Facebook
Twitter
Uzak Asya Krizi "Crony Capitalism" Yüzündendir
Osman Özsoy | STV - Gündemin İçinden | 6.12.1998
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

DR. OSMAN ÖZSOY- Sevgili seyirciler, iyi pazarlar diliyorum. "Günün İçinden" Programına hoş geldiniz.

Malûmunuz olduğu üzere son günlerde basında, medyada, dünya basınında aynı şekilde, 1999 yılında dünyayı global bir krizin beklediğinden bahsediliyor. Elbette bundan kaygılanmamak mümkün değil. Bunun Türkiye'ye yansımaları nasıl olacak, neler yapmak lâzım ki bu krizi daha kolay geçiştirmek lâzım. Bütün bunları işin erbabıyla, Anavatan Partisi B ursa Milletvekili Sayın İlhan Kesici'yle konuşacağız; ben kendilerine hoş geldiniz demek istiyorum.

İlhan abi, hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Hoş bulduk, sağ olun.

DR. OSMAN ÖZSOY- Zannediyorum çok güzel bir yayın olacak, ben o kanaatteyim, seyircilerim iz de çok istifade edecekler.

İLHAN KESİCİ- İnşallah.

DR. OSMAN ÖZSOY- Şuradan başlayalım: Önce böyle bir kaygı doğru mu, yazılanlar doğru mu? Daha sonra da, neden Türkiye kaygılanıyor? Yani millî ölçekteki sorunlar, yani Türkiye dışındaki sorunlar da artık global bir anlam mı kazandı? Dünyanın herhangi bir yerindeki olaydan artık bigâne kalmak mümkün değil mi? Türkiye neden kaygılanıyor?

Buyurun efendim.

İLHAN KESİCİ- Şimdi Türkiye, yani hem dünyada artık ekonomiyle ilgili, hem diğer; şimdi bugün daha ziyade ilk bölümde ekonomiyle ilgili yapacağız sohbetimizi, her ülkedeki hemen hemen bütün sorunlar artık ulusal ölçekli olmaktan çıktı, dünya ölçekli olmaya başladı. Ona global ölçek de denilebilir, dünya ölçeği de denilebilir.

DR. OSMAN ÖZSOY- Küresel diyenler var.

İLHAN KESİCİ- Küresel ölçek de denilebilir, ama bu iş böyle. Yani, her meseleye bir dünya perspektifiyle bakması lâzım her ülkenin.

Türkiye ölçeğinde, şimdi arkanızdaki veya aynı zamanda benim de arkamda var o harita, Türkiye ölçeğinde olan her iş dünyayı çok daha fazla ilgilendiren bir şey. Gerçek anlamda bunun müspetinden de, menfisinden de bakmak mümkündür, ama Türkiye'de herhangi bir hâdise, bütün hâdiseler dünya ölçekli hâdiselerdir. Yani, ister buna siyasî hadiseler deyiniz, ist e r Avrupa Birliğiyle münasebetler deyiniz, ekonomi deyiniz, tamamı dünya ölçeğindedir. Bu bakımdan Türkiye ve Türk yöneticilerinin her hâdiseye "dünya acaba bu işe ne der" diye bakması lâzım, dünyayla belli bir uyum içerisinde olması lâzım.

DR. OSMAN ÖZSO Y- Yani coğrafî kaderimiz dünyadan ayrı değil.

İLHAN KESİCİ- Hayır, bizim coğrafî kaderimiz tam dünyayla beraber kaderidir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında da öyleydi, çöküş zamanında da öyleydi, Cumhuriyetin kuruluşunda da öyle, şimdi de öyle. Şimdi ekonomide daha da öyle; yani ekonomiye geldiğimizde işte bu globalizasyon çıktı, küreselleşme çıktı vesaire, dünyanın yeni dünya düzeninde yeni bir ekonomik düzen de oluşuyor. Bu yeni ekonomik düzenin parametreleri aşağı yukarı bütün dünyayla beraber.

Şimdi global kriz denilen hâdise, kısaca bir hatırlatma yapmış olalım, bundan sonra söyleyeceklerimize de bir altlık seviyesinde, bir hazırlık seviyesinde filan olmuş olsun. Ben arkanızdaki haritaya da bakıyorum aynı zamanda; önce bu iş Uzak Asya'da çıktı. Uza k Asya dediğimiz zaman, Japonya hariç olmak üzere, Japonya da etkileniyor ama, işte Pasifik, Pasifik kenarındaki ülkeler vesaire, "Asya Kaplanları" denilen ülkelerdir, Hong-Kong, Tayvan, Singapur, Güney Kore, Malezya, Endonezya ve Japonya; önce buralarda çıktı. Sonra Rusya'ya geldi, oradan atladı, uzun bir atlayış yaptı, Rusya'ya geldi, Rusya'dan bir büyük atlayış yaptı Latin Amerika'ya, özellikle Brezilya'ya gitti. Diğer bütün ülkeleri de, kimisini teğet geçerek, kimisini böyle bir süpürerek filan geçti. T ürkiye'nin de üstünden geçti bu kriz.

Şimdi olan hâdise şudur, Uzak Asya'da olan hâdise: Çok önemli miktarda bir uluslar arası sermaye hareketi çıkışı oldu. Bu rakam 400 milyar dolar civarındadır, 400 ilâ 500 milyar dolar. Bu uluslar arası sermayenin çıkışıyla beraber uluslar arası sermayenin kaybı da 200 milyar dolar civarında oldu. Şimdi bu rakamlar havada uçuşabilir, biz bazı rakamlar daha kullanacağız bugünkü sohbette. Havada uçuşmasın diye bazı örnekler de vereceğiz ki, bu ne demek oluyor?

200 milya r dolar demek Türkiye'nin bir yıllık millî geliri demek. Yani, Türkiye'de bütün bir sene içerisinde herkesin, devletin, özel sektörün ürettiği bütün mal ve hizmetlerin toplam değeri, yani Türk millî geliri 200 milyar dolar. Uluslar arası sermayenin Uzak A s ya'daki zararı, oradaki yönetimlerden kaynaklanan zararı 200 milyar dolar. Çok ciddî bir rakam bu, dünya ekonomisi bakımından. Birinci hâdise o.

Peki, bu niye oldu? Yani, buradan Türkiye'yle de irtibatlandıracağız tabiî; bu niye oldu diye bakıldığında, IMF, Dünya Bankası, OECD, UNCTAD, yani dünya ekonomisine bir bütün hâlinde bakan organizasyonlar şunu tespit ettiler: Bu global krizin sebebi olarak kriz çıkan ülkelerde en önemli şey; bir, kötü yönetim var. Bunu biraz açtığınız zaman şu görünüyor: Bütün b u ülkeler aşağı yukarı, aklımıza getirelim tekrar; Endonezya, Malezya, Hong-Kong, Singapur, Tayvan, Güney Kore, Rusya, Latin Amerika, demokrasileri eksik olan ülkeler, tam demokrasi değil bunların hiçbirisi.

DR. OSMAN ÖZSOY- Şeffaf olmayan ülkeler değil m i?

İLHAN KESİCİ- Birincisi, demokrasileri eksik, o anlamda bir şeffaflıkları az.

İkincisi, ekonomide şeffaflıkları eksik. Yani kamu hesapları, kamu bültenleri, kamu sektörünün, devlet sektörünün hesapları ve özel sektörün hesapları yeteri kadar şeffaf değil; yani makyaj yapabiliyorsunuz, bazı sıkıntıları gizleyebiliyorsunuz.

DR. OSMAN ÖZSOY- Gerçeği yansıtmıyorlar mı?

İLHAN KESİCİ- Gerçeği yansıtmıyorsunuz.

Asıl iki tane en önemli hâdise bu.

Üç; bunlar münasebetiyle verimsiz yatırımlarınız oluyor. İşte, meselâ Hong Kong'da dünyanın en büyük şeyi yapılıyor, en uzun, en yüksek kulesi yapılıyor. Çok büyük, gereksiz çok büyük bir alt yapı yatırımları var, gereksiz çok büyük uluslar arası dünya ölçeğinde binaların yapılması var, iş hanlarının yapılma s ı var. Bunlar verimsiz yatırımlar aynı zamanda.

DR. OSMAN ÖZSOY- Sanki Türkiye'yi anlatıyor muşsunuz gibi geliyor ama, bir noktada geleceğiz herhâlde.

İLHAN KESİCİ- Aynen öyle, sanki Türkiye'yi anlatıyor gibiyiz.

Bir dördüncü nokta, siyasetçilerle öz ellikle finans kesiminin, yani kamu bankalarının, orada özel bankalar da var, iç içeliği. Siyasetçi ve devlet yöneticileriyle kamu bankaları ve bankacılık sistemi iç içe geçmiş. Aralarında rüşvet var, aralarında rüşvet münasebeti var, aralarında iltimas m ünasebeti var...

DR. OSMAN ÖZSOY- Ahbap-çavuş münasebeti var.

İLHAN KESİCİ- Ahbap-çavuş münasebeti var, iyi hatırlattınız. Dünyada, bizim bu serbest piyasa ekonomisi dediğimiz şeyin orijinal adı kapitalizm. Ben de tek kelime olduğu için kapitalizmi kullanmayı tercih ediyorum. Yeni bir deyim icat edildi bununla ilgili, "crony capitalism", kroni kapitalizm dediler. Bu kroninin orijinal anlamı imtiyazlı, imtiyazlı kapitalizm demek.

Türkçeye çevirdiğimiz zaman, eş dost kapitalizmi, ahbap-çavuş kapitalizmi veya yaranlarına, devlet yöneticilerinin yarınlarına imtiyaz sağlayan bir kapitalizm modeli demek. Şimdi IMF ve Dünya Bankası gördü ki, "bu iş böyle olursa olsun" filan demekle kalmaz, yani buna benzeyen ülkeler çoğaldığı zaman ekonomileri verimsiz hâle g e liyor ve biz bu verimsizliği gözümüzden kaybediyoruz, kaçırıyoruz. Sonuçta olan hem o ülkelere oluyor, o ülkelerin halklarına oluyor, hem de dünya ekonomisine oluyor. Niye? Çünkü, sermaye orada 200 milyar dolar zarar edince, uluslar arası sermaye bir sene d e 200 milyar dolarlık zarar edince, bu geliyor Amerikalı yatırımcıyı da etkiliyor, Avrupalı yatırımcıyı da etkiliyor vesaire.

Şimdi buradan atladı, burada başladı. Bunun etkileri başka ülkelere, benzer şartlarda olan ülkelere hemen yansıyor. Bunun etkiler Amerika Birleşik Devletlerine yansımadı; Avrupa'daki ekonomilere, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya vesaire bu ekonomilere yansımadı. Ama kime yansıdı? Rusya'ya yansıdı. Niye Rusya'ya yansıdı? Deminki saydığımız özelliklerin tamamı Rusya'da da var. Dem o krasi tam değil, ekonomik hesapları, kamu ve özel sektör hesapları açık değil, siyaset, rüşvet, iltimas, bankacılık kesimi, siyasetçiler arasında işte "coroption", rüşvet, ne derseniz diyelim bütün onlar orada da var. Peki, Rusya'ya yansıdı, Latin Amerika ' ya yansıdı oradan, benzer şeyler Latin Amerika'da da var. Bize de yansıdı, bize henüz ucu göründü. Bizim demokrasimiz onlardan birazcık daha iyi. Bizim kamu hesaplarımızın açıklığı onlardan birazcık daha iyi diye bize henüz az yansıdı, ama ucunu gösterdi. Bizi başka tarafı münasebetiyle ilgilendirecek, onu da söyleyeceğiz.

Şimdi demek ki, artık bundan sonra uluslar arası sermaye hareketi, uluslar arası sermayeden pay almadan bundan sonra ülkelerin ekonomilerini ayağa kaldırmaları mümkün değil. Biz dünyadaki uluslar arası sermaye hareketlerinin 2000'de 1'ini alıyoruz, yabancı sermayenin 1000'de 1'ini alıyoruz. Rakamları ayrıca veririz zamanımız olursa, ama sonuç itibariyle bunlar.

Bununla ülkelerin kalkınması mümkün değil, bunu artırmanız lâzım. Fakat, şimdi yeni düzende, yeni ekonomik düzende bunu artırabilmeniz için de birtakım şartlar getiriyorlar, getirecekler.

Bir; Demokrasiniz tam olacak.

İki; kamu hesapları, devletin ekonomik hesapları açık olacak, şeffaf olacak.

Bu yetmez, firmaların da ekonomik hesapları açık olacak, şeffaf olacak.

O da yetmez, bankaların da hesapları, ister özel banka olsun, ister kamu bankası olsun açık olacak, şeffaf olacak.

Beş; siyasî bir istikrarınız olacak.

Siyasî istikrarınız olmadan da bu işler olmaz, ona belki geleceğiz.

Şimdi biz icap ederse bir kere tekrar ederiz, tekrar etmekte de fayda görürüm ben. Bizim milletvekilliğimiz, benim milletvekilliğim, işte 1995'in sonu, yani 1996 diyelim, 96'nın başı; 96, 97, 98, üç yılını doldurmadı; kaç tane başbakan gördüm? Meclis açıldığında Profesör Çiller Başbakandı, daha sonra Sayın Yılmaz Başbakan oldu, iki; daha sonra Sayın Erbakan Başbakan oldu, üç; daha sonra tekrar Sayın Yılmaz Başbakan oldu, dört; şimdi Sayın Ecevit Başbakan, beş. Eğer Sayın Ecevit hükûmeti kuram a z ise, yani seçimlere kadar bir başka hükûmet modeli ortaya çıkarsa başka birisi görevlendirilecek; altı. O da güvenoyu alamazsa, Cumhurbaşkanı Anayasadaki 116. maddenin gereği olarak bir cumhurbaşkanlığı kabinesi veya Meclis kabinesi kuracak; yedi. Yani, üç senede 7 tane başbakan değiştiren bir ülkeyiz biz; bunu da son sırada yaptık.

Şimdi Osman Bey, herhangi bir mahalle dükkânı, bakkalı, bunu küçümsediğim için söylemiyorum, tam örneğe en uygun olduğu için; bir mahalle bakkalında...

DR. OSMAN ÖZSOY- Kü çük sermaye olduğu için.

İLHAN KESİCİ- Evet, en küçük sermaye olduğu için. Ya bakkal dükkânının sahibini değiştirin üç kere, üç senede yedi kere veya bırakın sahibini değiştirmeyi tezgâhtarını değiştiriniz, çırağını değiştiriniz, o bakkal dükkânından hayır çıkmaz, onun iflâs etmemesi mümkün değil. O bakımdan, uluslar arası sermaye hareketlerinden de yeteri pay alabilmesi için ülkelerin siyasal rejimlerinin, siyasal sistemlerinin bu kadar zikzak çizmeyen bir siyasal sistem hâline gelmesi lâzım.

Şimdi bu global kriz böyle çıktı, bizi neresi ilgilendirecek? Hiç ilgilendirmez mi? İlgilendirir. Biz, senede kendi iç ekonomik problemlerimizi de ayrıca söyleriz şimdi, ona ilâveten biz senede 8-10 milyar dolar dış borç ve faiz ödüyoruz dış borcumuza devlet sektö r ü olarak. 7-8 milyar dolar da özel sektörümüz dış borç ve faiz ödüyor, 15-16 milyar dolar. Başka döviz gelirlerimiz filan var ama, netice itibariyle bunun döndürülmesi lâzım. İşte bunun döndürülmesini biz normal olarak bu dış borç servisine yakın bir mikt a rı da dış dünyadan orta ve uzun vadeli krediler alırız, bankalar sendikasyon kredileri alırlar, kısa vadeli sermaye hareketlerinden istifade ederiz, yabancı sermaye yatırımlarından istifade ederiz vesaire. O zaman, bu durumu düzeltmediğimiz zaman, yani si y asetçi, bankacı veya ekonomi ilişkisini koparmadığımız zaman, iyi bir, istikrarlı bir siyasî yönetime geçemediğimiz zaman, kamu hesaplarını ve özel sektör hesaplarını Batılı anlamda şeffaflaştıramadığımız zaman, verimsiz yatırımlara devam ettiğimiz zaman d ış sermaye artık Türkiye'ye de, başka bir ülkeye de gitmeyecektir. Yani, yaptıkları zarar, ettikleri zarar münasebetiyle 200 milyar dolar, "yoğurduğu üfleyerek yemek" diye bizim bir tabirimiz var, yoğurdu üfleyerek yiyeceklerdir, Türkiye'ye de yoğurdu üfl e yerek geleceklerdir. O zaman dış para bulmakta, dış kaynak bulmakta çok ciddî bir sıkıntıyla karşılaşacağız, daha ziyade önümüzdeki baharda.

O yüzden, ben bir iki gazete mülâkatında, röportajında, her kıştan sonra bahar gelmeyebilir, bazen kıştan sonra karakış gelir dedim. O yüzden ilkbahar, iç ekonomimizdeki gelişmeler münasebetiyle de böyle bir resim gösteriyor.

DR. OSMAN ÖZSOY- Seyircilerimize şunu hatırlatmak istiyorum: Zatı âlinizi ben daha evvel birkaç kez tekrar yayına konuk ettim, o zamanlar bankacı-siyasetçi ilişkileri bu kadar konuşulmuyordu ama, aynı noktaya parmak basıyordunuz. Yani bu son söylemler, son gelişmeler üzerine çözüm olarak ortaya konulmuş olan şeyler değil.

İLHAN KESİCİ- Evet.

DR. OSMAN ÖZSOY- Bu genel bir tespittir.

İLHAN KESİCİ- Söyleyegeliyoruz.

DR. OSMAN ÖZSOY- Evet, dinlenilmediği için olageliyor.

Efendim, şimdi şu konuyu tekrar biraz açsak, çözüm kısmıyla ilgili: Türkiye bu global krizden daha az etkilenmek için ne yapmalı? Kime ne görev düşüyor? Türkiye bu sıkıntıyı daha yumuşak nasıl geçiştirebilir?..

İLHAN KESİCİ- O zaman, bunun hemen yanında da bir iki tane yine altlık bilgi, baz bilgi verelim iç ekonomiyle ilgili.

Türkiye'nin iç ekonomisi de iyiye gitmiyor. Bizim şimdi iç ekonomimizin en önemli problemi, geçen sene bu bütçenin hazırlanışında, takdiminde ben Anavatan Partisi Grubu adına, bizim Partimizin Grubu adına Mecliste bütçe konuşmasını ben yaptım, kapanış konuşmasını. Sayın Genel Başkan bize o görevi verdi, o görüşmeyi de biz yaptık. Çünkü bizim Parlâ m entomuz, parlâmenterler Parlâmentosu değildir. Bizim Parlâmentomuz, bizim Meclisimiz partiler Meclisidir, yani parti söz hakkı vermediği zaman kimse Mecliste konuşamaz, ciddî konularda konuşamaz, sadece gündem dışı söz alır vesaire.

DR. OSMAN ÖZSOY- Seçmene mesaj kabilinden.

İLHAN KESİCİ- Evet. Şimdi o yüzden de Sayın Genel Başkanımızın talimatlarıyla, bizi görevlendirmesiyle bütçe konuşmasını ben yaptım.

Onun başında dedim ki, bu iç borç, çeşitli rakamlar filan verdik ama, akılda en çok kalan bölümünü söyleyeyim, seyircilerimizin, dinleyicilerimizin de hafızalarını tazelemiş olalım, o zaman her gün iç borca ödediğimiz faiz 15 trilyon liraydı. Çok büyük bir rakam bu. Şimdi bu önümüzdeki sene 22 trilyon lira olacak her gün.

Yani devleti bir dükkâna be nzetelim; benzetmeyelim ama, ben devletin devlet gibi yönetilmesi, özel sektörün özel sektör gibi yönetilmesinden yana olan bir insanım, doğrusu da odur; benzetme kolaylığı olsun. Bismillah deyip devlet dükkânını açtığınızda sabah 9'da, akşam 6'da kapatın c aya kadar iç borcun faizine her gün ödediğimiz rakam bu sene 20 küsur trilyon lira olacak. Bu, korkunç bir rakam. Bununla iflâh olması mümkün değil.

Şimdi bunu getirdiğimizde, bizim yıllık iç borcumuzun miktarı 32 milyar dolar gibiydi 2-3 ay önce, şimdi 37-38 milyar dolara çıktı.

Maliye Bakanımız Sayın Temizel 1999 bütçesini Plân Bütçe Komisyonuna Mecliste sunarken bir lâf söyledi, dedi ki, "Eğer bu işler böyle devam eder ise içinden çıkılmaz bir hâl alabilir, iç borcun yönetimi ve faizi." Şimdi Maliye Bakanı ancak bu lâfları bu kadar söyleyebilir.

Bu ne demek? İçinden çıkılmaz bir hâl alabilir demek, burada teslim bayrağı çekilebilir demektir bu.

DR. OSMAN ÖZSOY- 94 krizinden daha büyük bir felâket kapıya dayanabilir.

İLHAN KESİCİ- Evet.

Şimdi bir-iki şeye bakıldığında, önümüzdeki ilk 4 ayda, yani Ocak, Şubat, Mart, Nisan aylarına yığılmış olan iç borç miktarı, döndürülmesi lâzım gelen iç borç miktarı aşağı yukarı bir yıllık iç borcumuzun tamamı, neredeyse 30 milyar dolara yakın. Bunu döndürece k siniz. Bunu döndürürken nereden alacaksınız? Hazine kâğıt satıyor, bono, tahvil satıyor, bankalar alıyor. Faizi ne? Yüzde 150.

Peki biz ne diyoruz şimdi, bazen resmî beyanlarımızda, ekonomiyle ilgili bakanlarımız ne diyor? Enflâsyonu 50'ye indirdik. Enflâsyonu gerçek anlamda 50'ye indirmiş isek, 50'lilere doğru indiriyorsak faiz niye yüzde 150? Yani, normal olarak faiz dediğiniz şey enflâsyonun bir-iki puan üstünde olur, onun bir-iki puan üstünde devlet borçlanma imkânı olur. Ama, bir yandan diyoruz ki, e nflâsyon yüzde 50'ye doğru iniyor, bir yandan da, en son iki gün önce çıkmış olan Hazine ihalesi yüzde 149, yüzde 150. Önümüzdeki ilkbaharda bu çok daha büyük noktaya gelecek. Bana göre önümüzdeki Nisanda, böyle giderse bu işler faizler yüzde 250'yi bulur . Hiç bulmadı mı Türkiye'de? Buldu, işte 94 ekonomik krizi o.

Bu böyle olduğunda ne olur?

Bütün yatarım kararları ertelenir; bir. Hiç kimse yatarım yapmaz, ne kamu sektörü yapabilir, ne özel sektör yapabilir.

Bunun akabinde enflâsyon tekrar yüzde 100' lere doğru sıçrar.

Zaten Dünya Bankasının da, işte dünya ekonomisi 1999; "The Economist" dergisi var İngilizlerin, onların da çıkardığı bir dergi var, o, bundan üç ay önceki verilerle 1999 enflâsyonunu yüzde 65, 64.7 olarak öngörüyor, biz ne dersek diyelim. O üç ay önceki ekonomik şartlarda idi, şimdi onun 100'e doğru tırmanması ihtimali var.

Bu olduğunda -94'te gördük- ne olur? Enflâsyon yüzde 150'lik bir iklimdeyken, yüzde 150 olmuş iken 650 bin kamu ve özel sektör işçisi sıfır zamla toplu sözleşme imzaladı. Yani gelirleri çok önemli ölçüde düştü, reel gelirleri ve 450 bin insan işsiz kaldı, yani işi olan insan işsiz oldu, yarım milyon insan, yarım milyondan biraz daha fazla insan da işini değiştirmek mecburiyetinde kaldı, bir alt sınıf işe geçti, y a ni 100 liralık bir işten 70 liralık bir işe razı olmaya başladı.

Şimdi bunu, deminki söylediğimiz global krizin dış borçlanmadaki müşkilâtımızla, sıkıntımızla birleştirdiğiniz zaman, gerekli tedbirler alınmazsa, sorunuzun başında ifade buyurdunuz, gerekli tedbirler alınmaz ise Türkiye'yi çok ciddî bir ekonomik sıkıntı bekler; hem iç borcunda bekler, iç ekonomisinde bekler, hem de dış ödemesinde bekler.

Ya biz dışarıdan para bulamayacağız, o zaman, dış borcumuzu ödemek mecburiyetindesiniz, içerideki kaynakları dolara çevirip dış borcunu ödemiş olacaksınız, dolara, marka, o da Türkiye'nin fakirleşmesi, Türkiye'nin ciddî sıkıntılarla karşılaşması demek.

Bu, ne yapılırsa çözülür?

Bir; bir kere hükûmet yetkililerinin, hükûmetin başında kim olursa olsun, isimlerden bağımsız olmak üzere söylüyorum, özellikle ekonomiyle ilgili bakanların bu durumu ciddîye alması lâzım.

Ben son sıralarda, bizim arkadaşlarımızın çeşitli münasebetlerle demeçlerine bakıyorum, ya gereği şekilde ciddîye almadıklarını görüyorum, ya meselenin farkında değiller veya bizi kandırıyorlar, yani hem bizi kandırıyorlar, hem Türk milletini kandırıyorlar.

DR. OSMAN ÖZSOY- Rakamlar öyle görünüyor değil mi?

İLHAN KESİCİ- Rakamlar öyle görünüyor, beyanlar da öyle gösteriyor. Ama bu, kandırılmaya gelecek bir hâdise değildir, ciddîye alınacak.

Ekonomiyle ilgili bakanlar meseleyi ciddîye alacaklar, bir; Hükûmeti ciddîye aldıracaklar, Hükûmet bütünüyle ciddîye alacak, iki; bunun akabinde Hükûmetin, bu ciddîyet münasebetiyle bir ekonomik zirve toplaması lâzımdır.

Yani, bu ekonomi kötüye gittiği zaman, ülke kötüye gittiği zaman siyasetçilere bizim ülkemizde hiçbir şey olmuyor, dünyada oluyor. Ekonomi kötüye giderse, ülkenin problemleri artarsa o siyasetçileri Avrupa ülkelerinde, gelişmiş medenî ülkelerde, tam demokrasilerde sistem tasfiye ediyor, "sen başarısız oldun, git kardeşim, yeni gelsin" diyor, "next please" diyor İngilizce tabiriyle. Bizde bir şey olmuyor, bizde herkes yerli yerinde.

Milletvekillerine de hiçbir şey olmuyor. Yani biz milletvekiliyiz, ekonomi kötüye gitti, Cenabı Allah nasip eder, Sayın Başkanımız bizi; yani bugünkü sistemle bakıyoruz, yani Seçim Kanununda bir şey olamayacak gibi, Siyasî Partiler Kanununda bir değişiklik olmayacak gibi, listenin seçilebilir bir sıra s ına yazdığı zaman biz yine milletvekiliyiz. Milletvekillerine bir şey olmuyor, genel başkanlara da olmuyor, bakanlara da bir şey olmuyor. Olan kime oluyor? Olan sanayicilere oluyor, olan iş dünyasındaki bütün insanlara oluyor, olan küçük ve ölçekli bütün i şletmelere oluyor, o geliyor bütünüyle halka oluyor, halk fakirleşiyor, halk işsizleşiyor. O yüzden ekonomik zirve diyorum.

Ekonomik zirvede Hükûmet meseleyi ciddîye aldığını anlatmalı, içinde bulunan durumu anlatmalı. Bunu kimseyi suçlamadan yapmalı, ister yeni hükûmet, ister eski hükûmet, yani kinsiz, garazsız ve öfkesiz bu işi yapmak lâzım.

Sanayiciler olmalı bu zirvenin içerisinde, bankacılar, finans kesimi olmalı, işçi dünyasının temsilcileri olmalı, yani büyük sendikalar olmalı. İşçi dünyası da bu işten etkilenecek, onların da söyleyeceği bir söz var, onlar da sözlerini söylemeli. Tarım kesiminin temsilcileri de olmalı vesaire.

Yani, velhâsıl diyelim, ezcümle bütün Türkiye o ekonomik zirvede olmalı, onların temsilcileri olmalı.

Bu ciddiyet şunu icap ettirir, arkasından görülecektir ki, şimdi biz son 1,5 sene içerisinde 5 kere IMF'yle bizim arkadaşlarımız hükûmet adına gittiler geldiler, IMF buraya geldi, bizimkiler oraya gitti vesaire. Ne var bunun arkasında? Bana sorarsanız hiçbir şey yok. Doğru dürüst bir ekonomik program hazırlanmalı, bütün cihana, bütün Türkiye'ye ve bütün dünyaya ilân edilmeli, güven unsuru taşıyacak bir ekonomik program olmalı, IMF'nin uluslar arası kaynağından istifade edilmeli.

IMF'nin, "contingions found" İngilizcesi, yedek akçe, yedek ödenek, acil durumlarda müracaat edilecek ödenek diye tercüme edebileceğimiz bir fon bu. Şimdi bu işi ciddî yapan ülkelerin...

DR. OSMAN ÖZSOY- Brezilya'nın bu hafta aldığı para.

İLHAN KESİCİ- Brezilya bir hafta önce aldı.

DR. OSMAN ÖZSOY- 46 milyar dolar.

İLHAN KESİCİ- Miktarı 41,5 milyar dolar, 42 milyar dolar. Brezilya'ya gösterilen ilgi kadar bize ilgi göstermeyebilirler. Sebebi, Brezilya Amerika için çok önemli bir ticaret partneri, çok önemli bir ticaret ortağı. Ama bizim önemimiz de şurada: Bizim coğrafyamızda bir büyük kriz Rusya'da çıktı. Rusya, bu büyük coğrafyanın; şimdi adına "Greater Middle East" denilen bir coğrafî tabir çıktı, yani Büyük Orta Doğu. Biz normal olarak kendimizi Avrupa'da filan görürüz ama, bu Büyük Or t a Doğu içerisinde Kuzey Afrika, Orta Doğu, Türkiye, Rusya, Kafkaslar ve hatta Orta Asya Türk cumhuriyetlerini de içine alacak olan bir coğrafyanın adına Büyük Orta Doğu coğrafyası diyorlar.

Büyük Orta Doğu coğrafyasının iki önemli ekonomisi var:

Birinc isi, büyüklük itibarıyla Rusya. Rusya çöktü. 1999 yılında, yani önümüzdeki yıl Rusya'da kişi başına reel gelir, insanların reel geliri, o kadar çöktü ki, 1990 yılının, yani 10 sene öncesinin yarısı kadar olacak. Yani 10 sene önce 100 lira ise reel geliri bir insanın Rusya'da, şimdi 50 liraya iniyor 10 sene geçtikten sonra. O yüzden, bu büyük ekonomi çöktü.

Türk ekonomisi, deminki saydığımız bu coğrafyanın ikinci büyük ekonomisidir. İkinci büyük ekonomisinde de benzer bir çöküş olur ise, bir gider işte dünya ekonomisinin başka taraflarına da zarar verir. Yani bizim kara kaşımız, kara gözümüz vesaire, onun için değildir veya ela gözümüz için değildir, ama dünya ekonomisi nasıl bir bütün gibiyse, birinci büyük ekonomi bu coğrafyada çöktü, ikincisi de büyük y ara alır ise o dünya ekonomisi için iyi olmaz diye düşünürler.

Türkiye'nin acze düşmesi, Amerika Birleşik Devletleri özellikle ve dünyanın diğer doğru dürüst hesap yapabilen büyük ülkeleri bakımından doğru karşılanmaz. Yani, biz bazen yanlış zannederiz ama, öyle zannederiz filan ama, o yüzden Amerika ve dünya ekonomisinin büyük önderleri Türk ekonomisinin zaafa düşmesini istemez, Türk ekonomisine yardım etmek isterler.

DR. OSMAN ÖZSOY- Ondurmazlar ama, tamamen öldürmezler de diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Hayır, ondururlar da. Bu sizin elinizde, yani bu kişisel bir şey. Nasıl Cenabı Allah diyor ki, ey kulum, tercih senin diyor, şunları şunları yaparsan cennetim var, seni cennetime buyur ederim, bunları bunları yapmaz şunları şunları yaparsan, cehennemim va r , sena cehennemimde azap çektiririm. Ülkeler de kendi olmalarını, oldurulmalarını, azap çekmelerini böyle görmesi lâzım. Siz kendi üstünüze düşeni yaparsanız ülkenizi cennet hâline getirirseniz, üstünüze düşeni yapmazsanız ülkeniz bir cehennem olur veya c ehenneme döner.

Şimdi bu bakımdan, bunu şunun için bağlıyorum: Dünya ekonomi önderleri Türk ekonomisinin batmasını istemezler, ama bir şartı olacak, onlarla beraber uyumlu bir program yaparsan.

İşte bu ekonomik zirveden şu çıkmalıdır: Net 2 yıllık, dünyaya güven verecek ekonomik program çıkmalı. IMF, ben inanıyorum ki, çeşitli temaslarımız da bunu gösteriyor ki, yazılanlar, çizilenler, Türkiye'ye en az 5 ilâ 7 milyar dolarlık IMF'nin o contingions'ı fonundan bir yardım yapılması mümkündür. Brezilya ya p tı. Ama bunun ön şartı, lâfı eveleyip gevelemeyeceksiniz. Yani "acaba şöyle mi, böyle mi, böyle mi", bir heyet gitti, öbür heyet geldi, bir daha gitti-geldi değil. Brezilya öyle bir iş yapmadı, oturdu, âkil adamlar öyle bir programı yaptılar, IMF de geld i 41,5-42 milyar doları verdi. Yani onun verilme üslûbuna göre, hemen getirip masanın üstüne konulmuyor tabiî o para ama; o Brezilya'yı kurtarıyor şimdi.

Türkiye'nin de önemli ölçüde yapması gereken şey, acili budur. Bu acilden sonra da artık bu tür hâllere düşmemek, bu tür hâllerle muhatap olmamak için siyasetine bir çeki düzen vermesi lâzım. Onu da herhâlde daha sonra yapacağız.

DR. OSMAN ÖZSOY- Efendim, şimdi...

İLHAN KESİCİ- Bağışlayınız, tekrar ben vurgulayayım; 3 yıllık milletvekilliğimizde, yani Türkiye'nin son 3 senesinde şimdiki Başbakanımız 5'inci Başbakan, belki de 7'nci başbakan olacak 3 yılı tamamladığında. Böyle bir siyasal sistemle böyle bir ülkeyi yaşatmamız, bir yandan Apo krizi, bir yandan Avrupa Parlâmentosu vesaire, dış konjonktürd e de bütün bu işler olurken bunu yapabilmemiz mümkün değil.

DR. OSMAN ÖZSOY- Efendim, dış konjonktürden bahsettiniz, son cümlenize bir örnek. En çok sorunlu olduğumuz ülke Yunanistan ve Pangalos'un karşısına son 3 yılda 11 Dışişleri Bakanı çıkardık.

İLHAN KESİCİ- Ben söyledim onu, doğru.

Şimdi Pangalos; meselâ Yunanistan, kızalım biz, yani Avrupa'nın şımarık çocuğu diyelim, beğenmeyelim, Yunanistan nüfusu kadar bizim ilkokul öğrencimiz var filan diyelim, bunların bir kısmı doğrudur, ama meseleyi çözmez. Yunanistan'da, başka ülkelerde de var, dışişleri bakan yardımcılığı gibi bir müessese de var, ama ciddî bir müessese. Biz de bir ara kurar gibi olduk onu, gayriciddî kurduk diğer bir yığın işte yaptığımız gibi. Avrupa Birliğiyle münasebetlerle ilgili 7 s ene Dışişleri Bakan Yardımcılığı yaptı, oradaki performansı münasebetiyle de geldi, şimdi 3 senedir Yunanistan Dışişleri Bakanı.

Biz bir Pangalos'un karşısına, bir tane Yunanistan Dışişleri Bakanının karşısına o tarihlerden itibaren kimleri çıkardık? Şimdi tamamının ismini söylemekte bile müşkülâtımız olur. Son 5 sene içerisindeki dışişleri bakanlarımızı sayıyorum: Sayın Hikmet Çetin, Sayın Deniz Baykal, süreleri kısa elbette, Sayın Mümtaz Soysal, Sayın Murat Karayalçın, arada bir atlama oluyor, kusuruma bakmayın, Sayın Coşkun Kırca, Sayın İsmail Cem, Sayın Tansu Çiller; şimdi yeni hükûmet kurulursa yeni bir başka isim.

DR. OSMAN ÖZSOY- Erdal Beyin de vardı.

İLHAN KESİCİ- Sayın Erdal İnönü. Şimdi kardeşim, yani kusuruma bakmayın, bir tane Pangalos'un karşısına 8 tane, 9 tane Dışişleri Bakanı çıkarırsanız, yazılı verilen taahhütleriniz var, sözlü konuşmalarınız var, oradan çıkardığınız izlenimler var... Bir de, bizim ayrıca devlet düzenimiz, yani şimdiki Dışişleri Bakanı her kim ise, isimden bağımsız üzere söylüyorum, "Daha önce bu müzakerelere Ahmet Bey katılmış idi, Ahmet Beyin de bir fikri alayım, bir görüşünü alayım, onun da mutlaka söyleyeceği söz vardır" demez, herkes kendisini allameyi cihan görür. O yüzden geçmiş hafızaları olmayan bir devlet d üzenimiz var, daha doğrusu siyaset düzenimiz var.

O yüzden, Türkiye'nin Avrupa Parlâmentosunda müşküle düşmesini, Apo krizinde müşküle düşmesini, başka işlerde müşküle düşmesini; biraz onlara kızalım, kızmamızı icap ettiren hâller vardır ama, asıl kendimizde arayalım, siyasal sistemimizde arayalım.

DR. OSMAN ÖZSOY- Efendim, arkadaşlar reklâm işareti yaptılar.

İç siyaset nasıl yoluna konulabilir, Türkiye'deki siyasî partilerin yapısı ve diğer konuları az sonra konuşacağız, ama kısa bir ara.

Bizden ay rılmayın efendim, çok ilginç bir söyleşi olacak, devam ediyoruz.

(Reklâm Arası)

DR. OSMAN ÖZSOY- Sevgili seyirciler, kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyiz.

Konuğumuz Anavatan Partisi Bursa Milletvekili Sayın İlhan Kesici'yle global krizin Türkiye'ye muhtemel yansımaları üzerine konuşuyorduk, söyleşimiz devam ediyor.

Efendim, şuradan başlayalım: İlgi çekeceğim bir nokta, Türkiye'nin coğrafî kaderinin zor bir bölgede olduğunu sık sık konuşuyoruz. Osmanlı bunun acısını çekti...

İLHAN KESİCİ- Çok büyük çekti.

DR. OSMAN ÖZSOY- Avantajlarını da güçlüyken çok güzel de yakaladı.

Şimdi coğrafya kaderimiz, en azından küçük bir örneği, örneğin bir Apo olayının coğrafyamızdan kaynaklanan nedenlerden dolayı birden Avrupa sorunu hâline gelmesi veya dünyaya taşınması.

Buradan başlarsak efendim, Osmanlıdan alalım günümüzdeki güçlüğe getirelim olayı.

İLHAN KESİCİ- Evet, bir-iki bir şey söyleyelim.

Şimdi Apo hâdisesi; Avrupa Parlâmentosu iki gün önce karar aldı ki bir Kürt konferansı toplansın. Burada bütün vatandaşlarımızın, devlet yöneticilerimizin dikkat etmesi gereken şey şudur: Diyelim ki bizim Kürt kökenli vatandaşlarımız var; bizim Kürt kökenli vatandaşlarımızı bir Almanın, bir Fransızın, bir İngilizin, bir İtalyanın bizden daha çok sev ebilmesi mümkün olabilir mi?

DR. OSMAN ÖZSOY- Mümkün değil.

İLHAN KESİCİ- Hiçbir hâl ve kârda bizden daha çok sevebilmesi mümkün değil. O yüzden, yani şeyi karıştırmamak lâzımdır, bu Kürt meselesi diyelim yahut Avrupa'nın ele aldığı hâliyle Kürt meselesi, bence bizim Kürt kökenli vatandaşlarımızın meselesi olmaktan çok başkalarının meselesi hâline geliyor. Yani bu, Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında da böyle oldu, şimdi de böyle.

DR. OSMAN ÖZSOY- Özür dilerim, bir önceki cümleyi bir ayrıntı, yani Kürt vatandaşlarımız da bilsinler ki, bir Alman bir Kürt'ü bizden daha fazla da sevemez. Yani, bunu özellikle kendilerini bilmesinde de fayda var.

İLHAN KESİCİ- Hiçbir hâl ve şartta bizden daha fazla sevebilmesi söz konusu değil.

Şimdi iki gün sonra Ramazan geliyor Allah nasip ederse, yani aynı camide namaz kılıyoruz, aynı Türküleri söylüyoruz, aynı uzun havayı söylüyoruz, aynı şekilde düğün yapıyoruz, aynı şekilde sünnet yapıyoruz, aynı şekilde evleniyoruz. Biz bin seneden beri...

DR. OSMAN ÖZSOY- Acımız, kederimiz aynı.

İLHAN KESİCİ- Acımız, kederimiz, her şeyimiz aynı. Allahtan ki vatandaşlarımız bence, hem Türk kökenli vatandaşlarımız, hem Doğulu ve Güneydoğulu vatandaşlarımız, yani iki tane bakkal yan yana, Türkiye'de bunca hâdise oluyor veya Avrupa'da, dünyada bunca hâdiseyi kaşıyorlar, ama birbirlerine kaşlarını kırarak bile bakmıyorlar. Bu, Türkiye'nin en önemli unsurudur. O yüzden Türkiye, yönetimini çok daha ciddî hâlde düşünmesi icap eden bir hâldir.

Bu bir günde olan bir şey değil Osman Bey. Zaten dünyada hiçbir şey bir günde olup bitmez.

DR. OSMAN ÖZSOY- Sosyolojik hâdiseler uzun vadeye yayılır.

İLHAN KESİCİ- Evet. Mesele bundan ders almakta.

Sadece bu son üç seneden örnek vereyim ben yine.

Çeşitli münasebetlerle, şimdi Avrupa Parlâmentosunun aldığı Kürt konferansı toplanması gibi kararı; Alman Dışişleri Bakanı Kinkel söyledi, İngiliz Dışişleri Bakanı Cook söyledi, İtalyan Dışişleri Bakanı Dini, Apo'nun yakalanmasından veya Apo'nun oraya kaçmasından çok daha önce bir münasebet l e söyledi, biz adına "sözde" diyoruz ama dünya öyle demiyor, İtalya'da Kürt Parlâmentosu kurdular, şimdi de Kürt konferansı diyorlar. Bunlar bir günde olan şeyler değil. Batı dünyası bu işi kaşıyor.

Burada bize en çok müzahir olan ülke Amerika Birleşik Devletleri. Niye? O da kara kaşımız, kara gözümüz için olacak değildir ama, bu coğrafyada Türkiye'nin müşküle düşmesini istemeyen Amerika, Anglosakson İngiltere başta, bunlar bu coğrafyada bizim daha da müşküle düşmemizi istemezler. Bu coğrafyada hem ekon o mik olarak Türkiye müşküle düşer ise, hem siyasî olarak Türkiye müşküle düşer ise dünya barışı bozulur. Bu bakımdan Türkiye'nin de daha fazla müşküle düşmesini istemezler; ama biz üstümüze düşenleri yapmak durumundayız.

Türkiye bir dev ülkedir, Osmanlı İmparatorluğu zamanında da öyle idi, şimdi de öyledir, bir dev ülkedir, ama cüce muamelesi göstermektedir. Biz de kendimizi korkuyor görüyoruz, bazen kendi kendimize cüce bir ülke muamelesi yapıyoruz.

Şimdi bir küheylan at düşünün, ama küheylan atın binicisini, deminki başbakan örneğini verdik, 3 senede 6 tane başbakan değiştirdik, 3 senede dünyanın en küheylan atının binicisini 6 kere değiştiriniz. Bunlar 6 kere farklı yem verecekler, besleme usulünü değiştirecekler, 6 farklı tımar usulünü değiştirecekler, 6 farklı üslûpla atı şevklendirecek veya koşturacaklar. Hiçbir at, yani bırakın küheylanlığı, böyle neredeyse şey seviyesine düşen bir at olur.

O yüzden, Türkiye bir küheylan attır, bunu bilmek lâzım. Ama her dakika binicisini değiştirirseniz, her dakika bunun yemini, suyunu vesairesini, yönetimini acze düşürürseniz bunun içinden çıkış olmaz.

Şimdi Osmanlı İmparatorluğu, Sultan Aziz'in zamanında; Namık Kemal büyük vatan şairi, hürriyet şairi, volkan gibi bir insan, yani böyle taşıyor, volkan gibi patlıyor. Onun çok güzel bir şeyi var, imparatorluğa sitem ediyor, diyor ki, Osmanlı İmparatorluğunun bu kadar müşküle düşmesinin sebepleri başkadır filan diye, "biz bir küheylan at gibiyiz" filan diyor ama, aslana benzetiyor, şir, Farsçada aslan şir demek, şunu diyor: "Değildir şiri derzencire töhmet aczi aksamı..." Derzencire töhmet, aslanın ayaklarına zincir vurduğun zaman, "bu niye iyi aslanlık edemiyor" diye kızarsanız bu doğru olmaz. "Değildir şiri derzencire töhmet aczi aksamı..." Ya ne peki? "Felekte b aht utansın binasip erbabı himmetten"; yani himmet edecek, yardım edecek, ülkeyi çekip çevirecek insanların bahtsızlığı, bu aslanın zincire vurulması bahtsızlığı gibi bunu zincire vurursanız, kıyıda köşede bırakırsanız, onları gelmesi gereken yerlere geti r mezseniz, doğru bir siyasî istikrar, -bugüne getirelim- siyasî istikrar kurmazsanız bu utansın, felekte baht utansın. Yoksa aslan, aslan, ama zincire vurduğunuz zaman ne yapsın aslan?

DR. OSMAN ÖZSOY- Nitekim, hayvanat bahçelerindeki aslanlardan çocuklar bile korkmaz.

İLHAN KESİCİ- Evet, çocuklar bile korkmaz.

Yoksa, bizim imparatorluğumuzda da bunlun örnekleri de var, şimdi dünya dengeleri bakımından da hem biz kendimizi bir küheylan gibi görmeliyiz, doğrusu odur, hem de dünya dengeleri bakımından iyi kullanıldığı zaman Türk dengesi, Türkiye dengesi iyi kullanıldığı zaman, dünyanın bütün çevresini değiştirebilecek, dünyanın yapılmış olan bütün hesaplarını bozabilecek bir dengeye sahip, müspetinde, menfisinde değil.

Şimdi denilebilir ki, Kürt konferansını milletler arası hâle getirdiler, siyasallaştırdılar, halkımız da, aydınlarımız da bundan endişe ediyorlar, korkuyorlar. Hiç korkmalarına gerek yoktur. Niye? Millî Mücadelede Anadolu'daki Yunan ordularının da arkasında şimdiki Kürt konferansı toplan m asını isteyen bütün devletler o zaman da vardı, yani...

DR. OSMAN ÖZSOY- Konferans da toplanmıştı, Paris Barış Konferansı.

İLHAN KESİCİ- Evet, Paris Barış Konferansı da toplanmıştı. Ama ne oldu? Yunanistan'ı bıraktılar. Niye bıraktılar? Türk ordusu o zaman meselenin üstünden gelir gibi oldu, yönetimi daha ciddî bir yönetime geçer gibi oldu, baktılar ki o zaman pabuç pahalı, Yunanistan'a destek verip Anadolu'ya çıkarmış olanlar bile maddî desteklerini de, manevî desteklerini de bıraktılar, Yunanistan ke n di başına kaldı. Sonra da iyi bir denge kuruldu. Yani Yunanistan'la şimdi iyi bir dostuz, dost olmamız da lâzım vesaire; o bölüm ayrı.

Ama, hiç kimse korkmasın ki, bu mesele, PKK meselesi, terör meselesi siyasallaşıyor, milletler arası bir konu hâline geliyor, bu bizi mahveder diye kimse düşünmesin; Türkiye doğru yönetimini, doğru siyasal sistemini bulur ise, nasıl o zaman Millî Mücadelede bıraktılar ise Yunan ordusunu Anadolu'da yapayalnız, şimdi o meseleyi de bırakırlar, biz bu meselenin üstesinden gel iriz.

DR. OSMAN ÖZSOY- Çok güzel.

Yani, bizim küheylan kükreyecek ama, bunu bağlayanlar dışarıdan değil, biz kendi kendimizi bağlıyoruz.

İLHAN KESİCİ- Biz kendi kendimizi bağlıyoruz. Yani, siyasal sistemimiz Cenabı Allah'ın emri değil ki, yani öyle bir siyasal sistem bulun ki, parlâmenter sistem bulun ki, Parlâmentodaki en büyük partimizin oy desteği, halk desteği yüzde 20 olsun, Cenabı Allah emretmedi ki. İngiltere de parlâmenter sistem, öyle bir sistemi var ki, Parlâmentosundaki en küçük partinin oy u yüzde 20, bizim en büyük partimizin oyu yüzde 20.

Bu başbakanlık turları, başbakanlık Sayın Ecevit'e verildi, teammüle uygundu, Anayasaya aykırıydı; bütün bu lâflar nereden çıkıyor? Partiler paramparça hâle gelmiş. Şimdiki Başbakanın oyu yüzde 14,5. Dünyanın hiçbir ülkesinde parlâmenter sistemde bile yüzde 14,5 oy alan bir partinin genel başkanı başbakan olamaz; bu kadar.

DR. OSMAN ÖZSOY- Yani bunu Sayın Ecevit'i eleştirmek için değil...

İLHAN KESİCİ- Hayır, kat'iyen.

DR. OSMAN ÖZSOY- Sistemin gene l yapısı.

İLHAN KESİCİ- Sayın Ecevit'in şahsiyetinden, benim de şahsen çok saygı duyduğum, beğendiğim devlet yöneticisi.

DR. OSMAN ÖZSOY- Maalesef sistemden Sayın Ecevit de şikâyetçi.

Efendim, şimdi arkadaşlar işaret ediyor 4 dakikamız kaldığını. Konuyu şu noktaya çekmek istiyorum ben: Zatıâliniz, ilk kez beyanınız oldu, genelde cumhurbaşkanını halk seçsin derler, başkanlık sisteminden bahsedilir, siz de başbakanı halk seçsin diye ilginç bir saptamada bulundunuz. Cumhurbaşkanı, evet, o konuya belki g i rmek istemeyeceksiniz, olabilir, neden başbakanı halk seçsin?

İLHAN KESİCİ- Hayır hayır, her konuya gireriz.

Şimdi ben diyorum ki aslında, bu siyasal sistem kötüye gittiği zaman bundan -tekrarlamış olalım- sadece siyasetçiler zarar görmüyor, aslında siyasetçiler hiç zarar görmüyorlar; zararı bütün millet görüyor, halk görüyor.

DR. OSMAN ÖZSOY- Zarar görülseydi onlar 30 yıldır zaten olmazlardı.

İLHAN KESİCİ- Elbette. Çünkü 30-40 senedir Sayın Cumhurbaşkanımız var, Sayın Ecevit var, şimdi Başbakan oluyor, diğer parti genel başkanları da öyle. Bundan sonra 20 yılda Sayın Yılmaz da kalacaktır, Sayın Çiller de kalacaktır, Sayın Baykal da kalacaktır vesaire.

DR. OSMAN ÖZSOY- Allah ömür versin.

İLHAN KESİCİ- Allah hepsine tulü ömürler versin, uzun ömürl er versin.

Ama, bundan zarar gören işte sanayiciler.

Ben demin sanayicileri de alın filan niye dedim yahut iş dünyasını temsilen sanayiciler filan diyorum?

Şimdi bu Nisan seçimleri kararı alındı. O zaman Türkiye'ye bakalım, geçen Temmuz ayında alındı o, borsada ortalama endeks 2 dolar idi, birleşik endeksin ortalama değeri 2 dolar idi, şimdi 65 sent. Yani, borsada 780 bin insan var, tabiî çok büyükler zarar etmezler, hep küçükler zarar ederler, ortalama bunların maddî varlıkları, hem hisse senedi al m ış olan bir milyon insanın, hem bu firmaların sahibi olan sanayicilerin maddî varlıkları 2 iken şimdi yarıma yakın düştü, 3'te bir oranında düştü, zararı onlar görmüş oldu. Yani diyelim ki, sizin bir eviniz var, onun değeri 100 lira idi 6 ay önce, bu şim d i düştü 30 liraya, siz fakirleştiniz.

İki; faizler ekonomik olarak yüzde 77 idi, yüzde 77'yle Temmuzda Türkiye borçlanıyor idi, biraz önce ifade ettik, yüzde 149, yüzde 150. Yani şartlar çok önemli ölçüde değişti.

O zaman Deniz Baykal-Sayın Mesut Yılmaz akordu vardı, anlaşması vardı, o da bitti. Nisan seçimleri böyle bir ortamda alındı. O ortam kayboldu ve kötüleşiyor.

DR. OSMAN ÖZSOY- Konjonktür değişti.

İLHAN KESİCİ- Konjonktür değişti. O yüzden, Türkiye Nisan seçimlerini ertelemelidir.

Buradan şuraya gelelim ve siyasal sistem...

DR. OSMAN ÖZSOY- Ne avantajı olacak efendim, seçimleri ertelemenin ne faydası olacak bütün bu sorunların aşılması açısından?

İLHAN KESİCİ- Bir kere zararı çok yüksek olacak. Önümüzde eğer seçim olursa -hızlandırmış olarak, paragrafları atlayarak söyleyeyim şimdi- 5 ay hiç kimse ciddî bir ekonomik karar alamaz Türkiye'de.

DR. OSMAN ÖZSOY- Bu krize rağmen.

İLHAN KESİCİ- Bu krize rağmen. Arkasından da 3 ay hiç kimse ciddî bir karar alamaz, yeni hükûmet kurulacak, et ti 8 ay. Bu çok vahim bir hâdisedir, Türkiye'yi çok kötü bir noktaya götürür.

Ama şunu yapsın Türkiye: Belli ki siyasal sisteminde de bir arıza var, yani 3 senede 6 tane başbakan değiştiren siyasal sisteme bir nazar eyleyelim, bir göz atalım, acaba eksiğimiz gediğimiz ne diyelim.

Burada şunu tartışsın bütün Türkiye, aydınları, entelektüelleri, üniversiteleri, sanayicileri, iş dünyası, halkı vesaire: Başkanlık sistemi, yarı başkanlık sistemi gibi bir şey mi yapalım? "Yapmayalım", peki.

Bir büyük orta s ağ, bir büyük orta sol mu oluşturalım? Şimdi diyelim ki Sayın Yılmaz Başbakan, Sayın Çiller -eğer ANA-YOL olmuş olsa- Başbakan Yardımcısı; madem böyle yakın çalışılacak, bir büyük orta sağ olmuş olsa, bir birleşme, bütünleşme veya ittifak olmuş olsa yine birisi başbakan, yine birisi başbakan yardımcısı olur. Yani, kişi olarak da kaybetmezler, ama Türkiye siyasal istikrara kavuşmuş olur.

Bir büyük orta sağ, bir büyük orta sol projesi mi düşünelim? O olmadı, aynı bizim durumumuza bir evvelki seçimde 1996'dan önce İsrail düşmüş idi, bu dönüşümlü başbakanlık modelini meselâ ANAYOL'da ilk biz uyguladık, biz İsrail'den örnek aldık. İzak Rabin'le Şimon Perez, partilerinin oyları düşük, dönüşümlü başbakanlık modelini icat ettiler, 6 ay filan bunu yaptılar. Ama ba k tılar ki, İsrail de çok önemli coğrafyada olan, önemli sıkıntıları olan bir ülke, bu iş böyle yürümez, yani dönüşümlü başbakanlıkla, bir sana, bir bana, İsrail'in problemlerinin üstesinden gelmek mümkün değildir. O zaman dediler ki, vaktimiz yok, zamanımı z dar, o zaman bütün sistem aynı kalmak kadıyla sadece başbakanı halka seçtirelim. Netanyahu, şimdiki İsrail Başbakanı Netanyahu o münasebetle, halk oyuyla başbakan, yüzde 50'nin üstünde oy aldı, Başbakan oldu. İsrail'de de 3 senedir hiçbir siyasî istikrar s ızlık yok.

DR. OSMAN ÖZSOY- Orta Doğu barışı da daha emin adımlarla...

İLHAN KESİCİ- Orta Doğu barışı da çok daha ciddî bir noktaya geldi. Çünkü, Orta Doğu barışıyla ilgili Amerika Birleşik Devletleri kimin doğrudan muhatap alınacağını biliyor, Netanyahu'dur, gücünü, kudretini biliyor Netanyahu'nun, siyasî ağırlığını biliyor, "tut elini, bir büyük pazarlık yapıyoruz" dediğiniz zaman bu mesele halloluyor. Türkiye'nin de bütün büyük meseleleri böyle.

Türkiye'nin bütün bunları tartışması için elinde bir tek zaman var, Mayıs 2000. Mayıs ayının 2000 yılında Allah nasip ederse Türkiye yeni bir cumhurbaşkanı seçecek, ya bu eski sistemle seçecek veya yeni bir sistem arayıp onu bulacak. Ondan sonra, 7 yıllığına bu sistem içerisinde bir cumhurbaşkanını seçtikte n sonra, bir daha 7 yıl, yani 2007 yılına kadar Türkiye bu işleri tartışamaz bile, konuşamaz bile, konuşsa da, tartışsa da suya yazılan yazı gibi olur, havada konuşmuş olur.

Ben diyorum ki, Türkiye hem bu önümüzdeki ekonomik problemlere daha ciddî bir pro gramla hazırlansın, bir; iki, siyasal sisteminin aksayan yönlerinin olduğu belli. O zaman bütün Türkiye bu tartışmaya iştirak ederek arasın, bir şey arasın; ister başkanlık sistemi arasın, ister yarı başkanlık sistemi arasın, ister büyük orta sağ, büyük o r ta sol projesi arasın, ister başbakanını halka seçtirmeyi arasın. Hiçbirini yapamıyorsa, yeni bir seçimde, yani bu Nisan dahi olmuş olsa öyle yapsın, ya partilerin ittifak yapabilme imkânlarını arasın, yani ya partiler bu cenazeyi kaldıracaklar, yukarıdan tanzim edeceksiniz, ittifak kanunu diyeceksiniz, o bile epeyi bir meseleyi hâlleder veya halkın eline vereceksiniz. İki tur yapacaksınız her seçimi, yani hem genel seçimi yapacaksınız, hem belediye başkanlıklarını yapacaksınız iki tur, o zaman halk kendis i birleştirmiş olacak, kendisi bütünleştirmiş olacak.

DR. OSMAN ÖZSOY- Efendim, ben şunu anladım, bu 60 dakikalık söyleşinin özeti şu: Apo'su da bunun içine dahil, krizi de dahil, Türkiye'nin bir siyasî istikrara ihtiyacı var. Bunu sağlayamazsa her tarafı dökülmeye mahkûm gibi.

İLHAN KESİCİ- Her tarafı dökülür, Allah korusun, başımıza daha büyük sıkıntılar gelir.

Ama, altımızda bir küheylan var iken, yani insanın yüreğinin yanması, "ya, ne yapalım, derme çatma bir ülkeyiz, derme çatma bir milletiz, başımıza bu belâlar ondan geliyor" olsa canım yanmayacak, yani yüreğim yanmayacak, ama...

DR. OSMAN ÖZSOY- Bu millete bu reva değil diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Evet. Bir küheylan gibi millet, bir küheylan gibi ülke varken bu hâllere düşmek insanı üzüyor.

DR. OSMAN ÖZSOY- Efendim, çok teşekkür ediyorum ben.

İşin doğrusu, ödevinize de iyi hazırlanmışsınız. Zannediyorum bunları da değerlendireceğiniz bir plâtform inşallah yakın gelecekte doğacaktır.

Ben pazarınızı bize ayırdığınız için teşekkür ediyorum tekrar.

İLHAN KESİCİ- Ben de size çok teşekkür ediyorum.

DR. OSMAN ÖZSOY- Ve ağzınıza sağlık diyorum efendim.

Sevgili seyirciler, hep birlikte Sayın Kesici'yi dinledik, ben çok yararlandım, zannediyorum sizler de istifade ettiniz.

Haftaya bir başka konuğumuzla birlikte olmaz üzere hoşça kalın; iyi pazarlar diliyorum.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.