Facebook
Twitter
21.YY'ın Patronu, Petrol/Doğalgazı Kontrol Edendir
Cüneyt Ülsever | Kanal 7 - Ekonomi Politik | 1.11.1999
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

CÜNEYT ÜLSEVER- Efendim, iyi akşamlar. Tarih 1 Kasım 1999, günlerden yine Pazartesi, ama bu sefer saat 22.45. 23.30 yerine artık yeni yayın dönemimizde "Ekonomi Politik" Programı 22.45 sularında baş layacak.

Yeni dönemle beraber televizyonda dediler ki amblem, logo dahil her şey değişsin. Ben çok yalvardım uğraştım, benim dekoru değiştirmediler, ben de karar verdim, kendim değişeyim dedim. Değişme konusu ortama atılınca yönetmenimiz, "kilo ver" bari dedi. Onu da gözüm yemediği için, yıllar sonra karşınıza kravat ve ceketle çıkmaya karar verdim. Benim açımdan galiba değişimin kavramı yine de dönüyor dolaşıyor bir kravatla bir ceket arasına sıkışıyor. Çünkü hoşuma giden konu şu: Göbek, ceketin altında kalıyor.

Efendim, her zamanki gibi yine makro haberlerden oluşan bir haber turuyla başlıyoruz.

"SPİKER- Deprem sonrası kaynak arayışı içine giren Maliye Bakanlığı Deprem Vergisini yeniden gündemine aldı. 600 trilyon liralık gelir beklenen Deprem Vergisinde oranlar fazla aşağıya çekildiği takdirde, ekonomi kurmayları KDV oranlarında 1 ya da 2 puanlık bir artışı gündeme getirmeye hazırlanıyor.

IMF ve Dünya Bankası uzmanlarından oluşan heyet Türk ekonomisini bir kez daha mercek altına alıyor. Gündeminde stand-by anlaşması ve malî yardım konuları bulunuyor. Diğer önemli bir konu da, bankacılık sektörü.

Paranın değeri pul olmaya devam ediyor; 500 bin lira, 1 milyon lira ve 5 milyon lira derken 10 milyon liralık banknotlar da piyasaya sürülüyor. Yeni 10 milyon liralık banknotlar Kasım ayı başında kullanıma giriyor.

Uluslararası Saydamlık Örgütü, 99 ülkenin yolsuzluk ve rüşvet algılama endeksini açıkladı. Araştırmaya göre Türkiye yolsuzluk ve rüşvet batağına saplanmış ülkeler arasında yer alıyor. 54. sırayı alan Türkiye, Boswana ve Zambia gibi ülkelerin yanı sıra, adı bile duyulmamış Moritus ve Malavi gibi ülkelerden daha kötü durumda.

Devlet gelirlerini artırmada istediği başarıyı elde edemeyen Maliye Bakanlığı 2000 yılında yeni bir uygulama başlatıyor. Vergide kayıp ve kaçağı önlemeyi hedefleyen Bakanlık, parasal işlemlerde vergi numarası uygulamasını zorunlu hâle getiriyor.

Asgarî ücret zorunlu harcamaların altında eridi. TÜRK-İŞ'in yaptığı yoksulluk sınırı araştırmasına göre, 4 kişilik bir ailenin zorunlu mutfak harcamaları 116 milyon liraya, yoksulluk sınırıysa 352 milyon liraya ulaştı. Bir işçinin aldığı asgarî ücret ise 68 milyon 600 bin lira."

CÜNEYT ÜLSEVER- Yeni yayın döneminde Kanal 7'nin Ahmet Hakan'la yaptığı haber programının saat 19.30'a getirilmesinden bilhassa ben çok memnun oldum. Çünkü, iddiam bu kanal adına şudur ki, Türkiye'nin en entelektüel kanalı Kanal 7'dir. Bunu halkımıza ispat etmek için bir yiğit gibi meydana çıkması bu kanalın benim çok hoşuma gitti, izleyin ve kararı siz ve rin.

Ama, biz yine kendi programımıza dönelim ve şirket haberlerini izleyelim.

"SPİKER- İtalya, hem kendi tarihinin, hem de dünya tarihinin en büyük özelleştirmesine start verdi. Tekel konumundaki devlet elektrik şirketi ENEL'in hisseleri satışa çıkarıldı. Hisselerin değeri ise 19,6 milyar dolar.

İstanbul'da ekmek üreticileri arasında rekabete engel olan kooperatiflere ceza yağdı. Rekabet Kurulu 15 kooperatife toplam 24 milyar lira para cezası verdi.

17 Ağustosta meydana gelen depremin ardından başlayan dış yardımlar sürüyor. Japonya'nın elektronik devlerinden NEK Firması Türkiye'deki depremzedeler için 112 bin dolarlık malî yardımda bulundu.

Daha önce İzmir Kuş Cennetine yönelik çalışmalarıyla Cansuyu Projesine imza atan margarin sektörünün önde gelen isimlerinden Rama, bu kez de yayınladığı reklâm cıngılıyla bir şarkıya ilham kaynağı oldu. Rama, Tuğba Önal'ın "mutluluk sürüyor" şarkının sponsoru oldu. Klip, Kasım ayında vizyona girecek.

Ceylan Holding ve Bulgaristan Millî Elektrik Şirketi ortaklığı olan baraja start verildi. Başbakan Bülent Ecevit'in Bulgar meslektaşıyla birlikte temelini attığı hidroelektrik santrali Arda nehri üzerinde kurulacak.

Tüm dünyada kutlanan 25 Ekim Dünya Makarna Günü Türkiye'de de kutlandı. Makarna Sanayicileri Derneği tarafından yapılan kutlamada, sektörün içinde bulunduğu durum masaya yatırıldı.

Dünyaca ünlü otomobil firması Rover, Alman DNR firmasıyla birleştikten sonra ilk ürünü piyasaya sürdü. Makam arabası niteliğindeki Rover 75'lerde üç motor seçeneği bulunuyor. Fiyatları ise 70 ile 110 bin mark arasında değişiyor.

JETPA, Türk otomobil piyasasına yeni bir ürün sundu. Üretimi JETPA tarafından yapılacak olan "İmza" isimli otomobilin üretimine 2,5 yıl sonra başlanacak. Törende konuşan JETPA Yönetim Kurulu Başkanı Fadıl Akgündüz, Türk insanına büyük gurur yaşatacağımıza söz vermiştik, sözümüzde durduk diyerek mutluluğunu dile getirdi."

CÜNEYT ÜLSEVER- Sayın seyirciler, "Ekonomi Politik" Programının iki tane temel amacı vardır. Bunlardan birisi, adı gösterdiği gibi Türkiye'de ekonomiyle siyasî hayatın ne kadar iç içe olduğunu göstermektir; siyasetin ne kadar ekonomiden, ekonominin ne kadar siyasetten beslendiğini göstermek. Hatta daha ötesi, Türkiye'de olup bitenlerin ardında yatan ekonomik nedenleri elinden gel d iği kadar ortaya çıkarmak bu programın amacıdır.

Bu programın bir ikinci amacı vardır; o da, Türkiye'de herkesin birbirine negatif enerji aşıladığı bir ortamda elinden geldiği kadar, örneklerini göstererek Türk milletine pozitif enerji aşılamaktır.

Çok temel amaç; "21. yüzyılı siz de becerebilirsiniz", bu duyguyu insanımıza vermek en büyük dileğimiz.

Başarı öyküsü her programımızda yer alıyor. Ve dikkat ederseniz, seçtiğimiz örnekler çok büyük, şaşalı şirketlerimizin örnekleri olmuyor, kendi kendine kendi adımıyla ilerleyen insanlarımızı yansıtmaya çalışıyoruz.

Bu haftaki öykümüz Bursa'dan, SÜTAŞ. Evimize yoğurduyla sütüyle giren bir kurum. 40 yıldır Türkiye'nin hizmetinde, devletten hiçbir şey almadan yaşıyor, var oluyor, hatta yükseliyor ve tek amacı, tek göstermek istediği, "siz de becerebilirsiniz."

"SPİKER- SÜTAŞ Anonim Şirketi 1974 yılında Sadık Yılmaz tarafından küçük bir işletme olarak kurulmuş. Günde 5 ton süt işleme kapasitesiyle işe başlayan şirket, bugün günde 1000 ton süt işleme kapasit esine sahip.

MUHARREM YILMAZ- Bu sektörün ulusal manada büyük bir fayda sağlayacağını gören, ülkesini seven genç girişimci insanlar, ki başlarında Sadık Yılmaz, babam olmak suretiyle 1970'li yılların başlarında bu şirketi kurmuşlar halka açık bir anonim şirket olarak ve daha sonraki yıllarda, 1975 yılında üretime geçilmiş, o dönemin sıkıntılarıyla, 1980'lere kadar gelinmiş, 1980'lerden sonra yeniden bir yapılanma süreci ve uzun, ince bir yol ile bugün Türkiye'nin bu konudaki en güzel tesislerinden ve önd e gelen kuruluşlarından biri hâline geldi.

SPİKER- 20 bini aşkın üreticiden günde iki kez toplanan sütler, sağımın ardından 24 saat içinde pastörize süt, ayran, yoğurt olarak tüketiciye ulaşıyor. SÜTAŞ, ayrıca peynir ve tereyağ da üretiyor.

Bursa Karaca bey'deki fabrikada üretilen ürünler, 500 araçlık filoyla yurdun dört bir yanına dağıtılıyor. Bu sayede oluşturulan istihdam yaklaşık 2 bin kişi.

MUHARREM YILMAZ- Her gün 450 ton süt fabrikamıza geliyor. Her aşamada yapılan kalite kontrol neticeleri sonucunda, işlemeye uygun olan bu sütler işletme içerisinde içme sütü, gerek uzun ömürlü, gerek pastörize şişe süt olarak, gerek ayran olarak, gerek yoğurt olarak, gerek beyaz peynir, kaşar peynir, tereyağ gibi ürünler olarak işleniyor ve her gün burada büyük b ir koşuşturmacayla günlük gelen süt o akşam yola çıkıyor ve sabah saat 4'te sizin bakkalınızın önüne sütleriniz, yoğurtlarınız hazır hâle getirilmiş olarak bırakılıyor.

SPİKER- SÜTAŞ, sektörün gelişimi için de yatırımlar yapıyor. SÜTAŞ'ın Uludağ Üniversitesiyle ortak bir hayvan yetiştiriciliği ve süt teknolojisi çalışması var. Ayrıca, sektörün gelişimi için önemle üzerinde durdukları Ulusal Süt Konseyi Projeleri bulunmakta.

MUHARREM YILMAZ- Türkiye'nin zenginleşmesi adına, en az yatırımla ve en hızlı sonuç verebilecek bu süt hayvancılığı geliştirilmeli. Buna baktığınız zaman, Türkiye'nin zaten kendi tüketimi için bu üretimi geliştirmeye ihtiyacı olduğu gibi, diğer yandan bulunduğumuz coğrafî konum itibariyle komşu ülkelerin de bizim bu üretimimizden fay d alanmaları gerekir, ona ihtiyaçları var diye, bu açık açık görünüyor. Dolayısıyla, Türkiye bu konuyu çok dikkatlice ve bir düzenli istikrar programı içerisinde ve ümit ederim ki bir Ulusal Süt Konseyinin yol göstericiliğinde yapmalıdır diye düşünüyorum. B u nu böyle yaptığımız zaman biz, Türk insanının bildiği, tanıdığı, alışık olduğu ürünleri sanayi üretimi olarak daha sağlıklı, daha düzenli ve daha büyük miktarlarda tüketiciye sunma yoluyla zaten bugünkü yerimize geldik. Biz yoğurdu ön plâna çıkardık, biz T ürk insanının ayranını ön plâna çıkardık, bunları sanayi ürünü olarak daha önemli hâle getirdik. Biz, küçük bir örnek; sarımsaklı yoğurt yaptık. Bütün Avrupa'da insanlar meyvalı yoğurt tüketirken, biz sarımsaklı yoğurtla, yani bildiğimizle, bizim olan ürü n lerle ön plâna çıkmaya çalıştık.

İşte böyle, bu temel gıda maddesinin daha fazla tüketilmesine yönelik yine yeni ürünlerle 2000 yılında ve bunları üretecek, geleneksel ürünlerimizi üretecek en modern teknolojilerle bu yola devam edeceğiz."

(Reklâm Aras ı)

CÜNEYT ÜLSEVER- Sayın seyirciler, biliyorsunuz "Ekonomi Politik" Programının her hafta bir ana dosyası oluyor. Bu ana dosyada ekonomiyle siyasetin iç içe geçtiği konuları ele alıyoruz ve elimizden geldiğince, konuklarımızın yardımıyla, "neler oluyor, bunun altında neler yatıyor", bunu açmaya çalışıyoruz.

Bu hafta, mademki dedik bütün Türk televizyonları yeni bir program dönemine geliyor ve bir değişim söz konusu, biz de 21. yüzyılı ele alalım. 21. yüzyıla 5 kala acaba dünyayı neler bekliyor, dünya nelere hazırlanıyor, bunun içinde Türkiye neler yapıyor? Böyle bir konu akla gelince, insanın elinde değil, aklımıza İlhan Kesici'nin ismi geldi.

Efendim, hoş geldiniz, sefa getirdiniz.

İLHAN KESİCİ- Sağ olunuz.

CÜNEYT ÜLSEVER- Sizinle üç ay evvel bir p rogram yapmıştık. O programda, Türkiye'nin 99 bütçesi çerçevesinde Türkiye'nin hâli ahvalini incelemiştik. O program o kadar çok talep yarattı ki bir pazar günü tekrarı gerekti, tekrar yayınlamak zorunda kaldık.

İlhan Bey, bu akşam bizim sizinle araştırmaya çalışacağımız konu, bir sembol dahi olsa, işte önümüzde iki ay sonra sıfırlayacağız, sıfırdan yeni başlayacağız, ama arkamıza 2000 tane yılı alıp yeni bir dünyaya açılacağız. Bunu hep beraber irdeleyelim istedik.

Müsaadenizle, bunu yapmadan evvel, bi zim her zaman olduğu gibi bir ana dosyamız var, ona bir bakalım, onlar neler söylüyor, onu görelim, ondan sonra sözü size verelim.

İLHAN KESİCİ- Hayhay efendim.

"SPİKER- 2000 yılı bütçe tasarısı hazırlandı ve Meclise sunuldu. Hükûmet, bütçe tasarısını IMF ve Dünya Bankasıyla yaptığı uzun görüşmelerin ardından şekillendirdi, zira Hükûmetin paraya ihtiyacı vardı. Öyle görünüyor ki hazırlanan tasarı Meclisten geçecek.

Ya hedefler? Hedefler gerçekleştirilebilecek mi peki?

Hükûmetin 2000 yılı bütçe tasarısında öngördüğü hedefler iddialı; Türkiye 2000'e 46,9 katrilyonluk açık bütçeyle girecek. Gideri 46,9 katrilyon olan bütçenin geliri de 32,6 katrilyon lira olarak belirlendi. Gelir ve gider oranlarının denk olmadığı 2000 bütçesi, 14,4 katrilyon lira açık verecek. 2000 yılı sonunda enflâsyon yüzde 25'e düşürülecek, büyüme hızı yüzde 5,5 olacak. Memur maaşları yüzde 25 artırılacak, yılın ilk yarısı için yapılacak artış oranı ise yüzde 15. 2000 bütçesinde yatırım için 2,3 katrilyon ayrıldı. Faiz giderleri is e 21,1 katrilyon lira.

Bu bütçedeki hedefler tutar mı?

HALİT NARİN- Bütçedeki hedefler bana göre, arkadaşlarıma göre tutması mümkün değil. Başlangıçta yüzde 25 açık var ve külfetin tamamı da kayıtlı olan, yani 3'te 1 ekonomide kayıtlı olan insanlara yönelik. 3'te 2'sinin kayıt dışı olduğu bir ekonominin yüzde 25 açık bütçesinin hedeflere ulaşmasını beklemek, herhâlde bir hayli yanlış olur.

HÜSAMETTİN KAVİ- Borçlanma ihtiyacınızın ucu açıksa, bütçenizin açığının nereye gideceği yol boyu belirsizse, o zaman bu konudaki bütçenin enflâsyon hedefi bir taraftan, öbür taraftan da bütçe hedefinin nasıl mümkün olacağı konusu kanaatimce belirsiz.

MEHMET YILDIRIM- Bu hedeflerin hepsi varsayımlar üzerine kurulmuş. Varsayımların biri gerçekleşmediği zaman, bütçenin başından sonuna değişimi söz konusu. Yüzde 25 enflâsyonu öngörmüşsün, eğer 2000 yılının ikinci altı ayında sen o enflâsyonu tutturamadığın zaman bütçe zaten allak bullaktır. Hedeflerini "belki ben tutturacağım"; iyi niyetle hedef tutmaz, varsayımlarla h e def tutmaz, onun için ben gerçekçi bulamadığımı söylüyorum.

SPİKER- Hazırlanan 2000 yılı bütçe tasarısında enflâsyon, faiz ödemeleri ve memur maaş artışları altı çizilmesi gereken noktalar. Hükûmetin 2000 yılı sonunda yüzde 25'lik enflâsyon hedefini gerçekleştirmesi zor görünüyor. Bu konuda kamuoyunun ve iş adamlarının görüşleri de bu yönde zaten. Sendikalar yüzde 25 maaş artışına karşı çıkıyorlar; maaş artışlarının yükseltilmemesi hâlinde eylemlere başlayacaklarının sinyallerini şimdiden vermeye başladı lar.

HALİT NARİN- Hükûmetler kararlı olursa, enflâsyon yüzde 20'lerin de altına düşer, 10'ların da altına düşer. Yalnız, sanayici ve halk, enflâsyon düşmesin diye zaman zaman yapılan konuşmalar var, bu fevkalâde yanlış. Enflâsyonun düşmemesini isteyenler bence ağırlıklı olarak Ankara'da bulunuyor gibi geliyor.

MEHMET YILDIRIM- 2000 yılında da talebin daralmasıyla enflâsyonda belki bir yüzde 35, yüzde 40'lara doğru bir düşme söz konusu olabilir, ama önümüzdeki yılda bunun fırlaması söz konusudur, çünkü tedbirsiz bir enflâsyon yapısıdır.

SPİKER- Bütçedeki en ilginç rakamlarsa yatırıma ayrılan pay ve faiz ödemeleri. Yatırıma 2,3 katrilyon ayıran Hükûmet, faiz ödemeleri için 21,1 katrilyon ayırmak zorunda kaldı. 2000 yılında Hükûmet 24 katrilyon liralık vergi toplayacak. Bütün hedefler istenildiği gibi tutturulursa, vergi gelirlerinin yüzde 90'nından fazlası faiz ödemelerine gidecek. Vergi gelirleriyle ilgili hedef tutturulamazsa, bu kez toplanan vergilerin tamamı faiz ödemelerine gidecek.

2000 yılı bütçesinin bir adını koyacak olursak, faiz bütçesi mi, gelir bütçesi mi, kazanç bütçesi mi, IMF bütçesi mi, siz ne diyorsunuz yani, ne bütçesi bu?

HALİT NARİN- Ben milletin bütçesi olmayan bir bütçe üzerine tartışma yapmam. Ben, milletine uygun olmayan bir bütçenin bütçe olduğunu kabul etmekte sıkıntı çekerim. Eğer önümüzdeki sene 65 milyon vatandaşımın yatırımlara ihtiyacı varsa, bu bütçenin içinde bu rakamlar olmalıdır. Yalnız faizler ve giderler için yapılacak bir bütçeyse, bu zaten benim milletimin bütçesi olmamalıdır.

MEHMET YILDIRIM- Derenin suyu bitti, yatırım diye bir şey yok zaten bütçede. Bütçede sadece memur maaşlarını ödeyebilmektir, bir de acil giderleri giderebilmektir. Yatırıma baktığınız zaman, 2 kilometre yol yapamayacak bir yatırım bütçesi va r.

SPİKER- Hükûmet, 2000 bütçesindeki hedefleri gerçekleştirebilmek için ek vergiler koyacak, bazı vergi oranlarını artıracak, kısacası 2000 yılı vergi yılı olacak. Hükûmet ek vergilerden 4,5 katrilyon liralık gelir elde etmeyi plânlıyor. Bunun için Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleriyle Emlâk, Bankacılık, Motorlu Taşıtlar ve cep telefonu sahiplerinden ek vergi alınması plânlanıyor. Ek vergiler arasında Deprem Vergisi en çok tartışılan konu.

MEHMET YILDIRIM- Yardımseverleri, dernekleri karıştırmasaydık, işte itmeseydik, dışlamasaydık, ben inanıyorum ki, deprem dolayısıyla bütçeye herhangi bir yük geleceğini ortadan kaldırmış olacaktık, hatta alt yapısını ve diğer projeleri de Dünya Bankasından, işte Avrupa Birliğinden, diğer ülkelerden proje kredisi o larak alma olanağına sahiptik. Böylece bütçeyi çok rahatlatacaktık, bakın. Yani, depreme bütçeden kaynak ayırmaya gerek kalmayacaktı."

CÜNEYT ÜLSEVER- Efendim, toprağı bol olsun, Karl Marx'ın çok hoşuma giden bir sözü var, "insanlar ancak çözebilecekleri problemleri mesele edinirler" diyor. Yani, insanlar sadece görebildiklerine, ele alabildiklerine bakabiliyorlar. Bu programın amacı ise bunun dışına çıkmak. Bu program, ta dünyadan Türkiye nasıl gözüküyor, dünya meseleleri içinde Türkiye ne gibi bir konu m da; bunu tartışmak.

Onun için bu akşam, Sayın İlhan Kesici benim sizden ricam, lütfen, farz edin ki elimizde böyle ilkokul öğrencilerinin olduğu gibi bir dünya topu var, önce çeviriyoruz, bir genel olarak bakıyoruz, ondan sonra o dönen dünyayı bir yerde pat diye durdurup, yani dünyanın içinde öyle bir şey de herhâlde parmağımıza ancak sığar Türkiye, Türkiye'nin üzerinde durduruyoruz ve ondan sonra Türkiye açısından bakıyoruz. Lütfen bize böyle bir perspektif çizer misiniz?

İLHAN KESİCİ- Evet, memnuniyetle, çalışalım.

Şimdi birkaç tane moda oldu, işte yaklaşık iki ay sonra bir devir bitmiş oluyor, 2000'li yıllara girmiş oluyoruz. Bence fazla bir enteresanlığı filan yok, yani bu iki ay sonra tarihin 2000 olmasının fazla bir enteresanlığı filan yok. Ama, 1989 yılından itibaren dünyada önemli kararlar alındı. Aşağı yukarı, şimdinin öngörüsüyle 2020-2030'a doğru dünyanın yeni bir şekil aldığını görüyoruz.

Bu şeklin ana parametrelerine bakarsak şöyle bir resim görünür:

Bir; bundan önceki dünya iki kutuplu filan bir dünyaydı soğuk harp döneminde, çeşitli münasebetlerle söylenir, bundan sonra kutup yoktur. Bir tane kutup var dünyada. Bu bir kutup şu özellikleri ihtiva ediyor, yani Türkiye'yle ilgili olan bütün meselelerde de göreceğiz, o bakımdan şimdi de i fade etmekte fayda görüyorum ben, hem de Türkiye'nin lehine bir unsur olarak görüyorum:

Bir; görünür gelecekte, önümüzdeki 30-40 yıl için dünyanın bir tane süper gücü olacak, Amerika Birleşik Devletleri. Bu, Türkiye bakımından iyi bir hâldir. Niye iyidir,; onları göreceğiz.

İki; dünyanın bir tane savunma organizasyonu olacak, NATO'dur, yeni NATO', süper NATO, nasıl tasvir edersek edelim.

CÜNEYT ÜLSEVER- AB NATO'su.

İLHAN KESİCİ- Evet. Ama, NATO Türkiye'nin lehine olan bir hâldir. Biz çünkü yaklaşık 50 yıldır Amerika'yla NATO münasebetiyle de, en derin anlamda NATO münasebetiyle, 50 yıldır NATO'nun tam üyesiyiz. Belki de bizim 1700'lü yıllardan bu yana en kuvvetli şartlarla içinde bulunduğumuz uluslar arası organizasyon NATO. 16 tane üyesi var, mesel â Amerika Birleşik Devletleri de dahil, biz de eşit haklara sahibiz. En iyi temsil edildiğimiz uluslar arası organizasyondur.

Bu bakımdan ikisine birden bakarsak, dünyada bir tane süper güç Amerika, bir tane NATO, biz de 50 yıldır bu her iki organizasyonl a da müttefikiz.

Üçüncü nokta; dünya Batılı anlamda tek bir rejim olacak, demokrasi. Bu, işte adına ister insan haklarına dayalı demokrasi diyelim, ister bireyin ön plâna çıktığı demokrasi diyelim vesaire veya liberal demokrasi diyelim sizin bugünkü yazınızda ifade ettiğiniz gibi, Türkiye, yani eksikleri, gedikleri filan olmuş olsa bile tam 50 yıldır iyi-kötü bu demokrasiyi deniyor. Yani yeni tanıştığımız, başka ülkeler, dünyanın yarısı yeni tanışıyor bu şeyle, ama biz 50 yıldır filan bir münasebetle bun u...

CÜNEYT ÜLSEVER- Haşır neşir oluyoruz.

İLHAN KESİCİ- Haşır neşir oluyoruz. Türkiye bakımından iyidir. Buna üçüncü nokta diyelim.

Dördüncü nokta; eski adıyla kapitalizm, şimdiki adıyla serbest piyasa ekonomisi veya piyasa ekonomisi, önümüzdeki yıllarda bunun "global" lâfının da eklenmiş hâliyle telâffuz edilebileceği bir hâl. Ama, biz yine 50-60 yıldır bu serbest piyasa ekonomisini de eksikleriyle gedikleriyle filan uygulamaya çalışıyoruz, onu daha Batılı hâle getirmeye çalışıyoruz. Bizi mecbur ede n hususlar var, bizi daha iyileştirsin istikametinde düşündüğümüz hususlar var.

Şimdi böyle bir 4 parametreli yeni bir dünya var. Bana göre, Türkiye bunları iyi değerlendirebilmesi hâlinde hepsi imkân, Türkiye'ye yeni imkânlar...

CÜNEYT ÜLSEVER- Hepsi Türkiye'nin lehine.

İLHAN KESİCİ- Lehine olabilecek olan şeyler.

Ama, Türkiye'nin ayrıca bir yığın meselesi var. Yani bizim avantajımız, bu coğrafya'da Portekiz'den çok farklı bir hâldeyiz biz. Yani, şimdi avantaj olarak da, dezavantaj olarak da nitelendirebileceğimiz bir yığın şey var. Gerçekten, işte Kosova'da olan bitenden, işte Çeçenistan, Kafkasya'ya kadar, hatta Orta Asya Türk cumhuriyetlerine kadar bir büyük spektrumda Türkiye'nin irtibatları var, kaçınılmaz irtibatlar. İyi değerlendirilebilmesi h âlinde bunların, Türkiye'nin çok ileri derecede istifade edebileceği hususlardır bunlar. Ama, bunların hakkını verememesi hâlinde, iyi değerlendirememesi hâlinde aynı zamanda problemler yumağının altında ezilen bir ülke hâline gelir.

Bu bakımdan, işte bu müthiş bir devlet istiyor, -ileride belki o projelerle ilgili değerlendirmiş olacağız- müthiş bir devlet ister, o devletin o hâle gelebilmesi için müthiş bir siyasî yapı, çok istikrarlı, çok üstün bir siyasî yapı ister. Bu da Türkiye'nin önündeki mesele.

Yani Türkiye bütün bunları iyi değerlendirebilir ise, şimdiki hâliyle kıyaslanmayacak ölçüde ufuklar açar kendisine. Şimdiki gibi veya daha kötüleşerek giden bir Türkiye olur ise, onun da alâmetleri var çünkü, o zaman da şimdiki hâlimizi çok daha fazla arayabileceğimiz, arayacağımız bir nokta olur.

Bu, ana parametreleri böyle. Ama özü itibarıyla, dünyada bireyin önemi, ister bu serbest piyasa ekonomisi, ister demokrasi münasebetiyle olsun, tekil kişinin, bireyin önemi çok artıyor.

CÜNEYT ÜLSEVER- Yan i, bireylerin toplamından bir dünya yaratmak.

İLHAN KESİCİ- Bir dünya yaratılıyor. Bunların eğitimli olmaları çok icap edecek dünyanın nimetlerinden istifade edebilmek için. Bu eğitim, bir formal eğitim diyelim, yani böyle mektep, medrese okumak tarzında, bir de herkesi yeniden okullara sokamayacağımıza göre, okullara alamayacağımıza göre, geri kalan insanların da; yani bağışlarsanız İngilizcesiyle kuvvetlendirmek için bir tek İngilizce kelime kullanayım, ben özen gösteriyorum kullanmamaya ama, "training -retraining" diye vurgulanan bir lâf var.

CÜNEYT ÜLSEVER- Yeniden yeniden eğitmek.

İLHAN KESİCİ- Yeniden eğitmek, eğitileni yeniden eğitmek vesaire.

CÜNEYT ÜLSEVER- Eğitim sonsuz bir hâle geliyor, ölene kadar eğitim.

İLHAN KESİCİ- Eğitim sonsuz bir hâle geliyor. Bunlar Türkiye'nin önündeki iyi değerlendirilebilecek olan bir Türkiye'ye müthiş istikbal filan sağlayabilecek olan şeylerdir. Ama, hemen ekliyorum ben, eğer iyi yönetilir bir Türkiye olmaz ise, siyasî yapısını çok kuvvetli hâle, o münasebe t le de devlet yapısını çok kuvvetli hâle getiremez ise, ekonomisini ve devlet yapısını, bunların altında eziliriz.

CÜNEYT ÜLSEVER- Şimdi İlhan Bey, çok global bir resim var ortada, bireye giden, bireyin yeniden eğitimine giden ve dünyayı bir araya toplayan bir resim. Şimdi burada spesifik olarak daha projelere dönersek, Türkiye'ye düşen olası ihtimaller nelerdir? Yani, Türkiye böyle bir coğrafyanın, böyle bir dünyanın içinde ne şekilde değerlendirilebilir?

İLHAN KESİCİ- Şimdi efendim, biz sadece bu alışageldiğimiz Türkiye sınırları içerisinde dış politika, ekonomi; yani o yüzden Portekiz örneği verelim şimdi.

Portekiz, sadece Portekiz sınırları içerisinde dış politika avantajlarını veya dezavantajlarını kullanan bir ülke. Çünkü Portekiz'in bir tanesi komşusu var, İspanya. Öbür komşusunu da sayarsanız Okyanusya, deniz.

Şimdi Türkiye, aşağı yukarı Karadeniz, Ege Denizi, Adriyatik gerçekten, Doğu Akdenizin güvenliği ayrı bir hâl, Kafkaslar, Hazar Havzası ve Türk cumhuriyetleri. Şimdi hem ekonomik açılımına, hem ekonomik projeksiyonlarına, hem dış politika projeksiyonlarına böyle bir perspektifle bakmak mecburiyetindedir, çünkü bizim dışımızdadır. Bize, 2-3 devlet var ardımızda, Çeçenistan'da bir olay oluyor, Türk televizyonlarında devamlı gösterilen, Tür k iye'de nümayişler yapılan bir hâdisedir. Türkiye'nin bütün ekonomik projelerinde, diyelim ki boru hatları, buradan isterseniz oraya doğru bir atlama yapmış olalım, bütün projelerini etkileyebilecek olan bir hâdise.

Veya Kıbrıs; biz sadece Kıbrıs'ı Kıbrıs olarak filan görürüz, bir anlamda Doğu Akdenizin güvenliğiyle ilgili bir yerdir. Bir de, yine boru hatlarıyla; "Kıbrıs'ın boru hatlarıyla, petrol boru hattı, doğalgaz boru hatlarıyla ne irtibatı var" filan da denilebilir ama, doğrudan onunla da ilgili bi r hâdise.

O yüzden, hem siyasî partilerimizin, bana göre, hem ülke üstüne kafa yoran insanlarımızın, hem de devletimizin çok daha geniş perspektifli bir hâlle meseleye bakması lâzım.

Şimdi bu geniş perspektifli hâl, yani tipik örnek verecek gibi olursak, diyelim ki meselâ, yani Avrupa Birliğiyle münasebetlerimiz bu perspektifin içerisine girecektir ama, şimdi bugünkü gazetelerimizin tamamında, bugünkü televizyon bültenlerimizin tamamında Azerbaycan Devlet Başkanı Ekselans Haydar Aliyev'in de burada ol m ası münasebetiyle de biraz irtibatlı ama, o olmadan da bu petrol boru hatlarıyla ilgili bir gelişmesi var. Şimdi buna bizim ölçeğimizle, yani dünyada nedir ve bizi nasıl etkiliyor diye izin verirseniz öyle bir bakalım.

Bir iki ön bilgi verelim, altlık, Anadolu tabiriyle altlık olmuş olsun bu.

Şimdi dünya aşağı yukarı 1998 yılı içerisinde 3 milyar ton petrol kullandı, enerji, yakıt münasebetiyle. 3 milyar ton petrole eş değer civarında da doğalgaz kullandı, 2.7 milyar ton petrol eş değeri doğalgaz kullandı. Biz her ikisine de ortalama 3 milyar ton diyelim.

Bu bizim içinde bulunduğumuz bölge, yani komşu olduğumuz en azından, Orta Doğu bölgesiyle Hazar havzası, yani Hazar denizinin etrafındaki ülkeler, daha ziyade Türk cumhuriyetleri bu 3 milyar ton petrol ve doğalgazın yüzde 40'ını üretiyor mevcut hâlde, yarıya yakınını üretiyor. Ama rezervler itibarıyla bakılırsa, yani 2000 yılından itibaren rezervler itibarıyla bakılırsa, şimdilik ispat edilmiş rezervler rakamları 150 milyar ton civarında petrol rezerv i var bütün dünyada, 150 milyar ton petrole eş değer de doğalgaz var. Peki, bu da bir bilgi.

CÜNEYT ÜLSEVER- 150 milyar tona eş petrol var, bu kadar da doğalgaz var bütün dünyada.

İLHAN KESİCİ- O kadar da doğalgaz var.

Peki, bizi neresi ilgilendirir? Şimdi mevcut hâlde yüzde 40'ı bizim içinde bulunduğumuz coğrafyada üretiliyor idi, ama rezervler olduğundan yüzde 70'i.

CÜNEYT ÜLSEVER- Yani yüzde 40'dan yüzde 70'e çıkıyor.

İLHAN KESİCİ- Yüzde 40'dan yüzde 70'e çıkıyor. CÜNEYT ÜLSEVER- Yani, 20. yüzyıldan 21. yüzyıla giderken böyle bir fark oluyor.

İLHAN KESİCİ- Atlarken böyle bir şey var.

O zaman, bizim içinde bulunduğumuz coğrafya çok önemli. Niye? Bugünkü tüketim kalıbıyla bakarsak, 150 milyar tonu 3 milyar tona bölelim 50, ama gittikçe artar, demek ki 40 ilâ 60 yıl dünyanın gözü bu coğrafyada. Yani, sadece Türkiye'de değil ama, bizim içinde bulunduğumuz, işte Balkan, Orta Doğu, Kafkas, Hazar havzasının içerisinde.

Dünyanın bütün istihbarat ajanları burada cirit atar, dünyanın bütün dış politikaları buraya göre kurulur, dünyanın bütün ekonomik hâdiseleri, enerji merkezli ekonomik hâdiseleri bu merkeze göre odaklanır; mecbur, yani günlük deyimle başka çare yok, el mecbur.

Şimdi bu projelerin tamamı da aşağı yukarı Türkiye'yi ilgilendiriyor. Yani, enerji buralarda üretilecek, ama enerji bakkaldan elma alır gibi alınmıyor, bunun bir dağıtım mekanizması var. İşte bu dağıtım mekanizmasında boru hatları giriyor, hem petrol boru hatları, hem doğalgaz boru hatları.

Peki bu projeler, özellikle Hazar' la ilgili, Orta Doğu'yla ilgili fazla bir problem yok, ama Hazar havzası dediğimiz Türk cumhuriyetlerinin bulunduğu coğrafya, petrolünü üreten ve dağıtan her kim ise, daha doğrusu bu petrol ve doğalgazı dağıtan kim ise, onu kimler kontrol ediyorsa üretimi n i de aşağı yukarı kontrol etmiş olacak, bu münasebetle dış politikalarını da buna yerleştirmiş olacaklar.

Buradan Bakü-Ceyhan'a hafifçe bir atlama yapalım.

Bakü-Ceyhan projesi Türkiye'den, yani Bakü-Ceyhan projesi realize edilir ise, iki tane Bakü-Ceyh an var demek lâzım. Bir petrolle ilgili Bakü-Ceyhan, bir de buna paralel olarak gelmesi mutasavver, düşünülen doğalgaz Bakü-Ceyhan'ı. Yani, biz buna Hazar-Akdeniz projesi deriz, Hazar'ı Akdeniz'le buluşturan, kucaklaştıran proje. Bazen petrol söz konusu o l duğunda söz konusu olur, ama doğalgazda da söz konusu.

Burada büyük ülkelerin pozisyonları var, sadece Türkiye'nin yapacağı bir şey değil. Bu enerji, yani petrol ve doğalgaz dediğinizde ilk akla gelen isim Amerika Birleşik Devletleri'dir, Amerika Birleşi k Devletleri'nin bir pozisyonu var.

İkinci isim eski Sovyetler Birliği veya Rusya Federasyonu.

Üçüncü grup, bizim Türk cumhuriyetleri dediğimiz cumhuriyetler.

Dördüncü grup, Avrupa Birliğinin bu bölgelerle olan münasebetleri.

Böyle kabaca bakarsak, Amerika Birleşik Devletleri zannedildiğinden daha az şeydedir, yani kamuoyunda zannedildiği kadar değil; bir Güney Amerika'daki petrollerle ilgilidir, petrol ve doğalgazla ilgilidir. Ama, meselâ Kuzey Afrika'da Libya, Cezayir, Nijerya'ya bakıldığı zaman daha ziyade Fransa ve İtalya görünür, Amerika Birleşik Devletleri orada çok yok.

Orta Doğu'ya bakalım; bugünkü hâliyle İran, Irak ve Sudan'da Amerika Birleşik Devletleri yine çok yok. Burada yine Avrupa Birliği tarzında düşünebileceğimiz Fransa ve İtalya var. İngiltere'nin kendi Kuzey denizi petrolü var, İran, Irak'la da İngiltere'nin belli bir münasebeti filan var.

Şimdi Rusya, öbür bir aktör, bir büyük aktör Rusya. Rusya, daha ziyade, tarihsel olarak da öyleydi, şimdi daha çok öyle, İran'la irtibatlı. Yani, İran doğalgaz ve petrol bakımından çok önemli bir ülke, Rusya da ayrıca çok önemli bir ülke, ikisinin ittifakı Fransa ve İtalya'yla meselâ ittifakı, aynı zamanda biraz İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri neredeyse bu bölgelerde yok gibidir. Yani bütünüyle yok değildir ama, onlar kadar var değildir.

Şimdi bizim de kendi pozisyonumuz var. Orada bizim pozisyonumuz dış politika ve ekonomik açıdan şöyledir:

Bir; Türk cumhuriyetleri iktisaden gelişsinler, yani iktisadî yapılarını kuvvetlendirsinler. ..

CÜNEYT ÜLSEVER- Oraya gelirken, demin bir uyarı aldım, bir reklâm arası verelim.

İLHAN KESİCİ- Hayhay, memnuniyetle.

CÜNEYT ÜLSEVER- Lütfen.

(Reklâm Arası)

CÜNEYT ÜLSEVER- Efendim, biz bu akşam diyoruz ki; öyle boş verin, Vural Savaş ne demiş, Çevik Bir bilmem ne yapmış, 28 Şubatçıların niyeti neymiş, onlara karşı ne olmuş; dünyayı ve dünyanın içindeki Türkiye'yi konuşalım. Bunun için de galiba iyi bir uzman yakaladık, İlhan Kesici'yle sohbetimize devam edeceğiz.

Efendim, ben sizin sözünüzü ke stiğimde, tam böyle dünya petrolünden alıp Türkiye'ye gelmiştik ki müdahale oldu. Şimdi siz müdahaleyi aştınız ve devam ediyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Şimdi efendim, bu Türk cumhuriyetlerine şöyle bir bakalım.

Azerbaycan, daha çok petrolü var diye bilinird i, doğalgazı yok gibiydi, ama aşağı yukarı bundan bir iki ay önce belli oldu ki önemli bir doğalgazı var.

Kazakistan, petrolü var, doğalgazı var.

Türkmenistan, daha çok doğalgazı var, petrolü de var ama az.

Hazar havzasının dışında olmakla birlikte Özbekistan, orada da daha ziyade doğalgaz var. Özbekistan daha ziyade 40-50 milyar metre küp doğalgaz üretiyor, kendisi kullanıyor, ama daha büyüyecek, öyle görünüyor.

Şimdi bu petrollerin bir yere taşınması lâzım, yani Batı Avrupa'ya taşınması lâzım. Bununla ilgili çok çalışma filan oldu 1990 yılından itibaren, 1994'te, bizi en çok ilgilendiren bölümüne geliyoruz şimdi, 1994'te dünyanın büyük petrol şirketlerinin ortak olduğu bir konsorsiyum kuruldu; adına mega proje dediler, büyük proje dediler. Bu kons o rsiyumun yüzde 50'den fazlası Amerikan şirketlerine aittir. Yani, bunların içerisinde AMACO var, şimdi British Petrolium'la, İngiliz petrol şirketiyle birleşti, aşağı yukarı BP'nin yüzde 17 hissesi vardı, AMACO'nun yüzde 11 hissesi vardı, yüzde 28 oldu me g a projenin. Pensilvanya Oil diye bir şey vardı, Pens-Oil, Amerikan şirketi, yüzde 10 civarında ortaklığı var. Cal-Oil, Californiya Oil...

CÜNEYT ÜLSEVER- Toplam 28'di, 38 etti.

İLHAN KESİCİ- 38. Cal-Oil geldi 48 etti. Bizim önce 1,75'ti, 6.75'e çıktı. Rus şirketi var Ruk-Oil, yüzde 10 ilâ yüzde 12 civarında onun ortaklığı var, böyle bir büyük ortaklık.

CÜNEYT ÜLSEVER- Ruk-Oil Gasprom'un bir parçası mı?

İLHAN KESİCİ- Gasprom'un bir parçası, evet, daha ziyade petrolle ilgili olan bölümü, Gasprom da gazla ilgili olan bir bölümü, ikisinin şapkası da var.

Şimdi bunlar dediler ki, şöyle bir şey görüldü, bunlar dediler ki, bu coğrafyada aşağı yukarı batıya taşınacak 50-60 milyon ton petrol var; bu taşınacak. Fakat güzergâhlar nereler olabilir?

Bir; bizi mkini alalım öncelikle, Bakü-Ceyhan. Hepsi Bakü'de toplanır; Azerbaycan'ın petrolü, Kazakistan'ın petrolü Hazar'ın altından Hazar'dan gelir, o da Bakü'de toplanır, aşağı yukarı 15-20 milyon ton Azerî petrolü, 30 milyon ton civarında Kazak petrolü gelir. B u 45-50 milyon ton eder, bu 50 milyon ton batıya taşınır. Taşınma güzergâhlarından birisi Bakü-Ceyhan olur, tamam. Şimdi Bakü-Ceyhan olduğunda, demin hatırlayalım, Kıbrıs Doğu Akdeniz, yani onun bir de emniyet içerisinde olması lâzım, Doğu Akdenizin güvenl i ği söz konusu olur, o zaman Kıbrıs'ın önemi zannedildiğinden çok daha...

CÜNEYT ÜLSEVER- Yastık görevi görür.

İLHAN KESİCİ- Yastık görevi yapar, çok daha önemli bir hâle gelir. NATO'nun ilgi duymaması olamaz, Amerika'nın ilgi duymaması olamaz, akla ziyandır; Avrupa Birliğinin ve diğer dünya devletlerinin ilgi duymaması olamaz. Bu bakımdan böyle bir perspektif.

İki; bu mega projeyi meydana getiren konsorsiyum için cazip bir proje. Peki, niye şimdiye kadar olmadı?

Bunun bir yapım maliyeti var, 2,5 milyar dolar civarında bir rakam, 2.4, 2.5 milyar dolar diyelim. Niye çok gitti geldi? İki tane sebebi var.

Bir; Türkiye, şimdi söyleyeceğiz, başka projeler dolayısıyla çok tereddüt etti. Yani her ne kadar siyasî iktidarlar bazen hep Bakü-Ceyhan Bakü-Ceyhan filan derler ama, başka projelere de ilgi duyan devlet büyüklerimizin olduğu (şimdi görürüz) ortaya çıktı, tereddüt etti. Amerika'nın pozisyonu, demin saydık, Kuzey Afrika'da yok, yani Libya, Cezayir, Nijerya'da aşağı yukarı yok. Sudan, Irak, İran'da da y o k. Amerika bakımından Hazar petrolleri çok hayatî önemde ve Türkiye ile birlikte yapmak istiyor. Amerika'nın ana pozisyonu bu. O yüzden mega projede de yüzde 50'den fazla Amerikan şirketlerinin ortaklığı var. Bunlar Bakü-Ceyhan'ı istiyorlar. Ama, bizde ba z ı tereddütler filan uyanınca, birinci sebep olarak söylüyorum, Amerika da tereddüte düştü, "acaba başka bir yol mu arasam?" Yani Türk hükûmetleri, Türk Devleti zannettiğimiz kadar kararlı değil mi tereddüdüne düştü. Çok önemli bir nokta bu.

İki; mega projeciler, zaten dünyada şimdi petrol fazlalığı var, üretim fazlalığı var, bu bölgenin fizibıl olabilmesi için, verimli olabilmesi için, iktisadî anlamda verimli olabilmesi için 2007 ilâ 2010 yılında bu petroller Bakü'de toplanacak. Yani Azerbaycan'ın şimdi üretimi 5 milyon ton civarında. Kazakistan'ın 30 milyon ton civarındaki petrolü gelmiş değil, 2007-2010'da gelecek buraya doğru, ihtiyaç o zaman hasıl olacak. O zaman, bu 2007 yılına kadar bu hattı yapmak anlamlı görünmedi, yani konsorsiyum bakımından anl a mlı görünmedi. Biz de bunu böyle kabul etmeliydik, halkımıza da böyle anlatmalıydık, dünyaya da böyle anlatmalıydık. Hâlbuki siyasî iktidarlar, çok da çeşitli, çok da hızlı değişiyor, herkes iç politika malzemesi yapmak münasebetiyle "oldu ha oluyor, oldu ha oluyor ha, oldu ha oluyor ha" etti, proje yani neredeyse işte cıvıdı. Bunu böyle bilmek lâzım.

Peki, erken petrolü taşıyorlar. Bakü'den Novorossijsk hattı var, Bakü'den Süpsa hattı var, kısa hatlar, mevcut boru hatları var zaten, daha ucuz oluyor, miktarı da küçük, 5 milyon ton. 5 milyon tonu Bakü'den Gürcistan'ın Süpsa, Novorossijsk Rusya, Doğu Karadeniz oraya taşıyorlar, oradan da tankerlerle Boğazdan geçip gidiyor. Bu tolere edilebilir bir şey, yani günde bir tanker aşağı yukarı geçiyor. Ama 30 mil y on ton, 40 milyon ton olduğu zaman daha önemli bir arter bulmak lâzım. İşte Bakü-Ceyhan o zaman fizibıl olacak.

Şimdi inşallah AGİT zirvesi sırasında Bakü-Ceyhan imzalanacak, muhtemelen boru hatlarının yapım maliyetini biz üstlenmiş olacağız. Üstlenmekte hiçbir problem görmüyorum ben. O zaman, yani boru hattını yapacağız ama, bunun işlemesi...

CÜNEYT ÜLSEVER- Boru hatlarının maliyeti nereden nereye yükleneceğiz?

İLHAN KESİCİ- Biz aşağı yukarı normal olarak Bakü'den Ceyhan'a kadar yüklenmemiz lâzım.

CÜNEYT ÜLSEVER- Hepsini yükleneceğiz.

İLHAN KESİCİ- Biz tabiî bunu da bir konsorsiyumla yapmamız lâzımdır. Dünyada bu işler için para vardır, finansman vardır, bu işlere ilgi duyan şirketler vardır; millî kaynaklarla yapılmaz bu işler.

CÜNEYT ÜLSEVER- Yani biz bunun garantörü olacağız bir anlamda.

İLHAN KESİCİ- Biz bunun garantörü olacağız.

Şimdi birinci bölümü bu.

Ama bizim dışımızda, yani bizden geçmez ise nereden geçecek? Bir Rusya'nın kendi üstünden geçecek, yani kıta Rusyasından Avrupa'ya doğru gidecek. Burada büyük dünya devletlerinin pozisyonları başlıyor. O zaman ne oluyor? Bizim Türk cumhuriyetlerimizin hem üretimlerini, hem dağıtımını Rusya kontrol etmiş oluyor. Türkiye ile neredeyse Türk cumhuriyetlerinin bütünüyle irtibatı kafadan kesi l miş oluyor. Bizim için aleyhte, Amerika Birleşik Devletleri için aleyhte; o zaman dünya petrol üretimi ve dağıtımının önemli bir tekeli hâline Rusya geliyor; bunu bu kadar istemez.

CÜNEYT ÜLSEVER- Peki, maliyeti orada nedir?

İLHAN KESİCİ- Maliyetlerin arasında çok fazla fark yoktur.

CÜNEYT ÜLSEVER- O bakımdan bir avantaj yok.

İLHAN KESİCİ- Belki de Bakü-Ceyhan daha da avantajlı bir hâldedir.

CÜNEYT ÜLSEVER- Ama, yani kafa kafaya eşit.

İLHAN KESİCİ- Kafa kafaya.

Bu, bizimkine bir diyelim, Rusya 'nın üstünden geçmesine iki diyelim; hem bize aykırı, hem Amerika'nın pozisyonuna aykırı ve Batı dünyasının pozisyonuna aykırı.

CÜNEYT ÜLSEVER- Avrupa'nın pozisyonu?..

İLHAN KESİCİ- Avrupa, evet kısmen. Avrupa'yı ortada bırakalım.

Üçüncü hat, doğrudan, hiç bize gelmeden Bakü'den İran'ın üstünden Basra Körfezine inmesi. Belki en kolay o gibi görünüyor. Ama, İran'ın Amerika Birleşik Devletleriyle olan münasebeti ve İran'ın Rusya ile olan ittifakı Batı dünyasını, başta Amerika'yı ve bizi de biraz ürkütü y or. Yani, o zaman yine Türk cumhuriyetleri hem Rusya, hem İran'ın elinde kalmış oluyor.

CÜNEYT ÜLSEVER- Burada Hatemi'nin biraz böyle mollalardan uzaklaşmasının burada payı var mı?

İLHAN KESİCİ- Hayır; Hatemi iki gün önce Paris'teydi, şimdi Paris'te, yani şu anda biz bu sohbeti yaparken Paris'te. İran petrolleri ve İran doğalgazıyla Fransa ve İtalya çok yakından ilgilidir, aynı zamanda Rusya'yla da öyle bir münasebeti var; bu pozisyon bizim durumumuza aykırı bir pozisyondur. Bu üçüncü pozisyon.

Dördün cü pozisyon, yine o civardan, ister Türkmenistan, Türkistan diyelim o bölgeye, oradan Afganistan, Pakistan ve Hint denizine inip oradan dünyaya gitmesidir; hem maliyet olarak yüksek, hem de o bölgenin ne zaman istikrara kavuşacağı şimdiden belli değil.

Şimdi demek ki bizim pozisyonumuz Amerika Birleşik Devletleri'nin müstakilen pozisyonuyla çok örtüşen, birbirini destekleyen bir pozisyon. Ama bizdeki tereddütler, kararsızlıklar...

CÜNEYT ÜLSEVER- Bizdeki tereddütler ve kararsızlıklar nedir? Yani, biz nerelerde aksıyoruz şu ana kadar?

İLHAN KESİCİ- Halka tam bir kere anlatmadılar.

İki; her gün, her siyasî iktidar, şimdi 1995 yılında milletvekili oldum, 1996'nın başı diyelim, 5 tane başbakanımız oldu. Tansu Hanım Başbakan 1996'nın başında, Mesut Yılmaz Bey Başbakan oldu 96'da, Necmettin Erbakan Bey Başbakan oldu 97'de, Mesut Bey Başbakan oldu 97'de, Bülent Bey Başbakan oldu 98'de veya 98'in sonunda. Şimdi her siyasî iktidar, her enerji bakanı "Bakü-Ceyhan'ı ben imzaladım ben imzalıyorum, ben imzaladım b en imzalıyorum" hâline getirdi. Hâlbuki mega projeye göre, yani imzalasak da bunun fizibıl olarak işletmeye açılması 2007'den sonra, buna aykırı bir davranışta bulunulamaz. Bu petrolle ilgili olan bölümü.

Şimdi bir de işin doğalgazla ilgili olan bölümü var, burada daha güncel bu; Mavi Akım, Mavi Akıntı vesaire filan bölümü var.

Şimdi Türkiye, burada yine böyle bir kavram kargaşası ve yanlış bilgilendirme var Türkiye'ye.

Bir; Türkiye mevcut hâlde 10 milyar metre küp doğalgaz kullanıyor. Bu milyar metre küp deyince kafalar karışabilir, 10 milyon ton petrol eş değeri doğalgaz kullanıyoruz. Biz buna, tabir başka türlüdür ama, kolay anlaşılsın diye 10 milyon ton doğalgaz diyelim. Bunun 6 milyar tonunu Rusya'dan alıyoruz, 3,5-4 milyar tonunu da mevcut hâld e Cezayir'den alıyoruz LNG olarak geliyor, tankerlerle geliyor, 10 milyon ton.

Enerji plânlamasında Türkiye 2020 yılına doğru birtakım projeksiyonlar yapıyor, normali 40 milyar metre küp doğalgaz kullanacağız 2020 yılında.

CÜNEYT ÜLSEVER- 10'dan 40'a çıkacağız.

İLHAN KESİCİ- Evet, 10'dan 40'a çıkacağız. Bu, normal olarak enerji plânlamasını Devlet Plânlama Teşkilâtı yapar. Yani, sanayi sektöründe neler olacak, tarım sektöründe neler olacak, hizmetler sektöründe 2020'ye doğru neler olacak, bütün bunların hâsılasında büyüme hızı ne olacak, bu büyüme hızının ihtiyaç duyduğu enerji büyümesi ne olacak; bu hesabı Devlet Plânlama Teşkilâtı yapar. Bunlar yaptılar, Dünya Bankasıyla beraber de çalıştılar, 40 milyar metre küp gibi bir rakam buldular. Hâlbuki Ener j i Bakanlığı müstakilen, ayrıca bir çalışma yaptı. Bunun tirikini söyleyeceğim, onlar 80 milyar metre küp diyorlar. Şimdi düşünün, bir Türkiye var, Devlet Plânlama Teşkilâtı merkezli yapılan çalışmalar 2020 yılında 40 milyar metre küp diyor, Enerji Bakanlığının sözcüleri 80 milyar metre küp diyor. Bu, bütün stratejileri allak bullak edecek bir farklılıktır. Bir kere burada mutabakata varalım; benim de kanaatim 40 milyar metre küp civarında. Bunun önemi şu: Mevcut hâlde 10 milyar metre küpü zaten Rusya'dan v e Cezayir'den aldık kullandık. Rusya'yla bir anlaşma daha yaptık biz, 8 milyar metre küp daha alacağız; etti 18. Bunun da anlaşması yapıldı. Türkmen doğalgazı diye tabir ettiğimiz, iki türlü tabir ediyoruz, Türkmenistan'dan gelecek, İran ve Doğu Beyazıt, o r adan Türkiye'nin içine doğru gelecek olanın da anlaşmasını yaptık. Bu REFAH-YOL Hükûmeti zamanında yapıldı. Amerika Birleşik Devletleri'nin pozisyonu biraz gönülsüzdü, ama fazla itiraz etmedi, yani bizim, özellikle bizim ve Türk cumhuriyetlerinin hatırına fazla itiraz etmedi. Yani bizim lehimize bir pozisyon, yoksa İran'dan geçmesini istemiyor. Oradan da yaptık, 10 milyar ton, 10 milyar metre küp. Şimdi etti 18, yani 6 artı 4 eşittir 10, 8 de Rusya ile yaptık 18, 11 milyar metre küp de bunu yaptık, 30; 30 m ilyar metre küplük bir anlaşmayı zaten yaptık. Şimdi bunu bir yere bağlayacağız.

Ayrıca, yine Hazar-Akdeniz projesi olarak, asıl Türkmen gazı projesi dediğimiz şey; Türkmenistan'dan, Hazar'dan geçecek, Hazar'ın altından geçecek, yine Bakü civarına gelecek. Bakü'den Ceyhan'a doğru gelen deminki petrol boru hattına paralel bir boru hattı da doğalgaz için yapılacak. Türkiye'nin önemli projesi işte bu.

O zaman, yani Kazakistan petrolleri, Azerbaycan petrolleri Bakü'de toplandı, petrol boru hattıyla Ceyhan'a getirdik, Doğu Akdenize getirdik; bir proje, Bakü-Ceyhan adıyla.

İki; Türkmenistan'dan gaz Hazar'dan geçti, Bakü civarına geldi, oradan tekrar bizim üstümüzden geldi Ceyhan'a, Doğu Akdenize getirdik; ikinci proje. Şimdi bunun da miktarı, aşağı yukarı 15 milyar metre küp, Türkmenistan'dan birinci bölümde 15 milyar metre küp, ikinci bölümde de yine bir 15 milyar metre küp olmak üzere 30 milyar metre küplük bir proje bu.

Bu iki proje yan yana olduğu zaman, yani petrolde Bakü-Ceyhan, doğaldazda Bakü-Ceyhan olduğu zaman, Türk cumhuriyetleri hem petrol üretiminde, hem dağıtımında, Türk cumhuriyetleri hem doğalgaz üretiminde, hem dağıtımında müstakil oluyorlar, Türkiye'yle iş birliği yapmış oluyorlar ve Amerika'yla da aynı zamanda iş birliği yapmış oluyorlar. Bizim için en iyi pozisyon bu.

Demin petrolde gördüğümüz gibi, meselâ Türkiye bir de şimdi Mavi Akım Projesi diye bir şey söyledi.

CÜNEYT ÜLSEVER- Direkt Samsun'a Rusya'dan gelecek.

İLHAN KESİCİ- Rusya'dan Samsun'a gelecek, Samsun'dan Anadolu'ya dağılacak. Rusya'nın zaten vereceği gaz yok, onlar Türkmenistan'dan alacaklar. Türkmenistan Devlet Başkanının ifadesine göre, 32 dolara Türkmenistan'dan alacak Rusya, kendisine diyelim 60-70 dolara tonunu mal etmiş olacak, bize 114 dolara satmış olacak. Şimdi , Türkmenbaşı hâliyle ve Türk cumhuriyetleri hâliyle bu işe isyan ediyorlar, itiraz ediyorlar. Yani, benden 30 dolara, 32 dolara almak var iken...

Şimdi bu ne demek olmuş olacak aynı zamanda? Bir, fiyat bakından; iki, Soyvetler Birliği dağılmamış gibi olacak; yani 1989 öncesine, soğuk harp dönemine neredeyse dönmüş olacak. Sovyetler Birliği veya şimdiki adıyla Rusya Federasyonu Türk cumhuriyetlerinin hem petrolünün, hem doğalgazının üretimini kontrol etmiş olacak, hem dağıtımını kontrol etmiş olacak, hem k endisine bağlamış olacak, bizimle ve Amerika Birleşik Devletleri'yle de iktisadî irtibatını koparmış olacak.

Şimdi buna benzeyen hâller olunca işte Amerikan şirketleri tereddüt içinde oldu filan dedim ben.

CÜNEYT ÜLSEVER- Bizde kimler bu Mavi Akım Projesini gündeme aldı?

İLHAN KESİCİ- Biz şimdi ihtiyacımıza bakalım.

30 milyar metre küp doğalgazın anlaşması zaten bitti, geri dönemez Türkiye bunlardan, bunu alıyor.

CÜNEYT ÜLSEVER- Açığımız 10.

İLHAN KESİCİ- Açığımız 10. 15 milyar metre küp de Türkmen gazını aldığımız zaman açığımızı, yani yaptığımız 2020'ye göre projeksiyonu tamamlamış oluyoruz.

Peki, bu fazlasını ne yapacağız biz? Yani fazlasıyla ilgili harcamaları ne diye yapacağız? Fazlasıyla ilgili harcama ne? Mavi Akım Projesi, Enerji Bakanlığının 80 demesinin sebebi o. Yani 80 diyecek ki, burada da 40'lık bir açık var, aman bunu da bir yerden kapatalım. Aman nereden kapatalım? Aman Rusya'dan kapatalım diyorlar; peki.

Şimdi Rusya Projesi ne demek?

Rusya Projesi şu: 2200 metre Karadenizin altından geçecek, dünyada hiç böyle yapılmış henüz teknik bir çalışma yok.

İki; maliyeti yüksek, 114 dolar, bizim bakımımızdan.

En önemlisi, deminki saymaya çalıştığımız stratejik yaklaşımlar. Türkiye'yi, Türk cumhuriyetiyle irtibatını tamamen koparmış oluyor, ekonomik ve stratejik irtibatların tamamen koparmış oluyor, ama bir yandan da bunun yapılmasını istiyoruz. Bu yanlış bir şey.

Ve Türkiye'yi tereddütte gibi göstersen, yani bazı siyasîlerimiz "birinci önceliğimiz" dediler Mavi Akım Projesiyle ilgili. Böyle dediğiniz zaman siz, o zaman Amerika'daki şirketler, öbür dünya büyük doğalgaz ve petrol şirketleri ne yapsınlar yani? Siz tereddüttesiniz. Bir yetkilimiz çıkıyor, Bakü-Ceyhan birinci önceliğimiz diyor, başka bir yetkilimiz diyor, Mavi Akım önc e liğimiz diyor, kafalar karışıyor; hem Türkiye içinde karışıyor, hem yurt dışında karışıyor.

Kafayı doğrultalım şimdi biz, hem teknik itibarıyla, hem ekonomik, hem dış politika stratejik itibarıyla.

Mavi Akım Projesine Türkiye'nin ihtiyacı yoktur.

Tür kiye'nin 2020 yılında 40 milyar metre küp civarında doğalgaza ihtiyacı vardır; bunun 6 milyar metre küpünü şimdi Rusya'dan alıyoruz, 4 milyar metre küpünü Cezayir'den alıyoruz, etti 10. Rusya'yla bir ikinci anlaşma yaptık, o yürürlüğe giriyor, zaten 8 mi l yar metre küp o, 18. 11 milyar metre küp İran üstünden Türkmen doğalgazı gelecek, 29-30. 15 milyar metre küp de Türkmen doğalgazını Hazar'dan geçirip Bakü-Ceyhan'a paralel bir hat getirdiğimizde, 2020'nin aşağı yukarı doğalgaz ihtiyacını da karşılamış olu yoruz. Hâdisenin özü budur.

CÜNEYT ÜLSEVER- Şimdi bu tercihlerde başa dönersek; ki 3 dakikamız falan var galiba, niye Türkiye'nin böyle bir geleceğe insan hakları öncelikli, demokrasi öncelikli hazırlanması gerekiyor? Yani, şu dediklerinizi bir askerî ce nah da bir darbe sonunda yerine getirebilirdi.

İLHAN KESİCİ- Evet, doğru.

CÜNEYT ÜLSEVER- Bu fark ne? Yani, niçin aynı anda bunları bizden talep eden Batı ve siz habire Amerika Birleşik Devletleri'ni vurguladınız; bunu bir demokrasi ışığı altında getirmeye çalışıyor veya Türkiye'den böyle bir gelişme var? Yani, şu projeleri daha evvele aldığınız zaman pekâlâ bunlar darbeler döneminde çok daha rahat işliyordu. Ne olur, 3 dakika içinde bize bunun gerekçesini anlatır mısınız?

İLHAN KESİCİ- Tabiî.

O şu: Eğer demokrasi olmaz ise, yani hemen tam göbeğinden girmiş olalım lâfa, demokrasi olmadığı zaman dünya petrol şirketleri de, yeni dünya düzeni denilen düzen de o ülkeye ilgi duymayacak.

CÜNEYT ÜLSEVER- Çünkü, teknoloji her yerimize kadar girmiş vaziyett e...

İLHAN KESİCİ- Tabiî, girmesi lâzım. Bunların, yani Amerikan şirketleri Amerikan dış politikasından bağımsız filan da... Stratejik işlerde bağımsız saymamak lâzım. Amerika ve Batı bakımından demokrasi olmayan ülkelerde, ne kadar kârlı olursa olsun projeler ona ilgi duymak söz konusu değildir.

CÜNEYT ÜLSEVER- Niye, güvenemeyecekler mi o ülkelere?

İLHAN KESİCİ- Hayır. Onu artık afaroz, eskiden afaroz mekanizması vardı...

CÜNEYT ÜLSEVER- Ama, bir Amerikan petrol şirketini bir ülkedeki demokrasi niy e ilgilendirsin?

İLHAN KESİCİ- Hayır, ilgilendiriyor.

Bir; istikrar bakımından ilgilendiriyor.

İki; o ülkenin iç kamuoyu ve o ülkenin parlâmentoları bu tür anlaşmaları yapan şirketlere cezalar veriyorlar. Yani demokrasiyle yönetilmeyen, insan haklarına saygılı olmayan ülkelerde yatırım yapmayacaksınız diyorlar; çok mecbur değilse.

Yani, "çok mecbur değilse" dediğimiz ne? Meselâ Rusya'ya IMF yardım ediyor 22 milyar dolar. Bazen deriz ki, bize de, yani Rusya'ya ediyorsun bize de et, yani Rusya da bizim demokrasimiz gibi. Hayır...

CÜNEYT ÜLSEVER- Yani, bizim başımız kel mi? Yanlış anlamayın siz.

İLHAN KESİCİ- Evet, bizim başımız kel mi?

Rusya nükleer bir güç, hâlâ elinde nükleer silâhları olan, istikrarlı olmaması hâlinde dünyanın başına çok iş açama imkânı olan bir ülke. O yüzden, biraz gönülsüz olarak, ama illâ da demokrasiye geçin, demokrasinizi de kuvvetlendirin diyerek yapıyorlar ona.

Biz veya bize benzeyen ülkeler, demokrasiyi bir kenara bırakalım, bu projeleri yaparım derse, yapmazlar, yaptırmazlar.

CÜNEYT ÜLSEVER- Peki.

Efendim, son bir sorum var, bir kelimeyle cevap istiyorum; siyasete tamam mı, devam mı?

İLHAN KESİCİ- Siyasete tamam, siyasetin içindeyiz. Yani, Türkiye siyasetinin tamamını, dünya siyaseti...

CÜNEYT ÜLSEVER- Aktif siyaset?..

İLHAN KESİCİ- Tabiî tabiî, aktif siyaset.

CÜNEYT ÜLSEVER- Siz tekrar geriye gelmiş, Parlâmentonun içinde...

İLHAN KESİCİ- Hayır, şu anda Parlâmentonun dışındayım.

CÜNEYT ÜLSEVER- Dışınızdanız da, ama niye...

İLHAN KESİCİ- Ama, siyasetin her tarafıyla ilgileniyorum.

CÜNEYT ÜLSEVER- Ben de diyorum ki, Türk siyaseti dünyaya bakan siyasetçilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

CÜNEYT ÜLSEVER- Sayın Kesici, bu akşam geldiniz, bu görüşlerinizi bizimle paylaştınız; ben size her şeyden evvel çok teşekkür ediyorum; sağ olun var olun.

İLHAN KESİCİ- Ben de çok teşekkür ediyorum.

CÜNEYT ÜLSEVER- Sayın seyirciler, ben her hafta bu kadar ateşli bir konu, bu kadar bilgisi sahibi bir konuk bulabilir miyim, bundan emin değilim. Ama size söz veriyorum, elimden geleni yapacağım.

Tekrar görüşmek üzere, size en derin saygılarımı sunuyorum.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.