Facebook
Twitter
Düğmeye Kim Bastı?
Serdar Akinan | SkyTurk - Ne Var Ne Yok | 20.3.2005
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

SERDAR AKİNAN- "Ne Var Ne Yok"tan herkese iyi akşamlar.

Türkiye günlerdir, haftalardır bir hükûmet tartışmasıdır gidiyor, bunu tartışıyoruz. Kim bastı, niye bastı, nereden bastı, Türkiye'nin, bir ülkenin düğmesi var mıdır, buna basılır, nereden basılır? Bunları tartışacağız, bunları soracağız. Aslında bu hem bir ekonomik sistem hem de siyasî sistem, biraz bunu da işleyeceğiz.

Konuğum İlhan Kesici. Efendim hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Sağ olunuz, hoş bulduk.

SERDAR AKİNAN- Hakikaten Türkiye günlerdir bunu tartışıyor, ben de merak ediyorum birçok insan gibi. Başbakan bile kalktı dillendirdi, düğme lâfını kullandı. Aşikar olan bir şey var ki, Amerika'daki birtakım köşe yazılarının etkisiyle başladı bu tartışma ama, nihayetinde geldiği noktada gerçekten bugün artık Türkiye bunu konuşuyor. Herkesin kafasında şu soru işareti var: Ekonomi ne olacak, bu sıcak para nereye gidecek? Birçok kavramdan konuşuyoruz, cari açık diyoruz, sıcak para diyoruz, borsadan, bonodan bahsediyoruz. Bu aygıtı bir konuşalım istiyorum öncelikle sizinle. Yani, Türkiye bir sizin gördüğünüz yapısıyla, şu saat itibarıyla nerede duruyor, bu değerleri siz Türkiye'de belki de en iyi bilen insansınız...

İLHAN KESİCİ- Estağfurullah.

SERDAR AKİNAN- Bunda hani DPT'den gelmenizden dolayı, hep rakamlarla haşır neşirsiniz, dolayısıyla bize lütfen özetle, çok da böyle hani teknik terimler kullanmadan anlatabilirseniz çok sevineceğim.

İLHAN KESİCİ- Tabiî memnuniyetle. Ben, onu epey bir zamandan beri Türkiye'nin problemlerinin, daha doğrusu Türkiye'nin içinde bulunduğu halin çok ciddiye alınması lâzım geldiğine inanıyorum, onu da ifade etmeye çalışıyorum, söylemeye çalışıyorum.Şimdiki hali de çok fazla ciddî görüyorum. Şimdi yeni tabirler filan da çıktı. Meselâ, Türkiye'den bahsedilirken yeni bazı yayınlarda ?Potenkim cumhuriyeti? diye bir lâf edildi, eskiden biz biliyorduk öğrenciyken bu muz cumhuriyeti vesaire gibi şeyler filan vardı, Filipin demokrasisi, muz cumhuriyetleri lâflar filan vardı. Bu Potenkim lâfını bilmez idik. Potenkim cumhuriyeti lâfı da şu imiş yani. Bu 1797'de Kırım bizim elimizden çıkmış, Rusların eline geçmiş, Kırım'ın bir prensi var, Aleksandroviç Potenkim, Grigori Aleksandroviç Potenkim, Rusların bu tür adları filan var. Bir gün bizde çok malum olan Çarice Katerina değil ama, başka bir Katerina bu Kırım'ı ziyarete geliyor, fakat halk yoksulluktan ölüyor. Yani, çarşı Pazar dökülüyor, halk yoksulluktan perişan vaziyette, binalar çöküyor, yani bakımsız vesaire, böyle bir dağınıklık filan var. Bu prens Potenkim, Aleksandroviç Potenkim Çariçenin ziyaretinden evvel emir veriyor, diyor ki, herkes caddede, sokakta dolaşacak olan insanlar illa da bayram kıyafetlerini giyecekler, her neyse. Diyelim ki bizim üslubumuz içerisinde bayram kıyafetleri olsun. En iyi urbalarını, elbiselerini giyinecekler, binaların şeyleri, dış yüzeyleri boyanacak. İşte beyaza boya, kırmızıya boya, yeşile boya vesaire. Yani, bu pembe tablo çizme işi oradan gelmiş. Bunu yapan adam da prens Potenkim olduğu için bu tür problemleri göstermeyip de işte makyajlayan, cilalayan ülkelere şimdi yeni bir tabir olarak Potenkim cumhuriyeti diyorlar. Buna da örnek olarak verdikleri örneklerden bir tanesi Türkiye; maalesef.

Yani, şimdi biz böyle görmüyor olabiliriz, ama benim de gördüğüm kadarıyla milletimiz bunu kabul etmez, ben de kabul etmemekten yanayım ama, öyle olduğu, Türkiye'de demek ki problemlerin aynen gösterilmediğini, böyle pembe tablolar çizildiği kanaatine varmış.

Şimdi bununla ilgili son birkaç tane son haftalarda Türkiye'de, Türkiye'nin canını sıkan, üzen bazı makaleler oldu. Diyelim ki Amerika'da Washington Wold Street Journal'da çıkan bir makale oldu, Türkiye çok hücum etti vesaire. Ama, o makalenin başının adı ne, yani başı mühim, başlığı mühim.

SERDAR AKİNAN- Hasta adam.

İLHAN KESİCİ- Avrupa'nın hasta adamı. Şimdi bu 1800'lerin sonlarında filan kullanılmış bir lâf idi, 1880'lerde, 1890'larda kullanılmış bir lâf idi, sonra o lâf 100 senedir hiç kullanılmadı, 120 sene. Şimdi ilk defa, yani makalenin içinde Ahmet'e Mehmet'e kızan hususlar filan var ama, biz nereye bakacağız hasta adam lâfına. Niye kullanılıyor yani bu hasta adamı lâfı. Birincisi o.İkincisi, Profesör Erinç Yeldan diye bir arkadaş var, genç bir iktisatçı. Bu ve benzeri bağımsız, bağlantısız Türkiye'nin akademisyenleri var, yani bir de bağlantılı olanlar, bağımlı olanlar var değil mi? Akademisyen ama bağımlı, akademisyen ama filan bankanın yönetim kurulu üyesi, akademisyen ama filan bankanın yönetim kurulu başkanı veya filan holdingin danışmanı vesaire. Bunları da bağımsız saymak doğru değildir.

Buna benzeyen bağımsız akademisyenler de var Türk üniversitelerinde ?şimdi ekonomiye irtibatlandırıyorum- kamu bürokrasisinden ayrılmış, ekonomi bürokrasisinden ayrılmış insanlar da var, bunların bağımlıları da var bağımsızları var.

Bu Erinç Yeldan'ın bir makalesi çıktı, Türk basının da epey, medya da, bu işlerle ilgili arkadaşlar şey yaptılar. Herald Tribun Gazetesinde çıkmış olan bir makaledir. Erinç Yeldan veya benzeri profesörlerin, arkadaşların bir devlet talepleri yoktur, yani mebusluk istemezler, bakanlık istemezler, başbakanlık istemezler, holdinglerde danışmanlık istemezler, işte para pul bana verin filan istemezler. Bunlar kariyer akademilerini müdafaa etmek, onu geliştirmek isteyen ülkeleriyle ilgili makaleler yazan insanlar.

Bunun makalesinin başlığı da Türkiye, bir yabancı insanla birlikte yazdı, ?Türkiye Acaba İkinci Arjantin mi oluyor.? Değil mi? Turkey, iki nokta üst üste Next Argentina.

Şimdi bunu şunun için söylüyorum ben. Türk ekonomisinin içinde bulunduğu halin esası, ciddiyesi budur. Peki, bununla ilgili olmakla beraber neden yani herhangi bir şey yoktur? Yani, patlama yok, çatlama yok, döviz kırığı, durmadan dolar Türk Lirası karşısında eriyor, eriyor diyelim yani biz ona, yani iniyor. Bu sizin açış cümleniz, yani vurgulu yapmadınız ama, açışta söyledikleriniz içerisinde bir lâf vardı. Sıcak para. Bu sıcak para nedir, onun manevra kabiliyeti nedir, rakam 36 milyar dolar mıdır vesaire.Şimdi bunun can damarı burada. Yani, bütün bu düğmeler, müğmeler vesaire sözleri burada. Bu düğmeyle ilgili Sayın Başbakanın en son, bu haftaki grup toplantısını da ben dinledim, bazen dinleyemiyorum yani. Böyle yine miting havasında, bir miting konuşması mahiyetinde, bir kahve mitingi konuşması mahiyetinde bir konuşma olarak algıladım.

Türkiye hiçbir ekonomiyle ilgili hiçbir kayda değer noktasına temas etmedi. Halbuki benim kanaatim şudur, herkesin tabiî farklı yoğurt yiyişi var. Benim kanaatim şudur: Şimdi bir iki tane rakam vereyim, çok rakama boğmayı da doğru görmüyorum ben, kafalar zaten karışık vaziyette. Ondan sonra hüküm cümlemi söyleyeyim, daha doğrusu hüküm cümlesini önce söyleyeyim, sonra rakamları vereyim.

Türk ekonomisinin içinde bulunduğu ?şu rakamları vereceğiz- bunlar ortada iken bunun dışında konuşulan her söz, bunun dışında yapılan her davranış, bunun dışında yapılan her eylem yanlıştır, lüzumsuzdur, gereksizdir.

Şimdi bu hükûmet, bundan evvelki hükûmet de Türkiye'nin başını büyük belâya soktular ekonomide. Değil mi? Yani, o yüzden Türk halkı şimdi bu, şunu oy pusulası kabul edelim biz, bu oy pusulasının tanesi 2.3 grammış, 2.5 gram, bu 2.5 gramla size vursam bir şey ifade eder mi?

SERDAR AKİNAN- Hayır etmez.

İLHAN KESİCİ- Ama, Türk milleti bir oldu, beraber oldu, bir şey oldu bu 2.5 gramlık oy pusulasıyla deve dişi gibi partileri ve insanları Meclisin dışına savurdu, değil mi? Başbakanlık yapmış olan Bülent Ecevit, başbakanlık yapmış olan Mesut Yılmaz, başbakan yardımcılı yapmış olan Devlet Bahçeli, daha önce başbakanlık yapmış olan Tansu Çiller şimdi neredeler?

SERDAR AKİNAN- Sahnenin dışındalar.

İLHAN KESİCİ- Neyle oldu bu, ihtilâl olmadı, darbe olmadı, herhangi bir düğme vesaire filan olmadı. Şu 2.5 gramlık oy pusulalarıyla oldu. Bu 2.5 gramlık oy pusulaları nasıl oldu da bütün bunları becerdi? Ekonomisini çökerterek değil mi?

Tansu Çiller 1994 krizinin müsebbibi görüldü, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz Bey, Devlet Bahçeli Bey, Mesut Yılmaz Bey, Bülent Ecevit Bey de 2001 krizinin şeyini gördüler, değil mi müsebbibi olarak görüldüler. Bu 2.5 gramlık kâğıt ne yaptı? Peki.

Türk halkı böyle bir durumdayken şuyuna buyuna bakmadan bu arkadaşları, şimdiki hükûmeti, Recep Tayyip Erdoğan Beyin başkanlığındaki hükûmeti yüzde 34 oyla, yüzde 70 sandalye sahibi tarzında Anayasayı değiştirecek bir çoğunlukla, 370 milletvekiliyle Türkiye parlamentosuna getirdi oturttu.

Şimdi en kötü hâl o hâldi, yani ekonominin içinde bulunduğu en kötü hâl, değil mi? Bu 2.5 gramlık oy pusulalarıyla milletin bütün partileri tasfiye etti. Hâl, ekonomideki en kötü hâldir.

SERDAR AKİNAN- Dibe vurduğumuz andı diyelim.

İLHAN KESİCİ- Dibe vurduğumuz an.

Şimdi bu yeni hükûmet geldi, aradan da 2 sene zaman geçti, bir şeyler yaptılar. Acaba iyi bir şeyler mi yaptılar, kötü bir şeyler mi yaptılar? Yüzlerce, Maliye Bakanlığının, Maliye Bakanı 6 ayda bir basın toplantısı yapıyor, Maliye Bakanlığının internet sitesi var, Hazine Müsteşarlığının var, Devlet Planlama Teşkilatının var, vesaire, var oğlu var.

Ben şimdi bütün bunların içerisinde dolaşıyorum, bin tane rakamdan herkesin kafası karışır, ama bir tane bir şeye bakalım. O 2001 krizinin en önemli şeyi bu sizin cari açık dediğiniz ?oraya geliyorum- o rakam idi, orada durum nedir? Buna gelirken şuna bakalım: Türkiye'nin bir borcu var, Türkiye'yi boğan şey borç. Bu borca ödediğimiz faiz ve onun neticesinde de öbür döviz gelirleri ve döviz giderlerinin arasındaki fark da cari açık, üç tane rakam.

Demek ki, ekonomiyi bin tane parametreyle izah etmek mümkündür ama, indirelim indirelim indirilemi, tek bir tane bir şeyle anlatacak olursak bir tek üç tane rakama bakmamız Türk ekonomisinin içinde bulunduğu hâli, artı hükûmetin performansı başarılı mı başarısız mı onu görmemiz mümkün.

Şimdi bu hükûmet bütün en kötü dibe vurduğumuz anda almış olduğu ekonomik resim şu: Türkiye'nin bir borcu var, Türk Lirası cinsinden 149 katrilyon lira. Evet, çok büyük. Bu katrilyon, trilyon filan havalarda uçuşur, Yeni Türk Lirası vesaire filan, kafalarımız karışmasın.

149. Şimdi ne beklenir? Yani, Türkiye'nin canını alan hâdise bu olduğu için ne beklenir bir hükümetten?

SERDAR AKİNAN- İnmesi beklenir.

İLHAN KESİCİ- Ha, bunun inmesi beklenir. 148, 147, 145, 140, 130, 120, birisi çıkar der ki, ey Türk milleti, Türk milletinin huzuruna çıkar, bak ben teslim aldığım zaman Türkiye'nin 149 borcu var idi, şimdiki bu borcu şunu yaptım. Değil mi?

Aradan bir sene geçti, 2003 yılının başına geldik, yani 2003 yılının sonuna geldik, 2003'ün başı ve 2003'ün sonu olarak bakıyorum. Rakam 149 olmuş 194, Allah Allah. 45 katrilyon lira bu iç borç sadece söylediğim. 45 katrilyon lira iç borcumuz artmış. Dolar cinsinden 2002'nin ortalama kuruyla bu iç borcun dolar cinsinden değeri, dış borç olarak söylemiyorum, iç borcu dolara çevirerek söylüyorum. 92 milyar dolar ediyormuş 2002 yılında.

SERDAR AKİNAN- Ben de şeyde kaldım. Sadece milyar dolarda gidelim istiyorsanız, çift rakam vermeyelim.

İLHAN KESİCİ- 92 milyar dolar iç borcu, dolar diyorum ama, dış değil iç. Bu ne olmuş 2003'ün sonunda, 1 sene geçmiş aradan 140 milyar dolar. Şimdi bu rakamlar doğru mu eğri mi, acaba İlhan Bey böyle muhalefet yapmak için rakamlar kullanıyor da olabilir de olmayabilir de, yani bunu düşünen arkadaşlarımız da olabilir. Çünkü, vahim bir artış bu, inanılacak, kolay inanılacak...

SERDAR AKİNAN- Nereden aldınız rakamları?

İLHAN KESİCİ- Bunlar Maliye Bakanlığının internet sitesi var, Hazine Müsteşarlığının internet sitesi var, Devlet Planlama Teşkilatının internet sitesi var. Burada 1900, kimisi 1990'dan bu yana borcun hem Türk Lirası cinsinden, hem dolar çevrilmiş halleriyle orada tablolar hâlinde var. Yani, her isteyen bu sitelere girip Türkiye'nin borçlarına bakabilir.

SERDAR AKİNAN- Bakabilir, rakamlar da bunlar.

İLHAN KESİCİ- Rakam, şimdi 92 milyar dolardı oldu 140 milyar dolar, aradaki fark 48 milyar dolar.

SERDAR AKİNAN- 1 yıl içinde.

İLHAN KESİCİ- 1 yıl içerisinde. Şimdi bu 48 milyar dolar ne demek olabilir yani? 48 milyar doları bir şeyle tartalım, yani çok bir para mıdır, az bir para mıdır, vahim bir para mıdır, az vahim bir para mıdır?

Meselâ, 1983 yılında Turgut Beyin Başbakan olduğu gün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 60 yıllık cumhuriyet arasında, 1. Dünya Savaşının hemen ertesi var, millî mücadele var, 2. Dünya Savaşı var, işte çeşitli hadiseler filan var. 60 yıldaki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin toplam borcu iç, dış, aklınıza ne geliyorsa 18,5 milyar dolar ediyor. Yani, 60 yıllık cumhuriyet hükûmetinin borcu 18,5 milyar dolardı, 60 senede, şimdi tek 1 senede artışı, yani anası değil. Artış rakamı 48 milyar dolar. Hadiseye böyle bakalım.

Peki bu 140 da belki 1 yıllık acemiliklerine geldi, yani hadi orada bazı acemilikler filan oldu, belki de 140'da kaldı veya 140'ın altına indirdiler. 2'nci yıla bakalım. 2'nci yılda ulaştığı nokta, seviye 167 milyar dolar. Yani, ikinci yılda da 27 milyar dolar artmış.

Şimdi bu ikisini toplayalım, yani maliyeti nedir bu hükûmetin değil mi, Türk devletine, Türk milletine bir hükûmetin maliyeti de olur, artıları da olur. Artılarını her gün anlatıyorlar. Aslında medyaya çatıyor ama Sayın Başbakan, bu hükûmete nasip olmuş medya desteği bence büyük Atatürk dahil hiç kimseye nasip olmuş bir medya desteği değildir. Sebepleri çeşitlidir, ama hâdise böyle.

1-2 sene içerisinde Türkiye devletinin iç borcu dolar cinsinden 75 milyar dolar artmıştır. Şimdi buna, bu rakama kim itiraz edebilir? Türkiye'nin Maliye Bakanı ve Maliye Bakanlık organizasyonu var, Devlet Planlama Teşkilatı organizasyonu var, Hazine Müsteşarlığı organizasyonu, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı var ve isimleri var değil mi? Yani, çıkarlar bu rakamları sizin televizyonunuzda sizin misafiriniz olurlar bizi paramparça ederler değil mi bu rakamlar yalnız.

Evet, 75 milyar dolar 2 sene içerisinde artan şey, borç. Peki, borcumuz var.

SERDAR AKİNAN- Bu sadece iç borç ama.

İLHAN KESİCİ- Bu sadece iç borcun dolar cinsinden ifadesi artanının.Şimdi biz buna bir faiz ödüyoruz, yani bu borcu el oğlu şey diye vermiyor öyle değil mi? Yani kara göz, ela gözümüz, kara kaşımız, vesaire, uzun burnumuz, kemerli burnumuz vesaire filan dolayısıyla filan veriyor değil, bir şey için veriyor. Bunun karşılığında Türkiye'nin ödediği faize bakın.Şimdi bunun karşılığında Türkiye 2003 yılında 35 milyar dolar faiz ödedi, 2004 yılında 43 milyar dolar faiz ödedi 1 yılda. 2 yılda ödediğimiz faizin toplamı ne? 78 milyar dolar. 2 yılda ?bir daha tekrarlıyorum ben, o düğmeler müğmeler filan şimdi- ödediğimiz faiz 78 milyar dolar.

Peki, Türkiye'nin gelmiş geçmiş 80 senesinin en prestijli projesi ne? Atatürk Projesi değil mi, Atatürk Barajı Projesi.

SERDAR AKİNAN- GAP.

İLHAN KESİCİ- GAP. GAP'ın Atatürk Barajı. Bu 2 bin 400 megavat kurulu gücü var, takati var, işte efendim bir 6'yla filan çarpsanız demek ki 10 milyar kilovat saat elektrik üretiyor, tek başına Türkiye elektrik üretiminin yüzde 12'si, 13'üne filan denk düşer. Bu baraj, Atatürk Barajı. Maliyeti ne kadar? 2.2 milyar dolar. Biz şimdi şu rakamları, bu rakamları unutalım, tekrar birazcık daha sizinle telefonda ilk konuştuğumuz zaman siz de öyle bahsetmiştiniz efendim, sadece bir rakama getirelim, bu faizleri alt alta, üst üste toplarsak haftada 1 milyar dolar neredeyse faiz ödüyoruz. Yani, bismillah diyoruz devlet kapısını açıyoruz, bir hafta sonra 1 milyar dolar faiz ödüyoruz.

SERDAR AKİNAN- Türkiye haftada 1 milyar dolar üretiyor mu bu kadar?

İLHAN KESİCİ- Şimdi Atatürk Barajı yapacak olsak demek ki her iki haftada bir biz bir Atatürk Barajı değerindeki parayı sadece faiz olarak veriyoruz.

Şimdi buradan bir hüküm cümlesi çıkaralım. Eğer, lâf bu iken, yani başında söyledim ya ben, eğer durum bu ise bana göre, bana göre olduğu gibi Türkiye'ye de olması gerekene göre bunun dışında konuşulan her lâf fazladır, lüzumsuzdur, nafiledir, boşa çene çalmadır. Yani, ne bu televizyon programlarındaki, o televizyonlara karışmayız da, yani devlet yöneticileri seviyesinde konuşulan her adam sadece bu rakama konsantre olmak mecburiyetinde.

Şimdi buradan bunu tekrar bir deminki cari açık lafı açıkta kalmasın.

SERDAR AKİNAN- Evet, onu merak ediyorum.

İLHAN KESİCİ- Oraya getireyim ben. Şimdi bütün bunlardan dolayı Türkiye bir döviz gelirleri var, işte bunlar, döviz harcamaları var, bunlar, geldi, bir rakama ulaştı. Türkiye son 10 senede 3 tane, 2 tane büyük kriz gördü. Birisi 1990'dı, birisi 2001. Şimdi bunun evvelki yıllarından kaynaklanır ama, yani 1994'ün altında 1993 var, 2001'in altında 2000 var ama, kriz yılı itibarıyla biz 1994 ve 1995 deriz. Her ikisi de bunların şubat aylarında filan oldu. Yani, Şubat 1994'te oldu, öbürü de Şubat 2001'de oldu.

1994'te yine bir milyon sebep söylenebilir, bir milyon rakam söylenebilir. Bu bir milyon rakamın toplanım düğüm atıldığı şey geldi cari açık. Cari açık dediğiniz bir ülkenin her türlü döviz gelirleriyle, döviz kazanımlarıyla her türlü döviz harcamalarının arasındaki fark. Burada uluslar arası literatürde bir ölçü koyuyorlar, diyorlar ki, bu cari açık rakamı millî gelirin yüzde 2,5 civarını aştığı zaman, 2,5-3'ünü aştığı zaman o ülkede ekonomik kriz çıkar.

Şimdi bu genel bir şema. Ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebilir, zamandan zamana farklılıklar gösterebiliriz ve bunun altında şu gelir: Yani, bu Türkiye 1994'te verdiği cari açık 6,5 milyar dolar. Bak şimdi rakamın çaplarına bakın, deminki faizlere ödediğimiz rakamları düşün, yani 40 milyar dolar, 50 milyar dolar, 70 milyar dolar, 1994'te ekonomik krizin sebep olduğu rakama bakalım, 6,5 milyar dolar.

Bunu uluslar arası ekonomik organizasyonlar...

SERDAR AKİNAN- Bu cari açık değil mi?

İLHAN KESİCİ- Bu cari açık.

Yurt içinde bu işleri takip eden insanlar da gördüğünde şöyle paniklerler: Ha demek ki bu ülke, öbür hesap kitap yapılır, bu ülke bu kadar cari açığı taşıyamaz, burada problem olur, o zaman işte bu yurt içinde bulunan paralar, vesaireler filan, aman biz göçü göleği toplayıp yolumuza revan olalım derler. Onu düşündükleri andan itibaren ekonominin diğer bütün faktörleri patır patır patır düşer, domino tarzında, o ülkede kriz olur. 1994'te 6,5 milyar dolarlık bir cari açık dolayısıyla kriz oldu.

2001'de bu rakam 9.9 milyar dolardır, kaba hesapla biz 10 diyelim, 2000'nin sonunda hem bütün uluslar arası camia, hem bizim yerli ekonomik aktörlerimiz gördü ki, bu 10 milyar dolarlık cari açık taşınması çok zor bir haldir. Aman biz göçü göleği toplayalım dediler, göçü göleği topladılar, işte Türkiye 2001 büyük krizin içerisine filan girdi.

Şimdi arkadan 2001 ve 2002 yılında Türkiye çok zorladı bu işi, cari açık vermedi fazla verdi. Yani, 2001'de 3 milyar dolar, 3 küsur milyar dolar, 3.5, 2001'de, 2002'de de 1,5 milyar dolar fazla verdi.

Geldik şimdi 2003 yılına. 2003 yılında bu cari açık 8 milyar dolar. Biz yine 2003'ün sonunda da aman dikkat edin, yani bak bu tehlike çanıdır. Yani, tehlike birdenbire gelmiyor. Şimdi bu Tsunami oldu ya, yani herkesin hafızası taze. Halbuki dalga gelip, Tsunami işte dalganın adıysa eğer, gelip, bir birinci dalgada vurup bütün milleti, bir hesaba göre 100 bin, bir hesaba göre 200 bin, bir hesaba göre 300 bin insanın canını aldı. Önünde de ne var ne yoksa yıktı geçirdi, değil mi? Birinci dalgada vurmadı bu iş öyle değil mi? Birinci dalga geldi, bir şey hissettirdi, insanlar, şimdi televole iktisatçılarımız filan da var, ona benzeyen işte... filan da var. Onlara benzedi insanlar o Tsunami'nin olduğu yerdi, otellerinde, lobilerinde veya odalarında oturuyorlardı, kameralarını, fotoğraf makinelerini aldılar, gidip o dalganın ve sahilin resmini çekmeye başladılar öğle değil mi? Bütün okuduklarımız, gördüğümüz fotoğraflar böyle. Yani, bu dalganın şeyini anlayamadılar, mahiyetini anlayamadılar, onun fotoğrafını çekmekle meşgul oldular. Tam o arada, bir saat geçti aradan büyük dalga geldi ne var ne yoksa, yani böyle zevkle, keyifle fotoğrafını çeken insanları aldı götürdü. Allah rahmet eylesin tamamına.

2003'ün bu Tsunami'de 1 saat, devletler ülkeler hâlinde 1 saatte olacak hali yok bu için öyle değil mi? Onun için de bir zaman dilimi lâzım herhâlde. Bana göre bu zaman dilimi de işte 1 yıldır, 6 aydır, 1.5 yıldır, 2 yıldır filan; başka faktörlere bağlı olmak üzere.

Şimdi bu 2003'ün 8 milyar dolarlık cari açığı birinci Tsunami dalgası. Bence ikincisini de gördük, şimdi gördüğümüz hâl odur.

SERDAR AKİNAN- Kaç onlar?

İLHAN KESİCİ- 15.5 yani 2004 yılı...

SERDAR AKİNAN- 1994 krizinin 2 katından fazla.

İLHAN KESİCİ- 1994 krizinin 2,5 katı.

SERDAR AKİNAN- 1994'teki gayrisafi millî hasılaya oranı neydi cari açığın?

İLHAN KESİCİ- Şimdi bunun gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 3.8 veya 3.9'du, biz ona 4 diyelim. Şimdiki bu 15.5 milyar doların normal gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 7, ama cilalanmış, şimdi söyleyeceğim niye cilalanmış olduğunu. Cilalanmış gayrisafi millî hasılaya oranı da yüzde 5. Bu dahi uluslar arası...

SERDAR AKİNAN- Normlara göre...

İLHAN KESİCİ- Normlara göre çok yüksek, taşınabilir bir rakam değil.

Neden cilalanmış diyorum, o şu: Biz millî geliri Türk Lirası cinsinden hesaplarız, yani bütün iktisadî faaliyetleri alt alta yazarız, üretilmiş olan iktisadî mal ve hizmet üretimlerinin katma değerlerini, parasal değerini alt alta yazarız Türk Lirası. Sonra dolara böleriz. Yani, doların ortalama kuruna böleriz, oradan çıkan millî gelir dolar kurudur.

Şimdi dolar 1.200 küsur. Halbuki dolar 1.5 milyon lira iken geçen sene bu hükûmetin, hem geçen seneki bakanı, hem bu seneki bakanı Kürşat Tüzmen Bey, Dış Ticarettin Sorumlu Devlet Bakanı. Kürşat Tüzmen Bey dedi ki, 1.5 milyon lira iken dolar yüzde 28 ila yüzde 30 Türk Lirası aşırı değerlidir. 1.5'ğa göre yüzde 30'unu aşırı değerliyse bölelim, ne eder, 500 bin lira, demek ki, o zaman 1.5 milyon lira iken doların normal değeri 2 milyon olmalı idi, değil?

Şimdi bu aşırı değerlilik devam ediyor mu? Ediyor, onu şimdi bu sıcak para bölümünde söyleyeceğim. Ediyor. Doların normal değeri ne, yani bir yığın hesaba kitaba göre, hükûmetin içerisinde bakanın hesaplarına göre 2 milyon. Şimdi Türk Lirası 100 olarak millî gelirimizi, 2 milyona bölerseniz bu rakam 50 milyar dolar çıkar, yahut 50 çıkar. Ama, 1.2, 1.3, 1 milyon 300 milyon liraya bölerseniz bu rakam çıkar 70. O zaman 15.5 milyar doların, yani cari açığın millî gelir içindeki payı normal kura göre hesaplanırsa, olması gereken kura göre hesaplanırsa yüzde 7 civarındadır. Şimdikine makyajlanmış...

SERDAR AKİNAN- Yüzde 5 civarında.

İLHAN KESİCİ- Yüzde 5 civarındadır. Bu bile taşınabilir bir şey değildir.

SERDAR AKİNAN- Sıcak parayı merak ediyorum ben.

İLHAN KESİCİ- Peki, evet şimdi zaten ora bura. Peki, madem ki bu iş böyleydi de neden döviz kıtlığı yoktur, yani cari açığımız bizim döviz gelirlerimizle, döviz harcamalarımızın arasında büyük denilebilecek bir fark ve açık var ise o zaman doların değerinin daha kıymetli olması lâzım değil mi? Doların değerinin daha kıymetli olması lâzım, herkesin dolara hücum etmesi lâzım, dolar talep etmesi lâzım yani. Halbuki dolar talep eden kimse yok, ortalık dolardan geçilmiyor yani değil mi? İşte onun adı sıcak para. Yani, vurguncu, adına kolay anlaşılsın diye söylüyorum, iktisadî tabir olarak derseniz ?Hot money? Şimdi bununla ilgili sizin bu işler hoşunuza gidiyor diye şey yapmıyorum yani, olmazsa gösterelim, ?Hot money? diye bir kitap var. Şimdi Amerikan doları var zaten burada, burada da ?Hot money? var, bilmiyorum ne tarafa gösteriyorum. Bunun daha mühim lâfı şuradaki laftır, ?End the politic sol debt,? yani borcun politikası, dış borcun, borçlu ülkelerin politikası.

Burada Türkiye'yle de ile ilgili de çok enteresan şeyler var, hükümler filan var.

Şimdi bu sıcak para bu, bu hot money dediğiniz işte şu. Demin siz açılışta söylediniz, dediniz ki, 36 milyar dolar, benim bildiğim de 37-38 milyar dolar. Bu 38 milyar dolar Türkiye'nin içinde cirit atıyor. Peki neden Türkiye'nin içinde cirit atıyor, bu faiz neden böyle oldu, borç niye öyle oldu? Onun sebebi şu. Diyelim ki kur niye böyle, bütün bunun bazında, altında kur.

100 dolarını bu sıcak paranın sahibi her kimse, yerli veya yabancı, yani bizim yerleşiklerin yurt dışındaki paraları da var.

SERDAR AKİNAN- Olabilir.

İLHAN KESİCİ- 100 dolar getirdiniz 2001 yılının, 2003 yılının başında, yani Recep Tayyip Erdoğan Bey Başbakan oldu, sizin 100 dolarınız var getirdiniz onun programını aşağı yukarı biliyorsunuz, hesabını kitabını biliyorsunuz, ne tür bir program uygulayacağını biliyorsunuz, büyük para sahipleri biliyor. Onu siz bilmeyebilirsiniz, ben de bilmeyebilir. Benim babam da, Sivas'taki 85 yaşındaki babam da bilmeyebilir, Anadolu'daki herhangi bir insan da bilmeyebilir, ama büyük paraların sahipleri bunun garantileriyle ilgili biliyorlar.

SERDAR AKİNAN- Kastettiğiniz Türkiye'deki büyük para sahipleri mi?

İLHAN KESİCİ- Türkiye içinde Türkiye dışı için, her ikisi de var.

Adam biliyor ki, kur baskı altında kalacaktır, bunların programları öyle bir program, ilân edilen programın tercümesi o, deşifresi o. Şimdi kodlarını deşifre ediyorum diye bir tabir filan var ya.

Kodlarını deşifre edelim, 100 dolarınız var, bozdurdunuz, 1.5 milyon lira idi o zaman şey, ne kadar para alırsınız? 150 milyon lira değil mi?

SERDAR AKİNAN- Evet.

İLHAN KESİCİ- 150 milyon lirayı aldınız. 150 milyon lirayı bir Türk bankasına yatırdınız, nominal faiz yüzde 33, 30, 33. Buradan 1 yıl içerisinde ne kadar elde etmiş olursunuz faiz? 50 milyon lira. Değil mi üçte biri 50 milyon. Topladınız etti 200 milyon. Şimdi 100 dolarınız vardı, 150 milyon liranız vardı yılın başında, yılın sonunda bu oldu 200 milyon lira bankada.

SERDAR AKİNAN- Dolar zaten 1 yıl içinde dünyada başka yatırım aracında kullansan bu kadar getirmeyecek.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bakıyoruz ne getirdiğini göreceğim. Canınız sıkıldı dediniz ki, ben gidiyorum, artık yeter Türkiye'de 1 yıl kaldım, ben geri kalan paramı alıp gidiyorum. Türk Lirası cinsinden alıp götürmezsiniz, tekrar dolara çevirirsiniz. Dolara bölelim şimdi, dolardaki kur ne oldu? 1.5 milyon lira idi, halbuki 1 milyon 400 bin liraya düştü. Hepimiz de bayram ediyoruz ya, ya bak dolardaki kur ne güzel düştü diye.

1 milyon 400 bin liraya düştü. Biz bunu 1.4'e bölelim bu rakamı, 200 rakamını veya 1.5'ğa bölelim, buradan elde ettiğiniz rakam aşağı yukarı 135, 140 dolar, yani 1 yılda 100 dolar getirdiniz, dolar cinsinden yüzde 30 ila 35 faiz elde ettiniz öyle değil mi?

2 yıl kaldığını düşün, şu 200 şey, 200 milyon lira yine bankada, baktınız ki yine Recep Tayyip Erdoğan Beyin hükûmeti devam ediyor, aynı politikalara devam ediyorlar, Ali Babacan bey çok aslan gibi orada Hazine Bakanı olarak duruyor, Maliye Bakanımız mükemmel Maliye Bakanı olarak orada duruyor, Başbakan Yardımcımız, Ekonomik İşlerden sorumlu orada duruyor, Türkiye emin bir yerde dediniz, bankada parayı tutmaya başladınız. Buna yine yüzde 33 faiz aldınız, üçte bir, bunun üçte biri ne kadar eder; 70 milyon filan ve etti 270 milyon lira 2 senede.

SERDAR AKİNAN- 1 yıl içinde.

İLHAN KESİCİ- 2, 2'nci yıl içerisinde.Şimdi bunu tekrar bölelim, şimdi 1 milyon 300 bin lira öyle değil mi? Şimdi düştü diye seviniyoruz, 1.290 filan da 1.300. 1.300'e böldüğünüz zaman buradan ne çıkar rakam? 200. Allah Allah şimdi daha enteresan bir şey çıktı. Bunu 100 dolar getirdiniz 2 yıl sonra 100 dolarınız 200 dolar oldu. Yüzde yüz, dünyada böyle bir şey var mı, olabilir mi? Yani Amerika'da bunun eşdeğeri yüzde 3, Avrupa Birliği ülkelerinin ortalamasında yarım puan fazla, yarım puan eksik yüzde 4, 4.5, bilemediniz 5, Mısır'da bile 7. Yani..

SERDAR AKİNAN- Peki bu parayı kim ödüyor?

İLHAN KESİCİ- Bu parayı Türk milleti ödüyor, 70 milyon insan ödüyor. Buradan en çok 1 milyon civarında, 1 milyonu daraltalım, daraltalım, daraltalım, çok az bir kesim alıyor, geri kalanı kim? Türk milleti dediğimiz, Türk halkı dediğimiz kim? Muhayyel bir şey mi? Çiftçiler, değil mi? Çiftçi nasıl ödemiş oluyor yani? Erzurum AKP'ye verecek Tayyip Erdoğan Beye Türkiye'de birinci oy verdi yüzde 56.5, ikinci Kayseri verdi yüzde 54.5, üçüncü Sivas verdi yüzde 53.5.

Erzurum'un canı bu üç vilayetin de, Kayseri biraz başka ticarî faaliyetleri var. Bu üç vilayetin de canı bütün büyük Orta Anadolu'nun canı, Anadolu'nun canı. İki tane şey. Bir, buğday. Orta Anadolu'da buğday geçen sene 350 bin liraydı kilosu, bu sene 260 bin liraya zar zor sattılar.

Hayvancılıkta dana kuzu bunlar teker teker satılmaz, çift çift satılır. Bir çift kuzu Erzurum'da geçen sene 350 milyon lira idi, bu sene 150 milyon lira. Demek ki, bu faizleri kim ödemiş? Çiftçiler ödemiş, memurlar da yüzde 6.5'luk bir şey var, memurlar ödemiş, işçiler bar bar bağırıyorlar, feryat figan ediyorlar daha doğrusu yani, çığlık atıyorlar, işçiler ödemiş. İstanbul'daki taksilere binin, yani taksicilerin yüzde 90'ı muhtemelen AK Partiye oy verdi, taksiciler neredeyse kan ağlıyor haldeler, bunlar ödemiş. Ödeyenler bunlar. Arada KOBİ, yani küçük ve orta büyük işletmeler, orta boy büyük işletmeler, küçük ve orta boy büyük işletmeler diyelim, çarşı pazar. Esnaf kan ağlıyor diye bir lâf vardır, esası da aynen öyledir, yani AKP milletvekilleri, şimdi 370 tane milletvekili var, 362 veya 363'e indi galiba. Bunlar çarşı dolaşmaktan bile çekiniyorlar. Yani, Sayın Başbakan bile yurt içinde kalmıyor yani, yurt dışından fırsat bulduğu zaman yurt içinde.

Şimdi bütün bu parayı, yani lafı nereye bağlımış oluyorum? Bütün bu parayı bir vatandaşın tamamı ödemiş oluyor. 70 milyondan en çok 1 milyonu düşün veya 500 bini düşün, işte 500 bin düşün, 69 milyon 500 bin insan ödüyor.

SERDAR AKİNAN- Peki şöyle bir şey var, diyorlar ki, sıcak para çıkarsa sistem çöker. Sıcak para bu kadar, hani bu kadar getirisi olan bir şeyse niye çıksın?

İLHAN KESİCİ- Ha, şimdi o getirisinin bir risk hesabı var. Yani, birdenbire meselâ borsada, bu sıcak para dediğiniz böyle ceplerde filan dolaşmıyor, bir yerde dolaşmıyor.

SERDAR AKİNAN- Nerede duruyor, borsada duruyor.

İLHAN KESİCİ- Bir kısmı tahvil, bir kısmı bono, öbür bölümü de borsada. Aşağı yukarı bu hesaplar şöyle hesaplanıyor. 8-10 milyar dolar civarında bir rakam borsada var, 7-8 milyar dolar civarında bir rakam tahvil-bonoda var, 7-8 milyar dolar civarında bir rakam bankalarda var. Yani, kabaca üçte bir, üçte bir, üçte bir gibi bölünmüş.

Bu böyle devam edecekse amenna ve saddakna, ömür boyu bin sene bile çıkmaz. Fakat, Türkiye'nin etrafında da büyük badireler var. Yani, bir Suriye seyahati var işte Sayın Cumhurbaşkanımız da gideceğini açıklamış, efendim ona benzeyen bir yığın hâdise var, Kıbrıs var, IMF var. Şimdi IMF ile ilgili Türkiye geçen Haziranda anlaşma imzalayacaktı olmadı Ekim ayına kaldı, olmadı 17 Aralığı görelim dediler. 17 Aralığı gördüler Ocakta imzalanacak diye hükûmet çevrelerinden lâf çıktı, olmadı. Şubatın 5'i ifade edildi olmadı, şimdi Mart da olmuyor, Nisan veya Mayısta.

Eğer, IMF cenahından bir ses dese ki, sizinle ?siz bizden daha iyi biliyorsunuz bu Türk ekonomisini, çünkü arada bir ona benzeyen laflar filan oluyor- biz şimdiye kadarki yaptıklarımızda herhangi bir sıkıntı görmüyoruz, ama bundan sonra bunu yenilemekte sıkıntımız var. Çünkü, ortaklarımız, IMF'nin de ortakları var, yani üyeler. Türkiye IMF'nin bir numaralı borçlusu. IMF'nin portföyü 107 milyar dolar, o civarda bir rakam. Bunu üç tane ülke Türkiye, Arjantin, Brezilya 70 milyar dolarını alıyor. Türkiye de bunun birincisi. 30-31.2-32 milyar dolarlık bir portföy Türkiye'de var.

Dese ki, yani kusura bakma daha fazlasını yapabilmem katiyen söz konusu değil, bundan sonra siz kendi ayaklarınız üstünde, zaten durursunuz, duracağınıza da inanıyorum dediği gün bu sıcak para için veya ona benzeyen haller de olması hâlinde bu sıcak para için alarm zilleri çalmaya başladı. Tsunami'nin birinci dalgasını gördüler, aman ikinci dalga geliyor, bu bizi de neyimiz var neyimiz yok tamamını alır götürür dediğin gün çıkıyor.

O yüzden eğer devam edeceğine inanmış olsalar kalmaya devam eder. Kalmaya devam etmesi demek Türkiye'nin aynı zamanda soyulmaya devam etmesi demektir. Yani, kemiğinin içindeki iliğin erimesi, iliklerin çökmesi filan.

Şimdi bu, bu işin bir vatandaşı ilgilendiren bölümü var. İşte bu böyle olunca vatandaşa gitmesi gereken hizmetler gitmiyor. Biz dedik ki, 1 yıl içerisinde Türk Lirası cinsinden olduğu için, öbürünü, bunu Türk Lirası verelim, 60 katrilyon lira faiz ödedik. Türkiye'de hizmetlerin, vatandaş hizmetleri dediğimiz adalet hizmetleri, eğitim hizmetleri öyle değil mi? Güvenlik hizmetleri, millî savunma hizmetleri. Bütün bunlarla ilgili yaptığımız yatırım ne kadar? Yani, bu hizmetlerin kalitesini artıralım diye efendim bir yatırım yapıyor. 7 katrilyon lira. Yani, faize ödüyoruz 60 katrilyon lira, yani bu sıcak para vesaireye ödüyoruz 60 katrilyon lira, 70 milyon insanın hayat standardını yukarıya çıkarabilmek için yaptığımız harcamanın miktarı da 7 katrilyon lira. Demek ki işte fatura böyle ödenmiş oluyor.

Bu vatandaşı ilgilendiren bölümü. Şimdi Serdar Bey içi devlet denen şeyi ilgilendiren bölümü de var. Benim sık kullanmaya çalıştığım lâflardan bir tanesi, her platformda da söylemeye gayret ettiğim lâflardan bir tanesi. Bir ülkenin iki tane bayrağı vardır, birisi bildiğimiz siyasî bayrak, bizim ay yıldızlı, şanla şerefle dalgalanmasını istediğimiz ay yıldızlı bayrağımız. Her ülkenin de şanla şerefle dalgalanmasını istediği bayrağı var, siyasî bayrağı.

Bu şununla, şanla, şerefle dalgalanır. İkinci bayrak iktisadî bayrak. Eğer iktisadî bayrağınız da aynı kudrette ise o zaman sizin siyasî bayrağınız şanla, şöhretle dalgalanır. İktisadi bayrağınız zayıflamaya başlamış ise, iktisadî bayrağınız çöküyorsa, gönderden inmiş ise uzun boylu o siyasî şeyinizi, siyasî bayrağınızı dalgalandırma imkânınız yoktur.

Ben, bir benzetme olarak, biz bu cari açık, borç, faiz dolayısıyla bir imparatorluk kaybettik diyorum. Bizim Osmanlı İmparatorluğunu resmen, hukuken 1. Dünya Savaşının ertesinde kaybettik değil mi? Halbuki bana göre 1. Dünya Savaşının önünde kaybettik biz. İktisadi şeyimiz yoktu, bir iktisadî bayrağımız, iktisadî kudretimiz yok idi, o yüzden 1. Dünya Savaşında kaybettik.

SERDAR AKİNAN- Şimdi en başa geldik, hasta adam.

İLHAN KESİCİ- Şimdi en başa geldik hasta adam. Şimdi Atatürk'ün, büyük Atatürk'ün, yani normal Atatürk demeyi de ben artık yeteli görmüyorum bu halleri gördükten sonra büyük Atatürk diyorum. Sakarya'da, Sakarya Meydan Muharebesinin hazırlıklarında Türk milletine, o zamanki Türk halkına çıkardığı bir tamim ve bir genelge var, orada bir yığın şey söylüyor. Diyor ki, her eve askerin giyimi için, ne istiyor şimdi, askerler için bir şey isteyecek hani. Büyük Taarruza hazırlanan bir ordunun komutanı, baş komutanı, bir çift çorap, bir çift fanila ve don istiyorum her evden.

Serdar Bey, işin ciddiyetini görebiliyor muyuz? Yani, millî mücadelenin içerisinde tanklar, toplar bilmem neler istiyorum değil, F16'lar, jetler filan değil. Askerin ayağına giymesi için bir çift çorap istiyorum, efendim bir çift fanila ve don istiyorum.

Bu niye böyle istedi. 1903 yılında 1. Dünya Savaşı var mı; hayır. Daha 1. Dünya Savaşına, yani imparatorluğu kaybetmemize 15 sene var 1903'e göre. 1903 yılında Osmanlı İmparatorluğu kâğıt üstünde, kağıttan bir kaplan, biz Konya, Ereğli. Bildiğimiz Konya Ereğli var mı; var. Konya Ereğli arasında demiryolu yapmak istiyoruz. Konya Ereğli demiryolunu yapacak paramız yok Almanlara yaptırıyoruz, Alman yabancı sermayesine yaptırıyoruz. Karşılığında da verecek paramız yok, karşılığımız yok. Karşılığında verdiğimiz karşılık şu: O günkü Halep vilayeti, Türkiye sınırları içerisinde veya İmparatorluk sınırları içerisinde. Halep vilayetinin aşarları, aşar gelirleri, tarımdan alınan yüzde 10 vergi, aşar. Aşar gelirleri, bu yetmez. O günkü Urfa vilayetinin, şimdiki Urfa vilayetini 5'le 6'yla çarpın. Urfa vilayetinin aşar gelirleri, o günkü Konya vilayetinin aşar gelirlerini karşılık göstermek kaydıyla ancak Konya Ereğli demiryolu yapımını finanse edeceğiz.

Bitti mi burada? Hayır bitmedi. Biz bunu kime karşı verdik Almanya'ya. İngiltere ile Rusya protesto çektiler Türkiye'ye, Osmanlı İmparatorluğuna. Dediler ki, bu Konya Ereğli demiryolu karşılığında verdiğin aşar gelirlerini karşılık gösteremezsin vergi gelirlerini. Neden? Benim de sende alacaklarım var, ben de düşünüyordum ki, sıkıntıya düşersem alacaklarımı almakta el koymayı düşündüğüm senin gelirlerinin bir bölümü işte bu Konya vilayetinin aşar gelirleridir, Halep vilayetinin, Urfa vilayetinin aşar gelirleridir dediler. Biz o yatırımı yapamadık.

Şimdi bu yüzden bu cari açık, borç, faiz, bu devletleri batıran şeylerdi. Bu devletler yer yarılıp içine düşmezler. Yani, değil mi yer yarıldı da bir coğrafya olarak içine düşmüyorsunuz, yer yarıldı 70 milyon insan bunun içine düşmüyor, ama eğer çarşı pazar boş ise, geçen sene sattığınız kuzu 350 milyon liradan 150 milyon liraya inmişse, geçen sene sattığınız buğday 380 bin liradan 250 bin liraya inmişse, geçen seneki narenciye 600-650 bin lirayken bu sene 150-200 bin liraya inmişse, soğanlar tarlada kalıyorsa, patates tarlada kalıyor ise bu işte bir ülkenin şeyi hali budur.İki, başınıza çuval geçiriyor ise, eğer Kıbrıs'la ilgili bir şey yapılıyor ise, işte filan işi yapmayın deniliyor ise altındaki şeyler, göstergeler bunlardır.

SERDAR AKİNAN- Şimdi, aslında ekonomik tarafı biraz bitirdik, tam da siyasete geçiyorduk. Küçücük bir ara verelim, ondan sonra siyasî tabloyu konuşalım.

İLHAN KESİCİ- Hay hay.

(Ara)

SERDAR AKİNAN- Ekonomik tabloyu şahsen ben çok iyi anladım, anlattığınız rakamlardan tablo çok netti, hani çok sarih her şey. Peki bunun siyasete yansıması, yani şu andaki gerginlik, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Ona bunun bir yansıması olacak, yani oraya gelirken yine devlet hayatıyla ilgili, tam o noktada kalmıştır. İzin verirseniz bir küçük tarih, ekonomi, vesaire onunla birleştirelim.Şimdi tarihe yön veren şey kudrettir Serdar Bey. Yani, barış, kardeşlik, bunlar güzel şeyler yani. Yani, barış olsun, kardeşlik olsun, bahçeler çiğnenmesin çiğnenmesin, çiçekler solmasın solmasın, çocuklar ölmesin ölmesin. Bunlar çok güzel şeyler, ama tarihe yön veren şeyler bunlar değil. Tarihe yön veren şey kudret.

Biz Osmanlı İmparatorluğu zamanında, kudretli olduğumuz zamanlarda bizim milletimiz Osmanlı padişahlarıyla ilgili yedi evliya kudretinde bir tabir vardır. Yedi evliye kuvvetinde olduğuna inanırlardı yani. Şimdi, esamesi okunmaz diye bir lâfımız var, onu bilir misiniz, o deyimi. Evet, esame, esamesi okunmaz denir. Bu esame nedir diye ben merak ettim, esame meğer şu imiş: Yeniçeriler, Yeniçeri Ocağı dağıtılmadan evvel Yeniçeriler maaşlarını üç ayda bir alırlarmış. Maaşlarını almaya gittikleri zaman da adına esame denilen maaş cüzdanı gibi bir cüzdanları var, şu cüzdan gibi bir cüzdan, burada da isimleri yazılı imiş. Şimdi bu esameyi gösterir, ismini görür, Sayın Serdar Akinan 3 aylık maaşını alır giderdi. Devlette para kalmadığı zaman, başka sebepleri filan da var ama, devlette para yok, adama da gönülsüz, yani parayı vermeyecekler, başka şeyler filan olacak. Diyor ki, ya Serdar Bey burada senin adın okunmuyor. Ya ne demek okunmuyor bu benim esamem, esamen ama esamesi okunmuyor lafı yani değil mi? Maaşı aldın mı, hanım geldi evde bakıyor yahut başkası. Yahu parayı aldın mı nerede para, yahu esamesi okunmuyor dediler, esameyi okuyamadılar maaşı alamadım.

Peki bu ne demek, burada kalsın mı bu iş. Türkiye büyük tehlikelerinden birisini Osmanlı İmparatorluğu nerede gördü? Mehmet Ali Paşa, Mısır Hidivi Mehmet Ali Paşa ve oğlu Kütahya'ya kadar geldiler Osmanlı İmparatorluğu o noktada 1. Dünya Savaşını beklemeden çöküyor idi değil mi? 1820'ler.

Orada niye oldu? Bu Yeniçeriler esameleri okunmuyor diye bir gittiler, iki gittiler, paralarını alamadılar, sonra kazan kaldırdılar. Yeniçeri ordusu kazan kaldırınca devlet de isyancıyı sevmez Yeniçeriyi tepeledi, fakat yeni ordusu da yok. Yani Nizamı Cedit de dağılmış, yeni ordu yok, eski orduyu dağıttın, sebebi ne? Esame, paran yoktu, Yeniçerilerin parasını veya yeni orduyu kuracak parayı bulamadın, ordusuz kaldın. Tam o noktada da bir hain çıktı oradan geldi efendim senin Mısır valin İmparator, Osmanlı İmparatoru ben olacağım dedi.

Şimdi bu bakımdan bu devletin borcuna, harcına, parasına, gelirine, giderine, bir vatandaşının günlük refahı ve günlük geçimi standartları bakımından bakmak lâzım. İki, kritik zamanlarda, ki tam en kritiklerin en kritiğini yaşadığımız günlerden bir tanesidir bu günlerde. Kritik zamanlarda bu yoksa Mehmet Ali Paşa gelir, dünkü valiniz olan bir adam gelir siz...

Bunu biz kendi devletimizde yaşadık, her dakika yaşamamız lâzım değil. O yüzden şimdi bununla ilgili III. Murat'ın, ben IV. Murat biliyordum, sizinle sohbet ederken de IV Murat diye de konuştuk. III. Murat'ın nakşi, zikir, nakşi mahvillerinde çok sevilen, efendim çok beğeniyle dinlenilen ilahisi var. Ben bayılırım. O ilahi şöyledir: Yani bu arkadaşlarımız, özellikle AK Partideki arkadaşlarımız daha çok söylüyorum bunu. ?Uyan ey gözlerim gafletten uyan, uyan uykusu çok gözlerim uyan, Azrail'in kastı canadır inan, uyan ey gözlerim gafletten uyan.?

Bu bir gafillik. Nakşibendiliğin kurucusu Şahı Nakşiben Hazretleri, Korasanlı bir Türk. Buna bir gün ders yaparken sordular öğrencilerinden birisi, dediler ki efendim cahil kime denir? Yani çok hoş bir soru. Yani, ben de meselâ bu lafı öğrendiğim zaman cahil kime denir kapattım kitabı, kitaptan okuyorum. Kapattım kitabı, ya cahil kime denir, önce ben cevabını vermeye çalışayım filan diye. Aklıma bin tane şey geldi, beceremedim.

Şahı Nakşiben Hazretlerinin cevabı şu, ?Cahil bilmediğini sormayana denir.? Bilmediğini sormayana. Şimdi bu arkadaşlarımız yahut devlet edenler, yani kendi geldikleri camianın da bilenleri var değil mi? Meselâ, millî görüş camiasının da bilenleri var, onların da tecrübeli olanları var, bilgili olanları filan var. Ben hiç duymuyorum ki hiçbir konuda, ne bayındırlık konusunda, ne enerji konusunda. Meselâ eski Enerji Bakanlığı da yaptı, Fazilet Partisi, Refah Partisi genel başkanlığı da yaptı, değerli başkan Enerji Bakanlığı da yaptı, çok da iyi bilir yani. Ama, mevcut Enerji Bakanımızın ben bir gün bile, bir saniye bile Recai Kutan beye, efendim siz bizden önce bu Enerji Bakanlığını da yapmıştınız bize söyleyeceğiniz bir şeyler var mıdır, anlatacağınız bir şeyler var mıdır diye sorduğu kanaatinde değilim. Yani, Şahı Nakşiben Hazretlerinin nadiriyle tam bir şey gösteriyorlar değil mi?Şimdi bunlar ahvale vakıf değiller, yine o şeyle bağlayalım. Bu III. Selim güzel bir insandır. Yani, ben tambur çalmaya çalışım öğrenciliğim sırasında, klasik Türk müziği sazıdır. O yüzden Türk sanat musikisi makamlarına aşinalığım filan da var, asıl türkücüyüm, Türkü severim yani ama, Türk sanat müziği de bizim şeyimiz.

III. Selim aynı zamanda çok musikişinas bir insandır, makam mucididir, yani Suzi Dilara makamı meselâ III. Selim'in icat ettiği bir makamdır. Fakat, annesi çok güzel bir hanımefendi var, Mihrişah Valide Sultan. Bakıyor ki, ya bu III. Selim devlet işlerini bıraktı, zaten sonunu biliyorsunuz, yani Kabakçı Mustafa isyanı oldu, dört tane paçavra, dört tane isyankâr bir güruh, koca Osmanlı İmparatorluğunu tahttan indirdiler değil mi?

Onun evvelindeki günlere geliyorum, yine bu esameyle ilgili sıkıntılar filan oluyor, nizami cedit hadisesi oluyor filan vesaire. Fakat, bu musikiyle uğraşıyor yani. Annesi Mihrişah Valide Sultan daha uyanık bir kadın, oğlunun üstünde de bir şeyi var, saygınlığı filan var. Buna soruyor ediyor filan, ölçüyor biçiyor. Diyor ki ya ne yapıyorsun? E, diyor ben musiki ile ilgileniyorum, e güzel, devlet ahvaliyle kim ilgileniyor? Vekillerim var, danışmanlarım var, onlar işte ilgileniyorlar.

Mihrişah Valide Sultanın sözü şu: ?Şah vakıf gerek ahvale, mükelaya kaldıysa ise vay hâle.? Şah vakıf gerek ahvale mükelaya kaldıysa vay hâle. Şimdi ben, yani bu etrafta hükûmet eden arkadaşlarımızın arasında buna benzeyen halleri çok görüyorum. Elbette, yani bu Türkiye'yi seven, Türk milletini seven, Türk Devletini seven, Türk insanını çok seven bir insan olarak buna yüreğimiz yanıyor. Bunlar gaflet uykusunda görüyorum. Yani, bu gafletten uyansınlar. Bizim lafımızla değilse Şahı Nakşibendinin lafıyla uyansınlar yani değil mi?

SERDAR AKİNAN- Peki şunu sormak istiyorum. Ekonomik tabloyu anlattınız, Duyuni Umumiye zamanındaki rakamlara o kadar benziyor ki, en azından oranlara o kadar fazla benziyor ki, koca bir İmparatorluk gitti. Peki, son günlerde tartışma da çok bariz, çok açık, Amerika'dan yazılan makaleler. Bir gerginlik olduğu aşikâr. Ama bakıyorum, ki eminim ki, o birtakım hücre üretme merkezlerinde de bunlar konuşuluyor, güzel, olmuyor, demek ki bir anlayış birliğine varamadık. Ayrıca siyasî gelişmeler de malum.

Peki alternatif? Öyle bir şey de yok. Yani, baktığınız vakit şu anda kamuoyunun nezdinde sizce böyle bir algı oluştu mu?

İLHAN KESİCİ- Hayır şöyle bakıyorum ben. Bu Türk halkı bir kere başa getirdiği insandan birkaç tane hâdise dolayısıyla ve kısa bir süre içerisinde sıtkını sıyırmıyor, bekliyor. Yani, ben onu getirdim, dur bakalım, yani biraz da fırsat vermek lâzım, imkân tanımak lâzım diyor.

Bu normal olarak 1-1.5 yıldır, şimdi oldu 2 yıl, çünkü arada bu Avrupa Birliği olacaktı, eşiğindeydik, atladık, atlıyoruz filan gibi haller oldu. Yanı başımızda sıcak hadiseler oldu, Irak savaşı gibi haller filan oldu. O yüzden buna bir ilave daha zaman koymak lâzım. 6 ay, 1 yıl, filan bir ilave zaman.

Bence tam o ilave zamanlar doldu, doluyor. Yani, dolmadı ama doldu doluyor. İki, olanı biteni olduğu gibi, şimdi Erzurumlu çiftçi, Sivaslı çiftçi vesaire, esnaf, memur, taksici, işte polis, memur, işçi kendi hâline bakıyor benim halim iyi değil diyor. Fakat, Türkiye'nin haliyle ilgili bilgi alacağı kaynak televizyonlar ve gazeteler, medya.

Televizyonlara ve gazetelere bakıyor, arada başka şeyler, kayda değer programlar olmakla birlikte genel kanaat Türkiye'nin çok iyi olduğu istikametinde. O zaman adam diyor ki, ya ben kendime bakıyorum benimki iyi değil, ama Türkiye iyiymiş. Bak işte Sayın Başbakan da söylüyor, yani yüzde 33 oy verdiği bir insana birdenbire soru işareti koymaz sözlerine de?

Sayın Başbakan, yani filan bir vatan evladı netice itibarıyla. Kendilerine de yakın, benziyor, efendim huyu benziyor, suyu benziyor vesaire. Onun sözlerine henüz soru işareti koymuyor, koymadı, ama başladı.

Bu bir müddet daha böyle devam eder. Yani, kendi halime baktım düzelmiyor, geçen sene düzelmedi, bu sene de düzelmedi, düzeleceği de galiba yok. Fakat Türkiye iyi mi diye o noktada haberleşmeye başladılar birbirleriyle. Türkiye bayramlarında, seyranlarında, Türkiye'de meclisler sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi değildir. Kahveler bir meclistir, camiler, cami önünde, namaz arkasındaki sohbetler bir meclistir. Efendim, başka birimler, hemşehri dernekleri bir meclistir. Buna benzeyen meclisleri vardır.

SERDAR AKİNAN- Meclisler konuşmaya...

İLHAN KESİCİ- Ha, bunlar konuşmaya başladılar. Bu birinci nokta, bunun tamamlanması lâzım. Herkes birdenbire fark edecek ki, ha İstanbul'da Serdar Bey, Sivas'ta İlhan Bey, Erzurum'da Mehmet Bey, Adıyaman'da işte Ali Bey, Gaziantep'te vesairelere. Lan hiçbirimizin durumu iyi değilmiş filan demeye başlıyoruz.

O bir toplumsal bir hâdise getirir. Birinci bölümü bu. İkinci bölümü bu yetmez. Türk milleti berilsizliği, bu coğrafyada belirsizliği ve boşluğu sevmez. Yani, tamam ben Tayyip Beyden sıtkımı sıyıracağım, oyumu geri alacağım, ama ne yapacağım, ondan sonrası ne? Ondan sonrasını görmeden adımını atmaz. Ondan sonrasını görmesiyle ilgili bakacağı birkaç tane hâdise var.

Bir, genellikle buradaki insanlar sağdaki insanlardır, adına merkez, merkez sağ, sağ, ne dersek diyelim, yani anlaşılma kolaylığı olsun diye ben bunu söylüyorum. Yoksa bu terminolojide zayıfladı, bu sağ sol lafları filan birbirinin içine girdi çıktı, vesaire ama, yine de bir anlama kolaylığı olsun diye.

Cumhuriyet Halk Partisine bakmazlar, kime bakacak? Sağda iki tane baraj eşiğinde olan parti var. Birisi Doğru Yol Partisi, birisi Milliyetçi Hareket Partisi. Milliyetçi Hareket Partisine de bakıyorlar, Doğru Yol Partisine de bakıyorlar. Bu partiler genel başkanlarını, Milliyetçi Hareket Partisi de kadrolarını yeniledi. Aradan geçti 2 sene. İki senede yürüyor olduğuna dair bir kanaatleri yok benim gördüğüm kadarıyla. Yani, yürümüyor değil mi? Barajın altında kalmış olan Doğru Yol Partisi, evet yani bırak barajı barajları aştı, barajları filan yıktı, sel oldu akıyor filan görüntüsü vermiyor. Milliyetçi Hareket Partisi de vermiyor. O zaman şimdi bir üçüncü safhaya geçtik. Peki, bunlar da vermiyor ise o zaman acaba ne yapmak lâzım, acaba yeni bir şey mi yapmak.

Bence bu noktaya geliyor Türkiye, Türkiye arıyor bunu. Yoksa siyaset, ben kendimle olan bölümünü de baştan söylemiş olayım da. Bu iş, devlet işi şahsi hevesle ihtirasçı değildir. Yani, siyaset ve devlet talebi şahsi heves ve ihtirasçı değil.

Bunun elbette şahsi heves ihtiras bölümü filan vardı ama, Türkiye'nin menfaatlerinin önüne geçmesi söz konusu olmamalıdır. Bu noktada yapılacak olan küçük her davranış bu parçalanmayı artırır. Türkiye'nin kâğıt üstünde 50 küsur tane partisi var, 51, 52, 53, her gün değişiyor. Ama, işte baraj eşiğinde de 4 tane partisi var; AK Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Doğru Yol Partisi.

Cumhuriyet Halk Partisi kendi içinde problemli görünüyor halkın gözünde. AK Partiden diyelim ki bu haller dolayısıyla sıtkımızı sıyıracağız, alacağız, ama bu aldığımız yetkiyi götürüp Milliyetçi Hareket Partisine, Doğru Yol Partisine verebilir gibi hissetmiyoruz. E, ne olacak yani? Benim kanaatim Türkiye buna öbek öbek kafa yoruyor. Yani, bir öbek olarak kafa biz yoruyoruz, bir öbek de başka bir arkadaş yoruyor, başka bir öbek de başka bir arkadaş yoruyor.

Şimdi bunlar henüz bir araya gelmiş olmayabilirler, kafalarını birbirine ekliyor olmayabilirler, ama Türkiye'nin önündeki problemlerinin çapı hem ekonomideki, hem dış politikadaki problemlerin çapı bu şahsi heves ve ihtirasları dümdüz eder.

SERDAR AKİNAN- Etmelidir.

İLHAN KESİCİ- Herkes kendi şahsi heves ve ihtiraslarını önce çıkarıp cebine koymalıdır, ondan sonra bu işlere kafa yormalı, birlikte kafa yorma hâline gelir. Ben buna geleceği kanaatindeyim.

SERDAR AKİNAN- Ben tam da zaten çitin bu tarafından bahsetmek istiyorum, oraya dair sormak istiyorum. Sizin bahsettiğiniz şu anda aslında hani varsayalım ki siz o sıfır noktasında duruyorsunuz, siyasî şu anda pozisyonunuz, bir parti bağınız yok, bir şeyiniz, yani çıkmış değilsiniz. Ama, burada sıfır noktasından bakarak toplumda böyle bir hareketlilik, bir öbekleşme, bir konuşma var diyorsunuz.

Benim sorum, içinde olduğunuz için çizginin bu tarafı, sağ tarafı. Buradaki, o sağ taraftaki sağ tarafa, yani oradaki birtakım figürler bugüne kadar bildiğimiz, bu birtakım figürler kendi arasında konuşuyor mu, böyle bir yapılaşma, bir fikir birliği var mı? İşte AK Parti örneği Erkan Mumcu istifa etti, bir yeni seçeneksizlik ortamı var, yeni bir seçenek yaratmamız lâzım dedi, ANAP'a muhtemelen katılıyor, katılacak.

Yani, sizin gördüğünüz, bu taraftan bahsediyorum, o beş on önemli figür bir araya gelip konuşuyor mu, konuşmalı mı, ne yapmalı?

İLHAN KESİCİ- Bunların bir kısmı konuşuyor elbette. Şimdi bu iş ben şuna inanıyorum, bu coğrafya zayıfı sevmez. Yani, kaşınızı sever, gözünüzü sever, her şeyini size emanet edebilir, ama siyasî tarihte zayıf hareketleri sevmez. Muhtemelen bizim coğrafyamızın şeyidir o, kültürüdür. Çünkü bu coğrafyada zayıf olan hiçbir devlet yaşayamaz. Ancak kudretliler yaşar, ancak büyükler yaşar.

Genel olarak sağ ideoloji de büyükçü bir şeydir, ideolojidir. Büyüğüne bakar yani. Şimdi bunun uygulanabilirlik hali olması lâzım bunun. Uygulanabilirlik hali görüldüğü andan itibaren bence 1 dakikada olmaz. Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin müthiş bir şeyi var, yani ?Hak tecelli eyleyince her asan eder, halk eder esbabını bir lahzada ihsan eder? diyor.

Şimdi bunun buna benzeyen hallere filan adaptasyonu mümkündür. Ben Türkiye'nin problemlerinin çapının herkesi bir araya getirebileceği kanaatindeyim. Şimdi biz burada televizyon programı yapıyoruz, şuradan bir yerden bir kedi gelse meselâ, ikimizin de dikkatini çekse, kediye baksak, ha kediymiş der, yani bir tehlike ama ufak bir tehlike, birisi pişt desin gitsin filan deriz, bırakırız değil mi?

Ama, bir de aç bir kaplan, aç bir aslan geldiğini düşünelim kapıdan, öyle değil mi? Hâlâ konuşmaya devam ediyor olabilir miyiz yani; hayır. Birdenbire bütün pozisyonlarımızı değiştiririz yani, ona göre bir pozisyon alırız.

Ben Türkiye'nin içinde bulunduğu halin buna göre yeniden bir harmanlama yapacağı, yapması lâzım geldiği, buna direnen insanları da ezip geçeceği kanaatindeyim. Doğrusunun da bu olduğuna inanıyorum. Yoksa, yüzde 3'lük, yüzde 4'lük, yüzde 5'lik, 6'lık, 7'lik, 10 olsa ne olacak, 11 olsa ne olacak, 12 olsa ne olacak. Cumhuriyet Halk Partisinin yüzde 20 oyu var, parlamentoda 180 tane milletvekili var, Türkiye'nin herhangi bir büyük hadisesinde, yönetiminde herhangi bir şeyi var mı? Yani, olur dediği oluyor olmaz dediği olmuyor olabilir mi? Burada tam lâf bu noktadayken Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı ve Onur Öymen Beyi ben tebrik etmek istiyorum. Bu son Ermeni hadisesi ve Ermeni kuşatmasına karşı aldıkları tavır, gösterdikleri bilimsel, ciddî siyasî gayret dolayısıyla. Yani, Ermeniler 90'ıncı yıldönümlerini bundan bir ay sonra kutlayacaklar, bir yığın tantana yapacaklar, bizim hükûmetimizden tıs yok. Bu Erzurum'un yüzde 56,5 oy verdiği hükümetten tıs yok. Erzurum Cumhuriyet Halk Partisine de yüzde 4 oy verdi, ama Ermeni meselesini fevkalade bilimsel bir şekilde Onur Öymen Beyle, televizyonlarda görüyorum, her gün nefes tüketiyor fevkalade yüksek bir bilgiyle. Deniz Baykal Bey de Başbakana gitti, birlikte pozisyon almalarını filan şey yaptı. Onu tebrik ediyorum.

Doğru Yol Partisi görünüyor mu? Hayır. Kendimizi daha yakın hissettiğimiz. Milliyetçi Hareket Partisi görünüyor mu? Hayır. Adalet ve Kalkınma Partisi görünüyor mu? Hayır. Bu iş doğrudur.

O yüzden Türkiye uygulanabilirliğini de gördüğü zaman, yani Tayyip Beyimizin, AKP'mizin, bu arkadaştan çıksın, Türkiye'nin menfaatlerini, haklarını, hukukunu, hem iktisadî olarak hem siyasî olarak bu arkadaşlar daha iyi korur diyeceği bir hâl çıktığında o gün bence bu iş, hâdise tamamlanır.

SERDAR AKİNAN- Aslında konuşacak çok konu var, ama bence çok doyurucu bir konuşma oldu. Kendi adıma teşekkür ediyorum gelip burada nefes tükettiniz. Çok sağ olun, çok teşekkür ediyorum.

İLHAN KESİCİ- Estağfurullah. Ben de size çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

SERDAR AKİNAN- Evet bir ?Ne Var Ne Yok?un daha sonuna geldik, herkese iyi akşamlar efendim.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.