Facebook
Twitter
AKP İktidar Dönemi
Genel Değerlendirme
Nedim Şener /
Uğur Dündar
| Star TV - Arena | 22.3.2010

Uğur Dündar : İyi akşamlar sevgili seyirciler.

Arena'nın bu haftaki konuğu Devlet Planlama Teşkilatı eski müsteşarlarından Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili İlhan Kesici. Hoş geldiniz Sayın Kesici.

İlhan Kesici : Çok teşekkür ediyorum efendim, sağ olun.

Uğur Dündar : Sayın İlhan Kesici'ye konuğum soruşturmacı gazeteci Nedim Şener ile birlikte ülke gündemindeki maddelerle ilgili sorular yönelteceğiz. Sen de hoş geldin Nedim.

Nedim Şener : Merhaba

Uğur Dündar : Sayın Kesici gündemin en önemli maddesi:

Bugün de Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticileri muhalefete dönük olarak girişimlerini başlatıyorlar, muhalefetin mutabakatını arıyorlar, "Anayasa değişikliği paketi ve yargı reformu."

O paket içinde en önemli maddelerden birini de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısının değiştirilmesi oluşturuyor.

Siz nasıl bakıyorsunuz yargı reformu girişimlerine?

İlhan Kesici : Bir, öncelikle hayırlı olsun demek lazım herhalde.

Türkiye netice itibari ile bir anayasa değişikliği yapacaksa eğer, birinci cümle hayırlı uğurlu olsun, demek lazımdır.

İkinci cümle, bana sorarsanız, ben elbette bu anayasa hukuku içinde dolaşan, o labirentlerde dolaşmış olan filan bir insan değilim, ama anayasalar bütün dünyada bir "toplum sözleşmesi"dir, yani bir  "toplumsal mutabakat"dır.

Ülkelerin, hangi çapta bir ülke olursa olsun, hemen bütün kurumları ile, hemen bütün insanları ile, bütün bölgeleri ile, bütün varlıklarıyla bir mutabakat arayışıdır.

Bu önce belli bir zamana yayılır, bunun bir usulü erkanı olur ve vardır, belli bir zamana yayılır. Herkes birbiri ile olabildiğince konuşur, olabildiğince danışır, olabildiğince aklında, gönlünde, birikiminde ne kadar bilgi, ne kadar söz, ne kadar yaklaşım varsa onların tamamını koyabilmelidir.

Sakin sakin bunlar bir değerlendirilir ve bir daha neredeyse, şöyle hiç olmazsa, 20-25 sene, 50 sene hatta değişmemek üzere, değişmeyecek tarzda bir anayasa yapılır.

Bu Amerika Birleşik Devletlerinin anayasası aşağı yukarı işte 200 yıldan fazladır, sadece birkaç kere değişiklik göstermiştir.

Yine bildiğimiz kadarı ile İngiltere'nin anayasası yoktur, vardır da yoktur, ama törelerle idare ederler yani.
Kıta Avrupası, bizim daha çok içinde bulunduğumuz hukuki düzen Kıta Avrupası düzenidir. Onun içerisinde de Fransa'dır, onlarda da her dakika bu tür değişiklikler filan olmaz.

O yüzden ben bu günkü hali, bir komedi olarak tavsif etmek istiyorum - bağışlamanızı diliyorum, bizi takip eden seyircilerimizin de, izleyicilerimizin de bağışlamalarını dileyerek öyle söylüyorum - yani sanki "yangından mal kaçırıyorlar". Yani hangi yangın çıktı kardeşim, değil mi?

Şimdi belki biraz sonra zaten asıl işimiz ekonomi, efendim, sizin de program anonsu ve takdiminizde zaten beni takdim ederken de öyle söylediniz, bu ekonomi ile ilgili de bakacağız.

Bugünkü anayasa değişikliğinin getiriliş tarzı, içi, bunun muhtemel  referanduma götürülüşü, bundan evvelki balyoz planları, balyoz harekatı, savcıların birbirlerini derdest etmeleri, kurumların arasındaki bütün mücadeleler, Bülent Arınç Bey'in suikastı…vs. Bülent Arınç Bey'e yapılacak olan suikast.

Hani ne olmuştu, Bülent Arınç Bey'e suikast yapılıyordu, çok ciddi bir şeydi yani. Devletin o münasebetle kozmik odalarına filan girildi, bu suikastçılar neredeler yani şimdi değil mi? Bülent Arınç Bey de ağlar gibi televizyonlarda filan bana suikast yapılıyor filan diyordu.

Bütün bunlar, şu anda Türkiye'de 7 milyon işsiz var, işsizlerin meseleleri konuşulmasın diye yapılan işlerdir.

Türkiye'nin 500 milyar dolar civarında hatta üstünde bir borcu var. Bütün Cumhuriyet tarihinin, 80 senelik Cumhuriyet tarihinin yaptığı kamu ve özel sektör borcunun 1,5 katı sadece yedi senede yapılmış olan bir borç rakamı var.

Bütün bunları Türkiye'nin konuşması lazımdır. Ama Türkiye'de bunları konuşmak yerine bir balyoz harekatı getiriyorlar, gitti bir ay, en az bir ay. Bir imza getiriyorlar gitti altı ay. Islaktı, kuruydu. Kurusu yaklaşık üç ay, ıslağı yaklaşık üç ay olmak üzere gitti Türkiye'nin bir  altı ayı.

Şimdi bu anayasa değişikliği de öyle bir değişiklik Uğur Bey.

Yani şeye can kurban olur elbette, yani Türkiye'nin düzgün medeni bir anayasa değişikliğini yapması, usulü ile erkanı ile, bütün siyasi heyetlerle, sivil toplum örgütleri ile, sivil toplum kuruluşları ile, üniversiteleri ile, baroları ile, sendikaları ile, her neyse yani bütün bunlarla ahenkli bir şekilde çalışarak bir anayasa çıkarmak elbette çok iyidir.

Bu hükümetin elinde tam 7,5  senesi vardı bu işi yapmak için. 2002 yılının sonunda iktidar oldular, 2003'ün başı deyin. Hadi bir sene acemiliklerine verelim 2004'ün başı deyin. Hadi bir sene-iki sene daha acemiliklerine verelim, 2005'in başı diyelim.

Onları da geçtim, yeni bir hükümet oldu 2007'nin ortasında, ve %47 oyla. Türk milleti %47 oy gibi, tarihte az rastlanan bir büyük destek verdi. Cenab-ı Allahın nimeti gibi bir şeydir insanlar için.

Uğur Dündar : Şimdi ayrıntılarına gireceğiz

İlhan Kesici : İki senedir üç senedir niye konuşmadın?
Efendim şimdi apar topar getiriyorlar; ben komedi olarak görüyorum.

Uğur Dündar : Gündemin - ekonomiye geçmeden önce, ekonominin rakamlarına ayrıntılarına tablolarına geçmeden önce – gündemin bir diğer maddesini de ‘Kürt Açılımı' olarak başlayan, daha sonra ‘Demokratik Açılım' adını alan, sonra da ‘Milli Birlik ve Beraberlik Projesi' olarak takdim edilen ve Başbakanın son hafta sonunda sinema tiyatro oyuncuları ve radyocularla sürdürdüğü demokratik açılım çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu mu bakıyorsunuz?

İlhan Kesici : Hay hay memnuniyetle.
Deminki bu hukuk işine izin veririsiniz bir şeyle girmeme müsaade eder misiniz?

Uğur Dündar : Buyurun

İlhan Kesici : Şimdi mesele adliye ise,  adalet daha doğrusu, değil mi? Bu anayasa-manayasa ne için? Adalet için değil mi? Şimdi bu adalet,

Uğur Dündar: Ve yargı bağımsızlığı

İlhan Kesici : Ve yargı bağımsızlığı. Şimdi bizim parlamentomuzda da yazıyor; daha doğrusu bütün devlet dairelerimizde de yazıyordur:  "Adalet Mülkün Temelidir". Çok önemli.

Bana sorarsanız, bizim içinde bulunduğumuz coğrafya, yani bu Orta Doğu coğrafyası hem tarihi, hem coğrafyası, hem dini itikatları, dini inanışları münasebetiyle her şeyin önünde adalet gelir bu coğrafyada.

O yüzden bu ‘adalet mülkün temelidir' lafının da orijinali Arapçadır. "El adl-ü esasül-mülk"dür.  "Adalet Mülkün Esasıdır." Oradaki mülk, mal-mülk değildir, doğrudan devlettir.

Uğur Dündar : Evet

İlhan Kesici : ‘El adl-ü esasül- mülk.'

Hatta biz biliriz ki, bazı bilgiler, bazı rivayetlere göredir ki, bu sözün asıl sahibi Hazreti Ömer'dir. Yani İkinci Halife, Hulefa-i Raşidin'den ikinci halife Hazreti Ömer'dir. Ama Arap atasözü olarak ta söyleyenler de vardır. ‘El adl-ü esasül-mülk.' Tamam.

Biz ne diyoruz? ‘"Adalet Mülkün Temelidir". Bence daha da kuvvetlendirmişiz. Ayrıca biz ne diyoruz: "Gecikmiş adalet, adalet değildir". Bu da çok önemli bir lafdır.

Şimdi Amerikan Kongresinde, ben aşağı yukarı bir ay önce Washington'daydık.   Parlamentoda ‘NATO Parlamenterler Asamblesi-Meclisi' diye bir şey vardır, bir komisyon vardır; ben de onun üyesiyim. Biz de bir ay önce bir münasebetle oradaydık.

Orada bizim Adalet Komisyonuna benzeyen bir komisyonları var. Adalet komisyonun kapısında yazan bir laf, o da bence çok manidar bir laf, izin verirseniz, bağışlamanızı dileyerek İngilizcesini de söyleyeyim ben;

Uğur Dündar : Estağfurullah

İlhan Kesici : "Justice Delayed Justice Denied", "Gecikmiş adalet, Adaletin İnkarıdır". Bizim de dediğimiz benzer bir ifadedir. Hatta bizimkinden bence daha da kuvvetli gibi geldi bana. Yani bir yerde adalet gecikmişse, bu adaletin inkarı demektir. Adalet filan yoktur ifadesinden  daha öte bir şey adaletin inkarı. Adalet bu kadar önemli bir şey. Şimdi bu

Uğur Dündar : Adaletin tecellisi

İlhan Kesici : Adaletin tecellisi

Uğur Dündar : Zamanında tecellisi

İlhan Kesici : Zamanında tecellisi.

Şimdi bizim bu hükümetin öbür ekonomik performanslarına filan bakıyoruz da, bütçelerde filan o konuşulur; yani faiz harcaması bu kadardı, büyüme hızları buydu, enflasyon buydu. Bu oldu, filan. Tarım sektörü buydu bu oldu, fakat bu adalet hizmetleri ile ilgili veri çok kullanılmaz. Çünkü kolay bulunan bir  veri değildir.

Benim de sizin programınız münasebetiyle neredeyse anam ağladı yani  bu verileri çıkarmak bakımından. Bir yığın gayretle sizin programınız için ilk defa daha, ben ilk defa kullanıyorum, benden başka kullanan başka bir arkadaşa da rastlamadım bu verileri.

Şimdi biz nereden bileceğiz; adalet iyi tecelli ediyor mu etmiyor mu, zamanında mı ediyor gecikiyor mu, adaletin inkarı var mı yok mu?

Şuradan bileceğiz Uğur Bey, bu veya başka bir hükümetin performansını değerlendirmek bakımından şöyle bakacağız:

2002'nin sonunda iktidar oldular, demek ki 2002'nin sonunda mahkemelerde kaç tane dava dosyası var idi, şimdi 2009'un sonunda 2010'a devrederken mahkemelerde dava dosyaları azalmış ise iyi, demek ki iyi bir iş yaptılar demektir; değil mi?

Bizim bir de Türk atasözümüz var; yani birine kızdığımız zaman, yani niye insanlar haklarını mahkemede aramıyorlar? Türkiye'de kolay kolay aranmıyor. Yani ister gazeteci benim aleyhimde yazsın ben onu mahkemede aramıyorum, başka birisi birisine bir şey desin o mahkemede aramıyor da başka yollara sapıyorlar;  yani adaletin tecelli etmesi bakımından, o bu.

Atasözü ne diyor? "Seni, canımı sıkma, seni mahkeme kapılarında sürüm sürüm süründürürüm", değil mi? Böyle bir laf var. Bundan daha vahim bir şey olamaz yani, bir ülkenin yönetimi bakımından.

Birisi birisinden hakkını arayacak, ama bir mahkemeye verdin mi, "mahkeme kapılarında seni sürüm sürüm süründürürüm" oluyor.

Senelerce süründürürüm; 5 yıla varan davalar var, 10 yıla varan davalar var, filan vesaire.

Uğur Dündar : Şimdi hemen hatırlattınız, bana Amerika'da Halil Bezmen'in bahçesinde başımıza o olay geldiğinde ve Halil Bezmen'in çalışanı bize bıçakla saldırırken,

İlhan Kesici : Biz onu televizyonda gördük, sizin programınızda

Uğur Dündar : Bıçakla saldırırken polisler geldiler müdahale ettiler.
O zamanki eşi Halil Bezmen'in Selda Bezmen kapıya çıktı ve bana şöyle seslendi:
‘Uğur Dündar, Uğur Dündar, burası Türkiye değil, burada seni adalette seni sürüm sürüm süründüreceğim' dedi. Ben biliyorsunuz hiç ceza almadım orada.

İlhan Kesici : İyi hatırlıyorum sizin programınızı, çok iyi hatırlıyorum.
Biraz da çok hızlı mı konuştum, biraz daha tempoyu isterseniz düşüreyim ama içimden de böyle geliyor.

Uğur Dündar : Rica ederim konuşunuz efendim, hayır hayır çok iyi konuştunuz.

İlhan Kesici : Şimdi 2002'nin sonunda bu arkadaşlarımız hükümete geldiklerinde, Türkiye mahkemelerinde, ana hatları itibariyle ceza davaları, hukuk davaları  ve idari davalar ve toplamı olmak üzere  5.388.000 küsur, efendim 5.388.000 küsur mahkeme dosyası varmış, iyi. Az mı çok mu ben bilmem yani. Daha doğrusu,

Uğur Dündar : Biz de bilmeyiz.

İlhan Kesici : Bileceğiz de şimdi birazdan, ama diyelim ki bilmedik.

Bu azaldıysa çok iyi. Bak aferin gelmişler, çok değerli hukukçuları filan da var, televizyonlardan da inmiyor hukukçu arkadaşlarımız zaten, her gün televizyonlardalar, her televizyonlardalar ayrıca. Şimdi bunu…

Uğur Dündar : Ayrı bir gösterge de, toplumda sosyal rahatlama, suç eğilimlerinin azalması, suçlu üreten bataklığın da kurutulmakta olduğuna işaret eder bu rakamın azalması.

İlhan Kesici :  Çok doğru, şimdi tam bu noktada bir şey söyleyeyim. Bizim Emniyet Genel Müdürlüğünün, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün internet sitesinde 2006 yılına kadar suç istatistikleri yayınlanırdı, yani yıllar itibari ile, aylar itibari ile.

Suç istatistiği şu demek;  diyelim ki bu sene, bu ay şu kadar hırsızlık vakası oldu, bu kadar adam yaralama oldu, bu kadar trafik kazası oldu, bu kadar adam öldürme oldu, bu kadar çarpma oldu, bu kadar çırpma oldu vesaire.

Uğur Bey, 2002 ile 2006 arasında fark % 600 oldu. Yani 2002'ye 100 deyin 2006'nın ulaştığı nokta 600 oldu. O andan itibaren suç istatistiklerini yayınlamaktan vazgeçtiler.

Emniyet Genel Müdürlüğünün, İçişleri Bakanlığının ilgili internet sitesine giriyorsunuz,
acaba bu sene Türkiye'de ne kadar suç işlendi, şunu bir görmek istiyorum filan diyorsunuz: tablo boş.

Uğur Dündar : 2006 çıkıyor karşınıza

İlhan Kesici : 2006 çıkıyor karşınıza bu devirde.

Onun sebebi tam deminki söylediğiniz husus, olağan üstü artış. Bura, Türkiye, bir sahipsiz bir memleket Uğur Bey.

Yani şimdi bizim Erzurumlu… Evet biraz çok şey oldu… izin verirsenizbir fıkra-anekdot anlatabilir miyim?

Erzurumlu iki elti -  eltiyi bildiniz- iki erkek kardeşin  eşlerinin adı,  elti; Erzurum'dan İstanbul'a göçmüşler. Ben nasıl Sivas'tan göçtüm, siz de öyle. Nedim herhalde İstanbullu olabilir, Nedim biraz daha İstanbulluya benziyor.

Uğur Dündar : Onda da göç öyküsü var

Nedim Şener : Göçtüm evet

İlhan Kesici : Efendim göçtük geldik.

Böyle bir kış, televizyon haberlerini, hava raporlarını seyrediyorlar eltiler, elti elti yan yana. Çok kar yağmış Erzurum'a - Sivas'a da çok kar yağıyor – eksi 25 derece -30 derece filan olmuş. Canı sıkılmış, yüreği yanmış yani eltinin birinin – bir de böyle "vıış" denir, hafif de böyle "dürtülür" yani:  ‘Vıış elti cörürsin mi, Erzurum'a çok kar yağir'!. Öbür elti de, durmuş durmuş, demiş: 

"Ne olacak, sahapsız melmeket".

Bırakıp geldiler ya Erzurum'u. Erzurum sahipsiz kaldı. Sahipsiz memleket oldu.
Ya, bu Türkiye sahipsiz memleket olmuş Uğur Bey.

Şimdi sizin marifetinizle söylemiş olalım ki; ey İçişleri Bakanlığımız, ey Emniyet Genel Müdürlüğümüz lütfen bu suç istatistiklerini eskiden olduğu gibi kesintiye uğratmadan, bunu devam ettirsinler de görelim memlekette ne ahval var, öyle değil mi?

Şimdi bu mahkeme dosyaları 5.388.000 dedik, olmuş 6.100.000. Ee, olmadı, iyi bir şey değil bu, değil mi? Neredeyse % 20 civarında artmış, 1 milyon civarında artmış. İyi bir şey olabilir mi?

İdari davalar, insanlarla devletin arasındaki davalar daha ziyade bunlar, 288.000 imiş 482.000'e çıkmış; neredeyse iki katı; bu da iyi bir şey değil.

Avrupa Birliği'nde, - Avrupa Birliği, Avrupa Birliği filan diye,  şimdi bıraktılar Avrupa Birliği laflarını etmeyi ama - Avrupa Birliğinde bir dava ortalama 100 günde tamamlanırmış. Biz de ortalama 400 gün.

Bunun Asliye Hukukta, Ceza Hukukunda, Çocuk Mahkemelerinde, öbür mahkemelerde 320 ile 450 arasında bu rakam değişiyor, ama demek ki 400 gün. Bu çok Uğur Bey.

Şimdi beraatle sonuçlanan… bu iddianameler filan var ya… Bu güncel Türkiye'nin bütünü itibari ile de söylemiş olayım.

Birisini mahkemeye verdiğinizde adam mahkemede beraat ediyorsa,  Japonya'da % 1 imiş bu. Çok iyi. 100 kişiyi mahkemeye veriyorlar 99'u suçlu bulunuyor, 1 kişi beraat ediyor, bu adalet iyi bir adalet.

Avrupa Birliğinin ortalaması ülkenden ülkeye değişiyor ama İngiltere ile Fransa arasında az değişiyor Almanya ile bilmem nere arasında az değişiyor.

Bunlardaki ortalama şey, beraatle sonuçlanma % 5. Bu da iyi. Yani 100 kişiyi mahkemeye veriyorsun 5 kişi suçsuz çıkıyor, hatanız 5 kişilik, % 5'lik bir hata.
Türkiye % 54. 100 kişiyi mahkemeye veriyorsunuz 54'ü tertemiz çıkıyor, sadece 46 tanesi suçlu çıkıyor. Bu çok vahim bir şey Uğur Bey.

Uğur Dündar : Acaba bu nedenle mi tutukluluk hali bir ceza olarak son dönemde kullanılmaya başlandı?

İlhan Kesici : Aynen öyle. Şimdi buradan öyle dediniz, Allahtan da o rakamı almışım yani.

Türkiye hapishanelerinin kapasitesi 75 bin. Yani bizim hapishanelerde normal insanlar yatacak olurlarsa, cezasını da çeksin ama 75 bin kişilik hapishanemiz var bizim. Şu anda hapiste bulunan insan sayısı 118 bin.

Biz güya ekonomi konuşacaktık, Uğur Bey; ama olsun bu daha önemli.
118 bin, yani 75 bin kişilik kapasitesi olan bir yerde 118 bin insanımız var.

Uğur Dündar : Üst üste yatıyor

İlhan Kesici : Üst üste yatıyor. Bunların sadece 57 bin hükümlü. Suçu sabit olmuş, mahkeme demiş ki, sen suçlusun. Yargıtay da onamış, bu insanlara hükümlü deniyor. Onlar 57 bin, kapasitenin altında, iyi yani.

Ama geri kalan 42 bin kişi tutuklu, hala suçlu mu, suçsuz mu olacağı belli değil, adamın. Değil mi?

Uğur Dündar : Neredeyse yarıya yakın

İlhan Kesici : Yarıya yakını. 20 bin kişinin de davası Yargıtay da devam ediyor, henüz Yargıtay aşamasında.

Deminki 6 milyon dosyaya bir daha izin verirseniz dönmek istiyorum ben; o şu demek:
Yani bir dosya bir kişi demek değil ki, Allah korusun ben-siz-Nedim Bey birbirimizle mahkemelik olsak, ister davalı olalım ister davacı olalım, bizim evimizde de sizin evinizde de bir mahkeme lafı geçecek.

Mahkemeye gittim geldim, avukat tuttum, avukatla konuştum, ben avukata şunu dedim, avukat bana bunu dedi, mübaşir şöyle etti, hakim böyle etti değil mi? Evin içinde durmadan konuşuluyor.

Ortalama, bizim evimiz kaç olsun 3, ortalama bir de karşımızdaki insanlar da 3 olsun; karşılıklı etti 6 kişi; 6 milyon dava varsa, 6 ile 6'yı çarpın, 36 milyon insan birbiri ile bir münasebetle mahkemelik. Bu haklı haksız, iyi tecelli etti kötü tecelli etti yani…

Uğur Dündar : Bunun çok ötesinde

İlhan Kesici : Değil mi? Buradan bir "sosyal ahenk" çıkmaz Uğur Bey.

Bizim işimiz, yani devlet yönetenlerin işi, siyasetin işi, kamuoyu önderlerinin, yöneticilerinin, entelektüel insanların işi "sağlıklı, ahenkli bir sosyal yapı" temin etmektir yani. Buradan bu sosyal yapı çıkmaz, çıkmıyor zaten.


Şimdi - ekonomi bahsinde söylemek istiyordum ama - bundan yaklaşık bir ay önce
Obama'nın bir konuşması oldu. ‘State of the Union Address' diyor Amerikalılar ona.

Yani Birlik,  daha doğrusu oradaki Union birlik. Birlik ne demek? Amerika Birleşik Devletleri eyaletleri birleşerek bir üst devlet kurdular ya onun adı ‘Birlik' yani, Birleşik Amerika Devleti.

Amerika'nın ahvali nedir - insanlar birbirlerine sorarlar ya; nasılsın, ahvalin nicedir, nasıldır, sağlık nasıl-sıhhat nasıl filan diye- Amerika'nın da ahvali nedir diye, senede bir bu ahval ile ilgili bir konuşma yapıyorlar. Bütün dünyada kulak kabartır bu konuşmaya, biz de kabartırız haliyle.

Orada Obama birşeyler söyledi.

Bundan 10-12 gün önce de Çin Başbakanı Wen Jiabao bir başka münasebetle, bir başka platformda benzer bir konuşma yaptılar.

Birisi liberalizmin en ileri olduğu yer Amerika, öbürü de yeni dünyanın parlayan yıldızı ama hala kominizan veya sosyalizan şeyleri olan bir ülke, efendim…

Uğur Dündar : Yönetim anlayışı

İlhan Kesici : Ekonominin dışındaki halin bütünü ile öyle olduğu bir başka yer.

Birisi dünyanın, bizi ortada olarak bakarsak, birisi en doğusunda birisi en batısında iki ayrı ülke ama ikisinin de aşağı yukarı söylediği söz şu ekonomik refahla ilgili: Diyorlar ki;

Bir, yeteri kadar ekonomik refah yaratamazsak; iki, bu yarattığımız ekonomik refahı halka intikal ettirememiş olursak; Ne olurmuş peki? "Sosyal ahengi tutturamayız, sosyal ahengi devam ettiremeyiz" diyorlar.

O yüzden her ikisi birden diyor ki; ‘Demek ki ekonomik refah yaratmalıyız, ve bu yaratılmış olan ekonomik refahı da halka intikal ettirmeliyiz. Ancak bu sayede sosyal ahengimizi devam ettirebilmiş olacağız.'

Hem ekonomi için geçerlidir bu hal Uğur Bey, hem de şu söylediğim mahkeme sayıları için.

6 milyon mahkeme davası olan, yaklaşık 30-35 milyon insanın birbiriyle bir münasebetle mahkemelik olduğu bir toplumda biz huzurlu, ahenkli, düzgün bir şey yaratamayız.

Şimdi bunu bugünkü anayasaya tartışmalarına getirelim:

"Ey hükümet, ey aziz, değerli hükümetimiz, hükümetimizin başkanı, bizi yönetenler, yöneticiler, her neyse yani…

"Kardeşim yani yedi senedir senin asıl işin bu olmalı idi, öyle değil mi? 350 günde bir mahkeme-dava sonuçlanıyorsa; senin işin 349'a indirmek,  348'e indirmek, 300'e indirmek, Avrupa'ya doğru işte neyse o - 80 gün 90 gün onlarınki- ona doğru indirmekti, öyle değil mi?"

Bunu yapma, hatta 1 milyon civarında dava sayısını da ayrıca arttırmış ol, mahkeme dosyasını arttırmış ol, şimdi de ne o; ‘anayasa yapıyorum, demokratikleştireceğim Türkiye'yi' filan diye gel Türkiye'nin karşısına çık yani.

Bir, bu birinci bölümü itibari ile yangından mal kaçırır gibi yaklaşım yanlış. İki, sadece bu işsizler ile ilgili filan konuşacağız yani; Türkiye'nin canı yanıyor Uğur Bey. Burada yeteri kadar fark etmemiş olabiliriz ama şimdi ben biraz rakam vereyim:

Adı "resmi işsiz" olan, yani İş ve İşçi Bulma Kurumunda kayıtlı, yani iş ve işçi bulma kurumu marifetiyle iş arıyor olduğunu ifade eden insanların sayısı -bu yüzdelerle ifade edildiği zaman fazla bir anlam ifade etmiyor Uğur Bey- % 10, % 20 gibi, ne ki bu yüzdeler – somut sayı 3.5 milyon insandır. Peki bu 3.5 milyon insan biraz şu kenarda dursun, bir başka hususa daha bakalım.

2009'un başı ile 2009'un sonu arasında veya 2010'un başı bir yıllık bir dönemi alalım;
2009'un başında adamın bir işi varmış, 2009'un sonunda işini kaybetmiş.
Kayıtlı ekonomideki bu rakam 860 bin.

Şimdi Türk ekonomisinin Uğur Bey - siz de çeşitli münasebetlerle de takip ediyorsunuz, izliyorsunuz – bizim ekonominin yaklaşık yarısı kayıt dışıdır.
Bunun bir kısım sebebi vergi vesaire filan gibi sebepler dolayısıyladır, bir kısmı da bizim ekonomiye yaklaşımımızın etkisiyledir.

Mesela, bir de işverenin üstünde olağanüstü yükler vardır, yani bir adamı çalıştırdığınız zaman. Biz buna "istihdam yükü" diyoruz, işsizlik bahsinde de söyleriz onu.
İstihdamın üstündeki yük. Bu bizim hem rekabet edebilme, dünya piyasalarında rekabet edebilme imkanımızı etkiler, olumlu veya olumsuz bir şekilde.

Yük rakiplerimizden az ise olumlu etkiler, rakiplerimizden çok ise olumsuz etkiler. 
Bizim rakiplerimiz kim, OECD ülkeleri, bütün dünyaya mal satan insanlar. OECD ülkelerinde adına istihdamın üstündeki yük diye tabir edilen nesnenin rakamı % 27, Türkiye % 43. Neredeyse iki katı. Amerika Birleşik Devletlerinde bu rakam yüzde 18, Kore'de yüzde 16, böyle gidiyor. 

Bir kişi çalıştırmanın maliyeti bizim işverenimizin üzerinde neredeyse iki katı üç katı. Şimdi o yüzden kayıtlı ekonominin dışına çıkıyor bir kısım işverenlerimiz. Bütünü bu anlamda değil ama bir önemli noktası da budur.

Kayıtlı ekonomide 860 bin kişi bir sene içinde işini kaybetmişse şundan mutlak emin olmak lazımdır ki Uğur Bey - arada bir Nedim'e de döneyim - Sevgili Nedim Bey en az bir o kadar, ondan çok daha fazlası da kayıt dışı ekonomide olmuştur.

Şimdi bizim kayıt dışının en çok olduğu ekonomik sektörlerimiz mesela daha ziyade tekstil sektörü ve inşaat sektörüdür, çöktüler. İkisi birden çöktü. Halbuki Türkiye'nin lokomotif sektörleridir bunlar yani, hem tekstil hem de inşaat sektörleri; hem istihdam hem ihracat bakımından da öncü sektörlerdir.

Dünyanın en parlak müteahhitleri neredeyse bizim müteahhitlerimizdir. Özellikle 1978 ten itibaren öyle olmuştur yani. Türkiye'de ekonomide büyük sıkıntılar filan olmaya başlayınca taahhüt sektörü yurtdışına açılmıştır. Bir ara o Libya vesaire işleri bu işlerdir.

Ama şimdi dünyanın en parlak 250 dış müteahhitlik şirketinin neredeyse 25 tanesi Türk'tür.
Ama yüz binlerce, işte bu Karadenizli müteahhitler, diğer müteahhitler, yap-satçılar vesaire filan Türkiye'nin en böyle yaman insanlarının bulunduğu bir sektördür.

Uğur Dündar : Çöktü mü inşaat sektörü

İlhan Kesici : Tabi, TOKİ. En kamulaştırılmaması gereken, en çok bizim yetişmiş müteşebbisimizin, müteahhitimizin, mühendisimizin, inşaatçımızın olduğu sektör bizim inşaat sektörümüzdür. Geldi, neredeyse onu komünist hale getirdi. TOKİ diye bir şey…

Uğur Dündar : TOKİ taşeronlara, müteahhitlere yaptırmıyor mu?

İlhan Kesici : Kendi müteahhitlerine yaptırıyor. Orada o zaman kendi seçtiği kendi adamalarına yaptırıyor.

Uğur Dündar : Yandaş

İlhan Kesici : Yandaş. Bu dikkatlerden kaçan bir şeydir.

Bir de demin açılım lafı oldu, bir de mesela Roman açılımı yapıyor Sayın Başbakan.
Şimdi o televizyon görüntülerinden akılda bazı görüntüler vardır; bir, oradaki oyunlar filan; akılda bir o kalır; bir de Sayın Başbakanın asıl söylediği şey ne oldu? Bir de çok yaman bir iş yapmışlar; TOKİ Roman vatandaşlarımıza ev vermiş, ev verecekmiş daha doğrusu.

Sulukule'deki yerlerine karşılık ev verecekmiş. Bu evler nerede? Sulukule'nin oralarda bir yerde olmalıdır her halde değil mi? Hayır. 40 km ötede, İstanbul'un 40 km ötesinde. TOKİ'nin yaptığı, elinde şişen, elinde kalan, alıcısının olmadığı, yakın bir vaade de alıcısının olmayacağı evler.

Nedim Şener: İlhan Bey, ne müteahhitlerden, ne tekstilcilerden ne de Romanlardan topluma yansıyan bir şikayet yok ama, ne yapacağız?

Uğur Dündar : Çok doğru bir soru bu.

İlhan Kesici : Romanlar'ın da canı çok yandı. Bundan evvel televizyonlarda çok gösteriler vardı. Televizyonlara görüntüleri günlerce yayınlandı; hatırlayınız.

Nedim Şener : Peki müteahhit ve tekstilciler ?

İlhan Kesici : Adam diyor ki Roman vatandaşlarımız… Ben o lafı da sevmiyorum aslında. Türkiye…  Soyuna, dini inancına göre bu Sayın Başbakanın üslubu ile bölüyor durmadan yani.

Halbuki hepimiz neyiz, Türk vatandaşıyız öyle değil mi? Ortak paydamız budur. Türk Vatandaşlığı. O yüzden Roman vatandaş demek bana hatta biraz da ayıp geliyor. O zaman onunla ben kendi arama bir fark koymuş gibi oluyorum. Bu yanlış bir iştir. Hepimiz Türk milletinin bir parçasıyız, Türk vatandaşıyız; bu kadar.

Şimdi o insanlarımız daha çok  ne iş yapıyorlar; müzisyenlik ve çiçekçilik yapıyorlar mesela değil mi?

Ben bayılıyorum onlardan çiçek alırken; evimize, karımıza, eşimize vesaire. Bir de tabi, kır çiçeğidir filan diye daha da sevimli kılmaya çalışıyoruz. Daha doğrusu, ben öyle anlatmaya çalışıyorum.

Nedim Şener: Binhan Hanım da kanıyordur ama size yani.

İlhan Kesici : ‘Niyet hayır akıbet hayır' diye bir laf vardır bizde; niyetin iyiyse sonuç ta iyidir filan yani.

Bu evleri yapıyorlar, yani 40 km öteden nasıl gelecek ve yapacak çiçekçiliği? Çiçek pazarı var, çiçek piyasası var sabah 05:00 te. 40 km ötedeki evden nasıl gelecek? Tramvay mı var? Metro mu var?

Nedim Şener : Aslında kastım şuydu; müteahhitler ve tekstilciler çok büyük lobi gücüne sahip, basında büyük etkileri olmasına  rağmen şikayetlerini dillendirmiyorlar. Ama siz onlar adına sanki çıkmış…

Uğur Dündar : Sanayicileri de katabiliriz buna , üreticiler.

İlhan Kesici : Sanayicileri de katalım

Nedim Şener : Yani niçin, onu soruyorum ben.

Uğur Dündar : Üreticiler. Hiç birinden yüksek sesle biz kötü durumdayız şeklinde bir yakınma yok.

İlhan Kesici : Bir tane sebebi var bunu: "Korku". Bu korku - geçmiş devirlerde de insanlar korkuyordu denilebilir de yani, ama bugünkü bu korku "dağları taşları sarmış bir korku"dur. Yani hükümetin ceza verme korkusudur.

Nedim Şener : Nasıl?

İlhan Kesici : Nasıl olur mu? Sayın Başbakan ne diyor mesela kendi bakanları ile ilgili olarak; kabinesindeki bakanları değil mi, beraber kabinede çalıştığı insanlar için: "bir dakikada kapının önüne koyarım" demedi mi? Bakanını bir dakikada kapının önüne koyuyor.

Buna şikayet edecek, durumum iyi değil filan diyecek bir müteahhit düşünün yani, bir dakikada tar-u-mar ederler. Yani mesele sadece budur. Bu korku dağları taşları sarmıştır.

Nedim Şener : Size yansıyan şikayetler oluyor mu?

İlhan Kesici : Olmaz mı, olağanüstü, yani. Kişisel şikayetler ayrı da, bir de, Cenab-ı Allah bu rakamı matematiği niye icat etti yani, sadece rakamlara baktığımız zaman bile burada bir şikayet görünüyor mu görünmüyor mu, onu dosdoğru bilelim, diyedir.

Demin işsizliğin oradan geldik ve dedik ki sadece kayıtlı işsizlik 3,5 milyon. Demek ki bir tek sene içinde 860 bin insan kayıtlı ekonomide işini kaybetti, kayıtsız ekonomide de bir o kadar kaybettiğini düşünelim, etti yaklaşık 2 milyon. Tek bir senede içerisinde 2 milyon insan işini kaybediyor.

Uğur Bey bu insanların aileleri var, eşleri var, kızları var, oğulları var.

Bence işsizlik…Daha doğrusu bir insanın ömründe "iki kıyamet" var diyorum. Daha doğrusu biz kıyameti, bir büyük kıyamet biliyoruz, bu bütün kainattaki kıyamet. 

Ondan sonra ikinci bir kıyamet, ben öyle tabir ediyorum, bir insanın normal ölümüdür. Zaten öyle olacak, "Sur-u İsrafil" ötecek, toplanacağız "mahşer günü"nde, Allah nasip ederse.

"Küçük kıyamet", insanın sağlığındaki kıyamet, işi olan bir insanın işini kaybetmesidir. Hepimizin etrafında vardır değil mi? Ondan daha feci, ondan  daha vahim bir şey  olabilir mi?

Nedim Şener : Bir erkek için asla olamaz

İlhan Kesici : Erkek için, kadın için, çocuk için.

Nedim Şener : Kadın için en azından... Erkek hani… Erkeğin bir doğal vazifesi de var.

İlhan Kesici : Aile reisi. Oğlunuz var kızınız var, o akşam eve ekmek gidecek, eve süt gidecekse süt gidecek, oğlana kahvehane harçlığı verilecekse kahvehane harçlığı verilecek, üniversitede bir şeyse kantinde bir çay parası verilecek.

Bir baba düşünün oğluna kızına çay parası veremiyor; bu sosyal dokunun da tahribi demektir. Baba otoritesi kalmaz, anne otoritesi kalmaz, efendim.

Oğlunun, ihtiyaçta olan oğlunun ihtiyaçta olan kızının ihtiyaçlarını gideremeyen, en asgari seviyede gideremeyen aile önderlerine, ebeveynlere ne toplumda saygı kalır ne o ailenin içerisinde saygı kalır. İş budur.

Bu işsizlik konusu dünyanın en önemli meselesidir; bütün dünya ekonomilerinin, en gelişmiş ekonomilerin de en önemli konusudur.

Amerika ekonomiyi şimdi büyüme hızı ile ölçmüyor mesela. Her Cuma yayınladıkları istihdam istatistikleri var, yani işsizlik istatistikleri; bugün veya bu hafta, bu ay işsizlik şuydu şu oldu, buydu bu oldu diye ölçmeye çalışıyorlar. Budur.

Bu istatistiklerden de tir tir titriyorlar. Bizim yine Sivas'ta, Orta Anadolu'da derler; aza-uzuv, el-ayak vs ye denir ya; onun biraz halkileştirilmiş lafı bizde "eze"dir, ‘ezelerim titriyir' filan derler. Ezeleri titrer ekonomilerin, Başbakanların. Aslında Başbakanları getiren de götüren de budur.

Uğur Dündar : Peki siz böyle söylüyorsunuz ama şimdi Sayın Başbakan da diyor ki;

"Dünyada bir küresel kriz yaşandı, işte bankalar battı bizim bankalarımıza çok şükür hiç bir şey olmadı, borsa gayet güzel gidiyor, dolar artmıyor aksine düşük, azalıyor ve kriz teğet geçti.

"Üstüne üstlük biz de IMF boyunduruğundan da kurtulduk, IMF'siz de ekonomiyi götürebiliyoruz, dünyanın her tarafından da - Başbakanın deyimi ile-  övgüler geliyor".

Şimdi burada bir çelişki yok mu? Siz çok kötü bir tablo çiziyorsunuz, hükümet de tam tersini söylüyor. Nedir buradaki realite?

İlhan Kesici : Bir küçük düzeltme yapmama izin verir misiniz?

Uğur Dündar : Estağfirullah

İlhan Kesici : "Kötü bir tablo" değil, bir "tablo" çiziyorum daha doğrusu ben yani, sadece bir tablo.  

Onun altını doldurmak lazımdır, şimdi altını da dolduralım. Tamam. Dünyada kriz. Başbakan da "bu işlerde aksaklık oldu ama dünya krizi geldi ben ne yapayım arkadaş" diyor, tamam, güzel.

Peki bunu ölçmek lazımdır, yani lafla bırakırsak laf biraz havada kalır yani, şöyle miydi böyle miydi, diye.

Bütün bunların ölçümünün iktisatta - yüzlerce şey vardır, gösterge, parametre, faktör vardır filan.

Siz de televizyon reytinglerini vesaire filan da benzer şeylere göre ölçüyorsunuzdur, benzer usullerle bir ölçümdür. Burada bana göre bir şey söylemek istiyorum: Bir şeyi ölçebiliyorsanız vardır, ölçemiyorsanız yoktur. Şimdi biz de ölçelim veya ölçmeye çalışalım:

Dünyadaki kriz, adı dünya krizi olan krizin dünya ekonomisinin ortalamasındaki  "büyüme hızı"na etkisine bakalım. Daha doğrusu o yüzlerce parametrenin ekonomide en belirgin en dikkat çekici, en doğru tek bir şey ile göster dediğimiz zaman, gösterecek olan şeyi, ölçüsü ekonomideki  "büyüme hızı"dır. Tamam mı, tamam.

Dünyadaki büyüme hızı ne oldu 2009'da? Dünya krizinin tam bastırdığı, çöktüğü zaman, % eksi 1,1.

Şimdi ben bu rakamları burada sizin televizyonunuzda size hitaben söylüyorum ve televizyonları başlarında bizleri takip eden vatandaşlarımız kardeşlerimiz de dinliyorlar.
Ama muhatabımız olan hükümetin elinin altında da şu organizasyonlar, teşkilatlar da vardır; Maliye Bakanlığı ve Maliye Bürokrasisi vardır, Devlet Planlama Teşkilatı ve onun bürokrasisi vardır, Hazine Müsteşarlığı ve onun bürokrasisi vardır, Merkez Bankası Başkanlığı ve onun bürokrasisi vardır.

Yani bu söylediğimiz rakamlarda bir çarpıklık-çurpukluk varsa, bu bir şeydir yani, değil mi? 
Ben de Büyük Millet Meclisinde bu rakamları filan bütçenin tümü üstünde filan konuşurken de orada da söylediğim şey şöyle idi: "Bu bir rakamlar meydan okumasıdır"; bu söylediğim. Yüzlerce rakam söylüyoruz yani.

İşte şimdi burada da kağıda, kaleme, deftere filan da izin vermediniz bakmıyoruz yani. Daha iyi olur filan dediniz diye bakmadan söylüyoruz.

Bu, bir rakamların meydan okumasıdır Uğur Bey. Sayın Başbakan; "Hayır, eski Planlama Müsteşarı İlhan Bey atıyor" diyorsa yani, "hodri meydan", atıyoruz yani; öyle ise bizi de rakamlarla sokağa çıkamaz hale getirmeleri lazımdır.

Şimdi tekrar rakamlara dönüyoruz. Dünyadaki rakam ne? Yani dünya krizinin kriz dediğimiz rakamı ne? Yıllık büyüme hızı, ne olmuş? Yüzde -1.1 tamam.

Bir de bu dünya krizinin üs merkezi gibi, asıl kriz nerede çıkmıştı?

Uğur Dündar : Amerika

İlhan Kesici :  Amerika. Demek ki Amerika depremin üs merkezi, yani en göbeğindeki yer. Bu durumda asıl orası yanıp yakılıyordur her halde, depremin-krizin üs merkezi olduğuna göre.
Tamam, ona da bir bakalım. Amerika'daki ekonomik göçük ne olmuş veya olacak bu sene, 2009 da? Yüzde eksi 2,7 olacak, % -2,7 olacağı tahmin ediliyor; tamam mı, tamam.

Türkiye de, Sayın Başbakan'ın ifadeleriyle, demek ki, dünya krizi bizi teğet geçti, ve haliyle de  biz en az etkilendik. Krizin en üs merkezinde kim var? Amerika Birleşik Devletleri: % -2,7; dünyanın ortalaması ondan biraz daha iyi haliyle, çünkü orası üs merkeziydi, biraz etrafa yayıldı ve etkisi azaldı; dünya ortalaması oldu % -1,1. Bu da iyi güzel. 

Geldik bize, Tütkiye'ye. Sayın yöneticilerimizin tabirleriyle krizi en iyi, en hafif atlatanlardan birisi biziz; hatta kriz bizi sadece yaladı geçti, teğet geçti ise biz de bu rakamın "sıfır"a doğru gelmesi lazımdır, değil mi? Evet. Peki ne olmuş veya ne olacak gibi görünüyor? Yüzde -6,5 olacak. İyi mi?

Bu üstteki kitap-rapor Devlet Planlama Teşkilatının 2010 Yılı Programı'dır. Efendim, bu programa göre bütçe yapılıyor, buna göre programın diğer verileri toplanıyor, değerleniyor. Bu kitapta söylenen rakam ne? % -6.0.

Benim hesabım - henüz 2009 yılı dördüncü üç-aylık, dördüncü çeyrek büyümesi henüz ilan edilmedi ve öbürlerin de de ufak tefek bazı düzeltmeler de olacaktır, ama bana göre % -6.0'ı geçecek gibi görünmektedir. Ki ben yüzde -6,5 diye başından itibaren söylüyorum.

Dünyada nüfusu Türkiye gibi, ekonomik büyüklüğü Türkiye gibi olup ta Türkiye'den % -6,5' tan daha büyük küçülme, veya eksi büyüme diyelim bir tane ülke göstersinler -eskiden öyle denirdi ya yani mahallede filan gençler dövüşürken öyle derdik, dişimi kırayım filan denir yani – biz de dişimizi kıralım, değil mi? Varsa görelim veya bize Türkiye'ye söylesinler de hep beraber öğrenelim. Yok.

Peki bu böyle de, bütün dünya mı böyle yani?
Amerika % -2,7, bütün dünya ortalaması da % -1,1. Türkiye ise % -6.0 veya % -6.5.

Bizim de içinde bulunduğumuz gruplandırılmış ülkeler var. Dünya Bankası ve IMF çeşitli münasebetlerle ülkeleri gruplandırırlar, bazen teker teker bazen gruplandırılmış olarak filan veririler. Bizim de içinde bulunduğumuz ülkeler grubunun adı; bazen "yükselen piyasalar"dır, bazen "gelişmekte olan ülkeler"dir.

Biz de övünerek söyleriz filan ya, yükselen piyasalar da Türkiye filan; odur yani.
Buradaki büyüme rakamı ne? % +1,7. Allah Allah, yani ortada ayrıca bir büyüme var, bırakın küçülmeyi; büyümenin miktarında biraz azalma olmuş sadece; % +1,7.

Bizim doğumuzda mesela Hindistan var, % +5,4; onun doğusunda Çin var, % +9. Yani Çin yüzde 9.0 büyüyor, Hindistan – bu ülkeler ayrıca birer buçuk milyarlık nüfusları olan ülkelerdir, Hindistan % +5,4 büyüyor. Bizim de içinde bulunduğumuz 20- 25 tane bize benzeyen ülke de % 1,7 büyüyor.

Dünyanın tamamının ortalaması % -1.1, üs merkezi Amerika % -2,5 civarında, Türkiye % -6.0'nın üstünde. Bu nasıl teğet geçme Allah aşkına?

O yüzden ben dedim ki bir münasebetle, "Yahu bu nasıl iştir ki Azrail Amerika'da dolaşıyor, ama ölüler Türkiye'den çıkıyor"? Yani değil mi?

Yani ekonomik anlamda filan söylüyoruz tabii onu. Azrail Amerika'da, yani Amerikan krizi ise bu, oralarda her tarafı tahrip etmesi lazım, darma-duman filan etmesi lazım, ama gelin görün ki darma-duman olan yer burası, Türkiye. O yüzden bu deyimleri, teğet vs. daha ciddi kullanmak lazımdır.

Uğur Dündar :  Peki, 2001 krizinden sonra hatırlıyorum ben ekonomistlerin yorumlarını, Türkiye'nin işte batan bankalarla, hortumlanan bankalarla yaklaşık bir yıllık milli gelirinin – ki o zaman 150 milyar dolar civarında bir rakamdı bu - buharlaşıp gittiğini, bu ekonominin kötü yönetilmesi nedeni ile oluşan borç yükünün borç dağının yaşları 20-25 civarında olan gençler için hayatları boyunca taşıyacakları  bir yük haline geldiğini ifade ediyordu uzmanlar.

Yani deniliyordu ki bu çocuklar üniversitelerde okusalar bile mezun olduklarında iş bulamayacaklar rahatlıkla, bulsalar bile mesela Lüksemburg'ta aynı eğitimi yapan yaşıtlarından çok daha az para ile çalışmaya mahkum olacaklar, gibi değerlendirmeler yapılıyordu.

Şimdi şu andaki borç yükü ile dört gençten birinin işsiz olması arasında bu açıdan bakıldığında nasıl bir paralellik kurulabilir?

İlhan Kesici : Amenna. Şimdi bu borç işi çok mühim bir iş Uğur Bey. Siz de gayet vukufiyetle gündeme getirdiniz.

Uğur Dündar : Estağfurullah

İlhan Kesici : Ahmet Tan bizim milletvekili arkadaşımız, gazeteci aynı zamanda, o resmini çekmiş bana da bir münasebetle getirdi, gönderdi filan. Ben bu borcu çok söylediğim için o fotoğrafı, 15-20 gün önce Amerika'daymış Ahmet Tan, şimdi söyleyeceğim fotoğrafı çekmiş, bana da hem gönderdi hem de getirdi, sağolsun.

Amerika'da New York'ta "Times Square" diye bir meydan vardır. Altıncı cadde ile galiba 42. Sokağın kesiştiği yerlerdedir.

Uğur Dündar : New York'ta

İlhan Kesici : Şimdi adamın birisinin, bence saygıdeğer bir Amerikan vatandaşının canı bu ülke borcuna çok sıkılmış – ben de bunu daha sonra öğrendim bir münasebetle - 1989 yılında 100 bin dolar para koymuş ortaya kendi cebinden, oradaki binalardan bir tanesine dijital bir düzenek kurdurmuş.

Amerika'nın saniye saniye borcu o panoda yayınlanıyor, dijital olarak. Ona da "National Debt Clock" diyorlar, "Milli Borç Saati" gibi. Oradan geçerken bakan herkes o saniyede Amerika devletinin kaç dolar borcu var, o görünüyor. Amerika'nın şu anda mesela 15 gün önceki Ahmet'in bana gönderdiği fotoğrafta 12 trilyon küsur borcu görünüyor. Ben de bu fotoğrafı size bırakmak üzere getirdim, buraya bırakıyorum.

Şimdi sizin muhabirleriniz de var Amerika da, New York'ta. Times Square'e gidip o dijital panodan bakabilirler ve size de gönderebilirler.

Bu çok mühim, adamın canı yanmış, vatansever bir Amerikalı, "bu hükümetler borca harca iyi dikkat etmiyorlar, ben öyle bir düzenek yapayım ki Amerikalılar olanı biteni görsün ve icap eden davranışta bulunsun" diye bu işi yapmış. Bu bir.

İki, İngiltere'de ilk Margaret Thatcher hükümeti kuruldu, 1980 lerin sonunda.

Uğur Dündar : İngiltere'de

İlhan Kesici : İngiltere'de. Ben bir müddet sonra Brüksel'deydim, Avrupa Birliği işleri ile ilgili olmak üzere.

İngiltere'de Avam Kamarası ile… Daha doğrusu Londra'nın ortasından geçen Times nehri var,  Avam Kamarası bu nehrin bir yanındadır, Belediye binası City Hall de nehrin karşı kıyısındadır. Böyle karşı karşıya bakarlar.

Hükümet Muhafazakar Partiden Thatcher Hükümeti, Belediye de İşçi Partisi'nden.
Şimdi adamın canı sıkılmış Belediye Başkanının - onu hatırlıyorum - belediye binasının üstüne yine böyle kocaman bir şey koydu, bir pano, dijital değil de günlük değişmek üzere.

Uğur Dündar : Işıklı pano

İlhan Kesici : Işıklı pano. Bunda yazan şey "işsizlik sayıları". Bugün bütün İngiltere'de işsiz sayısı şu kadar milyon şu kadar yüz bin şu kadar bin diye adam oraya onu koydu.

Dediler ki, "Yahu Başkan bu nereden icap etti, niye yani böyle bir iş yapıyorsun? Bu bir muhalefet yöntemi midir? Sen artık Belediye Başkanısın, işsizlik sayılarından sana ne, sen otur kendi işini yap!"

Adam da dedi ki; "Yo, muhalefet gayreti filan değil. Bunlar, Avam Kamarası ve Hükümeti kastediyor - kızıyor ya Thatcher Hükümetine, şimdi bize de halk kızmalıdır  bence;

"Bunlar ülkede ne olup bittiğinin farkında değiller, onların tam alınlarının karşısına bu devasa panoyu koydum ki, bu rakamları hem halk görsün İngiltere'de işler nasıl gidiyor. İşler iyi mi gidiyor kötü mü gidiyor, somut olarak işsizlik verileri ile hem halk görsün hem de bunlar görsünler.

"Sonuçta da ya utansınlar bu rakamlardan veya almaları gereken tedbir varsa bu tedbirleri alsınlar."

Şimdi Türkiye'de de bence yapılması lazım gelen şeyler bunlardır. Bütün medya, neredeyse bütün medyaya yakın medya, bütün televizyonlara yakın televizyonlar, onlara çıkan öğretim üyeleri, neredeyse "yandaş" gibi tabir ediliyor. Ben de ara ara o tabire katılıyorum.

Bizim Sivas'ta bir laf vardır Uğur Bey, Orta Anadolu'da daha doğrusu; şöyle derler: "Meğer dünya bal olmuş, bir tek bizim kaşığın sapı kırık", diyor adam.

Yani herkes bu televizyonları gazeteleri okuduğumuz zaman, Sayın Başbakanın sizin de ifade ettiğiniz gibi ekonomi "şöyle iyi, böyle iyi; kriz bizi teğet geçti vs, hatta biz dünyanın uçanıyız kaçanıyız", filan deyince…

Adam bakıyor şimdi, ben de bakıyorum; yahu, Allah Allah, bir tek her halde bizde kabahat yani, kusur kabahat benim olmalı. Bütün dünya bal olmuş, yani ağzından bal damlıyor televizyonlara çıkan hemen bütün hükümet üyelerinin.

Öyle bir şey yok, Uğur Bey. Yok öyle bir şey. Deminki söylediğimiz rakam işte… Benim canımı ciğerimi delen… Ya, ben bu rakamları görünce Uğur Bey buralarda söylüyorum filan ya… Allah razı olsun çıkardığınız için, kolay kolay da çıkamıyoruz aslında yani. Daha da dikkat çekmek için bir adam, benim durumumda olan bir adam gidip Taksim meydanında kendini yaksa,

Uğur Dündar : Allah korusunun

İlhan Kesici : Yahut yakıyorum diye gazete ilanı verse dikkat çekmek için, değer mi değer yani. Yani vatansever insanların. Ben de bazen diyorum kendi kendime, her halde ben yeteri kadar milliyetçi bir adam değilim, yahut bu kadar vatansever bir adam değilim.

Şu rakamları görüp te yani şimdi arz edeceğim.

Uğur Dündar : Nedir o rakamlar?

İlhan Kesici : Bu rakamları görüp de insanın canının sıkılmaması olacak şey değildir.

Şimdi kardeşim bu 2002'nin önünde bir ekonomik kriz oldu Türkiye'de, 2001 krizi. Onun önünde de işte o bankalar soygunu, vurgunu, ne varsa tamamı da şimdi söyleyeceğim rakamların içinde olacaktır.

Bir de, ne diyelim, bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti 780 bin kilometre kare, bu coğrafyanın üstünde ne kadar devlet marifetiyle yapılmış fabrika, müessese, mektep, yol, han, hamam, baraj, petro-kimya tesisleri, demir çelik tesisleri, iktisadi kıymet olarak elde ne varsa bütün bunların karşılığında da devletin bir borcu oluştu; değil mi, bu iktisadi kıymetlerin karşılığı olarak.

Devlet bunların en büyük bölümünü aldığı vergilerle yaptı, bir kısmını da borçlandı. Bu rakamın bir iç borcu var, bir dış borcu var. Bunun toplamını söyleyeyim, dolar cinsinden. Bu rakamları da şuradan söylüyorum: Bu hükümetin bize dağıttığı, 2010 Bütçesi marifetiyle her parlamentere Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bütçe görüşmelerinde dağıtılan Maliye Bakanlığı'nın kitabından söylüyorum.

Uğur Dündar : Yani resmi rakam

İlhan Kesici : Evet. Muhtemelen de 48. sayfa olabilir yani Maliye Bakanlığının bize bütçede dağıttığı kitaptan rakamları veriyorum; bu rakam 148 milyar dolar. (Maliye Bakanlığı, Yıllık Ekonomik Rapor 2009, sayfa 93). İyi mi kötü, mü az mı çok mu…

Uğur Dündar : Hangi tarih?

İlhan Kesici : 2002'nin sonu. Yani hükümet iş başına geldiği gün Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, kamu sektöründen devraldığı borç rakamı 148 milyar dolar imiş.  80 senelik Cumhuriyetin biriktirdiği bütün toplam borçtur bu. İçinde de her şey vardır. Bankaların işte

Uğur Dündar :  Batması, hortumlanması

İlhan Kesici : Batması, hortumlanması,hepsi de içindedir. Ayrıca o büyük ekonomik kriz münasebetiyle yapılmış IMF kredi borçları, vs. her neyi arıyorsanız tamamı bu rakamın içindedir; bu rakam da 148 milyar dolardır.

Umulur ki - bizi 2001 krizine götüren rakam da budur işte, bu ve benzeri rakamlardır. Umulur ki yeni gelen hükümetler işte bu başa bela borç rakamını, 148'i  ne yapsın - aynen demin mahkeme istatistiklerinde de söylediğimiz gibi - umulur ki 148'i 147'ye indirsin, 146'ya indirsin değil mi, ki Türkiye bir daha o 2001 krizine benzeyen hallerle karşılaşmasın.

Şimdi bu rakam ne? Yine aynı kitap yani başka bir kaynak değil - Maliye Bakanlığının Türkiye Büyük Millet Meclisinde dağıttığı kitap - bu rakam ne olmuş şimdi? 148 olmuş 295 milyar dolar. 148 milyar dolara alnı-alnına bir 147 milyar dolar daha eklenmiş.

Bu 148 milyar dolarlık borç 80 senede oluşmuş bir rakamdı. Bu 80 senede bu coğrafyanın üstünde devletin yaptığı ne kadar barajlar, demir çelik tesisleri, petro kimya tesisleri, hanlar, hamamlar, mektepler, yollar, oto yollar, asfalt yollar, aklınıza ne geliyorsa tamamının karşılığındaki bir borçtur bu 148 milyar dolar.

Sadece 7 yılda buna eklenmiş olan rakam 147 milyar dolardır. Yani % 100 devletin borcuna yakın borç eklemişler yedi senede.

Taksimde yanmaya değmez mi? Değer. Veya başka bir şey yapmaya değer yani. Taksim'de yanmayalım ama,

Uğur Dündar : Kimse yanmasın

İlhan Kesici : Yanmasın, başka bir şey yapalım.

Bir de bunların, bu hükümetin, ayrıca satıp-savdıkları var.

Uğur Bey şu elimdeki listeler yapılmış olan özelleştirmelerin yıllar itibari ile dağılımı listeleridir. 2003'ten 2009'a kadar. Burada yapılmış olan bütün özelleştirmelerdir.  Bunlar işte bu ülkenin, bu devletin 80 senede, bu Cumhuriyetin dişinden tırnağından arttırarak yaptığı yatırımlardır.

Bunun içerisinde Telekom vardır, bunun içerisinde petro kimya tesisleri vardır, bunun içerisinde demir çelik tesisleri vardır, Türkiye'nin denizlerinde - üç denizinde Karadeniz, Ege Denizi, Akdeniz - bütün limanları vardır, vesaire her şeyi vardır.

Elektrik dağıtım tesisleri var, şebekeleri var, elektrik üretim tesisleri var akarsuların üzerinde. Bunların tamamını satıyorlar, sattılar. Bunların tamamını sattılar 30 milyar dolar elde ettiler.

Halbuki borç ne kadar artmıştı? 150 milyar dolar. Bir de bunları sattılar - bunu satmamış olsa idiler, 150 yerine demek ki,

Uğur Dündar : 180 

İlhan Kesici : 180 milyar dolar olmuş olacak idi.

Bu Türkiye'nin iliğinin kemiğinin Uğur Bey soyulmasından başka bir şey değildir.

Şimdi bu rakamlarda bir hilafımız varsa, deminde söyledik, yani efendim bir eksiğimiz bir yanlışımız..Bir, rakamın kendisinde; iki, rakamın yorumlanmasında bir yanlışımız varsa vallahi de billahi da dişimizi kıralım.

Nedim Şener : İlhan Bey ben sorumu…

İlhan Kesici : İşsizliğe doğru getirmek…

Nesim Şener : Program bitecek, ben sorumu sormak istiyorum

Uğur Dündar : Unutmayın sözünüzü, Nedim sorduktan sonra devam edebilirsiniz.

Nedim Şener : Bu kadar kayıpta olan bir ekonomide kazananlar olmalı.  Siz muhafazakar kesimi çok iyi tanıyan, iktidara yakın kesimleri, sosyal grupları da çok iyi tanıyan bir insansınız, içlerinde de çok bulunuyorsunuz; kimler kazanıyor o zaman bu ekonomide?

İlhan Kesici : Valla bana sorarsanız bir kere…

Uğur Dündar : Müzayedelerde koleksiyonların nasıl el değiştirdiğini takip edersen kimlerin kazandığını da görürsün.

İlhan Kesici : Aziz kardeşim,  sevgili Nedim Bey, şimdi 2002'nin sonunda - Fortune veya Forbes dergilerinden hangisi yapıyordu, birisi dünyanın en zengin insanlarını yayınlar?

Uğur Dündar : Forbes

İlhan Kesici : Forbes yayınlıyor değil mi dünyadaki şeyleri, dolar milyarderlerini, milyonerlerini vesaire filan. 2002'nin sonunda Türkiye'nin 6 tane - benim aklımda kaldığı kadarı ile – dolar milyarderi var idi. Yani dolar cinsinden milyar dolarlık varlığı olan.

Japonya'da – yine aklımda kaldığı kadarı ile, bunda yanlışım olabilir, ufak tefek yanlışım olabilir, bir kayd-ı ihtiyatla söylüyorum – Japonya'da da 26 civarındaydı, 26 veya 27.

2009 yılında yine ilan etti, Japonya yine 26 veya 27. Ya bir eksildi galiba ya aynı kaldı, veya bir eksildi. Çünkü Japon ekonomisinde biraz şey bir hal var.

Bizim 6 oldu 30. Çok vahim bir şey, bu iyi bir şey değil. Buradan bir şeye doğru bağlayalım…

Uğur Dündar : Bu gelir dağılımında ki adaletsizliğin giderek arttığını mı gösterir?

İlhan Kesici : Gelir dağılımının darma-dağın olduğunu gösterir.

Bu rakamlar, Uğur Bey bu çaptaki zenginleşmeler bu büyüme hızları ile elde edilebilecek rakamlar değildir. Hangi işi yapıyorsanız yapın bu böyle çalışarak, emekle, alın teri ile – alın teri demek sadece fiziki emek alın teri filan da değil, beyin gücü de dahil olmak üzere söylüyorum, bununla yedi sene içinde  elde edilebilecek rakamlar değildir bu rakamlar.

Milyar dolar demek, dünyanın en zengin ülkesi olan Amerika'da bile bırakın milyar dolarlık servetleri, milyon dolarlar bile çok mühim bir varlık demektir, yani.

Dünya da ayıplar bu işi, medeni dünya ayıplar. Gelir dağılımı düzgün olmayan ülkeleri ayıplarlar. Medeniyet gelir dağılımının düzgün olduğu şey demektir yani. Herkesin birbirine yakın dengelendiği, eksiği gediği var ise onu da devletin kompanse ettiği, işte sosyal devlet. Sosyal devlet denen şey de odur yani. Devlet sosyal sorumluluk üstlenen bir organizasyondur.

Şimdi bir büyüme rakamı da koyalım. Bu borcun karşılığında bir büyüme elde edilmiş olsa öpüp başımıza koyalım, amenna ve saddakna.

Bu borcun karşılığında – bir de bu borcu bedava vermiyorlar insanlara değil mi? Benim şu derginin kapağını göstermekteki kastım faiz hadlerini göstermek idi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki arkadaşlarımızın bir bölümü kapaktaki resmi biraz  edebe mugayir gördüler. Bu borcun karşılığında bir faiz veriyoruz Uğur Bey. Bununla vaktimiz de herhalde  azalıyor.

Mesela bu The Economist dergisinin Aralık 19 2009 - Ocak 1 2010 tarihli sayısıdır, 
burada diyor ki Amerika'daki faiz haddi yüzde 0.18 (% 0.18), yani yüzde birin beşte biri. Türkiye'deki Merkez Bankasının bu dergideki rakamı yüzde yedi küsur (% 7.12).

Yani Amerika'da faiz nispeti Türkiye'dekinin kırkta biri demek oluyor, öyle değil mi?
Faizleri düşürdük, ekonomiyi canlandırdık filan diyorlar ya, biz bu kadar faiz veriyoruz işte.

Şimdi bunu yüzdelerden çıkaralım, miktarına getirelim. Yedi sene içerisinde bu hükümetin
"şimdi bu tablo da biraz it oynamış yonca tarlası" gibi olabilir ama şurada bir yerde dolar değerleri vardı, 7 sene içerisinde bu hükümetin faiz olarak, içeriye ve dışarıya ödediği rakamın toplamı 261 milyar dolardır. 261 milyar dolar.

Bir Atatürk barajı Uğur Bey yapıldığı zamanın fiyatı ile 3.5 milyar dolar idi, bugünün fiyatıyla da olsun olsun 5-6 milyar dolar olsun. 260'ı bu 5-6 milyar dolara bölün 50-60 tane Atatürk barajı kadar parayı (varlığı) faiz olarak dışarıya atmışız biz.

"Seyhan barajı", geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Beyle, Sayın Demirel'le hem sohbet ediyorduk hem de bir su kongresi vardı geçen Cuma günü Ankara'da, orada Sayın Cumhurbaşkanının verdiği rakamlar itibariyle ifade etmek istiyorum, Seyhan barajı Türkiye'nin adına baraj denebilecek olan ilk barajıdır.

Adana o zaman, şimdi Türkiye'nin en verimli ovaları, dönümüne 600 kilo buğday alıyorsunuz, 600 ve 600'ün üstünde alıyorsunuz, o zamanlar bataklık içinde sayılabilecek olan yerleri. O verim bizim Orta Anadolu'da mesela ancak 180 kilo, 200 kilodur. Ama Adana ovasında, Çukurova'da 600 kilo.

Halbuki ondan evvel, Seyhan barajından evvel oralar bataklıkmış. Ben bilmiyorum, Sayın Cumhurbaşkanımızın tespiti, ifadesi. Bataklık, oralar kurutulacak.

Dünya Bankasından bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak aldığımız ilk kredi meğer 50 milyon dolarmış. Yine Sayın Cumhurbaşkanımızın rakamlarıdır bunlar; 50 milyon dolar 1954 yılında alınmış, ve onun 25 milyon doları ile de Seyhan barajı yapılmış.

1954'ten şimdiye kadar 56 senedir faaliyet gösteren, 56 senedir çalışan bir Seyhan barajı var ve maliyeti 25 milyon dolar. Şimdi bugünkü bir değere getiriyorum ben onu, bugünkü dolar değeri ile bu 25 milyon dolar yaklaşık 150 milyon dolar filan eder.

Deminki söylediğimiz 261 milyar dolar dedik ya yedi senede ödediğimiz faiz, bunun her güne isabet eden rakamı 100 milyon dolardan fazla bir rakam eder.

Her gün, yedi senedir üst üste, bu devlet dükkanı, devlet kapısı sabah Bismillah deyip açıldı sekizde diyelim, akşam Bismillah deyip kapandı deyin, Merkez Bankasının kasalarından 102 milyon dolar her gün faiz olarak uçmuş gitmiş.

Yani şimdi, yahu ekonomi kötü olmuş olsa idi, bak her tarafta ne arasan bulunuyor, ortalıkta neyi ithal etmek istersen var, 4 çeker mi desem, 50 çeker mi desem jipler var, 20 çekerli bilmem neler var, diyorlar veya demeye getiriyorlar değil mi?

Uğur Dündar : Her gün 5 tane Seyhan barajı yani,

İlhan Kesici : Her gün bir tane Seyhan barajı gidiyor, gitmiş, 7 senedir her gün üst üste, bugünün fiyatlara getirirsek. Allahtan korkmaz mı insan yani Uğur Bey.

Dinler, bütün dinler, en başta bizim dinimiz Müslümanlığın bizim kendi inancımızın en mümeyyiz vasfı şefkat-merhamettir, yani Allah korkusu-şefkat-merhamet-acıma duygusudur.

Her gün bir Seyhan barajı parası kadar bir paranın faize gidiyor olmasına hiç aldırış ettikleri var mı? Hiç şu televizyonlarda bu faiz nedir diye tartıştırdıkları var mı?

TRT'nin yani devletin 5 tane - yani öbür televizyonlara hadi bir şey demeye hakkımız olmayabilir - 5 tane devletin televizyonu var: TRT 1-2-3-4-5 filan, bu televizyonlarda hiç olmazsa 5 tane televizyonda, şu faiz  rakamları hiç tartışılıyor mu Uğur Bey?

Bu vahim bir şeydir. Bu bizim iliğimizin kemiğimizin emilmesidir.

Niye peki bu işler oluyor? Sadece göstermelik olarak seçim kazanmak uğruna.

"Yaa Türkiye'de ne ararsan var. Bak, kur değişmedi değil mi, siz de ifade ettiniz. Bu İlhan Bey kötü diyor ama kötü olsa ekonomide dolar değişmez mi, doların fiyatı değişmez mi, şu yokluklar olmaz mı, kıtlıklar olmaz mı?"

İşte o, şu borçlar dolayısı ile olmuyor Uğur Bey, o da şimdilik. Ve 148 milyar doların 295 milyar dolara çıkmış olması, bizim de bütün bunların karşılığında 261 milyar dolar faiz ödememiz. Onun da her günkü karşılığı bir Seyhan barajı kadar olması. İşte bu vahim bir şeydir.

Uğur Dündar : Peki çözüm nedir, bir cümle ile iki cümle ile özetlemek mümkün olabilir mi?

İlhan Kesici : Çözüm bu işleri bilen, bu işlere kafa yoran, yüreği de yanan bir heyetin -  şuranın da yanması lazımdır – yüreği yanan ve bilen bir heyetin, adına ister siyasi parti deyin ister işte bir koalisyon deyin, bir heyetin bu işlere olması icap ettiği tarzda bakmasıdır. 

Türkiye'nin canı yanıyor. AK Partiye oy vermiş olan… AK Partiye 16 milyon insanımız oy verdi. Bu AK Parti deyince bazen biz bunu da, bu oy vermiş insanlarımızı da tenkite katmış oluyoruz; bu yanlıştır. Oy vermiş olan vatandaşlarımızın ne kusuru olmuş olabilir.

Doğrusu ne? Bir, AK Partiyi yöneten "dar bir çekirdek kadro" var, işte bütün bu işlerle meşgul olan veya meşgul olmaları icap eden kadro budur.

Bir de safiyetle "bunlar gelsinler, hiç olmazsa Müslüman çocuklardır, çalmazlar çaldırmazlar, yemezler yedirmezler, içmezler içirmezler, efendim yolsuzluk soygunluk yapmazlar yaptırmazlar" diyen ve "bu münasebetle de o paralar devlette kalır, Hazine de kalır" diyen temiz düşünceli insanlarımız vardır, bunları birbirinden mutlaka ayırmamız lazımdır.

Uğur Dündar : Anladığım kadarıyla bu iktidarın ekonomi yönetimini müktesebat -eski deyimle - müktesebat yetersizliği nedeniyle iyi götüremediğini söylüyorsunuz.

Peki bunu görmesi ve uyarması gereken dışarıdaki uzmanlar, bilim adamları neden olumlu bakıyorlar?

İlhan Kesici : Bence çok şey yapıyorlar…

Türkiye'nin ciddi üniversiteleri vardır, mesela Ortadoğu Teknik Üniversitesinin iktisat bölümleri var, Siyasal Bilgiler Fakültesinin ekonomi bölümleri, İstanbul İktisat Fakültesi var, ona benzeyen adı sanı oturmuş çok iktisat fakültelerimiz vardır. Oraların ciddi profesörlerini ciddi insanlarını çıkarmış olsa televizyonlar, bu rakamların tamamını bizim yaptığımız yorumlara benzer yorumlarla ortaya koyacaklardır.

Bu faiz iyi ise, "yok kardeşim başka çaresi yok, faiz elbette olacak bu kapitalist düzende" filan diyorlarsa o zaman; şu Türkiye ekonomisi büyüklüğünde bir ekonomide dünyada, Türkiye'nin büyüme hızlarına benzer büyüme hızlarını elde etmiş bir yerde, yedi senede 261 milyar dolardan fazla veya bu rakama yakın faiz ödemiş bir tane ekonomi göstersinler Türk milletine. Bana değil yani, size değil, Türk milletine.

Uğur Dündar : Peki teşekkür ederim

İlhan Kesici : Biz bu işleri, bağışlayın…

Dünyada biz yüzde 6,5 küçülüyor muyuz, evet. Ne dedik, Çin yüzde 9 büyüyor, Hindistan yüzde 5,5 büyüyor biz küçülürken. Demek ki dünyada büyüme elde edilebiliyor. Bu bir.

İki, bu dönem ayrıca dünyanın Ekonomik Lale Devri'dir. - Bir iki dakikam var mı Uğur Bey? Dünya bu 2000 ile 2008 arasındaki dönemine dünya ekonomik lale devri dedi. O kriz biraz da bundan dolayı çıktı.

Uğur Dündar : Har vurup harman savurma

İlhan Kesici : Ekonomik  lale devrinden dolayı. Bu ekonomik lale devrinde AKP'nin 2003'ten 2009'un sonuna kadarki tam yedi yıllık ortalama her yıl üst üste elde ettiği büyüme hızı % 4.0'tür.  Bu rakam iyi mi kötü müdür, bakalım.

Bunların beğenmediği dönemler, Türkiye'nin başka dönemleri, bu yedi yıllık dönemlere benzer dönemler arz edeyim ben size:

Mesela, bundan evvelki dönemde Turgut Bey dönemi, altı-altı buçuk yıl, 1983- 1989 arasındaki büyüme hızı % 5,1.  

Sayın Demirel 1965-1971, % 6,2. O dönemin bir başka özelliği de ayrıca şudur: Büyüme hızı ortalama her yıl üst üste % 6,2 iken enflasyonun ortalaması yüzde 5,7'dir. Yani Türkiye Cumhuriyeti tarihinde enflasyon hızının üstünde bir büyüme hızının elde edildiği tek dönemdir, bu dönem. Planlı dönemin de bir parçasıdır.

Bir 15-yıllık ara kesit, 1963- 1977. İlk üç Plan dönemi. Bunun içerisinde 12 Mart Muhtırası vardır, Kıbrıs Barış Harekatı vardır. Kıbrıs Harekatı münasebetiyle Türkiye'ye konulmuş olan silah ambargosu vardır, ekonomik ambargo vardır. Petrolün varili 1 dolar iken, 1977 yılında 9 dolara çıktığı dönem vardır, % 900'lük artışların olduğu bir dönemdir. Onbeş yıl üst üste yıllık ekonomik büyüme hızı % 6.0'dır.

AK Partinin tüm dünyanın en parlak zamanındaki ortalaması ne idi? Yüzde 4.0

Dönelim Demokrat Parti dönemine, 1950- 1957, Demokratik parti % 7,1.

Atatürk'ün zamanı 1923- 1929, 1929 dünya büyük ekonomik buhranına kadarki yedi yıllık dönem, yıllık ortalama büyüme hızı %10,4.

Atatürk'ün bütün dönemi, 1923- 1938, arada da 1929 gibi büyük dünya ekonomik buhranı var, üç yıl sürdü o dünya buhranı da ayrıca yani, o dünya buhranının da içinde olduğu dönemin ortalaması % 7,4.

Şimdi tekrar yeniden, çok hızlı söylemiş olabilirim diye bir daha icmalen söyleyelim:

Atatürk'ün 1923- 1929 dönemi: % 10,3.

Demokratik Partinin 1950- 1957 arası: % 7.1

(Neden 1939-50'yi söylemiyorum? Çünkü o dönem bir  İkinci Dünya Savaşı dönemidir, ve bu münasebetle de iyi bir gösterge dönemi olamaz.)

1965-1971 dönemi: % 6,2.

1963- 1977 dönemi: % 6.0,

1983- 1989 dönemi: % 5,1.

2003-2009 dönemi: % 4.0

Bir de ayrıca şunu da vurgulamak lazımdır ki, bu kadar faiz filan da ödenmiş, borç da yapılmış değildir.

Uğur Dündar : Teşekkürler Sayın Kesici.

Nedim Şener : Teşekkürler, sağ olun.

İlhan Kesici : Ben de size teşekkür ederim.

Uğur Dündar : Sevgili seyirciler, Arena'nın bu haftaki konuğu Devlet Planlama Teşkilatının eski Müsteşarlarından ve Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın İlhan Kesiciydi.

Hepinize güzel geceler, mutlu yarınlar. Sevgiliyle kalın.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.