Facebook
Twitter
ABD Seçimleri
Sedef Kabaş | SkyTurk - Haber Ötesi | 15.11.2004

SEDEF KABAŞ - Evet, Amerika'daki Başkanlık seçimlerinin başlamasına saatler kaldı. Cumhuriyetçilerin tartışmalı adayı Bush ile Demokratların pek de istikrarlı bir siyasî çizgi ortaya koyamadığı için eleştirilen adayı Kerry arasında başa baş bir mücadele var.

Bir önceki seçimleri Gore'u kıl payı geçen Bush Başkanlık koltuğuna oturmuş, ama uzun süre başkanlığı tartışılmıştı. Şimdi belki Bush'u benzer bir sonuç bekliyor olabilir.

İşte şimdi Başkanlık seçimlerinde iki aday arasındaki temel farkları, artılarını, eksilerini ve en önemlisi Türkiye'ye bakışlarını konuşacağız.

Konuğum Türkiye Amerikan ilişkilerini yakından takip eden bir isim. Sayın İlhan Kesici.

Hoş geldiniz efendim.

İLHAN KESİCİ - Sağ olunuz, hoş gördük.

SEDEF KABAŞ - Evet, şimdi aslında sadece Amerika Birleşik Devletlerini değil herkesin tahmin ettiği gibi tüm dünyayı ilgilendiren bir seçim bu kimin Başkan olacağı Amerika'da.

Yalnız bir önceki seçimlerde Bush ve Gore arasında kıl payı giden bir seçim kaosu yaşamıştık. Hatta Amerikan seçimleri bir fiyasko olarak nitelendirilmişti. Şimdi görülen o ki Bush ve Kerry arasında da çok başa baş giden bir mücadele var.

Şimdi böyle bir yakın yarışma, yakın takip söz konusu ise acaba bu biraz da Bush ve Kerry arasında çok da temel farklar olmamasından kaynaklanıyor diyebilir miyiz acaba?

İLHAN KESİCİ - Tabiî, bugün itibarıyla, dün farklıydı ama, bugün itibarıyla ben en son buraya gelmeden önce diyelim Amerikan televizyonları ve İngiliz televizyonlarından edindiğim intiba, bizim televizyonlar da yansıtıyorlar onu, en son yüzde 47-47 gibiydi. Ki bunun zaten yüzde 3'lük de bir hata marjı vardır, payı vardır. Yani gerçek anlamda kıl payı gibi görünüyor.

SEDEF KABAŞ - Evet, şimdi yalnız bir son anketler var, çok kısaca onları aktarayım izleyicilerimize. Bunlar belli başlı bazı haber kurumlarının yayınladığı, yeni yayınladığı, bugün yayınladığı anketler.

Newsweek Dergisi: Bush yüzde 50, Kerry yüzde 44 görünüyor. Washington Post: Bush yüzde 48, Kerry yüzde 48 ve Reuters: Bush 48, Kerry yüzde 48 demiş. Son derece başa baş giden bir tablo var.

İLHAN KESİCİ - Evet, çok. Şimdi aslında Kerry'nin performansı çok yüksek oldu, yani zannedilenden, umulundan çok parlak bir performans gösterdi. Ben de yakın takip ettim ama, başlangıç, yani bundan 2 ay önceki halleri yüzde 53'e 39'la başladılar.

Yani 53 Bush, 39 Kerry gibiydi. Aşağı yukarı bir 5-6 puan Bush'tan iner gibi oldu, 5-6 puan Kerry çıkar gibi oldu. Bunda Kerry'nin performansının çok parlaklığının önemi var, rolü var.

SEDEF KABAŞ - Peki performans derken bunu biraz açabilir miyiz?

İLHAN KESİCİ - Tabiî memnuniyetle.

O arada iki tane Bush'un aleyhine olabilecek olan, mevcut Amerikan Başkanının aleyhine olabilecek olan iki tane büyük olay oldu.

Bir tanesi kitle imha savaşı silâhları konusudur. Daha doğrusu, Irak harbiyle ilgili olmak üzere üç tane temel nokta vardı, onu sizinle tam harbin önündeki bir sohbette beraber tartışmıştık.

Bunlar şöyleydi: Bir, Saddam bir diktatördür, zalim bir diktatördür. Hem kendi halkına hem komşularına çok zarar verme kabiliyeti yüksek olan bir adamdır. Saddam'dan dünya ve Irak kurtulmalıdır.

İki, aynı zamanda Irak'ta müthiş bir kitle imha silâhları bulunmaktadır. Bundan dünya kurtulmalı ve emniyet içinde olmalıdır.

Üç, El Kaide ile müthiş bir bağlantı vardır, bire bir bağlantı vardır, deniliyor idi.

Bunun birincisi doğru çıktı. Yani, Saddam bir diktatördür, kendi halkına da Irak halkına da, komşularına da sıkıntı veren bir insandır.

Fakat, daha sonra hem Amerikan Kongre raporlarına göre, çalışmalarına göre hem de bütün dünyanın istihbaratına göre şu ortaya çıktı ki, kendi Amerikan kaynaklarına göre ortaya çıktı ki, kitle imha silâhları sıfırdır, hiç yoktur.

SEDEF KABAŞ - Yok.

İLHAN KESİCİ - İkincisi, El Kaide ile Saddam'ın da hiçbir, sıfıra yakın bir irtibatı vardır. Bu iki olay son iki ay içerisinde ortaya çıktı. Tabiî bu mevcut Amerikan yönetiminin Başkanı dahil inanırlığında belli bir erime yarattı.

SEDEF KABAŞ - Ki, Bush yalan söylemekle itham edildi ki, pek çok izleyicimiz hatırlayacaktır Bill Clinton konusunda. Clinton Monica Lewinski davasında herhangi bir tür ilişkiye girdiği için değil, "ilişkide bulunmadım" dediği için, yani "yalan söylediği" için Amerikan kamuoyu tarafından eleştirilmişti.

İLHAN KESİCİ - Doğru.

SEDEF KABAŞ - Şimdi bir yanda böyle bir ilişki için yalan söylemekle suçlanan bir Clinton var, diğer tarafta yalan söyleyerek bir savaşı başlatan Bush var.

İLHAN KESİCİ - Evet, burada konu ortada kaldı. Yani, bu raporlar çıktı, Kongre Araştırma Komisyonlarında tartışıldı vesaire. Bush'un yalan söylemiş olmaktan ziyade bir "yanlış istihbarat" veya "saptırılmış bir istihbarat"ın üstüne çok güçlü bir şekilde ve onu delil kabul edip onun icaplarını yapmaya teşebbüs etmiş olması, gibi görünüyor.

SEDEF KABAŞ - Tabiî bunu Cumhuriyetçiler böyle söylüyor.

İLHAN KESİCİ - Tabiî bunu Cumhuriyetçiler böyle söylüyorlar. Demokratlar aksini söylediler, Kerry de başarılı bir şekilde filan söyledi.

Ama, işte bütün bunlar yüzde 53'ten 47-48'e doğru indirdi Başkan Bush'u, Kerry'yi de yüzde 39'dan yine 47-48'e kadar çıkardı. Önemli bir sıçrama. Yani 53-39 başlangıç pozisyonuna göre bakarsak çok önemli bir sıçrama oldu.

SEDEF KABAŞ - Performansı çok iyiydi dediniz Kerry'nin. Bu performansı biraz açıklamanızı rica ediyorum. Çünkü, özellikle bu "debate" dediğimiz müzakereler, ki bu sene üç kere yapıldı, üç kere Bush'la Kerry bir televizyon programında karşı karşıya geldiler.

Şimdi bunlar da kamuoyunun farklı düşünmesinde, "A" partisine değil de "B" partisine vermesinde etkili oluyor; görünen odur. Dolayısıyla, Kerry özellikle bu müzakerelerde kendisini daha iyi ifade edebilen, vücut dilini daha doğru kullanabilen bir lider olarak kabul gördü ve destek topladı.

Ama, bunlarla iyi bir lider olmak, iyi bir siyasetçi olmak, dürüst olmak, prensipli olmak arasında tam bir paralellik var mı, gibi de bir soru beraberinde geldi.

İLHAN KESİCİ - Bence var. Yani, o televizyon tartışmalarında belirgin bir üstünlük kurduğu ifade edildi anketlere göre. Onlardan dolayı 2-3 puan aldı. Fakat, bunun aksine bir şey de var. Biraz önce sizinle içeride sohbet ederken de ifade etmiştim ben. Şimdi Amerika'da, Washington'da "Amerikan Üniversitesi" diye bir üniversite var. Orada da adamın birisi var, bir profesör. Profesör Elen Ligman. Bu bir politik tarihçi. Yani politika tarihçisi olarak bilinen bir tarihçi. 1981 yılında şöyle bir usul bulmuş. Bu şimdi, şimdiye kadarki bütün kampanya değerlendirmelerine çok ters, çok zıt ve onlardan farklı bir yöntem.

Bir de Volodin Kilis Borok diye bir Rus Profesör var. Bu Rus Profesör deprem profesörü, yani depremlerin önceden bilinirliğiyle, tahmin edilebilirliğiyle ilgili matematik modeller kuran, matematik modellerle çalışan birisi.

Bu iki profesör, Amerikalı Elen Ligman'la Rus Profesör Volodin Kilis Borok depremlere uygulanmış olan matematik modellerle Amerikan politik literatürü ve Amerikan politik seçimlerinin arasında kendilerine göre bir korelasyon bulmuşlar ve bu istikamette bir çalışma yapmışlar...

SEDEF KABAŞ - Yani deprem tahmin metotlarıyla Amerikan seçimlerini mi tahmin etmeyi çalışmışlar?

İLHAN KESİCİ - Metotlarıyla aynen öyle, evet. Şimdi sonuçta şöyle bir şey bulmuşlar: Yani, 1860-1980 arasında son 120 yılın bütün Amerikan Başkanlık seçimlerindeki Başkanın argümanları, Başkanın performansı, Başkan olmak isteyen diğer rakip partinin başkanının performansı; kılığı, kıyafeti, seçim kampanyasındaki temel öğeler, nasıl kullanıldığı, vesaire.

Buradan da 13 tane anahtara geçmişler. Yani 300 tane değişkenle çalışıyorlar ama bunu sonuçta 13 anahtara indirgemişler.

Sonra bu iki insanın müşterek yazdığı bir kitap var, 1996 yılında bu kitabı yazdılar. Kitabın İngilizce'si şöyle "The Keys to the White House".

SEDEF KABAŞ - Yani "Beyaz Saraya Giden Yoldaki Altın Anahtarlar".

İLHAN KESİCİ - Giden altın anahtarlar. Bu 13 maddeyle diyor ki adamlar, şu iddiada da bulunuyorlar, bunun kitabını da yazmışlar. 1860'la 1980 arasında son 120 yıl içerisinde geçmiş bütün Başkanlık seçimlerinde bunlar doğru çıktı.

SEDEF KABAŞ - Peki bunları açalım yavaş yavaş.

İLHAN KESİCİ - Tabiî, bundan sonrasına da şöyle diyorlar: 1988'le 2000 arasında, bu Bush ve Algore'un en son seçimi de dahil olmak üzere, 1988-1992-2000 seçimlerinde de bunu, bu şemayı aynen uyguladık ve doğru çıktı diyorlar.

SEDEF KABAŞ - Diyorlar.

İLHAN KESİCİ - Evet. Buna göre bakılırsa eğer 13 anahtardan görevdeki Başkan 8'ini bünyesinde taşıyor ise, o özelliklere sahip ise Başkanlığı garanti ediyormuş. Eğer 5'ini kaybederse, bu 13'ten 5'i eğer olmaz ise, karşılayamamış olursa o zaman Başkanlığı kaybediyormuş.

Bu aynı zamanda Bush'un seçim kampanyasında ben bunun bütün izlerini görüyorum. O da diyor ki, netice itibarıyla bu Amerika Başkanlık seçimleri "görevdeki Başkanın referandumu" mahiyetindedir. Yani, onu challenge eden, ona meydan okuyan, onun yerini almak isteyenin performansından ziyade...

SEDEF KABAŞ - Şu anda görevde, iktidarda olan Başkanın yeniden seçilip seçilmeyeceği, Başkan olarak kalıp kalmayacağını gösteriyor.

İLHAN KESİCİ - Evet, onun referandumu mahiyetindedir.

SEDEF KABAŞ - Peki biz bahsedelim bu 13 kriter nedir çok kısaca.

İLHAN KESİCİ - Birincisi, aslında bir kısmı hafif gibi geliyor insana, yani bana bazen öyle geldi.

SEDEF KABAŞ - Evet, ama Amerikan seçimlerinden bahsediyoruz. Yabancı olabilecek ama, Amerikan kamuoyunun çok dikkate aldığı kriterler olabilir bunlar.

İLHAN KESİCİ - Birincisi, mesela,Kongrede yahut Temsilciler Meclisinde iktidardaki parti, yani Bush'un partisi çoğunluğa sahip midir? Evet, çoğunluğa sahiptir. Bu, 13'ten bir tanesiymiş, mesela.

İkincisi, kendi partisinin içerisinden ona rakip bir aday çıktı mı? Hayır çıkmadı..

Üçüncüsü, mevcut görevdeki Başkan ikinci bir 4 yıl için mi yetki istiyor? Evet. onu istiyor.

Dördüncüsü, bir başka üçüncü aday, bu ikisinin arasında, yani Bush ve Kerry dışında bir başka kaydadeğer kampanya, kaydadeğer aday var mı?

SEDEF KABAŞ - Yok, John Parrot bir dönem çıkmıştı değil mi, ama o kaydadeğer değil.

İLHAN KESİCİ - Kaydadeğer değil. Bu da Bush'un lehine olan bir şey, yani mevcut başkanın lehine.

SEDEF KABAŞ - Bu anlamda herhâlde en fazla sesi Parrot'un partisi getirmişti, değil mi?

İLHAN KESİCİ -Beşincisi, "kısa dönemli ekonomik performans".

Seçim kampanyası süresince, yani son üç ay içerisinde, bu "son üç ayda bir resesyon" görünüyor mu? Yani ekonomide bir durgunluk, ekonominin istikbaliyle ilgili bir sıkıntı görünüyor mu? Hayır görünmüyor şimdiki haliyle. Görünmüyor kampanya dönemi içerisinde.

Altıncısı, "uzun dönemli ekonomik beklentiler ve uzun dönemli ekonomik performans". Bunda söylediği, Bush'un son 4 yıl içerisindeki yıllık ortalama ekonomik büyüme hızı, ondan evvelki "iki dönemin", ondan evvelki 8 yılın yıllık ortalama ekonomik büyüme hızından yüksek mi düşük mü? Bu düşük.

Yani, son dört yılın ekonomik büyümesinin ortalaması Clinton dönemi 8 yılın ekonomik yıllık ortalama büyüme hızından düşük mü büyük mü? Düşük.

Burada şimdi bir ilk "eksi" çıktı. Yani, 5 şartı geçerse Bush kaybedecek. Biz buna şimdi "eksi 1" diyelim .

Yedincisi, ulusal ölçekte dış politikada veya askeri konularda çok büyük bir politika değişikliği oldu mu?

SEDEF KABAŞ - Evet oldu.

İLHAN KESİCİ - Evet oldu ama çok da müspetinde filan demiyor, Profesör Ligman. Evet oldu ama, iyi değil diyor. Etti eksi 2.

SEDEF KABAŞ - Evet yani iyi değil anlamında oldu.

İLHAN KESİCİ - İyi değil diyor. Evet şimdi 2 eksi var.

Sekizincisi, bir "social unrest", sosyal kargaşa oldu mu? Yani, meselâ bunu Amerikan tarihinde Vietnam'a benzetelim. Yüz binler, milyonlar, birkaç milyonlar çeşitli münasebetlerle yürüyorlar mı? Böyle bir sosyal rahatsızlık, büyük ulusal ölçekte sosyal rahatsızlıklar var mı? Hayır yok. Eksi 2'deyiz.

Dokuzuncusu, büyük bir skandal var mı, yani Başkan bir büyük skandala konu oldu mu? Bir ara hafif bir skandal olur gibi oldu. Bir CIA ajanının eşinin, önemli bir CIA görevlisinin eşinin de CIA ajanı olduğu üflenildi medyaya. Bunda acaba Başkanın dahli var mı diye özellikle Demokrat Parti ve Demokratlar bir ara yoğunlaştılar, ama Başkanın herhangi bir dahlinin olmadığı ortaya çıktı. Skandal sayılmıyor.

SEDEF KABAŞ - Evet.

İLHAN KESİCİ - Onuncusu, askeri veya dış politikada müthiş bir başarısızlık var mı?

SEDEF KABAŞ - O tartışmalı herhâlde.

İLHAN KESİCİ - Bu tartışmalı, bunda başarısızlık var demiyor konunun sahipleri.

On birincisi, müthiş bir başarı var mı? Bu 13 anahtarın sahibinin kanaati, hayır başarı yok. Yani, Irak hadisesini bir başarı hanesinde yazmıyor.

SEDEF KABAŞ - O zaman bu da eksi. Etti eksi 3.

İLHAN KESİCİ - Eksi yazdık, eksi 3 etti.

On ikincisi mevcut Başkan olan adayın, yani Başkan Bush'un karizması; müthiş bir karizmatik ve ulusal ölçekte bir "national hero", bir ulusal kahraman mıdır?

SEDEF KABAŞ - Evet, buna cevap vermek herhâlde o soruların içinde en kolay olanıydı.

İLHAN KESİCİ - Evet. Sorunun cevabı: Hayır değildir.

SEDEF KABAŞ - Evet, yani George Bush konu olunca, karizmatik lider mi değil mi sorusuna cevap vermek çok zor olmasa gerek.

İLHAN KESİCİ - Hayır, değil demiş. Eksi 4.

On üçüncüsü. Bakın şimdiye kadar bu saydığımız on ikinin tamamı mevcut Başkan ve onun performansıyla ilgili idi. Bu çok önemli. Karşı adaya sadece tek bir anahtar kaldı, geride. Meydan okuyanın, yeni Başkan olmak isteyenin, Demokratik adayın, rakibin karizması ne durumdadır? O, karizmatik ve ulusal ölçekte bir millî kahraman tarzında algılanabilir mi?

SEDEF KABAŞ - Buna da rahatlıkla hayır diyebiliriz.

İLHAN KESİCİ - Hayır diyebilirsiniz. Tamamı "Eksi 4" te kaldı.

SEDEF KABAŞ - Eksi 4'te kaldı.

İLHAN KESİCİ - Eksi 4'te kaldı. Eğer bir tane veya iki tane daha eksi olmuş olsaydı, ki bir gün kaldı seçimlere, hatta neredeyse yarım gün filan diyeceğiz.

Bu hâle göre bu Profesör Ligman bundan 7 gün önce açıkladı ki, son 6 günde çok olağanüstü şeylerin olmaması hâlinde Başkan Bush seçimi kazanır dedi.

Bunu da şeyin üstüne oturtuyor, son 120 yılın bütün Başkanlık seçimlerine ben bunu tatbik ettim, deprem metodolojisinde kullanılan matematik modelle yaptım ve hep böyle çıktı, bunda da böyle çıkacak diyor.

SEDEF KABAŞ - Gerçekten ilginç, bunu bizimle paylaşmanız hakikaten ilginç oldu.

Şimdi tabiî bu seçimlerin Türkiye açısından da önemi var, biraz da ona değinmek istiyorum müsaadenizle. Şimdi Bush ve Kerry arasında Türkiye politikası, Türkiye'ye yönelik siyaset anlamında çok belirgin farklar var mı? Ki, görünen o ki çok belirgin farklar yok. Ama, bir mesele var ki Kerry Türkiye'ye karşı daha mesafeli bir siyaset ortaya koydu. O da Ermeni meselesi.

Biraz bu açıdan da acaba bu iki lider arasındaki farkları bizimle paylaşabilir misiniz?

İLHAN KESİCİ - Memnuniyetle. Bence Türkiye bakımından Amerikan politikasının yaklaşım bakımından önemli, çok ciddî bir farklılık olacağını tahmin etmiyorum. Hem Bush'un söylemleri itibarıyla ve yaptıkları itibarıyla; hem de hem Kerry'nin...

SEDEF KABAŞ - Pardon sözünüzü kesmeyeyim, ama bir parantez açmak adına şunu acaba ilave edebilir miyim diye sesli düşünüyorum. Zaten Amerikan dış politikası için "hangi Başkan olursa olsun değişmez" diye bir söylem vardır yıllardır süregelen. Herhâlde bunun da bir sonucu Bush da seçilse, Kerry de seçilse Türkiye ile ilgili politikalar aynı kalacak, diye genel bir kanı da hâkim.

İLHAN KESİCİ - Evet, tam da aynı kalmıyor aslında. Hem üslupta biraz değişiklik oluyor hem yaklaşımda biraz değişiklik oluyor ama, ana hatları itibarıyla pek te fazla bir fark olmuyor denilebilir.

Niye? Çünkü Amerika netice itibarıyla bir "dünya dış politikası" uygulayan bir ülke. Böyle bir şahıstan bir şahsa, bir Başkan adayından öbür Başkana önemli değişiklik yapılabilecek hali yoktur mevcut hâlde.

Ama, çok kritik hadiseler falan olursa onlarda da bir değişiklik olur.

Bunda, şimdi Amerikan'ın, işte Kissinger'in yerini teorik yaklaşımlarıyla aldığı kabul edilen bir "Brzezinski" var. Türkiye'de de çok bilinen bir kitabı var, "Büyük Satranç Oyunu", "Büyük Satranç Tahtası". Onun bir ay önce çıkmış olan yeni bir kitabı daha oldu.

Hem Amerikan dış politikasıyla ilgili, sadece Türkiye değil ama, bütün dünyaya ait olmak üzere. Kitabın adı da "The Choice"-"Seçim". Burada alt başlığı da çok hoş, bütün kitabı özetliyor bence. "Global Domination" mı olacak, yani çok hegemonik bir Amerikan dış politikası mı olmalı, yoksa bu "Global Leadership" mi olacak; demiş ama, kitabın içine bakılırsa "mutabakata dayalı liderlik", "anlatmaya, ikna etmeye dayalı bir liderlik" mi?

SEDEF KABAŞ - Global liderlik tanımı da zaten o şekilde değerlendiriliyor.

İLHAN KESİCİ - Buna uyuyor.

Brzezinski'nin tercihi şöyledir: Amerika'nın gücü dünyaya hegemon bir dış politika ve askeri politika uygulamaya yeterlidir, hiç kimse karşı çıkamaz, biz bunu yaparız. Ama böyle yapması Amerika'nın ve dünyanın lehine değildir. O yüzden Amerika bu büyük gücünü dünya ile paylaşarak, dünyayı ikna ederek, beraber hareket etme, azami beraber hareket etme amacıyla kullanmalıdır.

SEDEF KABAŞ - Ama işte bu noktada Global Domination, yani küresel hegemonyaya yönelik siyaset daha çok Bush'un yaptığı siyasetti ve Kerry'in kampanyasında söylediği de, evet Amerika bir dünya lideridir, ama biz müttefiklerimizle ortak kararlar alacağız ve bu kararların önderliğini yapacaktır, şeklinde bir kampanya yürüttü. O anlamda da Global Leadership..

İLHAN KESİCİ - Bu Kerry'ye uyuyor, bu da Bush'a uyuyor.

Evet, şimdi...

SEDEF KABAŞ - Ne olacak şimdi o zaman? Brzezinski'nin kitabı..

İLHAN KESİCİ - İşte benim kanaatim o ki, yani bu Brzezinski başlangıçta Carter'ın "Ulusal Güvenlik Danışmanı" idi, yani Demokratlar safında idi. Fakat şimdiye kadarki, yani ondan sonraki çalışmaları ve analizleri itibarıyla daha ortada olan bir pozisyonu filan oldu. Amerikan dış politikasını çok ileri derecede etkileyen bir insan oldu.

Benim kanaatim Bush da seçildiği zaman bu Global domination yönünden, biraz daha dünyaya kulak veren bir Başkan rolüne geçecektir gibi geliyor bana.

SEDEF KABAŞ - Ama, tabiî güven tesis etmek bugünden yarına kolay ve hemen olmuyor. Şimdi bugünkü, bugüne kadarki yürüttüğü politikaları herhâlde ülke bazında değerlendirecek olursak zannediyorum evet, yani evrensel ölçekte bu anlamda global lider gibi bir tanımı kendisine kolay kolay verilmeyecektir.

İLHAN KESİCİ - Daha sert, yani şu andaki hali biraz sert.

Türkiye ile ilgili olan bölümü şudur: Asıl biz kendi pozisyonumuzu bence doğru dürüst bilmiyoruz, yani bu son 2-3 yıl içerisinde de ben öyle görüyorum. Şimdi bu yeni dünyadaki dış politika enstrümanlarının içinde askeri olanı vardı, ekonomik olanı vardı bu enstrümanların içerisinde, ama halk pek yok idi.

Halbuki yeni dünya dış politikasının mühim enstrümanlarından bir tanesi "halkın o dış politikayı tasvip etmesi veya etmemesi" hali olarak ifade ediliyor. Yani, hükûmetlerin, devletlerin uyguladığı dış politika halk tarafından benimsenmiyorsa o devletin pozisyonu zayıflıyor, o politikayı halkı da destekliyor ise o pozisyon kuvvetleniyor.

Burada bizim bir sıkıntımız oldu son 2 yıl içerisinde. Meselâ, "1 Mart Tezkeresi"ni Hükûmet kabul edilsin diye Meclise sevk etti, kendi tezkeresi reddedildiği zaman da "demokrasinin zaferi" filan dediler. Birinci bölümü budur.

İkinci bölümü, Türkiye'yi netice itibarıyla bu büyük hadiselerde üç kurum, üç şahıs temsil ediyor. Birisi Cumhurbaşkanlığı, öbürüsü Başbakanlık, öbürüsü de Genelkurmay ve Genelkurmay Başkanlığı elbette.

Bu üçlünün arasında tam bir uyum, tam bir beraberlik filan görünmüyor. Eğer biz yine bu uyumsuzluk tarzında gidersek Amerika'nın Başkanı Bush da olsa, Amerika'nın başkanı Kerry de olsa bu bize sıkıntı yazar.

SEDEF KABAŞ - Yani, Türkiye açısından tam bir ortak fikir birliği ve onu yansıtacak bir birlik, siyaset yok diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ - Evet. Türkiye bakımından, çünkü müzakereleri zayıflatır. Yani, Amerika seyrederken görürse ki, bu böyle, bir "Cumhurbaşkanı-Başbakan-Genelkurmay Başkanı-Halk" arasında yeteri kadar bilgi ve uyum yoktur; o zaman dış politika gücünüz zayıflar.

SEDEF KABAŞ - Ama, bir de şu var, son olarak ona da değinmek istiyorum. Genelde Türkiye hep Cumhuriyetçilerden taraf bir Türk Amerikan ilişkisini tercih eden ülke konumundadır, ki bu dönemde de yine bu Ermeni meselesinin Kongreye getirilmesinden endişe eden Amerika'daki Türk lobisi başta olmak üzere Türkiye'nin ağırlıklı olarak Cumhuriyetçilerden yana olduğuna dair birçok şey yapıldı.

Buradaki değişiklik hiç olmayacak mı, neden hep Türkiye daha çok muhafazakâr olarak bilinen Cumhuriyetçilerle paralel gitmek istiyor?

İLHAN KESİCİ -Tam bize özgü bir dert bu Ermeni soykırım iddiası. Şimdiye kadar Amerikan Başkanları, Cumhuriyetçi Başkanlar meselâ hiçbir seçim meydanlarında "evet ben seçilirsem bunu kabul edeceğim" filan demedi. Demokrat Başkan adayları genellikle bunu söylediler, ama öyle olmaması lâzım geldiğini devletin başına oturduktan sonra, öyle olmaması lâzım geldiğini gördüler.

Kerry'yle ilgili burada benim bir şeyim var, bir kaygım var. Kerry bu deklarasyonu iki kere ve kuvvetli bir şekilde yaptı. Yani bir kereyle yetinmedi, iki kere yaptı.

Bir ikinci nokta, Kerry Boston Senatörüdür, Massachussets. Orası gerçekten bir Ermeni oy potansiyeli filan da olan bir yerdir. Kendi seçim bölgesi mahiyetinde sayılabilecek olan bir yerde bu oy potansiyelinin olması da bir üçüncü ilave sıkıntı getirir gibi geliyor bana.

Bunun dışındaki konularda da şöyle bir hâl vardır:

Cumhuriyetçiler Amerika'nın içerisinde de daha "ulusal ölçekte" politika uygularlar. Mesela, Hispaniklerle ilgili sıkıntılar, azınlık demeyelim ama sosyolojik anlamda diyelim Hispanikler var, Latin kökenliler var, siyah Afrika kökenliler var, Uzak Doğulardan gelmiş olanlar filan var; bu tür "az"lıklarla ilgili özel bir politika yapmazlar.

Genellikle bütün dünyada sosyal demokrat partiler, Amerika'daki Demokratlar da dünya ölçeğinde sosyal demokrat sayılırlar, bu tür "az"lıklarla ilgili politikalar yaparlar.

Bunun dış politikaya yansıması da benzer olur. Meselâ Cumhuriyetçiler "Türkiye Devleti" ile genel olarak iş tutmaktan yana olan bir espri içerisindedirler. Demokratlar da kendi içlerindeki azınlık gibi olan unsurlarla ilgili iş yapmaya alışkın oldukları için, öbür ülkelerle de ilgili olarak bu işe birazcık daha fazla ilgi duyarlar.

Biz de ulusal ölçekte bizimle iş tutulmasından yana olunması lazımdır diye düşündüğümüz için öyle davranırız.

SEDEF KABAŞ - Sayın Kesici çok teşekkür ediyorum Haber Ötesine katıldığınız ve hakikaten Amerikan seçimlerini son derece ilginç ve aydınlatıcı şekilde değerlendirdiğiniz ve yorumlarınızı bizimle paylaştığınız için.

İLHAN KESİCİ - Ben de size çok teşekkür ediyorum efendim, sağ olun.

SEDEF KABAŞ - Sağ olun ve seçimlerin sonuçlarını da...

İLHAN KESİCİ - Buna göre seyr edeceğiz evet, ben de merakla bekliyorum.

SEDEF KABAŞ - Mutlaka göreceğiz, çok teşekkür ediyorum.

İLHAN KESİCİ - Çok teşekkür ediyorum.

SEDEF KABAŞ - Evet, sayın seyirciler Haber Ötesi devam edecek...

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.