Facebook
Twitter
Kıştan sonra Karakış gelebilir.
Serdar Akinan | SkyTurk - Anlamak İçin | 17.3.2008
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

Serdar Akinan:  

Programımızın adı “Anlamak İçin”, özellikle bu ismi koyduk. Yeni bir program.

Karşınıza bu programla çıkıp Türkiye’nin içinde bulunduğu süreci ve geleceğimizi anlamaya çalışıyoruz.

Bu bağlamda da olabildiğinde çarpıcı konuklarla ahval üzerine konuşuyoruz. Ne durumda Türkiye? Dünya nereye gidiyor?

Bu anlamda günlerdir yoğun tanıtım yapıyoruz. Özellikle de yapıyorum.

En son iki yıl önce, özellikle ekonomi içeriği ile kendisini burada konuk etmiştim.

İlhan Kesici ekonomi konusunda Türkiye’nin gerçekten çok yakın takip ettiği ve kendisini besleyebildiği bir isim.

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili, DPT’nin eski müsteşarı.

Fakat Türkiye onu bence bu içinde bulunduğumuz meseleleri anlamak konusunda çok net kapsamlı çözümleri ile önerileri ile içten ve samimi fikirleri ile, bir siyasetçi kimliği ile çok yakından tanıyor.

Ben de özellikle kendisine rica ettim iki-üç hafta kadar önce,  iki hafta kadar önce, İlhan Bey buyurun gelin benim okuyabildiğim kadarıyla iyiye gitmeyen şu ekonomik tabloyu konuşalım diye.

Fakat geldiğimiz noktada, süreç itibari ile o kadar çok şey gelişti ki ister istemez bugün kendisi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın Ak Parti’ye açtığı kapatma davasını da konuşacağız, bunun olası etkilerini de konuşacağız.

Ama isterseniz İlhan Bey’e bir hoş geldiniz diyelim. Hoş geldiniz İlhan Bey.

İlhan Kesici: Çok teşekkür ederim Serdar Bey, sağ olunuz.

Serdar Akinan:  Biraz uzun bir konuşma oldu ama.

İlhan Kesici: Güzel oldu.

Serdar Akinan:  Biraz anlatayım istiyorum. Çünkü anlamak için programı arka arkaya, biraz da denk düşüyor, çok önemli konuklar çıkartıyor.

Sağ olun kırmadınız geldiniz ve inanıyorum ki bu bir buçuk iki saat boyunca milyonlarca insan, veya yüz binlerce insan, bilmiyorum ama belki giderek artar izlenme oranımız bu gece, anlamaya fırsat bulacak diye düşünüyorum içinde bulunduğumuz hali.
Dolayısıyla çok da lafı uzatmadan hemen gelelim. Dediğim gibi belli konu başlıkları var, ben Türkiye’de ekonomik tabloyu daha önce de konuştuk, 2006 yılında yanılmıyorsam bir Ocak ayı idi, ne vaziyette olduğumuzu. Döndük bugüne geldik.

O günden bugüne, siz o programda çok net ifadelerle ekonominin hiç te iyiye gitmediği söylemiştiniz. Bu bağlamda küresel anlamda da iyiye gitmediğini söylemiştiniz.

Verdiğiniz verilerin tamamı doğru çıktı, öngörülerinizin tamamı doğru çıktı. Dolayısıyla bugün içinde bulunduğumuz durum, ben mi çok karamsarım yoksa hakikaten öyle mi olmak gerekiyor. Vatandaşın anlaması bağlamında sözü size bırakalım, nasıl gözüküyor?

İlhan Kesici: Estağfurullah. Çok teşekkür ediyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum size ve seyircilerimize.

Sadece bir giriş cümlesi bakımından, 2006 bütçesi üzerine davet etmişsiniz beni. 13 Ocak 2006 yılında. Orada şimdi ben o zaman dikkatimi çekmemiş. Ama neticede sizin programınıza hazırlanırken, bizim internet sitemizden o en son yaptığımız ekonomi programını da çıkardım ben.

Orada dikkatimi çeken bir şey var sizin sorduğunuzda. Beni sıkıştırıyorsunuz o zaman, yani ben ekonomi ile ilgili bazı sıkıntılar ifade ediyorum.

Siz de diyorsunuz ki, işte A gazetesinde, gazetenin ismini isterseniz verelim isterseniz vermeyelim, A gazetesinde bir insan var, uluslararası bir organizasyonda çalışıyor, çok önemli bir post’u var. Halbuki İlhan Bey siz ekonomik verileri böyle diyorsunuz ama, o da diyor ki dünyanın içinden bakarak efendim hem Türkiye ekonomisi ile ilgili hem dünyanın gidişatı ile ilgili çok parlak şeyler söylüyor. Şimdi bu işe ne diyeceksiniz? Filan diyorsunuz.

Bende bir şeyler söylüyorum. Ona geleceğiz. Ama bence “o isim” şimdi benim dikkatimi çekti. O zaman ben unutmuşum. Siz belki hatırlıyorsunuzdur.

Şimdi bunu yeniden üstünden geçerken gördüm ki “Mehmet Şimşek” Bey.

Serdar Akinan:  Evet. Çok enteresan.

İlhan Kesici: Evet, çok enteresan. 13 Ocak 2006 tarihinde sizinle yaptığımız şeyde.
Benim internet sitemde de bunun hem videosu var hem metni var, deşifre edilmiş metni, Mehmet Şimşek Bey.

Serdar Akinan:  Yalnız kayda düşelim, o tarihte Mehmet Şimşek’in Türkiye’ye gelmesi, Bakanlık yapması gündemde bile değildi.

İlhan Kesici: Değil imiş, daha doğrusu.

Serdar Akinan:  Belki biz böyle biliyorduk.

İlhan Kesici: Ben bunu gördükten sonra, demek ki 2006’nın başında Mehmet Şimşek Bey’in bir gün olup Türkiye’de bakan olacağı belliymiş. Daha sonra ben de okumadığım için, onu bilmiyorum ama böyle bir enteresan, eski tabirle tevaffuk oldu. Bununla açmış olalım şimdi.

Şimdi bu Amerika’da olan biteni, küresel, dünya vesaire. Son bir aydır veya son 15 gündür Türkiye de çok konuşuluyor. Biraz normalden fazla konuşuluyor. Sabah akşam çok konuşulunca da işin ciddiyeti de bazen kaybolur. Bu milyar dolarlar, trilyon dolarlar havalarda uçuyor filan, sonra şeyi kaybetmiş oluruz.

Ama bu 2007 yılının başından itibaren, tam başından itibaren 2007 yılının dünyada ciddi ciddi konuşulmaya başlanmış olan bir şey idi.

Hatta bundan 10 gün kadar önce, bugün ayın 17’si, 6’sında burada idi, 11 gün önce. 11 gün önce İş-Yatırım’ın davetlisi olarak bir profesör geldi.  New York Üniversitesinden bir ekonomi profesörü geldi. Türkiye de bir konferans verdi.

Ben konferansa katılamadım. Yurtdışı programım vardı, ben konferansa katılamadım. Adamın ayrıca bir enteresan tarafı daha var, İstanbul doğumlu bir profesördür bu, Profesör Rubini. Bir Musevi ailenin çocuğu olarak İstanbul’da doğmuştur, belli bir müddet Türkiye de yaşamışlardır, sonra İsrail’e göç etmiş olan bir profesördür, Profesör Rubini.  

Profesör Rubini’nin meşhurluğu, yani o zamana kadar 2007nin başına kadar dünyada çok bilinen tanınan bir insan değildi. 2007 Davos toplantısında dedi ki bu, Ocak ayı 2007’sinde dedi ki; Amerika’yı büyük bir resesyon bekliyor, şimdi herkes şaşırdı.

Serdar Akinan:  Durağanlık durgunluk bekliyor.

İlhan Kesici: Evet, ekonomik durgunluk bekliyor. Ekonomide büyük bir kötü bir gidişat bekliyor. Şimdi Ocak 2007’de Davos toplantısında filan söyledi.

Bizde adettir, yani Türkiye’de daha ziyade adet, bir tanesi de sizin elinizde kitap var, bende almış idim. Joseph Stiglitz’in kitabı. Bir münasebetle ona da geliriz.

Buna hemen damgayı vurdular. Yani hem dünya böyle damgalamaya meyillidir, bizde de çok damgalamaya meyillidir insanlar;  Serdar Bey şöyle bir damga diye yapıştırırlar.
Profesör Rubini’nin adını “felaket tellalı” koydular derhal.

Şimdi bizde de, bizim ekonomi ile ilgili bir şey filan söylediğimiz zaman, ısrarla söylediğimiz zaman ya bazen kötümser derler, ya bazen çok karamsar derler veya felaket tellalı filan derler ama dünya bu işleri biliyor, yani dünyada bu işler oluyor.

Profesör Rubini söyledikten itibaren, daha doğrusu o söylediği için filan değil ama olanı biteni iyi gözlediği için.

Bir de bu Joseph Stiglitz. Stiglitz, 1991-1997 yılları arasında Clinton’ın en parlak ekonomik dönemi idi. Son 20 yılın Amerika’da reel olarak en parlak ekonomik dönemlerinden birisidir. Özellikle orta sınıf ve alt orta sınıf için çok parlak ekonomik bir dönemdi.

Stiglitz ‘te muhalif. Bu da geldi Türkiye de konferans verdi. Nobel ekonomi ödülü olan bir insan bu. Rusya da ekonomik kriz çıktığı zaman ona vaziyet etmiştir. Dünya Bankasının sonra Baş Ekonomistliğini filan yapmıştır ama bizde, yani değil mi ki doğruları biraz sert bir biçimde filan söylüyorsunuz bütün bu vasıflar bir kenara bırakılır bazen, işte adamın söylediği, muhalif ekonomist, Stiglitz elbette Nobel ödülü filan almış bir insandır ama muhalif ekonomist diye tanınır, bilinir, meşhurdur filan denilir, bir kenara konulur. Halbuki işte bu işler bir tarafa konulmaması icap eden işlerdendir.

Şimdi Rubini’den başladık; biz de 2007’nin başlarından itibaren dünya ekonomisini, kendi ülkelerimizin ekonomisi itibarı ile takip eden insanlarız, mesela.

Ben dünya ekonomisini ne diye takip ederim? Amerikan ekonomisini ne diye takip ederim?

Bizimle ilgili neler olur neler biter, buradan bize olumlu bir şeyler mi düşer, olumsuz şeyler mi düşer; aman pozisyon almak lazımdır, filan diye takip ederiz biz.

Şimdi Amerika’da bunun adına balloons dediler, yani baloncuklar. Bu özellikle mortgage lafı, İngilizce tabirleri kullanmayı çok seviyor filan değilim ama öyle meşhur oldu Türkiye’de. Yani “taksitle ev alma mekanizması”.  

Bankaya gidiyorsunuz veya finansman kuruluşuna gidiyorsunuz, bu işlerle ilgili hem bankalar hem finansman kuruluşları var Amerika’da.

Efendim diyorsunuz, ben bir ev alacağım bana lütfen ucuz faizli bir kredi verir misiniz?
10 yıl vadeli, 20 yıl vadeli; bunun adı mortgage. Onlar da memnuniyetle diyorlar.

Bu Amerika’da yaklaşık 15 milyon evi ilgilendiren bir hadisedir. Meğer anlaşılmaya başlandı ki 2007’nin başlarından itibaren bu alanda bir problem var. Yani krediler yavaş yavaş geri dönmüyor, taksitleri geri dönmüyor.

Niye geri dönmüyor’a bakıldı. Düşük vasıflı insanlara, ödeme kabiliyeti az olan insanlara da epeyce kredi verilmiş. Yani adamın şeyine bakıyorlar, geliri ne kadar? 100 dolar. Bu adam 15 dolarlık taksit ödeyebilir mi? Normal olarak ödeyemez, ama vermişler. 15 dolarlık taksitler, 20 dolarlık taksitler efendim vermişler.

Bunların geri dönmesinde sıkıntı çıkmaya başladı. Bu Amerikan ekonomisini takip eden insanlar, hem Amerika’daki insanlar hem dünyadaki insanlar, ama daha ziyade Amerika’daki insanlar burada bir sıkıntı alanı var galiba filan dediler. Fakat büyütmediler, belki büyütmeyi tercih etmediler yani.

O yüzden bunun adına “baloncuklar” dediler. Yani ekonomide bir takım baloncuklar oluşuyor, bunlar patlayabilir,  baloncuğun önemi orada. Ama baloncuktur yani netice itibari ile patlasa bile, balonlar sönse bile bu Amerikan ekonomisini sarsmaz.

Birinci üç-ay böyle geçer gibi oldu. Üçüncü aya doğru geldiğinde, bu işin zannedilenden daha ciddi bir iş olduğu belli olur gibi olmaya başladı.

Bunun maliyetini hesaplamaya çalıştılar. İlk telaffuz edilen rakamlar, tabii bir maliyeti vardır bu işin, ama olsa olsa 30 milyar dolar civarında olacaktır maliyeti bu işin dediler. 30 milyar dolar da Amerikan ekonomisinin büyüklüğü içerisinde Amerika’yı çok rahatsız edecek bir rakam değildir, o yüzden çok da dert etmeyelim filan denildi.

Buna çok benzeyen bir hali bundan 20 gün önce, yahut 15 gün önce, bizim Maliye Bakanımız Amerika’da olan biten birazcık daha can yakacak gibi görünmeye başlandığında, tek başına bir basın toplantısı yaptı. Özetle şunu dedi;

Bir; Amerika bir büyük devlettir. Amenna. (Amenna lafı bana ait şimdi.)

İki; Amerikan ekonomisi de bir büyük ekonomidir. Amenna elbette öyledir.

Üç: Öyle olunca bu büyük devlet ve bu büyük ekonomi kendi içindeki problemlerini nasılsa çözer. Bizi endişeye sevk edecek herhangi bir şey yoktur. O yüzden ey Türk halkı, ey Türk milleti rahat uyuyun. Hiç canınızı sıkacak bir şey yoktur.

Serdar Akinan:  Müsterih oldun

İlhan Kesici: Müsterih olun. Tam 15 gün önce bunu söyledi. Fakat Amerikalılar bizim Maliye Bakanımız gibi bakmıyorlar demek ki.

Daha sonra bu 30 milyar dolarlık rakam, böyle sanki böyle 30 milyar dolarla yetinmeyecek, 100 milyar dolar-150 milyar dolar gibi telaffuz edilmeye başlandı 2007’nin ortalarında.

Yani 2007’nin başı, 2007’nin üçüncü ayında 30 milyar dolarlar telaffuz edildi. 2007’nin ortalarında 100 milyar dolar-150 milyar dolar gibi rakamlar telaffuz edilir gibi oldu. Birazcık daha işin ciddileştiği belli oldu. Acaba ne yapsak, acaba ne yapsak filan denildi.

2007’nin Eylül’leri civarında, yani bundan 6 ay önceleri civarında Avrupa daha ciddiye almaya başladı Amerika’da olan biteni. Ölçmekte zorluğu var. Çünkü o zorluğa geleceğim, neden ölçmekte zorluk olduğunu.

Dediler ki, bu Amerika’da bir şeyler oluyor. Fakat bu Amerika’da olan şey önünde sonunda gelir Avrupa ekonomisini filan da vurur. Aman birazcık yapabileceğimiz tedbir ne ise o tedbirleri alalım diye düşündüler. Ve şöyle bir tedbir aldılar.

Bir; 15-16 Avrupa Birliği büyük ekonomilerinin Merkez Bankası Başkanları toplandılar. Dediler ki; bir büyük fon meydana getirelim ne olur ne olmaz. Bir büyük tehlike gelecek gibi görünüyor, bir fon meydana getirelim. 500 milyar dolarlık bir fon oluşturdular Avrupa Birliği Merkez Bankası başkanları. Bu çok büyük bir rakam.

Bunu piyasaya, nasılsa piyasada bir durgunluk olacak, onlara geleceğiz, piyasaya enjekte edelim. Bir kısmını şimdi enjekte etmeye başlayalım ki ekonomi durgunluğa doğru girmeden biz tedbirimizi almış olalım.

Şimdi Avrupa Merkez Bankası Başkanları ve Avrupalı devlet adamları bu tedbirleri alınca Amerika’dakiler birazcık daha fazla uyandılar.

Onlar da dediler ki; bu Avrupa’lılar tedbirli insanlardır. Mealen söylüyorum bunu. Bu kadar büyük tedbire teşebbüs ettiklerine göre bizim zannettiğimizden daha ciddi olabilir Amerikan ekonomisindeki olan hal.

Şimdi bunu demeye başladılar.

Rakamların telaffuzu yani 30 milyar dolardı, 100-150’ ye çıktı. 100-150’den sonra, Avrupa bu işi aldıktan sonra galiba bu 100-150 milyar dolarda da kalmayacak; 300 milyar dolar-400 milyar dolar gibi bir rakama ulaşabilir ekonomiye olan tahribatı, zararı. O yüzden daha dikkatli olalım filan demeye başladılar.

Aradan bir müddet daha geçtikten sonra, şimdi şu andan itibaren rakam telaffuzu hiç yoktur. Yani bir trilyon dolar diyen de var, 3 trilyon dolar diyen de var. Ama ana hatları itibari ile artık rakamla uğraşmamızı icap ettirecek bir şey yoktur, hadise yeteri kadar büyüktür, demeye başladılar.

Serdar Akinan:  Neden, çok küçük bir soru, neden öngöremiyorlar bu olası çerçeveyi? Yani ufacık açsanız onu.

İlhan Kesici: Evet, şimdi normal olarak öngörülebilir olması lazımdır, eski usulle bakmış olsaydık. Yani eski usul şudur: madem ki bu şeyden meydana geliyor, ana hatları itibari ile ev kredilerinden meydana geliyor.

O zaman kaç kişi ev kredisi aldı kardeşim? Şu kadar adam. Kaç lira ev kredisi aldı? Bu kadar kredi. Ne kadarını ödediler? Ne kadarı geride kaldı? Bu geride kalanın ne kadarı ödenmeyebilir?

Bu hesabı kolay çıkarırlar idi. Zaten o 30 milyar dolar başlardaki, daha sonraki 100 milyar dolar-150 milyar dolar böyle hesaplanan rakamlardır. Ya, dert etmeye gerek yoktur kardeşim.

Kaç tane ev satıldı? Şu kadar. Kaç tanesinin kredisi geri dönüyor, dönmüyor? Bu kadar. Dönmeme ihtimali yüksek olanlar ne kadar? Onu da bir katsayı ile katalım. O zaman demek ki Amerikan ekonomisine getireceği yük 100 milyar dolardır, 150 milyar dolardır. 100 miyar dolarlık, 150 milyar dolarlık bir ilave yükü Amerikan ekonomisi mas edebilecek takattedir, güçtedir.

Sonra yavaş yavaş ortaya şu çıkmaya başladı ki, bu işte “türev finansal imkanlar” çıkmış imiş.
Yani adına “türev finansal enstrümanlar” diyorlar.

O da şöyle bir şey imiş meğer: Şimdi birisi geliyor sizden, banka veya bu ev kredisi veren kuruluştan, finansman kuruluşundan kredi istiyor, o da krediyi veriyor. Fakat krediyi veren kuruluş, banka veya finansal sistem biliyor ki, bu adamın ödeme kabiliyeti, benim verdiğim krediyi ödeyebilmekte çok şey değil. Yani ben bunun ödeme kabiliyetinin üstünde bir kredi vermiş oldum. O yüzden bir anlamda “çürük kredi” diyelim. Şimdi ona “eşik altı-subprime” vesaire filan deniyor, ama bana göre çürük kredi demek daha doğrudur yani.

Şimdi ben bu adama çürük kredi verdim, o zaman kendim müşkülat içinde kalmayayım ödemediği zaman, o yüzden bu kredilerimi gideyim sigorta ettireyim diyor. Gidiyor bir sigorta şirketine, sigorta ettiriyor. İyi, problem olursa sigorta şirketi var. Sıkıntı benim üstümden devrilmiş olur.

Sigorta şirketi de meğer şöyle düşünüyormuş: bütün bu bilgiler, bunlar hep bu hadiseler ciddileştikten sonra ortaya çıktı, sigorta şirketi de meğer şöyle düşünüyormuş: bu banka geldi bana, çürük kredileri sigorta ettirdi, ben de bilerek ettim. Ama ben de biliyorum ki bu krediler çürük kredilerdir. O zaman ben de kendimi götürüp başka birine sigorta ettireyim.

Serdar Akinan:  Yani balon değil, balonlar var.

İlhan Kesici: Balonlar var. Bu da götürmüş kendisini başka birine sigorta ettirmiş.

Burada bitti mi? Hayır bitmedi. Bunların aynı zamanda tahvilleri var. Bunlar tahvil çıkarmışlar. Bu tahvilleri dünyadaki bir takım fonlar almışlar. Hem Avrupa’daki bazı fonlar almışlar, hem dünyanın diğer fonları filan almışlar. Çok iyi karlar da getiriyor, veya ortak olmuşlar, fonlar gelmiş bunlara ortak olmuşlar. Hisse senedi çıkarmışlar, satmışlar.

Bunun böyle büyük bir zincir olduğunu Amerika’daki insanlar da, bu mekanizmanın böyle olduğuna dair bilgiler var ama bunun çapının ne kadar olduğuna dair bilgiler yok. Hadise ciddileştikçe bu işler ortaya çıkmaya başladı. O yüzden 2007’nin sonuna doğru hadise artık,

Serdar Akinan:  Demin sizin şey lafınız çok önemli, artık rakam telaffuz etmiyorlar.

İlhan Kesici: Artık rakam telaffuz etmiyorlar.

Serdar Akinan:  Şimdi bu çok önemli. Geçen gün Stigliz bu kitapta da var, 3 trilyon dolarlık savaş diye.  Buna paralel giden bir de Irak savaşı, orada öngörülen bir bütçe var, bir rakam var. Olağanüstü bir rakam ortaya attığı rakam Stigliz’in..

İlhan Kesici: Olağan üstü bir rakam. Başlarda siz getirmişsiniz.  Şimdi diyor ki Stigliz netice itibari ile, Irak harbi ile ilgili başlangıçta çok daha düşük, 50 milyar dolarlık askeri yük getireceği hesaplanmış Irak harbinin. Şu ana kadar 473 milyar dolar.

Bu askeri harcamalar, bundan sonraki askeri operasyonlar için, yani, bir en iyi haliyle bir de en düşük haliyle bir rakam veriyor, bir de muhtemel, kendisine göre muhtemel haliyle bir rakam veriyor.

En düşük  haliyle bundan sonra 382 milyar dolarlık askeri harcama yapılacak, ama muhtemel kendi hesabına göre 669 milyar dolarlık bir harcama daha yapılacak.

Şimdi daha sonra da gelecekteki  bunların gazilerinin işte hastane masrafları, aylıkları, sigortaları vesaire filan gibi sosyal maliyetleri filan da işin içine katarak ulaştığı nokta  2 trilyon 655 milyar dolarlık,  yani kitabının adı 3 trilyon dolarlık savaş diye, böyle bir rakam.

Şimdi şeyde de, aynen bu Irak harbinin ekonomik maliyetinde olduğu gibi, bu mortgage’la ilgili taksitli şeylerle ilgili, artık rakam telaffuzunu bıraktılar, bu çok büyük bir hadisedir bunu kabul ettik, demeye başladılar.

Ama Amerika bunu kabul ediyor, bizim Sayın Maliye Bakanımız 15 gün önce böyle değil diyor. Amerika bir büyük devlettir, Amerikan ekonomisi büyük ekonomidir. Kendi meselelerini hallederler, buradan bize bir şey gelmez, diyor.

Dört gün önce de üç tane bakanımız çıktı; Sayın Başbakan Yardımcımız, ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcımız Nazım Ekren Bey, deminki 2006 bütçesi münasebetiyle konuştuğumuz Hazineden sorumlu Devlet Bakanımız Mehmet Şimşek Bey, Maliye Bakanımız Kemal Unakıtan Bey.

Üçü birden basın toplantısına çıktılar; yeni mili gelir serisi, ona Türkiye ekonomisi ile ilgili bahiste gireceğiz,  yeni milli gelir serisi ile ilgili bilgiler verdiler. Meğer ne zenginmişiz de haberimiz yokmuş, olduğu ortaya çıktı.

Meğer çok zenginmişiz ve borcumuzun filan hiç önemi yokmuş bu milli gelir büyüklüğü içerisinde, cari açıklarımızın hiç önemi yokmuş, müsterih olmalıymışız. Yani çok müsterih olmalıymışız. Amerika’daki hal de bu kadar kuvvetli ekonomiyi zaten sarsacak bir hal filan değilmiş, gibi bir şey yaptılar.

Ama Amerikalılar, şimdi Amerikalılardan bazı örnekler verelim. Yani muğlak Amerikalılar demeyelim de somut Amerikalılardan bazı örnekler verelim. Hiç kimseye inanmıyorlarsa bu arkadaşların, özellikle AKP’nin ekonomi yönetiminde bulunan arkadaşların ve Sayın Başbakanın, yani İlhan Kesici’ye inanmıyor olabilirler, muhalif bir partinin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilidir, zaten öyle söylemesi icap ediyor, diyebilirler. Serdar Bey’e inanmayabilirler. Türk Üniversitelerinde ekonomi profesörlerinin bir bölümüne inanmayabilirler, vesaire filan.

Ama illa da bunların “yarı ilah” tarzında ekonomide gördükleri bir tane isim var, George Soros, değil  mi? Ona şüphe düşemezler herhalde yani. George Soros’un, size bırakacağım ben bu makaleyi,  Ocak ayının 22’sinde, yani çok taze, 2008’in başında Ocak’ın 22’sinde yazdığı gazetenin adı da Financial Times, dünyanın en prestijli ekonomi gazetesi, efendim Financial Times’ta bir makalesi var. Ben şimdi onu kısaca, yani ne demiş olduğunu filan onun ağzından söyleyeyim diye düşünüyorum.

Şimdi burada özetle diyor ki;

Bir, bu iş ev kredilerinden çıkmıştır, ev kredileri önemli bir bölümüdür bu işin.

İki, ama katiyen bununla sınırlı değildir. Diğer kredilerin de durumu budur. Yani Amerika’daki bankaların ve finans kuruluşlarının verdiği diğer krediler.

Siz televizyon stüdyosu kuracaksınız size açmış oldukları krediler, ben bakkal dükkanı açacağım bana açtığı krediler, öbürü manav açacak ona açtığı krediler, berber dükkanı açılacak ona açtığı krediler de dahil olmak üzere bu krediler önemli ölçüde çürük kredilerdir diyor, bunu Soros diyor. Bu birinci bölümü olsun.

Üç; Bu hal 60 yılın en önemli halidir diyor, son 60 yılın en önemli halidir.

Dört; asıl diyor, bunların asıl hakiki sebebi, yani bu kredilerin düşük vasıflı olması, geri ödenme kabiliyetlerinin düşük olması vesaire filan vardır ama asıl diyor hadise Amerika’nın cari işlemler açığıdır.

Şimdi bizde Türkiye ile ilgili hep cari işlemler açığına aman dikkat edin, aman dikkat edin diye bir milyon platformda filan söylüyoruz. Bize gelen karşı cevap şudur: tamam cari işlemler açığı elbette önemlidir, önemsiz de demeyiz. Ama finanse edildiği ölçüde, finanse edildiği takdirde ne önemi olacak yani; bak bizde finanse ediyoruz cari işlemler açığını.
Tabi nasıl finanse edildiği ayrıca önemlidir filvaki ama.

Şimdi George Soros diyor ki, cari işlemler açığı. Şimdi cari işlemler açığının Amerikan ekonomisinde ulaştığı nokta %6,2. Soros’un verdiği bilgi itibari ile söylüyorum, bu makaledeki bilgi %6 diyelim, 6,2.

Türkiye’nin bu yeni milli gelir serisinden önceki halini alalım. Bütçede 2008 programında cari işlemler açığı rakamı 39 milyar dolar idi. Ama bu 39 milyar dolar ilan edildiği gün Türkiye’nin büyük iş dünyası bunu minimum 45 milyar dolar olarak telaffuz etti. Ben 45’i 50 olarak düşündüm onu bütçede de söyledim, bütçenin kapanış konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu adına yaptığım kapanış konuşmasında.

Ama biz ortalamasını 45 alalım. O zaman milli gelir büyüklüğü 2008 için 520 milyar dolardı. Katiyen olmayacak bir rakamdır dedim ben. Çünkü bunun kabulünde 2007’nin %5,5 büyüyeceği, 2008’in de %5 büyüyeceği kabulü vardır.

Ne 2007 onu gerçekleştirebilir, ne 2008 onu gerçekleştirebilir, ne bunların kullandıkları ortalama kur bunların düşündüğü gibi olur. En iyi ihtimalle 450 milyar dolar olur, en iyi ihtimalle 2008’in milli gelir büyüklüğü.  45’i 450 milyar dolara bölün %10. Şimdi bu çok ciddi bir rakam.

Bunu zaten şimdi bir münasebetle söyleyeceğiz Türk ekonomisinde. Yani George Soros diyor ki Amerikanın cari işlemler açığı, milli gelirin %6,2’sidir, ve en büyük problem budur.

Şimdi biz de milli gelirin neredeyse %10’u civarında ama bizimkiler hala cari işlemler açığının önemini yeteri kadar  idrak etmiş değiller veya ciddiye almıyorlar.

Beşincisi; George Soros’un söylediği. Yani George Soros aynı zamanda, onun kabul ettiği yaklaşım şu: Piyasalar kendi problemlerini kendileri çözerler. Devlet denen organizasyon hiçbir şeye karışmasın, yani gölgesi bile düşmesin; başka hiç bir şey istemeyiz. Bu fikriyatın şampiyonudur, kendileri.

Şimdi diyor ki, bu makalede de diyor, ve Amerika’da ve dünya ekonomi tartışmalarında bundan sonra çok konuşulacak olan işlerden bir tanesi. Denetleme yok kardeşim, ne bankalar sistemini ne bu finansal organizasyonları kimse denetlemiyor. Bu olmaz, bir regülasyon lazımdır, regule etmek lazımdır, bir denetlemek lazımdır.

George Soros’un başka söylediği bir şey de şudur: diyor ki; Bu tür zamanlarda, benim çok hoşuma giden bir laf oldu, bu tür zamanlarda “kötüye gitme ihtimali olan her şey kötüye gider”.

Yani şunun kötüye gitme ihtimali var ama 5-10 tane şey, 5 tanesi kötüye gitsin 3 tanesi iyiye gider. Böyle bir şey yok. Bu tür zamanlar şöyle zamanlardır. Kötüye gitme ihtimali olan her şey kötüye gider.

Şimdi o yüzden de bütün bunların sonucunda da Amerika’ya hitaben bir reçete söylemiş değil. Ama hadisat budur, diyor: aklınızı başınıza alın, çok ciddiye alın bu işi diyor. Bunu George Soros çok ciddiye alın diyor, bizimkiler hala almıyorlar.

Bir başka şey, Martin Feldstein diye birisi var. Bu Amerika’da ekonomik araştırmalar yahut ulusal ekonomik araştırmalar bürosu diye bir organizasyon, onun başkanı olan bir insan. O da bir münasebetle diyor ki, George Soros’un 60 yılına benziyor o, 2.Dünya savaşından bu yana Amerika’nın gördüğü en büyük resesyon tehlikesi ile karşı karşıyayız.

Bernanke, bundan 15-20 gün önce, Yani Amerikan Merkez Bankası Başkanı olarak nitelendirebileceğimiz bir insan, banka iflasları olabilir.

Bizimkiler onu küçük bazı bankalar iflas edebilir diye daha ziyade aldılar. Alarming bir hal oldu. Bazı banka iflasları olabilir.

Şimdi bizim Merkez Bankası Başkanımız bundan bir kaç gün önce Kayseri Sanayi ve Ticaret Odası ve Dünya Gazetesi’nin birlikte hazırladığı bir panele katıldı.

Şimdi bugün Sayın Başbakan geri geldiği zaman, ona gireriz ama, Başbakan dedi ki; Cumhuriyet Başsavcısının açtığı parti kapatma davası gelip Türk ekonomisini de bir sıkıntıya sokacaktır. Yani şimdiden Türk ekonomisindeki muhtemel darbeyi, muhtemel tahribatı Başsavcının üstüne yıkmış oldu bugün.

Halbuki bizim Merkez Bankası Başkanı, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin Merkez Bankası Başkanı, ama özellikle AKP’nin, Sayın Başbakanın tayin ettiği Merkez Bankası Başkanı, değil mi? Çok da tartışma olmuştu. Merkez Bankası Başkanlığına atandığı ve atandıktan sonraki hallerinde çeşitli tartışmalar oldu.

Ama Türk ekonomi bürokrasisinde yetişmiş olan insanlar, genellikle çürükleri çok az olur ama, genellikle aldığı ekonomik terbiyeye bağlı, devlet yönetimi ekonomik terbiyesine olan insanlardır. Ben Sayın Başkanı da o grup insanlardan bir tanesi olarak görüyorum. Başından itibaren de öyle görürüm.

En son, hiç böyle parti kapatma davası filan yokken ortada, Kayseri, hem de Kayseri yani Abdullah Gül Bey’in memleketi, Cumhurbaşkanının memleketi , Cumhurbaşkanına 100% destek vermiş olan bir Kayseri Sanayi ve Ticaret Odası ve saire’nin huzurunda dedi ki; iflaslar kapının eşiğinde. İflaslar kapısı açılmıştır. Şimdi bu da çok ciddi bir şey.

Diyelim ki George Soros’u dinlemedi hükümet, hükümetin başkanı, hükümetin bakanları, vesaire,  ekonomi yönetiminde bulanan arkadaşlar; beni de dinlemiyorlar, George Soros’u da dinlemiyorlar; hiç olmazsa kendi tayin ettikleri, arka çıktıkları, destek verdikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti Merkez Bankası Başkanı’nın sözlerine kulak vermelidirler.

Bir başka insan, yine şu kitabın yazarı, sahibi. Şimdi George Soros ne zaman yazdı makaleyi? 22 Ocak 2008 de, bu Stiglitz de ekonomi Nobelli bir ekonomist, Ocak’ın 23’ünde, 23 Ocakta
New York Times’ta, o Financial Times’ta yazmıştı, bu da New York Times’ta  bir makale yazdı.

O makalenin de satırbaşlarını ben açıyorum. O aynı zamanda bir çareler demeti de söylüyor.
O da diyor ki, bu çok ciddi bir haldir. Amerikan ekonomisinin yine son zamanlarda, son on’lu yıllarda gördüğü en ciddi halle Amerikan ekonomisi ve dünya ekonomisi karşı karşıyadır.
O zaman bazı çareler söyleyeyim diyor size şimdiden.

Bir; diyor ki bunun ilk vuracağı şey işsizliktir. Bırakınız iş arayan insanların yeni iş bulmalarını, mevcut işleri olan insanlar da işsiz kalmakla karşı karşıya kalacaklar.

Bunu Ocakta söyledi bu yılın, bu haftanın Amerikan işsizlik sayısı 100.000. Yani daha doğrusu işten çıkarılmış olan insan sayısı 100.000.

Serdar Akinan:  Bir ayda mı?

İlhan Kesici: Hayır, bir hafta, son bir haftanın işsizlik sayısı. 100.000 kişi işinden çıkarıldı.
Ama Stiglitz’te bunu Ocakta yazdığı makalede diyor ki, New York Times’taki makalede şimdi işsizlik artacak diyor. Yani işi olan insanlar işlerini kaybedecekler.

Peki o zaman bu ne demek? Diyor ki Amerikan ekonomisini yönetenlere tavsiyem şudur: İşsizlik sigortasını arttırsınlar, yani işsizlik sigortası ödemelerinin miktarını arttırsınlar.

Sebebi de şudur, yani sosyal argümanlardan ziyade, yani yazıktır günahtır şu insanlardan ziyade, diyor ki ilk tüketime gidecek olan para, bu en düşük gelirli olan insanların parasıdır.

Yani yüksek gelirlilerin parası illa da hepsi tüketime gidecek anlamında değildir. Ama düşük gelirli olan insanların bütün gelirleri tüketim harcamalarına gider.

Ekonominin canlandırılmasının en önemli şeyi de tüketim harcamalarının artmasıdır. O yüzden işsizlik primlerini arttırın, işsizlik sigortası primlerini arttırın, bu insanlar harcama yapsınlar, efendim bu münasebetle ekonomideki darboğazın önemli bir bölümü hiç olmazsa karşılanabilmiş olsun.

Üçüncüsü; yine devlet harcamaları istikametinde, altyapı yatırımlarına harcayın. Bunu Japonlar mesela, 1990’la 2000 arasında Japonya büyük bir ekonomik krize girmiştir, oradan alınan derslerden bir tanesi de budur. Yani aman ha alt yapı yatırımlarına  harcamalar yapın. Bu altyapı yatırımları büyük harcamalardır. Bu harcamalar münasebetiyle ekonomi düzene girer.

Dördüncüsü; illa da eğitim bütçesini arttırın. Bu hemen bir günde iki günde zaten ekonomi düzene girecek değildir. Bir vade alacaktır, bir zaman alacaktır. Bu süreç içerisinde hem ekonomiye bu harcamaların katılması istikametinde, hem de Amerika’nın geleceğinin birazcık daha kurtarılması istikametinde eğitim harcamalarını biraz arttırın.

En son da, çok iyi hazırlanmış bir “harcama programı” hazırlayın. Çok iyi hazırlanmış - “well organised” diyor o - çok iyi hazırlanmış bir harcama programı hazırlayın. Buradan bize de çıkacak dersler var yani, bunu da tatbik sahasına koyun.

Serdar Akinan:  Bunlar öneriler. Fakat bir yandan da kısaca aklıma geldi şimdi, bir yandan 3 trilyon dolara varan, yine aynı şahsın yazdığı makalesi, kitap, bir borç var. Bir yandan da biliyoruz ki, Amerikan ekonomisi karşılıksız para basarak bunu fonlayabilecek yapıda olan bir devlet diyelim.

Fakat öte yandan başka bir şey daha var, bütün bunları anlatıyoruz da, aptalca bir soru soracağım, Türkiye niye endişe duysun ki? Ta Amerika’da bu kriz oluyor, bizim niye endişe duymamız gerekiyor?

İlhan Kesici: İzin verirseniz buna bir şey yapayım. Şimdi zaten bu “üç trilyon dolarlık savaş” dediğinin, bir alt başlığı var kitabın hemen ilk kapak sayfasında. Bu diyor, bu rakam “75 yıllık Amerika’nın sosyal güvenlik harcamaları”na bedeldir. Yani önümüzdeki 75 yılın sosyal güvenlik harcamalarını Irak harbi münasebetiyle harcadı diyor Amerika.

Başından itibaren özellikle ekonomi nokta-i nazarından Stiglitz’in Irak savaşına itirazı var. Şimdi bu da böyle bir şey.

Bir başka bir şey, yine size bırakacağım ben bu yazıyı da, bir başka makale; bu da Ocak ayının 2008’in tam birinci günü,  Ocak 1, 2008 tarihinde bir Neil Ferguson, bu da Harvard’da  ekonomi profesörü hoca, o da aynen sizinle daha önce yaptığımız bizim ekonomi programlarından bir tanesinde bahsettiğimiz Osmanlı düyun-u umumiye’si ile ilgili olarak ve bugün ile irtibatlandırılan bir yazı, makale.

Ben bu sene Mecliste de söyledim, bütçenin kapanış konuşmasında da söyledim. Çeşitli münasebetlerle de bu borç harç, cari işlemler açığı, faiz ülkeleri boğar, ülkeleri soyar, soydurur, aman ha. Bir cihan imparatorluğu kaybettik biz bu borcun faizin yüzünden diye vurguladığım bir şeydi 

Neil Ferguson’un makalesi, siz ileride kullanırsınız, bu senenin Ocak ayının tam 1’inde çıktı. Amerika’nın içinde bulunduğu hal, bir başka yüzyılda (geçen yüzyılda) bir başka imparatorlukta (Osmanlı İmparatorluğu), Amerika’yı da imparatorluk olarak görüyor,  karşılaşılan bir hale benzer, diyor. O imparatorluk Osmanlı İmparatorluğudur. Sene 1870’lerdir.

Burada da bunu anlatıyor, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu işe nasıl girdiğini, bu borç sarmalının Osmanlı İmparatorluğu’na nelere mal olduğunu anlattıktan sonra bir en son cümlesi var, İngilizcesini okumaya gerek yok, “eninde sonunda, diyor, bu borçlu ülkeler kendilerine kredi açmış olan ülkelere borçlarından daha fazla bir şey ödemiş olurlar”.

Aynen bizde düyun-u umumiye’den sonra Cihan Harbi çıktı, 1.Dünya Harbi çıktı bundan kurtulamadık, milli mücadele yaptık, yine bu borçlardan kurtulamadık.

Lozan’ın en çok konuşulan, üstünde en çok bahis açılan konularından bir tanesi bu umumi borçlar bahsi idi. Hatta Lozan Antlaşması kesildi biliyorsunuz Şubat 1923 yılında. Araya, Büyük Atatürk o zaman İzmir İktisat Kongresi’ni koydu, yani Lozan tartışmalarının kesildiği zamana.

Bu Osmanlı İmparatorluğu’nun borçlarının tasfiyesi ile ilgili müzakereler münasebetiyledir.
En sonunda diyor ki bu Harvard Üniversitesindeki profesör; “borçlular alacaklılara eninde sonunda bu borçlarını öderler, ama borçlarından daha çok şey ödemiş olurlar.  Sadece borçları ile kalmazlar ondan daha çok şey ödemiş olurlar”.

Şimdi bununla bu bölümü ben bağlamış olayım. Ama bir de özetlemiş olayım hadiseyi.

Dünyadaki hal, Amerika’daki hal, çok ciddiye alınması lazım gelen bir haldir. Hem Amerikalılar bakımından öyledir, hem işte şimdi reklamdan sonra dünyaya yansımalarına bakacağız.

Buna da enteresan bir laf koymuşlar, bugün bir yabancı dergide okudum, “guaranteed uncertainty” yani “garantili belirsizlik”. Amerikanın içinde bulunduğu hali tavsif eden laf budur, kesin belirsizlik.

Serdar Akinan:  Kesin belirsizlik. Evet, reklamlardan sonra devam edeceğiz ama şunu kısaca hatırlatayım.

Aslında Türkiye‘yi konuşacağız ama, ben özellikle de, girizgahı Amerika’dan yaptık. Çünkü o tırnak içindeki aptalca soruyu ben sormak durumundayım.

Amerika da bunlar olup bitiyor, niye Türkiye bundan etkilensin? Sayın Bakanlarımız söylemişler geçen hafta. Üç kritik koltukta oturan Bakanımız Amerika büyük devlettir, büyük devlet borcunu öder, bundan bize ne, bizim bir sorunumuz yok demiş.

Neden sorunumuz var anlamaya çalışacağız. Reklamlardan sonra.

…………..

Serdar Akinan:  Evet, Sayın İlhan Kesici ile sohbetimiz devam ediyor. Ben lafı uzatmadan hemen Türkiye’ye gelelim istiyorum. Türkiye’deki tablo.  Şimdi son konuştuğumuzda rakamları vermiştiniz.

2006 bütçesi münasebetiyle ile yaptığımız programda. Bence gidişat zaten belliydi. Perşembenin gelişi Çarşambadan belliydi. Ama tabi daha önemli bir dış etken, son 45 dakikadır, neredeyse yarım saattir anlatıyorsunuz.

Amerika’da gerçekten geliyorum diyen değil, artık gelmiş olan bir ciddi ekonomik bir kriz var. Boyutlarını artık Amerikalılar dahi anlayamıyor, Avrupa korkunç önlemler alıyor. Ve bizim de aslında ekonomik olarak bu anlamda Kabe’miz, teşbihte hata olmaz, Amerika bizi ne anlamda ve ne oranda vuracak? Ne zaman vuracak? Halkın kafasındaki soru bu.
İlhan Kesici: Şimdi Amerika’da bu iş hiç olmasaydı. Plağın öbür yüzüne bakmış olalım Türk ekonomisi ne haldeydi?

Ben bunu işte biraz önce de bir münasebetle ifade ettim, 2008 yılı bütçe konuşmasında Parti Meclis Grubu adına yaptığım bütçe konuşmasında çeşitli şeyleri söyledikten sonra, dedim ki, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine hitaben, Türkiye’ye ve daha ziyade AKP milletvekillerine ve ekonomi yönetimindeki arkadaşlarımıza hitaben dedim ki; netice itibari ile bana inanmayabilirsiniz, zaten muhalefet partisi milletvekili olarak huzurlarınıza çıkmış haldeyiz,  ama bana inanmasanız bile dünyada şunlara inanın. Yine onların inanma katsayıları yüksek olan şeyler var.

Bir; Goldman Sachs diye bir organizasyon var, Amerikalı bir organizasyon.
Bütün bunlar da Kasım, yani bugün ne? Mart. Mart’ı saymayalım. Şubat, Ocak, Aralık, Kasım, 4 ay önce itibari ile. Kasım ayının içerisinde Türk ekonomisi ile ilgili üç büyük organizasyon, çok büyük, üç tane büyük organizasyon büyük ikazlarda bulundular.

Daha Amerika bu noktaya gelmiş değil, Kasım 2007. Bunlardan bir tanesi de Goldman Sachs.

Goldman Sachs dedi ki, bir münasebetle, herhangi bir kriz olması halinde, krize aday 8 -10 tane ülkeyi saydı. Bunların içinde Türkiye de var. Krize aday ülkeler şunlardır, sebepleri bunlardır. Yani bu sebeplerden dolayı bu ülkeler krize adaydır. Aman bu ülkelere dikkat edin dedi.

Türkiye ile ilgili üstünde durduğu nokta;

Bir; iki tane belirgin şey var, cari işlemler açığının milli gelire oranı çok yüksek.
İki; Türk lirası %68 normalden fazla değerlidir. Türk Lirası %68 değerli bir haldedir, normalden fazla, aşırı.

Şimdi bu Golden Sachs’ın bu raporunu dünya ekonomilerini de derecelendiren, şirketleri de, firmaları da, bankaları da değerlendirme kuruluşlarından, derecelendirme kuruluşlarından bir tanesi Standard and Poor’s aldı, dedi ki; kendi müşterilerine bir rapor yazdı.

Dedi ki; Ey benim müşterilerim, bana kulak veren insanlar, şirketler, firmalar, ülkeler vesaire
Golden Sachs’ın şöyle bir raporu var, ben de rapora baktım, ben de raporun içeriği ile hemfikirim. Aman ha aman, bu ülkelerdeki menkul varlıklarınızı %6’dan %4’e çekin.

Yani bu %6’dan %4’e çekin dediği zaman 2 puanlık bir fark gibidir ama kendi içinde %30. Bizim gibi ülkelere fon olarak girmiş olan yatırımcılara söylüyor. Aman bu ülkelerde fon değerlerinizi varlıklarınızı %30 daraltın diyor. Çok ciddi bir hal. Neden ciddi olduğuna ayrıca geleceğiz.

Bir üçüncüsü, Pi Economics diye bir şey var, bir Amerikalı organizasyon var. Pi Economics’in başkanı Financial Times’ta bir makale yazdı, Türk ekonomisi ile ilgili yazdı,
bu da Kasım ayının içindedir, Kasım 2007 dedir.

Dedi ki; Türk ekonomisindeki Türk Lirası %64 değerlidir. Golden Sachs  68 dedi, bu %64 değerlidir dedi. %64 değerlidir ve Türk lirası çökmeye mahkumdur. Böyle bir hüküm cümlesi.

Ben bunu mecliste söyledim. Dedim ki; bunlardan haberiniz olmamış olabilir, olmayabilir, yani bu kadar yakın takip etmiyor olabilirsiniz. Bence ediyorlardır.
Ama bir başka hal var ki, o da IMF. Bizimkilerin sultanı neredeyse.  IMF’siz günümüz yok, ayımız yok, gecemiz yok, vesaire. Bari hiç olmazsa bunları dinlemiyorsanız, beni de dinlemiyorsanız dinlemeyin, bunları da dinlemiyorsanız onlara da kulak asmayın ama IMF ye bir kulak asın.

IMF bizim hükümetimize, yani Hazineden Sorumlu Devlet Bakanımıza ve hükümetimizin eline bizzat kendi elleri ile 16 Kasım 2007 tarihinde bir rapor verdi. 157 sayfalık bir rapordur. 3-4 sayfasını sizin için de çıkardım ben, kendim için de çıkardım.

Bunda da diyor ki, bunu bence siz gösterin ben anlatayım isterseniz, isterseniz ben göstermiş olayım; en arka sayfası, şimdi bunda da diyor ki, 6 tane parametre çıkarmış yine 7-8 tane ülke.

Bunun başlığı “kırılganlık göstergeleri”. Yani seçilmiş bazı ülkelerde kırılganlık göstergeleri.
Bu da Kasım ayının 16’sında bizim hükümetimize verilmiş resmi rapor. Bu kırılganlık göstergelerinden, bu uluslararası organizasyonlar Serdar Bey hariciye bürokrasisi
ciddiyetinde çok dikkatli bir dil, kelimeler kullanırlar.

Yani kel’e kel demezler, kör’e kör demezler, topal’a topal demezler, ama daha usulü ile laflar söylerler.  O yüzden kriz adayı ülkeler filan demiyor da asıl onu kastediyor, bu ülkelerin kırılganlık göstergeleri diyor.

Şimdi bunlardan bir tanesinde diyor ki; Merkez Bankası rezervlerinin o ülkenin kısa dönemli borçlarına oranı: Türkiye’de en küçük, birinci, yani en kötü demek.

İki, cari işlemler açığının milli gelir içerisindeki payı: Türkiye’de en büyük, yani en kötü.

Buna gelelim, toplam kamu borçlarının milli gelir içerisinde ki payı: Türkiye’de en büyük, yani en kötü.

Şu en alttaki, özel sektöre açılmış olan kredilerdeki değişimin milli gelir içersindeki payı: Türkiye’de en yüksek, yani en kötü.

Bu şu demektir, Kasım’ın 16’sında Türk mali sitemine ve bankalar sistemine IMF’nin zımnen söylediği şey şudur: Bak kardeşim, Türkiye çok ciddi bir ekonomik krize giriyor, ayağını denk al. Verilmiş olan kredilerini zapt u rapt’a al, bir kısmını geri çağır. Bundan sonra da kredi açma, mümkün olduğu kadar da kredi açma diyor.

 

Serdar Akinan:  Raporda bir de ifadeler var, 8 numaraya bakıyorum ben. ”Turkey faces several…“ diye başlıyor ya.

İlhan Kesici: Evet şimdi burada diyor ki, “Turkey faces several vulnerabilities”, çeşitli kırılganlıklarla karşı karşıyadır. Tamamını okumaya gerek yok belki ama çok çeşitli kırılganlıklarla karşı karşıyadır. O yüzden, aman ha çok dikkatli olarak, “to be carefully managed” çok dikkatli bir yönetim gereklidir diye bizim hükümetimize verdiği şey.

Serdar Akinan:  Bunu ne zaman verdi? Birkaç ay oldu.

İlhan Kesici: Kasım ayının 16’sı, 16 Kasım 2007 de verdi. Ben de 14 Aralık 2007 de parlamentodaki bütçe konuşmasında söyledim.

Peki, bunlar bunu söylediler, bu paranın aşırı değerlenmesi ile ilgili. Şimdi Türk Lirası dolara karşı 1,20-1,18’lerden 1,27’lere çıktı ama Euro’ya karşı şimdi o doları göreceğiz, yerlerde sürünüyor.

Dolar daha bir sene, iki sene daha Amerika’da yerlerde sürüneceğe benziyor. Bütün dünyada düşüyor, olağanüstü düşüyor doların değeri, Türkiye’de artıyor, her ne kadar artış nispeti sınırlı olmuş olsa bile.

Ama bizim Merkez Bankamız da, yine siz gösterin bu grafiği, bu da bizim Merkez  Bankamızın  internet sitesindeki bir grafik. Bir yığın ekonomik gösterge grafiği vardır, tablosu vardır, bu da onlardan bir tanesi.

Bu grafik de diyor ki aynen deminki gibi, Goldman Sachs, Standard and Poor’s ve Pi Economics filan onlar da dediğimiz gibi; 1995’i baz alırsak ve 1995 yılını 100 olarak alırsak ÜFE’ye göre yani üretici fiyat endeksine göre Türk Lirası  %60 değerlidir normalden, haddinden fazla bir değerlilikdir; tüketici fiyat endeksine göre %90 değerlidir. İkisinin ortalamasını alalım.  Neredeyse Türk Lirası %75 değerlidir. Bunu da kim diyor? Bizim Merkez Bankamız söylüyor.

Şimdi bizim ekonomi bürokrasisi de bu lafları söylerken, bundan ders alın diye söyler. Ama battınız, batıyorsunuz, çöküyorsunuz filan şeklinde söylemez. Ama bu grafiği Merkez Bankası kendi internet sitesinde koymaya devam ettiriyorsa, buradan alınması lazım gelen bir ders var demektir.

Şimdi Osmanlıcada, Sayın Başbakanımız arada bir basit Osmanlıca tabirler ile konuşmayı sever: fakir-fukara, garip-gureba, filan gibi. Ben de buna bir üçüncü ekliyorum: cahil-cühela.

Osmanlıca çok yüksek ifadeleri de olan bir dildir. Bir imparatorluk, bir Cihan İmparatorluğu dilidir. “İdrak-ı meali” diye de bir laf vardır. Yani Osmanlıca kullanacaksınız öyle sadece  garip-gureba, fakir-fukara filan değil de idrak-ı meali gibi yüksek deyimleri de kullanabilir olmalısınızdır.

Yani, diyor ki “herkes bilgisi nispetinde idrak edebilir olayları”. Bilginiz yetersiz ise idrakiniz de yetersiz kalır. Buradan Türk ekonomi bürokrasisi ve Türk ekonomisini idare edenlere buradan ifade etmiş olalım. Bunlar bilgileri nispetinde Amerika’da olan bitenin Türkiye’ye ne tür yansımalarda bulunacağını ancak idrak edebiliyorlar.

Bu bir ibrettir, bir başka münasebetle biraz daha yalın Türkçe ile söyleyeyim. Nakşî mahfillerinde çok sevilen, Nakşibendi mahfilerinde, bir ilahi vardır, ben de çok severim;

Uyan ey gözlerim gafletten uyan / Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrail’in kastı canadır inan / Uyan ey gözlerim gafletten uyan

Şimdi bizim buradan bu münasebetle ekonomi bürokrasisine ve ekonomimizi yöneten arkadaşlarımıza bir ikazımız olsun; yani bu gaflet uykusundan uyansınlar.

Bize yansıması ile ilgili olarak en son kabul ettikleri şey, yani elbette bize de yansır da, yine Maliye Bakanımızın ve üçlü basın toplantısında da dedikleri gibi, en son yansır, diyorlar. Yani en düşük hasar bizde olur.

Halbuki demin gördük ki bütün bu insanlar diyorlar ki, Amerikan ekonomisinde olan dünya ekonomisini etkileyecek. Türkiye’yi ne kadar etkileyecek? Bir numarada etkileyecek Türkiye’yi de. Şimdi buna hazır olalım.

Peki Türkiye’yi niye etkileyecek? Neden bir numaralı etkileyecek? Dünyadaki etkisi ne olacak?

Dünyadaki etkisi şu:

Amerikan ekonomisi dünyanın en büyük ekonomisi. Tüketici değeri 10 trilyon dolar. Yani 10 trilyon dolarlık her yıl Amerika da tüketim yapılıyor. Şimdi bu ekonomide durgunluk, resesyon, kredilerin geri dönmesi-dönmemesi, bankalar sisteminin yeniden kredi vermekteki isteksizliği-iştahsızlığı, tüketici güveninin sarsılması, yatırımcı güveninin sarsılması, vs. Bütün bunları topladığınızda bir şey olacak: Amerikan ekonomisi büyümesi çok aşağı doğru gidecek. Hatta bunu…

Serdar Akinan:  Bu kesin, içindeyiz bunun, yokuşun biz başındayız. Doğru mu?

İlhan Kesici: Doğru. Şimdi Amerikan ekonomisinde büyüme düştüğü zaman, tüketim ve büyüme düştüğü zaman, bütün dünyanın gözü de, iştahı da, keyfi de kaçar.

Bizim doğrudan Amerika’ya ihracatımız çok fazla değildir 4,5-5 milyar dolar civarındadır tamamı; yok olsa ne olacak da diyebilirsiniz. Ama Amerika’ya mesela 400 milyar dolar civarında Avrupa Birliği’nin ihracatı vardır, 300-400 milyar dolar civarında Çin’in ihracatı vardır.

Dünyanın büyük ekonomik merkezleridir bunlar. O zaman bunların ihracatları azalacak Amerikan ekonomisine. Ve Amerika’da aynı zamanda dolar yerlerde sürünecek olduğu için eski ihracat kabiliyetleri ayrıca azalacak.

Yani bir, tüketimin azalması münasebetiyle ihracat kabiliyetleri azalacak; iki, doların değeri düşecek kendi milli paralarına karşı, mesela Euro’nun değeri çok artmış olacak, Amerikalı tüketiciye pahalıya gelmeye başlamış olacak Avrupa’nın yaptığı ihracat. O münasebetle düşecek.

Şimdi bu durumu Avrupa Birliği’ne, Çin’e, Hindistan’a ve hemen bütün ülkelere bunu şamil ediniz. Demek ki Amerika’ya olan ihracatlar düşmeye başlayınca onların kendi içlerinde de ekonomiler daralacak, onların büyüme hızları da düşecek. O zaman bu ülkelere ihracat yapan ülkelerin ihracatı da daralmış olacak.

Türkiye, mesela dış ticaret hacminin %50’den fazlasını Avrupa Birliği ile yapan bir ülkedir.
Demek ki Avrupa Birliğinin Amerika’ya olan ihracatı düşmeye başlayınca ve Avrupa Birliği
ekonomisi gerilemeye başlayınca, Türkiye’nin de Almanya’ya, İngiltere’ye, Fransa’ya,  Avrupa Birliği’nin tamamına olan ihracatı düşecek demektir.

Serdar Akinan:  Bir daralma başlayacak yani…

İlhan Kesici: Bir daralma da orada başlayacak. Aynı zamanda Çin’de başlayacak, aynı zamanda Hindistan’da başlayacak, vesaire.

Şimdi o zaman demek ki, Türkiye’nin ihracat kabiliyetinin azalması demek aynı zamanda şu demektir; üretimin azalması demektir. Üretimin azalması demek aynı zamanda, bırakınız yeni işsizlere iş bulmayı, mevcut işi olan insanların işsiz kalmaya başlamaları da demektir.

Aynen Stigliz‘in Amerika’da  söylediği gibi, Amerika’nın son bir ay içerisinde 100.000 insanı işinden çıkarmış olduğu gibi.

Demek ki Türk ekonomisine bunlar da geliyor. Türk ekonomisinin büyümesi vesairesi filan duracak, durgunluğa  doğru gidecek; birinci bölümü budur.

İkinci bölümü, asıl Türkiye’yi vuracak olan, deminki gösterdiğimiz endikatörler, göstergelerdir.

Cari işlemler açığı, cari işlemler açığının milli gelir içindeki payı, krediler vesaire.
Bu da şöyle olur; şimdi Türkiye bu ekonomiyi nasıl döndürüyordu?

Ben Mecliste demişim ki, bugün sizin program tanıtım anonslarınızda hatırladım, anons çok hoşuma gitti; Mecliste demişim ki: Türkiye’de bir bolluk bereket varmış gibi bir hal görünüyor; ama bu bolluk bereket varmış gibi görünen hal bizim geleneksel olarak algıladığımız Halil İbrahim bolluğu-Halil İbrahim bereketi değildir; sadece borç münasebeti ile yaratılmış olan bir fiktif, bir suni bolluk-bereket halidir.

Şimdi biz bu borcu nasıl döndürüyoruz? Dışarıdan aldığımız finansmanlarla. Dünyanın, sizin önünüzde gördüm şu The Economist dergisi değil mi? Mart 15-21, demek ki dün çıkmış olan The Economist dergisi; bu The Economist dergisinin son sayfasında, her haftanın son sayfasında 43 tane ülkenin çeşitli ekonomik göstergelerini verirler; şimdi Türkiye bu borcu buluyor filan ama dünyanın en pahalı faizi ile buluyor.

Serdar Akinan:  Ona bakıyorum mesela şimdi, Pakistan yüzde 10,04  

İlhan Kesici: Ben bunu Mecliste konuştuğum zaman 9,9 idi. Pakistan’da ondan sonra Benazir Butto’nun suikastı oldu, iç harbe benzeyen bir hal içerisindedir,  %1’in altında artmış.

Serdar Akinan:  Türkiye’ninkine bakıyorum 16,59

İlhan Kesici: Türkiye 16,59

Serdar Akinan:  Bu arada, buradaki ülkelere bakıyorum, bu kadar ülke arasında en yakını her halde 11,40’la Güney Afrika.

İlhan kesici: Zaten Güney Afrika da buralarda bizden sonra krize ikinci en büyük aday ülke.

Serdar Akinan:  Şimdi İlhan Bey, buradaki rakamlar bu. Amerika’daki…

İlhan Kesici: Ama mesela burada  Mısır %5’li bir rakamdır.

Serdar Akinan:  Evet,  % 4,91 Mısır

İlhan Kesici: %4,91’e inmiş 5’li idi, demek ki.

Serdar Akinan:  4,60 Yunanistan

İlhan Kesici: Yunanistan 4,60

Serdar Akinan:  Bu anlamda krize daha kapalı, daha dirençli yapılar bunlar.

İlhan Kesici: Şimdi böyle olunca bizim aklı evvellerin bir bölümü, bağışlayın böyle dediğim için, ya fiyatını veririz, efendim yani fiyatı dediği faize basar, yükseltiriz faiz nispetlerini ve biz bu parayı buluruz, diyorlar.

Halbuki, şimdi bu Amerika’daki olan bitenin, en başta anlattığımız bir şey vardı ya; sigortalar, re-sigortalar, tahviller, fonlar vesaire; şimdi olacak olan şeylerden bir tanesi de şudur:

Dünyada biz ve bize benzeyen yüksek faizle risk alarak, yani yüksek faizi belli bir oranda risk alarak  ülkelere gelmiş olan fonlar geri çağrılmaya başlandı. Zaten Goldman Sachs, Standard and Poor’s  öyle dedi ya; biraz %30 ‘unu  geri çekin diye, şimdi daha fazlasını geri çekecekler.

Bize gelmiş olan, adına sıcak para dediğimiz para mesela, bu sıcak para yine sıcak para olarak kalmayacak. Dünyanın en yüksek faizini vermeye devam etmiş olsak bile onların bir kısmı kendilerini emniyete alabilmek adına…

Serdar Akinan:  Nasıl alır? Küresel sistem açısından merak ediyorum.

İlhan Kesici: Çekiliyorlar, merkezleri diyor ki, filan filan ülkelerden çekilin

Serdar Akinan:  Türkiye bu riski arz ediyor, bu raporlarda, IMF raporlarında gözüküyor. Gayet kırılgan yapı.

İlhan Kesici: Çok kırılgan yapı..

Serdar Akinan:  Şimdi zaten biz olasılıklardan bahsetmiyoruz. Siz burada politik bir değerlendirme yapmıyorsunuz.

Gördüğüm kadarıyla gayet teknik, rakamlar açık, referanslarınızın hepsi neredeyse yabancı, bir tanesi bizim Merkez Bankası. Dolayısıyla fotoğraf karesi çok açık. Dünya bu anlamda bir daralmaya doğru gidiyor. Daha doğrusu başında, içinde çok sıcak bir gelişme.

Türkiye de burada benim gördüğüm kadarıyla bir aymazlık var. Bunları konuşmuyoruz, haftalardır ben avaz avaz bağırıyorum, köşemde yazıyorum, türbanı konuşuyoruz, onu konuşuyoruz, bunu konuşuyoruz ama ekonominin şu halini konuşmuyoruz.

Bugün itibari ile Türkiye’yi, ne olur hani anlamak açısından soruyorum, bir haftada, bir ayda, birkaç ay içinde ne bekliyor? Ne olur? Çok somut.

İlhan Kesici: Valla Türkiye bu paraları bulmakta zorlanacak. Zaten zorlanmaya başladı.

Şimdi Türkiye’nin 2008 yılının bir de şöyle bir hali vardır; bir, 2008 yılı içerisinde 14-15milyar dolar kamu borcu ödemek mecburiyetinde, kamu dış borcu ödemek mecburiyetinde.

İki, özel sektörümüzün çok yüksek borçlu bir hali var. 40 milyar dolar 2008 yılı içerisinde özel sektör dış borç ödeyecek.

Eskiden bu işler döndürerek yapılıyor idi? Yani bir yandan ödüyorsunuz bir yandan yeni borç alıyorsunuz; arada faiz filan vermiş oluyorsunuz. Halbuki şimdi bu yeni dünyanın içinde bulunduğu halde; bir, o faiz nispetleri ile yeni kaynak bulamayacaksınız; iki, faizlerinizi ne kadar yükseltirseniz yükseltin yeni kaynak bulmakta zorlanacaksınız.

Demek ki, 15 milyar dolar kamunun dış borç ödemesi, özel sektörün 40 milyar dolar dış borç ödemesi etti, 55; 45 milyar dolar civarında da hesapladığımız cari işlemler açığı vardı, etti 100. Türkiye 100 milyar dolar döndürmek mecburiyetinde bu yılın içinde.

Eskiden nasıl döndürüyordu? 100 milyar dolar değil, mesela 80 milyar dolar idi. Ama bir yandan 80 milyarı dolar ödüyordu, bir yandan da çok yüksek faizle bir başka 80 milyar dolar buluyordu.

Şimdi dünyadaki bütün fonların biraz geri çekildiğini düşünelim: iki sebepten dünyadaki fonlar bize benzeyen ülkelerden çekilecekler: birincisi, merkezleri diyecek ki, Türkiye’nin riski çok yükselmeye başladı kardeşim, %20 faizi filan boş verin, isterse 25 versin, isterse 30 versin geri dönün. Bunlar önemli ölçüde dönecekler.

İki, Amerika’da dolar yerlerde sürünecek. Amerika’da dolar yerlerde sürünürken aynı zamanda şu olacak: demin bankalar sistemi bu insanlara gelişi güzel kredi vermişler dedik ya, vermiş de ne olmuş?
2007’nin bilançoları şöyle: Amerika’da bu çürük krediler münasebetiyle verilmiş olan kredilerden dolayı Amerikan bankalar sisteminin zararı 86 milyar dolar. Avrupalı bankaların bu çürük kredilerle bulaşıklığı olan zararı 79 milyar dolar. Yani 80+80=160, demek ki 165 milyar dolarlık 2007 yılı içerisinde zarar yapmışlar bunlar.

Mesela bunların içinde Maryll Linch, Mehmet Şimşek Bey’in geldiği fiema, Maryll Linch’in zararı 23 milyar dolar, City Group’un zararı 18 milyar dolar. Bu 2007’ye ait, daha sıkıntının ilk yılı. 2008’de daha da büyük olacak.

Şimdi o zaman bunlar bu zararlarını karşılamak münasebetiyle hisseler satıyorlar. Zaten önemli ölçüde satmaya başladılar. Mesela benim bildiğim, takip edebildiğim kadarı ile City Group %15’ini sattı.

Fakat bu fiyatlar kelepir fiyatına gidecek. Yani bir müddet sonra Amerika’da bankaların hisse senetleri,  finansal kuruluşların hisse senetleri, sanayi kuruluşlarının hisse senetleri, bazı varlıkların, evlerin apartmanların, ve sairelerin fiyatları dünya için çok düşük fiyatlar haline gelecek; ve dünyadaki bütün fonlar kelepir fiyatına Amerika’ya gidip bunları satın almaya başlayacaklar.

Serdar Akinan:  Mesela şu da konuşuluyor; mesela körfez ülkelerinden özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sıcak para bulabileceği, dolayısıyla bu krizin, zaten işte bizim IMF’ye borcumuz 20 milyar dolardı 7 milyar dolara indi, Merkez Bankasının kasası da döviz dolu. Dolayısıyla, evet, daralma olacak ama biz parayı körfez ülkelerinden buluruz, bulacağız böyle bir hazırlığımız var, çalışmamız var. Konuşuluyor bu çeşitli mahfillerde.

Dolayısıyla böyle bir şey olabilir mi? Yani evet Arap sermayesi, dünyanın en büyük sermayeleri orada yatıyor belki ama bu anlamda bir rahatlama, bir umut, bir ışık olabilir mi? Olamaz mı?

İlhan Kesici: Şimdi olabilir. Yani daha doğrusu önce bir kere teorik, prensip itibariyle olabilir demiş olalım. Bu olabilir, ne kadar bulacaklarına bağlıdır. Ama özellikle Arap sermayesi, böyle burada bu arkadaşlar Müslüman’dır, Türkiye de Müslüman bir Türkiye Cumhuriyetidir, hatta ılımlı İslam ideolojisi daha da yeşersin. İktidarda da bizim arkadaşlarımız var, bizim tanıdığımız, dindaşımız arkadaşlarımız filan var, diye gelmez.
Onlar, mesela City Group’un %17’sini filan almaya başladılar, öbür büyük organizasyonların şeylerini almaya başladılar; bize de gelirlerse memnun oluruz. Ama gelirlerse, şimdi astarı yüzünde pahalı, yani attığın taş, bunu siyasi anlamda da söylemek mümkün,  ekonomik anlamda da.

Bir, astarı yüzünden pahalı olmamalıdır. Oradan para bulacaksın ama normalin çok üstünde bir fiyatla para bulduğun zaman bu gelip bir müddet sonra zaten, yani şimdi kaşını sıyırmış olursun fakat kulağın patlamış olacak veya gözün patlamış olacak. O yüzden bu çok ciddiye alınsın.

Türk ekonomisinin içinde bulunduğu kırılganlık, bu borç, faiz batağı epey bir zamandan beri devam ediyor. Bu epey zamanın en önemli zamanı da Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetidir.

Bizim ekonomimiz borç-kolik bir ekonomi olduk. Kamu sektörünün borcu AKP zamanında, AKP’nin 5 yıllık zamanında, şurada bulursam daha rahat söylerim,  iç ve dış borcunun toplamı 2003 yılının başında 174 milyar dolarmış şimdi bu rakam 296 milyar dolar.

İki; Türk özel sektörünün, sanayi sektörü ve finansal sisteminin borcu toplamı 2003 yılın başında 44 milyar dolar imiş, şimdi 148 milyar dolar.

Şimdi bu ikisi ülkenin borçluğunu gösterir. Yani ülkenin borçluluğu 218 milyar dolarmış, bugün itibari ile şuna 8 eklemem lazım, 444 milyar dolar olmuş, 5 senede %100 den fazla bir artış olmuş.

Üç,başka ne? Hane halkı borçları. Yani ülkenin devleti borçlu, kamu sektörü %100’e yakın artmış, özel sektörü borçlu, %100’den fazla artmış, bir de kaldı kişiler, sen ben.

Serdar Akinan:  Şimdi orada siz geçen programda söylemiştiniz ben onu ısrarla, benim açımdan “şok”tu o. Şimdi bizim o güne kadar 2002’de hani, 4 milyar dolar kredi kartı, taksitli satışlarda borcumuz, şimdi 74 milyar dolar olmuş, öyle mi?

İlhan Kesici: Evet, daha doğrusu 2 ay öncesi itibari ile 74 milyar dolardı, şimdi 78 milyar dolar.

Serdar Akinan:  Ya, korkunç bir rakam.

İlhan Kesici: Çok korkunç bir rakamdır. Bu borç-kolik’liktir. Bu “kolik lafını niye söylüyorum? Alkoliklikten öğrendim onu. Meğer bu alkolikler canları çok alkol istedikleri için alkol almazlarmış. Zannederlermiş ki alkol almazlarsa ölecekler, çok kötü olacaklar yani. Öyle olmamak için alkol alıyor imişler yani. Böyle bir şey duymuştum, öğrenmiştim. Şimdi bu da alkolikler gibi durmadan

Serdar Akinan:  Borçkolik …

İlhan Kesici: Borç-kolik, yani kamu sektörü durmadan borç alıyor, özel kesim durmadan borç alıyor, haneler günlük hayatlarını devam ettirebilmek için durmadan borçlanıyorlar.
Yahu Allahtan korkun, 4 milyar dolardan 78 milyar dolara çıkmış olan kredi kartları ve taksitli satışlar.

Yani Amerika’da her şey niye güllük gülistanlıktı? Herkes taksitli evler alıyordu, şimdi bela başlarına geldi, bunun benzeri de bizde böyle bir şey. O yüzden çok ciddiye alınması lazım, yani bundan sonra ne yapılacak?

 

Belki aradan sonra ona gireceğiz, ama bu durumu çok ciddiye alın ey hükümet. Sadece hükümete söylemeyelim; ey sanayiciler, teker teker sanayici olsun, memurlar olsun, bizler olalım.

Gün ayağını yorganına göre uzatma günü de değildir, yorganınızın yarısına göre uzatma günüdür, yani öyle bir gün.

Şimdi her ne olursa olsun, ister Amerika’da şu tedbiri aldılar, bu tedbiri aldılar, Avrupa’da bu tedbiri aldılar filan.

Bir de bu haller, Serdar Bey, bizde enflasyonda da öyledir, buna benzeyen ekonomik sıçramalarda da öyledir, hayata bir “time lag-zaman aralığı” ile intikal eder. Yani Amerika’da bu iş böyle oldu mu? Yani genel olarak söylenen laf, Amerika nezle oldursa Avrupa ve dünya zatürre olur. Bir kere bu bir. 

İki, Amerika nezle olmaya başladığı gün Avrupa hemen zatürre olur, nezle mi olur ? Hayır, bir 6 aylık, normal zamanlar için, belki şimdi daha da erkene alınır o zaman, bir 6 aylık zaman aralığı, farkı ile gelir vurur.

Demek ki bu yılın ortasına doğru Avrupa ekonomisini tam etkilemeye başlamış olur. Bir 6 ay da Avrupa ile bizim aramıza zaman koyarsanız, 2008 yılının sonuna doğru tam halini göstermiş olur.

Geçenlerde Referans gazetesinde Nuray Başaran’la yaptığımız bir tam sayfalık bir sohbet vardı. Orada dedim ki, manşet de öyle idi:

2008 yılı öldürmeyebilir ama büyük yaralar açacaktır. Asıl vahamet 2009 yılında geliyor.

Şimdi Türk ekonomisinin içerisinde yaşayan herkes, yani bütün ekonomik aktörler, sen ben, maaşlı, ücretli insanlar dahil, sanayisi olan, firması olan, bakkal, manav ayakkabı tamircisi, berber, taksi şoförü, taksici, büyük sanayici, orta boy sanayici vesaire kim ise herkes ayağını yorganının yarısı kadar, yorganının büyüklüğünün yarısı kadar uzatmak mecburiyetindedir.

Devletimizi yönetenlerin de ayrıca ve çok daha ciddi olarak meselenin üzerinde durması lazımdır.

Serdar Akinan:  Kurtarır mı? Anlatıyorsunuz ama diyelim ki, maalesef bunları konuşamıyoruz. Bunların belki her gün her programda, televizyonlarda, vur patlasın çal oynasın yayınlarda değil belki ama ısrarla; kardeşim vaziyet budur, Türkiye buraya gidiyor, herkes, her birey her pozisyonda kendisini buna göre pozisyonlamalı, yani ayağını yorganına göre uzatma meselesi

İlhan Kesici: Türbanla ilgili anayasa değişikliği yapıldığı zaman, o bahse girecek filan değilim ama,  türban ile ilgili anayasa değişikliği yapıldığı sıralarda, önünde ve arkasında ben bir münasebetle dedim ki, ekonominin dışında konuşulan her laf lüzumsuzdur, Türkiye’de.
İçinde bulunduğumuz, daha Amerika yok, Amerika’daki hal yok daha doğrusu, Türkiye’de ekonomi dışında konuşulan her laf lüzumsuzdur ve zararlı laftır.

Şimdi çok daha ciddi bir halde böyledir. Bir de bunu şöyle alması lazım bizi yönetenlerin, yani ekonomiyi yönetenlerin, ülkeyi yönetenlerin. Tamam, ya ufak bir hastalık geldi ise bir  pratisyen hekime gidilir, veya mütehassıs bir hekim halleder.

Mesela hastalığın ciddiyeti belli olunca, böyle orada burada ufak tefek doktor aramayız değil mi? Aman illa da evi satalım, barkı satalım, arabayı satalım, malı mülkü satalım Gazi Yaşargil’e gidelim veya o çaptaki bir başka hekime gidelim. İş öyle bir haldir. Ekonomiyi yönetenlerin böyle bir ciddiyet içinde olması lazım.

Ayrıca ne olması lazım? Bir kere şunu baştan söyleyeyim ben.  Neyzen Tevfik’in hoş bir lafı var, diyor ki;

“Delikli Demir’in vurması olmaz / Ardına geçip de göz uydurmalı.

(Yani delikli demir dediği tüfek; tüfeğin vurması olamaz. Arkada bir nişancı olacak değil mi? Tüfek, tüfek. Sen atarsın dağlara taşlara gider ama keskin nişancının eline geçtiği zaman, Sniper diyorsunuz siz ona, onun eline geçtiği zaman, işte o…

Serdar Akinan:  Nokta atışı yapar.

İlhan Kesici: Rus malı suikast tüfeği var, Canas, 2,5 km’den filan vuruyorlar. Bizim de bir Korgeneralimizi Suriye sınırından vurmuşlardı bundan 5-6 sene önce. Suriye sınırından bizim buradakini vurdular. Suikast silahıdır, yani keskin nişancı, üstün bir heyet lazım bu iş için.

Delikli demirin vurmazı olmaz / Ardına geçip de göz uydurmalı
Şu insanoğlunun kanmazı olmaz / Özüne bakıp da söz uydurmalı

Güzel bir şeydir. Bizi ilgilendiren bölümü, yani her problemin üstesinden gelinebilinir. Mesele, bu işe vaziyet edecek olan hükümet yetkililerinin, ekonomi bürokrasisinin hükümet yetkilerinin meseleyi çok ciddiyetle ele almasıdır. Yoksa hükümetlerin başka ne işi var yani? 

Ekonomide insanınızı zengin edeceksiniz. Bütün ekonomi programlarının, bütün hükümetlerin asıl işi insanını zengin etmektir.

Yurtta insanınızı zengin edeceksiniz, dünyada devletinizi saygın hale getireceksiniz.

Serdar Akinan:  Şimdi dilerseniz yavaş yavaş çözüm önerilerine gelelim madem bunu konuşacağız ama yanılmıyorsam bir ara vermemiz gerekiyor, 1-2 dakika ara verelim. Ondan sonra son bölümde biraz daha, her halde aşağı yukarı aynı bölümü ayırırız, çözümü konuşalım.

Asıl tabi ben Yargıtay’ın kapatma kararında, daha doğrusu davayı da konuşmak istiyorum.

Evet, İlhan Bey’le konuşmaya devam edeceğiz ama, birkaç dakika müsaadenizi istiyoruz, ondan sonra tekrar karşınızda olacağız.

……

Serdar Akinan:  Evet, İlhan Bey’le sohbetimiz devam ediyor. Ekonomi eksenli bir konuşma oluyor.

Şimdi dönüp bakıyorum, 2006 yılında Ocak ayında yani, 2 yıl kadar önce yaptığımız söyleşide şöyle çarpıcı bir lafınız var sizin, AK Parti hükümeti cumhuriyet tarihinin toplam borçlanmasını 2 yılda yaptı gibi bir laf ettiniz orada, 2-3 yılda yaptı gibi.

Şimdi o lafı bir kez daha almak, o programı yaptığımızdan bugüne yaklaşık 2 yıl oldu. Cumhuriyet tarihindeki 90 milyar dolarlık borçlanma,  arkasından AK Parti hükümetinde aynı oranda borçlanma.

Son iki yılda ne oldu? Onu merak ediyorum.

İlhan Kesici: Evet, memnuniyetle.

Şimdi ben bu borç harç işine çok vurgu yapıyorum. İki tane sebebi var, bir kere işte bu borç filan mahveder, yani ocaklar söndürür. İkincisi de bu işte imparatorluk döneminde karşılaştığımız hallerdir, vesaire filan.

Şimdi AK Parti veya Adalet Kalkınma Partisi iktidara geldiği gün 2003 yılında, ondan evvel bir büyük 2001 krizi var.  Bu 2001 krizinin sebepleri çeşitlidir ama netice itibari ile en önemli sebeplerinden bir tanesi borcumuz ve faiz harcamaları idi. Bu borcun iç borcu var, dış borcu var, o bölümleri vardır ama.

İç borcumuz 149 gibi bir rakamdı. Şimdi bu 149 o zamanki birim katrilyon lira, şimdiki haliyle milyar YTL filan. Normal olarak yeni bir hükümetin böyle bir tecrübenin üstüne, yani önündeki böyle bir vahametin üzerine elinde balta, nacak, satır her ne varsa, her ne tür ekonomi politikaları uygulayacak ise, bu 149’un belinin kırılması lazımdır ki, ülke bir daha o tür felaketlerle karşılaşmasın.

Halbuki AKP yönetimi bu işi hiç kaale almadı. 149 o zamanki kur değeri ile, mesela dolar cinsinden ödeyecek filan olmuş olsak, 149‘un dolar cinsinden eş değeri 90 milyar dolardı, size o zaman onu telaffuz etmiştim. 2006’nın başındaki iç borç rakamı da bir başka rakam idi. Onu da o günkü kur ile irtibatlandırdık, 180 milyar dolar çıktı tam.

O zaman dedik ki, hüküm cümlesi olarak, AKP yönetimi 80 senelik Cumhuriyetin toplam borcunun, iç borcun toplamı kadar bir rakamı, daha doğrusu Cumhuriyetin 80 yıllık iç borcu 90’dır, 3 sene içinde 2003, 2004, 2005, 90 milyar dolar daha bu borca borç eklemiştir.
Bu gidişat vahimdir dedik.

Yine kimse aldırış etmedi. İşte borç yiğidin kamçısıdır, Sayın Başbakan bir münasebetle onu da filan söyledi yani. Bazen kamçısıdır ama bunun miktarı belli, mahiyeti belli olacak filan. Bir şey yaptıysan, aldığın borçla GAP yaptıysan, aldığın borçla bir şey yaptıysan olabilir.

Şimdi 2 yıl içerisinde akıllandılar mı? Hayır. Başa geldiklerinde iç borcun dolar cinsinden ifadesi 90, 2006’nın başında  artı 90…

Serdar Akinan:  Etti 180

İlhan Kesici: 2008’in başında da bu rakam 207, yani artı 117. Yani ilk üç yılda 90 milyar dolar iç borç arttırmışlar, son iki yılda dolar cinsinden 27 miyar dolar daha borç arttırmışlar, olmuş 207 milyar dolar.

Serdar Akinan:  Bir daha söyleyelim,

İlhan Kesici: Bunlar iş başında geldiği zaman 90, iç borcun dolar cinsinden ifadesi

Serdar Akinan:  3 yılda 90 milyar dolar yaparken, 2 yılda ayrıca ilaveten bir 27 milyar dolar daha mı borçlandık?

İlhan Kesici: Aynen öyle beş yılda 117 milyar dolar daha…

Serdar Akinan:  Şimdi bir şey söyleyeceğim. 117 milyar dolar borçlandık. 117 milyar dolar borç nereye gidiyor? Yani bununla GAP mı yapılıyor? Ne yapılıyor?

İlhan Kesici: Bu borç nereye gitti, şu The Economist derginiz nerede? Faize gitti.

Serdar Akinan:  Tamamı faize mi gitti?

İlhan Kesici: Tamamı faize gitti. Erzurum %70 oy verdi AKP’ye bu son seçimlerde. Erzurum’da 2003 yılındaki tuğlaları sayın, 2008 yılının başındaki tuğlaları sayın, bir tane tuğla artmış değildir. Sivas %60 oy verdi AKP’ye. Sivas’taki tuğlaları, taşları sayın 2003 yılının başındaki, 2008 yılının başındaki tuğlaları taşları da sayın, aynıdır.

Ama nereye gitti? 5 yılda faize ödedikleri rakam 184 milyar dolar. Yani AKP hükümetinin 5 yılda faize verdiği rakam 184 milyar dolar. Ben bunu bütçede, genel kurulda işte ülkenin soydurulması budur, dedim.

Hatta bir örnek de verdim orada; siz Atatürk, GAP dediğiniz için aklıma gelmiş olsun. Orada örnek verdim, Atatürk barajını biz yaptığımız zaman 2,5 milyar dolardı. Atatürk barajı bizim iftihar projemizdir, dünyanın da iftihar projelerinden bir tanesidir. 2400 megavat kurulu gücü vardır. 2007 yılı içerisinde ürettiği elektrik 18 milyar kilovat saattir.

Bu 2,5 milyar dolardır; 3 milyar dolar deyin. 184’ü 3’e bölün, 60 tane Atatürk barajının sökülüp faiz olarak yabancılara verilmiş olması demektir diye dikkat çektim ben. Atatürk barajı 1993 yılında tamamlandı.

1993’le 2007 yılları arasında Atatürk barajından elde edilmiş olan elektrik enerjisi 120 milyar kilovat saat, bu da bir rakam. Şimdi 5 sentten sayarsanız bu 6 milyar dolar eder; 8 sentten sayarsanız, doğal gazı sattığımız fiyat, 8 sentten sayarsanız 10 milyar dolar.

Demek ki, 3 milyar dolarlık bir Atatürk barajı yapmışız, 10 senede 10 milyar dolarlık elektrik enerjisi elde etmişiz. Yani 3 kere amorti etmiş kendisini Atatürk barajı.

GAP projesine 16 milyar dolar harcadık biz. GAP proje sistemi tamamlanmadı ama mevcut tamamlanmış olan GAP proje sisteminden elde ettiğimiz elektrik enerjisi miktarı 400 milyar kilovat saattir.  400 milyar kilovat saati 5 sentle çarparsanız 20 milyar dolar eder, 8 sentle çarparsanız 32 milyar dolar eder.

Yani 16 milyar dolar harcadık, 32 milyar dolarlık enerji elde ettik sadece, sattık yani. O yüzden bunlar “müsmir” projelerdir,  yani verimli projelerdir, çok ciddi projelerdir.

Bunu yapmak yerine 184 milyar dolar faiz ödediler. Bu memlekete yapılacak en büyük kötülüktür. Her türlü şeyi düzeltme imkânımız vardır. Anayasanın filan maddesini yanlış yaparız onu düzeltiriz, bilmem ne kanununu yanlış yaparız onu düzeltiriz. Ama bu 184 milyar dolar,  yani 60 tane Atatürk barajı kadar bir rakam Türkiye’den çıkıp gittikten sonra nasıl düzelticeğiz bu işi. Geriye kalan nesillerin üstüne büyük bir sıkıntı yaratır.

Serdar Akinan:  Peki, hemen şeye geçelim. Çözüm önerilerine, süremiz daralıyor

İlhan Kesici: Şimdi çözüm önerileri. Bu çok ciddi.

Bir; bir kere işin ciddiyetinin farkına varacağız. Ben bir de 2001 krizini yani 2000 yılının Kasım ayında söylemiştim. Şimdi de 2008 yılının Mart ayında söylemiş olalım. Kasım ayı da kış ayıydı, şimdi de kıştan yeni çıkıyoruz.

Bir kere her kıştan sonra bahar gelmez, bazen kıştan sonra “kara kış” da gelir. Şimdi önümüzde kara bir kış var. Kıştan çıktık diye seviniyoruz ama ekonomik olarak kara kış var, bunu kabul etmek lazım, bir.

İki; bu Sayın Başbakan’ın çok sıkça vurguladığı bir şey var, “vaktiyle” şöyleydi işler, bak ben geldim işleri çok düzelttim. Bu vaktiyle söylemi, vaktiyle benden evvel şöyleydi, işte ben geldim ortalığı şöyle düzelttim. Bundan vazgeçsin.

Bu aynı zamanda kendin pişir kendin ye diye bizim beslenme metodolojimiz filan da vardır ya, yani tekniğimiz. Bu da “kendin söyle kendin inan”.

Sayın Başbakan, ekonomiyi yöneten Sayın Maliye Bakanı, diğer ilgililer kendileri söyleyip kendileri inanmasınlar yaptıkları işe, bundan bir an önce vazgeçsinler.

Üç; yine Sayın Başbakan ne diyordu mesela bu seçimler sırasında Sayın Deniz Baykal’a hitaben: “borsaya bak, borsaya bak”. Ekonomi ne kadar iyi filan, borsaya bak borsaya. Şimdi bakın bakalım borsaya, aradan 6 ay geçmiş oldu değil mi? Borsa 58.000 idi, 39 u gördü, 38 i gördü. Yani neredeyse 15 gün içerisinde 58.000 den 38.000’e indi. Daha aşağı iner inmez filan bu ayrı, ama demek ki hadisenin ciddiyetinin öbür bölümü de budur.

Şu kadar market açtık, İstanbul’da büyük marketler, Ankara’da büyük marketler açılıyor yani, tamam. Serdar Bey, şimdi bu büyük marketlerdeki özellikle “poşetli yiyecek maddeleri”ne bakınız. Bir tane Türk malı yok neredeyse içinde. Böyle bir şey olabilir mi?

İşte yarın herkes markete gidiyor, biz de gidelim, vatandaşlarımız da gitsinler. Yerli malı neredeyse tedavülden kalmış. Borçların gittiği yerin bir bölümü de o işte. Bir kere bunu da bilsinler.

Dört; sayın Maliye Bakanının başlangıçta söylediğimiz gibi, yani Amerika büyük devlettir, Amerikan ekonomisi büyük ekonomidir, onlar kendi meselelerini çözerler, bize de intikal etmez, veya intikal etmiş olsa dahi, en sonuncu olarak intikal eder; o kadar sağlam bir ekonomi yaptık ki en sonuncu bizi etkiler; bu ve benzeri söylemlerden de vazgeçsinler.
Efendim fiyatını verir alırız vesaire filan, bu tür söylemlerden vazgeçsinler.

Bu bir yalan rüzgarıdır, eskiden öyle bir televizyon dizisi vardı galiba. Bu bir yalan rüzgarıdır. Kendin söyle kendin inan rüzgarıdır.

Şimdi ekonomi yönetimi bu ciddiyeti gördükten sonra şöyle yapmalıdır:

Bir; bizim iç ekonomimizdeki problemlerimiz ne idi? Yani içsel halimiz ne? Dışsal halimiz ne?

Dışarıdaki hal nedir? Deminki anlattığımız hal. Bizi, nereleri etkileyecektir? Buna karşı tedbirlerimiz ne olmalıdır? Bunun üstüne bir program.

İki: iç ekonomimizin, bu hal (dış) hiç olmasaydı bile, iç ekonomimizin kırılgan, IMF’nin raporunda dediği gibi, kırılganlık göstergeleri nerelerdir? Bununla ilgili ne yapabiliriz? Bununla ilgili de bir program.

Ayrıca bunu sadece hükümetin kendi yapması yetmez. Türkiye’de güven zedelenmiştir. Dünyada da adamların söylediği işlerden bir tanesi, diyorlar ki Amerikan ekonomisini tarif ederken; tüketici güveni sarsıldı, yatırımcı güveni sarsıldı.

Aynı güven sarsıntısı Türkiye’de de var mı? Var.

O zaman bu güven sarsıntısının önüne geçebilmek için bizim elimizdeki mekanizmalardan bir tanesi, benim Planlama Müsteşarlığımın son dönemlerinde çıkardığımız bir şeydi bu. Ekonomik ve Sosyal Konsey kurduk. Ekonomik ve sosyal konseyi 5 senedir hiç çalıştırmadı Sayın Başbakan.

Ekonomik ve Sosyal Konsey şu demek; bir tarafta devlet yönetimi var, ekonomi bürokrasisi var; öbür tarafta da iş dünyasının temsilcileri var, yani büyük iş dünyasının temsilcileri var, odalar birliğinin temsilcileri var, işçi dünyasının temsilcileri var, sendikalar var, memur dünyasının temsilcileri var,  memur sendikaları var, tarım dünyasının temsilcileri var, ziraat odaları var. Yani Türkiye’nin bütün ekonomik faktör grupları bir münasebetle temsil ediliyor.

Bu ekonomik ve sosyal konseyde hükümet hem dünyaya anlatsın dünyadaki gelişmeyi, hem kendisinin düşündüğü programı anlatsın ve buna iştirak etsinler.

Yani TÜSİAD’ın söyleyeceği bir şey varsa TÜSİAD söylesin, Odalar Birliğinin söyleyeceği bir şey varsa  Odalar Birliği söylesin, Ziraat Odalarının söyleyeceği bir şey varsa bunlar söylesin. Bunu süratle yapmalıdırlar, hem birbirlerine yani.

Dünya da görsün ki hükümet ciddi olarak işin üstündedir. Artık farkına varmıştır, yani o idrak-i meali dediğimiz şey, artık farkına varmıştır ki bu iş böyle, vaktiyle biz bu işler şöyle yapmıştık filan söylemi ile gitmiyor.

Bu ciddiyetin ve bu güvenin tesis edilmesi lazım bir.

İki; yani bu ekonomik aktör grupları. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde insanlar var. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ana muhalefet partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisi var, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde %14-15’lik bir oyla temsil edilen Milliyetçi Hareket Partisi var, DTP var. Aynı zamanda muhalefet partisinin genel başkanları ile de veya muhalefet partisinin ekonomi heyetleri ile hükümet danışmalar içinde olmalıdır. Bunu danışmayıp da neyi danışacak yani?

Türkiye’ye bir büyük çığ geliyor, Erciyes dağının tepesinden kar yuvarlandı geliyor. Biz söylediğimiz zaman küçük bir kartopu mahiyetinde idi o. Ama diyelim ki, dürbünle bakıyorsunuz bunu görüyorsunuz, iyi takip ediyorsunuz görüyorsunuz. Hükümet de çıplak gözle baktı veya yeterli olmayan gözle filan baktı, “yaa orada hafif bir şey görünüyor ama bir karartı, bu çığ olmaz” veya “biz ne çığlar gördük”, veya ikinci bölümü de budur. Biz ne çığlar gördük filan.

Halbuki bu bir çığdır ve şimdi çok ciddi olarak geliyor. O zaman beraber tedbir alalım.
Bu tam 70 milyonu ilgilendiren, 70 milyonu, arkamızdan gelecek olan nesilleri de ilgilendirecek olan büyüklükte bir hadisedir.

Ben şimdi abartıyormuşum gibi gelebilir. Size de gelebilir, bizi dinleyen arkadaşlarımıza da gelebilir. Burada Türk Milleti ya bu hükümetin Maliye Bakanı, Hazineden Sorumlu Devlet Bakanının hiçbir şey olmaz sözüne, merak etmeyin sözüne güvenecektir, inanacaktır; ya da bizim, bize benzeyen insanlara inanacaktır.

Arası da yoktur bu işin, bir yarısında buna inanayım, öbür yarısında da buna inanayım; bu yoktur. 3 ay sonra da kime inandığını o zaman fark etmiş olacaktır, görecektir.

O yüzden hükümet bir, bu Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplasın, Türkiye’nin diğer ekonomik insanları ile, ekonomik organizasyonları ile görüş alış verişinde olsunlar.

İki; Muhalefet partileri düşman partileri değildir ki. Ana muhalefet partisinin genel başkanı ile,  MHP’nin genel başkanı ile, DTP’nin. Efendim mecliste, parlamentoda yer alan partilerin genel başkanları ile bunu yapsın.

Benim buradan yine insanlarımıza sohbetin başlangıcında söyledik ama tekrar edelim: teker teker herkes alacağını tahsil etsin. Kimden kimin ne alacağı varsa tahsil etsin. Kime ne borcu varsa bence ödesin, ama satsın savsın ödesin. Bir şeyi varsa borcunu ödesin. Çok daha ciddi hallerle karşı karşıya gelecekler filan. Ve ayaklarını, yine biraz önce söylediğimiz gibi,  bırakınız yorganlarına göre uzatmayı yorganın yarısı büyüklüğünde ayağını uzatmaya başlasın. Yoksa hadise ciddidir.

Serdar Akinan:  Peki mesela madem buradan başladınız devam ettirelim, insanlar da onu bireysel bazda merak ediyorlar. Dolara mı yatırsınlar? Dövize mi yatırsınlar? Altın mı alsınlar? Ev mi alsınlar? Araba mı alsınlar? Her şeylerini satsınlar mı? Nedir?

İlhan Kesici: Biz ekonomi bürokrasisinden ve devletten gelmiş olan insanlar o işlere karışmazlar

Serdar Akinan:  Siz makro düzeyde konuşursunuz

İlhan Kesici: O işlere karışmazlar.

Serdar Akinan:  Gelen SMS’lere bakıyorum bir yandan

İlhan Kesici: Türkçedeki adı şudur ki: herkes hesabını kitabını iyi yapsın.

Demin Soros’un bir lafını söyledik ya. Bu tür zamanlarda olabileceklerin hep en kötüleri olur. Yani olabileceğin en kötüsü olur diye.

Serdar Akinan:  Tablo bu

İlhan Kesici: Burada bir tsunami var,  yani Acet falan oralarda bir yerde idi, ya.

Serdar Akinan:  Banda Aceh.

İlhan Kesici: Banda Aceh. Şimdi benim orada dikkatimi çeken şeylerden birisi de şu olmuştu; bu tsunami geldi, bir dalga şöyle yarım metre filanlık bir dalgaymış o. Bir dalga geldi vurdu, orada öldürmedi bütün o, altına alıp ezmedi geri çekildi.

Şimdi ondan sonra otelinde oturan insanlar enteresan bir şekilde, yani bırak sahilde filan da değil, kameralarını, çocuklarını, fotoğraf makinelerini, video kameralarını filan aldılar, ikinci bir dalga daha gelirse onu çekelim diye dalganın resmini çekmeye hazırlanmaya başlıyorlar. Yani o dalga gelirken daha sonra dünyadaki bir yığın fotoğraf geldi oradan görüyorum ben. Dalga geliyor, aynen birinci dalgadaki gibi olacak yarım metrelik bir dalga boyuyla vuracak onu, o dalga boyu ile vururken fotoğraf çekeyim veya kameraya alayım filan. İşte o geldi, yere yeksan etti.

Şimdi aman, yani borsa toparlandı toparlanıyor, kur toparlandı toparlanıyor, hükümetimiz şu tedbiri aldı alıyor, buna inanmasınlar. Ciddiye alsınlar daha doğrusu. İnanmayıp ne yapacak? Yani panikleyecek miyiz? Ne yapacağız? Hayır. No panik. Panik de yok.

Ama hükümette söylediğimiz ciddiyeti görmeden, hükümetin sözlerine de inanmak doğru olmaz. Ama hükümetin ciddiyetini şuradan ölçelim. Bu söylemlerinden şimdiye kadarki kendin söyle kendin inan, “vaktiyle şöyleydi ben böyle ettim, 80 yılda böyle idi ben böyle ettim” söyleminden vazgeçtiklerini görelim, ayaklarının yere bastığını görelim. 

Ekonomik ve Sosyal Konseyi topladığını ve Türkiye’nin diğer insanlarının da ekonomi ile ilgili fikirlerini aldığını görelim, muhalefetle fikir alış verişinde bulunmaya başladığını görelim.

O zaman biz de çıkıp televizyonlarda diyelim ki, “ey ahali, ey aziz millet, ey aziz halk  bu hükümete güvenin. Aman paniklemeyin hükümetin aldığı programının arkasında biz de varız” diyelim.

Serdar Akinan:  Peki ama ben şahsi fikrimi söyleyeyim bir vatandaş olarak. Cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana benim gördüğüm, giderek artan bir şekilde bu tabloyu gördüklerini düşünüyorum ve siyasetin bu ekonomik gerçeklerin ötesine geçtiğini, önüne geçtiğini.

Özellikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açtığı dava ile, kapatırken de onu sorayım size, bütün bu gelen tsunaminin veya çığın, sizin benzetmelerinize göre örtüldüğünü düşünüyorum. Dolayısıyla bu programı kaç kişi izledi bilmiyorum ama insanların bu ciddiyetle bu verilerle, bu küresel gerçeklerle biran önce yüzleşip kabul etmeleri gerekiyor bu gerçeği.

Ama nihayetinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı davayı açtı ve Türkiye’nin gündemi, insanların gündemini ister istemez ne olacak? AK Parti kapatılacak mı şeklinde.

Bir siyasetçi olarak ne düşünüyorsunuz bu karar konusunda?

İlhan Kesici ; Birincisi şu, Sayın Başbakanı çok öfkeli gördüm ben. Bu tür haller öfke ile halledilecek haller filan değildir. Neye öfkeleniyor?

Bir kere şu, elimdeki bu kitap bu bir Anayasa kitabı. Bu biraz kalın, normalden fazla kalın. Çünkü 61 Anayasası ve 82 Anayasasının mukayeseli, gerekçeli bir kitabı olduğu için. Parti kapatma işi, bugün Deniz Baykal Bey de Star Televizyonun ana haber bülteninde konuştu. Orada Cumhuriyet Halk Partisi pozisyonunu da, hem şahsi pozisyonunu, hem Cumhuriyet Halk Partisi’nin pozisyonunu söyledi. Parti kapatma işi demokrasileri zedeler dedi. İyi bir şey değildir, dedi.

Ama Anayasa’da var mıdır? Yani şu Anayasa’da var parti kapatma işi değil mi? Anayasal bir şey. Parti kapatma davasını açan şahıs kim? Cumhuriyet Başsavcısı. Bu, yetki tecavüzünde bulunmuş mu? Yani şu Anayasa kitabına göre. Hayır, yetki tecavüzünde de bulunmamış. Demek ki, bir, anayasal bir haldir bu hal, anayasaya uygun, daha doğrusu anayasa da var olan bir durumdur.

İki, partinin kapatılması talebinde bulunan Cumhuriyet Başsavcısı, anayasadan aldığı yetkiyle söylüyor.

Bir üçüncü hali şudur aslında, ama ben bunu söylüyorum da parti kapatılsın ondan yanayım anlamı katiyen çıkmamalıdır. Partinin kapatılmasından da yana değilim, doğru da görmüyorum partinin kapatılmasını.

Ama mesela şu; 5 senedir, diyelim ki parti kapatma olmamalı idi ise, bugün aldığımız bilgiler itibari ile Sayın Başbakan hem grubunu hem kabinesi topladı, anayasa komisyonundaki arkadaşları ile de beraber bir toplantı yaptı. Apar topar bu mutasavver anayasa, toptan anayasa değişikliğine parti kapatma ile ilgili hükümleri bugün ithal etmeyi düşünüyorlar.

Halbuki bundan evvel bir kere kapatıldı, 2001 yılında Fazilet Partisi kapatıldı, 22 Haziran 2001 tarihidir. 22 Haziran 2001 tahinde Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra, şimdi bir de hak teslim ediyorum ben, o zamanki hükümet, Milliyetçi Hareket Partisi-Anavatan Partisi-DSP’nin üçlü koalisyonu dediler ki, o zaman çok daha kolay kapatılıyor idi, Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesi vardır, 6’ya 5 kapatılabiliyordu, bir de daha tali sebeplerden dolayı da parti kapatılabiliyordu,  daha hafif sebeplerden dolayı.

Dediler ki, bu Türk demokrasisine zarar veriyor, yani o hükümet, Türk demokrasisine zarar veriyor, o yüzden parti kapatma elbette anayasal bir şeydir, dünyanın bütün anayasalarında da vardır ama biz bunu biraz zorlaştıralım, dediler ve yaptılar. 6’ya 5 kararını 7’ye 4’e zorlaştırdılar. Bir de daha ufak tefek sebeplerden dolayı kapatılma kararı verilebilir gibi iken, onları çok ağırlaştırıp, çok daha zor sebepler bir araya getirilirse parti kapatılabilir dediler.

Bunu 2001 yılında kendileri için hiçbir tehlike olmayan, mutasavver tehlikede olmayan, muhtemel tehlikede olmayan Milliyetçi Hareket Partisi-Anavatan Partisi-Demokratik Sol Parti yaptı. Türk demokrasisini geliştirmek istikametinde böyle bir şey yaptılar.

Beş senedir Adalet ve Kalkınma Partisinin elinde 368 ve 340 milletvekili var bu parlamentoda. Buna benzeyen, ya bu mevcut hali bile partilerin Türk demokrasisi bakımından iyi bir hal değildir, o yüzden bunu değiştiriyoruz diye hiç duydunuz mu?

Serdar Akinan:  Hayır, duymadım.

İlhan Kesici: Duymadık, demek ki kendilerinin yapmadıkları bir şey.

İkinci bir hal, fazla konuşmayı doğru görmüyorum ben, şu sebepten dolayı biz bu Anayasanın üzerine yemin ederek milletvekilliğine başladık. Burada diyor ki 132. maddede, “görülmekte olan bir dava hakkında, başkaları uyar uymaz o daha az ilgilendirir beni, yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz”.

Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bile Yargıtay Başsavcısı neden böyle bir daha açtı diye bir milletvekilinin soru sorması bu hale göre doğru değildir. Soru sorulamaz, görüşme yapılamaz, herhangi bir beyanda bulunulamaz. Bu herhangi bir beyan bizi daha ziyade ilgilendirir, daha doğrusu sizi. Böyle bir hüküm var ama Türkiye…

Serdar Akinan:  Bir şey söyleyeceğim, o gün karar geldiğinde, duyulduğunda ben kulaklarıma inanamadım. Ertuğrul Günay, bunu her yerde söylüyorum yazdım çizdim de, “sızmıştır” ifadesini kullandı. Dolayısıyla affedilecek bir tarafı olduğunu düşünmüyorum.

Burada konuşulamaz diyor, konuşmayı bir yana bırakın yani neyse şimdi konumuz o değil de…

İlhan Kesici: Neredeyse Yargıtay Başsavcısını sokağa çıkamaz hale getirdiler, o doğru değildir. Bütün bunlar böyle olmakla beraber, bir kere Adalet ve Kalkınma Partisi bir büyük partidir gerçekten. 16 milyon %47 oy almış bir parti. Ama bir dar çekirdek kadro, Adalet ve Kalkınma Partisini ve hükümeti yöneten, ben öyle bir ayrım yapıyorum, bir dar kadro var, Türkiye’yi zorluyorlar, böyle bir öfke küpü halindeler.

Ne mağduriyeti olabilirler yani Serdar Bey, %47 oy almış, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 340 tane milletvekiliniz var, bütün Bakanlar Kurulu sizin, Başbakan sizin, Cumhurbaşkanı sizin, Meclis Başkanı sizin. Daha ne mağduriyeti olabilir? Öyle değil mi? Başka ne olabilir?  Cenab-ı Allah başka ne verecek? 340 tane milletvekili, Başbakanlık, Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı; bir de mağduriyet, ağlama, böyle bir şey olabilir mi yani?

Bir başka şey daha söyleyeyim, madem bu kadar şey söyledik bunla bağlamış oluruz belki.

22 Haziran 2001 tarihinde Fazilet Partisi kapatıldığı zaman dedim ki, Fazilet Partisi kapatıldığına göre bu arkadaşların bir bölümü Fazilet Partisinin milletvekili idi, kapatılmış olan partinin milletvekili idi, bir tek Recep Tayip Erdoğan Bey milletvekili değildi. Abdullah Gül Bey Fazilet Partisi milletvekili idi, Bülent Arınç Bey milletvekili idi, Abdüllatif Şener Bey milletvekili idi, diğer önde gelen insanların hemen hemen tamamı da milletvekili idi.

Herhalde dedim internete girdim, 22 Haziran 2001,  23-24-25 Temmuza kadar yeri göğü, o zaman şimdiki gibi kapatılma talebiyle anayasa mahkemesine başvurulmuş değil, anayasa mahkemesi kapatmış. Herhalde şimdiki öfkenin 1000 katı bir öfke olmuştur diye düşündüm.

Şimdi 22 Hazirandan itibaren, 22 Haziran 2001’den itibaren Recep Tayip Erdoğan Bey’in, Abdullah Gül Bey’in, Bülent Arınç Bey’in,  Abdüllatif Şener Bey’in başka beylerin paşaların demeçlerine bakın, Fazilet Partisinin kapatılması ile ilgili hiçbir kınama, yüksek bir kınama görünmüyor. Ne diyorsunuz diyorlar?  Mealen söylüyorum yani. “Valla biz kendi işimize bakıyoruz”, yeni parti kurma hazırlıklarındalar o zaman, kendi işimize bakıyoruz, kendi işimizle meşgulüz filan diyorlar.

Serdar Akinan:  Çok teşekkür ediyorum. Uzun ama çok besleyici, memleket açısından, dinleyenler, izleyenler açısından bir söyleşi oldu.

Hani ben anladığımı söyleyeyim, referanslarınızdan dolayı, size olan saygısızlığımızdan değil ama, hakikaten vermiş olduğunuz referanslardan dolayı, geçen 2006’da yaptığımız söyleşiden bugüne değişmeyen, onu da referans alıyorum, rakamlardan durum benim gördüğüm kadarıyla hiç öyle felaket tellallığı yapmaya gerek yok, durum vahim. İçinde olduğumuz durum vahim.

İlhan Kesici: Ciddi

Serdar Akinan:  Çok ciddi vahamet arz ediyor. Dolayısıyla bugün Türkiye’nin türban krizi ile başlayarak, türban tartışmasını, bugün kalkıp da bir soruşturma açılmış,  dediğiniz gibi, bu kadar güçlüsünüz, bir takım ifadeler kullanarak anlamsız olduğunu söylüyorsunuz, gayri ciddi olduğunu söylüyorsunuz bu iddianamenin zaten…

İlhan Kesici: Hayır öyle bir şey demiyorum da…

Serdar Akinan:  Hayır siz değil, Başbakan söylüyor…

İlhan Kesici: Üç sene, bir kere üç senesi var, bırakın ekonomi ile meşgul olun…

Serdar Akinan:  Bunları konuşmak yerine, bu rakam burada duruyor, dünya bunları söylüyor, bu dalga geliyor. Bilmiyorum yani ben bu işin hakikaten bir kez daha ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum.

İlhan Kesici: Ekonominin dışında her laf lüzumsuzdur şu andan itibaren. Epey bir zamandan beri öyledir de.

Serdar Akinan:  Daha kritik bir laf olamaz. İlhan Bey çok teşekkür ediyorum. Kırmayıp geldiniz ve bir kez daha bizleri beslediniz.

Evet, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili İlhan Kesici ile uzun bir sohbet yaptık. Umarım bir parça olsun zihinleri açmıştır, sonuçta sizler de eğer izleyebildiyseniz başından bu yana çok ciddi, çarpıcı ve önemli referanslarla,  uluslararası ekonomistlerin,  gazetecilerin, saygın isimlerin referansları ile tabloyu açıkladı ve maalesef bir kez daha söyleme ihtiyacı içerisindeyim ki, Türkiye bugün çok başka şeyleri konuşuyor, kamplara bölünmüş vaziyette.

Zihinlerimizde iki kampa, üç kampa, dört kampa bölünmüş durumdayız. Oysa hepimizi ilgilendiren şey, işte burada ki veriler ve rakamlar.  İnşallah uyanırız da, buna ilişkin bireysel bazda ve devlet bazında bir an önce tedbirler alırız.

Herkese iyi akşamlar efendim.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.