bütçesinde de sadece 2006 yılının gelirleriyle giderlerine bakılması doğru değildir, 3 yıllık, 3 tam yıllık bir hükûmet şeyi oldu, dönemi oldu. 3 tam yıl her şeyin göstergesidir, ona göre bakmak lâzım. Başbakan da demek ki biz geldiğimizde yaprak kıpırdamıyordu, şimdi yapraklar çok kıpırdıyor. Aynen oradaki çıkmış olan röportajın benzeri şeyler.

Şimdi buna bir bakalım. Bir, Türkiye'yi 2001 krizine götüren, ekonomiyi darmadağın eden hâl böyle yüzlerce rakam filan değildir. Bir iki tanesini seçmemiz lâzım. Netice itibarıyla bu bir televizyon konuşmasıdır, hem de bir bayram televizyon konuşmasıdır, onu da dikkate almak istiyorum ben.

Birkaç tane temel rakamı var Türkiye'nin.

SERDAR AKİNAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Onun üstünde bakılacak buna. Yoksa 100 tane rakam.

SERDAR AKİNAN- 2001'den başlıyoruz öyle mi?

İLHAN KESİCİ- 2002'nin sonundan başlamak lâzım.

SERDAR AKİNAN- Peki.

İLHAN KESİCİ- Çünkü, 2002'den evvelki hâlde bu hükûmet hiçbir tarafından sorumlu değildi. 2002'nin önü o kadar kötüdür ki, yani bir de onu, onu da getireceğiz. Bu hükûmeti meydana getiren şey, bu hükümeti Türkiye Büyük Millet Meclisine sokan, yüzde 34,5 oy veren, 360 tane milletvekili veren şey 2002'nin sonundaki Türk ekonomi resminin en kötü halidir.

O yüzden bu 2002'nin sonuyla, yani en kötü halle şey yapmak istiyorum ben de. Türkiye'nin bir borcu var. Asıl buralarda söylenmesi icap eden, bana sorarsanız Türkiye'de bu birkaç tane vereceğim rakamın dışında konuşulan her lâf lüzumsuz bir lâftır. Yani, ister ekonomiyle ilgili olsun, ister ekonomi dışı konulurla ilgili olsun Türkiye'nin gazetelerinin, televizyonlarının, entelektüellerinin, esnafının vesairenin bu birkaç tane rakamın dışında konuştuğu her lâf lüzumsuzdur.

O yüzden odaklanacağımız yer bura.

SERDAR AKİNAN- Tamam.

İLHAN KESİCİ- Türkiye'nin bir borcu var, borç, değil mi; Türkiye bir borç batağında. 2001 krizi Türkiye'yi borç batağında olduğu için yakaladı, o borç batağını ikiye katladı.Şimdi buna bakmak lâzım. Türkiye'nin, yani 1923'ten 2003 yılına kadar, 1923'ten 2003'ün başına kadar, yani tam 80 sene eder. Bu 80 sene içerisinde en son döneminde, son 10 yılında veya son 5 yılında bütün hırsızlıklar, uğursuzluklar, soygunlar, vurgunlar, aklına ne geliyorsa tamamı var. Daha şimdi söyleyeceğim.Şimdi oraya bir yazın, ben de şu, şunu da bir kameraya bir kere bir göstermiş olayım da. Bu bizim değerli Maliye Bakanımızın efendim, 2006 bütçesiyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinde efendim, şey yaptığı, dağıttı bütçe konuşmasının tablosudur. Üstünde de ben şeyin, ?İt oynamış yonca tarlası? derler şeyde, Sivas'ta. Böyle yonca tarlasında köpek oynadığı zaman öyle darmadağınık ederler yani.

Ben de onun üstünde notlar aldım, yani sonra da bütçe kitapçığını parçaladım, işte bunun üzerinde çalışırken sizin de yanınıza geleyim diye. Benim burada verdiğim rakamlar, yorumlar değil, ama rakamlar bu Maliye Bakanının 2006 işte Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçe rakamları diye verdiği rakamlar; başka bir rakam kullandığım yok.

Bir tane daha rakam var, bir başka vadide. O da Devlet Plânlama Teşkilâtı eski Müsteşarı olduğumuz, uzmanlığından müsteşarlığına kadar görevlerinde bulunduğumuz teşkilâtımız, onun ?Main Economic İndicator? diye her ay çıkardıkları temel ekonomik büyüklükler veya göstergeler diye her ay çıkardığı bir kitap var. Birkaç sayfası buradaki şeylerin, Devlet Planlama Teşkilatının temel ekonomik göstergelerine aittir. Diğerleri, büyük bölümü de değerli Maliye Bakanımızın Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu bütçe kitapçığından alınmıştır.

Bu bütçe kitapçığına bakarsak 2003 yılında Türkiye'nin iç borcu, yani 2002'nin sonu, yani 31.12.2002, bunların başa geldiklerinin 1 ay evveli. Orada bir rakam var 149; bu 149 katrilyon lira eski şeyle, üslupla.

2005'in Eylül ayı itibarıyla, Eylül veya Ekim diyor, bir altına bakalım. Ekim, Eylül, evet. Yani sonunu tam almadığı için 2005'in biz sonu diye kabul edelim, 2005'in Ekimi itibarıyla bir rakam daha vermiş, 243.

SERDAR AKİNAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bir şey, bir rakam varmış, iç borcu bu sadece Türkiye'nin. 149 imiş, içinde bunun soygunlar, vurgunlar tamamı var. Yani, kamu bankalarının bilmem nesi var, özel bankaların bilmem nesi var, Türkiye'nin 80 senede getirdiği en lânet iç borç rakamı 149.Şimdi olağanüstü güzel, ak gibi bir şey oldu, AK Partisi geldi, olağanüstü işler beceriyorlar, sizin de söylediğiniz ve her gün televizyonlarda, gazetelerde duyduğumuz tarzdaki ekonomik performanslar. Rakam olmuş 243. Tamam.Şimdi bu Türk Lirası durmadan aşınıyor, durmadan değerleniyor, durmadan değerinin altında kalıyor. Bunu hiç olmazsa daha kolay anlaşılsın diye bir dolarlayalım öyle değil mi?

SERDAR AKİNAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Şimdi ben de buraya bu hesap şeyini getirdim, hesap makinesini. Şimdi 2003'ün başında, Ocak ayında 1 dolar 1 milyon 634 bin lira imiş, 1.634. Şimdi, şimdiki 1 dolar 1.350'miş. Tamam, şimdi dolara bölersek 2003'ün başında Türkiye'nin iç borcu 91 milyar dolarmış, siz de yazın, 91 milyar dolar, daha sonra da lâzım olabilir. Şimdi 2005'in sonunda 180 milyar dolar. Yani, ne? 243'ü 1350'ye böleceğiz veya şimdiki hesapla 1.350'ye böleceğiz ne rakam çıkarsa o.

Allah Allah, 90, 180; bu 90 nerede oluştu? Cumhuriyetin ilk 80 senesinde, ilk 80 senesinin toplamı, Türkiye'nin iç borcu ne kadar? 91 milyar dolar. 3 sene içerisinde bu 91 milyar dolara eklenen rakam ne kadar? 90 milyar dolar, yani şimdi bu, şimdi o bütçe kitabı değil mi?

SERDAR AKİNAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Orada iki tane rakam var, 1000 tane rakam var o kitabın içerisinde, 1000'den fazla belki. Öyle rakam kargaşasına getirmenin alemi yok.

Türkiye'nin iç borcu 149'muş, yani 91 milyar dolarmış, en kötü Türkiye bu, gördüğü en kötü Türkiye, 2002'nin sonu. Şimdi olmuş 180 milyar dolar, ya 80 senelik borca eş değer bir borç yaratılmış bu iç bahiste.

Böyle bir şey olabilir mi?

İki, biraz da dış bölümüne gelelim, yani şu işler nasıl oluyor filan diye. Dış, bu dış borcun definition'unda, tanımında kamunun dış borcu bu kadardı, kamunun dış borcunun hesabına şu eklenir bu çıkardı filan diye bütün gazete, yani kolon sahibi arkadaşlarımız bile belli bir mutabakat üstünde filan olmazlar. Ama, ben burada neyi ölçü alayım? Yine Maliye Bakanının şeye sunduğu belgeyle Türkiye Büyük Millet Meclisine Plânlamanın rakamlarına.

Burada diyor ki, kamunun borcu 63 milyar dolar idi, kamunun dış borcu 63 idi, 73 oldu. Özelin, şurada var. Özelin orta ve uzun dönemli özel sektörün borcu 29'du, 43 oldu. Kısa dönemli borcu 15'di, 31 oldu. Yani, ne oldu? Şu ikisine bir daha bakalım, özelin, yani bu ne, 2002'nin sonu, yani bu 3 yıl içerisinde bakıyorum ben bu hadiseye.

SERDAR AKİNAN- Anladım.

İLHAN KESİCİ- Yani 2002'nin sonunda en kötü özel sektörün halinin orta, uzun ve kısa dönemli olmak üzere 44 milyar dolar borcu var imiş, şimdi çıkmış 74 milyar dolara.Şimdi bu devleti ilgilendirir mi ilgilendirmez mi; ayrı bir bahistir. Ama, genel Türkiye ekonomisi diye baktığınız zaman, elbette ilgilendiren bir bahistir. Yani, işin bir tarafına kamu finansmanı itibarıyla bakarız, devletin iç borcu. Devletin dış borcu, onun hesaplama ve yorumlama usulü başka. Bir de özel sektörün de içinde bulunduğu elbette hâle bakarız, onu da başka kriterlerin içine koyarız.

Demek ki, ne olmuş? 10 milyar dolar kamunun dış borcu artmış, özel sektörün de 44'ten 74'e, 30 milyar dolar da o artmış. Bu ikisini eğer ?addition? diye toplanabilir diye bakarsak 40 milyar dolar civarında özel ve kamunun dış borcu artmış, kamunun 190 milyar dolar iç borcu artmış bu bir senede.

Kardeşim, bırakıyorum şimdi bu özel sektörün borcunu, 90 milyar dolar devletin iç borcu artmış, 10 milyar dolar da devletin dış borcu artmış. Ne oldu, kaç etti? 100, 100 milyar dolar 3 senede. Ya, nereye gitti bu para?

SERDAR AKİNAN- Merkez Bankasındaki dolar stoğu...

İLHAN KESİCİ- Şimdi dur oraya da geliriz.

Bu orada yok tabiî. Şimdi bu 100 milyar dolar, bizim nüfusumuz ne 70, 3 sene içerisinde 100'ü 70'e bölersek kabaca çıksın 1.4, 1.5 diyelim biz ona biraz da hesap kolaylığı olsun. Efendim 1500 dolar kişi başına 3 senede herkesin borcu artmış; 1500 dolar. Bu vahim bir noktadır.

Şimdi bu nereye gitti, o senin Merkez Bankasından evvel bir yere bakalım. 1-2 gündür gazetelerimizin, bazı gazetelerimizin diyelim ona yani efendim sür manşetleri var Aralık ayında, Aralığın ihracatı 70 milyar dolar oldu, sonra da yılın ihracatı 73.2 milyar dolar oldu. Bu son 100 yılın, son 500 yılın, son işte 2 bin 500 yıllık Türk tarihinin en babayiğit rakamıdır filan tarzında, biraz da ben süslüyorum, yani bayram süslemesi olmuş olsun. Rakam var. Halbuki bu işe böyle bakılır mı, ihracat diye bakılır mı? Bakılmaz. Ne diye bakılır? Dış ticaret diye bakılır. Daha sonra senin cari işlemler lâfı da ettik. Önce bir dış ticaret diye bakılır, onun altında cari işlem diye birazcık daha teknik bölümüne bakılır.

Dış ticaret Türkiye'nin 3 sene içerisinde ithalatıyla ihracatının arasındaki farka bakıyor. Bu sene 72 ihracat, 116 ithalât var. Aradaki fark 42 milyar dolar. Yani, bu sene döviz ihracatımızla ithalatımızın arasında 40 milyar dolar fark var.

Geçen sene neymiş bu fark? 35'miş. 2003'te neymiş 22'miymiş. Şimdi buna dış ticaret açığı diyelim biz. Demek ki biz 3 sene içerisinde, rakamlar birbirine çok benzeyecek şimdi Serdar Bey. Bu üçünü topladığın zaman ne çıkıyor? 99.1. Yani, Türkiye 3 senede ihraç ettiğinden tam 100 milyar dolar daha çok ithalât yapmış.

Şurada borç ne idi? 90 iç borç artmıştı, onda dış borç atmış idi, etti 100. Allah Allah bu dış ticaret açığı 3 sene içerisinde tam neye tekabül ediyor? 99 milyar dolar, aynı neredeyse.

Demek ki Güngör Uras Beyin birkaç gündür, o daha medeni üslupla, yani biraz daha ürkütmeden, ürkütmemeye çok üstün bazı, yani tenkit eden yazarlarımız sadece Güngör Bey değil, başka arkadaşlarımız filan da var ama, yani doğruları da illa söylemek mecburiyetinde hissediyorlar, söylüyorlar, ama yahu ortalığı da çok velveleye de vermeyelim, ürkütmeyelim üslubunu da benimsiyorlar, kibar bir üsluptur, doğru bur üsluptur, ben de benimsiyorum onu. Ama, şimdi onun da işaret ettiği bir şey var idi. Bu hem büyümeyle ilgili söyleyeceğim hem bununla ilgili.

Ya, 3 senede 99 milyar dolar dış ticaret açığı var, bu çok vahim bir şeydir, bu sürdürülebilir bir şey değildir, kimse bunun farkında mı, ne zaman farkına olacak? Sadece benim söylemem bir programda yeter mi? Ben, sen beni diyelim Allah razı olsun 2-3 ayda bir çıkarıyorsun, bu rakamları söylüyorum, o manzara yüzlerce program, yüzlerce yazı, başka türlü yazılıyor. O zaman demek ki bunun hükmünün vatandaş indinde ham kabul görebilmesi hem anlaşılabilir olması için birazcık daha çok...

SERDAR AKİNAN- Daha somut sorabilir miyim?

İLHAN KESİCİ- Tabiî.

SERDAR AKİNAN- 99 milyar dolar dış ticaret açığı demek ne demek daha Türkçe'si?

İLHAN KESİCİ- 99 milyar dolar döviz, bu parayı bir yerden bulmazsan bunu yapamazsın demek. Yani, döviz kazanıyorsun, dövizle harcıyorsun. Yani, elin parasıyla, bu şu demek: 99 milyar dolar, hah tamam, elin parasıyla, bizde ona benzeyen güzel atasözleri vardır yani, elle ilgili. Meselâ bir tanesi işte ?Ayranı yok içmeye atla gider koşmaya? filan değil mi. Ayranı yok içmeye 99 milyar dolar açık veriyor, 100 milyar dolar borç alıyorsun, 100 milyar dolarlık ithalât, elin parasıyla elin malını getirip kullanıyorsun.

Bunun içerisinde ne var biliyor musunuz? Bu iki gün önce, benim ev sahibimin arkadaşlık ilişkileri filan da olduğu için bir münasebetle öğrendim yani iki gün önce Kartal Belediyesi var ya biz orada oturuyoruz Anadolu Yakasında. Kartal Belediyesi kaldırımları şimdi değiştiriyormuş, yani Kartal Belediyesi burada, Belediye Başkanı da burada. Hem de kendini övmek için dağıttığı şeyler de var, broşürler filan da var. Ne yapıyor biliyor musun? Çin taşı. Ben şimdi önce Çin taşı dediler ya bu Çin'i mini filan mı yani, Çince filan birbirine karışıyor. Ya Çin taşı, Çin, Serdar Bey, Çin taşını Allah'ü alem, zaten o Kartal'daki, bütün belediyelerdeki efendim kaldırımlar en az 10 kere, yani bu 3 sene içerisinde en az 10 kere yenilenmiştir. Şimdi de Çin taşıyla. Ben dedim ki ya kaldırımın neresini atıyorlar. Hem kenarlarını, hem üstünü Çin'den ithal edilmiş taşlarla kaldırım taşı yapıyorlar.

Bu 99 milyar doların bir kısmı ona gidiyor, öbürü nereye gidiyor? İthal ettiğimiz, ithal olarak yüzde 12'si, şimdi bu 100 milyar dolarlık, 116 milyar dolarlık ithalatın bizi bazen şey yaparlar, kandırırlar, ya aramalı ithalât bu kadar nihaî malı ithalatı, bu kadar tüketim malı ithalatı, şu kadar filan diye.

Eskiden Türkiye'nin bir tüketim malı, yani aldın tükettin, yedin bitti o andan itibaren başka bir faydası yok. Muz yahut bilmem ne. Bu yüzde 2'ler, yüzde 1.5'lar civarında idi, bu 2005 yılındaki tüketim malı ithalatı yüzde 12. Yani, bu ne demek? 116'nın 12'si, 12, 13, biz kabaca 15 diyelim, 15 milyar dolar sadece yedik bitti. Buna can dayanmaz.

Şimdi, biz eskiden bu, yani kendini dünyada besleyebilen 7 ülkeden biriydik filan gibi bir şey deriz tarım sektörüyle ilgili. Daha edebi bir lâf De Gaulle, De Gaulle ne? De Gaulle'yi ne diye tanırız biz? Büyük devlet adamı diye tanırız değil mi?

SERDAR AKİNAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Büyük komutan, meselâ ben büyük komutan, büyük askerî deha, büyük askerî bilmem önder filan çok kullanıldığını görmedim. Yani elbette öyledir, adam yani İkinci Dünya Savaşında Fransız kuvvetlerinin başkomutanlığını neredeyse yapmış, birkaç kere esir olmuş filan. Ama, De Gaulle büyük askerî deha filan denmez, ama ne denir? Büyük devlet adamı. Şimdi bu büyük devlet adamları boşuna büyük olmuyorlar, bir de bazı özdeyişler söylemiş oluyorlar. Şimdi söyleyeceğim lâflardan birisi onunla ilgili. Onu da nereden aldım? Bu geçen hafta Avrupa Birliğinin tarım politikalarıyla ilgili, değil mi, bütçesinde, Avrupa Birliğinin bütçesinde büyük kıyametler koptu. Tarım bütçesine Fransa'nın itirazı vesaire filan vardı. Orada da bir yerde diyor ki, De Gaulle de zaten bu Fransızlar hep böyledir, De Gaulle de zaten şöyle demiş idi, De Gaulle'ün dediği lâf şu: ?Kendisini, kendi kendisini besleyemeyen -tarım ürünleri bakımından- hiçbir ülkeye büyük ülke denemez.? Muhteşem bir lâf değil mi? Benim çok hoşuma gitti.

SERDAR AKİNAN- Evet, öyle.

İLHAN KESİCİ- Yani kendi kendini besleyemeyen hiçbir ülkeye büyük ülke denilemez, büyük ülke statüsü kazanamaz.

SERDAR AKİNAN- Türkiye'nin böyle bir sorunu var mı sizce?

İLHAN KESİCİ- Elbette böyle bir sorunu var. Türkiye kendisini besleyemiyor, durmadan Arjantin'den, Brezilya'dan tavuk ithal ediyor, dünyanın bilmem ne, Avustralya'larından, bilmem nelerinden et ithal ediyor, bu paralar buna gidiyor. Bir de bu işte İstanbul'un, bütün Türkiye'nin her tarafında yok ama, İstanbul bir bölümü var 500 bin kişilik filan bir bölümü, bilemedin hesap kolaylığı olsun diye 1 milyona çıkarayım. Bunların kullandıkları lüks tüketim malları var. Yani, bizim en babayiğit dükkânlarımıza gidiyorsun onların içerisinde lebalep ithal malı dolu değil mi? Biz de bazen alıyoruz yani. Efendim şimdi bu buna gidiyor. Şimdi buradan bu Türkiye'nin bütün döviz gelirleriyle bütün döviz harcamalarının arasındaki fark değil bu 99 milyar dolar, bu dış ticaretinin arasındaki fark. Başka döviz gelirlerimiz de var bizim. İşte turizm var, taşıma var, vesaire, görülmeyen kalemlerimiz filan var. Bütün bunları da, yani Türkiye'nin toplam döviz harcamalarıyla, toplam döviz giderlerinin arasındaki farka senin başlangıçta işaret ettiğin cari işlem açığı diyoruz.

Bir de ayrıca ona odaklanmak lâzım tabiî. O rakam şu: Şimdi meselâ 2002 yılında, 2002'yi saymayalım en kötü yıldır. Burada iki tane şeyi söyleyeceğim. 2003 yılında bu cari işlemler açığı 8 milyar dolar açık vermiş Türkiye'nin bütün döviz gelirleriyle bütün döviz harcamalarının arasındaki fark. 2004 yılında 16 milyar dolar vermiş, 2005 yılında 22 milyar dolar vermiş. Yani, bu sene 22 milyar dolar verecek.

Bu üçünü toplayalım. Yani, Türkiye 3 yılda bütün döviz gelirleriyle, bütün döviz harcamalarının arasında ne kadar açık vermiş? Üçünü toplarsanız 46 milyar dolar. Şimdi bizim bu dış borcumuz neydi? Az daha arttı borcumuz, iç dış 100 milyar dolar. 46 nereye gitti, tam yarısı, tam yarısı Türkiye'nin döviz açığının kapatılmasına gitti. Yani...

SERDAR AKİNAN- Peki Merkez Bankasında hep söylenen inanılmaz rezerv, tarihimizin en büyük rezervi...

İLHAN KESİCİ- Evet, şimdi onunla ilgili, oradan başlayıp söyleyeyim.

Merkez Bankasının inanılmaz tarihi rezervi Türkiye üç tane kriz gördü son 2004-2005 arası, son 10 yılının içerisinde. Birisi 1994. 1994'te cari işlem, şu cari işlem açığının rakamı 6 milyar dolardı. Yani, 1993'ün sonunda, 1 Ocak 1994'te bakıldığında Türkiye'yi krize götüren rakam 6 milyar dolardı. Merkez Bankasının rezervi de aynen o zaman da, yani Aralık 2003'ün gazetelerine, televizyonlarına, yayınlarına bakarsak o zamanın Merkez Bankası Başkanı ve ekonomiyi hükûmet istikametinde yorumlayan ne kadar silahşor var ise efendim tamamı diyor ki, dağlar gibi Merkez Bankasında rezervlerimiz var.

Ne oldu? Ocak, Şubat oldu, o zaman 10 bin lira civarındaydı dövizin kuru, 1 dolar eşittir 10 küsur bin liraydı, birden 33 bin liraya, hatta Şubatın bir yerlerinde 42 bin liraya geldi. İşte o 5 Nisan kararları ekonomik kriz.

İki, o 6 milyar dolardan dolayı öyle oldu. İkinci büyük krizimiz ne, bizim en yakın hatırladığımız kriz, 2000 krizi. Adına 2000, 20001 filan krizi dediğimiz kriz.

2000 yılının cari işlem açığı 10 milyar dolar idi, sadece cari. Şimdi bu seneninki kaç? 22, 2005, 2000'de bizi krize götüren rakam ne? 10, 10 milyar dolar. O zaman da Merkez Bankası, benim arkadaşlarım bunlar, ekonomi bürokratında beraber çalıştığımız arkadaşlarımız. O zamanki Merkez Bankası başkanının, yani 2000'in Aralık, Aralık 2000'de Türkiye gazetelerinin, Türkiye televizyonlarının arşivleri onlar, bütün şimdi bir tanesi açacak Merkez Bankası başkanı, Hazine müsteşarı, icap ediyorsa Planlama müsteşarı, ekonomiyle ilgili bakan, Maliye Bakanı, başbakan kim ise 2000 yılında onların da lâfına bakarsanız dağlar gibi rezervlerimiz var diyor idiler, 36 milyar dolar gibi bir rezerv idi. Bu zannedilir ki, iki tane kanalın birden bire iki gün içerisinde eridi bitti değil mi? Karın güneşi görmesi gibi eridi gitti.

Şimdi bizim o Merkez Bankası rezervi dediğimiz rezervden böyle burada birikmiş serbest kullanımı olan rezervler filan değildir. Şimdi sen de dersen ki, 50 milyar dolar, ben diyeyim ki 60 milyar dolar ise Merkez Bankasının rezervi bunun halkımızın kolay anlayacağı bir deyimle kullanılabilir olan bölümü. Yani, cepte kalan, sıkıştığım zaman, başım derde girdiğinde, başım sıkıştığında kullanabileceğim bölümü en çok 2,5-3 milyar dolardır. Bu da ... haktır, yani fındık kabuğu filan diyelim biz buna, fındık kabuğu büyüklüğünde bir rakamdır. Buna güvenenler, işte böyle düşünmeyi bilenler 1994'ünde de Türkiye'nin çok cahil bir başbakanı ve ekonomi yönetimi vardı iktisadî anlamda söylüyorum. 2000 yılını yönetenler de çok cahil bir siyasî heyet iktisadî anlamda söylüyorum. Siyasî heyet ve ekonomi bürokrasisi idi, o yüzden iki tane büyük krizi yaşadı Türkiye. O krizin sonunda buraya geldik.Şimdi bunu ne için söyledim? Bir, bu rakamın karşısında ciddî hiçbir iktisatçı, Türkiye ciddî iktisatçı, Türkiye'nin bir yığın iktisatçısı var. Hatta 2000 krizi dolayısıyla Türkiye dünya ekonomi literatürüne bir tabir yerleştirdi bence. Televole iktisatçıları, öyle değil mi? Dünya, Amerika'da televole iktisatçıları diye bir lâf var mı, İngilizce'de var mı? Yok. Bundan sonra var. Niye? Çünkü, Türkiye böyle bir televole iktisatçıları filan gördü, işte Merkez Bankasının rezervleri bu kadar, bilmem nelerin bilmem neleri bu kadar filan diyen iktisatçılara. Ama, Türkiye'nin İstanbul İktisat Fakültesi var, çok ciddî bir mektep. Orta Doğu Teknik Üniversitesinin İktisat Bölümleri var, çok ciddî okullar, Boğaziçi'nin İktisat Fakülteleri var, çok ciddî okullar. Öbür üniversiteleri teker teker tadat etmezsek gücenebilirler, gücenmesinler. Ama, her ciddî okulda, her ciddî İktisat Fakültelerinde bu işleri bilen, yazan, yazma fırsatı bulduklarında böyle şey bile olmuş olsa, küçük harflerle de yazan iktisatçıları var. Bunlara Türkiye kulak kabartmıyor. Halbuki Türkiye'nin 2000 yılındaki siyasî heyetleri ve ekonomi bürokrasisi de kulak kabartmadı, 1994'te siyasî heyetleri ve ekonomisi de kulak kabartmadı, daha vahim rakam buraya geldi.

Bu bütçenin, Maliye Bakanlığının işte şurada bak işte başlangıç ödeneği ile, bu bütçede bir de şöyle bir tabir var. Yani, bak ben ... neyi plânladı isem onunla bitirdim diyeceği rakamlar vardır. Yani, personel ödemelerini 100 demiştim, 100 veya 99 veya 101 gerçekleşti. Demek ki ben bütçede hakimim demek.

Onu o ufak tefek kalemlere bakarsan hâkim çıkar. Burada başlangıç ödeneği, şimdi yine buradan onu şeyden almış olalım. Başlangıç ödeneği, yani Plânlamanın rakamı mıdır, bütçedeki rakam mıdır filan diye bakalım. Şimdi şu, şu tablodan bu tabloyu sadeleştireceğim ben. İt oynamış yonca tarlası halinden çıkaracağım.

Cari işlem açığı bir ülkenin, yani toplam bütün bir yılın döviz gelirleriyle, döviz harcamalarının arasındaki fark. Hükûmet planlamış ki 2003 yılında 3,5 milyar dolar olacak. Yani, ben döviz açığımı 3,5 milyar dolarla kapatacağım, buna göre borçlanacağım, buna göre faiz ödeyeceğim filan. İyi bir rakam, fena değil.

SERDAR AKİNAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- Neyle kapatmış? 8, fark ne, yüzde 100'den fazla. Peki bu birinci senesidir, cahillikleridir, bunlar hükûmet etmeyi hiç bilmiyor idiler, efendim kamu bürokrasisi devlette hiç çalışmamış idiler, ola ki yine de ayıptır, günahtır ama, ola ki birinci yıl cahilliklerine gelmiştir diyelim. Yani, bürokratlar onları kandırmışlardır. Böyle sıkışınca bu siyasî heyetler, başbakanlar, bakanlar biraz da yalvarırlar, ben bilmiyorum bu bürokratlar beni kandırıyor filan hâline geçerler.

Diyelim ki öyle. İkinci yıl biraz akıllanmış olmaları icap etmez mi? Eder. İkinci yıl ne hesaplamışlar.

SERDAR AKİNAN- 7.5.

İLHAN KESİCİ- 7.5, hah sen de oradan görüyorsun. 7.5. E, tamam iyi, bu kötü mü, neyse ne, 7.5. Neyle kapanmış? 16. 7.5, 2'yle çarpsak 15, burada yüzde 100'den fazla bir sapma var.

Hadi bunu da neyse Irak harbiydi bilmem neydi filan diye bağla, nereye bağlıyorsan bağla geldin 2005 yılından sonra, üçüncü yılı zaten normal bir iktidar dönemi, şimdi seçim yatırımlarına başlayacaklar. Yani öyle değil mi?

2005 yılının başında demişler ki, biz dersimizi aldık, öğrendik, artık cari işlem açığını da vallahi de billahi de tillahi de 11 milyar dolarda tutacağım. Ne çıkmış; 22. Ne sapma; yüzde 100. Ya, böyle bir iş olur mu arkadaş?

2003 yılında cari işlem 3,5, 8, sapma yüzde 100. 2004 yılında 7.5, 16, sapma yüzde 100'den fazla. 2005 yılında 11, 22, sapma yüzde 100. Yani, seni bir dakika bu işin başında tutarlar mı Serdar Bey? Yani, sen geldin...

SERDAR AKİNAN- Peki şunu soracağım: Kamu borçlarının gayrisafi millî hâsılaya oranı, siz bana söylemiştiniz geçen programda demiştiniz ki, çok kritiktir. 2001'de yüzde 90'dı bu oran, şimdi yüzde 70'lerde galiba, 7'lerde.

İLHAN KESİCİ- Şimdi burada bu millî gelir, yani kamu borçları, yani borç olarak bakarsak, dolar cinsinden bakarsak o dolar, reel dolar. Şimdi millî gelir hesabı, orada reel dolar değil, millî gelir hesabını biz şöyle yapıyoruz: Önce Türk Lirası cinsinden hesaplıyoruz, ondan sonra bu Türk Lirası cinsinden hesapladığımız rakamı o zamanki cari kur ne ise o kura bölüyoruz, oradan dolar rakamı çıkıyor.Şimdi doların normal değeri 1300'se Türkiye'nin evet 4 bin dolarlık kişi başına düşen bir millî geliri var. Yahut 4 çarpı 7, 280; demek ki 280-300 milyar dolara gelen bir Türkiye millî geliri var. Ama ya dolar değeri değil mi? Ya, dolar değeri 1300 değil de gerçek değer 2 bin civarında bir şey ise, 2 civarında bir şey ise..

SERDAR AKİNAN- Ama olmuyor bir türlü, o kırılmıyor. Yani, correct etmiyor teknik terimle, olmuyor bir türlü.

İLHAN KESİCİ- Edelim şimdi. Doların değeri öyle hesapladığımız zaman Aralık 2000'de kaç liraydı? Kabaca yani ben söyleyeceğim de, senin da hafızanı zorlamam. 671 bin lira, yani Aralık 2000, 2000 Aralığında 671 bin liraydı. 2000'in Şubatında, 2001'in Şubatında ne oldu? 1 milyon 800 bin.Şimdi o zaman demek ki Türk Lirası cinsinden hesapladığın millî geliri efendim niye düştü denildi o zaman? 670 bine bölerseniz 100 çıkıyor, 1 milyon 700'e bölerseniz 50 çıkıyor değil mi?Şimdi bunun, yani şimdi 1300'ün hep böyle brüt, onlar da Aralığın 2000'inde de bile bu 100 sene daha bu trend üzerinde gidecek demiyorlar mıydı idiler, diyor idiler.Şimdi bunu yeni bir şeyle söyleyeyim. Bu Ukrayna işi çıktı ya, ben onun çok teferruatına girmeyeceğim, onu başka bir program yaparsanız sevinirim.

SERDAR AKİNAN- Ayrıca konuşalım.

İLHAN KESİCİ- Hoş olur. Ukrayna işi çıktı ya, Türkiye birden bire ya bu Ukrayna boru hatları, doğalgaza bağımlılık, Rusya'nın elindeki güç, imkân, Türkiye'nin ne kadarı bağımlıymış, ne kadarı bağımlıymış, en ufak bir hadisede ne kadar darbe yer imiş; bunları biliyor muydu iki gün önce? Hayır bilmiyordu. Kim biliyordu? Birkaç tane insan. Bu Mavi Akım Projesinden itibaren bu işe kafa yoran, bu işi bilen enerji bürokrasisinde, ekonomi bürokrasisinde, bir de bunları takip eden siyasî heyetlerde insan var ise onlar biraz böyle seslerini duyurmaya çalışıyorlardı ki, yahu kardeşim bu doğalgaza bağımlılık bir, genel olarak Türkiye'nin genel enerji üretiminde doğalgaza bağımlılık normalden fazla. Kimse aldırış ediyor muydu, etmiyordu. İki, bu doğalgazın içerisinde Rusya'ya olan bağımlılık normalden fazla. Yani, en kabadayı demek ki yüzde 20, şimdi öğreniyoruz ki, dünya enerji uzmanları,... enerji ajansları uzmanları anlatıyorlar ki, bir doğalgaza bağımlılık işte en çok yüzde 20 olmalıdır, bir ülkeye bağımlılık en çok yüzde 20, 22, 23 filan olmalıdır. Bunun üstüne gittiğiniz zaman siyasî bedelle karşılaşırsınız vesaire.

Türkiye'nin neymiş? Yüzde 45'i elektrik üretiminin şimdi sadece doğalgaza bağlıymış, çok yüksek, yarıdan fazla. İkincisi, Rusya'ya bağımlılık, yani Rusya -adı Rusya da olabilir, Arjantin de olabilir fark etmez- bir ülkeye bağımlılık. Yüzde 16 küsurları Karadeniz'den geliyor, yüzde 49-50'de nereden geliyor; işte o Ukrayna üstünden gelen Batı doğalgaz hatlarından geliyor. 50, 16, 66, yarımlarını düş, 65; yüzde 65'i Rusya'ya bağımlıymış.

Biz bunu ne münasebetle öğrendik? Bir hâdise oldu Rusya şu veya bu sebeple Ukrayna'ya dedi ki, ya doğalgazını kesiyorum, yahut işte parasını artırıyorum filan dedi, bizimle hiç ilgisi bir şeyi var mı? Yok. Orada o hâdise oldu, biz bunları öğrendik. Şimdi feryat edeceğiz biz, yani edilecek.

Şimdi bu işte bu dolar 1350 filan gider gider gider, aynen 2000'de olduğu gibi, aynen 1993'ün ikinci yarısında olduğu gibi. Ya bunda bir şey yok arkadaş, bu böyle gider gider gider diyecekler, bir nokta gelecek o nokta aynen falcılık noktası gibidir. Yani, fal bakıyorlar ya kadınlar, bir zaman mı desem, üç zaman mı desem filan diye. Yani kardeşim bir zaman mı desem, yani ne yapıyorsun, 100 milyar dolar borç almışsın. Serdar Bey şimdi sana buranın sahibi emanet etmiş burayı, demiş ki Serdar Bey burayı idare et kardeşim, milletin harcamalarını yap, televizyonu filan, konuklarının gider gelir paralarını -vermiyorsun da sen yani davet ettiğin zaman- onların da harcamalarını filan ver, işler iyi gitsin. Sen hesap kitap yapıyorsun, o aynen şu bütçedeki sapmalar gibi, bir de adam farkında değil belki, yani sahibi. Efendim sen de fehmedemiyor olabilirsin, yani yeteri kadar. Durmadan ya şurada sıkıştım İlhan Bey bana 100 lira borç ver; verdim, Ahmet Bey bana 100 lira bir borç ver; verdim, Hasan Bey bana bir 100 lira borç ver; verdim, 3 seneyi böyle götürdün. Bir gün gelip öde hemşehrim bunları demeyecekler mi? Diyecekler.

Türkiye'ye bunu diyorlar mı? Bence diyorlar. Karşılığında ne alıyorlar? Kıbrıs'ta bunu yap. Bu arkadaşlarımız vatan haini mi? Hayır. Millet haini mi? Hayır. Öyle bir şey olmaları için bir sebep var mı? Hayır.

Ya bu Kıbrıs'ta milletin kendilerinin 50 senedir söylediklerinin tersini, 50 senedir Meclis kürsülerinde söylediklerinin tersini Kıbrıs... niye yapıyorlar kardeşim? Orada belki şunu diyorlar: Bak hemşehrim, Serdar Bey biz seni severiz, sen iyi bir insansın, hatta gelmene, işte buranın genel yayın yönetmeni olmana filan da katkımız oldu biliyorsun yani, tercihimiz oradan da bellidir. Eğer, bu Kıbrıs'la ilgili bu işleri yapmazsan ben de bizim kötü adamlarımız var, efendim ya onlara haber anlatamam, onlar da derler ki şu borcunu ödesin. Öyle değil mi? Ya bu borcunu ödesin dediğin anda ne oluyor? 2000 yılının sonunda olan neydi? Tepe taklak oldular değil mi?

2000 yılında koca bir Bülent Ecevit Bey, koca bir Mesut Yılmaz Bey, koca bir Devlet Bahçeli Bey, hatta o yönetimin içinde olmamakla beraber 1994'ün sabıkalısı Tansu Çiller Hanım hepsi toz oldular değil mi?

Millet ne yaptı? 5 gramlık kâğıtlarla tamamını meclisin dışında bıraktı. Şimdi bu hükûmettekiler böyle bir tecrübeye sahipler. Eğer ben Kıbrıs'a bunların dediklerini yapmaz isem, bu borç vermeye borç veren adamlar da ya bize borcumu efendim taze borç istediğimde vermezlerse ben de siyaseten veleddalin amin. Cencül yaylası var Trabzon'un oralarda, bizim Sivas'la Trabzon'un arasındaki dağlara denk düşer, işte 2 bin 600 metrelik yayladır, Cencül yaylasına uçar giderler. Öyle değil mi?

O zaman adam diyor ki, ben iktidarımı devam ettireyim, bu borcu alayım.

SERDAR AKİNAN- Bu kadar basit bence yani.

İLHAN KESİCİ- Aynen böyle.

SERDAR AKİNAN- Ha bu, yani tamam da, siyasette de böyle bir şey. Yani...

İLHAN KESİCİ- Bu ülke adına yani, şu ekonomi ne çıksın, ya enflasyonum düştü, şimdi burada yaprak kıpırdamıyordu bölümünden gelelim. Sen de dedin ki, sen de etkileniyorsun yaprak... Şurada, İstanbul'da Nişantaşı'nın dışındaki, isterseniz Nişantaşı bölümü... olsun da. Bakkallar, manavlar, berberler, yani insanlarımız bunlar değil mi? Buraları aynı zamanda meclis, yani Türkiye sadece bu siyaseti televizyonlardan, gazetelerden filan öğrenmez, bir de herkesin kendi meclisi var. Türkiye'de 94 bin civarında kahve vardır, bu bir meclistir. Şu kadar meyhane vardır, bu bir meclistir. Şu kadar, 80 bin tane cami vardır, onların avlusu vardır, o avlunun muhabbetleri vardır, o bir meclistir. Türkiye'nin her tarafında meclisler kurulur. O meclislerin sesi gazetelere yansıyan sesler filan olmayabilir, ama o meclislerin sesinde yaprak kıpırdıyor mu kıpırdamıyor mu; soracaklar.

Ben her seferinde, yani hem işimiz bunu takip olduğu için. Berberin geçen seneki müşteri sayısı ne kadardı, aynı berberin şimdi ne kadar? Kasabın geçen sene miktar itibarıyla sattığı et neydi, bu sene ne? Böyle somut somut bakmak lâzım, yani değil mi?

Eğer baktığınla, eğer benim dediğim gibi çıkmaz ise bu iş, yani ben yaprak kıpırdamıyor'u seslendiriyorum, siz veya başka arkadaşlarımız, medyalarda ?seni hariç tutuyorum yani- efendim yapraklar çok, Sayın Başbakan dahil yaprak her sabah hışır hışır diyorlar yani. Bırak kıpırdamayı...

SERDAR AKİNAN- Yani, yabancı sermaye geliyor, özelleştirme... geldi, yani dünya devleri gelmeye başladı...

İLHAN KESİCİ- Bu yabancı sermaye dediğiniz şey borç. Gelen bizim yabancı sermayeden anladığımız...

SERDAR AKİNAN- Ama, yatırımla geliyor.

İLHAN KESİCİ- Dinle. Yabancı sermayeden anladığımız şurada hali bir arazi var, buraya gelip bir fabrika kurması. Bunun adı yabancı sermaye. Aslında dünyada bunun, bu işi doğru ölçebilmek için bunun adına doğrudan yabancı sermaye, foreign direct investment diyor, yani foreign investment dese olmaz mı, yani yabancı yatırım dese olmaz mı, daha da, iki kelime, daha kısa. E, ne derdi var da bir de foreign direct investment diyor, doğrudan yabancı sermaye?

O öbür yani foreign investment dediğin zaman işin içinde lagaluga para da var, o lagaluga paradan gerçek sermaye yatırımını ayırt etmek için. Dünya da ona bakar, FDI, foreaign direct investment.

Türkiye'de meselâ bir demirçelik fabrikası ihtiyacı var idi de gelip bir demirçelik fabrikası kuran yabancı sermaye var mı? Yok. Bir petrol ürünleri sanayiine ihtiyaç var idi de, Türkiye'ninki yetmiyor idi de, gelip petrol ürünleri sanayii kurmuş olan bir yabancı sermaye var mı? Yani 1 dolar var mı daha doğrusu, yabancı sermaye demeyeyim de, 1 dolar; yok.

Türkiye'nin işte meselâ otomobil endüstrisinde ihracat şu kadar parlak, bilmem ithalatı bu kadar bilmem uçuyor, kaçıyor filan dedikleri yerde gelmiş de ya bu Türk sermayesiyle iş yapanlar yeteri kadar akıllı iş yapamıyorlar, ben burada yapayım da cihan bir görsün ki otomobil yapılırmış diyen 1 dolar var mı? Hayır yok. Bir televizyon var mı, hayır yok, bir masa masa, yani bu Türkler masayı doğru dürüst yapamıyorlar, ben sermayemi, 100 dolarımı cebime koyayım efendim geleyim Türkiye'de bir masa yapayım filan, bütün millete de göstereyim diyen var mı? Hayır yok.

Bu son 1 yıl içerisinde girmiş olan yabancı sermaye ne? Türkiye'nin 80 yıllık cevherleri. Cevher de, mücevher de, altın de. Buna neden mücevher demek lâzım? Bu işin sultanı nerede? İngiltere özelleştirmenin, 1981'de başladı. Onu başlayan Başbakanın adı ne? Teacher, ?Demir leydi? değil mi? Teacher'in tabirini söylüyorum. Bu kamu malları, yani halkı ikna etmek için İngiltere'de dedi ki, İngiltere'de en kıymetli şey altın değildir, yani bizde altındır da evlerde, ailenin gümüşleridir. Onlar ?Family silvers? diyorlar, aile gümüşleri hatıra olarak elden ele, nesilden nesle intikal eden şey İngiliz gümüş takımlarıdır, altın takımlar değildir yahut işte bilmem ne takımlar, daha süslü, şatafatlı ne maden var bilmiyorum. Onlar değildir, gümüş. Bunlar family silver'dir, ey İngiliz halkı bunlar family silver'dır. Ailenin, İngiliz ailesinin gümüşleridir, gümüş takımlarıdır.

Ben inanınız ki bunu bu saygıyla özelleştireceğim ve sonuçlarına da bakacaksınız. Eğer bir saygısızlık etmiş gibi olursam işte beni asın kesin her neyse falan öyle.

1981'de başladı, 1991'e kadar 10 sene içerisinde 105 milyar paundluk, yani bugünün dolar cinsinden alırsan 150 milyar dolarlık özelleştirme yaptı. Ama, bir Allah'ın kulu Teacher'a veya özelleştirme idaresine demedi ki, şurada da bir eksiğin filan var.

Türkiye'deki özelleştirmeler öyle mi? Ya, ... özelleştirmesiyle ilgili hâlâ kafası net olan bir tane Allah'ın kulu bilmiyorum ben. Bir TÜPRAŞ'ın özelleştirilmesiyle ilgili doğru muydu, eğri miydi, böyle mi olurdu, fiyat bu muydu, borsadaki fiyatta yüzde 10'du, bu kadar ederken şimdi 66'sı nasıl olur da bu kadar eder diye bir tane Allah'ın kulu, ama yaptım geçti oluyor.

Şimdi bu demokrasi biraz da şöyle çalışıyor tabiî. Çin, bu 26, BBC'de gördüm ben. 26 Aralık, bugün de işte, işte 10 bin filan. 26 Aralıkta Çin'de bir bakan rüşvet aldı. Bakanlar rüşvet almaz mı dünyanın her tarafında alır. Bizde alıyor mu? Alıyor. Eskilerde alıyor muydu? Alıyor idiler. Bir kısmı mahkemelik oldu, bir kısmı Yüce Divanlıklar filan.Şimdikilerin hakkında komisyonlar var. Ne oluyor? Ya ben ne olduğunu doğru dürüst hiç şahit olmadım yani, inşallah bundan sonra olur. Şimdiki bakanın aldığı rüşvet ne kadar, yarım milyon dolar, 500 bin dolar. Eğer bizim rüşvetçilerin çekmeceleri varsa bence her çekmecede 500 bin dolar zararları var.

Bir ceza ile karşılaştı adam, benim asıl getirmek istediğim nokta o. Cezanın adı ?life ... sentence? İngilizce'si, life... sentence.

SERDAR AKİNAN- Ömür boyu hapis.

İLHAN KESİCİ- Ömür boyu hapis. Ne için; 500 bin dolarlık rüşvet için. Ya, Türkiye'de milyar dolarlar konuşulmuyor mu, milyon dolarlar, 100 milyon dolarlar konuşulmuyor mu? Bırak ömür boyu hapsi, bir gün neredeyse hapis olmuş bir tane bakan doğru dürüst hatırlıyor muyuz? Şimdi bu demokrasi biraz böyle çalışacak. Şimdi bu özelleştirmeler, yani geldi gitti filan, bu özelleştirmelerden gelen paralardan bir tanesiyle ilgili Sayın Başbakan ne dedi? Katiyen yüzünü görmedim o adamın dedi. Tamam, bir gün öğleden sonra, bu saat diyelim 1'ler civarında kendi ağzından televizyonlara filan söylenmiş lâf; Katiyen yüzünü görmedim. Saat 4 oldu, 5 oldu, yani aradan 3-4 saat geçti, ya bir kere galiba karşılaşmıştım dedi. İyi, yani olabilir, yani adam karşılaşır da, böyle trenin camından bakar gibi yani görmüş olursun. Öyle mi? Aradan bir gün filan geçti, ya bunlar meğer Davos'ta karşılaşmışlar. Yani, ben hadiseyi tam hatırlamıyorum da, eksiğim olursa kusuruma bakma diye söylüyorum ona. Davos'ta karşılaşmışlar, oturmuş yemek yemişler. Sadece yemek yemiş değiller, bir şeyler konuşmuşlar, kararlaştırmışlar. Daha sonra adamın teknesi var imiş, o tekneyle bilmem kimler bilmem nereye gitmişler, filan bütün bunlar. Bunun adına yabancı sermaye denir mi? Denmez.

Bunun adına yabancı sermaye bizim diyebileceğimiz şey gelip yatırım yapan adam Ereğli'yi ister. Şöyle ister: Böyle Türk özel sektöründen alıp yahut herhangi birisini Türk kamu sektöründen veya Türk özel sektöründen alıp yabancı özel sektöre, Merylinch'e verdiğimiz zaman, bizim sermayeden derdimiz ne kardeşim, biz nereden sermaye istiyoruz yani? Gelecek burada iş yapacak, Türkiye buradan biraz para kazanacak, burada adam çalıştıracak. Öyle değil mi?

Bak şurada, şu sektörde adam çalışan bir işi yoktu Türkiye'nin, bir yabancı geldi 100 dolarlık yatırım yaptı, 50 kişi çalıştırdı, 50 kişi ekmeğini yedi adamın, istihdam yaratıldı, geçimini sağladı. Bizim özel sektör, yahu yabancı sermayeden, yabancı sermayeye ihtiyacımız bu. Böyle bir 1000 dolarlık yabancı sermaye ihtiyacı yok Türkiye'nin. Böyle bir Türkiye'ye gelir mi adam, niye gelsin kardeşim.

Şimdi sana bir para kazanma hesabı yapayım, bunu da alın, sen de şu kağıda...

SERDAR AKİNAN- Şöyle yapalım mı? Bir reklam arası verelim kısa, siz o hesabı o arada yapın, biraz da biz para kazanalım.

İLHAN KESİCİ- Hay hay.

SERDAR AKİNAN- Evet, kısa bir reklam arasından sonra İlhan Kesici'yle sohbetimiz devam edecek.

(Reklam arası)

SERDAR AKİNAN- Evet, İlhan Kesici ile sohbetimiz devam ediyor. İlhan Bey biraz toparlamak babından şu anlattıklarınızdan anladığımı ve gördüğümü paylaşmak istiyorum. O yüzden de bir hani genel toparlama.

Bu rakamları anlatıyorsunuz, bu rakamlara ilişkin, işte basında çıkan, aylardır çıkan yazılar yorumlar, yabancıların yorumları, gelen paralar. Siz diyorsunuz ki, tablo budur, ama bu kırılgan bir tablodur, çok kırılgan bir tablodur...

İLHAN KESİCİ- Evet,çok dikkat etmek lâzım.

SERDAR AKİNAN- Ama, bir yandan da bizim yükümüz artıyor, bayağı ciddî şekilde yükümüz artıyor ve fakat bu sürdürülebilir bir şey. Yani, demin parmak bastığınız, şu hani örnek verdiniz ya, işte Kıbrıs meselâ. Ya seni tonluyor, borçluyor, ama bir yandan 3 yıl sonra kalkıp diyor ki, ya şu Kıbrıs meselesini hallet. Bunun gibi, hani belki ulusalcı kanat gibi konuşmak istemiyorum ama, realite de var. Türkiye'nin önünde işte AB konusunda, Kıbrıs konusunda, daha başka bir sürü konuda aslında, Güneydoğu konusunu da sayabiliriz burada. Belli noktalar var. Amerika'nın da, bütün bu aslında senaryonun arkasında Amerika'yla Türkiye'nin ekonomik anlamda ve siyasî anlamda ilişkileri var. Türkiye'ye ilişkin, Türkiye'nin merkezinde olduğu, odağında olduğu bir bölgesel plânı var. Yani, burada istikrara ihtiyacı var ve bu istikrarı sağlayacak, yani bu hükûmeti kaim kılacak, alternatifsiz kılacak durum bu tabloyla, ekonomik tabloyla devam ediyor, ettirilebilir yani.

Dolayısıyla, bir sıkıntı görülmüyor. Yani, yarın siz gelseniz bu tabloya siz devralacaksınız, bu rakamları devralacaksınız. Yanlış bu? Bu rakamları, siz veya kim gelirse gelsin. Devralacak ve diyecek ki, biz bunu çok duyduk memlekette. Enkaz devraldım pardon diyeceksiniz ve tekrar o toplantılar başlayacak kapalı kapılar arkasında ve siz belki daha fazla biat edeceksiniz. Etmeyeceğinizi neye göre söyleyebilirsiniz? Yani, belki burada başka bir şeye dikkat çekmek gerekir.

İLHAN KESİCİ- Şahsen diye soruyorsanız ona göre cevap veririm, yoksa...

SERDAR AKİNAN- Şahsen sormuyorum.

İLHAN KESİCİ- Türkiye'nin geneli itibarıyla.

SERDAR AKİNAN- Evet, yani ben kendimi bildim bileli böyle bir döngü var ve bu döngü ilk defa kırılmışa benziyor. İstikrarlı bir hükûmet, o demin söylediğiniz o figürleri, siyasî aktörleri, evet bu halk attı, buradaki siyasî aktörler de bir şey götürüyorlar. Yani, nihayetinde herkes iyiye gidiyor. Rakamlara bakıyorsunuz, bir sürü kaynak diyor ki, evet kardeşim rakamlar iyi gitmektedir.

Siz de diyorsunuz ki, hayır gitmemektedir, yükümüz artmaktadır, bu kırılgan bir yapıdır. Peki tersini söyleyin. Yani, başkasına biz bu oyumuzu verdiğimiz vakit, halk başkasına oy verdi vakit bunu nasıl değiştirebilir böyle bir tek kutuplu dünyada?

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu, yani benim asıl, yani şimdiye kadar, şu ana kadar yaptığımız şey işin ciddiyetini biraz da böyle heyecanla filan kendimize çok ciddiye aldığım için, işin ciddiyetini göstermek.

Birinci nokta bu. Yani, Türkiye üstüne kafa yoran insanlar bir kere, yani bu iş böyle yaprak kıpırdadı, kıpırdamadı, bilmem noktalar moktalar filan işi değil, çok ciddî bir işmiş. Bunu kim bilecek? Hem yönetenler bilecek, hem yönetilenler bilecekler.

Bu ciddiyetin bir kavranması lâzım; şu ana kadar benim yapmaya çalıştığım bölümü bu.

Bundan sonra ne yapılır? Telaş; aman bunlar giderse bir şey olur mu? Telaşa filan bir mahal yoktur, telaşa bir gerek yoktur. Dünyadaki her yönetimden daha iyi bir yönetim vardır. Dünyadaki her taviz verenden daha az taviz vererek bu işleri yapanlar vardır. Yoksa yönetimler, devletler böyle bir gün yükselir, bir gün alçalır filan hâle gelmezler.

Benim tasam, benim çok derdim iki tane. Ben iki tane şeyi çok iyi biliyorum ve çok yaşayan bir adamım. Bunu da söylemek garip değildir, yani çok iyi biliyorum filan demek.

Bir; ömrümüz bu ekonomi dünyasının içerisinde geçti, ekonomideki rakamların ne kadar ciddiye alınması lâzım geldiğini gösterir.

SERDAR AKİNAN- Tamam.

İLHAN KESİCİ- İki, tarih. Biz Portekiz değiliz kardeşim, biz Mozambik değiliz, biz bundan 80 sene evvel bir cihan imparatoru idik, öyle değil mi, bir cihan devleti idik.

SERDAR AKİNAN- Onun bakiyesi bir ülkeyiz.

İLHAN KESİCİ- Onun bakiyesi bir ülkeyiz. Ne oldu? O cihan imparatoru olan ülkede kafamız, gözümüz çok yarıldı. Yani, sadece bakiye olduk filan değil, kafamız gözümüz çok yarıldı, çok kayıplar verdik. Şu vatanı da zannedildiği kadar kolay kurtaramadık. Öyle değil mi?Şimdi, bu ne kadar zaman önce? Bundan 80 sene önce. Yani, 80 sene önce demek ne demek? Benim babam bu sene, 6 ay önce vefat etti, Cenabı hak mekânını cennet eylesin, efendimiz hazretlerine komşu eylesin inşallah. Ya babamın yaşı, babam 1919 doğumlu, 1919 doğumluydu. Yani babam doğduğu gün biz cihan imparatoruyduk veya bir sene evvel, yani işte şimdi ne kadar telaşımız var değil mi? Kuzey Irak'ta bu işler oluyor, Kıbrıs'ta bu işler oluyor, bilmem nerede bu işler oluyor, bilmem kimlik, alt üst filan, bir parça ağzımızın tadı var ise, ne kadar idiyse yani, ağzımızın tadını bozacak işler oluyor. O yüzden bu cihan imparatorluğu kaybını ben askerî başarısızlıklara, ordu komutanlarının yetersizliklerine, padişahın veya ondan sonra gelenlerin şansızlıklarına filan bağlamam, onu böyle imbikten süzer gibi süzer süzer süzer getirir ekonomiye bağlarım.

Ben sizinle daha önceki bir programınızda da yaptım. Biz cihan imparatorunu Birinci Dünya Savaşında mı kaybettik, 1914-1918? Hayır. Ne zaman? Meselâ, 1903. Niye 1903? Sizin programınızda konuştuğumuzu hatırlıyorum ben, şimdi zaten bir web sitesi yapıyoruz, o televizyon şimdi sizin bu konuşmayı da deşifre edip koyacağız oraya Allah nasip ederse.

1903'te Türkiye karar vermiş ki, Konya ile, şu bizim Konya vilayeti yok mu; Konya ile Ereğli'nin arasında demiryolu yapayım. Yap. Ya Konya ile Ereğli kaç kilometrelik bir demir yolu; yapayım. Paran var mı; yok, nereden alacaksın parayı; Almanlardan, Alman yatırımı, doğrudan yabancı sermaye. Alman yatırımı gelecek. Peki Almanlar dedi ki, bunun karşılığında bana ipotek ver, yani kredi ver, sana güvenmiyorum, senin ödeme kabiliyetin yok. Şu anda da Türkiye'nin her mahsulünde olan bir iş yani bu.

Dediler ki, yani bizim paramız yok, sana da verecek doğru dürüst şeyimiz de yok, karşılığında ne istersin? Dedi ki Almanlar Konya, şimdiki bu Konya bizim bildiğimiz Konya değil. Etrafında 5-6 tane vilayetin adı Konya vilayeti. Urfa. Şimdiki bildiğimiz Urfa değil, etrafındaki 5-6 tane vilayetin adı Urfa vilayeti. Halep. Halep nerede? Suriye'de. O zaman nerede? Bizde. Halep vilayeti, şimdiki Halep vilayeti değil, etrafındaki... Bu 3 tane büyük vilayetin aşar gelirleri -aşar dediğin köylüden aldığın yüzde 10 gelir- aşar gelirlerine ipotek verirsen, sana ne yapacak bütün bunların karşılığında; Konya ile Ereğli'nin arasıda demir yolu yapacak.

Peki, peki dedik biz, -Osmanlı İmparatorluğu, Abdülhamit Han, neyse yani başımızdakiler kim ise- peki. İngiltere'yle Rusya bağırdılar oradan, dediler ki, bizim itirazımız var buna, yaptıramazsın. Niye? Çünkü Duyunu Umumiye münasebetiyle onlar da borç vermişler mi bize; vermişler. Onlar da diyorlar ki, ben de düşünüyordum ki, İngiltere ve Fransa aynen öyle, Rusya aynen öyle dedi. Ben de düşünüyordum ki, bu Osmanlı İmparatorluğu bu borcu ödeyemez ise ben gidip bir yerlerine el koymam lâzım. Ben de aklımdan geçiriyordum ki, en iyi aşar gelirleri bu Konya, Urfa, Halep'in aşar gelirlerini buraya koyardım.

O yüzden Almanlara bana danışmadan, benim iznimi almadan Almanlara bu hakkı veremezsin dediler. Biz de veremedik, Konya Ereğli demir yolu hattını da 1903'te yapamadık.

Peki, bu cihan devleti cihan devleti sayılır mı yani şimdi? Hayır.

Şimdi, o yüzden bu ekonomiyi ben anlatırken sadece bir insanımızın geçimi var. Elbette bir numara, iki istihdam var, işsizlik diye bir şey var. Ya, dağ taş işsizlik diye inliyor. Efendim, bu eskiden vasıfsız işsizliklerimiz filan vardı, tarımdaki vasıfsız işsizliklerimiz filan vardı.

Bizde 14,5 milyon aile var Serdar Bey. Aşağı yukarı evlatlı aile bunun, yani 6.5-7 milyonu evlatlı ailedir. Biz işte bunun 5 milyon işsizimiz filan olduğu zaman adına işsizlik demeyiz doğru dürüst. Yani, işsizlik statüsünde geçer ama, Almanya'da 5 milyon işsiz oldu mu çok vahim bir şeydir. Çünkü, sokakta kalmak mecburiyetinde. Bizde 5 milyon aile bir işsizi idare edebiliyor. Ama, bizi yakan işsizlik. O birden fazla olmaya başladığı, yani 5 milyondan fazla.

Ya dağ taş işsizlik deniliyor. Bizim işimiz bu. Öbürü de, bu devletin bekasıyla bu borçların arasında bir doğru ilişki göstermek istiyorum.

SERDAR AKİNAN- Ben şunu sormak istiyorum. Yani son sorum bu olsun ve 2-3 dakikada eğer toparlayabilirsek.

Demin girdiğim noktada, yani tablo bu, ekonomi...

İLHAN KESİCİ- Türkiye bunu, biz dersek ayıp olur diye düşünüyorum. Biraz ben ?biz? demeyi de sevmiyorum.

Türkiye'de daha iyi bir heyet, daha samimi, daha bilgili, daha doğru bir heyet ortaya çıkar, aynen bu tabloyu alır, aynen o yabancı aktörlerin karşısına daha medeni, daha bilgili, daha oturaklı bir şekilde oturduğu zaman daha iyiye geçilir.

Bunda hiç tereddüde mahal yoktur yani. Ama bu katiyen eskiden olamazdı, yani Türkiye'nin başını bu hâle sokmuş olanlarda olamazdı.

SERDAR AKİNAN- Bir yandan da dışarı baktığımız vakit sağda ve solda şey yok, yani bir darmaduman bir hava var.

İLHAN KESİCİ- Düzelecek inşallah.

SERDAR AKİNAN- Peki, çok teşekkürler İlhan Bey vaktiniz için.

Evet, İlhan Kesici'yle bir bayram sohbeti mealinde bir konuşma yaptık ve ekonomiyi masaya yatırdık; umarım faydalı, besleyici olmuştur.

Herkese iyi günler efendim.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.