Facebook
Twitter
Bizim Coğrafyamız Bölgesel Anlaşmazlıklar Coğrafyasıdır
Taha Akyol | Kanal 9 - Platform | 28.6.1998
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

TAHA AKYOL- Değerli izleyenler, iyi akşamlar.

"Plâtform" programına hoş geldiniz.

Bu akşamki konuğumuz Sayın İlhan Kesici.

İlhan Kesici'yi hepiniz tanıyorsunuz. İlhan Kesici, Türkiye'de popüler bir politikacı, sevilen bir politikacı, aynı zamanda dışarıda kamu hizmetleri yürütmüş, içeride Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığı gibi kritik görevleri üstlenmiş bir bürokrat ve teknisyen.

Kendisi, eğitimini tamamladıktan sonra Turgut Özal döneminde ve Turgut Özal tarafından Devlet Plânlama Teşkilâtına alınmış, orada teknisyen olarak, uzman olarak çalıştıktan sonra da yurt dışında OECD nezdinde Türkiye Daimî Temsilciliğine atanmış, ondan sonra da Türkiye'ye döndüğünde Demirel Hükûmeti sırasında Devlet P l ânlama Teşkilâtı Müsteşarlığı yapmıştı. Şimdi kendisi Anavatan Partisi Bursa milletvekili.

Efendim, hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Sağ olun, hoş bulduk efendim.

TAHA AKYOL- Şimdi İlhan Bey, sizinle genelde ekonomi konuşuluyor. Bunun da sebebi, sizin aynı zamanda bir ekonomist olmanız, DPT Müsteşarlığı yapmış olmanız. Ben sizinle dışarıdan başlayarak, ekonomiden ziyade Türkiye'nin etrafında dolaşmakta olan problemlerden başlayarak içeriye doğru gelmek istiyorum.

Dikkatimizi çeken husus, Türkiye'nin eski caydırıcılığının bir ölçüde azaldığı ve Türkiye'ye karşı niyetleri, iştahları olanların daha bir yüksek sesle konuşmaya başladığı. Bundan iki sene önce bir Ermeni tasarısının gündeme çıkacağı düşünülemezdi, çünkü Ermenistan bize muhtaçtı. Hâlbuki Ermenis t an'da bir değişiklik oldu, düğmeye bastı Koçaryan, Fransız Millet Meclisinde Türkiye'nin aleyhinde Ermeni tasarısı kabul edildi. Avrupa'nın gündeminde Kürt tasarısı var. Yunanistan, Türkiye'ye karşı daha bir meydan okuyucu hâle geliyor; işte Güney Kıbrıs' l a birlikte savunma doktrini imzaladı, uçakları gönderdi. Cardif Zirvesinden Türkiye'nin lehine bir şeyler çıkacağı bekleniyordu, bir iki makyajın dışında Türkiye'nin lehine beklenen şeyler çıkmadı. Bunu Avrupalıların kendileri de, Yunanistan'a bastırırlar s a, Yunanistan'a Türkiye üzerindeki malî yardımlar hakkındaki vetosunu kaldırabileceklerini söylüyorlar, bastırmadılar da. Yani, Türkiye giderek böyle caydırma gücünü, dostlarının nezdinde de cazibesini kaybeden bir ülke gibi görünüyor.

Siz sık sık yurt dışına giden, panellere katılan, dışarıda da görev yapmış birisiniz, nasıl görünüyor dışarıdan Türkiye?

İLHAN KESİCİ- Evet. Evvelâ böyle bir başlangıç yaptığınız için size teşekkür ediyorum. İki sebepten; bir, bu yeni dünya, Türkiye'nin coğrafyası muhtemelen dünyanın en zor coğrafyası. Bu, bizim şimdiki kabahatimiz filan değil. Biz işte 1000'li tarihlerde bu coğrafyaya gelmişiz, 1000 senedir burada oturuyoruz; dünyanın en belâlı, en zor coğrafyasıdır. Bizden evvel bu coğrafyada iddiasız hiçbir millet yaşa y amadı. İddiasız milletlerin bu coğrafyada hayatiyetlerini devam ettirmesi kat'iyen mümkün değil. Eğer biz de iddiasız olursak ve dünyayla dünyanın gidişatına paralel bir gidişat içerisinde Türkiye'yi tanzim edemezsek bizim de bu coğrafyada yaşamamız zordu r.

TAHA AKYOL- Burada bir parantez açayım. Bizans İmparatorluğu bu coğrafyanın sahibiydi, fakat dediğiniz gibi iddiasını, yani hayatiyetini, yaşama enerjisini, dinamizmini kaybetti, Selçuklu geldi. Selçuklu kaybetti, Osmanlı, milletimizin yeniden hayatiyetini, yaşama enerjisini canlandırdı. O kaybedince de Millî Mücadele, Atatürk dönemi. Şimdi tekrar bir sıkıntı dönemine girmiş gibi görünüyoruz.

İLHAN KESİCİ- Evet.

TAHA AKYOL- Morallerimiz bozuk yani.

İLHAN KESİCİ- Evet. Bu, bundan bir evvelki dönemde, eski dünya düzeninde biz bu hâle önümüzdeki yıllara, önümüzdeki 30 yıla 1997 yılından itibaren; 1997 yılına ecnebiler, yabancılar bir kararlar yılı, bir zirveler yılı İngilizce tabirleriyle söylediler. Bu kararlar yılı, işte yapılmış olan, 15-20 senede bir bir araya gelebilecek olan bütün zirveleri bir senenin içerisinde yaptılar, 1997'de. Bunun hazırlıkları 1990'da başlamıştır, Körfez kriziyle beraber geldi. Daha doğrusu 1989'da veya 1990'da Sovyet Blokunun çözülmesinden itibaren yeni bir dünya düzeni k urulacak idi, hazırlıkları yedi senede yapıldı, bütün çalışmalar, bütün araştırmalar yapıldı, 1997 yılında nokta konuldu. İcap eden bütün zirveler yapıldı ve icap eden bütün kararlar alındı. Bu, önümüzdeki yeni dünyanın politik anlamda bütün kararları hem e n hemen Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Yani Avrupa-Amerika münasebetleri, Avrupa'nın kendi içerisinde Avrupa Birliği tarzında genişleme stratejileri, NATO'nun genişleme stratejileri...

TAHA AKYOL- Amerika-Rusya ilişkileri.

İLHAN KESİCİ- Amerika-Rusya ilişkileri, bu münasebetle Kafkasya, Hazar bölgesi, Orta Doğu'nun tamamı ve Türk cumhuriyetleri dediğimiz, işte Hazar'ın batısında, Hazar'ın doğusundaki Türk varlığı ve oralardaki tabiî kaynaklar. Bütün bunlar çok büyük kararlardır, hepsi her anlamıyl a Türkiye'yi ilgilendirir. Sadece dış politika, diplomasi itibariyle ilgilendirmez. Yani, bizim şimdi 5 milyon işçimiz varsa ise, bu 6 milyon mu olacak, daha mı çoğalacaktır icabı yapılmaz ise, yoksa, icapları yapıldığı zaman 3 milyona mı inecektir? Bu, dış dünyadaki gelişmeleri iyi takip edebilmesine bağlı Türkiye'nin. Birinci tarafı bu.

TAHA AKYOL- Yani, biz artık Ankara'da liderlerin kavgasına kafayı takmış, irticaya kafayı takmış, kızların başörtüsüne musallat olmuş, iç meseleleriyle cebelleşen bir ülke durumunda devam edemeyiz dünya bu şekilde küreselleşirken, iç içe girerken; evet.

İLHAN KESİCİ- Evet. Buna İngilizce tabiriyle "pinup" diyorlar, bu toplu konulara. Yani, diyelim ki kabak çekirdeği; dünya bu tür hâller alırken bizim kabak çekirdekleriyle uğraşmamıza benzeyen bir şey.

İkinci nokta, yine ekonomi ve Türkiye'nin bu dengeleri iyi takip edip edememesiyle ilgili, ekonomik kalkınma stratejileri bu hâdiselerden önce, aşağı yukarı bizde de, bütün dünyada da, belki biraz Amerika Birleşik Devletleri hariç ama, İngiltere, Almanya, Fransa, bütün kıta Avrupası dahil, daha ziyade öz kaynaklara dayalı kalkınma stratejisi diyebileceğimiz bir usulle hepimiz kalkınıyor idik. Yani, devletin ağırlığı da bu işle ilgiliydi, hemen hemen hepsi özel sektör ağırlıklı filandı ama, daha ziyade bu imkânlar öz kaynaklar, kendi özel sektörünün imkânları, kendi devletinin imkânlarını...

TAHA AKYOL- Dışarıdan da biraz kredi alınıyordu.

İLHAN KESİCİ- Dışarıdan da çok az kredi, devletten devlete tarzında bir krediydi. Dünyadaki o tür sermaye, meselâ 1980 yıllarının başında aşağı yukarı 100 milyon dolardı. Yani, 100 milyon dolar dediğiniz, şimdi Kapalıçarşı'da bir sarraf çekmecesini çekse, aşağı yukarı 100 milyon dolarlık bir imkân çıkar yani oradan. Bütün dünyanın serma y esi o kadar idi. Ama, şimdi 1990'ların başından itibaren çok sür'atli bir şekilde arttı; şu andaki noktası 1,5 trilyon dolar.

TAHA AKYOL- Dünyada dolaşıyor.

İLHAN KESİCİ- Dünyada her an, bizim şu programı yaptığımız akşam saatinde, işte meselâ İstanbul Borsası kapalı, New York Borsası açık, o takvimler, saatler münasebetiyle, o kapandığında Tokyo Borsası açılacak, o kapandığında filan borsa açılacak vesaire; her an borsadan borsaya, firmadan firmaya, şirketten şirkete, ülkeden ülkeye hareket hâlinde ol an sermaye 1,5 trilyon dolar.

Şimdi bu rakam büyük mü, küçük mü, nereden bilelim yani? Şöyle bilelim: Bundan bütün dünyanın ülkeleri bir pay alıyor, biz de bir pay alıyoruz Türkiye olarak. Bizim aldığımız pay 600-700 milyon dolar. Şimdi 600 milyon dolar, 700 milyon doları 1,5 trilyon dolara bölelim, 1/2000; Allah Allah...

TAHA AKYOL- 2000'de 1.

İLHAN KESİCİ- 2000'de 1.

Peki, dünyada kaç tane ülke var Birleşmiş Milletlere kayıtlı? 190. Bunun 90 tanesinin nüfusu 1 milyonun altındadır. Pasifik'teki adal ar...

TAHA AKYOL- Yüzde 1'ini almamız gerekirken, 2000'de 1'ini alıyoruz.

İLHAN KESİCİ- Bize benzeyen ülke sayısı Taha Bey, 30 civarında; yani coğrafî büyüklüğü, nüfusu itibariyle, millî geliri itibariyle 30 civarında. 30'a bölmüş olsak biz, yani 10'a bölsek 150 milyar dolar, 100'e bölsek 15 milyar dolar, 30'a bölsek her yıl 50 milyar dolar civarında para almamız lâzım. Biz onu alamıyoruz. Yüzde 1'ini alsak 15 milyar dolar eder, onu da alamıyoruz, 2000'de 1'ini alıyoruz.

Buradan şu çıkar: Artık dünyadaki uluslar arası sermaye hareketlerinden icap ettiği kadar pay alamayan hiçbir ülke ekonomik kalkınmasını tamamlayamaz, yokluklarla malûl olur yani. Yokluk da paylaşılamaz. Yani bizim ikinci derdimiz de bu zengin-yoksul ayrımıdır. Yokluğu paylaşamazsınız , o yüzden önce bir var edeceksiniz.

Dünyayla ilgili bir küçük bilgi ekonomiyle ilgili daha arz edeyim.

Bizim bütçemiz şöyle bütçedir, işte biz 10 gün Meclis Genel Kurulunda konuşuyoruz, 2 ay filan Bütçe Komisyonunda konuşuyoruz, ekonomi bürokrasisi iki ay çalışıyor, bütün devlet hayatı iki ay çalışıyor, vergiler topluyoruz vesaire, bütçemizin tamamı 60 milyar dolar. Bunun 22 milyar doları iç borç, onu çıkın, bir kenara koyun, Türkiye bütçesi 38 milyar dolar bir büyüklük. Ama, bundan iki üç hafta önce M e rcedes Firmasıyla, Almanların Mercedes Otomobil firmasıyla Chrysler firması, bu yeni dünyanın ekonomik...

TAHA AKYOL- Amerikan Chrysler'i.

İLHAN KESİCİ- Amerikan Chrysler'i, yeni dünyanın ekonomik düzenine daha uyum sağlayabilmek için birleştiler, evlendiler veya ortak oldular. Büyüklüklerine bakalım: Mercedes Otomobil Fabrikasının büyüklüğü, piyasa değeri 53 milyar dolar. Yani Türkiye'nin bir yıllık bütçesinin neredeyse 1,5 katı. Ama bu yetmiyor Mercedes'e, bu yeni dünyada ekonomik faaliyette yetmiyor , Amerika'da 37 milyar dolarlık bir başka otomobil firması buluyor, bu ikisi evleniyorlar; ortaya çıkardıklar varlık Türkiye'nin üç katı, bütçesinin üç katı bir büyüklük.

TAHA AKYOL- İki şirketin ortaya koyduğu varlık Türkiye bütçesinin üç katı.

İLHAN KESİCİ- Evet, bütçesinin üç katı.

Evet.

Şimdi böyle bir dünyaya doğru gidiyor. Yani, işin bir tarafında şeye doğru gidiyor, siyasî yapısıyla, politik düzeniyle ilgili her kararı bizi çok yakından ilgilendiren bir hâle gidiyor. O münasebetle biz siyasî istikrarımızı ve dünyadaki bu politik gelişmeleri iyi izleyebilecek bir yapıyı oluşturamazsak ekonomimiz daha kötü hâle gelecek. Bir de, ekonomideki bu gelişmeleri iyi takip edemezsek ekonomimiz daha da geriye gidecek.

TAHA AKYOL- Bir de şöyle bir problem var, siyasî konulara, diplomatik konulara, dış politika konularına geleceğiz; Avrupa Birliğine tam üye adayı olarak kabul edilmiş olan Doğu Avrupa ülkelerine, bunun içerisinde Bulgaristan dahil, ön plânda da işte Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti, b u ralara müthiş bir sermaye akını başladı. Ve onlar yarın elektronikte, tekstilde Türkiye'nin rakibi olmaya başlayacak.

İLHAN KESİCİ- Kesin, şimdiden başladılar.

TAHA AKYOL- Şimdiden başladılar. Dolayısıyla, biz bugünkü ihracatımızı devam ettirememe tehlikesiyle karşı karşıyayız, bırakın ileriye gitmeyi.

İLHAN KESİCİ- Tehlikesinden öte bir realite olacak o.

TAHA AKYOL- Evet.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu 10 civarında Avrupa Birliğine yeni girecek olan ülkelere önümüzdeki 5 sene içerisinde 100 milyar dolar, ortalama her birine 10 milyar dolar olmak üzere yardım. Bu, ne faizi var, ne ödemesi var, doğrudan yardım.

İkinci nokta, bu dediğimiz uluslar arası sermaye hareketlerinden; en az ülke başına 10'ar milyar dolarlık pay alacaklar; bu ikinci nokta.

Demin unuttuğumuz, daha doğrusu atladığımız bir nokta vardı; bu uluslar arası, yani borsalarda hareket hâlinde olan sermayenin yanında, ona global sermaye diyorlar, bir de adına doğrudan yabancı sermaye yatırımı dediğimiz bir yatırım var. En önemli yatırımlarda n birisi bu. Dünyadaki rakamı 350 milyar dolar şimdi. Türkiye yine bundan bir pay alıyor deminki gibi, 350-400 milyon dolar son 10 yılın ortalaması. Ne yapar? Bölelim 350-400 milyon doları 350 milyar dolara, 1/1000, 1000'de 1. Bununla ülkelerin artık adam o lması mümkün değil. Bu Avrupa Topluluğunun yeni genişlemesine bahsine konu olan ülkeler, bir de ayrıca bundan çok önemli bir pay alacaklar. Niye? Bütün dünya biliyor ki Bulgaristan, şimdi biz geçenlerde bir Romanya'ya gittik resmî görev itibarıyla, Meclis l e ilgili bir fonksiyon, NATO Parlâmenterler Asamblesinin Toplantısı münasebetiyle. İki gün önce Çavuşesku'yu sokaklarda öldüren Romanya'nın bayrağının yanında (Meclis Başkanını ziyaret ettik) Avrupa Birliği bayrağı vardı. İnsanın gözlerini yaşartacak bir hâdisedir.

Şimdi bu böyle olunca, bütün dünya sermaye sahipleri, yatırımcıları biliyorlar ki, Romanya, aynı bizim falcılar bir zaman sonra mı, iki zaman sonra mı diye söylerler ya, yani bir sene sonra mı, iki sene sonra mı, üç sene sonra mı, eninde sonunda Avrupa Birliğinin tam üyesi olacaktır, eninde sonunda tam bir Avrupa ülkesi olacaktır. Yatırımları yapmamızda korkacağımız, endişe edeceğimiz, acaba siyasî istikrarsızlığa uğrar mı, acaba ekonomik istikrarsızlığa uğrar mı diye hiçbir endişeleri olmayaca k , müthiş bir yatırıma başlayacaklar.

Bir de gelelim Türkiye'ye.

Şimdi siz ucunu gösterdiniz, şimdi bizim öyle bir politik sistemimiz var ki, yani çok sofistike tartışmaya filan da gerek yok; bir başbakan, ister şimdiki Sayın Başbakanımız, ister bundan önceki başbakanlar bir gün bir şey diyor, ertesi gün altı tane partinin grubu grup toplantılarında...

TAHA AKYOL- Hücum ediyorlar.

İLHAN KESİCİ- Hücum ediyorlar. Ertesi gün Sayın Başbakan, Hükûmet cenahı da muhalefet cenahına hücum ediyor, ömrümüz bunu nla geçiyor.

TAHA AKYOL- Şimdi iç politikaya geleceğiz. Demin söylediklerinizi şöyle özetleyip...

İLHAN KESİCİ- Buradan muradım şu: Bununla biz bu...

TAHA AKYOL- Yürüyemeyiz.

İLHAN KESİCİ- Bu hâlde yürüyemeyiz.

TAHA AKYOL- Yani, önümüzdeki dönemd e Romanya, aşağı yukarı yılda dünya ekonomisinden 20 milyar dolar alacak...

İLHAN KESİCİ- Daha da fazla, evet.

TAHA AKYOL- Asgarîsini söylüyorum ben. Hâlbuki bizim aldığımız...

İLHAN KESİCİ- 1 milyar doların altında.

TAHA AKYOL- Şu anda 800 milyon dolar senede alıyoruz.

İLHAN KESİCİ- Bu azalacak Taha Bey, azalacak.

TAHA AKYOL- Ve azalacak, Türkiye'ninki azalacak. Yani, ileride ekmeğimiz daha da küçülecek, bu içeride kavgamızın da artması demek.

Tabiî, dışarıdakiler bunu bizden iyi görüyorlar. Çünkü onlar Mesut Yılmaz'la Tansu Çiller'in, bilmem işte Ecevit'le Baykal'ın, şununla bunun falan kavgalarına kafayı takmış değiller. Nereye gidiyor diye Türkiye bakıyorlar, ona göre tavır alıyorlar.

İLHAN KESİCİ- Bir de, "gayet hoş oluyor" diyorlardır h erhâlde.

TAHA AKYOL- Sevinenler de vardır. Onun için bu Türkiye'nin parçalanmasına dönük tasarılar gündeme geliyor; şimdi oraya gelelim.

Yani, Türkiye şu anda, önümüzdeki yılları itibarıyla dostlarına cesaret veren, düşmanlarını caydıran bir ülke görüntüsü vermiyor maalesef. Romanya'nın dahi kötüsü bir duruma gidiyoruz.

İLHAN KESİCİ- Kesin.

TAHA AKYOL- Yani, Romanya'dan daha kötü...

İLHAN KESİCİ- Bulgaristan'dan...

TAHA AKYOL- Bulgaristan'dan kötü. Bulgaristan da 20 milyar dolar alıyor, bizimki en fazla 1 milyar dolar.

İLHAN KESİCİ- Evet.

TAHA AKYOL- Şimdi, olayları şöyle bir teker teker görelim.

Ermeni tasarısı nereden çıktı?

İLHAN KESİCİ- Şimdi, meselâ bizim halkımızın da, aziz milletimizin de hoşuna gidecek bir yaklaşım olabilir, yani "kahrolsun bu Ermeni tasarısına oy veren adamlar kahrolsun, bunlar hâlâ ne istiyorlar bizden" filan demek mümkün olabilir.

Ama işin doğrusuna şöyle bakmak lâzım: Dünyada Ermeniler bir münasebetle 1915 yılından bu yana bu işi, arkalarında da siyasî amaçlı olmak üzere başka bazı ülkeler bu işi yapıyorlar.

Bunun başka tarafları da vardır; şimdi anektod olarak verip çıkmak istiyorum bunu.

İki tane tarih; 1974. Asala ne zaman başladı? 1975 yılında başladı, yani Ermeni teröristlerin bizim büyükelçileri vurma tarihi 1975'te başladı, 86'ya kadar sürdü. Ben o zaman Brüksel'deydim.

1975 niye oldu? Onun hemen yakınlarında bir başka önemli tarih var Türkiye bakımından, 1974. Ne var? Türkiye Kıbrıs'a çıktı. İşte Yunanistan meselâ, yani doğrudan ifade etmek mümkün olmayabilir ama, Türkiye'nin Kıbrıs'a adım atmasıyla Asala'nın ve Ermeni teröristlerin ortaya çıkmasının arasında bire-bir bir irtibat vardır.

İkinci bir nokta şu: PKK ne zaman ortaya çıktı? 1984, yani o zamana kadar PKK diye bir organizasyon yok idi o çapta. Niye çıktı? Arkasında kim var gibi görünüyor? Suriye var gibi görünüyor. Niye var? Türkiye Güneydoğu Anadolu Projesine, GAP Projesine başlamıştı, Keban ve Karakaya'yı bitirmişti ama, onun en önemli damarı, can damarı Atatürk Barajı idi. Atatürk Ba r ajı ne zaman başladı? Yani, uluslar arası kredileri 1980-81 yıllarında filan bağlandı ama, Bismillâh deyip kazmayı vurduğunuz an 1984 yılıdır. 1984'de, siz diyor Fırat'a gem vurursanız, Atatürk Barajını yaparsanız, ben de işte bilmem Suriye olarak PKK'yı o rtaya çıkarmış olurum.

Bütün bu hâdiselere Türkiye'nin böyle bir büyük perspektifle filan bakması lâzım.

Şimdi bütün bunlar oluyor bitiyor. Etrafımıza bir bakalım. Bizim coğrafyamız bir anlamda dünyanın iyi coğrafyalarından birisidir; yani benzetmek caiz midir emin değilim ama, aynı insan. Cenabı Allah diyor ki meselâ bizim inancımızda, şunları şunları yaparsan çok iyi insan olursun, ben de seni öbür dünyada cennetle mükâfatlandırmış olurum. Ama aynı insansın, şunları şunları yapmaz veya şunları yapars a n cehennemlik bir adam olursun. Bizim coğrafyamız tam buna benzeyen bir coğrafyadır. İşin icaplarını yaparsak...

TAHA AKYOL- Cennetlik olmayı başaramazsan cehennemin dibine gidersin.

İLHAN KESİCİ- Evet. Eğer cennetlik olacak tarzda icaplarını yapmaz iseniz, bizim yerimiz Arafat meydanı değildir, ortada kalmak değildir bizim coğrafyamızda, cehennemlik bir yerdir.

Şimdi etrafımıza bir bakalım.

Biz diyoruz ki, 3 tane denizimiz var; doğru, güzel, şöyle güzel bir cennet memlekette yaşıyoruz; bütün bunlar doğru. Ama, şimdi problemlerimize bakalım. Kıbrıs; Kıbrıs sadece hem bizim için, hem Kıbrıs için, hem dünya için 400 bin nüfuslu Güney Kıbrıs Cumhuriyeti, 170 bin nüfuslu Kuzey Kıbrıs Cumhuriyetinin meselesi değildir, bir Doğu Akdeniz meselesidir bütün d ünya bakımından.

Şimdi Doğu Akdeniz her an, yine bizim şu konuşmayı yaptığımız sırada, 3.400 tane tanker var Kıbrıs'ın doğusunda dünyaya ait. Yani Amerika'ya gidecek yükler var, Avrupa'ya gidecek yükler var, oralardan gelen yükler var, bizim yüklerimiz filan var. Kıbrıs politikası demek Doğu Akdeniz politikası demektir. Kıbrıs'ın bir münasebetle bizim elimizden çıkması demek, Karadenizin zaten bağlantısı yok, öbür problem alanlarından birisi Ege Denizi. Ege Denizinde kıta sahanlığı, kara suları, FIR hattı tartışmalarımız filan var, Kıbrıs'la, Doğu Akdenizle birleştirildiği zaman, biz, etrafında denizlerle çevrili olan, ama denize pasaportla çıkan bir ülke olmuş oluruz.

TAHA AKYOL- Çünkü, Ege ve bizim sınırlarımız itibarıyla Akdeniz Yunan gölü hâline gelmiş oluyor.

İLHAN KESİCİ- Kesin, Doğu Akdeniz de, Ege de öyle.

Şimdi bütün bunlar...

TAHA AKYOL- Ve tabiî bu petrol politikaları bakımından da önemli, İskenderun'a akacaksa Hazar petrolleri, o da Yunanistan'ın stratejik kontrolü altına girmiş olacak, biz istediğimiz kadar musluk bizdedir diyelim.

İLHAN KESİCİ- Kesin.

Şimdi bütün bunların önemli bir sebebi, biraz daha bakalım, Ermeni'den çıktı...

Efendim, şimdi bu iç siyasetle ilgili bir şey söyleyeyim, oraya gelelim.

Şimdi bizim Başbakanlık koridorumuza bakalım; siz de bulundunuz biz de bulunduk. Başbakanlığa bir münasebetle gitmiş olan, hangi tarih olursa olsun hiç fark etmez, yani 1980'lerdeki Başkanlık koridoru, 90'lardaki ve bütün başbakanlar arasında, en az 10-15 tane milletvekilimiz var, e n 20-30 tane belediye başkanımız var, muhtarlarımız var, iş takip eden müteahhitlerimiz var, iş adamlarımız var.

TAHA AKYOL- Adım atacak yer yoktur.

İLHAN KESİCİ- Adım atacak yer yoktur. Başbakanların bunlarla, bugünkü yapı itibarıyla konuşmadan etme olmaz, ama bütün mesailerini aşağı yukarı bu gösterir.

Ben bir münasebetle bir başka başbakanının zamanında, bir tipik günde başbakanın devlet işlerine verdiği randevular itibarıyla çıkarttırdım, 22 dakika kaldı, 22 dakika.

TAHA AKYOL- Devlete?..

İLHAN KESİCİ- Devlete.

Bakanlarımızın koridorları da öyle, iş takipçilerinden geçilmiyor, milletvekillerinin koridorları da öyle.

Bütün bunlar böyle olunca, Fransız Parlâmentosundaki Ermeni tasarısıyla kim uğraşacak, kim ilgilenecek?

Şimdi Fransız Parlâ mentosuna...

TAHA AKYOL- Ben burada bir parantez açayım. Hatırlayacaksınız, bir de Türkiye bu Ermeni tasarısı meselesini Amerika Birleşik Devletleri'nde, Senatoda ve Temsilciler Meclisinde birlikte yaşadı. O vakit Türkiye'de tek partili bir hükûmet vardı, Turgut Özal Başbakandı. Türkiye, işte çağ atlıyoruz, ekonomi iyiye gidiyor, reformlar yapıyoruz diye kendi moralini yüksek tutuyordu, hakikaten de iyi işler yapılıyordu, dünyada da Türkiye yıldız ülke olarak gösteriliyordu. O moralle öyle bir lobi faal i yeti yapıldı ki; bu lobi faaliyetinin içerisinde sadece diplomatlarımız yoktu, başta kendisini saygıyla analım, Jack Kamhi olmak üzere iş adamlarımız, 40'tan fazla iş adamımız gittiler, orada karargâh kurdular, senatörlerle, temsilcilerle teker teker teke r görüşerek Türk tezini anlattılar ve Ermeni tasarısını, Amerika gibi lobilerin, Ermeni ve Rum lobisinin çok etkili olduğu bir ülkede şey ettirdiler. Bugünkü Türkiye, Fransa'da bir Raymond Barr'la görüşmeyi akıl edemedi.

İLHAN KESİCİ- Şimdi burada iki tane önemli şey çıktı Taha Bey.

O 1980'ler konjonktöründen bu yeni dünya düzeninde en önemli farklardan bir tanesi oluştu; o da, devlet adamlarının önemli kararlarda artık tek başına yeterli olmadığıdır.

Yani biz eskiden, yani soğuk savaş dönemi filan var iken de, düveli muazzama var iken de, yani 1900'lerin başları, 1800'lerin sonlarında, devletten devlete işlerimizi, derdimizi iyi anlattığımız zaman meselelerimizi çözebiliyor idik, şimdi hükûmetler yetmiyorlar.

Yani, Fransız Hükûmeti Türkiye lehinde çok ciddî bir karar almak istese bile elini kolunu bağlayan hususlar var.

Bunun birincisi millî parlâmentolar, Fransız Parlâmentosu.

İkincisi, millîlik üstü, "supranational" diyebileceğimiz Avrupa Parlâmentosu.

Üçüncüsü, meselâ Amerika Birleşik Devletlerini alırsak, Kongre.

Sadece yönetim yetmiyor. Yönetimler, kongrelerinin ne dediklerine, millî parlâmentolarının ne dediklerine bir kulak veriyorlar, oradan gelen sinyallere göre pozisyonlarını alıyorlar.

TAHA AKYOL- Onun dışında, özel sektörler, şirketler, medya, aydınlar...

İLHAN KESİCİ- Onun altında parlâmentolarda, sadece kendiliğinden karar vermiyor, parlâmentoda kendi "openning leaders"lerine, yani kanaat önderleri ne diyor, entelektüelleri ne diyor, üniversiteleri, profesörleri ne diyor, başka kanaat önderleri, yazarları, çizerleri ne diyor onlara bakıyor, ahaliye bakıyor, halkına bakıyor, yani benim halkım burada hangi pozisyonu ister, ne tür bir tavır ister'e bakıyor. Şimdi öyle olunca, Türkiye'nin işi çok zorlaştı, ciddîleşti. Yani, Türkiye sadece Fransız Devlet Başkanına, Fransız Cumhurbaşkanına, Başbakanına, Amerikan Başkanına mektup yazarak meselelerini çözemez.

TAHA AKYOL- Clinton'a telefon açarak olmuyor yani.

İLHAN KESİCİ- Eskiden 1980'lerde kısmen yapabiliyordu, 80 öncesinde daha önemli yapıyor idi, çünkü bir cephe, soğuk harp var idi. Şimdi parlâmentolar çok önemli ve onun altındaki kanaat önderleri, medya vesaire, iş adamları, entelektüeller önemli. Türk siyaset yapısı buna göre dizayn edilmiş değil. Türk siyaset yapısı, şimdi bi z im içinde faaliyet gösterdiğimiz siyaset yapısı eski dünyaya göre dizayn edilmiş bir siyaset yapısı.

Örnek olarak şunu alalım: Ermeni tasarısı konuşulacak. Nisan ayında verdiler, teklifi Fransız Parlâmentosunun konuşacağı Nisan ayında verdiler, Mayısın sonunda konuşulacağı belli. Peki, parlâmento meselesi bu, Türk parlâmenterlerinden hangi gruplar gidip Fransız Parlâmentosundaki insanlarla konuştular?

TAHA AKYOL- Kaldı ki, bir Türk-Fransız Parlâmentosu dostluk grubu var.

İLHAN KESİCİ- Bütün ülkelerle var, 100 küsur tane var.

TAHA AKYOL- Yani Fransa'yla da var.

İLHAN KESİCİ- Ben onları kayda değer bulmuyorum, yani bağışlarsanız...

TAHA AKYOL- Ama, bu Fransa'da gündeme gelince herhâlde kanallardan biriydi.

İLHAN KESİCİ- Efendim, parlâmenterlerimizin parlâmenter seçilme mekanizmaları; yani dünyanın politikasıyla Türkiye'nin haklarını dünyada arasın diye dizayn edilmiş, ona göre...

TAHA AKYOL- Liderin gözüne girsin diye.

İLHAN KESİCİ- Şimdi o zaman Türkiye şeyi takip etmedi, Türk parlâmenterleri Ermeni tasarısını takip etmedi. Kim edecek? Bakanlar edecek. Bakanlar da başka dertler içerisindeler. Demin söyledik, başbakanların buna ayıracak zamanları bile yok yani.

Alıştıkları usul var hâlâ, bizim bütün devlet yöneticilerimizin alıştığı usul. Yani bütün yöneticilerimiz, aşağı yukarı 1970'lerden itibaren gelen yöneticiler, en yenisi de 1983'te gelmiş olan yöneticiler; bunlar eski dünyanın siyaset yapısına göre şekillenmiş olan, yani siyasî hayatları ona göre şekillenmiş. Ben Fransız Cumhurbaşkanın a mektup yazarım, öbürü telefon eder, öbürü Başbakanına yazar, öbürü icap ediyorsa Meclis Başkanına yazar, meselemiz hâllolur. Niye? Geçmişte böyle bir iş olmuştu, biz böyle davranmış idik, meselemiz çözülmüştü diyebiliyorlar. Hâlbuki, artık bu yeni dünya ö yle bir dünya değil. Birinci noktası bu.

İkinci noktası Taha Bey; Türkiye tarihi bakımından bu Ermeni tasarısını bütün Cumhuriyet tarihimizden beri biliyoruz. Bunun en önemli şeyi ne? Biz arada bir deriz ki, "Osmanlı Arşivlerini açtık, kardeşim, gelin inceleyin." Yani, Ermeni mezalimi, Ermeni zulmü mü oldu, Ermeniler mi bize zulmettiler, gelin, Osmanlı Arşivlerini açtık, inceleyin.

Ya bu ne demek? Yani dünya gelsin, sizin haklılığınızı tespit etmek için sizin yerinize çalışması mı lâzım yani, neden çalışsın? Yani, siz dünyaya kendinizi anlatacaksınız. Kiminle anlatacaksınız? Herhangi adamlarla anlatamazsınız. Profesör; sizin de yakın ahbabınız olması münasebetiyle biliyorum, çok da yazı yazıyorsunuz, ben de bir kere telefonla konuşmak nasip oldu, bir te b rik için telefon ettim, Profesör Halil İnalcık. Kaç tane Profesör Halil İnalcıksınız var?

TAHA AKYOL- Maalesef bir tane.

İLHAN KESİCİ- Bir tane... (Ses kayıt kesikliği) Türkiye'nin meselelerini dünyaya anlatmakta bu sayı yetmez.

TAHA AKYOL- Yetmez, evet.

İLHAN KESİCİ- 100 tane Profesör Halil İnalcıksınız olacak. Yani, o ne demek? İster Harward Üniversitesinde, ister Princestone Üniversitesinde, MIT'te, ister Oxford'ta, ister Cambridge'te, dünyanın bütün üniversitelerinde tarihî bilgisini, tarihî çalışmasını ispatlayabilecek, onun ağzından bir lâf çıktığı zaman bütün dünya tarihçilerinin, samimî tarihçilerinin, elbette kötü niyetliler de olur ama, kulak verebileceği insanlar grubunuzun olması lâzım; ama yoktur. Niye yetiştirmiyorsunuz, yani niye ye t iştirmiyor? Ben size hitaben söylüyorum ama, bağışlayınız. Bunları da yapacaksınız.

TAHA AKYOL- Kaliteli insan yetiştirirseniz dünya nasıl itibar ediyor? Buna bir örnek, sizin bahsetiğiniz Halil İnalcık hocadır. Halil İnalcık hoca, Amerika'da ve İngiltere'de, tamamen bilim adamlarından oluşan, yani devletin verdiği bir paye değil bu, bilim adamlarından oluşan "Royal Society" gibi, bir tür bilimler akademisinin fahrî üyesi. Yani İngiliz tarihçileri; ki İngiltere'de tarihçilik çok gelişmiştir, oturmuşlar, İngiliz olmayıp da bu Royal Society denilen İngiliz bilimler akademisi bir tür, buna lâyık kim var deyince, Halil İnalcık. Çünkü, Halil İnalcık dünyada bir numaralı otomanist, Osmanlı tarihçisi. Ondan daha iyisi dünya yok. Bu ilmine saygıyla onu çağırmışla r . Tabiî Halil hoca konuştuğu zaman da ona göre dikkatliler.

Biz, Cumhurbaşkanının bir gezisinde Macaristan'a bu Kanuni armağanı sebebiyle gittiğimizde Halil İnalcık da vardı. Ben tabiî Halil İnalcık'ın yanından yarılmıyorum, hep dediğini not alıyorum fil an.

İLHAN KESİCİ- Biliyorum, sizinle konuşmuştuk onu.

TAHA AKYOL- Şahsî dostluğumuz da var kendisiyle.

Orada Türkçe bilen Macar Türkologları veya Türkçe bilmeyen Macar tarihçileri, sosyologları, iktisatçıları falan, hepsi Halil hocaya, bir Anadolu terbiyesiyle önünü ilikleyip elin öpmeye çalışarak saygı gösterdiler.

Buradan da şu ortaya çıkıyor: YÖK'ün de biraz dünyaya açılması lâzım, iş dünyasının dünyaya açılması gerektiği gibi.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Artık Türkiye'nin işi dünyayla.

TAHA AKYOL- Basının, politikacının, gazetecilerin, hepimizin dünyaya açılmamız lâzım.

İLHAN KESİCİ- Türkiye'nin işi artık, ekonomik kalkınması bakımından da, siyaseti bakımından da sadece dünyadır.

TAHA AKYOL- Dünyalı olmak mecburiyetindeyiz, dünyada yaşacaksak dünyalı olmak zorundayız.

İLHAN KESİCİ- İzin verirseniz, Profesör Halil İnalcık'ın hemen yanında başka bir şey daha zikretmek istiyorum.

Profesör Bernard Luis, bu sene Atatürk ödülü verdik. "Modern Türkiye'nin Kuruluşu" tarih kitabından itibaren bir yığın Orta Doğu'nun tamamıyla ilgili tarih kitabı var.

Sizin söylediğiniz hâdise olunca, Amerika Kongresinde biz Turgut Beyin zamanında şey yapınca, Ermeni tasarısını reddettirince, daha doğrusu gündemden çıkarılınca, Profesör Bernar Luis bir münasebetle dedi ki, "1915'li yıllarda, -bütün dünyaya hiben söyledi- 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğunun sistematik bir Ermeni kıyımıyla ilgili hiçbir tarihî belge, bilgi, kayıt yoktur" dedi. Bunu çok hâkim bir edayla söyledi, ağzına da yakışır o hâkimiyet.

TAHA AK YOL- Ki dünyada bu işi bilecek 5 kişi var ise birisi Bernard Luis'dir.

İLHAN KESİCİ- Ama şimdi ne oldu? Ermeni lobisi Profesör Bernard Luis'i mahkemeye verdiler.

TAHA AKYOL- Paris'te.

İLHAN KESİCİ- Paris'te mahkemeye verdiler, allem ettiler, kallem e ttiler -tam halk tabiriyle- Profesör Bernard Luis'i, küçük de bir rakam olsa bir tazminata mahkûm ettiler.

Peki şimdi Taha Bey, sizin ülkenize bu kadar dünya çapında bir tarihçi sizin lehinize bir şey söylüyor, daha doğrusu lehinize olsun diye söylemiyor da tarihî hakikatı ifade etmek bakından söylüyor, ama sizi muarızlarınız adamın peşini bırakmıyorlar sen böyle bir lâfı nasıl söylersin diye, bir dolarlık bir tazminata mahkûm ettirerek, bundan sonra Türkiye lehine pozisyon alabilecek, hakikatları söyley e bilecek ne kadar hoca varsa tamamının önünü kesmiş oldular. İşte Türkiye'nin bütün bu işleri takip etmesi lâzım, Türk Devletinin.

TAHA AKYOL- Burada bir şey daha belirteyim.

Bir de, biliyorsunuz, Amerikalı büyük tarihçilerden Stanford Show vardır. O da 1915'de sistematik bir Ermeni soykırımının yapılmadığını söyledi. İki ciltlik de büyük bir Osmanlı ve Türkiye tarihi yazmıştır. Bu, Harward Üniversitesinde, orada Türkiye araştırmaları enstitüsü kurmak istedi.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

TAHA AKYOL- Ve Türk Hükûmeti de dedi ki, sen enstitüyü kur, ben bu yardımı yapayım. Aynı şekilde, ne bileyim ben Çin araştırmaları enstitüsü kurulunca da Çin Devleti yardım ediyor.

İLHAN KESİCİ- Hep öyle yapılıyor, evet.

TAHA AKYOL- Oradaki Ermeni lobisi ayağa kalktı şu iddiayla: Eğer Türk Hükûmetinden para alırsa bu enstitü tarafsız olamaz.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

TAHA AKYOL- Hâlbuki Çin Hükûmeti, Hint Hükûmeti, Polonya Hükûmeti filan yapabiliyor, bunu engellediler.

Türkiye, Hükûmetin yapacağı bu yardımı özel sektörüne yaptırabilirdi. Ama, maalesef Türkiye'nin gündemine girmedi bu hayatî mesele. Ondan sonra da çırpınıyoruz ki, Amerika'da Bernar Luis ile Standford Show'dan başka, böyle bir problem ortaya çıktığında; bugün Ermeni meselesi, yarın Kürt meselesi, ertesi gü n Kıbrıs meselesi, Ege meselesi tarihî boyutlarıyla, kime anlattıracağız diye çırpınıyoruz. Miktar da ne kadar biliyor musunuz? 500 bin doları Türkiye, özel sektöründen temin ederek oradaki enstitüye destek verecek bir organizasyonu yapamadı. Bu beceriksiz l iğimizden değil, 1980'li yıllarda böyle şeyler yapıyorduk biz.

İLHAN KESİCİ- Efendim, bu 500 bin dolar dediğiniz rakam da, İstanbul'da bir evin dörtte bir parası; yani adama benzeyen bir ev 2 milyon dolar, bir evin yani mutfağıyla salonunu filan koyduğun zaman 500 bin dolar, onunla Türkoloji enstitüsü filan kurulacak.

Şimdi burada şunu ifade edelim: Meselâ, Kıbrıs'a bizim F-16'larımız çıktı altı tane, geri döndüler vesaire. İcap ederse, bin F-16'mız varsa bininin de çıkması icap edebilir, o hâl olabilir. Ama şunu söyleyeyim: Bunun bir maliyeti var, yani kalkması, bilmem vesaire. Bana öyle geliyor ki, son meselâ 1980 yılından şimdiye kadar 100 tane araştırma enstitüsü kursaydı Türkiye, yani bu stratejik araştırmalar enstitüsü olur, tarih araştırmaları en s titüsü olur, coğrafya araştırmalar enstitüsü olur vesaire, 100 tane 100'er kişilik, 1000'er kişilik araştırma enstitüsü kursak, F-16'ların Kıbrıs'a uçmasının maliyetiyle 20 senedir faaliyet göstermiş olurdu bu enstitüler. Ve belki de öyle bir işi yaptığınız zaman askerî çözüm, yani F-16'ların uçması hâli hiç icap etmez. Yani, yeni dünyada işler öyle yapılıyor.

TAHA AKYOL- Evet.

İLHAN KESİCİ- Yani, Amerika'da yüzlercesi var, binlercesi var, dünyanın her tarafında var. Almanya'da en az 30 tane Türkiye'yle ilgili araştırma enstitüsü filan var. Yani, o yüzden askerî sonuçlar artık meseleyi çözmez, askerî yaklaşımlar, icap ederse yapılabilir, müracaat edilebilir ama, onun yerine, bunların adı işte "non gowermentel organization..."

TAHA AKYOL- Hükûmet dışı kuruluşlar.

İLHAN KESİCİ- Hükûmet dışı kuruluşlar vesaire, ama bir büyük elbette koordinasyon içerisinde.

Şimdi geçenlerde bizim gazetelerin birinde Amerika'daki Yunanlılarla ilgili bir şey çıktı, adı şu: "The National Coordinated Apparets All Helen", yani Amerika'daki Helenlerin Örgütlü, Koordineli Millî Gayretleri Enstitüsü veya derneği. Şimdi bu Türkiye'de var mı?

TAHA AKYOL- Hayır.

İLHAN KESİCİ- Ama Helenlerin, dünyanın her tarafında var, Almanya'da da var, Fransa'da da var. Ermenilerin dünyanın her tarafında var, İspanya'da, Fransa'da, Amerika'da da var. TAHA AKYOL- Burada şunu vurgulayalım: Bunu yapan Atina'daki hükûmet değil; bunu yapan, kendisini Helen hisseden ahali.

İLHAN KESİCİ- Yunan burjuvazisi, Yunan zenginleri, Yunan entelektüelleri, Yunan profesörleri...

Şimdi bunun için ama, devletin bu istikamette bir koordinasyona hiç olmazsa baş koyması lâzım, halkına da bunu anlatması lâzım.

Benim çok canımı sıkan işlerden birisi, şimdi mağaza açılışlarından, işte hafta sonu miting yapmaktan, hangi parti olursa olsun, hangi başbakanımız, sayın başbakanımız olursa olsun bu işlere ayıracak zaman bulamıyorlar, yoruluyorlar bir kere Taha Bey. Yani bizzat görüyoruz biz bunu, ben çok insanda gördüm.

TAHA AKYOL- Oturdukları yere yığılıyorlar, görüy oruz, evet.

İLHAN KESİCİ- Ama, bunların yorgunluklarının maliyeti ülkenin maliyetidir. Yani, onlar kendi zamanları değil. Emekli cumhurbaşkanı, emekli başbakan, emekli bakan olduğu zaman, o zaman kendilerinin zamanıdır, ne kadar isterlerse yorulabilirler. Ama bizim cumhurbaşkanlarımızın, başbakanlarımızın, bakanlarımızın, milletvekillerimizin bu tür yorulmaya hakları yok. Çünkü, ertesi sabah dinç bir kafayla, dinç bir vücutla, taze, açık bir zihinle, üniversite imtihanına girerken çocuklara tavsiye ettiğ i miz şeyi başbakanımıza, cumhurbaşkanımıza tavsiye etmez olur muyuz? O yorgunlukla Amerikan Büyükelçisiyle konuşacak, o yorgunlukla Fransa Başbakanıyla konuşacak, o yorgunlukla Türkiye MİT Müsteşarıyla, Genelkurmay Başkanıyla konuşacak; o, verimini düşürür .

TAHA AKYOL- Düştüğü de belli.

Efendim, maalesef ayda bir, iki ayda bir falan bildiriler yayınlanıyor, işte falanca devlet büyüğü şu kadar bin kişiyle görüştü, şu kadar bin kilometre gezdi filan; yok dünyada böyle bir şey.

İLHAN KESİCİ- Yok, hayır.

TAHA AKYOL- Zaten siz de Batıyı çok iyi bilirsiniz, Batıda çok önemli bir hâdise, önemli bir açıklama olmadıkça politikacı görmezsiniz. Politikacı günlük işini yapmaktadır, uzun vadeli işini yapmaktadır. Bilir ki, politikacının halk karşısına çıkıp seçimden seçime hesap vermesi lâzım. Bizde her gün politika, her gün politika. Buradan sisteme meselesi...

İLHAN KESİCİ- Bu yapı meselesi.

TAHA AKYOL- Bu sistem meselesine geliyor.

Şimdi bir veteremiz var, yani vetere bir bant, Türkiye'deki bu siyasî mekanizmanın bir türlü işleyemeyişini, dağınıklığını, partilerin durumunu gösteren bir bandımız var. Onu izledikten sonra ben size Türkiye'deki sistemin, siz de sistemin içindekilerden birisiniz, ne hâlde olduğunu ve nasıl düzeltilebileceğini soracağım.

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

"SPİKER- İngiltere'de Margareth Thatcher'la hamle yapan Muhafazakâr Parti üst üste dört seçim kazanarak ülkeyi 16 yıl yönetti ve önemli ekonomik reformlara imza attı. Bu sırada muhalefetteki İşçi Partisi dört defa lider değiştirdi ve sonunda vizyon sahibi Tony Blair'i liderliğe getirdi ve Blair'le yenilenen İngiliz solu iktidara geldi. Blair'in en azından bir seçim daha kazanacağı kesin.

Almanya'da da Hristiyan Demokratlar üst üste dört seçim kazandılar, 16 yıldır ülkeyi yönetiyorlar. Kohl, sağın başbakanı. Bu sürede muhalefetteki Sosyal Demokrat Partide seçim zaferi kazanamayan liderler uzaklaştırıldı, şimdi Almanya'da Sosyal Demokratların Başbakan adayı Schröder, büyük bir ihtimalle de seçimi kazanacak.

İspanya'da sosyalist Felipe Gonzales üst üste seçim kazandı, ülkesinin millî gelirini 4 bin dolardan aldı 20 bin dolara ulaştırdı. Son seçimleri kaybetti, İspanya'da şimdi muhafazakârlar iktidarda.

Fransa'da sağcı Jacques Chirac Cumhurbaşkanı olduğu hâlde Parlâmento seçimlerini solcu Jospin kazandı.

Görülüyor ki temel sorunlarını çözmüş olan Avrupa ülkelerinde iktidarlar en azından 8 yıllık geleceklerini görebiliyorlar. Türkiye ise 4 yılda 6 hükûmet, 9 dışişleri bakanı değiştirdi. Artık Afrika'da, Latin Amerika'da bile bu kadar istikrarsız bir ülke yok.

Ecevit'in söylediği gibi, Türkiye'de hükûmetler önünü göremiyor; önünü göremeyince de orta ve uzun vadeli işlemleri yapamıyorlar, sıkıntılar sürüyor.

Bir başka sorunumuz da, seçim kaybeden liderlerin lider koltuğuna oturmaya devam etmesi, siyasette kan değişiminin engellenmesi.

Türkiye'de sağın alternatifi sol değil, solun alternatifi de sağ değil. Siyasî kargaşa var, herkes birbirinin alternatifi ya da kimse kimsenin alternatifi değil. Rahmetli Özal'dan sonra Türkiye enerjisini ve yönünü kaybetti. 91 seçimlerinden sonra Demirel-İnönü liderliğinde kurulan DYP-SHP koalisyonunda, ardından Çiller'le Murat Karayalçın'ın, Hikmet Çetin ve Deniz Baykal'ın koalisyonlarında sağı sol engelledi, solu sağ engelledi, hiçbir reforma el sürülem e di; sağ da, sol da eridi.

ANAP da muhalefette olduğu hâlde oy kaybetti, Erbakan'ın Refah Partisi büyüdü.

95 seçimlerinde de sandıktan iktidar çıkmadı. Kamuoyu baskısıyla ve büyük umutlarla kurulan ANA-YOL, kısa sürede görülmedik kavgalarla noktalandı. Ardından REFAH-YOL; tankların balans ayarıyla REFAH-YOL'un düşürülmesi. Şimdi ANASOL-D, yani üç partili azınlık hükûmeti. Bir tek reforma el sürülemeyen üç yılda bütün bu siyasî maceraları yaşadı Türkiye. Üstelik yelpazede bölünmeler devam ediyor. Sağda C i ndoruk'un Demokrat Türkiye Partisi yeni bir parça olarak oluşurken, solda da CHP ve DSP'nin dışında yeni partiler oluşuyor, sistem parçalanmaya devam ediyor. Hükûmetler cılız ve ömürsüz, Parlâmento durgun, demokrasi vesayet altında."

TAHA AKYOL- Şimdi İlhan Bey, Türkiye'nin büyük problemleri var, büyük de imkânları var. Fakat, bu problemleri çözecek, bu imkânları harekete geçirecek bir idare yok Türkiye'de. Bu her şeyi hükûmetten, Ankara'dan beklemek anlamına gelmiyor ama, hükûmetin yapması gereken öneml i işler yapılacak ki ondan sonra da herkes kendi işini daha iyi yapacak; bu olmuyor. Altı tane parti, kaç ay devam edeceği belirsiz olan hükûmetler. 1995 seçimlerine umutlarla gidildi, bu seçime gidelim, millet karar versin, birleşen birleşsin, birleşmeyen birleşmesin filan, ortaya çıkan tablo meydanda, 95'ten bu yana üç aylık bir hükûmetsizlik, arkasından üç aylık bir kavgalı gürültülü ANA-YOL, onun arkasından REFAH-YOL, REFAH-YOL'un arkasından 28 Şubat süreciyle Türkiye'de siyasetin daha bir problematik h â le gelmesi, şimdi de üç parti, artı dışarıdan CHP'nin desteğiyle, ömrü belirsiz, nihayet de ömrüne nokta konulmuş bir hükûmet. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle şey yok. Biliyorsunuz İngiltere'de muhafazakârlar 16 yıl iktidarda kaldılar. Almanya'da muhafaza k ârlar 16 yıldır iktidarda, İspanya'da sosyalistler, yani sosyal demokratlar 12 yıl ülkeyi idare ettiler. Şimdi İngiltere'de Tony Blair geldi, belli ki tekrar ikinci bir seçimi kazanacak. Yani, problemlerini büyük ölçüde çözmüş olan ülkelerde hükûmetler ön l erindeki en azından 8 yılı görecek, ona göre uzun vadeli politikalar oluşturabilecek durumdayken, Türkiye'de üç ay sonrasına politika oluşturma imkânı yok. Nereden yok, belli, SSK. 1.4 katrilyon yutuyor sosyal güvenlik sistemi, 10 aydır bu Hükûmet tasarıyı Parlâmentoya getiremedi, ondan önceki hükûmetler 10 aydır tasarıyı Parlâmentoya getirip geçiremediler. Bu da, 1991 seçimlerinin Türkiye'ye faturasıdır. Erken emeklilik diye vatandaşa popülist bir vaatte bulundular, 1.4 katrilyon.

Şimdi bir yığın problemimiz var, Ankara kendisini yönetemiyor. Sebep, partiler parçalanmış, liderler kavgalı, parti için demokrasi olmadığı için lidere hayır denilemiyor, doğru yaptığına destek, eğri yaptığına eleştiri gelmiyor filan, bir kargaşa. Siz de Ankara'nın içindesiniz. Partiyse partidesiniz, milletvekiliyse milletvekilisiniz, bürokratsa, devletin bürokrasi çarkının nasıl işlediğini görüyoruz; bu ne şaşkınlık böyle?

İLHAN KESİCİ- Şimdi siz çok konuya da temas ettiniz, ben de onlara, o vadide dolaşmayacağım izin verirsen iz.

TAHA AKYOL- Bunların hepsini ceste jeste gideceğiz.

İLHAN KESİCİ- Şimdi Plânlama Müşteşarıyken, bütün Türkiye de söylüyordu, biz de söylüyorduk, raporlarımız da vardı, diyorduk ki; bir, devlet yeniden yapılansın.

İki; ekonomi yeniden yapılansın.

Bütün Türkiye de söylüyordu, okur-yazar herkes, yani bu işlere kafa yoran, bu vadide sözü olan, söyleyecek sözü olan herkes bunu söylüyordu. Ben de daha ilmî bir şekilde, normal Plânlama Müsteşarlığının görevi istikametinde de raporlar hâlinde, hem bir kısmını neşrediyordum, bir kısmını da Sayın Başbakana ve hükûmetlere sunuyordum. Bir türlü aklım almıyordu, yani bu belli, neden bu devlet yeniden yapılandırmıyorlar bu istikamette?

TAHA AKYOL- Üstelik bunu bütün liderler de söylüyorlar.

İLHAN KESİCİ- Söylüyor. Neden bu ekonomiyi şu istikamette yeniden yapılandırmıyorlar filan diye. Ben çözüm de, cevap bulamamıştım yani.

TAHA AKYOL- Şimdi çok iyi bir noktaya geldik, ben burada yine bir parantez açıp bir cümle söyleyeceğim.

Şimdi bütün liderler diyorlar ki, SSK reformu yapılmalı. Ortada 4 yıldır reform yok. Bütün liderler Türkiye'de diyorlar ki, vergi yasası çıkmalı, işte kayıt dışı ekonomi filan, ortada bir şey yok. Bütün liderler diyorlar ki, ekonomik reformlar yapılmalı, bu yok. Bilhassa benim dikk a timi çeken, bütün liderler diyorlar ki, kamu bankaları özelleştirilmeli.

İLHAN KESİCİ- Evet.

TAHA AKYOL- Hatta Anavatan Partisi, Tansu Çiller Hükûmetinin Özelleştirme Yasasına destek verirken madde koydu...

İLHAN KESİCİ- İki yıl. Önce bir yıl diyordu, ilk bir yılda, sonra dediler ki iki yılda. Anlaşma, sulh edildi, evet.

TAHA AKYOL- Kamu bankaları özelleştirilecek. Siz geldiniz, yine kamu bankalarına dokunan yok.

İLHAN KESİCİ- Dokunulacağı da yok.

TAHA AKYOL- Şimdi siz şunu dediniz: Siz DPT Müsteşarıyken diyordunuz ki, şimdi eminim DPT Müsteşarı yine aynı şeyi söylüyordur, Hazine aynı şeyi söylüyordur vesaire, "Herkes aynı fikirde, aynı çözümde anlaşıyor da niye olmuyor?"

Evet, niye olmuyor?

İLHAN KESİCİ- Şimdi fark ettim ki ben, bu Millet Meclisine girdikten 6 ay sonra fark ettik ki, bütün bunları kim yapacak? Siyaset kurumu yapacak, yani devleti yöneten siyaset, siyaset kurumu yapacak. Peki, siyaset kurumunun kendisi eski, yani bizim siyaset kurumumuzun ana çatısı, ana fonksiyonları 1960 yı l ında çatıldı, 60 İhtilâlinden sonraki 61 Anayasasıyla. İyidir kötüdür anlamında bir şey söylemiyorum, ama gerçek anlamda Türkiye'nin 1960'lardaki ekonomik ve siyasî yapısına göre şekillendi mecburen ve dünyanın 1960'lardaki hâline göre şekillendi. Hâlbuki dünya 1960'dan, bu yeni dünya düzeni, durmadan tekrarlayıp duruyoruz, uluslar arası sermaye hareketleri vesaire, parlâmentoların önemi vesaire, hâlbuki dünya bu işi bütünüyle 1960'lar yapısını değiştirdi. Önce siyasetini değiştirdi, o siyaset kurumları da devleti yeniden yapılandırdı, ekonomiyi yeniden yapılandırdı, adapte oldular, uyum sağladılar.

Şimdi biz eski bir siyasî yapıdan, 1960'a göre çatılmış, fonksiyonları ona göre dizayn edilmiş, düzenlenmiş bir siyasî ve devlet yapısından Türkiye'nin 2020 yılına ait perspektif içinde problemlerini çözmesini veya ona göre şekil almasını bekliyoruz.

TAHA AKYOL- Olmuyor.

İLHAN KESİCİ- Bu mümkün değil, olmuyor. Siyaset yapısı eskimiş. O zaman önce siyaset yapısını değiştirmek lâzım.

Peki, burada bütün tarih in, yani 2 bin yıldır, 3 bin yıldır tartışma alanlarından birisinden de böyle bir bataklığa da girmemek lâzım, insan mı önemli, sistem mi önemli diye öyle bir soru çıkar insanın karşısına. Bunun cevabı basittir; hem insan önemlidir, hem sistem önemlidir.

TAHA AKYOL- Dolayısıyla, birine ağırlık verip ötekini küçümsememek lâzım.

İLHAN KESİCİ- Evet.

TAHA AKYOL- Yani, hangi sistem olsa bu insanlar böyle olur deyip sistem problemini gözden kaçırmak yanlış.

İLHAN KESİCİ- Aynen öyle.

TAHA AKYOL- Sistemle ri bir muska gibi, bir sihir gibi, büyü gibi görmek de yanlış.

İLHAN KESİCİ- Bu kadar.

Şimdi buna iki tane örnek verelim, yani bu ne demek?

Bir keman, bir de kemancı alın. Keman, dünyanın en uyduruk kemancılarından birisi, ehven bir kemancı, dünyanın en iyi kemanını veriniz, dünyanın en iyi sistemini veriniz, o, dünyanın en iyi kemanıyla virtüözlük edemez. Veya tersi, dünyanın en iyi kemancısı, fakat bizim yerli mamul bir kemanı verdiniz, gıy gıy gıy etti durdu yani değil mi; başka bir şey olmaz.

Ve ya süvari ve at diyelim; en iyi koşucusu, en iyi binicisinin altına yerli ırktan bir atı verin, yani hangi müsabakayı kazanır? Hiçbir müsabakayı kazanamaz.

TAHA AKYOL- Hem insan, hem sistem.

İLHAN KESİCİ- Hem insan, hem sistem.

Bunun en belirgin hâli de, bu Doğu Blokunu alalım. Şimdi bu Doğu Bloku sosyalist sistemin ve sosyalist ekonominin, yani yüzde yüz devletçi ekonominin altında yürürken iflâs ettiler. Biz kapitalist dünyada, serbest piyasa ekonomisinde ne diyorduk? Doğu Blokunun insanları aynı i n sanlar, "Yahu kardeşim, bu sistem rekabet yaratmaz; bu sistem rekabet yaratamayınca özgür fikirler, özgürlükler vesaire girmez, siz bununla bir şey elde edemezsiniz" diyorduk senelerce.

TAHA AKYOL- Hatta, burada şunu muhakkak belirtmek lâzım: Rusya'da, Sovyetler Birliği'nde 10 bin nüfusa düşen profesör sayısı Avrupa'dan fazlaydı, 10 bin nüfusa düşen teknisyen sayısı, mühendis sayısı Avrupa'dan fazlaydı. Yani, Sovyet sisteminin insan kalitesi Batı insanının kalitesinden teknik vasıfları itibarıyla yüksekt i , ama sistem berbat olduğu için, keman kötü olduğu çalamadılar. Bu çok önemli.

İLHAN KESİCİ- Şimdi birincisi bu.

İkincisi de, -bu Batı ülkelerinde var- bir Başbakan düşününüz, bizim sistemimizde 20 yıl, 30 yıl yaşanılabiliyor. Yani partiniz yüzde 50 imiş, yüzde 10'a düşersiniz, ertesi seçimde yüzde 15'e çıkarsanız vesaire, 20-30 yıl yaşarsanız. Bütün tavizler, demin ki söylediğimiz Başbakanlık koridorunun öyle olmasının sebebi şu: İleride lâzım olabilir, şu müteahhit bana ileride, öbür seçimde lâzım ol a bilir, şu il başkanı lâzım olabilir. Sistemde yaşamak istedikleri için 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl, bu tavizi veriyorlar, yoksa vermeyecekler.

Ama Batılı sistem şu: Amerika'da diyor ki, bağışlayınız, hâşâ huzurdan, yani bazen günlük dilde kullanıldığı için, Cenabı Allah'ın da oğlu olsan kardeşim, en çok iki devre, halk seni seçerse, ondan sonra yok. Avrupa'da da işte başka mekanizmalar var.

Bu şu: Diyelim ki 50 yaşında başbakan oldunuz, 50 yılda biriktirdiğinizin tamamını bir 5 sene içerisinde halkınız için, ülkeniz için gömeceksiniz. Öyle bir 5 seneye sığacaksınız ki, bütün enerjiniz, bütün bilginiz, bütün görgünüz o 5 senede tamamı gidecek, geriye posanız kalacak. Yani, ayrıldığınızda başbakanlıktan takatınız bile kalmayacak, bütün varlığınızı o 5 yıllığı n a gömmüş olacaksınız.

Ya, bu başbakanlık makamı böyle makam. Yani, şimdiki bizim Başbakanlığımız büyük Osmanlı İmparatorluğunun sadrazam makamı, yani başbakanlarımızın oturduğu koltuk, işte o sadrazam makamında oturuyorlar, yani bunu icap ettiriyor. O yüzden, işte sistemle ilişkisi filan var.

Bir ikinci nokta; siz İngiltere'den örnek verdiniz, bizim şimdi en büyük partimiz oyu ne kadar? Yüzde 20. İngiltere'nin en küçük partisinin oyu ne kadar? Yüzde 21, yani Liberal Sosyal Demokrat Parti. Tony Blair, eskiden yüzde 43-44 civarında muhafazakârlar alırdı, şimdi 46 işçi partisi aldı, 42 muhafazakârlar aldı, en küçük üçüncü partisinin de Parlâmentodaki sayısı da 25 civarında, en küçük üçüncü partisinin oyu da yüzde 20. Yani, İngiltere'nin en küçük partisinin oyu yüzde 20, Türkiye'nin en büyük partisinin oyu yüzde 20. İşte burada bir yanlışlık var.

TAHA AKYOL- İngiltere'de 2,5 parti var, bizde artık sayısı karıştı.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu oy şu demek: Ekonomiden bir örnek verelim, vatandaşlarımız da daha iyi algılarlar diye düşünüyorum.

Şimdi biz Plânlama'da da, diğer ekonomi bürokrasisinde de, özel sektörde de proje yaparken, projelerin hep bir finansman ihtiyacı olur. Bu iki türlü karşılanır; bir, öz kaynak, yani kendi cebinden koyduğun para, iki, ister bankalar sisteminden, ister malî sistemden, ister dış dünyadan alacağın kredi. Götürürsünüz bunu bankalar sistemine, dersiniz ki, ben şöyle çok güzel bir proje hazırladım, buna kendim de bir katkıda bulunuyorum, bu projeyi inceleyin ve fizibıl görürseniz b ana biraz kredi verin. Bankalar sistemi, malî sistem bunu inceler, der ki, evet, proje çok güzel Allah için, ben buna krediyle iştirak ederim.

İkinci sorusu şu: Sen ne kadar para koydun, yani cebinden ne koydun, öz sermayen ne kadar? Dersin ki, öz sermayem 15 lira, yüzde 15. Yok hemşehrim, Allah selâmet versin, git başka kapıya, güle güle derler. Neden? Riskin az, sermayen az yani.

TAHA AKYOL- Elin tam taşın altında değil.

İLHAN KESİCİ- Elin tam taşın altında değil.

Şimdi bunun ekonomideki normal rasyosu, normal oranı yüzde 40 ve yüzde 40'ın üstüdür. Projeniz güzel, diğer şeyleriniz iyi hazırlanmış, yüzde 40 civarında da öz sermayeniz varsa, gücünüz, yani o da sizin bir anlamda gücünüz, takatiniz demek, yüzde 40 da takatın var ise, bankalar sistemi d e dış dünyada bayılarak iyi bir projeye kredi verirler.

Siyasette bunun gücü oydur, yani halkın tasvibi, takdiridir. Eğer halkın yüzde 40'ı size öz sermaye olarak, takdir olarak, takviye olarak güç-kudret vermiş ise, siz bütün cihana diyebilirsiniz ki, gördüğünüz gibi benim yüzde 40 öz sermayem var, halkımın yüzde 40'nın takdiri ve tasvibi arkamda, gel bana yabancı sermaye yatırımı olarak şunu yap, gel uluslar arası sermaye hareketlerinden bunu yap. Veya siyasî alanda Yunanistan'a, başka ülkeye dersiniz ki, onlar görürler zaten, yani...

TAHA AKYOL- Arkanda yüzde 40 olduğunu görürler.

İLHAN KESİCİ- Türkçe, bizim Sivas'ta, Orta Anadolu'da, Yozgat'ta da var, siz de iyi bilirsiniz, "göz hasmını tanır" diye bir tabir vardır. Benim çok sevdiğim bir lâftır bu; göz hasımını tanır. Sizin başbakanlarınızın arkasında yüzde 40 ve yüzde 40'ın üstünde bir halk desteği var ise, kolay kolay kimse kem gözle bakamaz o insana.

Şimdi bunun...

Evet, siz bir şey diyeceksiniz, bir şey söyleyeyim geçeyim izin verirseniz.

TAHA AKYOL- Evet. Yunan Dışişleri Bakanı Pangalos zaten ilk Bakanlığa geldiğinde, "dünyanın en istikrarsız ülkesi Türkiye'dir" dedi. Bu çok önemli bir lâf, bu korkunç bir lâf, yani kendisini idare edemeyen bir ülke demektir. Demek ki, kendimizi idare edemediğimizi dünya biliyor.

İLHAN KESİCİ- Efendim, bilmez mi?

TAHA AKYOL- Bu çok önemli.

İLHAN KESİCİ- "El elin aynasıdır" derler, yani el daha iyi görür.

TAHA AKYOL- Şimdi ben şunu soracağım...

İLHAN KESİCİ- Şimdi burada bir şey söyleyeyim, bağışlayın, siz de demin söylediğiniz için, bu da tam bu nokta.

Biz... (Ses Kayıt Kesikliği) ... 6 senede 4 tane hükûmet değiştirdik, 9 tane de dışişleri bakanı değiştirdik. Ya, dünyanın muhtemelen en uzun ömürlü tek bir şeyi olması gerekse, bizim coğrafyamızla, bizim milletimizle ilgili dış işleri bakanlarının olması lâzım. Hâlbuki, biz 3 senede 9 tane dışişleri değiştiriyoruz. Buna Dışişleri Bakanlığı bürokrasisi ne yapsın, dış dünyada Türkiye'nin lobicilik faaliyetleriyle uğraşan insanları ne yapsın? Her g ü n değişen bir dışişleri bakanı olur mu canım?

TAHA AKYOL- Felâket bir şey. Dünyanın en geri ülkelerinde bile böyle değil.

İLHAN KESİCİ- Tabiî tabiî.

TAHA AKYOL- Yani, en iptidaî demokrasilerde, Afrika'nın kabile demokrasilerinde bile böyle 4 yılda 9 dışişleri bakanı, 6 tane hükûmet... (Ses Kayıt Kesikliği) ... siyasî kavga, ortada bir tane icraat yok.

Şimdi biraz milletvekilliği kurumu üzerinde konuşalım.

Bu 1995 seçimleri yapıldıktan sonra genelde denildi ki, bu Parlâmento çok kaliteli bir Parlâmento. Hakikaten, işte eğitim, uzmanlık, geçmişlerindeki kişisel başarı falan bakımından bu Parlâmento kaliteli. Ama, Parlâmentoda kalitesini bildiğimiz adamlara bakıyoruz, oturuyorlar.

Ben gazeteci olarak zaman zaman Parlâmentoya gidiyorum, "işte şu şöyle, bu böyle", benim diyeceğim hepsini onlar söylüyorlar. Diyorum ki, benim işim yazmak, sizin işiniz de yapmak, niye yapmıyorsunuz? Öyle deyince net bir cevap alamıyorum. Yani, bizde Parlâmento sanki liderlerin aşireti hâline gelmiş olan partilerin lokali hâline gelmiş.

İLHAN KESİCİ- Evet, öyledir öyledir.

Şimdi, yani genel başkanlarımızın kendi bakkal dükkânları olsa bu kadar mutlak hâkimiyet kuramazlar, çünkü müşteriye iyi davranan tezgâhtar bulmak mecburiyetindedir.

Diyelim ki kendi dükkânı, "canımın istediğini tezgâhtar aldım, canımın istediğini muhasebeci aldım" filan diyemez...

TAHA AKYOL- Kalite aramak zorunda.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. İyi muhasebeciniz olmazsa hesap kitabınız boşa gider, iflâs ederseniz veya müşterisine, halkına iyi muamelede bulunmayan tezgâhtarınız müşteriyi dükkândan kaçırır, siz yine iflâs etmiş olursunuz. Hâlbuki siyasette böyle bir mekanizma yok. Bu, ana çatısı itibarıyla böyledir.

İkincisi bizim Parlâmentomuz.

İşte eski Parlâmento özelliklerinden birisi şimdi ortaya çıkacak; bizim Parlâmentomuz parlâmenterler parlâmentosu değildir, bizim Parlâmentomuz partiler parlâmentosudur.

O şu demek: Bizim Parlâmentomuzda konuşmak istese, parlâmenter dediğin konuşacak, Türkiye'nin ahkâmıyla ilgili, olan biten işlerle ilgili söz istiyorum deyip konuşması lâzım, fikrini söylemesi lâzım. Böyle bir söz hakkı yoktur. Söz hakkı partilerin vardır, A partisinin sözcüsü olarak konuşabilirsiniz. Ben iki kere konuştum Genel Kurulda...

TAHA AKYOL- Ama grupta konuşabilirsin.

İLHAN KESİCİ- Ha, grupta konuşabilirsin, grubun da ayrı özellikleri filan var.

Her ikisinde de parti görev verdiği için konuşabildim, yoksa kendiniz söz isteyemezsiniz.

Bir tek söz isteme hakkınız var, adına biz gündem dışı konuşma diyoruz. Bizim Parlâmentomuz haftada normal olarak 3 gün çalışır, gündem dışı konuşma da bunun ortalama 2'sinde olur, her ikisinde de her bir gün 3 kişi konuşur, yani bir gündem dışında 3 kişi.

TAHA AKYOL- Milletvekilinin faaliyet sahası dar.

İLHAN KESİCİ- Yani bir haftada 6 parlâmenter gündem dışı konuşabilir. Biz 40 hafta çalışırız, 6 kere 4, 24, bir senede 240 kişi konuşur. 500 kişiyiz, iki senede bir sıra gelir adama.

TAHA AKYOL- İlhan Bey, şöyle bir şey yapılabilir...

İLHAN KESİCİ- Bir de bunun dakikası var, ne kadar konuşacaksınız? Tamamı 5 dakika. Eğer normal kendi fikriyatınızı ifade edecek olsanız, her parlâmentere 2 senede bir ve sadece 5 dakikalığına bir konuşma hakkınız vardır.

TAHA AKYOL- Şimdi Pârlamento parlâmenterler parlâmentosu hâline getirilirse, bunun Fransız 3'üncü Cumhuriyetinde, 4'üncü Cumhuriyetinde örnekleri var, o vakit de böyle parti disiplini, yasama disiplini falan kalmıyor.

Bizdeki problem ben zannediyorum sistemin parçalanmasından ortaya çıkıyor. Herhâlde bugünkü Anavatan Partisi yüzde 40'la iktidara gelseydi veya dünkü Doğru Yol SHP'yle koalisyon mecburiyetinde kalmadan yüzde 40'la iktidara gelseydi böyle bir şey olmazdı.

İlk akla gelen de, merkez sağda bir türlü bir toparlanmanın olması. Türkiye'de herkes bunu düşünüyor, herkes bunu istiyor, fakat en çok da kan gövdeyi götüren yer merkez sağ.

Şimdi Doğru Yol milletvekilleriyle, hatta liderlerin dışındaki parti yöneticileriyle konuşuyorum, "Bize en yakın parti ANAP." Aman nasıl seviniyorum. ANAP'lılarla konuşuyorum, onlar da diyorlar ki, "Bize en yakın parti Doğru Yol."

Peki kardeşim, meselâ bankaların özelleştirilmesi konusunda Doğru Yol milletvekilleriyle ANAP milletvekilleri beraber yasa teklifi verseler, ne bileyim ben, işte hükûmet falanca konuyu çok önemsiyor, meselâ 50 tane milletvekili, 25'i Doğru Yoldan, 25'i ANAP'tan bir araya gelip deklârasyon yayınlayarak, siz bankaları özelleştirin veya SSK problemini çözün, ben de ondan sonra işime bakayım; bu niye olmuyor? Yani, Doğru Yol-ANAP ilişkileri.

Vaktimiz de daraldı, özetle.

İLHAN KESİCİ- Ondan evvel Parlâmento disipliniyle ilgili bir şey söyleyeyim.

Şimdi şöyle bir garabeti yaşıyoruz, ben yaşadım daha doğrusu siyasî psikoloji: Biz ne diyoruz dışarıya karşı bu televizyonlardan da, siz de yazı yazarken? Hür vatandaş, özgür insan, özgür üniversite, hep her şeyin başına bir "özgür" sıfatı var; hür özgür-hür özgür- hür özgür.

Gelelim Parlâmentoya şimdi, partilerin içine: Grup disiplini parti disiplini, grup disiplini parti disiplini, grup disiplini parti disiplini; olmaz.

TAHA AKYOL- Partiler de parçalanmış.

İLHAN KESİCİ- Evet. Yani, dışarıya karşı hür özgür, hür özgür deyin, içeride parti disiplini, grup disiplini...

TAHA AKYOL- Yani parti disiplini, milletvekillerinin kendi aralarında iş birliği yapmasını engelliyor.

İLHAN KESİCİ- Evet.

Şimdi burada efendim, Amerika Birleşik Devletleri'nin nüfusu 268 milyon insan. Dünyanın en aykırı fikirlerinin, en uç davranışlarının olduğu ülke de Amerika Birleşik Devletleri, en özgür ülkesi. Partiler... (Ses Kayıt Kesikliği) ... illâ da motamot, şu tür düşünen insanlar bir partide olur filan diye olmaz. O bizim eski dünyaya ait. Yani, partinin Osmanlıcası fırka...

TAHA AKYOL- Avrupa tradisyonu farklı.

İLHAN KESİCİ- Fırka, farktan geliyor, işte illâ farklılıklar. Ama Avrupa'da, Amerika'da, "genellikle şu düşüncede olan insanlar topluluğu" partiler, genellikle. Yoksa motamot nasıl düşünelim sizinle?

TAHA AKYOL- Zaten bizdeki partilerin artık düşüncesi müşüncesi kalmadı yani.

İLHAN KESİCİ- Ama, biz sizinle genellikle diye baksak, aşağı yukarı 100 parametrenin 95'inde beraber oluruz.

TAHA AKYOL- Şimdi İlhan Bey, vaktimiz çok daraldı, Doğru Yol-ANAP ilişkileri hakkında ne diyeceksiniz?

İLHAN KESİCİ- Efendim, şimdi Doğru Yol-ANAP ilişkileri hakkında bir şey söylemem benim zarif olmaz diye düşünüyorum.

TAHA AKYOL- Niye?

İLHAN KESİCİ- Yani, bir kere bu işler partiler... Bizde âdet şu olmuş, yani parti yöneticileri filan...

TAHA AKYOL- Prensibini soruyorum.

İLHAN KESİCİ- Prensip itibarıyla şudur...

TAHA AKYOL- Birini suçlayın, ötekini kötüleyin, kayırın filan demiyorum.

İLHAN KESİCİ- Hayır hayır. O zaman, yüzde 40 civarında oy almamız lâzım ise Türkiye'nin kurtulması bakımından, öz sermayemizi artırmamız bakımından, genellikle benzer istikamette düşünen insanlarımızın bütün gayretlerinin bir araya yığılması bakımından, Türkiye'nin yüzde 40 ve yüzde 40'ın üstünde oy alacak bir orta sağ partiyi, bir orta sol partiyi araması lâzımdır.

Bunu nasıl bulur? ANAP'la Doğru Yolu birleştirerek mi bulur, müşterek kongre yaparak mı bulur?

T AHA AKYOL- Seçim ittifakıyla mı bulur?

İLHAN KESİCİ- Vesaire, nasıl bulursa bulur. Bunu ciddî olarak bir kere araması lâzım Türkiye'nin. Böyle bir arayışın içerisinde ben sadece burada ANAP'la Doğru Yolu filan da görmem, aşağı yukarı MHP'nin yarısı veya dörtte üçünü de görürüm, bugünkü Refah Partisinin en az itibarıyla dörtte birini filan da görürüm, buradan yüzde 50 civarında bir şey çıkar.

TAHA AKYOL- Zaten Refah'ın aldığı yüzde 20 oyun yüzde 10'u bir seçim önce merkez sağdaydı.

İLHAN KESİCİ- Tabiî efendim.

TAHA AKYOL- Merkez sağ ... (Ses Kayıt Kesikliği) ... onlar da oraya gittiler ve zannettiler ki irtica geliyor filan diye millet boşu boşuna heyecanlandı.

İLHAN KESİCİ- Çeşitli münasebetlerle yazdınız; Refah Partisi ilk çıktığı yıl 1973 yılıdır, aldığı oy yüzde 11.5'tur. Aradan 20 yıl geçti, 1991'e gelindi...

TAHA AKYOL- 91'de yine yüzde 11.

İLHAN KESİCİ- 91'de üçlü koalisyon 16.7 aldı, 0.7'si Aykut Edibali Beyin normal, 5,5'u MHP'nin, Refah Partisine kalır 10,5-11.

TAHA AKYOL- Yine aynı.

İLHAN KESİCİ- 20 yılda aynı nispette. Ama, 91'le 95 arasında Türkiye'de orta sağında öyle bir şeyler oldu ki, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisinde öyle bir şeyler oldu ki, yüzde 10,5'luk oyu yüzde 21,5'a yüzde yüz artırdılar 4 sene içerisinde.

TAH A AKYOL- Bütün problem sandıktan yüzde 40 çıkarabilmek.

İLHAN KESİCİ- Aynen öyle.

TAHA AKYOL- Bu yüzde 40 solcu olur, sağcı olur, yeter ki sandıktan yüzde 40 çıksın.

İLHAN KESİCİ- Evet.

TAHA AKYOL- İtalyanlar bunu, ortak başbakan adayı olarak Prodi'yi ilân edip 11 sol parti ve grup hükûmet programı yayınlayarak başardı. Fransızlar bizim gibi parçalanmışlardı, onlar yarı başkanlık sistemiyle başardı.

Demek ki, bizim bu vatanda hür yaşamamız bir tek şeye bağlıdır: Sağı sağda, solu solda birleştirecek herhangi bir mekanizmayla sandıktan yüzde 40 çıkarmak.

İLHAN KESİCİ- Evet, öyledir.

TAHA AKYOL- Size, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyorum.

Değerli izleyenler, iyi akşamlar.

Önümüzdeki hafta başka bir programda buluşmak üzere iyi haftal ar.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.