Facebook
Twitter
Bu Dünya Sert Bir Dünyadır
Haluk Şahin | TV8 - Derin Haber | 3.4.2003
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

HALUK ŞAHIN- iyi akşamlar; Derin Haber'e hoş geldiniz.

Derin Haber'de bu haftaki konumuz, Amerika nerede yanlışlık yaptı, Irak savaşında eğer Amerika pek çok kişinin dediği gibi yanlışlık yaptıysa, bu yanlışlık nerede?

Bu fikrin temeli, ünlü oryantalist, Ortadoğu uzmanı profesör Bernard Luis'in "What... wrong", "ne yanlışlık yapıldı" adlı kitabında yatıyor. Luis bu kitabında, İslâm dünyasının Batıya karşı son 500 yıllık süreç içinde nasıl bir yanlışlık yaptığını araştırıyor ve Irak gibi, Afganistan gibi, Ortadoğu'nun diğer bölgeleri gibi ülkelerde biriken öfkenin, bir türlü önü alınamayan sorunların kaynağında neyin yattığını araştırıyordu ve bu arada Türkiye'yi o kümeden biraz ayrı tutuyordu. Zannediyorum bu gece o konuya da geleceğiz.

Harekâtın 16. günündeyiz. Nasıl gittiği ile rivayet muhtelif. Bugün Brüksel'de bir basın toplantısı yapan Amerika Dışişleri Bakanı Colin Powell, harekâtın büyük bir başarıyla gittiğini söyledi. Amerikan kesiminden bu türden haberler geliyor.

Iraklılar ise bunun tam tersini söylemekteler. Medyalara baktığımızda, birbiriyle çelişen manşetler ve yorumlar görüyoruz. Aynı şey bizim medyamız, bizim basınımız için de geçerli.

Birazdan bunlardan bazı örneklere bakacağız ama, bu akşam bu haberin labirentlerinde bizimle birlikte dolaşacak ve bize rehberlik edecek olan değerli konuklarımızı sizlere tanıtmak istiyorum. Sayın İlhan Kesici, DPT eski Müsteşarı, siyaset adamı, düşünür, hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Sağ olun efendim.

HALUK ŞAHIN- Sayın Yılmaz Esmer, Prof. Dr. Yılmaz Esmer'i Yüksek Siyaset Programından da ekibimizin sürekli bir elemanı olarak hatırlıyorsunuz. Kendisini özlemiştik, hoş geldiniz siz de.

Ve daha genç bir arkadaşımız, Posta Gazetesi Dış Haberler Müdürü, köşe yazarı Hakan Çelik. Hakan da yazdığı yazılarla gerçekten hepimizi aydınlatıyor. Hakan, sen de hoş geldin.

HAKAN ÇELİK- Teşekkür ederim, sağ olun.

HALUK ŞAHIN- Şimdi konumuzun derinliklerine inmeden önce, son birkaç gün içinde Amerika'nın Irak'ta karşı karşıya kaldığı durumla ilgili olarak Türk basınında atılmış manşetlerden bazılarına şöyle kısaca bir bakalım.

SPİKER- 28 Mart Cuma, Türkiye: Yanlış hesap Bağdat'tan döner. Bir haftadır Irak'ta beklemediği bir direnişle karşılaşan müttefiklerin savaşla ilgili bütün plânları alt üst oldu.

Aynı gün Milliyet: Savaş uzayacak. Harekâtın kısa sürede biteceğini söyleyen Amerikalı komutanlar, Irak'a girince fikir değiştirdi. Komutanlar şimdi savaş aylarca sürebilir diyor.

31 Mart Pazartesi, Radikal: Amerikalılar çakıldı kaldı. Beklemedikleri bir direnişle karşılaşan koalisyon güçleri yerinde sayıyor. Hava harekâtı hızlanırken, Iraklıların Filistinliler gibi intihar saldırılarını yönelmesi, Amerika Birleşik Devletleri ve Britanya'yı kara kara düşündürüyor.

Aynı gün Tercüman: Amerika perişan. Savaşın ana silâhı füzeler sıfırı tüketti, tanklar bozulmaya başladı. Kara birlikleri yerinden kıpırdayamaz hale geldi. Saddam yıkılmadı.

Savaşa mola. Çöl şartları ve Iraklı milislerin direnişini kıramayan Amerika Birleşik Devletleri ve İngiliz birlikleri perişan oldu. Müttefikler takviye birlikler gelinceye kadar bulundukları yerde savunmaya çekildi.

31 Mart Pazartesi, Akşam: Savaş aylar sürebilir. Amerika Birleşik Devletleri Genelkurmay Başkanı Mayers, savaşın zor kısmının yeni başladığını söyledi.

Reuters, Bağdat yolundaki kara birliklerinin bekleyişinin 35-40 gün sürebileceğini öne sürdü.

31 Mart Pazartesi, Cumhuriyet: Yanlış hesap Bağdat'tan döndü. Savunma Bakanı Ramsweld'in uyarıları savaşa ucuza getirmek için göz ardı ettiği ortaya çıktı.

31 Mart Pazartesi, Ortadoğu: Irak'ta intiharlar. Amerika Birleşik Devletleri Irak'ı bombaladıkça kaybediyor, intihar saldırıları başladı. Bağdat alınsa bile çatışmalar sürecek. Amerika Birleşik Devletleri ambulansları vuracak kadar sıkıştı.

Aynı gün Millî Gazete: Bağdat'a saplandık itirafı. Reuters Ajansına açıklama yapan bazı Amerikan askerleri, kara birliklerinin 35-40 gün hareket edemeyebileceğini söylediler."

HALUK ŞAHIN- Evet bu manşetlere baktığımızda, Türk basınının bu konuda hemen hemen fikir birliği içinde olduğunu biliyoruz. En dincisinden en lâiğine, en sağdakinden en soldakine bütün gazeteler hemen hemen, Amerikan kuvvetlerinin Irak'ta beklemedikleri bir direnişle karşı karşıya bulunduklarını, batağa saplandıklarını, intihar saldırıları başlayınca daha da şaşkına döndüklerini ve savaşın aylar sürebileceğini öne sürüyorlar.

Manşetlerin üzerinde birleştiği konu, Amerika'nın işinin zor olduğu.

Bakalım bir de yorumlar ne diyor, yorumlarda da acaba aynı temalar mı işleniyor.

SPİKER- 28 Mart Cuma, Türkiye-Rahim Er: Irak yerine Amerika Birleşik Devletleri yeniden yapılanacak. Amerika Birleşik Devletlerinin hedeflerine varması haylice zor görünüyor. Irak'a sözüm ona hürriyet getireceklerdi. Bir kere daha yalan söylediler. Irak'a gözyaşı, açlık ve sefalet, zulüm ve vahşet getirdiler. Dünya tarafından lanetleniyorlar. Galiba Irak'tan önce Amerika Birleşik Devletleri yeniden yapılanacak. Bush hem zalim, hem kibirli; böyleleri burunları üstüne çakılırlar.

31 Mart Pazartesi, Radikal-Hasan Bülent Kahraman: Bağdat'taki yanlış hesap. Amerika Birleşik Devletleri savaşı başlatınca her şeyin sona ereceğini var saydı. Savaş başlayacak, yörede bulunan bütün etnik gruplar ayaklanacak ve Saddam diktatoryası Amerika Birleşik Devletleriyle sona erdirilecek. Bu hesap tutmadı.

Aynı gün Cumhuriyet-Nilgün Cerrahoğlu: Lazer savaşı çuvalladı. Beklentiler savaşın ilk haftasında fos çıktı. Saddam ikide bir televizyonlara çıkıp, "Ben iyiyim, merak etmeyin" yollu açıklamalar yapıyor. Amerikan esirleri, cepheden dönen ceset torbaları falan derken en büyük dehşet senaryolarından biri olan, koalisyon güçlerine karşı intihar saldırıları da başladı.

Yakında çöl sıcakları bastıracak. Koalisyon askerleri kimyasal giysileri içinde kavrulacak. Bu, Kuveyt çıkartmasına benzemeyen bir macera.

31 Mart Pazartesi, Vakit-Abdurrahman Dilipak: ...Harabil-Basra: Bir gün bu savaş bitecek, ama bu savaş bittiğinde bu bölgede yıkık dökük de olsa hâlâ bir Irak var olacak. Ama Amerika kıtasının tepesinde bir Amerika'nın var olup olmayacağı şüpheli. Kim Amerika Birleşik Devletlerine güveniyorsa, bilsin ki Amerikan rüyası bitti.

Aynı gün Zaman-Ali Bulaş: Sivil katliam. Amerika ve İngiltere'nin Irak'a karşı başlattıkları savaş ya şiddetli direnişle karşılaştıkları ve uzun yıllar içinden çıkamayacakları bir bataklığa dönüşecek, ya da bir an önce bitmesi için onları nükleer bir güç kullanma gibi bir çılgınlığa sevk edecek. Son ihtimal, herkesi derinden dehşete düşürüyor.

Kontrolünü kaybetmiş bir saldırganın güç kullanımı, büyük bir felâketle bitse de, onun sonunu getirir, bu saldırgan hiper güç, modern bir imparatorluk olsa da fark etmez.

1 Nisan Salı, Posta-Ömer Tarkan: Hezimet ve hüsran. Amerika Birleşik Devletleri savaşı kaybetmez. Bundan şunu anlamak gerekir: George Bush bir zırhlıda veya bir trende Saddam'a teslim şartlarını içeren belgeyi imzalayacak kadar ..ama Amerika Birleşik Devletleri bu savaşı kazanamaz. Belki kısa süreyle Irak'a egemen olur, sonunda Vietnam'daki gibi kuvvetlerini Arabistan'dan çekip, ülkesine döner.

Halklar arasına daha fazla düşmanlık girip kan dökülmeden bunun yolunu hemen bulsalar iyi ederler.

Aynı gün Sabâh-Mehmet Destan: Amerika Birleşik Devletlerinin hesap edemedikleri. Dünyanın tartıştığı tek konu şu: 'Amerika Birleşik Devletleri çöle battı mı, batmadı mı, bu soruya net yanıt vermek olanaksız. Daha savaşın onikinci günündeyiz. Amerika Birleşik Devletlerinin bundan sonraki plânını bilmiyoruz, ama şu gerçeği biliyoruz: Birileri, özellikle Iraklı muhalif gruplar Amerika Birleşik Devletlerini aldatmış."

HALUK ŞAHIN- Evet yorumlar da böyle diyor. Yorumlara baktığımızda yine burada da soldan sağa eleştirel bir tutumun gittikçe daha egemen hale geldiğini görüyorum. Zannediyorum, bu eleştirel tutumun arkasında savaşın dehşet verici manzaraları yatıyor, yani o resimleri gördükten sonra, ölü çocukları, o dehşet verici manzaraları gördükten sonra insanın iyi şeyler söyleyebilmesi gittikçe güçleşiyor. Savaş kuramsal bir tartışma olmaktan çıkıp, yaşamsal bir tartışmaya dönüşüyor.

Bu arada bu yorumlar arasına yansımasa da, çeşitli çevrelerde, özellikle televizyonlarda, özellikle askerî yorumcular arasında, Amerika'nın askerî gücünün, ateş gücünün yüksekliği nedeniyle savaşı kazanmasının kaçınılmaz olduğu ve karamsar tahminlerin biraz fazla abartılmış olduğu da öne sürülebiliyor.

Ben son haftalar içinde çok sık karşımıza çıkan, güzel deyişlerimizden bir tanesiyle söze başlamak istiyorum, ilk sorumu sormak istiyorum.

Biliyorsunuz Türkiye tarihinde ve Türk kültüründe Bağdat kentinin özel bir yeri var, şarkılarda, şiirlerde, atasözlerinde yer almış olan bir kent, bir kentimiz imiş, "Yanlış hesap Bağdat'tan döner" bunlardan bir tanesi. Zannediyorum son zamanlarda çok kullanıldı ve daha da kullanılacak.

HALUK ŞAHİN- Evet çok teşekkür ederim.

Şimdi Sayın İlhan Kesici'ye geçiyorum. İlhan Kesici'ye geçmeden önce şunu söyleyeyim: İlhan Kesici 19 Mart 2003 tarihinde Washington'da Amerikalı ve Türk dinleyiciler önünde dış ilişkiler ve güvenlik konularında önemli bir konuşma yapmış. Ben o konuşma metnini okudum ve o metnin, yani sizin söyleyeceklerinizi herhangi bir şekilde kısıtlamak istemiyorum ama, başlangıcından anladığıma göre, siz pek bir hata olmadığını düşünüyorsunuz gibi geldi, ama 19 Mart tarihli. Acaba 4 Nisan'da yarın, veya 3 Nisan'da bugün hâlâ aynı düşüncede misiniz?

İLHAN KESİCİ- Çok teşekkür ediyorum.

O elinizdeki kitap, sizin de ifade ettiğiniz Prof. Bernard Luise'ın kitabı çok önemli bir kitaptır, dünya entelektüelleri de çok takip etti. Özü itibariyle aslında bizi anlatır, yani Osmanlı İmparatorluğunu, bütün İslâm dünyasını ve Ortadoğu'yu falan anlatır ama özü itibariyle bizi anlatır. Geçen sene de bir konferans için buradaydı Prof. Luise, bizim evde de bir yemek verdik.

PROF.DR. YILMAZ ESMER- Biz gelmedik İlhan Bey.

İLHAN KESİCİ- Bağışlamanızı diliyorum, "next time" diyorum. Bağışlamanızı diliyorum, inşallah hep birlikte oluruz.

Şimdi orada, bütün kitapta, birkaç kere de baktım ben, bütün kitapta dikkatimi çeken iki tane soru soruyor. İslâm dünyasının tamamını anlattıktan, Osmanlı imparatorluğunun tamamını, bu Ortadoğu'nun falan tamamını anlattıktan sonra iki tane önemli soru vardı. Türkiye hariç, yani Türkler ve Osmanlılar hariç, diğer bütün Arap âlemi, İslâm âlemi, Ortadoğu ülkeleri yenildikleri zaman, geride kaldıkları zaman -bunu İngilizce söylesek şey olur mu?- "Who..." "Bunu bize kim yaptı" diye bakar. Bunların içerisinde bir tek, bütün Ortadoğu devletlerinin içerisinde Osmanlı İmparatorluğudur ki, soruyu böyle sormaz, "kim bunu bize yaptı" diye demez, "biz acaba nerede yanlış yaptık" der. Kitabın adının da, bizim büyük sadrazamlarımızdan bir tanesinin raporunun üstüne kitabın adı alınmıştır.

Şimdi o yüzden biz öyle bakmayız, yani biz Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye olarak, "Kim bize bu işleri yaptı" demeyiz herhangi bir başarısızlık söz konusu olduğunda, halk da diyen arkadaşlarımız falan olabilir ama "Acaba bizim hatamız neredeydi" diye bakarız.

HALUK ŞAHİN- Kendim ettim, kendim buldum.

İLHAN KESİCİ- Kendim ettim, kendim buldum. Şimdi yine üç hafta önce İngiliz The Economist dergisi var, sizin açılış cümlenize doğru geliyorum. Economist dergisinin bir kapağı var, yani hatırlarsınız. Kapakta bir tane Amerikalı, silindir şapkalı, bayraklı, yıldızlı bir Amerikan tiplemesi vardır. Müthiş bir kütüphanenin içinde, kitap dolu bütün kütüphane, orada sırtlarında okunması gerekenler görünüyor, Osmanlı tarihi, Arap tarihi, İslâm tarihi, Arap-İsrail harbi, Türk-İran münasebetleri, Türk-Arap münasebetleri falan diye. The Economist dergisi demek istiyor ki, "Bak hemşehrim, bu işler böyle kütüphane bilgileriyle falan öğrenilmez, bu iş biraz hayatla öğrenilir, sadece kitapla öğrenilmez." Tabiî onlar The Economist yazdığı için bunu ...diyor.

Ben de şimdi onu bir basamak ileriye götürmek istiyorum. İngilizler de bu coğrafyaya 1900'lerde geldiler, yani Birinci Dünya Harbinin biraz önünde, ve arkasında şimdi kurulmuş olan, o zaman yoktu, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Filistin vesaire yoktu, ondan sonrasını bilirler. Ben de diyorum ki, asıl bu işleri biz biliriz. Yani bizim en çok bildiğimiz şey, bir kere 300-400 yıl o coğrafyanın bütünüyle ilgilendik biz, idare ettik dersem bazen insanlar güceniyor, yönettik.

Ama Mithat Paşayı meselâ çok biliriz, meşhur sadrazamlarımızdan birisi. Mithat Paşanın meşhur valiliklerinden birisi Bağdat valiliğidir.

Şimdi söyleyeceğim şey çok az bilinir; şair Süleyman Nazif. Süleyman Nazif Beyi şair olarak biliriz. Süleyman Nazif Bey Osmanlı İmparatorluğu zamanında şimdiki Irak üç vilayet idi. Musul vilayeti, Bağdat vilayeti, Basra vilayeti. Ve muhtemelen yeni Irak bu şekilde şekillenecek aşağı-yukarı. Yani federasyon, coğrafî temele dayalı, mezheplere dayalı, neyse yani ama muhtemelen Bağdat, Musul ve Basra gibi teşkilâtlanacak. O teşkilâtlanma Osmanlı teşkilâtlanmasıdır. Süleyman Nazif Bey de, Basra meselâ özü itibariyle Şiî-Araptır, şimdi 33. paralelin altı, Bağdat vilayeti özü itibariyle Sünnî-Araptır, 32 ilâ 36. paralelin arası, Musul vilayeti Türkmen ve Kürtlerin beraber yaşadığı vilayettir, 36. paralelin üstü.

Süleyman Nazif Bey enteresandır. Bütün imparatorluk tarihi boyunca hiç kimsede olmayan bir şeyi yaptı, hem Bağdat valiliği yaptı, hem Basra valiliği yaptı, hem Musul valiliği yaptı, ama Türkiye onu daha çok edebî şahsiyetiyle tanır.

Buradan da benim söylemek istediğim şey şu ki, Türkiye alacağı bütün pozisyonlarda bu müktesebatın üstüne dünya kamuoyuna da, Amerika'ya da, bölgeye de böyle bir şeyler söyleyebilen bir ülke söyleyebilen bir ülke olmalıydı.

HALUK ŞAHIN- Burada bir parantez açabilir miyim, bununla bağlantılı olduğu için. İngiltere 20. yüzyılda Ortadoğu'ya giriyor ve deneyim sahibi oluyor, o kitapları yazıyor. Biz daha önceki dönemde oradayız. Amerika ise 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılda oraların hakimi olma yolunda. Tarihte tuhaf süreklilikler var. Bu Economist'in kapağında, yani "Buraları biz biliriz" imasını şimdi biz İngiliz askerlerinin ağzından da duyuyoruz. Sürekli bir İngiliz askeri Amerikan askeri karşılaştırması yapılıyor. Deniyor ki, "Bakın İngilizler sivil halka ne kadar daha iyi davranıyorlar, ne kadar daha iyi geçiniyorlar, onların dilini ne kadar daha iyi anlıyorlar. Çünkü İngiltere'nin böyle yerlerde deneyimi var, Amerikalılar ise sivil halka çok kötü davranıyorlar, onlara Kızılderili muamelesi yapıyorlar", yani İngilizlerin ağzından söylüyorum. Fakat üçüncü olarak, oradaki söz sahibi olabilecek ülkeden üçüncüsüne ise izin verilmiyor, "Aman sen gelme arkadaş, dışarıda kal" deniyor. Bu niye böyle oluyor, ona geleceğim ama o parmak bastığınız süreklilik çok enteresan hakikaten.

İLHAN KESİCİ- Bu işler biraz "Bush yönetimi olsaydı böyle olur muydu, Clinton yönetimi olsaydı şöyle mi olurdu" ile ilgili bir şey de söyleyeyim, ondan sonra bağlayayım.

HALUK ŞAHIN- Ama benim soruma cevap istiyorum. Sizce Amerika hata yaptı mı, Amerika'nın şu andaki durumunu hata olarak değerlendiriyor musunuz?

İLHAN KESİCİ- Onu tam elimle işaret edeyim. Şuradaki noktada izin verirseniz söylemiş olayım.

Efendim dünya, o metinde de göreceksiniz, gördünüz, Yılmaz Esmer Beye de gönderdim, eline geçmiştir ümidindeyim.

PROF.DR. YILMAZ ESMER- Sağ olun, çok teşekkürler.

İLHAN KESİCİ- 20. yüzyıl bağlanırken şöyle bağlandı. 20. yüzyılda iki tane dünya düzeni var. Birincisi; Birinci Dünya Harbinin ertesinde kuruldu, 1918'de kuruldu, 38'e kadar devam etti. Biraz çok gaddar kurulmuştu o düzen, yani Birinci Dünya Harbinin galipleri tarafından, biz de o yeni düzenin zor unsurlarından birisi olarak çıktık Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak.

20 yıl sürdü. O zaman bu dünya düzenini kuran beş-altı tane devletti. Bizim düvel-i muazzama dediğimiz, İngiltere, Fransa, Almanya malûm, yarı yarıya Amerika vesaire, şimdi birkaç tane devlet. İkinci Dünya Harbinden sonra yeni bir düzen kuruldu, Malta ve onun ertesi. Bu 1945-1990 yılı arasında bu düzen devam etti. Ana hatları itibariyle böyle oluyor bu işler.

Bunu iki tane büyük devlet yaptı. Yani bir yanda bir süper güç olarak Amerika, öbür yanda bir süper güç olarak da Sovyetler Birliği yaptı.

Şimdi o da bitti, 1990'dan itibaren, yenisi kuruluyor. Biz buna Hakan Beyin başlangıçta söylediği gibi Türkiye'de "Yaşasın küreselleşme, güzel küreselleşme" filan gibi, "çiçekler olacak, bahçeler olacak" falan gibi yaklaştık. Dünyanın önemli bölümü de böyle yaklaştı, biz de böyle yaklaştık.

Yani bu küreselleşme böyle olacak, ay ne güzel 21. yüzyıl diye. Hâlbuki şimdi bir üçüncü dünya düzeni kuruluyor veya 21. yüzyılın ilk dünya düzeni kuruluyor. Bunun bir evvelkilerden, tabiî sonuçları itibariyle farklı olacak ama, aktörleri itibariyle en önemli farkı şu: Birincisi; beş-altı tane devlet beraber kuruldu. İkincisini iki büyük süper güç yaptı. Üçüncüsünü şimdikini Amerika diyor ki, bütün kargaşa oradan çıkıyor, Amerika diyor ki, "Ben bunu tek başıma yapacağım, başka hiçbir ortak istemiyorum". Bu iyidir kötüdür ayrı bir bahis, ama böyle diyor, böyle yaklaşıyor.

HALUK ŞAHİN- Yani bunu bir zamanlar Roma diyordu, şimdi de Amerika diyor.

İLHAN KESİCİ- Zaten yazılanlar çizilenler iyi takip edilse, yani 1995'ten sonraki yazılanlar çizilenleri kastediyorum, şimdi eskiden, biz "eski" dediğimiz zaman 50 sene önceki falan akla gelirdi, şimdi eski denildiği zaman Haluk Bey iki sene öncesi. Yani bir şeye "Eskiden önce bakılıyordu" dediğimiz zaman, meselâ ben iki sene önceyi kastediyorum, beş seneye kadar falan da gitmiyorum.

Bu iki-üç sene öncesine kadar şu söyle zannediliyordu, ben de öyle zannedenlerden birisi idim, bunu konferansını da verdim, çok toplantısına da katıldım. Yani bu söylediğim şey, Plânlama Müsteşarlığımda ve milletvekilliği sırasında da Dışişleri Komisyonu üyesi olarak katılıyordum, şöyle zannedildi; 1989-1990'da Sovyetler Birliği çöktükten sonra "Tamam iki süper güç gitti, dünya artık tek süper güç oldu, Amerika Birleşik Devletleri", bunda şüphe yok. Ama Amerika'yı hemen takip eden başka büyük güçler var. Meselâ bir tanesi Avrupa Birliği. Yani büyük güç demek, dünya ölçeğinde ekonomik güç, dünya ölçeğinde askerî güç, dünya ölçeğinde politik gücünüz varsa, bir büyük güçsünüz. Üçünü bir araya getirenin adı süper güç; dünya ölçeğinde askerî, politik, ekonomik. Bu Amerika, tamam. Avrupa dünya ölçeğinde bir askerî güç değil, ama dünya ölçeğinde bir ekonomik güç ve belli bir bölgesel ölçekte politik güç olarak kabul ediliyordu.

Rusya Federasyonu, dünya ölçeğinde ekonomik güç değil, bölgesel ölçekte bir politik güç, ama dünya ölçeğinde bir askerî güç zannediliyordu.

Uzak Asya'da da Japonya, dünya ölçeğinde askerî değil, politik değil ama bir ekonomik güç zannediliyordu.

Bu zan 1998 yılına kadar hem dünya entelektüelleri arasında, hem dünya devlet adamları arasında böyle idi. Meselâ ben de böyle gören, bu istikamette konferanslar veren bir insandım. Ama 1998'den itibaren aslı biraz daha geriye gittim ben 9*5, 96'dan sonra Amerikalı entelektüeller, Amerika'da Cumhuriyetçilerle demokratların çok mühim bir farkı var, biz buradan çok görmeyiz, Amerika dediğimizde hepsini beraber falan, özellikle Cumhuriyetçi entelektüeller ve Cumhuriyetçi politikacı yetiştiren enstitüler gördüler ki, bu tanım yanlış, yani bir tane süper güç var; Amerika, diğerleri de dünyada büyük güç, bu yanlış. Ya ne var, doğrusu ne? Sadece ve sadece Amerika var, diğerleri hiçbir şey değil.

Şimdi bu enteresan bir hüküm cümlesi. Yani bizim hoşumuza gitsin gitmesin falan diye söylüyor değilim de, Amerika Cumhuriyetçi entelektüelleri ve devlet adamları, meselâ ben bir tanesine, meselâ Rusya'nın bizim bildiğimiz kadarıyla 2000 tane nükleer başlıklı füzesi var dedim şimdiki yönetimin mühim insanlarından bir tanesine. Adam dedi ki, "Hurda fiyatına satsınlar".

HALUK ŞAHIN- Yani onu attığı zaman onun Amerika'ya varması mümkün değil. Yani karşı öyle sistemler geliştirilmiş, öyle savunma şeyleri geliştirilmiş ki, hiçbir anlamı yok anlamında.

İLHAN KESİCİ- Şimdi neden böyle davrandı bölümü, bunun farkına varınca, araya da -Yılmaz Beyin çok iyi bir şekilde işaret ettiği gibi- 11 Eylül gibi bir enteresan hadise de girince, hem halkının psikolojisine, hem dünyanın psikolojisine, hem devlet adamlarının psikolojisine, ?O zaman gün bugündür" dediler gibi geliyor bana.

Tabiî terör mücadelesi var, terörü destekleyen devletler var, terörü destekleyen paralar var, çok büyük kaynaklar var. Bunların da birtakım haydut ellerde kalması vesaire. Ama şimdi asıl, "Ben bu yeni dünyayı kuracağım". Hatırlarsınız baba Bush'un zamanında "yeni dünya düzeni" diye bir lâf geçti, bu altı ay falan tedavülde kaldı, ondan sonra tedavülden kalktı, kullanılmaz oldu.

Benim kanaatim, o zaman dünyanın itirazını gördüler, bunu piyasadan çektiler. Ama baba Bush ile ... birlikte yazdıkları, eski ulusal güvenlik başdanışmanı, birlikte yazdıkları bir kitap var, iki sene önce çıktı; The World Transform; transforme olan, değişen dünya. Kitapların teşekkür bölümü olur ya, siz kitap yazıyorsunuz, "Bana yardım eden Yılmaz Esmer Beye de, ilhan Kesici Beye de, Hakan Çelik Beye de çok teşekkür ederim" falan gibi, onun teşekkür bölümüne bakılırsa, şimdiki -bu seçimden önceydi, yani Bush yönetimi başa gelmeden evveldi- seçimden önce olmuş olmasına rağmen şu anda yönetimde bulunan ne kadar insan varsa, kitapta teşekkürü var, bir kitap teşekkürü.

Şimdi Amerikalılar meseleyi böyle algılar. Biz nasıl algılarız?

HALUK ŞAHİN- O büyük vizyon içinde, Amerika tek güç, tek süper güç, diyor ki, ?O halde dünyanın ne olup bittiğini ben biliyorum, ben karar veririm." Bu büyük vizyon içinde Irak meselesine gelecek olursak ve aradan geçen şu 16 günü değerlendirecek olursak sonuçları itibariyle, sizce Amerika bir yerde yanıldı mı?

İLHAN KESİCİ- Efendim dünya halklarına iyi anlatmadı, kendini en azından, bizim derdimiz falan değil de. Ben bizimle ilgili olan bölümünü söyleyeceğim.

HALUK ŞAHİN- Ona geleceğiz, Türkiye ile ilişkileri uzun uzun konuşacağız.

İLHAN KESİCİ- Dünyaya iyi anlatamadığı belli. Hâlbuki yeni dışişleri diplomasisinde, eskiden de öyleydi belki ama şimdi çok daha fazla öyle, yeni dışişleri diplomasisinde ülkelerin dış politika gücü, işte ekonomik gücünden gelir, askerî gücünden gelir vesaire, yeni eklenen unsur, dünya halklarının verecekleri destek, anlayış. Demek ki, burada müthiş bir anti-Amerikan hava varsa, hem Türkiye'de, hem bütün dünyada, o zaman dünyadaki insanlara teker teker veya toplu halde meselesini iyi anlatamamış demektir, haklıysa bile. Bizi ayrıca ilgilendiriyor ama.

Sizin televizyonunuzun, benim de çok beğendiğim bir programcısı Turan Yavuz'un tahmin ediyorum iki gün önce, "Amerika ne yapmak istiyor? Irak bu işin sonucu mu, yoksa Irak sadece başlangıcı mı" diye müthiş bir televizyon programı vardı, inşallah seyircilerimiz, izleyicilerimiz bakımından yeniden tekrarlanmasında ben çok fayda görürüm. Müthiş bir perspektifle, bundan sonraki hamlelerin neler olacağını çok iyi anlatan bir şeydi.

O yüzden bu Irak hadisesini biz sadece dünya entelektüelleri değiliz, yani Portekiz'deki entelektüeller olarak şimdiye kadar baktık gibi, ama biz bir de aynı zamanda Türk entelektüeliyiz.

HALUK ŞAHİN- Ona geleceğiz. İzin verirseniz kısa bir ara verelim. Devam edeceğiz.

(Reklâm Arası)

HALUK ŞAHIN- Evet Derin Haber devam ediyor. Derin Haber'de, "Amerika nerede yanıldı" sorusuna yanıt arıyoruz. Sora sora Bağdat bile bulunurmuş, biz de bu sorunun cevabını arıyoruz, henüz bulabilmiş değiliz. Çeşitli olasılıklardan söz edildi. Bu arada ara vermeden önce Sayın Kesici, Amerika'nın kafasındaki büyük plânı dünya halklarına iyi anlatamamış olduğunu söyledi ve bunun bir hata olabileceği anlamında bunu söyledi zannediyorum.

Amerika'nın dünya halklarına bir şeyi anlatamaması, burada bir Amerikalıların deyişiyle "piar" sorunu, halkla ilişkiler sorunu olduğunu gösteriyor. Bu halkla ilişkiler denilen alanın, bilim diyorlar ben bilimi kullanmıyorum, becerinin, alanın mucidi Amerikalılar. Ve Amerikalılar bunu "rıza üretme sanatı" olarak da tanımlıyorlar. Yani zorla insanlara birtakım şeyler yaptırmak yerine, onları ikna ederek, kandırarak, inandırarak belirli şeyleri yaptırmak. Amerika Birleşik Devletleri bunun müthiş bir örneği. Yani kendi içindeki büyük adaletsizliklere, eşitsizliklere rağmen, insanların mutlu olduklarını sandıkları ve mutlu oldukları bir ülke. Kendi ülkesinde bunu başarıyla yapmış ama sizin söylediğinizden de ben anlıyorum ki, Amerika özellikle bu son durumda bunu dünyaya anlatamadı. Çünkü bakıyoruz her gün, dünyanın dört bir fanında büyük anti-Amerikan gösteriler yapılıyor. Türkiye'de anti-Amerikanizm 1970'lerden sonra kaybolmuştu, şimdi tekrar izlerini görmeye başlıyoruz, hem İslamcı kesimde, hem sağda, hem de sıradan yurttaşlar arasında.

HALUK ŞAHIN- Şimdi böylece bir dünya manzarasına baktık. O dünyanın bir parçası olarak Türkiye'ye gelmek istiyorum Sayın Kesici. Siyaset dünyamızın içindesiniz. Olayları yakından izlediniz, izliyorsunuz. Bu ikna problemi Türkiye için de var, iki şekilde ikna problemi oldu, bir, Amerika Türkiye'yi ikna edemedi, bir de AKP iktidarı Amerika'ya bir şey yapmak istedi, yardım için bir şeyler yapmak istedi, onlar da ikna edemediler, kendi adamlarını da ikna edemediler, toplumu da ikna edemediler. Ve ben zaman zaman ikna etmeye çalışıyorlar mı, yoksa tersini mi yapıyorlar diye de tereddütlere düştüm. Acaba Tayyip Erdoğan bunun geçmesini istiyor muydu, istemiyor muydu, bir iletişim uzmanı olarak benim zaman zaman kafam karıştı, "Allah Allah bu adam ne diyor, öyle mi olsun, böyle mi olsun" diye kafamdan sorular geçti ve sonunda bugün geldiğimiz yere geldik.

Amerika'nın Türkiye'deki ikna problemini, AKP'nin bu konudaki ikna problemini nasıl analiz ediyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Ben ikisini birden çok yanlış buluyorum. Bu hüküm cümlesini söyledikten sonra, Yılmaz Esmer Beyin bıraktığı noktada bir şey ifade edeyim ben, bu söyleyeceğim şey dergi bilgisidir, yani bizzat bildiğimiz bir şey değil; 1967 harbine doğru, yani Arap-İsrail harbi, İsrail'in harp ve harple ilgili siyasetçileri Arap psikolojisini anlayabilmek bakımından -onlar tabiî Arapçayı da gürül gürül bilen insanlar- İsrail kendi medyalarından ve kamuoylarından bütünüyle soyutlanıp, sadece Arap televizyonları aylarca, sadece Arap gazeteleri, sadece Arapların dergilerini takip ederek üç ay, veya altı ay galiba, "Bu Araplar nedir, nasıl yaklaşıyorlar, bu Arap-İsrail yaklaşımına nasıl bakacaklar" falan diye beyninin içine, sadece bununla meşgul olmuşlar. Harpten sonra böyle bir şeyi,

HALUK ŞAHIN- Biz de tam tersini yaptık. Bir zamanlar Rusça öğreneni içeri attık, Arapça öğrenmeyi yasakladık, Yunancayı hiçbir okulumuzda öğretmedik.

İLHAN KESİCİ- Aynısına ilâveten, demin Süleyman Nazif Bey Bağdat, Musul, Musul, Basra valiliği falan yaptı dedim, ama bizim Dışişleri Bakanlığımızda meselâ bir Ortadoğu enstitüsü yoktur. Arapça bilen müthiş büyükelçiler falan yoktur, yani bu bizimle ilgili.

Öbür hadiseye gelirsek, Türkiye ile ilgili olan bir şey, bizim hükümetimizin de çok fazla şeyi var ama önce Amerikalılarmkini söyleyeyim. Ben Türkiye'ye döndükten sonra, o konferanstan sonra müthiş bir anti-Amerikanizm gördüm, ben de söyleyeceklerimi biraz da halkın o derecede hissiyata sahip olduğunu dikkate alarak da ters bazı şeyler söylüyorum ama onu da biliyorum yani. Bir; endişeleri gruplandırmaya çalıştırdım. Neden bizim, siz de ifade ettiniz, 70'ten sonra hiç böyle anti-Amerikanizm ölmüşken, ilâveten bu IMF yardımı, Clinton'un gelmesi, müthiş bir Amerikan havası çıkmışken niye böyle oldu? Birkaç grup, milliyetçilerde de, İslâm hassasiyeti biraz daha yüksek olan arkadaşlarımızda da, laik çevrelerde de, devletçilerde de, herkeste birden bir endişe oldu.

Ben onları şöyle topladım: Bir; birden bire 80 bin Amerikan askerinin Türkiye'de konuşlanmasıyla ilgili bir durum çıktı ortaya. Bu nedir bilmiyoruz, bizim hükümetimiz de bize bir şey söylemiyor. Yani bu tür hâllerde hükümetlerin ve Başbakanların görevi, halkını bilgilendirmek, bilgilendirmek, bilgilendirmek.

Buna en iyi örnek Tony Blair'dir. Yani partisinin parçalanması pahasına, İngiltere'de iki partili sisteme yakın bir sistem var, Tony Blair'in kendi partisi parçalandı ama muhafazakâr parti, asırlık karşı parti Tony Blair ile beraber oldu. Bir gün bakıyorsunuz üniversite öğrencileriyle konuşuyor Tony Blair, televizyonlarda bütün dünyaya hitaben. Bir gün bakıyorsunuz işçilerle konuşuyor, bir gün bakıyorsunuz iş dünyası ile konuşuyor, bilgilendiriyor.

HALUK ŞAHIN- Ve bu arada hakaret ediliyor, yerden yere vuruluyor. Yani bu toplantılar hoş toplantılar da değil.

İLHAN KESİCİ- Partisi de paramparça oldu, ama bu tür zamanlar bu zamanlardır, yani devlet adamlarının, yaptıkları işin ne olduğunu bildiklerini, neye adım attıklarını anlamaları bakımından halktan anlaşılacak. Meselâ yüzde 72'si en son Gallup araştırması var, Amerikan halkının yüzde 67'si Bush'un arkasında, ama İngiliz halkının yüzde 72'si Blair'in arkasında. Ben burada Blair'in halkına çırpınarak, eğri doğru, ama ne yapmak istediğini anlatıyor.

Bu hava Türkiye'de birden bire -ben dahil- 80 bin Amerikan askeri Diyarbakır'da ve etrafında konuşlanacak, bütün bir acabalarla dolu yani, acaba niye, yani bir ay öncesine kadar böyle bir hal yoktu, hiç kimse bize bir şey söylememişti, bu nereden çıktı, acaba biz de bir sıkıntıya girecek miyiz?

HALUK ŞAHİN- Yani burada şey mi var; Hükümetin Türk halkına yeterli açıklama yapmaması, yani modern demokrasilerin vazgeçilmez bir unsuru olan bu iktidar çabasına girişmemesi.

İLHAN KESİCİ- Girişmemesi. Ondan evvel de "Acaba bunlar algılıyorlar mı", yani bizim hükümetimiz şu olan biteni,

HALUK ŞAHIN- Acaba onlar kendileri anladılar mı?

İLHAN KESİCİ- Bu olan biten nedir, bu olan biten acaba, 11 Eylül falan dolayısıyla Usame Bin Ladin türü bir şey midir, Irak başlangıcı ve bitişi midir? Acaba öyleyse, yani yazık değil mi falan, hadiseyi algılayıp algılamadıkları. İki; algıladılar ise, ona göre pozisyon alma cesareti içerisinde olup olmadıkları. Çünkü bakıyorsunuz, yine en son Abdullah Gül Bey, Dışişleri Bakanımız, "Stratejik ortağız" dedi, yani Colin Powell ile yapılmış olan görüşmede. Bu stratejik ortaktan o başka bir şey anlıyor, biz ve dünya başka bir şey mi anlıyoruz.

Şimdi bu 80 bin işi nereden çıktı, ama bizim hükümetimiz bu teskereyi sevk etti, yani Amerikan hükümeti getirip bizim parlâmentomuza, "80 bin askerin de Diyarbakır ve civarında konuşlanmasını istiyorum" teskeresini Amerikan hükümeti sevk etmedi, bizim hükümetimiz, aynı hükümet, Başbakan, Dışişleri Bakanı değişikliği falan oldu sadece, bütün bakanlarıyla aynı. Bu nereden çıktı, neden öyle 80 bin askerin konuşlanmasına rıza gösteren bir teskereyi biz bu Meclise sevk ettik.

HALUK ŞAHÎN- Daha öncesi var. Daha öncesi, bu 80 bin kişinin gelmeden önce tesislerin, bunların girişinin hazırlanmasıyla ilgili bir teskere daha gelecek.

İLHAN KESİCİ- Peki, ondan sonra da 264 evet oyu verdi iktidar partisinin milletvekilleri, ama reddedildi, reddedildikten sonra bu çoğunlu bir direniş tarzında takdim edildi. Yine aynı partinin yetkilileri, yöneticileri ve hükümet tarafından. Bu,garip bir şey, demek ki, ya ne yaptıklarını tam bilmiyorlar veya bildiklerini halka anlatırlarsa, halktan kendilerine kızılacağı kanaatindeler.

İki; Amerika'nın ve bizim hükümetimizin yine yanlışı olmak üzere gördüğüm hadise; biz Amerika'nın müttefikiyiz, stratejik ortaklığımız var, NATO'da beraberiz, her şeyde beraberiz, çok iyi çok güzel, fakat bu 1,5 milyonluk bir aşiretin lideri Barzani, tamamı 1,5 milyon, bunun aşağı yukarı 14 yaşın altındaki nüfusu 700 bin, yani 14 yaşın üstünde ancak 700 bin adamı var, fakat acaba Amerika'nın gözünde Barzani Türk ittifakına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ittifakına tercih mi ediliyor gibi hem beni, hem başka insanları böyle bir endişe kapladı, acaba böyle bir şey mi? Bana göre öyle bir şey katiyen söz konusu değil.

HALUK ŞAHİN- Ama o biraz da sanki manipüle edildi gibi. Birileri Amerikalılar acaba bizim o zaafımızı kullanmaya çalıştılar mı, çalışmadılar mı, onu da ayrıca konuşalım.

İLHAN KESİCİ- Bir grup endişe de bu. Burada her iki tarafın da bütün başarısızlığını söylüyorum. Acaba Barzani Türkiye gibi bir devlete, bölgenin lideri, Türkiye sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti değil ki, hem İslâm âleminin, Osmanlı coğrafyasının, hem de Osmanlı coğrafyasında olmayan Hazar Havzası, Hazar'ın doğusundaki bütün Türk Cumhuriyetlerinin aşağı-yukarı önemli bir gücü. Türkiye böyle bir yer. Fakat böyle bir yer derken biz, acaba böyle bir 700 bin kişilik Barzani aşireti bize tercih mi ediliyor? Eğer ediliyorsa ?çek kopsun" tarzında bir psikoloji.

Üçüncü bir hadise; acaba Musul ve Kerkük, hem bizim tarihten ilgilerimiz falan var, hem petrolle ilgili müthiş kaynaklar tabiî, o Irak petrolleri, biz petrol falan diye geçeriz ama şimdi 1,5 milyon ton, 1,5 milyon varil/gündür üretimi, ama harp bittikten sonra 6 milyon varil/güne gelecek. Bunu yıla ibra ederseniz bir yıllık üretimi 300 milyon ton eder. Parasal değeri 40 milyar dolar civarında para eder ve Türkiye'nin mesele o 300 milyon ton, Türkiye 25, 26, 27 milyon ton kullanır, demek ki 300'ü biz bölersek, Türkiye'nin 12 yıllık ihtiyacını, Türkiye gibi 70 milyonluk bir ülkenin 12 yıllık petrol ihtiyacı bir yılda üretiliyor, dahası da var gibi görünüyor. Acaba bunun en büyük damarı olan Musul ve Kerkük petrollerini bir kendini bilmez adamın eline mi teslim edecek gibi bir endişe var.

Bir dördüncü grup, bu ...teorisiyle ilgili, Hasan Bey de ifade etti, siz de ifade ettiniz, acaba bütün bu İslâm âlemine bir harp mi ilân ediliyoruz, biz de elhamdülillah Müslümanız, öbürleri de İslâm kardeşlerimiz, din kardeşlerimizdir, acaba böyle bir hal mi var?

Bana sorarsanız bu acabaların tamamı, yani işin doğrusuna bakılırsa, ben şahsen tabiî hiçbirisini geçerli görmüyorum ama asıl devlet bilgisi bizi yöneten hükümetimizde. Yani netice itibariyle onlar bizi de yönetiyorlar, ben can-ı gönülden başarılı olmalarını istiyorum. Başka şeylerle de bakıldığında, ekonomideki halleriyle ilgili olarak da bakıldığında, meseleleri ucuz ele aldıkları, meseleleri hafife aldıklarını görüyoruz. Meselâ grup toplantısında bir hanımefendi bilezik veriyor, "Ekonomimiz darda ise bununla kurtarın" diyor. Sayın Başbakan bir televizyon programında diyor ki, "Biz Allah'ın izniyle bu ekonomiyi düzelteceğiz. Çünkü gördüğünüz gibi, televizyonların da gördüğü gibi, bizim insanlarımız bileziğini bile veriyor" falan. Veya Uğur Dündar Beyin televizyon programında diyor ki, "Orman Kanununu getiriyorum, 25 milyar dolar oradan gelecek" falan.

Bu, rakamlarla dalga geçmek demektir, yani Türkiye'nin meselelerini hafife almak, rakamlarla dalga geçmek demek, rakamlara dans ettirmek demek, bu anlamda söylüyorum.

HALUK ŞAHIN- Derin Haber'in sonlarına yaklaşıyoruz. Konumuz, Amerika nerede yanlış yaptı, bunu tartıştık, Amerika'nın nerelerde yanlış yapmış olabileceğini tartıştık.

Şimdi Sayın Kesici yanlışlar yapıldı, iki taraftan da yanlışlar yapıldı. Herkes bu konuda farklı ağırlıklar verebilir, kimin kabahatinin daha fazla olduğuna ama o geçmişte kaldı artık. Dün Colin Powell Ankara'da idi, birtakım görüşmeler yaptı. Türkiye ile Amerika arasındaki ilişki, stratejik yanı değil, önemli bir ilişki. Şimdiki durumu nasıl görüyorsunuz Türk-Amerikan ilişkileri açısından ve bu ilişki nereye gitmeli, nasıl gidebilir?

İLHAN KESİCİ- Ben mevcut hükümetimizin hem dünyayı, hem de bu olan biteni tam algıladığı kanaatinde değilim. Algıladılarsa hafife aldıkları kanaatindeyim. Hafife aldıklarının çözümü de zaten çözümsüzdür, yani düzgün bir şey çıkmaz. Ama AK Partisine oy vermiş olan insanlar hepimizin insanlarıdır. Aşağı-yukarı 10 milyon civarında oy aldı. Türkiye'de de 13 milyon aile var. Demek ki, ortalama her aileden bir kişi Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy verdi, bizim insanlarımız bunlar. AK Parti Hükümeti başarılı olursa, bu işten hepimiz istifa etmiş olacağız, yani o anlamda başarısızlığını falan istiyor değiliz.

HALUK ŞAHIN- Daha da önlerinde 4,5 yıllık bir zaman var.

İLHAN KESİCİ- Önlerinde de süre var, ama ben hadiselerde eğer bir kusur, kabahat, eksiklik falan varsa, hiçbir şekilde başkasında aramaktan yana olan bir insan değilim, tabiatım öyle. Eğer bir şey varsa kendimizde aramalıyız. Burada da Türkiye'nin eğer yanlış giden bir şeyleri varsa, aynen o kitapta söylediği gibi, Osmanlı İmparatorluğunu ve diğerlerini mukayese ederkenki gibi, yani "Kim bize bu yanlışı yaptı" diye bakmak yerine, "Biz kendimiz nerede hata yaptık" diye bakmak, onun üstüne devam etmek lâzım.

Bir kere bizim coğrafyamız zor bir coğrafya Haluk Bey, bu dünyanın en zor coğrafyasıdır. Portekiz, bazen gönlüm öyle istiyor, bizimkiler buraya gelirlerken Orta Asya'dan keşke Portekiz'e gitselermiş falan diye, Portekiz'in bir tane komşusu var, sağına bakıyor ispanya var, soluna bakıyor okyanus, Atlas Okyanusu, yani ne kadar güzel bir şey. Ama Türkiye'nin etrafına bir bakın. Dünyada bizim kadar çok komşusu olan, çok problemli komşusu olan başka ülke yok. Yani Cumhuriyet Hükümetlerini, Cumhuriyet Devletini komşuları ilişkileri bakımından çok suçlamam, yani etrafımız çok karmakarışık bir etraf.

O yüzden, bu coğrafya zor coğrafyadır. Burayı yönetecek olan insanların Hariciye bürokrasisi, ekonomi bürokrasisi, askerî bürokrasisi, dünyanın en gelişmişleri olması lâzım.

Bizim Dışişleri bürokrasimizin bir yığın eksiği var. Bir tanesini söyledim; Ortadoğu enstitüsü ve uzmanı bile doğru dürüst yok. İyi yok da, acaba Dışişleri Bakanlığının bütçesi ne meselâ? Dışişleri Bakanlığının bütçesi 550 trilyon lira. Cari dolara falan bölelim, işte 300 milyon dolar. Bu ne demek? Türkiye'nin biç; günlük faiz harcaması 100 milyon dolar. Biz bir günde, bismillah deyip devletin kasasını açıyoruz, akşam altıda kapattığınızda 100 milyon dolar borca faiz veriyoruz. Bunun daha büyük bir bölümü iç borca faiz veriyoruz. Ama bu belâlı coğrafyada, bu zor coğrafyada dışişleri politikamızı gereği şekilde yönetsinler diye kurduğumuz organizasyona, Dışişleri Bakanlığına, üç günlük faiz parası kadar para ödüyoruz. Bunun üstünde çok durulması gereken bir şey.

Colin Powell ile Abdullah Gül bey konuştular. Ben not da aldım televizyondan. Colin Powell dedi ki, "Bizim ortaklığımız, eğer bir itiraz edilecekse, Abdullah Gül Beyin Dışişleri Bakanı olarak veya hükümetin etmesi lâzım, ben bu noktada beraber değilim diyecekse. Dedi ki, "Bizim partnership'imiz" yani bizi dinleyenlerin bağışlamasına sığınarak İngilizce söylemek istiyorum, "... each other, for each other" ve hepimiz de alkışladık, hükümet de, Abdullah Gül Bey de ne kadar memnundu değil mi Colin Powell ile yapılan görüşmeden ve basın toplantısından.

Adam açıkça diyor ki, nasıl tercüme edelim, birbirimiz için, eğer buna hükümetin itirazı varsa, yani benim seçmenim şöyle diyor, benim milletvekillerini böyle diyor, benim Meclis Başkanım böyle diyor, benim aklım buna yatmıyor falan diyecek ise bunu diyecek. Demeyecek ise, ondan sonra Colin Powell hepimizin gözüne bakarak televizyonda söylüyor. Ben itiraz etmiyorum da yani eğer onlar itiraz ediyorsa, ...each other ve for each other'a itirazınız varsa bunu söyleyeceksiniz.

Şimdi lâfları toplayalım.

Türkiye coğrafyasında vazgeçilmez üç tane unsur var. Bir; Amerika Birleşik Devletleri dünyanın süper gücüdür. Buna rağmen biz bu coğrafyada başarılı işler yapacağız demek yanlıştır. Demek ki, Amerika ile belli bir beraberliğimiz olacak.

İki; Türkiye'nin Avrupa Birliği ile hem 150 yıllık bir münasebeti vardır, hem de Türk ekonomisinin tamamı neredeyse Avrupa Birliği ile entegre hale gelmiştir, Avrupa Birliğini de bir kenara atarak herhangi bir şey yapamayız, ekonomimiz o halde de çöker.

Etrafımızda adına "Arap coğrafyası" veya "İslâm coğrafyası" diyeceğimiz bir coğrafya vardır. Televizyonda Bağdat'ta ezan, biz bazen ezanı daha saygı değer kullanacağımız zaman ezan demeyiz de Ezan-u Muhammedi deriz, yani saygının mertebesini biraz artırırız, bir Ezan-ı Muhammedi okunuyor, üstüne siren oturuyor, üstüne bomba sesleri geliyor, biz bu coğrafyada yaşıyoruz, hepimizin tüyleri diken diken oluyor. Demek ki, biz bu coğrafyadan, bu dinden, bu dinle ilgili insanlardan da vazgeçemeyiz.

Dört; Hazar Havzası, Kafkasya, Hazar, Hazar'ın doğusunda daha yakın münasebetler içinde olmamız gereken Türk Cumhuriyetleri var.

Bu dördünü de dengede tutmamız lâzımdır.

HALUK ŞAHİN- Siz benim adıma çok güzel toparladınız, çünkü benden bir toparlama yapmam isteniyordu.

Biz bu coğrafyada yaşıyoruz, sorunlarıyla ve güzellikleriyle. Bu akşam daha çok yanılgı ve hatalar üzerinde durduk ama bu coğrafyanın zenginlikleri ve güzellikleri de var. Umarım onların da tadını çıkartırız bir gün.

Bir Derin Haber'in daha sonuna gelmiş bulunuyoruz.

Bu haberin labirentlerinde dolaşmamızda bana yardımcı oldukları için

Sayın ilhan Kesici'ye, Sayın Prof. Dr. Yılmaz Esmer'e ve gazeteci dostum Hakan Çelik'e çok teşekkür ediyorum.

Sizlere iyi geceler diliyorum; iyi geceler, derin uykular ve uyanık yarınlar.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.