Facebook
Twitter
TBMM 2010 Mali Yılı Bütçe Kapanış Konuşması
İlhan Kesici | TRT 3 - TBMM 2010 Yılı
Bütçe Konuşması | 25.12.2009
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

TBMM GENEL KURUL TUTANAĞI 


23. Dönem, 4. Yasama Yılı, 42. Birleşim, 25 Aralık 2009, Cuma
Birinci Oturum, Açılma Saati: 13.30  

Başkan: Mehmet Ali ŞAHİN  



CHP GRUBU ADINA İLHAN KESİCİ (İstanbul) - Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri;

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, 2010 Yılı Bütçesi hakkında görüşlerimizi arz etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Milletvekilleri,

İki hafta önce Tokat-Reşadiye'de menfur bir terör saldırısı sonucu şehit düşmüş olan 7  Mehmetçiğimize, ve Bursa-Kemalpaşa maden ocaklarında maden kazasında hayatını kaybetmiş olan 19 madencimize Cenabı Allah'tan rahmet ve mağfiret, kederli ailelerine başsağlığı ve hayırlı ömürler diliyorum.

Değerli Milletvekilleri,

Bütçe müzakerelerinin açılış oturumunda… (CHP ve MHP sıralarından "Duyamıyoruz" sesleri)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan, lütfen müdahale edin. Orayı görüyorsunuz, kahvehane gibi. Şuraya müdahale eder misiniz, konuşmacının insicamını bozuyor.

BAŞKAN - Evet. Değerli Milletvekilleri, görüşmelere devam ediyoruz, lütfen…

Sayın Kesici, siz konuşmanıza devam edin.

Hatibi dinleyelim arkadaşlar, lütfen… 

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bakanlar Kurulunda da iş takibini bıraksınlar.

BAŞKAN - Genel Kurulumuzda bir düzen var, o düzene tüm milletvekili arkadaşlarımız lütfen saygılı olsunlar.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, ceza verin!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri…

BAŞKAN - Ayaktaki arkadaşlarımız, ayakta sohbet eden arkadaşlarımız, lütfen yerlerinize oturur musunuz. Lütfen…

Sayın Kesici, devam edin lütfen.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri;

Bütçe müzakerelerinin açılış oturumunda, Sayın Başbakan, bugünlerdeki son moda sevdiği deyimlerden bir tanesiyle, "inadına" deyimiyle bütçenin dışındaki her türlü konuya girme istidadı içerisinde, girme teşebbüsü içerisinde bulundu.

Hâlbuki, üzerinde konuştuğumuz hadise bir bütçedir, ekonomiyle ilgili performanstır, ekonomiyle ilgili durumdur. Sayın Başbakanın inadına ekonominin dışında, bütçenin dışında alanlara kaymasını yadırgadığımı arz etmek istiyorum yüce heyetinize.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Baykal nerelerde konuştu?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Yine, Sayın Başbakan eline aldığı bir kitapla 1920'lere gitti durmadan. Sonra, Değerli Maliye Bakanımız burada dağıttığı kitapçıkla 2050'ler dünyasında Türkiye'ye bir yer bulmaya çalıştı. Biraz önce de Sayın Canikli 2001 yılından bir adım öteye gelmedi.  

Yani, Sayın Başbakan 1920'lere götürüyor, Sayın Maliye Bakanı 2050'ler dünyasında Türkiye'ye bir yer arıyor, Sayın Canikli de bir türlü 2001'den bu yana gelmiyor.  

Bu 2009 yılının suyu mu çıkmıştır? Yani, bu 2009 yılının suyu mu çıktı, ne oldu bu 2009 yılına? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

2010 Yılı Bütçesinin suyu mu çıktı da 1920, 2050, 2001'lerde dolaşıp duruyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ  (Kayseri) - Eskilerde sizin de mi sorumluluğunuz var?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi, Değerli Milletvekilleri, yine Sayın Canikli biraz önce çok değerli rakamlar arz ettiler yüce heyetinize.

Elimizde bulunmuş  olan, bize takdim edilmiş olan 2010 Yılı Bütçesi "vasıfsız, kişiliksiz, mahcup, iddiasız, hiçbir vaadi olmayan” bir bütçedir.

Niye? Bütçenin bir büyüklük rakamı var, harcamalar rakamı. Ne? 287 (milyar TL). İyi… Burada bir faiz kalemi var. Ne kadar? 57. Bütçenin açık kalemi var. Ne kadar? 50. 57 artı 50 eşittir 107. Yani bütçenin yüzde 40'ı yok zaten.

Yani böyle bir dokümanın adına bütçe demek doğru bile değildir, bu ancak bir "müsvedde” çalışma olarak nitelendirilebilecek bir şeydir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakanın 1920'lere gitmesinin, Sayın Maliye Bakanının 2050'lere gitmesinin de hakiki sebebi buradadır. Ortada, üstünde imal-i fikr edecekleri, Türkiye'ye gösterecekleri, Türkiye'ye anlatacakları bir 2010, 2009 performansı da yoktur.

Şimdi, Değerli Arkadaşlar, bu bütçenin bir de gelir kalemi var. Bu harcamalarla ilgili olan bölümü idi. Gelir kaleminin rakamı da 237. Burada bir de vergi gelirleri var elbette. Bu rakam 193. İyi, güzel. Ama bu 193 diyor ki; bir evvelki yıla nispetle yani 2009 yılına nispetle, yüzde 18,2 vergi gelirlerinde artış öngörüyorum.

Şimdi, Değerli Milletvekilleri, bu 2009 yılındaki performansa göre vergi gelirlerinde artış öngörmüş olacaklar, değil mi? Hâlbuki 2009 yılındaki ekonomik performans ne? Eksi 6,5; millî gelir büyümesi, biraz sonra geleceğim.

Bize benzeyen ülkelerin içerisinde, bütün dünyada 192 tane ülkenin içerisinde Türkiye büyüklüğüne, Türkiye millî gelirine yakın büyüklükte olan ülkelerin içerisinde en kötü, en düşük büyüme hızı Türkiye'nin büyüme hızıdır, biraz sonra geleceğiz.

Arada bir "Letonya", "Latvia" vesaire gibi laflar ediyorlar, Hükümet cenahı ediyor, Sayın Maliye Bakanı açış konuşmasında yaptı bu işleri. Onların büyüklüğü bizim İstanbul'da bir Kartal ilçesi büyüklüğü kadardır. Kartal ilçesindeki bir büyümeyi getirip Türkiye ile mukayese ediyorlar. Bu, çok yanlıştır.

Şimdi, yüzde 18,2, eğer inanabilirsek, inanırsak bu yüzde 18,2'lik gelir artışına, iki tane şeyi ifade eder:

Bir; ya 1 Ocak, yani bundan beş gün sonra, altı gün sonra 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren yağmurdan boşalırmış gibi, gökyüzünden taş yağıyormuş gibi Türk halkının üstüne zam yağacaktır, vergi yağacaktır; veya bu sadece bir "komiklik” olarak ifade edilebilecektir. Komikliğin dışında da başka hiçbir anlamı yoktur!

Değerli Arkadaşlar,

Aslında bu hâl, yeni bir hâl de değildir. Biraz önce Sayın Canikli, lafların bir bölümüne, bürokrasiden de benim arkadaşlık ettiğim, beğendiğim, sevdiğim bir arkadaşımdır, laflara bazen… (CHP sıralarından "Takla attırıyorlar!" sesi) Evet. Şimdi, bunu ilk defa yapıyor da değiller, bu 2010 yılı bütçesiyle ilgili, bir de 2009'da da yaptılar, 2008'de de yaptılar.

Bir bütçenin ciddiye alınabilmesi için iki tane şey var:

Bir; öngördüğü  büyüme hızı ne oldu? Yani, bütçe ekonomik program ne öngördü ve nasıl gerçekleşti? 2009 yılı programında öngörülen büyüme hızı ne? Yüzde 4, iyi. Gerçekleşme büyüme hızı ne? Eksi 6,5! Demin de ifade ettiğim gibi, dünyanın en kötü, en düşük büyüme hızı. Yani bu ciddiye alınabilir mi?

O yüzdendir ki, Sayın Canikli, 2001'den bu tarafa gelmiyor, Sayın Maliye Bakanı 2050'lere gidiyor, Sayın Başbakan 1920'lere gidiyor. Bu 2009'la Türk halkının huzuruna çıkacak surat yoktur! (CHP sıralarından alkışlar)

İki; yine ifade edildi burada, yani bir ikinci bölümü nedir bu bütçelerin? Gelirlerim bu kadar olacak? Aile bütçesi, kişisel bütçe gibi bir şeydir bu da, "Gelirlerim” bu kadar olacak, şuralardan toplayacağım; "Harcamalarım” bu kadar olacak, şuralara harcayacağım. Amenna. Bunun arasında da bir "açığım” olacak. Bu açığımı da şu şekilde karşılayacağım. Bütçe demek bu demektir. İyi.

2009 için ne açık öngördüler? Eksi 10,3 (milyar TL); iyi. Allah-u âlem, öbürlerinde de sapma olur, başka bütçelerde de sapma olmuş olabilir.

Ne olabilir yani 10,3? 11, 12, 13, 14, 15, 25, 35, 45, 55. Allah'tan korkmaz mı insan? 63. 62,8. (CHP sıralarından alkışlar)

Yani şimdi bunun adına bütçe diye bir doküman denilebilir mi? Ciddiye alınabilecek bir doküman olarak bakılabilir mi?

Benim bu söylediklerimin değerli milletvekilleri, ne muhalefet gayretiyle bir alakası var ne başka bir şeyle alakası var; sadece, bu gerçeklerin, rakamların tahrifi, çarpıtılması, vatandaşın zihninin bulandırılmasının önüne geçmek istikametinde ben arz ediyorum bu bilgileri.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Ciddiye alınacak bir şey değil.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Peki, değerli milletvekilleri, 2009 böyle oldu.

Yani niye 2009 böyle oldu? Dünyada da güzel günler vardı, Türkiye'nin de güzel, AKP'nin de, isterseniz AK PARTİ de diyelim, güzel günleri oldu, bunları görmezlikten mi gelelim filan diye bir de oraya doğru geliyorum şimdi.

Sayın Canikli, ayrıca, muhtemelen benim bilgisayar kayıtlarımı herhâlde görmüş de olmalıdır(!), ileride bir yerde söyleyeceğim, "261 milyar dolar faiz harcaması yaptınız, faiz yaptınız." filan diye, bunu da kınayacağım ayrıca. O rakamı da olduğu gibi söylemiş oldu. Nereden eline geçti, onu da fark edemiyorum yani onu da bilemediğimi ifade etmek istiyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Şahsınıza ait bir rakam mı yoksa?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Evet, evet.

Şimdi, değerli arkadaşlar, dünyada dönem dönem iyi dönemler olur, iyi büyümeler olur; dönem dönem kötü dönemler olur. 1990'la 2000 arasındaki dönem vasat bir dönemdir dünya ekonomisi bakımından.

Dünya ekonomisi yüzde 3'ler civarında büyümüştür, iyi, bu vasat bir şeydir. Bunun içerisinde, büyük ekonomiler yüzde 1'ler, 1,5'lar civarında büyümüştür, bu da iyidir. Gelişmekte olan ekonomiler yüzde 5'ler civarında büyümüştür, bu da iyidir, vasattır daha doğrusu.  

Ama 2000'den 2008'e kadarki olan dünya, bu, bizim eski "Lale Devri”den de galat olmak üzere "Ekonomik Lale Devri" olarak adlandırılan bir dönemdir. 2003-2008, neredeyse, tarihin görmediği en büyük büyüme hızlarını elde etmiştir bütün dünya.

Dünyanın ortalaması yüzde 5,5'tur. Bizim de içinde bulunduğumuz, adına "yükselen sınıflar, yükselen ekonomiler, yükselen piyasalar” diye nitelendirebileceğimiz ekonomilerin büyüme hızı yüzde 7,2'dir; dünya ortalamasını söylüyorum, Uzak Asya, Pasifik kenarındaki ülkeler, onlar da krizden çıkmış olan ülkelerdi bizim 2001 krizinden çıktığımız gibi, onlar da yüzde 9'dur. Muhteşem. O yüzden dünya, tarihin gördüğü en büyük büyüme hızına erişmiştir, 2003-2008.

Biz de büyüdük, AKP de böyle bir krizin (2001) üstüne geldi. Zaten o kriz olmasa idi muhtemelen AKP burada olmayabilir idi veya bu büyüklükte olmayabilir idi. Yani o krizin ertesinde, krizin yönetiminde bulunmuş olan üç parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti yüzde 53'lük bir oyla seçimden çıkmış idiler, krizin ertesinde yüzde 15'le çıktılar.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - 2007'yi de söyle.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) - İyi yönetebildiler mi krizi?  

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi, onların içerisinde Parlamentoda dört tane parti vardı, bir de muhalefetteki Doğru Yol Partisi vardı.

Türk halkı kendisine o krizleri yaşatan bütün bu partilerin "hepsini”, bütün dünya tarihinde ilk defa olmak üzere, Parlamentonun dışına attı. Parlamentonun dışına çıkmış olanlardan sadece hem dersini iyi çalışmış olan hem de diğer gereklerini yerine getirmiş olan Milliyetçi Hareket Partisiyle bugün bir arada huzurlarınızda beraber çalışıyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, o yüzden bu ekonomiyle ilgili hadiselere en çok dikkat etmesi gereken parti bu Parlamentoda Adalet ve Kalkınma Partisidir. Bunu eğer kaale almaz iseniz, bunu eğer küçümser iseniz yine bilecek olan sizsiniz ama, akıbet aşağı yukarı bellidir. Nereden? Geçmiş tecrübelerden. Onlarla ilgili de bazı bilgiler arz edeceğim ben.

Şimdi, Değerli Arkadaşlar, bu iş böyle giderken birden bire adına "dünya krizi"denilen bir laf çıktı. Bu laf 2008 yılının Ekim ayında çıktı, Ekim 2008. 2008 Ekiminden önce adına "global kriz", vesaire filan denilen bir laf yok idi.

Ben 2007'nin Aralığında huzurlarınızda bu kürsüde bizim ekonomimizin gidişatının aman ha aman dikkat edilmesi lazım geldiğine dair bazı şeyler gösterdim, anlattım. Şimdi, onları tekrar etmeye de gerek görmüyorum. Ama dünyadaki krizin çıkış noktası, daha doğrusu belirlenme noktası Ekim 2008'dir, o zamana kadar bir şey yok; peki.

Ne oldu bu Ekim 2008'de? Dünya çok kafa yordu bu işe. Acaba, gelirinden fazla mı harcamalar oldu denildi? Acaba, özellikle bu rating kuruluşları, derecelendirme kuruluşları, çürük elmaları alladılar pulladılar, güzel elmalar diye mi dünyaya takdim ettiler? Acaba, borçların harçların tahammül edilmez noktalara gelmiş olması mı oldu? Vesaire.

Bütün bunların üstünde kafa yoruldu. Sonra, buna nasıl çare bulunur diye kafa yoruldu. Çünkü dünyanın önünde bir de "1929 Büyük Ekonomik Buhran" diye bir buhran var idi, o da çok can yakmış idi. Bu o kadar can yakmasın diye çok kafa yoruldu.

Sonra, birdenbire, birinci senesini doldurduk neredeyse, yani Ekim 2008'in, dünyadaki büyük çözülme, büyük buhrana doğru gidiş durduruldu. Niye?

Bir tane temel sebebi var değerli arkadaşlar? Bizim kültürümüzde de çok aşina olunan güzel bir sebep söyleyeceğim, güzel bir sebep arz etmiş olacağım.

1929 Büyük Buhranı'nda Amerika'nın başında "Başkan Hoover” diye bir Başkan vardı, çok samimi bir liberal idi, bu çok samimi bir liberal idi. Kriz çıktı, dedi ki "Hiç devleti karıştırmayacağım ben bu işe, çünkü piyasanın görünmez eli -kapitalizmin özüdür- gelir bunu düzeltir."

Üç sene bekledi samimi bir şekilde. "Piyasanın görünmez eli” gelip o krizi düzeltemedi. Onun muhalifinde "Roosevelt” -yani o zamanki Cumhuriyetçi Partidendir Hoover, Roosevelt de Amerika'nın Demokrat Partisindendir- onun karşısında da Roosevelt: "Bu, piyasanın görünmez eliyle olmaz, "Devletin görünür eliyle” ben bu işi düzene sokarım." dedi.

Devletin görünür eli sisteme girdi, kriz bitti. Şimdi, bunun, bizim… Daha sonraki bahiste de gelecek.

Şimdi demek ki bu 2008-2009'daki krizin bitmesindeki en önemli faktör, bundan sonra da ekonominin yönetiminde, bütün dünyadaki ekonomilerin yönetiminde rol alacak olan faktörlerin başında "devletin ekonomideki yeni rolü” gelmiş olacaktır.  

Yani bu yeni bir dünyadır. 2010'dan sonraki dünyadaki ekonomide devletin rolü, devlet-özel sektör ilişkilerinin yeniden tanzimi, devletin ekonomideki yeniden tanzimi ve rolü, fonksiyonları bir numarada gündeme gelecek olan bir hâldir.  

Bu, bizim sevdiğimiz bir ekonomik modeldir, şahsen benim de çok sevdiğim bir ekonomik modeldir. Türkiye'nin, biraz sonra arz edeceğim ben, büyük büyüme hızlarına ulaştığı dönemlerde devletin ekonomide çok müspet bir rolü ve tanzim edici bir hâli vardır.  

Bizim padişahlarımız -cennet mekân hepsi- aynı zamanda güzel hobileri olan, değerleri olan insanlardır. Bunların çok büyük bir bölümü şairdir, bir bölümü müzisyendir, musikişinastır, mucid-i makam olanlar da vardır.  

Bunlardan bir tanesi de Kanunî Sultan Süleyman'dır, "Muhibbî" mahlasıyla şiir yazar. Divan seviyesinde şiirleri vardır. O da diyor ki: "Halk içinde muteber bir nesne yok, devlet gibi."  

O yüzden yeni ekonomik modelde de "ekonomi piyasa ekonomisi” olabilir ama "devlet, piyasa devleti olmayacaktır”, olmamalıdır.

Şimdi, Değerli Arkadaşlar, Değerli Milletvekilleri;

Bu dünya krizi yani…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - O sözdeki devlet, başka devlet.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Bu dünyada kriz oldu, adına "dünya krizi" denildi. Dünyanın 2009'la ilgili ekonomik performansı şudur: Büyüme: eksi 1,1. İyi, yani dünyada bir kriz oldu, dünyanın ekonomisi yüzde 5'ler civarında büyür iken yüzde 1 daraldı; olabilir.

Bu krizin üs merkezi neresi? Depremlerin üs merkezi oluyor ya; yani en çok hasarın, en çok ölünün, en çok binaların yıkılmasının meydana geldiği yerin adı: Depremin merkez üssü. Bu merkez üssü neresi? Amerika. Tamam, o da iyi. Amerika'daki büyüme performansı ne? Eksi 2,7.

Demek ki "dünya krizi" diye bir kriz var, büyüme eksi 1,1. Bunun üs merkezi Amerika Birleşik Devletleri, büyüme eksi 2,7; tamam.

Dünyanın öbür taraflarında bir şeyler var. Bizim -yine demin ifade ettiğim tarzdaki bir sınıflandırmada- içinde bulunduğumuz, adına da "yükselen piyasalar, gelişmekte olan ekonomiler" denilen ekonomiler grubu var. Bunlardaki büyüme hızı ise artı 1,7.

Allah Allah! Şimdi, onlar büyümüşler. Yani bırakınız küçülmeyi, bir de artı 1,7 büyümüşler. Onların biraz daha doğusunda "Hindistan" diye bir yer var, nüfusu 1 milyar 200-300 milyon. Hindistan'ın ekonomik performansı ne? Artı 5,4. Onun biraz yanında başka bir ülke daha var, Çin, nüfusu 1,5 milyar civarında. Onun büyüme hızı ne? Artı 9.

Şimdi, rakamları yeniden tekrarlıyorum: Dünya: eksi 1,1, Amerika: eksi 2,7 (krizin üs merkezi) bizim içinde bulunduğumuz Grup: artı 1,7; Hindistan: 5,4; Çin: 9.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) - Kriz öncesi Çin yüzde kaç büyüyordu?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Ee, bu "yarım-dünya krizi” gibi bir şey oldu yani. Dünyanın batısında var, doğusunda yokmuş gibi.

Türkiye ne? Türkiye: yüzde eksi 6,5. Eğer bununla Hükûmetimiz, sizin Hükûmetiniz bizim Hükûmetimiz, Türkiye'nin Hükûmeti, eğer bu Hükûmetimiz bununla iftihar ediyorsa; demek ki 6,5 olacağına 16,5 olsa daha iyiymiş yani değil mi? Böyle bir şey olabilir mi yani? (CHP sıralarından alkışlar)

Ya, dünyada kriz var, eksi 1. Türkiye'de kriz yok, Sayın Başbakanın ifadesiyle bize vızıltı yani bu kriz dediğin ne ki teğet geçer, teğet geçti: eksi 6,5. Ben buna, teolojik anlamda almasın arkadaşlarımız ama sosyolojik anlamda bir benzetme yaptım, diyorum ki:

"Bu nasıl iştir ki yani "Azrail Amerika'da dolaşıyor, ekonomik anlamda, ölüler Türkiye'de çıkıyor." Yani değil mi? (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Değerli Milletvekilleri, bu, 2009. Bir de ola ki denilebilir ki; ya, kardeşim, biz yedi senedir bu iktidardayız, çok iyi işler yaptık, asıl buna bakmak lazımdır, yani. Tek bir tane yılı elimize alıp neden bir tane yılın üstünden gidelim?

Bakalım: Şimdi burada, Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal Bey, Bütçenin açılış konuşmasında, tablolarla -tablolar da gayet güzel hazırlanmış tablolar- ve gayet güzel yapılmış olan bir sunumla, büyüme hızlarını, dönemler itibarıyla büyüme hızlarını yüce heyetinize arz etti.

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) - Sen mi hazırladın?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Ben, önemine binaen, tekraren bu büyüme hızlarını ayrıca arz etmek istiyorum. Bu dönemlerin içerisinde, neden yedişer yıllık dönemler alıyorum? Çünkü, sizin iktidar döneminiz yedi yıl.

Sizden evvel, 1980'lerde, 1970'lerde, 1960'larda, 1950'lerde, 1930'larda, 1920'lerde, yedişer yıllık dönemler olarak üst üste konulabilecek olan ne kadar dönem varsa tamamını, tahrif etmeden, herhangi bir değişikliğe uğratmadan arz edeyim, ona göre ölçmüş olalım:

1923-29. Neden 1923-1929? Aslında, 1929 orada da bu Büyük Buhran'ın başlangıç yılıdır. Hem yedi yıla denk düşer -aynen sizinki gibi yani- hem de arkasında da bir buhran var. Sizde de bir buhran var.

Değerli arkadaşlar, 1923-1929: büyüme yüzde 10,3.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Siz niye 1920'lere gidiyorsunuz?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Hayır, hayır, geliyorum, oradan geliyorum şimdi, orada kalmıyorum.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar…

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Sayın Genel Müdürüm, orada kalmıyorum, geliyorum ben şimdi.

1923-1929: Yüzde 10,3. 1923-1938: Yüzde 7.4. 1950-1957, geliyorum 50'lere doğru.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Sizin karne döneminize bir gelseniz.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Onu da söylerim, elbette.

1950-1957: Demokrat Parti dönemi, yedi yıllık bir dönem. 1957'de orada da kriz vardır. 1950-1957: Yüzde 7.1

1960'lar, 1966-1970: 1971 Muhtırasının ucuna kadarki olan dönem: Yüzde 6,3.

1980'ler… Veya 1970'leri de katayım. 1970'lerde ilk Üç Plan Dönemi, yani 1963-1977, on beş sene. Bu on beş senenin içerisinde Kıbrıs Barış Harekâtı var, Kıbrıs Barış Harekâtı münasebetiyle Türkiye'ye konulmuş olan ekonomik ambargo var. Ayrıca 1970'te 1 dolar olan petrol, 1977 yılında 30 dolar olmuş, yani 1 dolar-30 dolar. Bütün bu dönem var. Bütün bu on beş senenin ortalaması: yüzde 6,1.

Şimdi geldim sizin döneminize: 2003-2009. Dünyanın en parlak dönemi. Dünyanın en parlak döneminde (2003-2009), Değerli Arkadaşlar: Büyüme: yüzde 4,0. Aslında bendeki makineye göre 3,98 de hatırınızı kırmamak için ben de onu 4,0'a iblağ ettim. (CHP sıralarından alkışlar ve gülüşmeler) 4,0. Buradan yeniden söylüyorum.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Dünyada ne?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - E, demin söyledik ya. (CHP sıralarından gülüşmeler)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) - Anlamadı.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi, dünyada, büyük ekonomiler yüzde 5,5; bizim içinde bulunduğumuz ekonomiler yüzde 7,2; Asya yüzde 9.0 Dünya da bu.

Şimdi, Değerli Arkadaşlar, bunu söylemekten muradım şudur:

Bir: İnsanlar kendisini bazen şey yapar… bu "kandırma" lafından daha zarif, daha kibar bir laf bulayım diye düşünüyorum ama… Diyelim ki kandırmasın yani kendisini.

Böyle ağızlarından bal damlıyor Hükûmet sözcülerimizin, duyan da zannediyor ki; "dünya bal olmuş, bir tek bizim kaşığın sapı kırık”. Öyle bir şey var mı? Yok öyle bir şey. Yani, dünya bal olmuş, sadece bizim kaşık… Evet.

Şimdi, bu yüzde 4,0'lık büyüme yedi yıllık bir ortalama için, değerli arkadaşlar, başarılı bir büyüme değildir, Türkiye'nin iftihar edeceği bir büyüme değildir, amaçlayacağı bir büyüme değildir. Daha sonra göreceğiz.

Bunun bir de ayrıca karşılığı var, bir "bedeli” var. Yani, acaba hiç bedelsiz mi oldu bu büyüme, yoksa belli bir bedel mi ödedik bu büyümeye karşı -yine Sayın Canikli'nin konuşmasında biraz izi vardı, biraz ucu vardı- biraz da onlara gelmek istiyorum.

Şimdi, değerli Maliye Bakanımız ve Maliye Bakanlığı şu kitabı bütün Milletvekillerine dağıttı. Önünde olan arkadaşlarımızdan istirhamım olsun, bunun bir 93'üncü sayfası var -93'üncü sayfa- orada Türkiye'nin borcu harcı, derdi, her neyse, onunla ilgili veriler var.

Şimdi, o 93'üncü sayfasındaki veriler şöyle... Türkiye'nin, biraz önce tenkit ettiğiniz, içinde Milliyetçi Hareket Partisinin de bulunduğu -2001, 2000 kriziyle ilgili- bütün Cumhuriyet Hükûmetleri’nin seksen senede yaptığı bir borç harç var: 148 milyar dolar.

Aslında bu 2000 yılından önce bu kadar büyük görünen bir rakam da değildi, ancak böyle 90 milyar dolarlarda görünen bir rakamdı. Gerçekten, Milliyetçi Hareket Partisinin de içinde bulunduğu yönetim, özellikle kriz ve krizin ertesindeki hâl dolayısıyla, muhasebelerdeki halının altına itilmiş şeyleri açığa çıkardılar.

Yani kamu iktisadi teşebbüslerinin görev zararları buralarda görünüyor görünmüyor idi, bankalarla ilgili hortum, soygun, aklınıza ne geliyor ise burada görünüyor görünmüyor idi, onlar da şimdi bu 148 rakamının içindedir. O yüzden bunu baz almanızı istiyorum. Bu rakam 148.

Şimdiki rakam ne? Eğer bu kitaba bakan varsa arkadaşlar -görmüyorum ama, kitap herhâlde yok kimsenin elinde- oradaki rakam 285 yazar. Yeni doğrusu 295 olacak. Niye? Çünkü o Ekim 2009 itibarıyla veriyor. Kasım ayının verileri de geldi, ben onu da işledim buna, etti 295.

Şimdi, bu kamu sektörünün borcu, yani iç ve dışının toplamı. Şimdi, bu ne? İyi bir şey mi yani bu? 148'miş, 295 olmuş. Tam yüzde 100, alnı alnına artış.

Değerli Maliye Bakanı… Nerede? Ha, yok. Ben de hep seni görüyorum Sayın Maliye Bakanı  filan diye.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yok yok, buharlaştı!

MUHARREM İNCE (Yalova) - Avam Kamarasına gitmiş! 

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Sayın Maliye Bakanı, burada, işine geliyor rakam büyüklükleriyle ilgili bir şey söylüyor…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Gayrisafi millî hasılaya oranı ne olmuş?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - …işine geliyor nispetlerle, oranlarla falan bir şey söylüyor. Ona sormak istiyorum ki, Türk milletinin huzurunda, Türk halkının, bizi televizyonlarının başında seyreden bütün milletin, bütün halkın huzurunda, bu iyi mi? 148, 296 olmuş. Bu iyi mi?

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Gayrisafi millî hasılaya oranı!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Eğer iyiyse daha çok edin! Bunun ikinci bölümü şudur değerli milletvekilleri…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Oran, oran… Orana bak, orana!

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, lütfen yerimizden konuşmayalım. Lütfen…  

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Bunun ikinci bölümü şudur: "Özel sektörün dış borcu”. Özel sektörün dış borcu da bir millî borçtur. Özel sektörün dış borcu -onunla ilgili bir başka bahse ayrıca geleceğim- 2002 yılının sonunda bir rakam: 43 milyar dolar imiş, iyi.

Ee, herhâlde şimdi özel sektörümüz -çok allandı pullandı vesaire- borcunu azaltmıştır değil mi? Niye borcu artmış olsun? Şimdi ulaştığı borcun rakamı 177 milyar dolar. Bir daha tekrar etmek istiyorum: 43 olan rakam, olmuş 177. Yüzde 300'den fazla bir borç artışı.

Şimdi değerli arkadaşlar, bunu daha çok uzatmak filan mümkündür ama…

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Varlıkları ne olmuş? 

İLHAN KESİCİ (Devamla) - …ben izin verirseniz burada bunu bağlayayım.

Buradan şunu söylemek istiyorum değerli milletvekilleri, özellikle AK PARTİ'li –AKP de demiyorum, bakın- arkadaşlarımızın yakından bildiğine inandığım, çok aziz, benim de çok sevdiğim bir ilahî var. Bu, Nakşî mahfillerinde çok söylenen, çok sevilen bir ilahidir. Onu bir hatırlatıcı olmak anlamında, bir ikazen ifade etmek istiyorum, o da şu:

"Uyan ey gözlerim gafletten uyan… 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - CHP'yi kapattıracaksın!

İLHAN KESİCİ (Devamla) –

"Uyan ey gözlerim gafletten uyan,

Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Azrail'in kastı  canadır inan,

Uyan ey gözlerim gafletten uyan." (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli Milletvekilleri, bu yaklaşım gaflet yaklaşımıdır. Bundan uyanmak lazımdır. Hem kendiniz için uyanmak lazımdır, hem aziz milletimiz için uyanmak lazımdır.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Başsavcıya delil verdiniz ama!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi evet…

Şimdi, bu dergi "Newsweek” dergisi, geçen haftanın dergisi. Yani siz fazla kaale almayabilirsiniz ama burada diyor ki: "Büyük Güçler Nasıl Düşerler?". Daha doğrusu başlığı o "Büyük Güçler Nasıl Devrilirler?"

Altında da yazmış: "Bir, borçları artar." Şimdi, bakın, sanki Türkiye'yi, bizi söylüyor değil mi? Borçları artar. "İki, büyümeleri düşer”. Öyle değil mi? Bizim borcumuz arttı, büyümemiz de düştü. "Üç, Faizleri de bu istikamette olur”. Bu, imparatorluklar dâhil herkesi batırır. O bu.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Faizler ne olmuş? 

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Hayhay, faize geleceğiz canım.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - O ne diyor faizlere?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Hayır, faizler bunda yazmıyor, şunda yazıyor.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Faizlere ne diyor, faizlere?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Faiz bunda yazmaz, şunda yazar (dergi). Bunu da getirdim, bunu da getirdim yanımda.

Ama konuşmanın düzeninde faizin bir yeri var. İzin verirseniz, faize o yerde gelmiş olayım ben.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Rakamların hepsini söylemiyorsunuz!

HALUK ÖZDALGA (Ankara) - Borç rakamlarını doğru vermiyorsunuz!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Tabii tabii!

Şimdi, Değerli Arkadaşlar, faiz…

Türkiye nereden yani onunla başlayalım… En çok hem Sayın Canikli hem Sayın Başbakan -hâlâ yok- hem Maliye Bakanımız -hoş gelmiş tabii- hem değerli arkadaşlarımız bu faiz işini severler.

Bu faizlerle ilgili bir şey söyleyeyim, en kötü faiz dönemi, kriz olmuş olması münasebetiyle 1999-2002 dönemidir. Bir de 1999'da Türkiye'nin üretim kapasitesinin yüzde 50'si uçmuş idi. Neden? Bir büyük felaket oldu: 7,4 büyük deprem. Allah hiçbir ülkeye vermesin, bize de vermesin.

Onu da dikkate almak lazım ama o dört yıl içerisinde gerçekten o Hükûmet 127 milyar dolar -dört yılda- faiz ödedi. Bu, çok büyük bir rakamdır. O yüzdendir ki -demin sözlerimin başlarının bir yerinde filan söyledim- o Hükûmet zaten Parlamento dışında kaldı, o Hükûmete can veren, daha doğrusu o Hükûmeti teşkil etmiş olan siyasi partilerin tümü Parlamento dışında kaldılar…

Bu 125 milyar dolar, yılda ortalama 31 milyar dolar, çok büyük bir paradır, çok kötü  bir paradır, yani çok vahşi bir paradır. "Allah o günleri göstermesin." demek lazımdır yani.

Ama ondan evvelki bir 25 yılı daha vermek istiyorum. O arızi bir dönemdir. Ondan evvelki 25 yıl: 1975-2000. İçinde her şey var yani bunun. 1970'ler var, 1980'ler var, 1990'lar var, İhtilaller var, beş partili-altı partili koalisyonlar var, aklınıza ne gelirse var.

Bu 25 yıl, ayrıca bir de şimdi sattığınız, 30 milyar dolara özelleştirdiğiniz bütün tesislerin yapıldığı da 25 yıldır.

Telekomünikasyon o zaman’dır, tüm rafineriler o zaman’dır, petrokimya tesisleri o zaman’dır, limanlar o zaman’dır, et-balık tesisleri o zaman’dır, Sümerbank o zaman’dır, Etibank o zaman’dır, kırk beş tane özelleştirdiğiniz elektrik dağıtım şebekeleri o zaman’dır.

Bu, yani Türkiye'nin normal bir 25 yılı o. Olağanüstü bir şey değil, normal bir 25 yılı. Bu normal 25 yıldaki Türkiye'nin ödediği faiz 127 milyar dolar. Bölün, 127/25= 5 milyar dolar.

İyi, Türkiye normali budur aslında. Eğer Türkiye normali yılda 5 milyar dolar faiz öderse -şimdi sizinkine geleceğim ben- o aradaki fark işte kalkınmanın finansmanıdır. Yani kalkınmaya gidecek olan, halka gidecek olan, refah yaratacak olan finansman oradaki finansmandır.

O yüzden bu faizin belinin kırılması lazımdır. Keserse keser, satırsa satır, nacaksa nacak, baltaysa balta -iktisadi anlamda söylüyorum bunları- onlarla bu faizin belini kıracaksınız, oradan kazandığınız kaynağı kalkınmanın finansmanında kullanacaksınız.

Şimdi, Değerli Arkadaşlar, ben yakınlarda bir televizyonda -bir küçük düzeltme yapmak istiyorum huzurlarınızda- dedim ki:

"2003-2008 yılları  arasında AKP İktidarı döneminde 6 yılda 225 milyar dolar faiz harcaması oldu. Bu, 60 Atatürk Barajı'nın sökülüp yurt dışına gönderilmesi anlamına gelir."

Şimdi burada bir küçük düzeltme yapayım: O 225 milyar dolar yeni hâliyle 222 milyar dolar oldu. Çünkü bu kur’larla ilgili; her seferinde, her hafta, bazen on günde bir bazı ufak tefek değişiklikler oluyor. 222 milyar dolar, ama ona 2009'u ekleyelim. 2009'un rakamı ne? 38. 222+38 eşittir ne? 260 milyar dolar. 7 yılda ne yapmış? 260 milyar doları Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi hükûmeti, iktidarı, her neyse, bunu faiz olarak uçurdu gitti. Kaç tane Atatürk Barajı eder? Atatürk… Atatürk… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Borçlanmayı siz yaptınız.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Borçlanmayı kim yaptı? 

BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri…

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi bak, Sayın Genel Müdürüm, borçlanma… Seksen sene borçlandı, dün.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Hayır… Hayır… Öyle değil.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi bak, bak…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Benim konuşmamı unutmuşsun.

İLHAN KESİCİ (Devamla)- Sorduğun, dün. 80 sene borçlandı, 148.

BAŞKAN - Sayın Kesici

İLHAN KESİCİ (Devamla) - 80 sene borçlandı, 148.

BAŞKAN - Sayın Kesici, siz lütfen Genel Kurula hitap edin.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Siz sadece 7 yılda 150 borçlandınız.

BAŞKAN - Siz Genel Kurula hitap edin.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bunun adı eskiden olmuş olsa idi yani Refah Partisi zamanında, saygıdeğer -onu da ayrıca ifade etmek istiyorum- Refah Partisi zamanında Refah Partisinin yöneticileri, çok haklı olarak, çok doğru olarak bu ekonominin adına "rant ekonomisi", bundan beslenenlere de "rantiye"diyor idi.

Aslında, 1997'lerde Refah Partisinin "rant ekonomisi" dediği bugünkü rant ekonomisinin yanında solda sıfır kalır, yani bugünkünün zekâtı bile ancak olmaz yani. Şimdi, bu, Türkiye'nin "iliğinin kemiğinin sömürülmesi” demektir değerli arkadaşlar. Bundan şey yapmayın.

Şimdi, Sayın Başbakan, yine o faizlerle ilgili, geldi… Bunu da şimdi arz ediyorum, onlar büyük rakamlardı, mutlak rakamlar.

Bu da "The Economist” dergisi, bu haftanın. Bunun her sayısının arka sayfasında 45 tane ülkeyi gösterir. Bunların cari işlemler açığı ne kadar, bütçe açığı ne kadar, faizleri ne kadar filan…

Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki o zaman, yani mesela 2001 krizinde faizler şuydu, şuydu filan… Şimdi, bileşik faiz dün itibarıyla ne oldu? 9,15 değil mi? Peki. Bu 9,15 çok iyi yani, filan, size göre. Öbür ülkeleri okuyorum buradan: Amerika…

ALİ KOYUNCU (Bursa) - Kapağını açma Sayın Vekilim, müstehcen… 

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Bu hafta var, bu hafta bütün…

ALİ KOYUNCU (Bursa) - Kapağı müstehcen… 

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Ha... Ha… Bağışlayın. Yok, yok… Yok, hayır, o anlamda değil, o anlamda değil. Anladım. Bağışlamanızı diliyorum, sadece derginin adını gösteriyordum ben. Hayır, hayır, o anlamda değil.

Şimdi, bu Amerika Birleşik Devletleri, değerli milletvekilleri, kaç? 0,18… Allah, Allah… Ya o 0,18… Bizimki kaç? 9. Ya, 9'u 0,2'ye bölsek, oradan 1 olması için 5 lazım, 9'la çarpın 45; kırk beşte 1'i. Ya, kırk beşte 1'i kardeşim.

Amerika ya! Krizin üs merkezi değil mi bu? Ya, biraz da Sayın Maliye Bakanıma hitaben ama bağışlayın yani bu başka bir şeyi… 

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) - Doğru söylemiyorsunuz, rakamlar doğru değil.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Yahu! Bizim faizimizin 45 te 1'ini veriyor kardeşim. Bu iyi mi? İyi olabilir mi yani bu? Affedersiniz, bu bir tek Amerika mı öyle? Yine bağışlamanızı diliyorum, beni de biraz tebessüm ettirin, yani özür diliyorum.

Yani, altında var Çin. Ya bu? Amerika'ydı, 0,18. Hadi Çin? Altındaki Çin 1,8; altında İngiltere 0,60; altında Kanada 0,19; altında Euro Area, yani Avrupa Birliğinin euro kapsamı içerisinde kalmış olan ülkeleri 0,70-0,72. Şimdi, bundan… Yani, bu iyi bir resim değil değerli arkadaşlar.

Yani, Sayın Başbakanımız da söylemiş olsa, Sayın Maliye Bakanımız da söylemiş olsa, kim söylerse söylesin bu faizin altından kalkılamaz. Bunun altında hepimiz kalırız.

Şimdi bütün bunların sonucunda ne olmuş olabilir? Yani, bu kadar bedel ödedik. Bir de Sayın Başbakanımızın bir başka ifadesi oldu, dedi ki:

"Biz iş başına geldiğimiz zaman 3.300 dolar idi kişi başına düşen millî gelir..."

Yani, bütün bunlar neye yansıyacak? Refaha. O kime yansıyacak? Kişiye, hepimize, teker teker.

"…3.300 dolar idi, ben bunu aldım 10.500 dolara çıkardım." İyi, amenna!

Bu rakam nerede olabilir? Şimdi, bizim Planlama Teşkilatından beraber çalıştığımız Değerli Bakan Arkadaşımız filan da var. Bu kitapta… Aman, bunun üstünde bir şey yok yani Allah'tan, demin için kusuruma bakmayın.

Bu, Devlet Planlama Teşkilatının "2010 Yılı Ekonomik Programı”. Zaten bu tür bütçeler de bunun içerisine oturacak tarzda hazırlanır. Bu kitabın da bir 13'üncü sayfası var, eğer elinde kitap olan arkadaşlarımız filan varsa oradan takip etsinler.

Ben tabii bağışlamanızı diliyorum, üstünde çalıştığım için böyle. Bizim Sivas'ta buna diyorlar "İt oynamış yonca tarlası." Yani her tarafı karga-burga olmuş. Şimdi bu da bir it oynamış yonca tarlası gibi, ama ben buradan çıkarırım.

Sayın Başbakanın orada bir küçük hatası var. O "3.300" dediği rakam aslında 3.529. Çok önemli değil yani ama Başbakanlara verilen rakamların Türkiye'de milim şaşmaması lazımdır, yani virgül yanlışı olmaması lazımdır. Ben bunu onun için söylüyorum, yoksa önemli bir fark değil.

O "10.285" dediği de 2008. E, bir de bunun 2009'u yok mu canım Allah Allah? Burada var, bu tabloda. Diyor ki: "2009: 8.456" Bu, cari fiyatlarla.

Bu Devlet Planlama Teşkilatı  denen teşkilat veya ekonomik organizasyonlar bunun yeterli olmadığını  bildiği için yanına hemen bir sütun daha koyarlar. O ne? Sabit fiyatlarla çalışılmış hâli -o cari fiyatlar- 1998 dolarlarıyla. Ben onu daha kolay anlaşılsın diye, değerli milletvekillerine hizmet sadedinde efendim, ben o fiyatları 2009'a getirdim ama -biraz sonra söyleyeceğim- bu 2009 fiyatları yanlışsa filan arkadaşlarımız bizi elbette düzeltirler.

2009 yılının bugünkü  dolar değeriyle, bugün itibarıyla kişi başına düşen millî  gelirimiz 8.456 dolar. Bir rakam, iyi… Bunun 2002 versiyonu ne, 2002'deki hâli?6.953 dolar, 7 bin dolar.

Peki, buradan yani bütün bu borcu harcı, faizi yaptık. Siz de çok iyi yönettiniz Türkiye'yi. Yılda kişi başına ne kadar bir refah geldi? 214 dolar. Bir daha söyleyeyim mi? Bugünün fiyatlarıyla 214 dolar.

 
Sayın Başbakan burada olsaydı belki… Şimdi de Sanayi Bakanımızı görüyorum. Eğer Sayın Başbakan burada olsaydı…

ALİ KOYUNCU (Bursa) - Maliye Bakanı, Maliye Bakanı… 

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Hayır, hayır. Başka bir şey söyleyeceğim de o yüzden.

Sayın Başbakanın veya Sayın Çağlayan'ın -Çağlayan'da da gördüm ben, kırmızı bir kravatı vardı- kravatı 215 dolar, 225 dolar.

Yani buradan neyi demiş  oluyorum? Bu kadar borcu artırdınız, bu kadar faizi verdirdiniz, bu kadar… Ne kadar iktisadi kıymet varsa bu 7 yılda onları da sattık. El elde baş başta.

Ne kaldı? Bir tane kravat. Yani senede bir kravat kadar bir refah artışı yapılmış oldu. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, ben bu rakamları bu yüce Meclisin efendim, manevi kürsüsünde buraya bırakıyorum. Elbette onu başka bir sefer söyleyecektim.

ABDÜLHADİ KÂHYA (Hatay) - Kravatınızı mı?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Evet, evet.

Bu "pehlivanlığın, yağlı güreşin er meydanı Kırkpınar”, Edirne'de.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Sizin de var herhâlde o kravattan.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Evet,

Bu "Devlet rakamlarının er meydanı da burasıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, Bütçe müzakereleri”.

Ben de bu rakamları  bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin er meydanına bırakıyorum. Benden sonra cevaplandıracak olan Maliye Bakanı ise Maliye Bakanı, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısıysa ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı, Hazine Bakanıysa Hazine Bakanı, Başbakansa Başbakan, çıkar bu rakamları bizim kafamıza geçirir. Burası er meydanı! (CHP sıralarından alkışlar).

Şimdi, değerli arkadaşlar, buradan bu "açılım”, daha doğrusu o bahse çok girecek değilim de, yani o da aynen, bana sorarsanız, bu 2010 yılı bütçesi gibi mahcup.

Özellikle Sayın Başbakan, yani bu "Kürt açılımı” mı desem? Arkadan, onu beğenmedik, yanlış mı anlaşılır, sıkıntı mı yaratır, "demokratik açılım” mı desem? Arkadan, bir müddet geçti; ya, bu demokratik açılım da olmasa da, "millî birlik-bütünlük-beraberlik açılımı” mı desem?

Burada, ben bir mahcubiyet görüyorum, yani net olamama hâli.

Ama ben işin bu bölümüyle ilgili değilim, şu bölümüyle ilgiliyim: Konumuz ekonomi olduğu için işin…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Ekonomi… 

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Evet, işin ekonomik bahsiyle ilgiliyim.

Buradan, değerli arkadaşlar, hepinize hitaben, hepimize hitaben, kendi arkadaşlarım da dâhil olmak üzere arz ediyorum, diyorum ki:

"Herhangi bir projenin -ki kültür projesi olur, siyasi proje olur, başka proje olur- eğer yanında, peşinde, beraberinde bir ekonomik projesi yok ise, ekonomik bir projeyle destek almıyor ise, o işin ciddiyeti yoktur”.

Ve eğer bir siyasi proje yaptınız, yani bu siyasi proje Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'yle ilgiliyse, her ne olursa olsun oradaki insanlarla ilgiliyse, onun bir ekonomik projesinin de olması lazımdır.

Şimdi, bu açılım projesinde hiç, "bu işin de ekonomik projesi de budur" diye, elimizde bir sayfalık bir kâğıt var mı? Yok.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Var, var!  

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, biz bir cihan -arkadaşlarımızın sevdiği için o tabirleri, biz de aynı şeyin soyuyuz- efendim, biz bir Cihan İmparatorluğu’ndan geliyoruz.

ALİ KOYUNCU (Bursa) - Öyle, öyle!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Evet, elbette öyle, amenna!

Bu Cihan İmparatorluğunun tabiri şu idi: "Yedi iklim-dört kıta!" Yedi iklim-dört kıta. Oradan bir şeyler oldu, bir dünya hâlidir; oldu, geldi, bu 780 bin kilometrekareye oturdu.

Bütün imparatorluklar 19'uncu yüzyılda tasfiye oldu, biz de 20'nci yüzyılın başında tasfiye olduk. Bütün imparatorluklar ulus devlet modeline geçtiler. Bu geçiş sancılıdır her tarafta, bütün imparatorluklarda. Bizde de sancısı oldu.

Fakat, arkadaşlarımız  şundan emin olsunlar ki, bütün dünyadaki imparatorluklardan ulus devlete geçişte en az sancılı geçiş Türkiye Cumhuriyeti, yani Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti devletinindir. Bu, bizim iftiharlarımızdan birisi olmalıdır.

İkinci bir bahis, ekonomiyle ilgili -demin arz ettim ben - 1929'a kadar Türkiye Cumhuriyeti devletinin ekonomik modeli tam liberal dönemdir, 1923-1929. Ama dünyada 1929 buhranı olunca, bütün dünya ekonomik anlayışını değiştirdi, biz de ekonomik anlayışımızı değiştirdik 1930'dan itibaren. Yani karma ekonomi, devletçi ekonomi modeline geçilmesinin sebebi budur ve o sıralarda sanayi planları hazırlanmaya başladı.  

Sanayi planını  hazırlayan insan Başbakan İsmet Paşa, İsmet İnönü. Bakanı kim? Ekonomiyle ilgili bakanı kim? Celal Bayar. Birisi, daha sonra Demokrat Partinin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olacaktır, öbürü de Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı. Şimdi, bu insanlar bu dönemde Türkiye'ye sanayi planı hazırlarlarken aynı zamanda da Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya da münhasıran ve müstakilen kalkınma planları hazırladılar.  

İsmet Paşa gitti, kendisi Başbakan, şöyle bir kitap yazdı, adı da "Kürt Raporu"dur. Adından çekinmeye falan da gerek yoktur. Çünkü, bu Kürt lafının edilmesi, edilmemesi sadece 1980 İhtilali münasebetiyledir. Ondan önce, Türkiye Cumhuriyeti devletinin öyle bir derdi yoktur, ne Kürtçe yasağıyla ilgili bir derdi vardır, ne Kürt tabirinin kullanılmasıyla ilgili bir derdi vardır.  

Onlar bizim kardeşimizdir. Niye? Bin senedir. Hatta Kuzey Irak'taki Kürtler de bizim kardeşimizdir, fakat onların ömrü biraz daha kısa; buradaki kardeşlerimiz, Kürt asıllılar bin senedir, onlar bin sene eksi yetmiş beş yıl. Yani 1925'ten beri, şimdi aynı sınırlar içinde değiliz. Öyle değil mi? 1920'ye kadar aynı sınırlar içerisindeydik. Kuzey Irak'taki Kürtler de bizim, yine Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk milletinin kardeşleridir.

Şimdi İsmet Paşa, Başbakan olarak bu raporu hazırladı. Başbakanınki biraz daha siyasi bir rapor. Bunun ekonomik modeli olması lazım değil mi? Demin arz ettim, evet. Ekonomik modelini kim hazırlayacak? Ekonomi Bakanı kim? Celal Bayar. İktisat Vekili, o zamanki adıyla. Celal Bayar da gitti, o da bir rapor hazırladı. O rapor da şu:"Şark Raporu”. Ama içi ekonomi.

Burada gördüki, Celal Bey ve o Hükûmet; bu, asıl bir nafia hizmetleridir. Yani önce, bayındırlık, imar, inşa, bunlar lazım. Nasıl yapacak? O zamanın bir Nafia Vekili var. Adı ne? Hilmi Uran. Allah onun da mekânını Cennet etsin. Hepsi cennet mekân. Hilmi Uran, o da daha sonraki hatıratlarında bunları yazdı.

Bunu arzdan muradım  şudur değerli milletvekilleri: Eğer bu Hükûmet, Sayın Başbakan, böyle bir açılım yapacak idi ise, her ne açılım idi ise, o illa da şöyle bir ekonomik modelle bu işin desteklenmesi lazımdı. Şu ana kadar böyle bir modeli efendim görmüş değiliz. (AK PARTİ sıralarından "Var, var" sesleri)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) - Var da sen görmüyorsun!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Ona da geleceğiz şimdi, benim gördüklerimle sizin gördüklerinize.

Bu işin ikinci bölümü  şudur: Başka projeler de hazırlanabilir elbette Doğu ve Güneydoğu için sizin hazırlayabileceğiniz. Ama benim bir tavsiyem var. Bu, bir kardeş tavsiyesidir, muhalefet gayreti değildir. Bu, bir kardeş tavsiyesidir. Türkiye çok çeşitli dönemlerinde çok kafa yordu Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kalkınmasına. Bunların tümünün rezümesinde, mecmuunda, sonucunda ulaştığı nokta şudur:

"Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi, GAP”. Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi.

Şimdiye kadar Türkiye'nin millî gelirleri, 1960'larda 100, 120, 125 milyar dolarlardır. Bugünkü dolar kuruyla söylüyorum, o zamanın kuruyla değil. 1980'lerde Turgut Bey'in zamanında, rahmetli Özal'ın 200-250 milyar dolarlar civarında idi. Yani Türkiye, millî geliri 100 milyar dolarlar civarında, 200 milyar dolarlar civarında iken GAP Projesi'ne 16 milyar dolar para harcadı.

Şimdi, o zamanki "Siyasi Müellifi”nin benzetmesiyle izin verirseniz söylemek istiyorum. Bu GAP, bir entegre projedir. Enerji bacağı var, sulama bacağı var, sanayileşme bacağı var. Sizin de aranızda, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin içerisinde bu projeyi en iyi bilen, Türkiye'de en iyi takip eden insanlar da var, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz de var. Onların huzurunda da hakşinaslık olmak üzere ifade etmek istiyorum.

Bu, "Yedi Küpeli Gelin”.

Eğer Sayın Başbakan televizyondan seyrediyorsa veya Sayın Maliye Bakanı şimdi benim yaptığım gibi; kapatsın gözlerini, böyle bir o Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni gözünün önüne getirsin, gözleri kapalıyken ama gözünün önüne getirsin.

Kadim tarihte, eski tarihte, böyle Yukarı Mezopotamya ovaları, "Bereket Ovaları" denilen ovaları gözünün önüne getirsin; işte bu GAP projesi o projedir.

Bunun enerji bacağı 7.500 megavattır, aşağı yukarı her yıl 30 milyar kilovat saat elektrik enerjisi üretecektir; sulama bacağı 1,8 milyon hektardır, 18 milyon dönümdür. 18 milyon dönüm, o bölgenin tamamını bereket olarak fışkırtacak olan bir hadisedir.

Yahu, bu proje, elinizde bu proje var işte. Doğu açılımı yapıyorsanız da bu projedir, güneydoğu açılımı yapıyorsanız da bu projedir; bunu yapın.

Fırat'ın üstünde…  Şimdi yine gözlerini Maliye Bakanı kapatsın o zaman, "Sayın Başbakana niyabeten", diyelim, o kapatsın, hem de Gaziantep Milletvekilidir.

Yani, Fırat'ın  üstünde yukarıdan -şimdi, bu "Sivas'ın doğusu" lafı var, bizim Divriği var da Divriği'nin ucuna kadar, ağzına kadar gelir Keban'ın kuzey kolları- aşağı doğru sayıyoruz:

"Keban, Karakaya, Atatürk Barajı, Birecik Barajı, Karkamış”.

Buna haritada bakın, bir İstanbul Boğazı gibidir aynen. Yani biraz şu ebatta bir haritayla bakarsanız, İstanbul Boğazı gibi boydan boya bütün Türkiye'yi aşağıya çeken bir hadisedir bu. Muhteşem bir projedir.

Dicle bacağında: Yukarıda Kralkızı-Dicle Barajı, ortada Ilısu Barajı

Kardeşim, bu Ilısu Barajı'nı yapın. Atatürk Barajı rahmetli Özal'ın iftiharıdır, Türkiye'nin iftiharıdır, dünyanın iftihar projelerinden birisidir. Sayın Başbakan seçim posterlerinde, parti seçim posterlerinde resmini rahmetli Özal'la beraber koyuyor, bu iyi. Yani Menderes, Özal, Sayın Başbakanın fotoğrafı, bu iyi ama bu resmi hak edebilir olmak için, "Bu Atatürk Barajı'nın muadili" denebilecek olan orada bir Ilısu Barajı var -1.200 megavat takatindedir, 120 bin hektar sulama yapacaktır, 120 bin hektar 1 milyon 200 bin dönümdür- yapın bunu. Yaptınız, ne olacak?

ÜNAL KACIR (İstanbul) - CHP sizi niye alkışlamıyor?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Bütün Batman ovaları, bütün Siirt ovaları, aşağı inin bütün Mardin ovaları, aşağı inin bütün Şırnak ovaları, İdil, Cizre, Silopi, Nerdüş ovaları. Bütün bunların suya ihtiyacı var, su bekliyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - CHP, alkışla! CHP, alkışla!

İLHAN KESİCİ  (Devamla) - Bütün bunları yapacaksınız. Evet… [AK PARTİ sıralarından alkışlar (!)] Kalkınma projesi demek, bu projeler demektir, değerli arkadaşlar.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin… 

Evet, bizim arkadaşlar, böyle çok etkilendiler, alkışlamayı filan unuttular bence yani. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEP DAĞI (Ankara) - Alkışlayamıyorlar!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, yedi yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde bu projeye ne harcandı diye bakalım.

SUAT KILIÇ (Samsun) - 12 milyar dolar… 

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Yedi, yedi yıl.

Ben şimdi buraya koyayım bu rakamları, sonra gelip bizi tekzip eden arkadaşlarımız olsun.

Bu yedi yıl içerisinde enerji projelerine harcanan rakam 180 milyon dolar, enerji projelerine -bu, Türk liralarının, yıllar itibarıyla Türk liralarının, işte, kurlar itibarıyla, benim hesaplamalarım itibarıyla getirdiğim- siz buna "200 milyon dolar." deyin.

Sulama projelerine, en büyük bölümü 2009'da olmak üzere 1 milyar 300 milyon dolar. İkisini beraber toplayalım, 1,5 milyar dolar, iyi. 1,5 milyar doları  bir yediye bölelim, yılda ne kadar olmuş? 200 milyon dolar, o da iyi. 200 milyon dolar yılda harcamışız.

Peki, bu GAP'ın geride kalan büyüklüğü ne kadar, rakam büyüklüğü? 16 milyar dolar. Siz buna "15" deyin, hesap kolaylığı olsun. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarda kalır ise… 

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - 2015'te biter.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - …demek ki bu proje kaç senede biter? Yetmiş beş senede.

Yani, 15 milyar doları  yıllık 200 milyon dolara bölerseniz 75 senede biter. O yüzden, hadise bu demektir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, laflarımı, sözlerimi bitiyorum.

ALİ KOYUNCU (Bursa) - Bitirme daha…

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Daha doğrusu bitirmiyorum da şimdi bir başka ekonomik model daha…

Şimdi, Sayın Başbakanımız yine yok ama televizyonlarından seyrediyordur. Sayın Başbakanımızın sevdiği 2002 yılında bir ekonomik anlatım var. Gerçekten benim de o zaman, duyduğum zaman, 2002 yılında yani henüz seçim kampanyasında çok etkili, çok doğru, çok düzgün bulduğum bir anlatım idi, bu "çay ve simit ekonomisi”.

2002'de Afyon'da -Afyon milletvekili arkadaşlarımız daha rahat bilecekler, Sayın Genel Müdürüm- diyor ki Sayın Başbakan, tam böyle zapta benzeyen bir şeyden okuyorum:

"Bir simit kaç  lira? 200 bin lira..." O zaman. Şimdinin 20 kuruşu ama o zamanki şeyle gideyim, "200 bin lira…" İyi. "Bir çay kaç lira, kahvede bir bardak çay? O da 200 bin lira…" İyi. "Etti 400 bin lira…" Asgari ücretle mukayese ederek "Bir ailede kaç kişi sayalım? 5; 400 bin lirayı 5'le çarpalım, 2 milyon. Günde üç tane öğün var, her öğünde sadece bir çay, bir simit yesinler. Ne yaptı? 6…"

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bunları sen hesaplayıp gelecektin.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Hepsi var. "30 gün var. Ne yaptı? 180.

Demek ki her öğünde, bir öğünde sadece bir bardak çay, bir tane simit yerse 180 milyon lira 5 kişilik bir ailenin sadece yeme harcaması. Asgari ücret kaç  lira?" Sayın Başbakan soruyor o zaman: "Asgari ücret kaç lira?" O zaman 200 milyon lira, ama Sayın Maliye Bakanının şu kitapçıkta verdiği rakam 184.

Şimdi, Sayın Başbakanın oradaki ifadesi "200", Maliye Bakanının buradaki ifadesi 184… Fark etmez. Yani oradan diyor ki, oradan tam tabiri şu Hükûmete hitaben: "Kardeşim, Allah'tan korkunuz yok mudur?" Sayın Vural, size de hitaben gibi yani.

OKTAY VURAL (İzmir) - Kendisine mi söylüyor?

İLHAN KESİCİ (Devamla) – Hayır, hayır.

Diyor ki neticede: "Bir çay, bir simit yiyen 5 kişilik aile 180 lira simit ve çay parası veriyor. Siz de asgari ücrete 200 lira veriyorsunuz, anca denk." Oradan bir soru soruyor:

"Allah'tan korkunuz yok mudur? Vicdanınız, insafınız yok mudur?"

Elhak, bana da sorarsanız bu soru doğru bir soru. Yani bir çay, bir simit… Tamam. Siz, 2002 yılında bu ekonomiyi -milletvekili adayı olan arkadaşlarımızın çoğundan da biliyorum- çok haklı olarak, çok doğru bir şekilde her tarafta anlattınız ve sempati, beğeni kazandınız.

Şimdi geldik 2009'a. Yine aynı çay-simit olsun. Şimdi simitler çeşitlendi, simidin 50 kuruşluk olan bölümü var, en alt dilimi, 3 liraya kadar çıkan bölümü var. Biz yine en alt dilimini alalım, 50 kuruş.

Peki, çay… 3 cins kıraathanemiz var bizim; birinci sınıf kahvehane, ikinci sınıf kahvehane, üçüncü sınıf kahvehane. Bu, 1 liradan 3 liraya kadar gidiyor bir bardak çay. Ben buraya gelmeden kahveciler odasından filan da bu bilgileri alıyorum tabii yani. Şimdi, ortalama, buradan çıktığınızda bir yere giderseniz, 1,5 lira bir bardak çay.

Şimdi hesabı yeniden yapalım: Bir simit 50 kuruş, bir bardak çay 1,5 lira, etti 2 lira. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT KILIÇ (Samsun) - Nerede, nerede içiyorsun sen? Senin kravatın 215 dolar, hesap yanlış!

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) - Hesap yanlış!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Evet, etti 2 lira.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Kravatın 215 dolar, çayı nerede içiyorsun?!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Beş nüfus var, etti 10 lira; üç öğün var, etti 30 lira…

SUAT KILIÇ (Samsun) - Kravatın 215 dolar, çayı nerede içiyorsun? Hesap yanlış!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - …bir ayda otuz gün var, şimdi çarpın; rakam ne etti, 900. Rakam etti 900 mü? Rakam etti 900. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Hesap yanlış!

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi, demek ki, bir çay bir simit yerlerse ayda 900 lira.

Bu, değerli Maliye Bakanının yine Meclisin huzurunda dağıttığı kendi konuşma metni de burada. Bu konuşma metninin otuzuncu sayfası, elinde olan baksın, Sayın Maliye Bakanının elinde vardır, o da bakabilir. Bunun da otuzuncu sayfasında diyor ki:

"Asgari ücret 546 lira…" 

Şimdi, asgari ücret 546 lira, bir çay bir simit 900 lira, bir aile bakımından. Sayın Başbakanın sorusuyla soruyorum… 

SUAT KILIÇ (Samsun) - Hesap yanlış, hesap! Çayı nerede içiyorsun?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - …sizin -aynı tabirlerle, aynı kelimeleri kullanmak için kâğıda bakıyorum- Allah'tan korkunuz yok mudur?

SUAT KILIÇ (Samsun) - Kravatın kaç dolar?

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Sizin vicdanınız, irfanınız yok mudur? (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Kesici, aynı soruları ben de soruyorum.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Evet, evet…

Şimdi değerli arkadaşlar, burada lafın bağlandığı yerdeyiz, "hasıl-ı kelâm”, eski tabir… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, lütfen müdahale edin!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyiniz.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi, hasıl-ı kelâm…

BAŞKAN - İktidar partisi milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum, lütfen… Lütfen yerimizden konuşmayalım.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Şimdi, hasıl-ı kelâm.

Gerçekten bir büyük "umut”la Türk halkı sizi iktidara getirdi 2002'de, bir büyük umutla. Sadece 2002'de getirmedi, onu takip eden dört seçimde de; 2002, 2004, 2007, 2009, üst üste yüzde 40 ve yüzde 40'ın üstünde oy verdi, tamam.

Bunun neticesinde Türkiye yönetiminin tamamını elinize aldınız; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, YÖK Başkanı, Merkez Bankası, aklınıza ne gelirse. Hiçbir dönemde olmadığı kadar Türkiye yönetiminin her noktasında varsınız, amenna.

Fakat burada ne oldu? Yani şu deminki söylediğimiz ister çay-simit ekonomisini alalım; ister borçları, faizleri alalım; ister bir kravat kadar refah artışını ele alalım; ne olmuş oldu?

Siz ispat etmiş  oldunuz ki, bu güzel ülkeyi, bu aziz vatanı, bu büyük milleti idare etmekte ehil değilsiniz, yönetmekte ehliyetiniz yoktur. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Yönetemiyorsunuz. Bunu muhalefet ispat etmedi. Bunu muhalefet filan ispat etmedi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Buna millet karar verecek, siz karar vermeyeceksiniz, millet karar verecek.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Elbette millet karar verecek, onda şek şüphe yok.

Ama bunu siz ispat etmiş  oldunuz ki ehil değilsiniz, yeterli değilsiniz. Yedi senenin özeti budur.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Kahveye bir çay içmeye gidin, milletle oturup konuşun, anlarsınız.

İLHAN KESİCİ (Devamla) - Buradan laflarımı şununla bağlıyorum değerli milletvekilleri. Bu yedi senenin özetiyle bağlıyorum ve oyumuzun rengini açıklıyorum:

2010 Yılı Bütçesi, refah vaat eden bir bütçe değildir, aş vaat eden, iş vaat eden, istihdam vaat eden bir bütçe de değildir.

Bu bakımdan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu bütçeye red oyu vereceğiz. Ama Bütçenin de aziz milletimize, yüce devletimize hayırlara vesile olmasını da temenni ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum, hürmetler ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar).  

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.