Facebook
Twitter
Demokrasi Bir Hak Arama Rejimidir
Hüseyin Gülerce | STV - Pazar Sohbeti | 1.2.2000
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

İLHAN KESİCİ- Körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz ya. Biz adamla müzakere edip bilmem ne yapalım filan zar zor aşalım filan derken teslim oluyor adam. Her ne pahasına olursa Türkiye Gümrük Birliğine girecektir, her ne pahasına olursa olsun Türkiye Avrupa Birliğine...

HÜSNÜ GÜLERCE - Biraz orada zannedersem aydınlarımızın bir kısmının da Avrupa Birliğine girildiğinde Türkiye'nin demokratik problemlerinin hepsinin hemen çözüleceği gibi, yani orası bir can simidiymiş gibi bir intibaa da var.

İLHAN KESİCİ- Efendim olmaz, bir de, kusura bakmazsanız o bahse belki geleceğiz ama, yani o bahiste anlatayım. Tarım ve ekonomide...

HÜSNÜ GÜLERCE - Evet, ben şimdi hemen girmek istiyorum ve çok direkt soruyu sorayım. Bu netlik iyi oldu.

Türkiye'nin bir demokrasi problemi var mı, oradan başlayıp şimdi size asıl soracağım soruya geleceğim tabiî. Türkiye'nin demokratik yapısı, Siyasî Partiler Yasası, seçim sistemi, yani netice olarak siyasal sistem bir yeniden yapılanma ihtiyacı içerisinde mi?

İLHAN KESİCİ- Efendim, Türkiye'nin ekonomik derdi de, Türkiye'nin demokrasi derdi de var. Şimdi bu demokrasi bahsinde konuşan arkadaşlarımızı ben dinleyince hem çok istifade ediyoruz filvaki yazılanlardan konuşulanlardan filan ama, bana göre halk yeteri kadar, yani halkın anladığı dilden konuşulmuyor bu demokrasi. Yani, sosyoloji kitaplarında yazılıyor gibi konuşuluyor, halbuki bu televizyonlar, gazeteler halka bir şey vermek için.

Bana göre demokrasinin en önemli tarifi, yüzlerce tarif yapmak mümkün. Demokrasi bir hak arama rejimidir. Yani, bir insana bir haksızlık olduğu zaman adam başına herhangi bir kaza belâ gelmeden, yani bir eziyet sıkıntı çekmeden, başına herhangi bir kaza bela gelmeden kolayca haklarını arayabilmeli, haklarını alabilmelidir.

Ben, böyle bir tarifle baktığımız zaman Türkiye'deki demokrasiyi çok eksik bir demokrasi görüyorum. Şimdi hakkı nerede ararız biz; mahkemelerde ararız. Peki, bir Türk Atasözü. Yani biri birine kızdın mı, siz, yani biz çok dövüşürdük yani mahallerde filan küçükken. Yani, aileler filan da öyle derler. Seni, bir birine kızdın mı öyle derdi yani. Seni mahkeme kapılarında sürüm sürüm süründürürüm der. Bak, hem de tabir böyle. Seni, bana bir şey derse yani, mahkeme kapılarında sürüm sürüm süründürürüm.

HÜSNÜ GÜLERCE - Yani, adalet yeri sürüm sürüm sürünecek bir yeri.

İLHAN KESİCİ- Süründürme yeri. Ya bu işte demokrasi var mı yok mu ölçü bu, adalet var mı yok mu ölçü bu. Yani, başka ölçüler filan arayalım. Entelektüel ölçülerek arayalım, dünyadan ölçüler arayalım filan falan ama. Bir, birincisi bu. İki, bu yeni demokrasi, dünyada her şey yenileniyor, ekonomi yenileniyor, dış politika yenileniyor, demokrasi de yenileniyor. Yeni demokrasinin şeyinde, özünde ?biraz şimdi yukarı seviyeye çıkıyoruz- devletle birey arasındaki ilişki yeniden tanzim ediliyor.

Eskiden devletle birey arasındaki ilişkide devlet daha hâkim bir pozisyonda iken bu yeni dünyada, yeni demokraside devletle birey arasındaki ilişki yeniden tanzim edilirken birey daha da ön plâna çıkıyor.

Bu İspanya'nın eski Başbakanı var Gonzales, Gonzales'in benim çok hoşuma giden güzel bir yaklaşımı oldu. Diyor ki, tabiî buna sosyologlar, siyaset bilimciler, kamu alanı, özel alan filan da diyorlar, o tabirlerle de kullanmış olalım.

Kamu alanıyla özel alan çeliştiği zaman, birbiriyle çatıştığı zaman kamu alanını yeni baştan gözden geçirmek lazımdır diyor Gonzales. Şimdi bu yeni demokraside de, Türkiye'de de bizim yapmamız gereken şey yine devletle özgürlükler, bireysel özgürlükler çeliştiği zaman. Her zaman çelişmez, ama çeliştiği anlar olabilir. O zaman bu kamu alanıyla özel alanın arasındaki ilişkide bakacağımız yer özel alan değildir. Daraltılmalı mıdır, sınırlanmalı mıdır diye bakacağımız yer özel alan değildir. Daraltılmalı mıdır, yumuşatılmalı mıdır diye konsantre olmamız gereken alan kamu alanıdır. Yani bu...

HÜSNÜ GÜLERCE - Yani, insan hakları, bireyin özgürlüğü daha fazla...

İLHAN KESİCİ- Daha genişletilmelidir. Evet, bu istikamette bir demokratik anlayış. Bu ikinci noktası. Yani, bir dedik ki, mahkeme kapılarında sürüm sürüm süründürürüm ve hak arama. İki, kamu alanı, özel alan ve bireyin özgürleştirilmesinin imkânlarının araştırılması.

Üç, şimdi bizim demokrasimiz tabiî siyasetle irtibatı olan bölümü itibarıyla biz bizim demokrasimizin adına temsili demokrasi deriz. Yani, halk kendi temsilcilerini seçer, onlar marifetiyle yönetilir, onlar marifetiyle taleplerini yerine getirmeye çalışır.

Biz temsili demokrasi derken Avrupa da temsili demokrasi değildi, fakat özellikle 1980 yılından sonra, ama 1990 sonra çok hızlanan bir şekilde bu temsili demokrasinin yanına dünya literatüründe katılımcı demokrasi, doğrudan demokrasi gibi yeni lâflar da girmeye başladı, yeni anlayışlar, yeni zihniyetler, yeni bakış açıları. Türk demokrasisi bunu enjekte etmedi kendi bünyesine. Yani, biz hâlâ işte bundan 50 sene önceki temsili demokrasi yaklaşımıyla gidiyoruz. Sadece 50 sene önceki haliyle gitmiyoruz, bir de bunu yozlaştırarak götürüyoruz. Yani, eskiden temsili demokraside hiç olmazsa halk ister delege usulüyle, ister başka bir usulle kendi temsilcileri kendi seçebiliyor idi. E, şimdi hiçbir şekilde kendi temsilcisini kendi seçen mekanizması yok. Her parti, bu son seçimde vilayetlerinin önüne bir liste koydu, dedi ki, ey Sivaslılar, ey İstanbullular, aynen İstanbul'da öyle olmadı mı?

HÜSNÜ GÜLERCE - Ey Ankaralılar.

İLHAN KESİCİ- Ey Ankaralılar, ben senin adına seni temsil etsin diye parlamentoda benim partimden şu isimleri uygun gördüm, sen de lütfen gel oy ver dedi. Burada hiç temsil var mı, temsil kabiliyeti var mı? Yok.

HÜSNÜ GÜLERCE - Ben seçtim, benim seçtiklerime oy veriniz.

İLHAN KESİCİ- Oy ver. Bu bizde tak parti diye kızarız ya bazen 1950 öncesi dönemi, 1950 öncesinde de Türkiye'de seçimler var idi, 1950 öncesinde de milletvekilleri var idi, o zaman da bütün partiler tek parti idi, o zaman da Cumhuriyet Halk Partisi öyle bir liste veriyordu. Ey Sivaslılar, ey Ankaralılar, ey İstanbullular, ey Ispartalılar, ey Egeliler, ey Doğulular, Güneydoğulular neyse, Karadenizliler senin adına bak ben çok güzel bir liste hazırladım, bu insanlar...

HÜSNÜ GÜLERCE - Beğeneceğinizi umuyorum....

İLHAN KESİCİ- Beğeneceğinizi umuyorum, bunu seç. E, şimdi de aynı. Aradan 50 sene geçti bir milim ileriye gitmemişiniz. Yani olduğumuz yerde...

HÜSNÜ GÜLERCE - Bir de şu olmadı mı efendim? Şimdi bu siyasî yozlaşmanın yanında bir de siyasî kirlenme oldu. Devletin içinde çeteler, yolsuzluklar, rüşvetler. Bakın işte Meclis bu hafta ve önümüzdeki hafta doğru veya yanlış, ama bunlarla uğraşıyor. Yani, liderlerimiz töhmet altında liderlik yapıyorlar. Bu da bir yara siyasete, yani siyasete olan güveni sarsan bir noktaya geldi.

İLHAN KESİCİ- Şimdi sizin de tanıdığınız, bildiğiniz, benim de tanıdığım, bildiğim, saygı duyduğumuz, ismini burada vermeye görmediğim bir büyük insan. Bu liderlik, siz söylediğiniz için söylüyorum. Bu liderlikle ilgili çeşitli münasebetlerle, çeşitli tarifler yapılıyor. Lider şöyle olmalıdır, böyle olmalıdır...

HÜSNÜ GÜLERCE - Nasıl lider olmalıdır.

İLHAN KESİCİ- Evet, cesur olmalıdır, yakışıklı olmalıdır vesaire, görgülü bilgili olmalıdır. Burada söylediğiniz bir lâf var. Lider töhmet örsüne yatmamış olmalıdır diyor.

HÜSNÜ GÜLERCE - Biraz açar mısınız?

İLHAN KESİCİ- Evet, töhmet örsü. Şimdi bizde Muhammed töhmet diye Anadolu'da laflar var biliyorsunuz. Töhmet altında kalmak, Muhammede muhtaç olmak vesaire. Şimdi yeni Türkçe'de bu lâflar filan kalmadı ama, yani en ufak bir lekesi olmayacak, en ufak bir şaibesi olmayacak, en ufak bir yarası, beresi olmayacak. Bunun üstünde, yani efendim soru işaret, en ufak bir soru işareti olmayacak. Lider dediğim o.

E, şimdi bizim, ben tabiî başkasına bir şey demeyi çok hoşlanan insan filan değilim de, yani töhmet örsünün altında hepsi, vurdukça vuruyorsun yani değil mi? Mecliste komisyonlara geliyor, ister ?a? partisi, ister ?b? partisi, o vurdukça vuruyor öbürüne, öbürüsü vurdukça vuruyor, gazeteler vuruyor.

Ya, böyle liderlik olur mu? Töhmet örsünün altındalar. Bu töhmet örsünün altından lider çıkmaz.

HÜSNÜ GÜLERCE - Şimdi efendim ben meselesin özüne artık girelim istiyorum. Bir dünya tablosu çizdik.

İLHAN KESİCİ- Asıl özü bu.

HÜSNÜ GÜLERCE - Evet, doğru söylüyorsunuz. Yani, sorulması istenen soru bakımdan kastettim ben. Çünkü, İlhan Kesici ismi basında, medyada son günlerde bir siyasî oluşumun içerisinde mi yer alıyor diye konuşuluyor. Ama, tam bu arada yine bir işaret aldık. Bir ara vereceğiz, sonra bu sorunun cevabını rica edeceğim.

İLHAN KESİCİ- Hay hay.

HÜSNÜ GÜLERCE - Efendim, kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız.

(Ara)

 

HÜSNÜ GÜLERCE - Sevgili seyirciler sohbetimizin son bölümüne geldik.

Şimdi efendim, dünyanın çizdiğiniz tablosu içerisinde Türkiye'nin gerçekten çok ciddî, çok önemli problemleri var. Ama, bu problemlerin çözümü de siyasal çalışmalardan geçiyor, siyasî faaliyetlerden. E, şimdi tabiî siz böyle 6-7 aydır il il dolaşıp konuşunca, anlatınca kamuoyunda da ister istemez acaba Sayın İlhan Kesici bir siyasî oluşum içinde midir diye bir soru işareti doğuyor.

Siz bir siyasî oluşum içerisinde misiniz?

İLHAN KESİCİ- Evet, bu anlaşılabilir bir şey yani, kamuoyunun öyle algılaması çok anlaşılabilir bir şey. Aslında bu, yani 7-8 aydır biz bunları yapıyoruz ama, siyaset beklentisi son 1 ayda oluştu.

HÜSNÜ GÜLERCE - Gündeme geldi.

İLHAN KESİCİ- Evet, gündeme geldi. Onun da sebebi ben bütün bu dünya, Türk ekonomisini filan anlatırken Türkiye Cumhurbaşkanlığı ?ben öyle yorumluyorum daha doğrusu- seçimine odaklanmıştı, Sayın Demirel Cumhurbaşkanlığında kalacak mı, acaba başka birisi cumhurbaşkanı olacak mı, olmayacak mı filan Türkiye ona odaklanmışken biz ekonomiye odaklanmış idik, o yüzden bir siyaset yakıştırması yapılmıyor idi veya beklentisi yok idi. Ama, Cumhurbaşkanlığı seçimi bitti, parlamentodan herhangi birisi cumhurbaşkanı olamadı, efendim öyle olunca merkez sağdaki böyle olunca, yani merkez sağda bir dağılmıştık, parçalanmışlık, küçülme, ufalma, erozyon, şaibe, ne dersek diyelim yani veya bunların tamamının toplamı filan olunca acaba yeni bir şey mi olur şeyleri çıktı.

Başka arkadaşlar da var, yani bu işleri takip eden, evet parti kuracağım diyen, parti hazırlıkları yapıyorum diyen başka arkadaşlar da var, bu da çok normal, anlaşılabilir bir şey.

Biz henüz öyle bir şey içerisinde değiliz, öyle bir söylem içerisinde filan değiliz ama, acaba bütün bu konferanslar sadece, yani il il de dolaşılıyor, çok konferans dediğiniz çünkü. Efendim, acaba bütün bu konferanslardan bir siyaset mi çıkar filan diye de akla geliyor tabiî.

HÜSNÜ GÜLERCE - Yani siz şimdi burada parti önemli değil, ben işin özünün üzerinde duruyorum diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Tabiî tabiî, ama bütün bunlar da siyasetle ilgili. Yani, ben şimdi Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarıyken o kadar fark etmediğim bir şey var. Cenabı Allah demin söyledim bir 3 yıllık, sadece bir 3 yıllık milletvekilliği nasip etti. O olmasaydı yine fark edemezdim. Bütün bu söylediğimiz ekonomik problemlerin de, yani tarım, tarımla siyasetin ne ilgisi var denilebilir, yani buğday fiyatlarının siyasetle ne ilgisi var.

Halbuki şimdi bizim tarım, yani özellikle şimdi yine de bu dış politikanın sahibi var Türkiye'de. Sanayii sektöründe olan bitenleri dillendiren insanlar var, ticaret sektöründe var, memurlarda var, işçilerde var az çok. Türkiye'de sözcüsü olmayan, avukatı olmayan, sendikası...

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.