Facebook
Twitter
Dünya Düzenleri Vicdan-Merhamet Barındırmaz
Ümit Zileli | Kanal E - Pusula | 6.8.1998
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

ÜMİT ZİLELİ- İyi akşamlar sevgili seyirciler, Pusula'dan hepinize sevgiler, saygılar.

Bu akşamki Pusula, alışılageldiklerden biraz değişik olacak. Bu gün bir konuğumuz var, çok konumuz var; aslında bird en fazla konumuz var demek daha yerinde olacak.

Neden tek konuğumuz var? Çünkü, o konuk biraz özel bir konuk. Onu aldığımız zaman başkalarını da alırsak yeteri kadar konuşamayacağız korkusuyla telefon da almıyoruz bu akşam. Konuğumuzla, yeni dünya düzeninden Türkiye'ye uzanarak birçok konuda daldan dala atlayarak, birazcık da içinde felsefe de olacak sanıyorum, sizin merak ettiğiniz konularda fikirlerimizi ortaya koyacağız.

Ben hemen size konuğumu tanıtmak istiyorum, İlhan Kesici, Anavatan Partisi Bursa Milletvekili.

Sayın Kesici, hoş geldiniz.

İLHAN KESİCİ- Sağ olun, hoş bulduk efendim.

ÜMİT ZİLELİ- Nasıldı tanıtmam?

İLHAN KESİCİ- Bana göre çok özel; çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

ÜMİT ZİLELİ- Şimdi efendim, gerçekten şaka bir yana, bizim Millet Meclisimizde çok değerli milletvekillerimiz var, siz de onlardan birisiniz. Çünkü siz dünyaya açık, devamlı toplantılara katılan, dünya meselelerini takip eden bir milletvekili olarak sivriliyorsunuz. Geçmişinizde de tabiî değerli görevlerde bulundun u z. O yüzden, gerçekten teke tek bu meseleleri birazcık da Türkiye'ye dışarıdan bakarak tartışmak istediğimiz için sizden ricada bulunduk, siz de lütfettiniz geldiniz, teşekkür ediyorum.

Hemen şu yeni dünya düzeninden başlayalım isterseniz. Yani, hep entelektüeller arasında, aydınlar arasında, gazete sayfalarında ve hatta ve hatta kamuoyunda bile zaman zaman tartışılan yeni dünya düzeni, biz de ona bir ek yapalım, yükselen değerler denildi adına. Kimileri tarafından çok "karşılıklı bağımlılık" adı altında veya diğer kombinasyonlarla iyi olarak lanse edilen, fakat gerçekten bir bölüm aydın, entelektüel tarafından da bu "acaba yeni bir paylaşım düzeni mi, artık tek süper güç kaldı, bu Amerika'nın dünyayı nizama getirme olgusu mu, yeni bir intizamın adı mı" d enildi. Nedir efendim yeni dünya düzeni?

İLHAN KESİCİ- Aşağı yukarı siz de özetlediniz. Bu yeni dünya düzeni lâfı, İngilizcesi, bağışlarsanız eğer, seyircilerimiz de bağışlasınlar, bazen tam anlatmak bakımından bir iki tane İngilizce kelime kullanayım ben. "New Word Order", bu Körfez Harbinin içerisinde, o zamanki Amerikan Başkanı George Bush tarafından kullanılan bir tabir idi. Aşağı yukarı dünya siyasî literatüründe bir yıl civarında kaldı. O telâffuz edildikten sonra Türkiye'de de telaffuz edildi. Ama, bir yıl civarından sonra tedavülden kaldırıldı tabiri caizse eğer, piyasadan çekildi.

Piyasadan çekilmesinde sebep iki tane tahmin ediyorum.

Bir; dünya entelektüelleri, acaba; bundan evvelki dünya düzeni Yalta Konferansıyla düzenlenmiş olan düzendi, 1945, İkinci Dünya Harbinin ertesi. Dünya aşağı yukarı, günlük dilde iki kutuplu dünya dediğimiz bir dünya vardı.

ÜMİT ZİLELİ- Bir tarafta Sovyetler Birliği, bir tarafta Amerika'nın önderliğinde.

İLHAN KESİCİ- Bir tarafta Sovyetler Birliği, bugünkü Rusya Federasyonunun öncülüğünde bir Doğu Bloku; kendi demokrasi anlayışı var, kendi ekonomik kalkınma stratejisi var. Yani, ekonomik kalkınma modelinde yüzde yüz devletçi bir model. Anladığımız anlamda, demokrasi anlamında da sosyalist demokrasi diyebileceğim iz bir siyasal rejim.

Bizim içimizde bulunduğumuz Batı Bloku, Amerika Birleşik Devletlerinin öncülüğündeki Batı Bloku, bugünkü anladığımız anlamda serbest piyasa düzenine dayalı bir ekonomik kalkınma stratejisi ve kalkınma modeli, siyasal rejim anlamında da bizim anladığımız anlamda, bugünkü anladığımız anlamda da bir demokrasi böyle iki kutuplu bir düzen idi.

Bunun bir ikinci önemli özelliği de; bu blokların arasında olan biteni diğer blok tarafından herhangi bir şekilde karışılmayacak idi.

ÜMİT ZİLELİ- Onun için de bu geçtiğimiz 45 yıl içinde diyelim, birçok olay...

İLHAN KESİCİ- Hiç karışılmadı.

ÜMİT ZİLELİ- Hiç karışılmadı.

İLHAN KESİCİ- Meselâ, daha net anlaşılması bakımından ifade edelim, 1956 yılında Macar ayaklanması var, 1968 yılında Çek öğrencilerinin, o zamanki adıyla Çekoslavakya, Çekoslavakya'da öğrencilerin ayaklanması var. Macar ayaklanmasında Macaristan'da, Budapeşte'de Rus tankları Macar gençlerinin üstünden geçtiler. Hem biz Türkiye de, hem bütün Batı dünyası bu hâdiseye çok öfke l endi, çok üzüldüler, kızdılar vesaire, neden Batı dünyası hem insafa gelmiyor, hem bu işlere karışmıyor filan diye. Onun sebebi şuydu; yani "orada vicdanları titremiyorlar mı, vicdanları yok mu, merhametleri yok mu" gibi bizim suçlamalarımız vardı, ama on u n hakiki sebebi şuydu: 1945 yılında aşağı yukarı tanzim edilmiş olan Yalta Konferansıyla düzenlenmiş olan düzende bloklar içi problemlere, bloklar içi meselelere öbür bloktan gelip karışılmayacaktı.

ÜMİT ZİLELİ- Yani, şunu daha basit söylersek; kardeşim, sen benim işime karışmayacaksın, ben de senin işine; sen benim bahçeme karışmayacaksın, ben senin bahçene.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bu aşağı yukarı 1989 yılına kadar sürdü, bu düzen, yani 1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasıyla birlikte eski düzen çöktü. 1989'da veya 1990 diyelim, şu anda 1997 yılına kadar yeni bir düzen kurulmadı. O, bir ara düzen olarak nitelendirebileceğimiz bir düzendi.

ÜMİT ZİLELİ- Ama, 96'dan sonra yeniden bu yeni dünya düzen lâfları edilmeye başlandı.

İLHAN KESİCİ- Çıkmaya başladı.

Şimdi bir de, bir dünya entelektüelleri bundan tedirgin oldular, acaba yine böyle bir paylaşım düzeni mi kuruluyor diye.

İki; bize benzeyen irili ufaklı devletler, tekrar bu tür bir paylaşım düzeninden hoşlanmıyorlar, hoşnut olmuyorlar idi, onlar da tedirgindiler, acaba yine böyle bir paylaşım düzeni mi kuruluyor diye.

ÜMİT ZİLELİ- Biz hangi kutupta kalacağız, başımıza neler gelecek?..

İLHAN KESİCİ- Biz hangi kutupta kalacağız, başımıza neler gelecek diye.

Sonra Amerika Birleşik Devletleri tahmin ediyorum tedavülden çekti, dünya entelektüel forumları da bu işi tedavülden çektiler, ta ki 1996 yılına kadar. Ama o arada yapılması gereken birtakım uluslararası toplantılar bütünüyle yapıldı. Benim takip edebildiğim kadarıyla, aşağı yukarı dünya çapında olmak üzere ve uluslar arası olmak üzere 700-800 civarında toplantı yapıldı. Ben 1996'da hem Plânlama Müsteşarlığım zamanında bir kısmı, ama daha ziyade milletvekili olduktan sonra, 1996 ve 1997 yılları arasında 20-30 tanesine de çeşitli münasebetlerl e ben de davet edildim, ben de katıldım. Parlâmentoda hem Dışişleri Komisyonu üyesiydim, hem NATO Komisyonu üyesiydim, şimdi Avrupa Birliği Karma Komisyon üyesiyim vesaire; bu sıfatlar münasebetiyle de davet edildiğimiz toplantılar oldu.

ÜMİT ZİLELİ- Peki, ben sormak istiyorum size, çünkü konuşacağımız birçok konu olduğu için ben böyle sorularla giriyorum araya.

Peki efendim, baktığımız zaman, daha henüz iki kutuplu dünya düzeni yerine yeni bir düzen konulmadı.

İLHAN KESİCİ- Henüz konulmadı.

ÜMİT ZİLELİ- Tam konulmuş değil, ama arayışlar...

İLHAN KESİCİ- Bugünlerde konuluyor.

ÜMİT ZİLELİ- Peki, burada patronaj kimde olacak, başka patronlar olacak mı, Türkiye'nin de bunun neresine oturacağına zaten geleceğiz.

İLHAN KESİCİ- Tam ona geliyoruz.

Şimdi bunun altlığı, hazırlığı mahiyetinde izin verirseniz bir şey söyleyeyim. Bu 700-800 toplantı 1997 yılında finalize edildi. Aşağı yukarı 1997 yılına, İngilizce literatürde "Year of decisions, year of summits" diyorlar, yani zirveler yılı, kararlar yılı .

Şimdi bunu şöyle aldılar: 1997 yılı, bir tek yıl içerisinde önümüzdeki 20 yılı, yani 2020 yılına kadar, hatta bazı yorumcular bunu 2030 yılı da diyorlar, biz ortalamasını alalım, 2020 ilâ 2030 yılına kadarki zaman diliminde ana hatları itibariyle dünya politik sisteminin ve dünya politik arenasının nasıl olacağının belirlendiği zirveler yapıldı.

ÜMİT ZİLELİ- Yeni bir dünya düzeni...

İLHAN KESİCİ- Yeni dünya düzeni öyle çatıldı.

Şimdi birinci zirve Mart ayında yapıldı. Amerika Rusya zirvesi olacak idi bu ve protokole göre, yani bir evvelki toplantılara da bağlı olmak üzere Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin'in Washington'a gitmesi gerekiyor idi. Ama Yeltsin'in sağlığı elvermedi, Amerikan Başkanı Clinton'la Yeltsin Helsinki'de bir ara yolda buluştular . Amerikan Başkanlarıyla Rusya Başkanlarının çay-kahve içmek için bile bir araya gelmeleri demek, bütün dünya nizamına bakıyor olmaları demektir; onu öyle almak lâzım.

ÜMİT ZİLELİ- Dünyanın şöyle bir dalgalanması demek.

İLHAN KESİCİ- Dünyanın bütünüyle dalgalanması lâzım. Hem bütün dünya siyaset çevrelerinin, hem bütün dünya dışişleri koridorlarının bu toplantıya kulak kabartmaları, gözlerini o toplantıya dikmeleri, kulaklarını o toplantıya kabartmaları lâzımdır. Bu birinci zirveydi.

İkinci zirve, bizi de çok yakından, doğrudan ilgilendiren, günlük hayatımızda da ilgilendiren Avrupa Birliğinin genişlemesiyle ilgili zirveydi.

ÜMİT ZİLELİ- Hani şu bizim kapı dışarı edildiğimiz.

İLHAN KESİCİ- Kapı dışarı edildiğimizin bir evvelki...

ÜMİT ZİLELİ- Evvelki, peki. Asıl ama orada atıldı...

İLHAN KESİCİ- Asıl orada. Haziran ayında Avrupa Birliğinin mevcut 15 üye ülkesinin hükûmet veya devlet başkanları ile 12 muhtemel adayın hükûmet ve devlet başkanları bir araya geldiler. Yani, Avrupa'nın 27 tane hükûmet başkanı, başbakanı veya devlet başkanı bir araya geldiği bir büyük zirvedir. Bu her gün yapılacak bir şey değildir, her 5 yılda, 10 yılda da yapılacak bir şey değildir, çok önemsemek lâzım.

Üçüncü zirve, hemen bunun ertesinde, bir ay ertesinde, bir başka plâtforma sıçrayan, bir başka arenaya sıçrayan NATO'nun genişlemesiyle ilgili zirveydi. Temmuz ayında Madrit'te toplandı; bizim de Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız katıldı. Burada da 16 NATO üyesinin yanına üç ilâ beş yeni NATO üyesi olacak olan ülkeler i n hükûmet veya devlet başkanları toplandı. Demek ki 20 civarında hükûmet ve devlet başkanı da onun hemen bir ay ertesinde toplandı.

ÜMİT ZİLELİ- Yani, bir anda bütün dünyanın her türlü sorununun konuşulabileceği üç zirve de yapıldı.

İLHAN KESİCİ- Üç zi rve.

Ekim ayında Amerikan Başkanı Clinton Çin'e gidecek idi; bundan 1,5 ay önce gitti hâlbuki, geçen Ekim'de gidilecek idi. Çin'in büyük devlet adamı, aşağı yukarı 20 yıldır idare eden yüce Deng olarak bilinen Deng Şao Ping öldü, o münasebetle Clinton gidemedi, All Gore gitti ama; onun hazırlıklarını, altlıklarını hazırlamak bakımından Amerikan Başkan Yardımcısı All Gore gitti. Dördüncü önemli zirve o idi. Ama onun tamamı, bu sene 1,5 ay önce Clinton'un büyük Çin seferiyle, öyle demek lâzım yani, "Çin Se f er-i Hümayunu" gibi bir şey, büyük Çin seferiyle tamamlandı.

ÜMİT ZİLELİ- Çünkü, 21'inci yüzyılın süper güç olmaya aday ülkesi Çin, öyle bakmak lâzım değil mi?

İLHAN KESİCİ- Evet. Onunla ilgili bir iki tanım verelim izin verirseniz.

Son zirve, bütün bunlardan arta kalanların, bizi de en yakından ilgilendiren olmak üzere, bütün bu zirvelerden arta kalan ufak tefek pürüzler var ise onların da giderilmesine çalışılan zirvedir, Lüksemburg Zirvesi; 12-13 Aralık'ta Lüksemburg'da toplandı. Türkiye'nin aşağı yukarı önümüzdeki 20 yıl veya 30 yıl için, bizim devlet adamlarımız, bizim siyaset adamlarımız, bizim entelektüellerimiz henüz bunu böyle, bu netlikte kabul ediyor değiller ama, aşağı yukarı 20-30 yıllığına Türkiye'nin Avrupa Birliğinin siyasal bölümüyle b ütün ilişkisi kesilmiş hâldedir.

ÜMİT ZİLELİ- Şimdi efendim, bizi izleyenlerin daha rahat kavrayabilmesi açısından şöyle diyelim: Türkiye en az 30 yıl için Avrupa'dan dışlandı, öyle diyebilir miyiz?

İLHAN KESİCİ- Dışlandı dediğimiz zaman biraz fazla mu halefet, yani muhalif bir kelime...

ÜMİT ZİLELİ- Peki, dışlandı'nın yerine başka bir kelime koyalım.

İLHAN KESİCİ- Onun dışında kaldı diyelim.

ÜMİT ZİLELİ- Dışında kaldı diyelim, dışlandı demeyelim, Avrupa'nın dışında kaldı diyelim.

İLHAN KESİCİ- Avrupa'nın siyasal bölümünün bütünüyle dışında kaldı.

ÜMİT ZİLELİ- Siyasal bölümünün dışında kalması demek, en önemli konu demek yani.

İLHAN KESİCİ- Şimdi bütün bunlarda şunu gördük, yani bu zirvelere baktığımızda: Bütün zirvelerde bir Amerika var; yani Amerika-Rusya zirvesinde Amerika var, Amerika-Avrupa Birliği zirvesinde Amerika var, Amerika-Çin zirvesinde var, Amerika-Japonya zirvesinde var, hepsinde Amerika var, bölgeler itibariyle de öbür ülkeler var.

Bu şöyle bir şey oldu: Yani, bundan evvelki dünya düzeniyle yine mukayese edelim, onunla irtibatlandıralım. Bundan evvel dünyada iki süper güç vardı. Ondan evvelki dünya düzeninde de, eski Osmanlıca tabiriyle bizim "düveli muazzama" dediğimiz, yani muazzam devletler, büyük devletler...

ÜMİT ZİLELİ- Almanya, İngiltere, Fransa ve Rusya.

İLHAN KESİCİ- Almanya, İngiltere, Fransa, bir dönem Osmanlı İmparatorluğu, Rusya, 1900'lerin başından itibaren Amerika.

Şimdi, demek ki daha önce dünyada hep böyle bir muazzam devletler, büyük devletler dengesi var. Bu, İkinci Dünya Harbinden sonra ikiye indi, iki süper güce indi; Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya. Şimdi 1990'dan itibaren teke indi...

ÜMİT ZİLELİ- Bir süper güç var yani.

İLHAN KESİCİ- Dünyada bir tane süper güç var.

Dünyada gücü şöyle tanımlıyoruz biz: Dünya ölçeğinde ekonomik rol oynayabilen bir ülke var ise, o ülke dünya ölçeğinde bir ekonomik güçtür. Dünya ölçeğinde askerî bir güç oynayabilecek bir ülke varsa o ülke dünya ölçeğinde askerî güçtür, politik ölçekte oynayabiliyorsa politik g üçtür. Dünyada bunların hepsi var. Şimdi meselâ Rusya dünya ölçeğinde bir ekonomik güç değil, önümüzdeki 30 senede olabilecek gibi de görünmüyor, politik güç de değil, ama dünya ölçeğinde bir askerî güç. Rus Genelkurmay Başkanlığının ışıkları yanarsa eğer , diyelim ki sabaha kadar, öyle bir günlük tabir kullanmış olalım, dünyanın bütün genelkurmayları gözünü Rus Genelkurmayına diker, orada ne oluyor, ne bitiyor, kulağını da oraya diker, gözünü de oraya diker. Çünkü, Rusya dünya ölçeğinde bir askerî güçtür.

Avrupa Birliği dünya ölçeğinde bir ekonomik güçtür, dünya ölçeğinde olmasa bile Avrupa ölçeğinde bir politik güçtür, ama askerî bir güç değildir, olmayacaktır, olamayacaktır.

Japonya dünya ölçeğinde bir ekonomik güçtür; Japon Merkez Bankası veya Ekonomi Bakanı veya Başbakanı "faizleri 0,25 puan indirdim, çıkardım" filan dediğinde dünyanın bütün borsaları, dünyanın bütün ekonomi bakanlıklarının koridorları o sese kulak verirler. Ama askerî güç olmayacaktır, ama siyasî güç olmayacaktır.

Bu üçünü bünyesin de barındıran bir ülke olur ise, o da süper güç olarak literatürde yer alır.

ÜMİT ZİLELİ- O da bir tane var, Amerika diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Amerika Birleşik Devletleri dünya ölçeğinde bir ekonomik güç, bir siyasî güç, bir askerî güç. Şimdi o zaman bütün mekanizmalarda her tarafında bir Amerika var bu işin, diğerleri de kendi bölgeleriyle ilgili var.

ÜMİT ZİLELİ- Magic güçler dediğimiz.

İLHAN KESİCİ- Magic powers, büyük güçler.

ÜMİT ZİLELİ- Magic powers, evet, büyük güçler, ama süper değiller.

İLHAN KESİCİ- Bizim Ortadoğu bölgesinde, tabiî bir de bunun altına da inmek mümkün. Meselâ Avrupa Birliğinin kendi içinde Almanya oranın "leading powers"ıdır, yükselen gücü Almanya'dır. Orta Doğu bölgesinde İsrail'i öyle görmek lâzımdır, hatta bazı politik yorumcular İsrail için "regenals super powers" diyorlar, bölgesel süper güç, daha dar bir bölgede olmak üzere.

ÜMİT ZİLELİ- Bu pişenlerden bize düşen bir şey yok mu Sayın Kesici, yani sizin gözünüzle?

İLHAN KESİCİ- Bu pişenlerden bize iki türlü şey düşer.

Bir; Türkiye çok iyi idare edilir, yani bu genel dünyanın gidişatını çok iyi görebilmesi hâlinde, çok iyi değerlendirmesi hâlinde Türkiye bundan istifa eder, hem siyasî bölümünden istifa eder, hem bunun tabiî sonucu olan ekonomik kalkınma stratej isiyle, ona da geliriz herhâlde, ondan istifade eder.

ÜMİT ZİLELİ- O zaman parantez içi bir şey sormak istiyorum...

İLHAN KESİCİ- Bağışlayın; eğer iyi şey yapamaz ise, Türkiye kendisini iyi adapte edemez ise bu meydana gelen güç dengesine, o zaman bu işten bize belâ düşer.

ÜMİT ZİLELİ- Evet, zaten düşmekte de.

İLHAN KESİCİ- Ucu görünüyor.

ÜMİT ZİLELİ- Evet, ucu görünüyor.

Şimdi ben şunu sormak istiyorum size, zaten konuşacağız Türkiye üzerinde ama: Dışişleri Bakanlığının, sanıyorum DPT'yle birlikte hazırladığı bir rapor var, "2020'de Türkiye." Siz bunu, Dışişleri Komisyonu üyesisiniz zaten, eminim okumuşsunuzdur, eski DPT Müsteşarı olarak da yakından izliyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Evet evet.

ÜMİT ZİLELİ- Ve orada baktığımız zaman, insanı hayallere sürükleyecek çok hoş şeyler de var. Ne diyor? İşte, dış ticareti 675 milyar dolara yükselecek olan Türkiye'den bahsediyor, gayrisafî millî hâsılası işte 30 bin dolarlara yükselmiş bir Türkiye'den bahsediyor. Ama nasıl; şey orada. Hatta diyor ki, eğer i y i yönetilemezse dahi -orada var bir paragraf, ben şaşkınlıkla karşıladım- yine de gayrisafî millî hâsıla şu kadar sıçrayacak, bilmem ne bu kadar sıçrayacak. Kendi kendine olacak şeyler değil aslında bunlar ama.

Siz bu iyi yönetilmekten neyi kastediyorsun uz, oraya bakalım.

İLHAN KESİCİ- Evet, önce bu rapora kısaca temas edeyim.

Şimdi aslında ben şahsen zarif de bulmam rapor hakkında şimdi bir şey söylemeyi ama...

ÜMİT ZİLELİ- Hayır, bir rapor hakkında değil, raporun içerdiği bilgiler hakkında tartışı yoruz.

İLHAN KESİCİ- İngilizcede bir-iki tane tabir var, "too optimistic", gereğinden çok fazla şey.

Şimdi OECD, ülkeler grupları itibarıyla öyle bir şema çıkardı, yani ekonomik verilerle, siyasal verilerle vesaire. Halkların, yani meselâ Türkiye'deki insanların dış politikayı etkileme kabiliyetlerine göre, yani dış politikayı sadece devlet adamları, başbakanlar, dışişleri bakanları değil de, diyelim ki genel kamuoyu da etkiliyorsa o müspet bir puan. Askerî harcamaları gene kamuoyu azaltıyor ve çoğaltı y orsa, işte azaltıyorsa müspet bir puan, çoğaltıyorsa menfi bir puan filan tarzında şematik bir şey. Bu parametrelerin içini siz canınız nasıl isterse öyle doldurursunuz. Bütünüyle gereğinden fazla iyimser tarzında doldurursanız, Amerika'yı bile 2020 yılın d a geçiyor bir Türkiye resmi çıkarmanız mümkündür. Burada mesele objektif olmaktadır. Türkiye öyle bir şablon olmaz.

ÜMİT ZİLELİ- Peki, siz baktığınız zaman o şemaya, kendi verilerinizle iyi yönetilen bir Türkiye'yi nereye oturtursunuz meselâ 2020 yılında? Bakın ama, şu verileri alarak, kendi söylediğiniz verileri alıyorsunuz. Nedir? Avrupa'nın dışında kalmış bir Türkiye.

İLHAN KESİCİ- Kesin.

ÜMİT ZİLELİ- Nereye oturacağını henüz bilemeyen bir Türkiye.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

ÜMİT ZİLELİ- Dış işleri neye göre kuracağı konusunda henüz harekete bile geçmemiş bir Türkiye; doğru mu?

İLHAN KESİCİ- Evet.

ÜMİT ZİLELİ- Büyüme hızı, tamam, yüzde 6, yüzde 7, yüzde 8'lerde oynayan, fakat bunu bir türlü içeride refaha çeviremeyen Türkiye.

İLHAN KESİCİ- Ama, IMF'e meselâ illâ da "ben büyüme hızını düşüreceğim" diye taahhütlerimiz var.

ÜMİT ZİLELİ- Taahhütler de veren Türkiye. Peki, bütün bu olumsuzluklara ve standart dışı bütün olguların arasında baktığınız zaman bu verilerle, ama tabiî başka iyimser veriler de katabilirsiniz buna, o zaman 2020'de Türkiye nerede olur? Varsayım...

İLHAN KESİCİ- Efendim, şöyle bakalım: Birkaç gün önce seçim kararını...

ÜMİT ZİLELİ- Yine geldik seçim kararına.

İLHAN KESİCİ- Seçim kararını almış olduk. Ben seçimden önce, Türkiye siyasal sisteminin bir münasebetle yeni baştan, daha iyi bir demokrasi ve daha iyi bir siyasî hayat olarak tanzim edileceği, düzenleneceği kanaatindeydim. Ama şimdi bu görünüyor ki mevcut yapıyla biz şeye gidiyoruz.

ÜMİT ZİLELİ- 2000'e.

İLHAN KESİCİ- Mevcut yapıyla 2000 ve 2000'nin ertesine gidiyor gibi görünüyoruz.

Mevcut yapı şu demektir: Yani, aşağı yukarı şimdi 3,5 partili bir koalisyonumuz var bizim, 3,5 parti var bağımsızlarla beraber ve hâlâ azınlıkta. Yeni seçimin de bundan çok radikal ölçekte farklı bir görüntü veya farklı bir sonuç çıkaracağına dair hiçbir politik yorumcunun kanaati yoktur. Yani yeni seçim de 3 partili, 2 partili, belki 4 partili koalisyonlar yaratmış olacak. Bir, bunu söyleyeceğim.

İkincisi; bizim Başbakanlık koridorumuza benzeyen dünyada başbakanlık koridoru kalmadı. Hatta, şimdi Cumhurbaşkanlığı koridorunu da onun içine katmak mümkündür. Yani, Başbakanlık koridorlarında başbakanlar bütün zamanlarını normal olarak sadece devlet işlerine verebilir olmaları lâzımdı r , ama bizim politik sistemimiz gereği Başbakanlığın koridorlarında müteahhitler vardır, milletvekilleri vardır, para isteyen belediye başkanları vardır, çöp kamyonu isteyen belediye başkanları vardır, en ufak meselesini hâlletmek isteyen muhtarlar vardır, iş isteyen vatandaşlar da vardır.

ÜMİT ZİLELİ- Maşallah, çarşamba pazarı gibi.

İLHAN KESİCİ- Evet. Hafta sonlarında da, bütün başbakanlarımız, sadece şimdiki Sayın Başbakanımız için ifade ediyor değilim ben bunu, hafta sonlarında da miting yapmak mecburiyetleri var. Böyle bir politik işleyiş mekanizması var. O zaman, dünya işlerine, dünyaya ayıracakları zaman bana sorarsanız çok kısıtlanmış oluyor. Yani, bir de bunun getirdiği yorgunlukları düşününüz. Yani Urfa'ya gideceksiniz, Urfa'dan uçakla başka bi r vilayete gideceksiniz, oradan ertesi sabah geleceksiniz, ya bir başbakan kabul edeceksiniz veya siz başka bir ülkenin başbakanıyla toplantıya gideceksiniz, Amerikan büyükelçisini, MİT müsteşarını, Genelkurmay başkanını vesaire, o yorgunluğun üstüne yapmış olacaksınız; bundan verim çıkmaz.

Bunun benzeri bakanlık koridorlarımız da vardır, yani bakanlarımızın koridorları da iş takipçilerinden geçilmez. Aynı şey, milletvekillerimizin odalarında benzer şey vardır. Bizim parlâmenterlerimiz...

ÜMİT ZİLELİ- Ne zaman çalışırlar?

İLHAN KESİCİ- Bizim Parlâmentomuzu her gün 10 bin civarında insan ziyaret ediyor.

ÜMİT ZİLELİ- Bilmiyorum efendim, çok yakından takip ettim, biliyorum.

İLHAN KESİCİ- Bu, parlâmenter başına 100 kişi demektir. Yani, bu 100 kişiyle ilgilenmezseniz olmaz; ilgilenirseniz kitap okumaya, yazı yazmaya, düşünmeye, dünya meselelerine değerlendirmeye vaktiniz doğru dürüst kalmaz.

Şimdi bütün bunu bir hâle-yola koyamaz ise Türkiye, yani siyasal sistemini bir hâle-yola koyamaz ise 20202 yılında Türkiye'yi parlâk bir Türkiye beklemez. Ama bunu hâle-yola koyar ise, yani Başbakanlık koridorlarını sadece başbakanın devlet ve dünya işleriyle ilgilenebilecek koridor hâline getirirse, bakanlık koridorlarını o hâle getirirse, parlâmenterlerinin odal a rını o hâle getirir ise bir münasebetle, o zaman Türkiye'nin önünde parlak bir şey var demektir.

Şimdi bu yeni dünya düzeninin bizi en yakından ilgilendirecek hususlarından birisi şudur: Bizim sıkıntımız bölgesel çatışmalarla ilgilidir. Yani bizim tarihten, coğrafyadan gelmiş olan bölgesel sıkıntılarımız var. Meselâ Portekiz olmuş olsaydık...

ÜMİT ZİLELİ- Hiçbir sorumumuz olmazdı bu konularda.

İLHAN KESİCİ- Hiçbir sıkıntımız olmayacaktı. Portekiz'in iki tane komşusu var; aslında bir komşusu var, İspanya, ikinci komşusu Okyanusya, Atlas okyanusu.

Yani bizim,teker teker bakıldığında 13 tane komşumuz var, ama bundan daha mühimi de dünyanın en belâlı bölgesi, yani Orta Doğu bölgesi.

ÜMİT ZİLELİ- Tarih boyunca en belâlı bölgesi.

İLHAN KESİCİ- Tarih boyunca en belâlı bölgesi, önümüzdeki 70 yıl içinde en belâlı bölge olmaya aday bir numaralı bölgesi.

İkinci noktası, sadece 13 tane sıkıntılı komşumuzun olması değil, sadece Yunanistan'ın, Suriye'nin vesairenin olması filan değil, ikinci önemli noktası, bu Avrupa Birliğinin geni genişleme stratejisiyle birlikte, yani Bulgaristan ve Romanya da Avrupa birliğine girer gibi olunca...

ÜMİT ZİLELİ- Sınırlarımız?..

İLHAN KESİCİ- Sınırlarımızın bir bölümü; biz Avrupa Birliğiyle komşuyuz, yani hem Romanya, Bulgaristan, Yunanistan'la komşuyuz, hem de bunların meydana getirdiği bir aksla, yani Avrupa Birliğiyle sınırdaşız. Karadenizin kuzeyinden Kafkasya'ya doğru olan bölgede hem teker teker Ukrayna, Rusya ile komşuyuz, hem de Bağımsız Devletler Topluluğu diyebi l eceğimiz hâlâ eski Sovyet Blokuyla böyle bir komşuluğumuz var. Onun yanında, İran, Suriye, Irak'la komşuluğumuz var; bu hem bir İslâmî cografya anlamına gelir, hem de İslâmî coğrafyadan daha ileri anlamda bir Arap birliği coğrafyasıyla komşuyuz. Yani sade c e komşumuz Irak değildir, Irak'la münasebetimiz aynı zamanda Arap dünyasını da ilgilendiren bir münasebet hâline geliyor.

ÜMİT ZİLELİ- Keza Suriye'yle öyle.

İLHAN KESİCİ- Suriye'yle münasebetimiz, aynı zamanda birdenbire Arap dünyasının bütünüyle bir m ünasebet hâline geliyor.

Bunun içerisinde faaliyet gösterebilmek, bu coğrafyanın hakkını verebilmek dünyanın en zor işlerinden birisidir. O yüzden bizim coğrafyamız, dünyanın en zor coğrafyası olarak bilinen bir coğrafya.

Şimdi biz bu coğrafyanın hakkını nasıl vereceğiz mevcut sistemle?

ÜMİT ZİLELİ- Şimdi efendim, hakkını nasıl vereceğiz; önce size bir soluk verme hakkı tanıyacağız, ondan sonra bunun hakkını nasıl vereceğimizi konuşacağız.

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

ÜMİT ZİLELİ- Efendim, bir ufak aradan sonra yine dünya meselelerini konuşmayı sürdüreceğiz.

(Reklâm Arası)

ÜMİT ZİLELİ- Sevgili seyirciler, Anavatan Partisi Bursa Milletvekili Sayın İlhan Kesici'yle dünya meseleleri üzerine konuşmayı sürdürüyoruz.

En son bu coğrafya; söylerken bile insanın nefesi kesiliyor, 13 ülkeyle sınırdaş olan ve de tarihten bu yana en belâlı coğrafya olan bu coğrafyanın hakkını nasıl vereceğiz dedik ve orada kalmıştık.

İLHAN KESİCİ- Şimdi orada bir somut örnek verelim.

Şimdi son 4 yılda çeşitli münasebetlerle devlet adamlarımızın ifade ettiği bir şey var. Son 4 yılda 6 tane hükûmet başkanı değiştirdik, yani başbakan değiştirdik. Bundan daha vahimi bu coğrafya itibarıyla, son 3 yılda 9 tane dışişleri bakanı değiştirdik. Yani, 3 yılda 9 tane dışişleri bakanı değiştirmekten, bir kere siyasal sistemimizin 3 yılda 9 dışişleri bakanı değiştirmekten kurtulması lâzım, 4 yılda 6 tane başbakan değiştirmekten kurtulması lâzım.

Şimdi birincisinde, artık dünya bütün yönetimde, şirketlerin yönetimi de dahil olmak üzere, yani televizyon yönetmenleri, gazetelerin genel yayın yönetmenleri de dahil olmak üzere; aşağı yukarı Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni son 10 yıldır aynı insan, Milliyet'te benzer, Sabah'ta benzer, oturmuş olan televizyon kanallarında benzer. Ama, Türkiye bu müesseselerden daha küçük, daha az önemli bir ülke filan değil ki veya bir varlık, bir kurum değil ki.

Dünyanın en çetrefil coğrafyasında oturuyorsunuz, bir örnek vereyim, Türkiye'nin siyasal sistemini, bunun adına şunu söyleyelim, Türkiye, siyasal sistemini tam bir istikrara kavuşturan bir sisteme ulaşması lâzım; bir.

Birinci adamını, başbakanını... Yani, biz şimdi seçim kararı aldık, bu yılbaşında Sayın Yılmaz, Sayın Başbakanımız Hükûmetten istifa edecek yapılmış olan ve deklâre edilen şeylere göre. Kim başbakan olacak? 6 ay sonra kimin başbakan olacağını bilmeyen bir ülkedeyiz? Yani, Amerika Birleşik Devletleri bir büyük pazarlık yapacaksa veya onunla önemli bir konuyu konuşacaksak, elini uzatırsa, yani kimin elini sıkacak Amerika; öyle d eğil mi? Yani, birisinin elini...

ÜMİT ZİLELİ- Biz kendimiz bilmiyoruz ki Amerika bilsin.

İLHAN KESİCİ- Biz kendimiz bilmiyoruz. Başbakanını bilmeyen, başkanının kim olacağını bilmeyen, halkı bilmiyor, 65 milyon insanı bilmiyor, siyasî kadroları bilmiyor, Cumhurbaşkanı muhtemelen bilmiyor, parti liderleri bilmiyor, şimdiki Başbakanımız bilmiyor; böyle bir siyasal sistemimiz var. Ona bağlı olmak üzere, dışişleri bakanımız kim olacak? Hangi parametreleri arayacağız? Türkiye'nin önce bu hâlden kurtulması l âzım.

ÜMİT ZİLELİ- Peki, siz efendim, gerçi şu anda Dışişleri Komisyonu üyesisiniz ama, Dışişleri Bakanıyla çok fazla bir ilginiz yok sizin, olmadı, fakat bir siyasetçi olarak hep takip ettiniz. Ben de bir gazeteci olarak takip ettim ama, burada konuk sizsiniz, onun için ben size soruyorum, baktığınız zaman şöyle bir şeye kapılıyor musunuz yahut da şöyle düşünüyor musunuz: Ya, bizim bir Dışişlerimiz var ve bizim... Biliyorsunuz, her ülkenin bir siyasî belgesi olur, bir yerde o vardır hep ve bu zamana gör e değişiyor. İşte geçen aylarda da "öncelikli tehdit irtica" diye geldi, o arada bir siyaset belgesi olduğunu kamuoyu öğrendi. Dışişlerinin bir belgesi var mı? Dışişleri, önümüzdeki 10 yıl içinde yahut 2020 yılına kadar şöyle şöyle şöyle senaryolar olabili r , su savaşları çıkabilir, atıyorum, yani bunların hepsi birer varsayım, yani su yüzünden başımız ağrıyabilir...

İLHAN KESİCİ- Varsayım ama, hepsi muhtemeldir.

ÜMİT ZİLELİ- Hepsi muhtemel şeyler bunların. İşte petrolde böyle sıkıntılar, Suriye'yle aramızda Hatay meselesi yüzünden iş şuraya varabilir. Bunların hepsi birer senaryodur. Pentagon da yapıyor bu senaryoyu, her gün binlerce senaryo üretiyorlar. Biz bunu yapıyor muyuz, acaba bizde böyle istikrarlı şey var mı diye düşündüğünüzde içiniz sıkışıyor m u, yoksa "olur mu, bizde vardır bu" diyor musunuz bir yurttaş olarak, bir siyasetçi olarak?

İLHAN KESİCİ- Şimdi sağlam temeller üstüne oturtulmuş bir devlet geleneğimiz var bizim. Hariciye bürokrasimiz, Dışişleri bürokrasimiz, Türkiye'nin gerçekten en iyi yetişmiş insanlarından müteşekkil bir bürokrasidir. Bir de ekonomi bürokrasisi öyledir. Yani, hâlâ bütün zafiyetine rağmen, bütün siyasal müdahalelere açık olmuş olmasına rağmen, Türk ekonomi bürokrasisi ve Türk Dışişleri bürokrasisi çok iyi yetişmiş in s anlardan müteşekkildir. Ama bu yetmez. Yani, bizim Dışişleri Bakanlığımızın sayısı 650, meslek memurlarının, büyükelçiden işte üçüncü katibe kadarki bütün bir spektrum 650. Yüz civarında büyükelçiliğimiz var bizim dışarıda, 5 kişi vardır büyükelçi, müsteş a r, kâtibe kadar, gitti 500 kişi, kaldı 150. 150'nin aşağı yukarı 70-80 tanesi büyükelçidir, ikinci yurt dışına çıkma sırasını bekler, öbürleri de daha yeni yetişen meslek erbabı.

Şimdi, bir genel müdürlü yardımcılığımız vardır, bir tek genel müdür yardımcısı vardır, bir genel müdürlüğümüz vardır, bir tek genel müdürü vardır, bir daire başkanlığımız vardır, bir tek daire başkanı vardır. Bununla dünyada olan biteni takip edebilmesi Dışişlerinin mümkün değildir, isterse bunların hepsi "genius" olsun, hepsi dahi olsun.

ÜMİT ZİLELİ- O zaman, mecburen bazı şeyleri göz ardı etmek zorunda kalacak.

İLHAN KESİCİ- Kesin bir şekilde hem göz ardı ediyoruz, hem atladığımız şeyler oluyor.

Şimdi, hem Dışişleri bürokrasisinin sayısını çok artırmak lâzım, çok nitelikli insanlarla artırmak lâzım; Dışişlerinin dışında; yani bunu yapan ülkeler var, Amerika Birleşik Devletleri'nin var, Rusya'nın var, Almanya'nın var, İngiltere'nin çok sayıda var, İsrail'in var vesaire, NGO diyebileceğimiz, "non govermentel organization" d i yebileceğimiz, "hükûmet dışı organizasyonlar" diyebileceğimiz, stratejik araştırma enstitüleri, üniversiteleriyle, bu vadide yetişmiş olan insanlarıyla, iş dünyasıyla, basından yetişmiş olan insanlarıyla vesaire, çok sayıda çok çeşitlendirmek lâzım burala r da. Hem "brain storming" diyebileceğimiz beyin fırtınalarını oralarda yapmak lâzım. Çok fazla toplantılar yapabilmek lâzım, yurt dışından insanlar getirebilmek lâzım, yurt dışına çokça gidebilmek filan lâzım. Dünyayı ancak böyle takip edebiliriz.

ÜMİT ZİLELİ- Yoksa nal topluyoruz.

İLHAN KESİCİ- Yoksa nal toplarız. Türkiye, yani tabir caizse, bütün işini gücünü bıraksa, bütünüyle sadece dış politikaya yoğunlaşsa, dış politikada da dünyada neler oluyor, neler bitiyor'u takip etmiş olsa şimdikinin iki katına birden çıkar, başka hiçbir iş yapmadan bile. Çünkü, bundan sonra bizi bekleyen tehlikelerin en büyüğü...

ÜMİT ZİLELİ- Dışardan gelecek.

İLHAN KESİCİ- Dış politikada olabilecek olan tehlikelerdir.

Şimdi en sıcak tehlikeler var.

Bir; Kıbrıs meselesi var. Şimdi biz bazen Yunanistan'ı beğenmeyiz; yani siyaset adamlarımız, devlet adamlarımız, hatta entelektüellerimizin bir bölümü, "Yunanlılar Batının şımarık çocuğu" filan deriz biz. Ama hâdise öyle değil. 1974 yılına kadar Avrupa'nın gözünde Yunanist a n neyse, aşağı yukarı Türkiye aynı noktadaydı 1974 yılına kadar. Hatta Albaylar Cuntası münasebetiyle, Kıbrıs ve Yunanistan'daki Albaylar Cuntası münasebetiyle Türkiye demokratik bir pozisyondaydı, bizim daha öne geçmiş bir pozisyonumuz vardı. Ama, 1974 yılından itibaren hem Türkiye'de öyle şeyler oldu ki, hem Yunanistan'da öyle şeyler oldu ki, Yunanistan aradan 20 sene geçtikten sonra, sadece kendisinin Avrupa Birliğine tam üyeliği değil, şimdi ikinci bir Yunan devleti diyebileceğimiz Güney Kıbrıs Devleti n i de Avrupa Birliğinin tam üyesi yapıyor, iki tane Yunan devleti Avrupa Birliğine girdi.

Üç; Türkiye'yi önümüzdeki 20-30 yıllığına Avrupa'nın siyasal bölümünün dışına attırdı.

Dört; şimdi Simitis, aşağı yukarı 2-3 gün önce... Şimdi Avrupa Birliğinde iki sınıflı, iki vitesli bir Avrupa Birliği oluşuyormuş gibi bir tabirle yaklaşalım biz. 1999 yılının Ocak ayının 1'inden itibaren, yani önümüzdeki yılbaşından itibaren Avrupa Merkez Bankası kuruluyor. Bunun akabinde de, 1 Ocak 2001 yılında da tek paraya ge ç miş olacaklar, Euro'ya geçmiş olacaklar. Euro'ya geçebilen ülkeler birinci sınıf Avrupa Birliği devleti sayılacak, geçemeyen ülkeler, tabiri caizse ikinci sınıf sayılacak kendi içinde. Bununla ilgili bir "Maastricht kriteri" denilen kriterler var, bir de "Kopenhag kriterleri" denilen kriterler var. Yani ekonominizi Avrupa kriterlerinde en iyi noktaya ettirmişseniz Euro'ya geçeceksiniz. Yunanistan, bu yılın ortası itibariyle bunu beceremedi. Yani, biraz Türk-Yunan münasebetlerine verdiği gerginlik, ona ayır d ığı savunma harcamaları vesaire buna mâni oldu bütçesi ve ekonomik parametreleri itibariyle. Ama, Yunan Hükûmeti yeni bir karar aldı, bütün Yunan entelektüelleriyle, Yunan burjuvazisiyle, yani Yunanistan'ın zenginleriyle, yani devlet, zenginleri, burjuvaz i si, iş dünyası, entelektüelleri bir millî hedef hâline getirdiler. Millî hedef o: Euro'ya geçmek 2001 yılının başında, onun için de ekonomiye mutlak bir çekidüzen hâlini vermek. Yunanistan şimdi bir de Avrupa'nın, bırakın sadece normal bir üyesini, 16 üye d en birisi olmasını, 15 üyeden birisi olmasını Avrupa'nın birinci sınıf üyelerinden birisi hâline getiriyor. Burada Yunan siyasetçileriyle, bana sorarsanız Türk siyasetçilerinin önemli farklılaşması var. Yunanistan kendi sistemini siyasal istikrara kavuşab i lecek tarzda bir sistem hâline getirdi. Yunanistan muhalefet partisi lideri, yani Simitis'in geçen seneki seçimdeki muhalefet, karşısındaki adam "yüzde 38,5 oy aldım" diye istifa etti. Yani "iktidar yapamadım ben partimi", aldığı oy yüzde 38,5'tur, "ben 3 8 ,5'un üstüne çıkaramadım partimi, o yüzden istifa ediyorum" dedi, ayrıldı. Yani, Yunanistan'ın böyle bir siyasal istikrara ulaşma noktası var.

ÜMİT ZİLELİ- Bizde de maşallah...

İLHAN KESİCİ- Bizde...

ÜMİT ZİLELİ- Evet, siz söyleyin buyurun. (Gülüşmel er)

Bizde doğal yollardan ayrılmadan kimse yerinden ayrılmayı düşünmüyor galiba.

İLHAN KESİCİ- Şimdi Yunan Dışişleri Bakanı Pangalos; bizim bazen patavatlı-patavatsız olarak yorumladığımız demeçleri oluyor, yaklaşımları oluyor vesaire, kızıyoruz. Ama, daha önce Dışişleri Bakan Yardımcısıydı. Yunanistan'ın öyle bir mekanizması var, bizde yok o, iyi bir mekanizmadır. Aşağı yukarı 6-7 sene Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak Yunanistan'ın Avrupa Birliğiyle münasebetlerini tanzim etti Pangalos. O 7 senede başarılı oldu, onun ertesinde de Yunanistan Dışişleri Bakanı oldu. Biz ne yapıyoruz, yani bir Pangalos'un karşısına üç senede 9 tane dışişleri bakanı biz çıkardık.

ÜMİT ZİLELİ- Ciddîye de alınmıyor böyle.

İLHAN KESİCİ- Ciddîye de alınmaz, evet.

Şimdi bu bakımdan Türkiye önce, bence her işini gücünü filan bırakıp...

ÜMİT ZİLELİ- Önce bu dış politika konusunu...

İLHAN KESİCİ- Onu da yapabilmesi için siyasal sistemini; tabiî bunu seçim kararı alınmadan söylemiş olsak daha anlamlı bir şey söylemiş olurduk, şimdi seçim kararı alındı, mevcut siyasal sistemde gidiyor olduğumuz belli ama, yine de söylemekte fayda görüyorum ben. Ne kadar çok tekrar edilirse o kadar faydasının olacağına da inanıyorum. Siyasal sistemini, yani özü itibariyle tam demokrasi diyebi l eceğimiz bir siyasal sistem hâline, ekonomik sistemini de tam kapitalizm veya tam serbest piyasa ekonomisi diyebileceğimiz bir sisteme dönüştürmesi lâzım.

Şimdi bizim halkımız, yani dünyada çok az halk kaldı böyle ki, gidip eliyle başbakanını seçemeyen halk olsun. Yani, biz oy vereceğiz şimdi, herkes oy verecek, ama kimi başbakan ettiğimiz veya etmediğimiz belli olmayacak. Yani bu, işte sistem meselesi, başka bir şey değildir. Başkanlık sistemi yaparsanız bellidir, kimi seçiyorsunuz, kimi seçmiyorsunuz. Y arı başkanlık sistemi yaparsanız o da bellidir. İsrail'in yaptığı, ben ona tersine yarı başkanlık sistemi diyorum, yani cumhurbaşkanını parlâmentodan seçmek, ama başbakanını doğrudan halk tarafından seçtirmek, Netanyahu öyle seçildi bu son seçimde. İsrail de bizim gibi koalisyonlara geçti, dönüşümlü başbakanlık modelini yaşadı, ama baktılar ki bu iş böyle yürümüyor. İsrail de Türk coğrafyasına benzeyen zor bir coğrafyada oturan bir ülke.

ÜMİT ZİLELİ- Hem de ne zor.

İLHAN KESİCİ- O bakımdan onların da çok iyi yönetilir olması lâzım. Siyasal sistemlerine baktılar ki bununla başa çıkamayacak gibi görünüyorlar, dönüşümlü başbakanlık İsrail'in meselelerini çözmez bu coğrafyada. O zaman, diğer bütün kurumlar aynı kalmak kaydıyla, sür'atle bir tek "başbakanını halk seçer" dediler, önemli bir başarı elde ettiler.

ÜMİT ZİLELİ- Yüzde 49,5'a yüzde 50',5'la falan seçildi hatta, ona rağmen...

İLHAN KESİCİ- Ama, önemli bir iş yaptılar. Demek ki bizim böyle bir sisteme geçebilmemiz lâzımdı.

İkinci önemli şey, hükûmetle Parlâmentoda iç içe geçmiş hâldedir Türk siyasal sisteminde. Yani o da Bakanlar Kurulunun teşkiliyle ilgili olan bir husustur. Bakanlar kurulunun Parlâmentodan bütünüyle ayrılması lâzım.

ÜMİT ZİLELİ- Yani, şunu söylemek istiyorsunuz: Milletvekillerinin bakan olması değil, teknokratların yahut o işten çok iyi anlayanların bakan olması, milletvekillerinin de yasama görevlerini iyi yerine getirmesi.

İLHAN KESİCİ- Elbette, yasama ve denetleme; önemli bir fonksiyonu da denetleme fonksiyonu.

ÜMİT ZİLELİ- Bunun olabileceğini sanıyor musunuz bu siyasal sistemde.

İLHAN KESİCİ- Şimdi seçime gidiyoruz, hayır şimdi olmuyor. Ama bence, bu seçimin ertesinden çıkacak olan resim, tablo hangi istikamette çıkarsa çıksın Türkiye'nin dış problemlerini de çözemez, halkının ekonomik problemlerini de çözemez. Sebebi, bir kere zayıf hükûmetler çıkacaklar. Yani, yüzde 20'nin üstünde hiçbir partiyi görmüyoruz, hiçbir siyasal analizci, yorumcu yüzde 20'nin üstünde göstermiyor.

ÜMİT ZİLELİ- Evet. Kararsızlar parti kursal ar...

İLHAN KESİCİ- Şimdi Türkiye'de meselâ üç tane önemli kalkınma dönemi var. Birinci önemli kalkınma dönemi, çok partili sisteme geçtikten sonra, 1946-1998, demek ki 52 yılda üç tane kalkınma dönemi var.

Bir; 1950-1958 Demokrat Parti Dönemi. Her yıl üst üste ekonomik kalkınma hızı, ekonomik büyüme hızı yüzde 7.3, büyük bir kalkınma hızı. Demokrat Partiyi hâlâ 50 yıl geçtikten sonra insanların anmalarının, onu bazen özler gibi olmalarının altındaki önemli sebep budur.

ÜMİT ZİLELİ- Bazen özleyerek, bazen de kızarak, onu da koyalım yani.

İLHAN KESİCİ- Evet, kızarak bölümü siyasal bölümüyle ilgili, ekonomiyle ilgili olan bölümü öbürü.

ÜMİT ZİLELİ- Peki, buyurun devam edin.

İLHAN KESİCİ- İki; 1965-1971. Bu 6 yıllık zaman dilimi içerisinde Süleyman Beyin, Sayın Demirel'in, Sayın Cumhurbaşkanımızın ilk Başbakanlık dönemi, her yıl üst üste kalkınma hızı yüzde 7.2, her yıl üst üste istikrarlı bir bant.

Üç; 1983-1987, Turgut Beyin, rahmetli Özal'ın ilk Başbakanlık dönemi, her yıl üst üste kalkına hızı yüzde 6,6.

Onun dışında yüzde 6'ları, yüzde 7'leri bulduğumuz yıllar var ama, bir evvelki yılın da eksi 6 olmuş, bir evvelki yılında sıfır olmuş, böyle...

ÜMİT ZİLELİ- İstikrar yok yani.

İLHAN KESİCİ- İstikrarsız.

Şimdi bunun sebebine bakıldığında; kişilerin elbette önemi var, yani Başbakan olarak Turgut Beyin olmasının, Başbakan olarak Süleyman Beyin olmasının, rahmetli Menderes'in olmasının elbette önemi var ama, siyasî açıdan bakıldığında, arkalarındaki oy desteğine baktığımızda Demokrat Partini n arkasında yüzde 52 ve yüzde 54 oy var, 65-71 Adalet Partisinin arkasında yüzde 49, yüzde 52,5 oy var, Anavatan Partisinin arkasında 80'den sonra yüzde 45 oy var. Yani bu, sermayesi, siyasetçinin sermayesi kuvvetli demek.

Şimdiki oyumuz, yani bizim en büyük partimizin, mevcut hâlde Parlâmentodaki birinci partimizin oyu yüzde 21. İngiltere de parlâmenter sistem, İngiltere'de de en küçük partinin oyu, Parlâmentodaki en küçük partinin oyu yüzde 20. Yani, şimdi parlâmenter sistem parlâmenter sistem, tamam am a , onun da başka icapları var.

Şimdi bunu biz ekonomiye benzetirsek, şöyle bir ekonomik yaklaşımda bulunalım: Hem biz Plânlama'da ekonomik projeleri değerlendirirken, hem de şimdi bütün işletmeler bazında ekonomik projeleri, finans bazında ekonomik projeleri değerlendirirken şöyle değerlendirilir: Siz götürürsünüz bir bankaya, nasılsa bir finansman ihtiyacınız vardır, bankaya projenizi götürür takdim edersiniz, fizibilitenizi, finansman kuruluşu bakar, hoşuna giderse, hoşuna gitmezse zaten problem yok, am a hoşuna gider, fizibıl bir proje, iyi bir projedir, bunu finanse edelim der. Öz sermayeniz ne kadar diye sorar; soru bir, birinci soru. Dünyada kabul gören, IMF, Dünya Bankası, OECD neyse, bütün ekonomik organizasyonların üstünde müttefik olduğu, karar verdiği sermaye oranı, öz sermaye oranı 40 ve yüzde 40'ın üstüdür. Eğer siz öz sermaye olarak, yani eliniz taşın altında, yüzde 40'ı civarında siz öz sermayenizle taşın altına girmişseniz, finansman kuruluşu, projenin mahiyetine bağlı olmak üzere geri kalan i htiyacını karşılar. 40'ını siz koyarsınız, 60'ını da, daha fazlasını finansman kuruluşları koyar.

Siyasette öz sermaye, yani gücü, şirketin gücü, firmanın gücü, siyasetin, başbakanların gücü, arkalarındaki oy desteğidir, halkın desteğidir, halkın tasvibi ve takdiridir. Eğer bu yüzde 40'ın altındaysa, nasıl bankalar sistemi adama proje kredisi vermez ise, o zaman dünya devletleri de o başbakanlara, o siyasal sisteme, o ülkeye ancak öz sermayesi oranında değer verirler. O bakımdan Türkiye'nin sistemini bir de yüzde 40 ve yüzde 40'ın üstünde meydana getirebilecek oy desteğine dayalı bir sistem hâline getirmek lâzım.

ÜMİT ZİLELİ- Haklısınız. Ama ben biraz önce düşünüyordum, siz bana 1950-58, 65-71, bir de 83-87; bu örnekleri verdiniz. Ben bunlardan bir tanesini yaşayarak, diğerlerini de inceleyerek ve araştırarak biliyorum. Şimdi bunlarda, bizim ülkemizde, tabiî demokrasiye geçildikten sonra "demirkrasi" derlermiş, demokrasiye dilimiz dönmüyormuş, bizde hep çoğunluk diktasına gidiş, böyle bir şey var. Hatta başkanlık tartışmaları da yapılırken, "başkan olursa sonunda bu diktatörlüğe gider" kaygılarını dile getiriyor; entelektüellerden sokaktaki sıradan vatandaşlarımıza kadar herkes bunu söylüyor. Burada da ben baktığım zaman, tamam, çoğunluk olduğu zaman ark a sında güç olacak. Fakat bir korkumuz da, aydınların ve entelektüellerin veya gazetecilerin, bilim adamlarının vesaire, böyle bir çoğunluğu olan, ki biz bunu 1983-1987 arasında rahmetli Turgut Özal döneminde de yaşadık, orada da "ben Anayasayı bir kere del e rsem ne olur"dan başlayıp, "ben istediğimi yaparım, çünkü çoğunluk benim elimde, bir koyarım üç alırım" şeylerine kadar, bunu biliyorsunuz, böyle bir tehlike de var Türkiye'de. Yani siyasal istikrar bir taraftan çok ihtiyacımız, ama bir taraftan da çoğunl u k diktasının oluştuğu, içeride demokrasinin tam tersine olayların yaşandığı bir ülke konumuna geliveriyor.

İLHAN KESİCİ- Evet, kaygıları anlayışla görmek lâzımdır. Böyle bir sistem değişikliğine giderken zaten Türkiye'nin eksiklerinden bir tanesi çok konuşmamaktır. Yani, biz az konuşarak kararlar alan bir ülkeyiz. Çeşitli plâtformlarda, yani üniversitelerinde, iş dünyasında, halkla ilişkilerde vesaire, bütün plâtformlarda söyleyecek hiçbir söz kalmayıncaya kadar bu işleri konuşmak lâzımdır. O zaman, bütü n bu konuşmalar yapıldıktan sonra bizim, sizin, entelektüellerin o endişelerini izale edecek yolları var. Aşağı yukarı dünyada zaten bu tür sisteme geçmeyen çok az ülke kalmış oldu. Yani, yüzde 50 oy almadan başbakan olan, cumhurbaşkanı olan sistem hem yarı başkanlık, başkanlık sistemlerinde, hem de parlâmenter sistemlerde yüzde 40'ın altında oy alarak başbakan, cumhurbaşkanı olan hemen hemen hiçbir sistem kalmadı.

ÜMİT ZİLELİ- Hemen hemen yok, doğru söylüyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- O yüzden bunun tedbirleri var...

ÜMİT ZİLELİ- Kalmış, biz varız.

İLHAN KESİCİ- Eve, biz varız. Biz şimdi, Allah bilir, yüzde 15'lerle de başbakan olma yoluna doğru gidiyoruz, yani önümüzdeki seçimde çok büyük şeyler olmazsa yüzde 15 ile yüzde 20 arasında alan bir siyasî parti başbakan olacakmış gibi görünüyor.

ÜMİT ZİLELİ- Aslında acıklı değil mi Sayın Kesici, bir politikacı olarak baktığınızda? Şimdi diyorsunuz ki, yüzde 15 ile 20 arasında alan bir parti lideri başbakan olacak. Yani, karşısında yüzde 80'e varan, o partiyi istemeyen seçmen olmuş oluyor.

İLHAN KESİCİ- Tabiî tabiî.

ÜMİT ZİLELİ- Değil mi ya, bu acıklı bir şey ama.

İLHAN KESİCİ- Bir de, tabiî bu koalisyon işleri var, sonra devamlı taviz vermek mecburiyetinde kalıyorsunuz.

Şimdi bununla ilgili, dünya ekonomisiyle ilgili izin verirseniz bir iki şey söyleyelim. Yani bundan sonra, bizim yaptığımız bu iş, yani şimdi bugün yaptığımız, söylediklerimiz, artı buna benzeyen söylemediklerimiz de dahil olmak üzere sadece bir entelektüel ufuk turu değildir. Yani, acaba entelektüel olarak dünyada neler oluyor, neler bitiyor'u konuşuyor değiliz. Bütün bunlar gelir odaklanır, simitçinin hayat tarzını etkiler önümüzdeki seneden itibaren.

Yani bir S-300 krizi varsa, siz bunu diplomasi yoluyla çözemiyorsanız, ekonomik kalkınmanız münasebetiyle çözememişseniz, bunun ön hazırlıklarını yapamamış iseniz; bütün kabahati kendimizde buluyor değilim de ben, ama iş eninde sonunda gidip "S-300'ler Kıbrıs'a konuşlandırıldığı zaman vururuz"a veya Yunanistan'la bir noktaya geliyor ise, b u , Türk diplomasisinin halledemediği veya bütünüyle Türk siyasal sisteminin halledemediği bir meselenin askerî bir mekanizmayla çözülmesi anlamına gelir ki, simitçinin de hayatını etkiler, televizyoncu olarak sizin de hayatını etkiler, sade vatandaş olarak benim de etkiler, en büyük holdingimizden en küçük bakkal dükkânımızın işletmecisine kadar hepimizin hayat tarzını ilgilendirir.

Bu yüzden, dünyanın gidişatını iyi takip etmek demek, Türkiye'de halkın ekonomik problemlerinin de ya yığılması demek yahut ç özülmesi demek.

Şimdi dünyada biz 1980 yılına kadar; biz aslında dünyadan kopuk bir ülke değilizdir devlet yaklaşımımız itibarıyla, hatta Tanzimattan bu yana son 150 yıldır dünyadaki değişimleri iyi takip etmeye çalışan bir millet ve bir devletiz biz. Ama, şimdi mesele açılıyor biraz, bir de onun icaplarını yapmak var.

Şimdi 1980 yılına kadar biz de, bütün dünya da, bir tek Amerika Birleşik Devletleri hariç Batı Avrupa'nın tamamı, İngiltere ve Kıta Avrupa'sının tamamı, adına kâh karma ekonomi sistemi denilir, işte ithal ikamesine dayalı kalkınma modeli filan denir ama, onun özü şudur: Öz kaynaklara dayalı kalkınma stratejisidir bunun özü.

ÜMİT ZİLELİ- Biraz kapalı bir ekonomi.

İLHAN KESİCİ- Ama, aradığınız kaynak öz kaynaklardır, yani sizin yarattığınız millî gelir, bunun tasarruflar bölümünün yatırıma intikal ettirilmesi. Bu, aşağı yukarı millî gelire nispeti itibarıyla yüzde 20-22 civarındadır, bir-iki puanlık daha ihtiyacınız vardır, dış kaynak, borç alarak bulursunuz vesaire. Biz de böyleydik, Almanya, İngiltere, Fransa vesaire, onlar da öyleydi.

Dışarıda da, dünyada büyük bir sermaye hareketi yok idi. Meselâ, uluslar arası sermaye miktarı 1980 yılında 100 milyon dolar idi, şimdi hiçbir şey değil, şimdi 1,5 trilyon dolar.

ÜMİT ZİLELİ- Akıl a lmayacak bir para.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Türkiye bundan bir pay alıyor, her ülke bir pay alıyor, Türkiye de bundan bir pay alıyor. Türkiye'nin aldığı pay, ortalama yılda 700-800 milyon dolar. Şimdi bölelim, 700 milyon dolar bölü 1,5 trilyon dolar, eşittir 1/2000, yani biz dünyadaki uluslar arası sermaye hareketlerinin 2000'de birini alıyoruz.

Peki, Birleşmiş Milletlere kayıtlı kaç tane ülke var? 190. Bunun 90 tanesinin nüfusu 5 milyonun altında; kimisi ada devleti, kimisi adacık devleti, kimisi böyle aşi ret devleti gibi devlet.

ÜMİT ZİLELİ- Yapay devletler de var.

İLHAN KESİCİ- Yapay devletler. Bize benzeyen devlet sayısı 30'dur. Biz 1,5 trilyon doların 10'da birini almış olsak 150 milyar dolar eder, kendi hakkımız gibi olan rakamı almış olsak, 30'da birini almış olsak 50 milyar dolar eder. Bizim aldığımız 700 milyon dolar. Bırakınız, yüzde 1'ini alamıyoruz, 200'de birini alamıyoruz, 300'de birini alamıyoruz, 2000'de birini alıyoruz.

Bir başka uluslar arası sermaye hareketi diyebileceğimiz bir hareket, adına doğrudan yabancı sermaye dediğimiz, gelip doğrudan fabrika olan, doğrudan televizyon olan, doğrudan turizm işletmesi olan, otel olan, lokanta olan sermaye. Dünyada bu rakam 350 milyar dolar. Türkiye'nin son 10 yıllık ortalaması, yılda aldığı 10 yılın ortalaması 350-400 milyon dolar. Onu ona böldüğümüzde 1/1000.

ÜMİT ZİLELİ- Binde birini alıyoruz.

İLHAN KESİCİ- Binde birini alıyoruz.

Şimdi buradan şuraya gelelim...

ÜMİT ZİLELİ- Sayın Kesici, geleceksiniz ama bir ufak ara vereceğiz.

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

ÜMİT ZİLELİ- Yani, sizdeki performansa da şapka çıkarmamak elde değil.

İLHAN KESİCİ- Çok teşekkür ederim.

ÜMİT ZİLELİ- Kısa bir ara, sonra işte Türkiye'nin bu acı gerçeklerini bir politikacının ağzından dinlemeyi sürdüreceğiz.

(Rekl âm Arası)

ÜMİT ZİLELİ- Sevgili seyirciler, geldik Pusula'nın bu akşamki son bölümüne.

Sayın İlhan Kesici'yle, Anavatan Partisi Bursa Milletvekili Sayın Kesici'yle hararetli bir konuşmanın son noktasını koymaya doğru ilerliyoruz.

Son 5 dakikamız Sayın Kesici.

Son bölümde siz şunu söylüyordunuz: 350 milyar dolarlık o pastadan ancak binde biri alabiliyoruz, dolaşan 1,5 trilyon dolarlık paranın da ancak 2000'de birini alabiliyoruz. Yani bu, hele bizim gibi, dünyada 190 ülke var belki ama, bizim çapımızda, bizim kratımızda 30 ülke var.

İLHAN KESİCİ- Ancak.

ÜMİT ZİLELİ- Ancak. Nüfusu 5 milyonun altında olanlar var, üstünde olsa bile yapay devletler var vesaire.

Şimdi böylesine büyük bir ülkeyiz, hem kilometre kare bazında büyük bir ülkeyiz, hem tarih bazında büyük bir ülkeyiz, hem de ağırlığı da olan bir ülkeyiz. Şimdi biz içinde pek göremiyoruz ama, dışarıya çıktığımız zaman aslında Türkiye'nin ne kadar önemli bir ülke olduğunu, hatta eğer birazcık şey yapsa en ağırlıklı ülkeler sınıfına da katılabi l eceğini görüyoruz. Yani, suçun çoğu bizde göründüğü kadarıyla.

İLHAN KESİCİ- Tabiî tabiî.

ÜMİT ZİLELİ- Şimdi suçun çoğu bizde.

Biraz evvel, devamlı noktada özellikle bilinçli olarak duruyorsunuz; nedir bu? Siyasal sistemimiz çok zayıf, bir türlü güçlü başbakanlar, güçlü hükûmetler çıkaramıyoruz, dış politikada sınıfta kalıyoruz, tabiî ki bütün bunların hepsinin neden olduğu şey ekonomimizin de kötü olması. Hâlâ 3 bin dolardan, 5 bin dolar bile değil, 3 bin dolar gayrisafî millî hâsıladan bahsediyoruz ki, böyle gayrisafî millî hâsılayla demokrasinin olmayacağını da kitaplar bize anlatıyor; doğru mudur?

İLHAN KESİCİ- Doğru.

ÜMİT ZİLELİ- Yani ne derler, demokrasinin olmazsa olmaz iki tane temeli var; birisi kültürel alt yapısı, bir tanesi de ekonomik alt yapıdır.

Biz oynuyoruz, demokrasicilik oynuyoruz. Gerçi tabiî ki bütün İslâm dünyası içinde tek demokrasisi olan ülke konumunda olmak da hoş bir şey ayrıca ama.

Burada biraz da bizim halkımızın suçu yok mu efendim? Yani, birazcık da şu eyyamcılıktan vazgeçmek gerekmiyor mu? Birazcık körü körüne saplantılardan halkın vazgeçmesi, bunun karşısında da siyasetçilerin, ya istiyorlarsa... Aslında medya içinde kendimizi de birazcık eleştirmemiz gerekiyor, halk öyle istiyor diye en iğrenç programları koymasını da biliyoruz. Bu da kendimize çuvaldız. Ama, siyasetçiler de, halk böyle istiyor... Bu en sevmediğim lâf olduğu için özellikle altını çiziyorum.

Ben çok konuştum, buyurun siz toparlayın.

İLHAN KESİCİ- Estağfurullah.

Şimdi ben, sade vatandaş anlamında, birey anlamında halkın bu işte herhangi bir olumsuz pozisyonu olduğu kanaatinde değilim. Halkın önüne neyi... Yani, şimdi bizim halkımız 5 yılda bir seçiyor şeyi, 5 yılda bir irade beyanı imkânı var demokrasimizde. Böyle bir demokrasi kalmadı. Yani t emsilî demokrasi diyelim biz ona, dünya da temsilî demokrasiyle başladı, ama şimdi, hatırlasın arkadaşlarımız, adına katılımcı demokrasi denilen lâf çıktı, adına doğrudan demokrasi denilen lâf çıktı, ama biz hâlâ eski temsilî lâfında kalıyoruz.

ÜMİT ZİLELİ- Şimdi tabiî haklısınız. Anayasa bile bizim doğrudan demokrasi veyahut da katılımcı demokrasiye geçmemizi engelliyor, 82 Anayasası.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. O eskidir. Yani bizim siyasal sistemimizin ana çatısı 1961 Anayasasıyla, 1982'de bir revizyon oldu, ama ana çatı 1961 Anayasasıyla çatılmıştır. O, 1960'ların Türkiyesi ve 1960'ların dünyasına göre yapılmış...

ÜMİT ZİLELİ- Ama zamanın en özgürlükçü Anayasasıydı.

İLHAN KESİCİ- Öyledir, ama 1960'ların dünyasına göre yapılmıştır.

ÜMİT ZİLELİ- Tamam, doğru söylüyorsunuz, ama 1982 Anayasasından da ileri Sayın Kesici.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Bir de kurumlarına bakmak lâzım. O yüzden, dünya bu 2000'de her şeyini yenileyerek gidiyor, aşağı yukarı tam bir beyaz sayfa açarak gidiyor. Türkiye'nin de siyasal sisteminde öyle bir şey olması lâzım.

Bunu netleştirirsek şu: Bir; adı tam demokrasi olan bir demokrasiye geçmesi lâzım Türkiye'nin. Bu demokrasi mutlaka doğrudan demokrasi tarzında bir demokrasi olmalı ve katılımcı demokrasi denilen bir demokrasi olmalı.

Doğrudan demokrasi şu: Ben, başbakan olarak, cumhurbaşkanı olarak; eğer siyasetin birinci insanı cumhurbaşkanıysa o, birinci adamı başbakan olacaksa o, ben kendi başbakanımı Bismillah deyip kendi elimle seçeceğim diyebilir olması lâzım.

ÜMİT ZİLELİ- A hmet olacak, Mehmet Bey olacak diyecek.

İLHAN KESİCİ- "Mehmet Bey olmayacak, Ahmet Bey olacak" diyecek. Birinci en önemli noktası bu.

İkinci en önemli noktası da; ekonomik sistemimizin tam piyasa ekonomisi tarzında diyebileceğimiz bir ekonomik sistem olması lâzım.

ÜMİT ZİLELİ- Şimdi bu söylediğiniz, birincisi başkanlık sistemini çağrıştırıyor...

İLHAN KESİCİ- Başkanlık, yarı başkanlık, başbakanın halk tarafından seçilmesi vesaire.

ÜMİT ZİLELİ- İkincisi de, tam bir serbest piyasa ekonomisi.

İLHAN KESİCİ- İkincisi de, tekel, kartel, oligopol, monopol gibi, bunlardan bütünüyle aranmış, teknik tabiri, sisteme giriş engelleri olmayan, herkesin her faaliyet alanına doğrudan girebileceği ve başına bir kaza belâ gelmeyeceği, başarılı olmayanların da s i stemin dışına itilebileceği, yani sistemden çekilebileceği bir ekonomik sistem.

ÜMİT ZİLELİ- Yani, bizdeki gibi hilkat garibesi bir serbest piyasa ekonomisi değil diyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Evet.

Şimdi bunu şöyle bir örneğe benzetelim, benim sevdiğim bir örnek: Dört senede bir olimpiyatlar yapılıyor, aşağı yukarı olimpiyat sporcuları, her bir sporcu, bir senede 300 gün var, 4 senede bin günün üstünde gün var. Günde 8 saat çalışırlar bunlar, 8 bin/adam saat çalışır her sporcu. Yani, bu 8 bin/adam saati n diyelim ki 190. gününde kahvaltıda ne yiyecek, onu bile hesaplaması filan lâzım. Bu sporcular, 10 bin sporcu katılır, onu çarpın, milyonlarca adam saatlik bir sportif çalışma demek. Ama dese ki, siz 100 metrecisiniz, ben de diyelim ki 100 metreciyim, Atl a nta Olimpiyatları yapılıyor, Atlanta Valisinin oğlu da. Aklımıza gelse ki, eyvah, Atlanta Valisinin oğlu da bizim spor dalında, 100 metrede koşuyor, ne yapar ederler Atlanta Valisinin oğlunu önümüze geçirirler diye aklımıza en küçük bir soru işareti gelse bizden beklenen verimi elde edebilir miyiz biz?

ÜMİT ZİLELİ- Mümkün değil.

İLHAN KESİCİ- Yani, 100 metreyi 10 saniyenin altında koşabilir miyiz? Hiç mümkün değil.

O olmadı, Olimpiyat Komitesi Başkanı Samaranch, Samaranch'ın da teyzesinin kızı varmış diyelim ki 400 metrede, onu önümüze geçirirler diyebilir misiniz? Veya Amerika Başkanı Clinton'un işte yeğeni, amcasının oğlu, dayısının oğlu benim önüme geçer ben ondan iyi olsam bile dediğinizde, o olimpiyatlardan verim elde edilir mi? Mümkün değil.

ÜM İT ZİLELİ- Onun için biz galiba hiçbir yerde başarılı olamıyoruz.

İLHAN KESİCİ- Olamıyoruz.

O yüzden Türkiye, hem siyasal sisteminde, hem ekonomik sisteminde hatır, gönül, kayırmacılık, torpil, siyasî nüfuz, şahsî nüfuz, ne varsa bütün bunlardan kurtulması lâzım, demokrasisini o hâle getirmesi lâzım, ekonomik sistemini o hâle getirmesi lâzım.

Kim getirecek bu işi? Önce siyasî kadroların bunu görmesi lâzım, entelektüellerinin bunu görmesi lâzım, halka anlatmaları anlatmaları anlatmaları lâzım, üniversiteleriyle konuşmaları lâzım. Bunun neticesinde ben inanıyorum ki öyle bir parlak Türkiye ortaya çıkar.

ÜMİT ZİLELİ- Biraz acı şeyleri konuştuk ama, son geldiğimiz noktada olabileceği de söyledik.

İLHAN KESİCİ- Tabiî tabiî.

ÜMİT ZİLELİ- Birazcık ciddîye alırsak bazı şeyleri hem kamuoyu olarak, hem siyasetçiler olarak, hem bilim adamları, hem gazeteciler, yani toplumun bütün odakları üstüne düşeni yapar, şu 82 Anayasasının yasakçı ve baskıcı maddelerinden de sizlerin sayesinde kurtulabilirsek, önümüzd eki dönem...

İLHAN KESİCİ- Hep beraber.

ÜMİT ZİLELİ- Ama yasama görevi sizin üstünüzde olduğu için söylüyoruz. O zaman belki de o büyük adımı atabiliriz efendim.

Çok teşekkür ediyorum katıldığınız için.

İLHAN KESİCİ- Ben de size çok teşekkür ediyoru m.

ÜMİT ZİLELİ- Belki bir gün, yakında olmasını temenni ediyoruz, bunlar nasıl gerçekleşti diye sizinle bir program yaparız, ölmez sağ kalırsak.

İLHAN KESİCİ- İnşallah.

ÜMİT ZİLELİ- Sevgili seyirciler, değişik bir Pusula'dan hepinize iyi akşamlar dem ek istiyorum.

Bu tür programları önümüzdeki dönemde de sizlere sunmaya çalışacağız, toplumun önde gelen kesimlerinden, önde gelen kişilerinden bu fikirleri aktarmaya çalışacağız; zaten görevimiz bu.

Önümüzdeki hafta yine gündemle veyahut da bizim günde me katmak istediğimiz bir programla karşınızda olacağız.

Hoşça kalın; ne kadar mutlu olabiliyorsanız o kadar mutlu kalın efendim.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.