Facebook
Twitter
Türkiye Kısmî-Gri Demokrasidir
Murat Birsel | NTV - Gündemdekiler | 8.1.1998
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

MURAT BİRSEL- İlhan Kesici, hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Sağ olunuz, hoş bulduk.

MURAT BİRSEL- Şimdi açık söyleyeyim; bütçe kapanış konuşmanızdan ben etkilendim. Nedeni de şu: Normalde rakamlar uçuşuyor, fakat sizin söylediklerinizde çok güzel örnekler vardı ve meselâ iç borç konusunda neye tekabül ettiğini çok güzel gösterdiniz. Onun için ben, başlamadan evvel yani, hiç olmazsa böyle başlayalım, şunu bize bir anlatın; yani oradaki örnekleri veyahut da özetleyin veyahut da benzer örnekler verebilirsiniz.

İLHAN KESİCİ- Özetleyelim isterseniz.

Şimdi tabiî, bu 55. Hükûmetin hazırladığı bir bütçe, ilk bütçe 1998 Yılı Bütçesi. Ben de, bütçenin kendisi de zaten söylüyor;bütçenin kendisi diyor ki benim açığım var ve bu açığım büyük bir açık diyor. Rakam itibariyle, bütçenin toplamına nispeti itibariyle yüzde 27 açığı var, millî gelire nispeti itibariyle yüzde 8 açığı var. Bunlar çok yüksek rakamlar, yani çok büyük bir açık. Ama, ben o konuşmada da, daha sonr a ki konuşmalarımda da Hükûmeti tebrik ettim bu anlamda, Anavatan Partisi Grubu adına da, milletvekili İlhan Kesici olarak da. O da samimî bir bütçe olmuş olması. Yani, açığını gizlemek isteseydi, biz Plânlamadaki uzmanlıktan Müsteşarlığa kadarki bütün zama n ımızda biliyoruz o işi, birkaç tane fırça darbesiyle bunu gizlemek, makyajlamak filan mümkündü. Bu Hükûmet yapmadı, 55. Hükûmet yapmadı, olduğu gibi, resmi olduğu gibi ortaya koydu. Bu bakımdan ben kutladım, samimî bir bütçe.

İkinci önemli noktası da iddialı bir bütçe, daha doğrusu iddialı bir ekonomik program ortaya koyuyor Hükûmet.

Şimdi bizim Hükûmetimiz netice itibarıyla, yani bir Cumhuriyet Hükûmeti, üç partili bir koalisyon hükûmeti, hatta bağımsız bakan ve bağımsızların desteğini de dikkate alırsak dört partili bir koalisyon hükûmeti, ama buna rağmen de Mecliste bir azınlık hükûmeti, yani yeteri kadar çoğunluğu da yok. Bu bakımdan, kuvvetli bir iddiada bulunmasını ben çok önemsedim, kişisel olarak da önemsedim, Anavatan Partisi Grubu adına da öne m sedik biz bu işi. Netice itibarıyla diyor ki, 1998 Bütçesi, artı 1999 ve 2000'li yıllarda alacağımız, Meclisin huzuruna getireceğimiz, takviye edeceğimiz şeylerle, hukukî tanzimlerle, yani vergi kanunu, sosyal sigortalar düzeninin yeni baştan ele alınması y la ilgili düzenlemeler, malî mevzuatın yeni baştan düzenlenmesi, piyasaların yeni baştan düzenlenmesiyle ilgili mevzuat değişiklikleri vesaire, bütün bunlarla Türkiye'nin başına onlarca yıldan bu yana, hatta 20 küsur yıldan bu yana belâ olmuş olan enflâsy o nu yüzde 3'e indireceğim diyor. Bu bir iddia. Bu iddia kuvvetli bir iddia, benim de şahsen takdir ettiğim bir iddia; bu bakımdan önemsedim ben de.

Ama, bu bütçenin en vahim noktalarından, Türk ekonomisinin en mühim belâlarından bir tanesi iç borç faiz yükü. Yani, netice itibariyle bizim iç borcumuz 25-30 milyar dolar, dış borcumuz 80 milyar dolar; toplarsanız 100 küsur milyar dolarlık bir toplam dış borcu olur Türkiye'nin. Millî geliri 200 milyar dolar, nispeti yüzde 50 ilâ yüzde 60. Uluslar arası ölçüle r de bu, ülkelerin gözünü korkutan bir büyüklük değil. Ama, bizim ekonomimizi boğan bir büyüklük var burada, o da iç borca ödediğimiz faiz. Bir, vadesi çok kısa; iki, faizi çok yüksek. Ve bunun neticesinde biz, rakamlar sizin söylediğiniz gibi uçuşuyor, 5.3 katrilyon katrilyon filan diyoruz, bir şey gelmiyor. Ama, güne böldüğünüzde, her gün 15 trilyon lira. Siz nasıl NTV'yi sabah 9'da açıyorsunuz, akşam 6'da kapatıyorsunuz, devlet de 9'da başlayıp 6'da kapanıncaya kadar 15 trilyon lira para gitmiş oluyor fai z e, iç borcun faizine. Bu belâdan Türkiye'nin bir an önce kurtulması lâzım.

Orada söylediğimiz, bu ne demek acaba, 15 trilyon çok mu büyük bir rakam, az mı büyük bir rakam filan, onu da bilmiyoruz. Ben orada birkaç tane, Türkiye'nin her bölgesinden örnek verdim, bir tanesiyle kapatalım isterseniz veya iki tanesiyle.

Birisi, bütün Muş ovalarının ihtiyacı, bütün sulamasıyla ilgili, aşağı yukarı 40 bin hektardır, yani 400 bin, yarım milyon dönümdür, bütün sulama bir günlük iç borç faiziyle yapılabilecek hâl de.

Benim seçim bölgem Bursa'nın bütün projeleri, yani hava alanı, hava alanıyla şehir bağlantısı 22 kilometrelik yol, 23 kilometrelik çevre yolu vesaire bunların tamamı 180 milyon dolar, üç günlük faizle Bursa'nın 20 seneden beri beklediği bütün problem leri çözmesi mümkün.

Bir de Atatürk Barajı örneği verdim ben orada. Bizim iftiharımız bir proje Atatürk Barajı, dünyanın da iftihar ettiği projelerden birisi. Türkiye'nin kullandığı bütün elektriğin 8'de 1'ini tek başına Atatürk Barajı üretiyor ve aşağı yukarı 500 bin hektar, yani 5 milyon dönüm civarında araziyi sulayacak, oralardan fışkıracak yukarı Mezopotamya ovaları. Bu Atatürk Barajının maliyeti 2,5 milyar dolar veya 3 milyar dolar bugünkü kurlarla. Her bir 1,5 ayda bir bir Atatürk Barajı yapabiliy o ruz verdiğimiz, iç borca ödediğimiz faizle.

O yüzden ben Hükûmetin bu iddiasını ve bu belâdan Türkiye'yi kurtarma istikametindeki davranışını kutladım. Ama, inşallah, yani önümüzdeki hukukî düzenlemeler, yasal düzenlemeler de bu istikamette gelişir ve Türkiye bu sıkıntıdan, İngilizce tabiriyle "once and for all" bir tabiri var İngilizlerin, ilk ve son defa olmak üzere kurtulur.

Kurtulma imkânı vardır, kurtulma şansı vardır. Türk ekonomi bürokrasisi de, Türk ekonomi dünyası da bu istikamette şekillenmiştir, onların da ortak bir iradesi vardır. Hükûmetimiz de icap eden siyasî iradeyi gösterdiğinde biz bu belâdan kurtulmuş oluruz.

MURAT BİRSEL- Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, ikinci; bir de Türkiye bütçesini ve millî geliri dünyadaki şirketlerle mukayese ediyorsunuz, o zaman da çarpıcı bir tablo çıkıyor.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bizim aslında, yani Türkiye'nin, 65 milyon insanımızın bu ekonomik büyüklükler özlemlerini giderecek ekonomik büyüklükler değil. Yani bizim millî gelirimiz 200 milyar dolar, bütçemiz 60 milyar dolar, iç borç faizine indiğiniz zaman 38 milyar dolar. Büyük rakamlar gibi gelebilir, öyle algılanabilir. Ama dünyada, işte sizin de yakından takip ettiğiniz bir dergi var "Business Week" dergisi, her yıl ilk bin firmanın özelliklerini açıkl a r. Bu holding bazında değil firma bazında olmak üzere açıklanır. Şimdi oraya bakıldığında, firma bazında olmak üzere, şirket bazında olmak üzere ilk 10 şirketin iktisadî varlığının değeri, piyasa değeri bizim millî gelirimizden büyük, 200 milyar dolardan b üyük. Ben Meclisteki konuşmamdan da Microsoft şirketini örnek verdim. Microsoft şirketi, bundan 10 sene önce kurulmuş olan bir şirket, bir kompitür şirketi, "Hard ware" de yok, yok, sadece bir yazılım şirketi. Sadece beyin ürünü olan bir şirket, yani madd î herhangi bir varlığı filan da yok idi. Ama bu 10 senede geldiği toplam değer 150 milyar dolar. Yani, Bill Gates'in, tek başına Bill Gates'in firması Türkiye millî gelirine eşit, neredeyse ona yakın bir rakam; bir. İki, bizim üstünde, Plân Bütçe Komisyonu n da 30 gün, Meclis Genel Kurulunda 10 gün bütün siyasî partilerin, bütün Türkiye'nin üstünde konuştuğu bütçe büyüklüğü, iç faizi de çıkarırsak bütçede 38 milyar dolar, bizim üstünde konuştuğumuz bütçe büyüklüğünün 5 katı sadece Bill Gates'in şirketi. Bu ba k ımdan Türkiye, bu önümüzdeki yüzyılda, 21. yüzyıla doğru girerken bu ekonomik büyüklükler Türkiye'nin özlemlerini, ihtiyaçlarını karşılayabilecek büyüklükler değildir. Aramamız lâzım gelen şey bu ekonomik büyüklükleri büyütmektir, ekonomik rakamları büyüt m ektir. O anlamda daha ciddî üzerinde düşünmemiz lâzım gelir diye düşünüyorum.

MURAT BİRSEL- Çok güzel gidiyoruz.

Bir reklâm arası var, ondan sonra "Türkiye nereye gidiyor", bir de onu konuşalım.

(Reklâm Arası)

MURAT BİRSEL- Evet, tekrar beraberiz.

İlhan Kesici, "Tıme"ı okudunuz mu?

İLHAN KESİCİ- Evet, tabiî.

MURAT BİRSEL- Oradan şeye geleceğim; siz çok toplantıya katıldınız, çok "ting-tayp"de yer aldınız, baktınız, ben şimdi önce kendi şeyimi söyleyeyim de; buna baktığımız zaman hem sevindim, yani çok güzel, Türkiye'nin kapak olması. Fakat içini okuyunca, yani böyle sanki Avrupa'dan kopmuş, içinde böyle İslâmla lâiklerin kavga ettiği böyle bir Orta Doğu ülkesi imajı çizmişler. O biraz canımı sıktı. Ne düşünüyorsunuz, yani Türkiye'nin durumu nasıl, biz hangi, fay hattında mıyız sanki?

İLHAN KESİCİ- Evet, tam öyle gibi görünüyoruz. Ben de yani sizin duygunuzu paylaşıyorum. Şimdi bizim insanlarımız da, "Ya, helâl olsun, Türkiye Tıme'a kapak oldu" flan diye sevindiler, ama içi, menfisinden Tıme'a kapak olmuş gibiyiz biz burada. Yani müspetinden, Türkiye'nin müspet özelliklerinden ziyade siyasal kargaşası, içerisindeki kültürel kargaşası dolayısıyla Tıme'a kapak oldu. Bir de tabiî Türkiye'nin çok önemli, yani dünyanın çok önemli bir pozisyonunda bu tür kargaşa içerisine girmiş olan ülke olması dolayısıyla kapak oldu. Ama özetini çıkarırsanız, sizin söylediklerinize ilâveten bir şey söylemek istiyorum ben; bu ve benzeri bütün yayınlarda Türk demokrasisiyle ilgili İngilizce iki tane tabir kullanılıyor .

Bir; "portion democrasy", diyorlar, kısmî demokrasi, onu da "portection all civil rihts" olarak alıyorlar, yani bireysel hakların savunulmasında sıkıntılarımızın olması.

İkincisi de; "grey democrasy" diyorlar. Yani, yine "on fair competition", yani haksız rekabet, hem politik hayatı, hem ekonomik hayatında haksız rekabetin olması dolayısıyla öyle diyorlar.

Türkiye'nin önündeki şey, demokrasisini tam demokrasi etmesi, siyasal rejimi itibariyle, ekonomik rejimi itibariyle de tam piyasa ekonomisi hâline getirmesidir. Tam piyasa ekonomisi hâline getirilmesinin de yolu tam rekabet ortamıdır. Yani, hem siyasal demokrasisinde, hem ekonomik demokrasisinde diyelim, tam rekabet ortamı.

Böyle olması hâlinde bizim arzuladığımız şey, yani siyasetçilerin ve bütün Türkiye'nin arzulaması lâzım gelen şey fertlerinin zenginliği, toplumun zenginliği ve fertlerinin zenginliği. Bizim aradığımız şey zenginlik. Bunun bir başka tabirle ifadesi şudur: Artık 21. yüzyılda uluslar arası plâtformlarda yarışırsanız, uluslar ar a sı plâtformlardaki yarışları kazanırsanız uluslar arası standartlarda yaşama hakkını elde etmiş olursunuz. Yani, siyasetin görevi öyle bir iklim yaratmak olmalıdır ki, Türkiye, Türk insanı uluslar arası plâtformlarda yarışsın, kazansın ve uluslar arası st a ndartlarda yaşasın. Bunun da yolu tam rekabete dayalı tam demokrasi ve tam piyasa ekonomisi istikametinde. Bu bakımdan Tıme'ın ve Tıme'a benzeyen bütün yabancı dergilerde, bütün yabancı kitaplardaki bizimle ilgili getirilmiş olan kritikleri bu istikamette değerlendirmek lâzım diye düşünüyorum.

MURAT BİRSEL- Şimdi pat diye bir başka tarafa dönüyorum ben, aklıma da tam demokrasi ve piyasa ekonomisi deyince geldi. Bu Meclisteki son olaya ne diyorsunuz, yani tam demokrasi madem...

İLHAN KESİCİ- Meclisimizde şimdi çok olay var...

MURAT BİRSEL- Koltuklar, halılar, bu fiyatlar.

İLHAN KESİCİ- Meclisimiz bakımından sıkıntılı bir durum gibi görünüyor, milletimizi de üzmüş gibi görünüyor, hepimizi de üzen bir hâdise. İnşallah Parlâmento bu işin üstesinden gelecektir. Şimdi biz Anavatan Partisi olarak, yani değerli Meclis Başkanımız, eski Meclis Başkanımız Sayın Kalemli dün Gruptaki konuşmasında, yarım saatten fazla bence güzel bir konuşma yaptı...

MURAT BİRSEL- Kimse alkışlamamış ama.

İLHAN KESİCİ- Tam da öyle değil, hayır tam da öyle değil. Ama, netice itibarıyla ortaya koymuş olduğu yaklaşım, bilgiler, belgeler bizi tatmin eder maiyette görüldü. Ama, kamuoyunun da tatmin olması bakımından önemli olan bizim tatmin olmamız değildir, önemli olan kamuoyunun, b ü tün Türkiye'nin tatmin olmasıdır. İnşallah önümüzdeki günlerde o istikamette savunmasını yapmış olacak. Anavatan Partisi olarak da biz, Sayın Başbakanımız, Sayın Genel Başkanımız ve Başbakanımız, önce ilk soruşturma önergesini biz vermiş olduk parti olara k . Yani, Türkiye'nin böyle bir konusu var, bu konu Türkiye'nin konusudur, bizim de bir arkadaşımız söz konusu olması münasebetiyle ilk soruşturma önergesini biz veriyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu enine boyuna tartışmalıdır dedi. Diğer siyasî part i ler de o istikamette bir önerge verdiler. Önümüzdeki haftalarda tahmin ediyorum bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde enine boyuna tartışılacak, belki de hukukî zeminlerde sonra mesele kendi tabiî mecrasında filan değerlendirilmiş olacak. Ama, şu anki görünü m itibarıyla milletimizi üzen bir -Parlâmento bakımından söylüyorum- üzen bir hâl görünüyor.

MURAT BİRSEL- Yani, bunu şey yapıyorsunuz, oradan da görünüyor yani. Çünkü biz kendimizi, yani ben gazeteci olarak olsun, vatandaş olarak olsun, hafif böyle, bayağı kazıklanmış ve yani belki, açık söyleyeyim yani, biraz da enayi yerine konmuş hissediyor insan kendini.

İLHAN KESİCİ- Önümüzdeki günlerde tahmin ediyorum birazcık daha açıklığa kavuşur.

MURAT BİRSEL- İnşallah.

Peki, şimdi oradan tekrar dönelim.

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

MURAT BİRSEL- Şey aklıma geliyor benim; siz aynı zamanda Plânlamacı olduğunuz için, Plânlamanın başından geldiğiniz için, meselâ vadeden bahsetmek istiyorum. Çünkü, ben sizinle o dönemler de röportajlar yapıyordum ve diyordunuz ki, bir insanın önünde süre olmazsa hiçbir şey olmaz. Ve meselâ aklıma şu geliyor: Clinton'la Yılmaz karşı karşıya geldiklerinde... Şimdi Yılmaz'ın, yani Başbakan Yılmaz'ın aklında şöyle bir soru yok: Ya bu adam daha ne kadar bu koltuğa oturacak? Çünkü belli . Ama, Clinton'un aklında öyle bir soru olabilir yani, Başbakan Yılmaz daha ne kadar bu koltukta oturacak diye, çünkü bizde seçimlerle değişiyor.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

MURAT BİRSEL- Nasıl görüyorsunuz bunu, nasıl değerlendiriyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Ben henüz çok yüksek sesle bu konuyu dillendirmeye başlamış filan değilim, ama Türkiye'nin, öyle tahmin ediyorum ki bu sorduğunuz sorunun cevabını çok ciddî bir şekilde araması lâzımdır.

Şimdi biz Clinton döneminden daha kısa bir dönemde, yani son dört yılda altı tane hükûmet değiştirdik, son üç yılda da 9 tane dışişleri bakanı değiştirdik. Dünyanın en kritik bölgelerinden birisinde oturan, bir coğrafyasında oturan bir ülkeyiz biz, milletiz ve ülkeyiz ve devletiz. Şimdi, son 3 yılda Amerika Birleşik Devletl e ri dünyanın tek süper gücü. Bin seneden beri dünya ilk defa tek süper güçlü bir dünyayı görüyor. Henüz bunun sonuçlarını hiçbirimiz bilmiyoruz, tahmin ediyoruz sadece. Ama bu hâldeyken bile, eğer 3 senede Amerika Birleşik Devletleri 9 tane dışişleri bakanı değiştirse, 4 senede 6 tane hükûmet değiştirse Amerika bile bu işe dayanamaz, bu depreme dayanamaz.

Bu bakımdan Türkiye'nin, Türk entelektüellerinin, Türk aydınlarının, Türk siyasetçilerinin, bütün Türkiye'nin hep beraber bu işe ciddî bir şekilde kafa yormaları ve ciddî bir arayış içine girmeleri lâzımdır diye düşünüyorum ben. Yoksa, hak etmediğimiz ölçüde sıkıntıya düşeriz biz bu coğrafyada, hak etmediğimiz ölçüde ve hak ettiğimiz ölçüde de aradığımız zenginliği, refahı, huzuru bulamayız. Ama, Türk siy a sal sistemi Türk ekonomi dünyasının da önünü tıkıyor, Türk insanının refahının da bir anlamda önünü tıkıyor.

Şimdi bundan 3 sene önce...

MURAT BİRSEL- Sayın Kesici, gerçi sizin soyadınız Kesici ama, ben sizi kesmek zorundayım efemdim, çünkü süremiz bitti. Anlıyorum, daha söyleyecek çok şey var; katılıyorum da. Keyifli gidiyorduk, inşallah bir dahaki sefere devam ederiz.

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

MURAT BİRSEL- Çok teşekkür ederim efendim.

İLHAN KESİCİ- Ben de çok teşekkür ediyorum.

MURAT BİRSEL- Sağ olun.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.