Facebook
Twitter
Borç-Cari Açık Yüzünden
Bir Cihan İmparatorluğu Kaybettik
Mehmet Emin Kazcı | TV5 - Son Nokta | 1.10.2004
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

M.EMİN KAZCI - İyi akşamlar TV-5 izleyicileri. Bir "Son Nokta Programı"nda daha yine sizlerle beraberiz.

Bu hafta da Türkiye'nin gerçek gündemini masaya getirmeye çalışacağız. Bu akşamki konuğumuzu artık TV-5 Son Nokta izleyicileri özellikle yakından tanıyorlar. Devlet eski Müsteşarı İlhan Kesici.

Biz İlhan Kesici'yle böyle 3-4 ayda bir, gerçi 5 ay oldu son programdan sonra ara açıldı. 3-4 ayda bir Türkiye ekonomisinin bir genel değerlendirmesini birlikte yapmak niyetindeyiz. Bu da o programlarımızdan birisinin uzantısı olacak.

Bugün de Türkiye'de konuşulmayan, çok fazla gündeme gelmeyen boyutlarıyla iç ve dış politik gelişmeleri ve özellikle ekonomiyi konuşacağız.

Şimdi Türkiye gerçekten çok enteresan bir ülke. İnsan bazen bu ülkenin çok yakıcı gerçekleri ortada dururken bu ülkede nelerin konuşulduğunu, nelerin tartışıldığını, nelerin gazetelerde yer aldığını görünce gerçekten çok şaşırıyor. Biraz da ülkesi adına üzülüyor.

Bunu ileriki, programımızın ileriki bölümlerinde konuşacağız. Aslında Türkiye'de bir konuşma sorunu, bir konuşma özrü olduğundan da bahsedeceğiz. Özellikle Türkiye'de şu anda ekonomik ve siyasal alanda yaşanan bir sürü halkın bilmediği ya da halka duyurulmayan yakıcı gelişmelerin ötesinde iktidar bir yana muhalefet partisinin de, başta CHP partisi olmak üzere muhalefetin de Türkiye'de daha çok nasıl bu iktidarı güya eleştirmek adına kısır çekişmeler içerisinde bulunduğunu da süremiz el verdiğince kayıt altına almaya çalışacağız.

Ben önce şuradan başlayalım diyorum. Şimdi programa girmeden önce İlhan Kesici'yle Türkiye ekonomisi üzerine sohbet ederken kendisinin endişe dolu bir cümle kullandığına tanık oldum. Dedi ki, biz koca bir Osmanlı İmparatorluğu Duyunu Umumiye ve artık gittikçe ağırlaşan, neredeyse ödenmez hâle gelmiş ağır borçlar nedeniyle elden çıkardık dedi ve bugün de Türkiye'nin ciddî bir şekilde bir borç sıkıntısı içinde olduğunu söyledi.

Ben, hemen buradan başlayalım diyorum. Niye Osmanlı İmparatorluğunun o ünlü Duyunu Umumiye olayını hatırlıyorsunuz bugünkü Türkiye'ye baktığınızda?

İLHAN KESİCİ- Ya, ben bu ekonomik durumun, ülkelerin içerisinde bulunduğu ekonomik durumun, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik durumun sadece şimdi değil 1997'den itibaren, 1997'den bu yana çok ciddî olduğunu, bunun çok ciddiye alınması lâzım geldiğini söyleyip duruyorum.

1998'in Martında, yani daha hiç ortada ne 2001 krizi var, ne 1999 ekonomik gerilemesi var, hiçbir şey yokken, herkes toz pembe bir Türkiye görürken. Şimdi de bazen toz pembe bir Türkiye'yi televizyonlardan yansıtıyorlar ama, Türkiye'de hemen hemen herkes toz pembe bir Türkiye görürken, Meclisteyken, Cenabı Allah bu kadar uğraştık, sadece bir 3 yıllık bir milletvekilliği nasip etti... elimizden aldı.

Şimdi o zaman bile Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik durumun çok ciddiye alınması lâzım geldiğini anlatan bir konuşma yaptım bir kapalı grup toplantısında. Orada da en ileri örnek, o zaman hiç telaffuz edilebilecek bir şey değildi. Bu Duyunu Umumiye örneğidir ekonomide en güzel örnek.

Biz aslında bu Osmanlı İmparatorluğunu 1. Dünya Harbinde, onun ertesinde filan kaybetmedik, biz ondan evvel bu Osmanlı İmparatorluğunu dış borçlarımız münasebetiyle kaybettik. Ben onu çok kuvvetli bir söyleyiş olsun diye, aman bu cari açığa, aman bu dış borca, aman bu iç borca çok dikkat edin. Netice itibarıyla devletler bu borçlardan dolayı yıkılırlar, bölünürler, parçalanırlar vesaire filan diye söylüyorum. O endişemi devam ettiriyorum. Yani, biz koca bir Osmanlı İmparatorluğunu bir cari açık münasebetiyle kaybettik.

Şimdi onunla ilgili bir şey söyleyeyim. Hazır tam notlarını da sizin programınıza gelmeden evvel, çok da ders çalışıyorum ona gelmeden evvel.

M.EMİN KAZCI - Teşekkür ederim.

İLHAN KESİCİ- Sene 1903, daha 1. Dünya Harbi olmuş değil, Balkan harbi de olmuş değil. Herkes yağlı-ballı, bir eli yağda bir eli balda filan zannettiği bir dönem. Konya Ereğli demiryolu hattını yapıyoruz biz, yabancı sermaye ile yapıyoruz, Alman yatırım. Duyunu Umumiye'ye, şimdi bundan sonra bahsedeceğim nasıl gelindiğini.

Karşılık veriyoruz, yani cebimizde paramız yok, ödeyeceğimize dair bir şeyimiz filan da yok. Sadece Konya Ereğli demiryolu hattını yaparsan Almanlara bunun karşılığında ben sana şunu vereceğim demişiz. Neyi vermişiz? Konya, Halep, Urfa vilayetlerinin, o Konya vilayeti şimdiki gibi bir Konya vilayeti değil, onla çarpın onu. Halep vilayeti şimdi Suriye'de, onu da sadece bir Halep vilayeti almayın beşle çarpın bölge itibarıyla. Urfa vilayeti de sadece şimdiki bizim Şanlıurfa'mız değil etrafındaki 8-10 vilayetle beraber, bütün bunların aşarlarını karşılık göstererek Konya Ereğli demiryolu hattını yaptırmışız. İmparatorluğun içinde bulunduğu durum bu.

Şimdi buna, tamam gösterebilir miyiz gösteremez miyiz, göstermişiz. İngiltere'yle Rusya protesto etmiş Osmanlı İmparatorluğunu. Demiş ki, sen bu Alman demiryolu yatırımı için Konya Halep ve Urfa'nın aşar gelirlerini buna karşılık gösteremezsin. Niye? Ben de senden alacaklarım var, İngiltere ve Rusya'nın da alacakları var. Ben de düşünüyordum ki, bu alacaklarım sıkıntıya girerse meselâ Konya'nın aşarını, Urfa'nın aşarını, Halep'in, yani tarım vergisi, arazi vergisi diyelim bu asar vergisine.

M.EMİN KAZCI - Tarımdan, yani izleyicilerimizin anlaması açısından tarımdan devletin aldığı yaklaşık yüzde 10'luk vergi.

İLHAN KESİCİ- Yüzde 10'luk vergi, evet.

M.EMİN KAZCI - Aşar öşürün çoğulu zaten.

İLHAN KESİCİ- Öşür evet, öşürler, aşar öşür. Bizim halkımız onu biraz da yumuşattı. Öşür vergisini ben de düşünüyordum ki, bir sıkıntı olursa buraların gelirlerine el koyarım, bu vergilere el koyarım. O münasebetle Almanlara bunların karşılığını vermenize itiraz ediyorum, protesto ediyorum filan diyor. İmparatorluğun içinde bulunduğu durum bu. Yani, biz imparatorluğu biz 1. Dünya Harbinde ve onun ertesinde kaybetmedik, ondan evvel kaybetme şeyine girdik. Onu söyleyeyim.Şimdi bu Duyunu Umumiye çok söylenir, az bilinen bir şeydir. Duyunu Umumiye filan, izin verirseniz bir iki dakikada kısa bir özet yapmak istiyorum.

Duyunu Umumiye, umumiye umumi demek, duyun borç demek, umumi borçlar. Bunun resmî adı şu: Duyunu Umumiyeyi Osmaniye, Osmanlının genel borçları, Varidatı Muhassese İdaresi, ama Osmanlının genel borçlarına karşılık varidatlarının...

M.EMİN KAZCI - Gelirlerinin...

İLHAN KESİCİ- Gelirlerinin tahsis edilmesi idaresi. Yani, siz bu borçlara karşılık, borçların yönetimine karşılık bir yığın gelirleriniz idaresini tahsis etmiş oluyorsunuz. Yani, bizim o zaman Osmanlının en büyük gelirleri neler? Tütün ve tütünle ilgili, reji oldu zaten sonra gelirler, tekeller. İpek, onunla ilgili gelirler, tuz, onunla ilgili gelirler...

M.EMİN KAZCI - Öşür.

İLHAN KESİCİ- Öşür; onunla ilgili gelirler, vilayetler itibarıyla, biz bunları borçlarımıza karşılık tahsis ettik. Varidatı Muhassese İdaresi o, varlıklarınızın tahsis edilmesi idaresi...

M.EMİN KAZCI - Borçlarınıza karşılık olması.

İLHAN KESİCİ- Aslında Osmanlı İmparatorluğunun 1853 yılına kadar, 1853 Kırım Harbidir, 3 yıl sürmüştür 1853'ten 1856 yılına kadar. O zamana kadar büyük bir dış borcu yoktur, hatta kayda değer bir dış borcu yoktur. İlk borçlanmamız 1853 yılında. Kırım Harbinin yükünü, efendim İmparatorluk taşıyamadı, malî yükünü o zaman ilk borçlanmayı yaptık. İngiltere'den 5 milyon İngiliz lirası, 5 milyon paund, 5 milyon sterlin, 5 milyon İngiliz lirası.

1854'le 1874 arasında, 1874 arasında, o 20 yılda 15 tane irili ufaklı borçlanma yapmışız; bunun toplamı 1874 yılında 200 milyonu bulmuş. Yani 5 milyonla başlamışız, 200 milyon İngiliz lirasına kadar çıkmış. Fakat İmparatorluk yöneticileri 1875 yılında bakmışlar ki, İmparatorluğun faiz giderleri, bu borçların faiz giderleri toplam İmparatorluk gelirlerinin yüzde 25'ini, dörtte birini aşmış. Bu alarm verici bir hâl, aman demişler buna bir çare bulalım. Şimdi faizler, bu günümüze getireceğim benzer rakamları.

Faizler ne oldu? Faizler İmparatorluğunun devlet gelirlerinin yüzde 25'ini buldu, aştı. Bu alarm zilini çalmış İmparatorluk, tedbir almaya başlamışlar.

Şimdi bizim meselâ, 2005 bütçesinde veya 2004 yılı bütçesinde faiz harcamalarımız ne kadar? 66 katrilyon lira. Neyle bağlanır gibi görünüyor, 62 katrilyon lira. Bir rakam. Peki devletimizin toplam gelirleri ne kadar bu bütçede, 2004 yılı bütçesinde 104 katrilyon lira. Şimdi o zaman şimdi bölelim biz, faizlerimiz 1875 yılındaki Osmanlı İmparatorluğundan daha iyi durumda mıyız, daha kötü durumda mıyız? İmparatorlukta ne diyor, faizler yüzde 25'i buldu. Şimdi 2003 yılında, 2004 yılında ne diyor? Faizler 60 katrilyon, 66 katrilyon, devletin toplam gelirleri 104 katrilyon. Bu yüzde 60'ını buldu, demek ki İmparatorluğun zamanındakinden daha büyük, daha ciddî bir hâl kapımızda.İmparatorluk yöneticileri neticede daha ciddî yöneticiler bana sorarsanız yani bütün bunlara rağmen. Yüzde 25'deyken alarma geçmişler. Demişler ki, biz buna bir formül bulalım, bir kararname hazırlayalım. Buna 1875 yılında Ramazan ayında çıkarıldığı için adına ?Ramazan Kararnameleri? denilir. Ramazan Kararnameleri çıkardılar.

Buradan dünyadaki bütün borçlara da, iç borç sahiplerine de, dış borç sahiplerine de şunu duyurdular. Bir, yanlış söylemeyeyim diye notlarıma da bakayım ben.

Bir, faizleri 5 yıllığına yarıya indirdim. Yoksa ödeyemiyorum, takatim yoktur, işinize gelirse böyle yapacağım. Faizlerimi 5 yıllığına yarıya indirdim.

İki, borçlarımın yarısını nakden ödeyeceğim yarısını tahvilatla ödeyeceğim, tahvil vereceğim karşılığında. Bir kısmını nakit vereceğim bir kısmına tahvil vereceğim.Şimdiki tabirle, o zaman devalüasyon tabiri yok ama, bir devalüasyon yapacağım. Altının tanesi 235 kuruşmuş, altının değerini 900 kuruşa çıkardım demiş, müthiş bir devalüasyon yapmış.

Şimdi bununla bir müddet idare etmişler, fakat sene 1879 olmuş, aradan 5 sene geçmiş. Bakmışlar ki bu meseleyi çözmüyor, daha ciddî tedbirler filan lâzım. Şimdi buradan itibaren verici olmaya başlamış İmparatorluk. Yeni bir idare kurmuş daha Duyunu Umumiye gelmeden. Rusümu Sitte İdaresi. Rüsum, resim, şimdi biz de günlük hayatta kullanırız ya resim, resimler, vergi anlamında, vergiler. Yani, damga resmî denir ya, damga resmî deriz biz. Damganın şekli, fotoğrafı değildir o, damganın vergisidir damga resmî dediğimiz şey.

Sitte, Osmanlıca'da, Arapça'da altı demek, idaresi idare, demek ki Altı Vergi İdaresi, deminki saydığımız vergiler vardı ya tütün, tuz, ipek vesaire filan şimdi bu altı verginin idaresini, yönetimini, yani toplanmasını, borçlara karşı toplanmasını Galata bankerlerine verdik 1879 yılında. Yani siz, başka birisi sizin adınıza bu vergileri topluyor, ben bunun şu kadarını şu borcuna tahsis ettim, bu kadarını bu borcuna tahsis ettim filan diyor.

Bu da meseleyi çözmedi, 1881 yılına gelindi. İşte bütün bu borçları yeni bir başkan bir bütün hâlinde ele alalım filan denildi. İşte Osmanlının varlıklarının, gelirlerinin idaresi, genel borçlarına karşılık gelirlerin idaresi tarzında bir idare kuruldu. Ne zamana kadar biz bu borçları ödedik?

1881'de kuruldu, araya 1. Dünya Harbi girdi, ondan sonra millî mücadele girdi, cumhuriyet kuruldu, bunlar hâlâ devam ediyor, yani bunlar hafife alınacak işler filan değil. Öyle ben bilmem kestim, yarıda bitirdimle filan, bir İmparatorluğu tasfiye ettik, bitirdik, yeni bir devletler kurduk, fakat buradaki borçlar devam etti 1933 yılına kadar. 1933 yılında en son Paris'te bir konferans toplandı Osmanlı borçlarının tasfiyesiyle ilgili, yani cumhuriyet devleti kurulmuş, fakat Paris konferansı Osmanlı Devletinin borçlarının tasfiyesiyle ilgili bir toplantı. 1933'ten peyderpey 1954 yılına kadar devam ettik.

O yüzden ben ısrarla, yani bu ekonominin içinde bulunduğu durum, dünyadaki her ülke için çok mühim, bizim için ayrıca mühim. Bizim bir de önümüzde bir İmparatorluk kaybımız var, buna gereken ciddiyet gösterilsin diye ağzımızın yettiği kadar, dilimizin döndüğü kadar söylemeye çalışıyoruz. Ama, yani neredeyse devlet yöneticilerimiz kös dinliyorlar, bir de pişkin pişkin ekonomimiz ne kadar güzel bir noktada filan diye efendim onu müdafaa ediyorlar.

Bunu huzurlarınıza getirmek istedim.

M.EMİN KAZCI - Şimdi, tabiî Türkiye'nin borçlarının bu kadar fazla olması ve gittikçe de ağırlaşması haliyle Türkiye'yi birçok sorun karşısında edilgen duruma düşürüyor, kırılgan duruma düşürüyor ve teslim olmayı gerektiren bir pozisyona itiyor. Yani, sesiniz gür çıkmıyor, borçlu insanın sesisin gür çıkması, borçlu bir ülkenin uluslar arası pazarlık sahalarında gür bir sesle pazarlık yapması, yumruğunu masaya vurması da herhâlde çok da mümkün görünmüyor.

Bu tabiî ki Türkiye'nin şu anda içerisinde bulunduğu borç sarmalını tek başına bu hükûmete yüklemiyoruz, ama şu da bir gerçek ki, verilere göre bu iktidardan önce Türkiye'de her doğan çocuk 3 milyar lira borçla doğuyorsa bugün bunun 4 milyara çıktığı bugün bizzat resmî rakamlarla ortaya çıkmış durumda. Yani, bu gittikçe de artıyor.

Şimdi ithalât patlamasından söz ediliyor. Şimdi Türkiye'de bu cari açığın finansmanı birtakım kredilerle, vesairelerle yapılıyor. Bu arada enflasyonu düşürme adı altında Türk parasının bir anlamda işte ... o örtülü çıpa politikası diyor buna. Enflasyonu düşürmek için Türk parasının değerlendirmesine göz yumuluyor. Türk parası gerçekten değerleniyor ve bu değerleme müthiş bir ithalât patlamasına yol açıyor. Dış ticaretteki denge de buna paralel olarak gittikçe açılıyor.

Bu ithalât patlamasıyla ilgili olarak ben şunu sormak istiyorum. Şimdi deniliyor ki, bazıları öyle diyorlar daha doğrusu. Efendim Türkiye'de ithalât oluyor da, bu ithalatın, ithalata giden parayla ne alındığı önemli. Yani, eğer bu yatırım mallarına, işte ara mallara, Türkiye'de yeniden üretime dönüştürülebilecek mallara, işte istihdam sağlayacak alanlara yapılıyorsa bundan çok da gocunmamak lâzım. Bu uzun vadede işsizliği vesaire önler filan deniliyor.

Siz nasıl görüyorsunuz, bu ithalât patlaması, Türkiye'de neye gidiyor bu ithalata giden paralar?

İLHAN KESİCİ- O ve borçla ilgili, sizin deminki yorumunuza katıldığımı ifade edeyim.

Bir, zaten bu Türk milleti hissetti ki, yani şu söylediğimiz rakamları 70 milyonun, işte 45 milyon seçmeni var, 44 milyon seçmeni var. Bu rakamları bizim söylediğimiz tarzda bilmiyor. Ama hisseti ki, bu hükûmetten evvelki hükümetler için bunlar bizim başımıza belaya soktular. Yani, Türkiye'nin borcunu çok artırdılar, faizini çok belalı hâle getirdiler, bunlar bizim başımızın belası oldular dedi, sonra oy pusulasını, şimdi bazen sert gibi kaçıyor ama, benim bu benzetmem, benim de hoşuma gidiyor.

Oy pusulası şöyle bir şey. Bu bir kâğıt parçası yani değil mi, bunu kâğıt parçası gibi kullanmadığı bir satır gibi kullandı yani. Türkiye'yi bu borçlu, harçlı hâle getiren ne kadar parti varsa, Milliyetçi Hareket Partisi, Demokratik Sol Partisi, Anavatan Partisi, en son koalisyonda Doğru Yol Partisi. Yok olmasına rağmen sen de 1994'te aynı yapmıştın filan dedi, Doğru Yol Partisi bütün yerleşik partileri satırla doğrar gibi doğradı.

O yüzden AK Partiyi iktidara getirdi, 370 tane milletvekili verdi, yüzde 35 oy verdi, bu son belediye başkanlığı seçimlerinde Türkiye'nin 3 bin 200 belediyesi vardır irili ufaklı. Yani, 10 milyon nüfuslu İstanbul'dan 3 bin nüfuslu küçük bir beldeye kadar 3 bin 200 belediyesi var. Bunun yaklaşık 2 bin 200 belediyesini şeye verdi, AK Partiye verdi. Niye? Bütün bu işleri, yani bir evvelkilerinin yaptığı berbatlığı, bozduğu ekonomik durumu hiç olmazsa düzeltsin diye değil mi? Tamam. Şimdi ona bir bakalım. Yani, meselâ Adalet ve Kalkınma Partisi iş başına geldiği gün Türkiye'nin belalı bir iç borcu vardı, rakamı 149'dur, 149 katrilyon lira. Az mı çok mu, iyimi kötü mü ayrı bir şey, ama Türk milleti bu 149'u çok belalı gördü, Türk halkı, Türkiye'yi 149 katrilyon iç borca taşıyan bütün partileri tamamını tasfiye etti, tamamını Meclisin dışında bıraktı. Özgürdü, kimini Yüce Divana gönderiyor şimdi.

Şimdi peki buradan Adalet ve Kalkınma Partisinden ne beklenir? Ey Türk halkı bak bunlar seni 149 katrilyon lira borçlandırmış idi, ben bunu indirmeye başladım. Yani, şöyle bir ekonomi yönetimi kurdum, böyle bir ekonomik düzen kurdum, yolsuzluğun üstüne gittim, hırsızların üstüne gittim, her neyse, müthiş bir ekonomik düzen kurdum ben bunu hâle yola koydum.

Ne beklenir? 149 148 olabilir, 147'ye inmiş olabilir, 146'ya inmiş olabilir, makbulü 140'a, 130'a düşmesi. Şu an itibarıyla bakalım. Aradan tam 2 yıl geçti, 2 yıl sonra geldikleri yer 227 katrilyon Türk Lirası.

Bu bilgi nereden? Maliye Bakanlığının böyle çok bağışlamanızı dileyerek söyleyeyim, pişkin edalarla ekonominin çok iyi yolda olduğunu durmadan çeşitli münasebetlerle söyleyen değerli Maliye Bakanımız, onun, Maliye Bakanlığının internet sitesinde. Yani, şuradan iki tuşa bastığımız zaman gördüğümüz 227 katrilyon lira.

Neydi teslim aldığı; 149. 227'yle arasında ne var, 150, 50, 77, 77 katrilyon lira 2 yıl içerisinde iç borcu artmış. Ya, bu 77 katrilyon lirayı dolara çevirelim şimdi biz, ortalama 1,5 milyon lira ortalama döviz kuru, 80 olsa, 60, 40, 45, neredeyse 45, 22,5, evet uyar. 67,5, 70, 50 milyar dolar. 50 milyar dolar bu hükümetin zamanında iç borç dolar cinsinden 50 milyar dolar artmış.

Bu çok vahim bir şeydir. Deminki söylediğin işte 3 milyar lira dediğin, 4 milyar lira dediğin. 50 milyarı 70 milyona böl, her çocuk için, her nüfus için demek ki 1000 dolar artmış şey. Yani, 1,5 sene içerisinde iç borcu artmış. Ya, bunun içerisinde yatırım var mı? Bir kuruşluk yatırım yok. Şimdi Erzurum, lâf lâfı açacak ama, muhtemelen tarım bölümünde filan geliriz diye düşünüyordum.

Erzurum AK Partiye oy vermede Türkiye birincisi, yüzde 56,5, en birinci Erzurum verdi. Niye? Bu insanlar milliyetçi, muhafazakâr, halkın çocukları, halktan gelmiş olan insanlar, benim derdimi bunlar anlarlar. Şimdi Sayın Başbakan bazen diyor ben damdan düştüm, damdan düştüm filan diye bağırıyor. Benim derdimi bunlar anlarlar filan diye. Ya Erzurumlu verdi, ama Erzurumlu, 1,5 sene içerisinde 50 milyar dolar Türkiye'nin iç borcunu artır diye Türkiye birincisi olmadı herhâlde.

Şimdi aynı zamanda Erzurumlu Erzurum'un canı, doğunun canı tarım sektöründe orada çiftçilere kızdı Sayın Başbakan. Yani, siz daha iyisini biliyorsunuz. Geçen sene Tarım Bakanımız gözünüzü toprak doyursun dedi. Ben bunu bir televizyonda, muhtemelen sizin televizyonunuzda söyledim, Tarım Bakanımız da duymuş, sonra benimle telefonla konuştu, dedi ki, ben tam o istikamette söylemedim, ama meseleyi şu istikamette söylüyordum. Ben de çok şey gördüm, yani saygıdeğer bir davranış olarak filan gördüm. Ama, kelimelere biraz daha devlet adamlarının dikkat etmesi lâzım geldiğini o da anladı, biz de bir münasebetle söyledik.Şimdi, geçen sene gözünüzü toprak doyursun diye bir lâf sirküle oldu. E, bu sene Sayın Başbakan, ne yani sizi bütün Türkiye'den kazandığımızı getirip size subvanse mi edeceğiz filan diyor. Şimdi bu çok yanlış bir şey.

M.EMİN KAZCI - Yan gelip yatacak mısınız?

İLHAN KESİCİ- Yan gelip yatacak mısınız?

Erzurumlunun geçen sene bir çift kuzusu iyi veya kötü, kuzu hayvan, ister dana tarzında olsun, ister kuzu tarzında Anadolu'da tek satılmaz, çift satılır. Bir çift kuzu 350 milyon lira idi, bu sene bir çift kuzu 150 milyon lira, yani Erzurumlu bunu görüyor.

Şimdi yine başka bir münasebetle söyleyelim, geçen sene Stiklis diye bir adam geldi Türkiye'ye, ... ortalarında galiba, ilkbaharında filan geldi.

M.EMİN KAZCI - Stiklis IMF eleştirmeni.

İLHAN KESİCİ- Evet, müthiş bir dünya ekonomi politikalarıyla ilgili bir şeyi var, evet. Stiklis 2001 yılında dünyanın ekonomi Nobel mükafatını aldı. 1993 ila 1999 yılları arasında Clinton yönetiminin 6 yıl Clinton'un baş ekonomistliğini yaptı. O süreç içerisinde Rusya krizi ve Doğu Asya kriziyle ilgilendi. Aynı zamanda da oradan ayrıldıktan sonra Dünya Bankasının baş ekonomisti oldu.

Bu adamın söylediği bir şey var Türkiye'de yaptığı röportajlarda. Stiklis'le görüştünüz mü diye de bizim ekonomiyle ilgili bir-iki tane bakanımıza, Sayın Babacan'a ve Maliye Bakanına sordular. Ya bu Stiklis de dediler hatalı gibi, yani zaten... ekonomist, yani Dünya Bankasının...

M.EMİN KAZCI - IMF karşıtı filan.

İLHAN KESİCİ- Yani muhalif bir. Adamın söylediği şeylerden bizi ilgilendirecek bölümü itibarıyla şu. Diyor ki, bu tarım bütün Türkiye ve Türkiye'ye benzeyen bütün ülkelerin canıdır. Bu lâfı Stiklis mi, Stiklis'e mi düşer bu lâfı söylemek, bize düşer öyle değil mi?

Siz diyor kandırılmayın. Amerika sadece pamuk üreticilerine her sene 25 milyar dolar sübvansiyon yapıyor. Sadece pamuk üreticilerine her sene 25 milyar dolar, bu Amerika. Avrupa belki yapmıyor, Avrupa'da inek başına günde 2 Euro veriyorlar, yani 3 dolar neredeyse veriyorlar, yahut 2,5 dolar. Günde 2 Euro, 3 dolar de sen ona, şeyle, yılla çarp, 1,5 milyar lira Avrupa Birliğinde tarım ortak tarım politikasına göre inek başına 1,5 milyar lira her sene sübvansiyon yapılıyor.

Şimdi sen eğer Türk çiftçisini bu sübvansiyonlu tarım ürünleri karşısında bütünüyle desteksiz, bütünüyle gözetmesiz bırakırsan olacak olan budur. İthalat rakamlarında tüketim harcamaları, Türkiye'de normal ithalatın tüketim harcamalarının büyük ithalât rakamının içerisindeki payı yüzde 5 civarındadır. O 5'i bile biz çok görür idik, yani yüzde 5 tüketim harcaması niye ithal edelim yani değil mi?

Bir ara Türkiye işte dünyada kendi kendini besleyen 7 ülkeden bir tanesiydi. Şimdi bunu, evet efsane. Bunu besleyen kimdi? Bugünkü Türk çiftçisi, Türk köylüsü. Yani, işte Türkiye'yi dünyada 7'nci sıraya çıkaran veya 7 ülkeden bir tanesi hâline kim getiriyor, ben değildim, siz de değildiniz, biz başka sektörlerdeyiz. Bu Türk çiftçisi, bu Türk köylüsü idi.

Şimdi Sayın Başbakanın Erzurum'da azarladığı köylü, çiftçi bunlar. Erzurum'da bugün hava kaç derece, bugünkü hava raporuna da bakarak geldim ben, eksi 23. Şu anda Adalet ve Kalkınma Partisine birinci yüzde 56,5 oy vermiş olan Erzurum'da hava eksi 23 derece. O insanlar o dağları, o ovaları, o hayvanları eksi 23 derecede büyütüp besliyorlar. Yani, bunlar azarlanır mı bu insanlar.

Dünyada herkesin gözünü en çok koruduğu, ihtimam gösterdiği kitlesi köylüleri, çiftçileridir. Türkiye'nin de öyle olması lâzım. İç ekonomisini canlandıracak olan köylerdir, tarım ekonomisidir, ziraat ekonomisidir.

M.EMİN KAZCI - Stiklis deyince, tabiî Stiklis'in benim de çok sevdiğim bir sözü var. Diyor ki, çokları zanneder ki diyor, IMF ekonomik reçeteler yazar. Hayır, o ideolojik reçeteler yazar diyor. Türkiye'de bugün bol bol o türden ideolojik reçeteler yazılıyor zaten.

Şimdi bu Türkiye'de paralar nereye gidiyor? Hem bir yandan hem borçlarımız artıyor diyoruz, bir yandan da doğru dürüst ortada elle tutulur bir istihdam genişliği, bir işsizliğe, yatırıma dönük politikalar ya da ne bileyim sosyal güvenlik politikalarının geliştirilip artırılması falan yönünde bir gelişme yok.Şimdi tam... şu sıcak para olayına biraz girelim diyorum ben. Şimdi şuradan önce bir tespit alalım. Türkiye'de enflasyonun işte devletin açıkladığı resmî rakamlara göre 8,5-9 olduğunu söyleniyor. Devlet yüzde 22'yle, 22,5, 23'le borçlanma yapıyor.Şimdi geçenlerde ATO'nun, Ankara Ticaret Odasının bir sıcak para raporu yayınlandı. O raporda deniliyor ki, 22 Kasım 2003'te dolar kuru 1 milyon 480 bin lira. Ele geçen 12 katrilyon 580 trilyon liranın Hazine bonosunda değerlendirildiği varsayıldığından yüzde 22.1 ortalama faiz üzerinden yatırımcının parası 1 yılda 15 katrilyon 360 trilyon liraya ulaşıyor.

Bu da 1 milyon 450 bin lira üzerinden, yine tekrar dolara çevrildiğinde 10.6 milyar dolar alıyor. Yani, 8,5 milyar dolar portföye sahip Hazine bonocusu spekülatörler 1 yılda 2 milyar dolar net faiz elde ediyorlar.

Bir başka çarpıcı, bunu tamamlayan şey şu: Bir yatırımcının 1000 doları 3 yılda 3 bin 26 dolara çıkarabilmesi için Türkiye olduğu gibi, Amerika Birleşik Devletlerinde tam 56 yıl geçmesi gerekiyor, Japonya'da 277 yıl, AB ülkelerinde ise aşağı yukarı 97 yıl geçmesi gerekiyor.

Yani, ülkelerde kazanılacak parayı Türkiye'de, adına işte spekülatif kazanç elde edenler, rantiye sınıfı denilen sınıf 1 sene içerisinde elde ediyor. Bu neyi gösteriyor yani?

İLHAN KESİCİ- Evet, şimdi o rakamlar bende sizin için onu özetleyebilirim.

M.EMİN KAZCI - Bir de sıcak parayla ilgili, hemen ona bağlamanız için şunu da ekleyeyim. Şimdi Türkiye'ye bir sıcak para giriyor, bir süre sonra da bu yabancı yatırımcılar geliyorlar işte, onlar da tahvil alıyorlar filan. Yani, yabancı para Türkiye'ye genelde bir yatırım yapmak, o tırnak içinde yabancı sermaye olarak gelmiyor. Türkiye'ye spekülatif işlemler yapmak için geliyor ve bir süre sonra korku başlıyor. Ya, bu adamlar Türkiye ekonomisini genel gidişatında birtakım dalgalanmalar olur da paralarını aniden çekerlerse bir anda biz ekonomik olarak krize gireriz. Yani, iyi olan bir Türkiye ekonomisi, iyi olduğu söylenen bir ekonomi ne oluyor da sürekli yabancıların bir iki atraksiyonuyla bir anda tersyüz edilebileceği bir duruma düşeceği var sayılıyor? Yani, iyiyse niye böyle bir kabus ve korku yaşanıyor.

İLHAN KESİCİ- Tabiî yaşanmaz. Bu insan vücuduna benzetelim. Hava şey oldu, insan vücudu sağlam ise eksi 23 derece ol, eksi bilmem 30 derece ol, eksi 70 derecede ol, 15'de ol, siz grip nezle filan vesaire bir şey olmazsınız. Ama, zayıfsa, vücudunuz zayıflamışsa en ufak bir yelde, yani en ufak bir rüzgârda, en ufak bir yelle karşılaşmanızda grip de olursunuz, zatürree de olursunuz, zatülcempt de olursunuz, hatta onlar insanı ölüme kadar götürebilirler.Şimdi size bazı özetler çıkardım, ben de seyircilerimiz için veririm. O sıcak paranın miktarı ve nerelerde olduğuna dair raporlardaki hali. Onu basitleştirerek şöyle bir şey diyelim. Bir adamın, aynen sizin söylediğiniz gibi Kasım, 2002'i Kasımı olsun veya 2003 yılının başı olsun. Yani, hükûmet Kasımda hükûmet oldu ama, 2003 yılının başı, 1 Ocak 2003 diyelim biz buna.

100 doları getirdi, bozdurdu, 1,5 milyon liraydı o zaman, 100 doların karşılığında ne alır 150 milyon Türk Lirası alır. 150 milyon Türk lirasını Türk bankalarına götürsün koysun, nominal faiz yüzde 33'tür enflasyonu düşmeden. Yüzde 33 faiz aldı 1 sene içerisinde, üçte bir faiz aldı 150 milyar liraydı, üçte biri ne kadar eder? 50 milyon lira. 50 milyon lirayı 150'nin üstüne koydu, 200 milyon lira etti. Bozdurdu, hâlâ bugün ne, dolar ne kadar, 1400 civarında filan ama, biz yine 1500 diyelim, yani 1,5 milyon diyelim. Onu bozdurduğu zaman ne yapmış olur 200 milyon lirayı, 100, 150, 150 milyon lirayı dolara çevirmek bakımından bölersek ne çıkacak orada? Demek ki, 100 dolarımız vardı, bu 150 milyon lirayı da, 50 milyon lira da faiz aldık 200 milyon lira etti, 200'ü 1,5'ğa böldük bugünkü döviz kuruna, buradan 140 bir rakam çıktı, 135 gibi bir rakam çıktı.

Yani, bir sene içerisinde net ne aldı?

M.EMİN KAZCI - 100 doları 35 dolar kazanmış oldu.

İLHAN KESİCİ- 100 dolara 35 dolar kazandı Türkiye'de. Peki, Amerika'da ne kazanıyormuş? Amerika'da...

M.EMİN KAZCI - ABD'de hâlâ faiz oranları yüzde 1.15.

İLHAN KESİCİ- Amerika'da 1.15, Avrupa Birliğinde 2.0, Japonya'da 0.4, yüzde yarım, bizde ne aldı, 35. Japonya'dakinin 70 katı, Avrupa'dakinin 18 katı, Amerika'dakinin 20 katı. İşte sıcak para dediğiniz hâdise bu.

Bunun miktarı ne kadar? ATO'nun verilerine, Ankara Ticaret Odasının verilerine göre, başka türlü de hesaplanır ama, güzel bir çalışma yapmışlar.

M.EMİN KAZCI - 23.6 milyar dolar.

İLHAN KESİCİ- Evet, yaklaşık 23 küsur milyar dolar. Bunun yatırımı ne kadar? Bunlar borsada, bu paranın 8-10 milyar doları borsada, 10-15 milyar doları hisse senedinde dolaşıyor, 3-4 milyar doları da bankalardaki mevduatta dolaşıyor. Ama, yatırım olarak gireni ne 203 yılında Türkiye'de? 16 milyon dolar.

Şimdi bir daha bakalım rakamlara. Türkiye'de 24 milyar dolar yabancı para var, bunun 16 milyon doları yatırım olmuş, yani binde birinden az, bin beş yüzde biri yatırım olmuş, geri kalanı işte bu deminki söylediğimiz yüzde 35 para kazanan.

Aslında bugünkü hükûmetin arkasında şimdi başkaları yanlış söylerler. Kimisi der ki, İslamcılar var bu hükümeti ayakta tutan, kimisi derki tarikatlar var, kimisi derki cemaatler var, hiçbirisi değil. Bu deminki söylediğimiz rakamların yine Maliye Bakanlığının ve Hazine Müsteşarlığının internet sitesinde ilk 10 aylık şeyini vereyim ben size.

Faiz ödememiz ne kadar olmuş bizim 10 ayda? 49 katrilyon lira. Faiz ödüyoruz faiz. Borcun ana parası yok. 49 katrilyon lira, bunu dolara çevirirsen 30 milyar dolar, hatta 30 milyar dolardan daha fazla, 32 milyar dolar. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisini iktidarda tutan en büyük irade bu 30 milyar dolar faizi kim alıyorsa işte o da var.

M.EMİN KAZCI - Evet, çok çarpıcı bir...

İLHAN KESİCİ- Yoksa kimse İslâmî cemaatlere, İslâmî tarikatlara vesaire bu hükümeti bilmem ne yapıyor filan demesin, bu 30 milyar doları faiz olarak alan irade kim ise onlar bu hükûmetten çok memnunlar.

Sayın Başbakan eksi 23 derecede Erzurum'da Erzurum hayvancısını, Erzurum çiftçisiyle pazarlık edebilir, ama şu faizcilerle ilgili ağzından herhangi bir lâf duyduk mu biz? Hayır ben duymadım.

M.EMİN KAZCI - Hayır bir ara şey demişler.

İLHAN KESİCİ- Kulaklarımı da açmış bekliyorum yani.

M.EMİN KAZCI - Bir ara şey demişti. Artık Türkiye'de terlemeden para kazanma devri geçmiştir.

İLHAN KESİCİ- O herhâlde muhalefetteyken söylediği şey.

M.EMİN KAZCI - Yo yok bunu iktidarda ilk 5-6 ay sonrasıydı. Türkiye'de terlemeden para kazanma devri geçti... (Kayıt bozukluğu)

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.