Facebook
Twitter
Yeni Bir Dünya Düzeni Kuruluyor
Tayfun Ertan | CNN Türk - Söz Sizde | 15.3.2003
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

TAYFUN ERTAN- İyi akşamlar, Söz Sizde programına hoş geldiniz.

Söz Sizde'nin özel programlarında, Irak savaşı nedeniyle Türkiye'nin sorunlarını yeniden ele alıp tartışmaktayız.

Perşembe günü ekonomik durumun nasıl etkileneceğini almıştık, bu akşam Türkiye'yle Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkilere bakacağız.

Acaba stratejik ortaklık bozuldu mu, acaba ilişkilerdeki soğukluğu gidermek için ne yapmak gerekir; bundan sonra bu soruların yanıtlarını aramaya çalışacağız bu gece.

Konuklarımızı hemen size tanıştırayım.

Eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, CSIS Türkiye Çalışmaları Yönetmeni Bülent Ali Rıza...

CSIS'i de sizlere söyleyeyim; Washington Merkezli Uluslar Arası Stratejik Çalışmalar Merkezi.

İlhan Kesici, eski DPT Müsteşarı.

Ve gazeteci Sedat Ergin.

Hepiniz hoş geldiniz efendim.

Bir hasar tespitiyle başlasak diyorum programa.

Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasındaki ilişkiler açısından, Amerika nasıl tespit ediyor bu hasarı?

Türkiye'yi büyük ölçüde biliyoruz ama, tabii onu da katarak bir hasar tesbiti yapsak kısaca bir turla, Sayın Türkmen sizinle başlıyarak?..

İLTER TÜRKMEN- .....

...............................

TAYFUN ERTAN- Peki, Türkiye'ye “evet” dedirtemez miydi Amerika Birleşik Devletleri. Sayın Kesici size bunu sorayım. Yani, özellikle savaşın bu noktasına vardığımızda, tabii böyle bir soru sormak daha kolay, çünkü işler pek de iyi gitmiyor gibi cephede, şu aşamada tabii; bundan sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Dolayısıyla Türkiye'nin öneminin ne olduğu Kuzey cephesi anlamında, Sayın Türkmen'in de işaret ettiği gibi, dolayısıyla “evet” dedirtmeliydi diyor benim içim, bunu yapmalıydı.

Oysa, biraz arogan, biraz kibirli, biraz benim dediğim olacak gibi masaya vuran bir Amerika çıktı ortaya değil mi?

İLHAN KESİCİ- Evet, neler olduğunu tam bilmiyoruz aslında. Yani hem bizim tarafta, Türkiye Devletinin ne tür pozisyonlar aldığı, ne tür davranışlarda bulunduğu, hem de Amerika'nın ne tür taleplerde bulunduğu ve nasıl bulunduğunu henüz tam olarak bilmiyoruz.

Ama, hissedildiği kadarıyla sizin söylediğiniz gibidir, yani kamuoyuna yansıdığı kadarıyla sizin söylediğiniz gibidir.

Mevcut haliyle Türk-Amerikan ilişkilerinin bir hasara uğradığı görünüyor. Amerika'da hem halk bakımından, hem devlet yöneticileri bakımından, Türkiye'nin onlara yeteri kadar yardımcı olduğu istikametinde yaygın bir kanaat var; biraz önce Ali Rıza Bey de söyledi.

Türkiye'de de halkın yüzde 95 civarı, yani bu operasyonun mahiyetine, operasyonun yapılış tarzına karşı gibi görünüyor. Hâlbuki bu rakamların böyle çıkmaması lâzımdır, yani bu rakamların böyle çıkmasını icabettirecek bir gerçek durum yok.

Burada Amerikan diplomasisinin de yaptığı, herhalde, öyle tahmin ediyorum ben, bazı eksiklikler filân var, bizim Hükümetimizin, yani şimdi bizim Hükümetimiz bütünüyle parti mülâhazalarının dışında olarak ifade etmek istiyorum ben.

Netice itibarıyla bizim Hükûmetimizdir, hepimizi yönetiyor, bir müddet daha yönetecek. Bu bakımdan biz de elimizden gelen yardımı, desteği bir münasebetle, ister akıl vererek, ister fikir vererek, ister yardımcı olmak üzere yapmak durumundayız.

Ama bizim Hükümetimiz, aşağı yukarı 5 aylık bir Hükümet oldu, uzun bir zaman, iyi bir zaman 5 aylık bir Hükümet; ama ben bizim Hükümetimizde önemli zikzaklar görüyorum.

Yani bir tanesi; bir kere birinci tezkere çıktı NATO'yla ilgili alt yapının iyileştirmesiyle ilgili; hemen Parlâmentodan gerekli müsaade alındı.

Bu çok hoş bir iklim yarattı, güzel bir hava yarattı, hem Türkiye tarafında yarattı, hem Amerika tarafında yarattı.

İkinci tezkereyi yine bizim Hükümetimiz gönderdi. İkinci tezkere aslında neden reddedildi, nasıl reddedildi ve bu şanlı direniş midir, Parlâmentonun bir şanlı direnişi midir. Yoksa grup kararı almaması münasebetiyle AKP Hükümetinin, orada verilmiş olan firelerden dolayı mıdır bunu henüz bilmiyoruz. Daha doğrusu bizim Hükümetimiz de bilmiyor yahut iktidardaki parti de bence bilmiyor.

TAYFUN ERTAN- Bunu sadece Hükümet çevresinde sınırlamak ne kadar doğru?

İLHAN KESİCİ- Evet, evet; şimdi Hükümet çevresinde sınırlamak doğru. Çünkü tezkereyi Meclise sevk eden irade Hükümet iradesi. Aldığı oy yüksek bir oy, yani alması gereken daha yüksek bir oy tabiî ama, 100 civarında firesi olmakla beraber.

Sonra bunun yorumunda ben şaşırıyorum; yani Hükümet ve partinin bir bölümü bunu Parlâmentonun şanlı bir direnişi olarak takdim ediyor, başka bir bölümü, yani "yazık oldu, grup kararı almadık da öyle oldu, oylar bizde olsun dedik de öyle oldu" filân diye esef eden bir hâlde. Bu bakımdan, her iki tarafta da bence bu işlerin bu noktaya gelmesinde sıkıntı var.

Şimdi Amerikan birliklerinin üstümüzden geçmesine izin veriyoruz biz, havadan ikmal yapıyorlar veya havadan indirme yapıyorlar. Yani, üsten geçit verilmesiyle alttan da geçilmesinin arasındaki farkı Hükümet politikası bakımından anlamak biraz zordur.

Bir de halka, bu operasyon nedir, yani bu bir Amerika Irak harbi midir? Irak'ta bir yönetim değişikliği ve bir terörle simgeleşmiş olan bir iktidarın değiştirilmesine dönük bir askerî operasyon mudur, harp değil askerî operasyon mudur; bu halka yeteri kadar anlatılamadı.

Ben, hem bizim Hükümetin bize yeteri kadar anlatmadığı, hem de Amerika'nın dünyaya ve Türkiye'ye de yeteri kadar anlatmadığı kanaatindeyim.

Hâlbuki, bundan sonra bu içine girdiğimiz yeni dünyada veya giriyor olduğumuz yeni dünyada, askerî güçler, ekonomik güçlerin yanında halkın kanaatleri, halkın beklentileri, halkın bilgilendirilmesi de en az onlar kadar önem taşıyor.

Şimdi böyle bir tespiti yaptıktan sonra ilerisine ait şöyle bir şey diyelim: Bana göre, pireye kızıp yorgan yakmak, papaza kızıp oruç bozmak üstün kuvvetlerin yapacağı şeyler değildir, devletlerin yapması gereken şeyler değildir; devletlerin ve büyük güçlerin yapmayacağı işlerdir.

Bunu kişiler yapabilirler, bireyler yapabilirler; bazen gerçekten hepimiz pireye kızıp yorgan yakabiliriz, papaza kızıp oruç bozabiliriz. Ama, ben hem Türk Devletinin, hem dünyanın tek süper gücü olan Amerika'nın pireye kızıp yorgan yakacağı kanaatinde değilim. Hem temennim o istikametinde, hem de öyle olmayacağına dair bir kanaatim var.

Biz bu işi tamir etmeliyiz; yani hem Amerika tarafı itibarıyla tamir etmeliyiz, hem Türkiye tarafı itibarıyla tamir etmeliyiz.

TAYFUN ERTAN:.............

BÜLENT ALİ RIZA-...........

SEDAT ERGİN-.................

TAYFUN ERTAN- Ben şimdi kışkırtıcı bir cümle kuracağım ama, daha önce İlhan Bey'e söz verelim.

İLHAN KESİCİ- Olur, hay hay.

Şimdi Sedat Beyin başlattığı bölümden devam edeyim ben.

Tabiî bizim halkımız, bu ölüler vesaireler, bombalamalar filân olduğunda etkilenirler.

Burada meseleye şöyle bakmak lâzım:

Acaba Kuzey cephesi bütünüyle kapalı olduğunda ölü, zayiat hem Amerika tarafından, hem Araplar tarafından, hem Irak halkı tarafından, hem Kuzey Irak'taki diyelim ki Kürt grupları bakımından, hem Türkmenler bakımından Kuzey cephesi kapalı olduğunda daha mı az olacaktır, daha mı çok olacaktır?

Şimdi, bu operasyon sonuca erdirilmesi gereken bir operasyon. Dünyanın bir numaralı süper gücü gelmiş bir yerde askerî operasyon yapıyor.

Adına henüz "askerî operasyon" diyorum, harp demiyorum. Çünkü, harp olduğu zaman hemen hemen hiçbir kayıt kuyut falan kalmıyor, çoluk çocuk her şey işin içine girmiş oluyor.

Kuzey cephesi olduğunda, askerî operasyon tanımında kalma ihtimali çok daha yüksek. Yani, Kuzeyden Amerika Birleşik Devletlerinin kendisinin devreye sokabileceği kuvvetleri, Barzani'nin diyelim 60 bin tane yarım yamalak, hangi tür eğitim gördüğü belli olmayan, hangi tür silâhları kullanıp kullanamadığı belli olmayan grupları, Talabani'nin 40 bin civarında olduğu söylenen silâhlı gücüyle bunun konpanse edilmesi kafiyen söz konusu değil.

Böyle bir şey olmuş olsa, Kuzey cephesi şimdiye kadar zaten aşağı yukarı açılmış olurdu. Ama, bizim ayrıca, yani Kuzey cephesinde Amerika'ya, Türk-Amerika iş birliği içerisinde onlara geçiş izni vermemiz Amerikalılar bakımından da kolaylıktır, Irak halkı bakımından da iyidir, Kuzey Irak halkı bakımından da iyidir, Türkmenlerin istikbali bakımından da iyidir.

İlâveten, İlter Beyin ifade ettiği, bizim bir de “çok hassasız" dediğimiz, çok hassasiyet gösterdiğimiz bir hâl var. Orada yeni Irak'ın, adına Yeni Irak diyelim biz.

Çünkü yeni bir Irak ortaya çıkacaktır, yeni Irak'ın alacağı şekilde bizi daha fazla rahatsız edecek olan bir yeni Irak mı ortaya çıkacaktır, daha az rahatsız edecek olan bir yeni Irak mı ortaya çıkacaktır. Veya mümkün olduğu ölçüde hiç rahatsız etmeyecek olan bir yeni Irak mı ortaya çıkacaktır?

Bu durum, zayiatların mahiyetiyle ve zayiatların büyüklüğü küçüklüğüyle de çok ilgili olmuş olacak. Bu bakımdan hâdiseye biraz da öyle bakmak lâzım.

Bir ikinci nokta; bizim bu noktaya gelmemizde her iki taraf da başlangıçta herkesi şaşırtacak teklifler ortaya getirdiler.

Meselâ "Bizimkiler", birinci Körfez harbinden bizim edindiğimiz zararın 92 milyar dolar gibi çok büyük bir rakam olduğunu ve bunun karşılanması lazım geldiğini teklif olarak götürdüler.

Çok abartılı bir rakam olarak ifade etmek lâzımdır. Hiç hesaba kitaba gelir olarak da görmek doğru değildir...

SEDAT ERGİN- Amerikan dış yardımından daha büyük...

İLHAN KESİCİ- Evet. Böyle bir 92 milyar dolarlık bir...

SEDAT ERGİN- Ama beş yıl için istiyorlar; Bülent daha iyi bilir onu.

BÜLENT ALİ RIZA- Ama, savaş bütçesinden daha fazla olabilir, o yüzden...

SEDAT ERGİN- 5 yıl içindi o...

TAYFUN ERTAN- O enteresan bir nokta ama, bir cümlelik yerim var; haberlere gitmemiz lâzım; sonra devam ederiz.

İLHAN KESİCİ- Bu, Amerika tarafını da şaşırtan, bizi de aşırtan, birdenbire hem devleti hem halkı şaşırtan bir şey oldu.

Öte yandan, o zamana kadar hiç telâffuz edilmemiş bir hâl ile karşılaşmamız da çok şaşırtıcı idi: 85 bin askerin Diyarbakır'da konuşlanması. Amerikan askerinin ve bunun 5 yıllığına galiba bu şekilde ifade edilir olması.

Bu hem Türk halkını şaşırttı, hem devletini şaşırttı.

Bu bakımdan, başlangıç pozisyonları itibarıyla hem bizimkiler, hem Amerika biraz halkını bilgilendirmeden bir pozisyon almış oldular. En önemli yanlış bunlar idi.

(Reklam arası)

İLHAN KESİCİ- Şimdi, tabiî bu Amerika'nın Irak'taki operasyonu sadece Irak'la sınırlı kalmayacak. Bana göre ondan sonra taşacak. Önümüzdeki üç yıl, beş yıl buna benzeyen hâller falan olacak, ama o kısmını, şimdilik, bırakıyorum ben.

Yani, irrasyonel ve doğru olmayan bir Irak rejimi var. Irak rejiminin tarifi; komşularına düşmanlık eden, meselâ İran'la harp etti, Kuveyt'le harp etti, bizi tehdit etti çeşitli münasebetlerle.

İki; kendi halkına kötü muamele yapan, özellikle Kuzey Irak'taki Halepçe davranışı ve Türkmenlere de yaptıkları davranışlar falan var. Böyle kötü bir rejimden kurtulunması makul. İyi idare edilen bir Irak da ortaya çıkmalıdır.

Şimdi, deminki Musul ve Kerkük ve Talabanî kuvvetleri, Barzanî kuvvetleri vesaire; bana göre biz kendimiz gereğinden fazla korku, gereğinden fazla endişe üretiyoruz. Ben o kadar korku ve endişe üretilmesinden yana değilim.

Şimdi, Osmanlı İmparatorluğu sizin "Oliver Roy" la ilgili, biraz hoşluk olsun, Oliver Roy'un söylediklerine bir benzer.

İki üç hafta öncenin, galiba üç hafta öncenin İngiliz "The Economist" dergisinin kapağı, buradaki arkadaşların hepsi de görmüştür öyle tahmin ediyorum ben, onun kapağında şu var:

Amerikalıyı temsil eden silindir şapkalı, Amerikan bayraklı bir Amerikalı var. Müthiş bir kütüphanenin içerisinde. Kütüphanede kitapların sırtları okunabiliyor, "Türklerin tarihi", "Osmanlıların tarihi", "Kürtlerin tarihi", "Arapların tarihi", "İslâm tarihi", "İslam-Hristiyan çatışması", İslâm vesaire çatışması...

Yani, İngiliz The Economist dergisi demek istiyor ki, "Aslında bu iş böyle kitaplardan falan öğrenmekle olmaz. Yani "kütüphane bilgileriyle Amerika bu işi yapmak istiyor, bu böyle öğrenilmez." Bunu ben söylemiyorum ama, İngiliz The Economist gazetesi söylüyor, dergisi söylüyor.

Şimdi, bu coğrafyayı ve Irak'ı aşağı yukarı, bunu da böyle abartılı bir şekilde ifade etmek istemiyorum, "Biz" biliriz. Bizim burada asıl yapmayıp da yapmamız gereken hâdise; bu coğrafyayı, demografik yapısını, dinî hassasiyetlerini, insanî pozisyonlarını biz biliyoruz. Biz bunları anlatmalıyız nasıl davranılması lâzım geldiğini.

Şimdi, mutasavver Irak'ta da, şu andaki 32'nci paralelin üstü, 36'ncı paralelin üstü, 32'nin altı veya 33'üncü altı ve arasında kalan bölge aşağı yukarı Osmanlı şemasıdır. Yani, bu şimdiki Irak'ta Osmanlı şeması şu:

Bir; Bağdat vilâyeti var, bunlar bir bütün hâlinde idare edilmiyor. Bir Bağdat vilâyeti var; Sünnî Arapların olduğu bir bölgedir.

Basra vilâyetimiz var, şimdi 33'üncü paralelin altı olarak nitelendirilen bölge. Bu Şiî Arapların olduğu bölgedir.

Musul vilâyeti var. Bu Türkmenler ve Kürtlerin olduğu vilâyettir.

Aşağı yukarı hâdise bu istikamete göre cereyan ediyor.

Eğer sağlıklı bir yeni Irak ortaya çıkacak ise ve illâ da böyle coğrafî temelli dağılım veya ona benzeyen bir hâl ortaya çıkacaksa bir merkezî hükümet etrafında, buna benzeyen bir hâl olması lâzım.

Eğer normali zorlayan, yani olmaması gereken bir hâli zorlayan bir yeni Irak ortaya çıkarsa, bu Amerika'nın başarısızlığı olmuş olur.

Hâlbuki, daha huzurlu, daha iyi, daha demokrat, insanî değerleri yüksek, birbiriyle daha rahat ilişki içerisinde olabilecekleri bir Irak'ın hedeflenmesi lâzım. Ben onun hedeflendiği kanaatindeyim.

O yüzden, ben gereğinden fazla bizim için, "aman Barzanî kuvvetleri bunu yaparsa, aman Talabanî kuvvetleri bunu yaparsa biz ne oluruz, hangi durumda kalırız", gibi bir endişeyi gereğinden fazla abartmamak lâzım geldiğine inanıyorum...

TAYFUN ERTAN- Ben endişeden ziyade, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu kartı nasıl oynayacağı ve onu oynamasının da dolayısıyla bizim Amerika Birleşik Devletleri'yle zaman içinde ilişkilerimizin nasıl etkileneceği...

İLHAN KESİCİ- Doğru olması lâzım geldiğine inanıyorum.

Bu stratejik ortaklık vesaire, çok kullanılan, ama içi doğru dürüst hem anlaşılmayan, hem anlatılmayan bir mekanizma var, herkes kutsanıyor ama, bizim Hükümetimiz de halkımıza ne anlatıyor?

Meselâ bu stratejik ortaklıktan murat nedir filân gibi. Onun içinin doldurulması lâzım.

Ama, muhtemelen bizim Türk-Amerika iş birliği önemli bir iş birliğidir; Türkiye için önemlidir, Amerika için önemlidir. Amerika normal şartlarda bizden lokal yardım ister.

Yani bu bölgemizde bazı yapmayı düşündüğü işlerde yardımcı olmamızı ister; çok anlaşılabilir bir şeydir. Bunun karşılığında, hem onların taahhüt ettiği, hem bizim istediğimiz şey, global ölçekte de Amerika Türkiye menfaatlerini korur; yani global ölçekte ekonomiyle ilgili sıkıntımız olduğunda buna müzahir olur.

Global ölçekte, mesela, Ermeni lobilerinin yaptığı birtakım davranış olursa Türkiye pozisyonuna yardımcı olur. Global ölçekte Kıbrıs, Ege, Avrupa Birliği ilişkilerimizde sıkıntılar olması durumuyla karşılaşıldığında buna yardımcı eder. Lokal ölçekte de Türkiye Amerika'ya yardım eder.

Aşağı yukarı bu çizgide bir iki karışıklık olmuş gibi görünüyor. Ama ben bunun aşılması lâzım geldiğine inanıyorum. Aşılması lâzım geldiğine taraflar inanırsa aşılır.

Yani, burada şimdiye kadar her iki tarafta da, biz öbür taraftan ziyade kendi, nasıl Amerikalılar, siz en başta okudunuz, Washington Post'tu galiba o; kendi öz eleştirilerini yapıyorlar kendilerine ait, medenî bir şekilde bizim de kendi öz eleştirimizi yapmamız lâzım.

Ama vurgulamak istediğim hâdise, Türkiye gözünü, kendi hassasiyetlerini Barzani'yle, Talabani'yle korkutmasına hiçbir ihtiyaç yoktur; böyle bir şey olmaz.

SEDAT ERGİN-.....

................................

TAYFUN ERTAN-Buyurun elendim.

İLHAN KESİCİ- Şimdi, bütün dünyanın gözü Irak'ın üstünde. Amerika bütün büyük hâdiseleri göze alarak filân Irak'ta bir operasyon yapıyor.

Buradan çıkacak olan yeni Irak'ın, buradan bir yeni Irak çıkacak, buradan çıkacak olan yeni Irak'ın hem komşularını tatmin etmesi, hem kendi ahâlisini tatmin etmesi lazım.

Çünkü, asıl, yani Saddam rejimine itiraz, "bu kendi halkına da kötülük yapan bir insan" diyor. O 1991'de yaptığı bazı davranışlar dolayısıyla, iki, komşularına düşmanlık gösteren, komşularıyla itişen bir rejim.

Şimdi bu yeni Irak; Saddam rejimi gidecektir, onda kimsenin şek ve şüphesi filân olmamalıdır.

Eğer ona soru işareti koyarsak, yani sanki Amerika'yla Irak eşittir filân gibi bir hâl olmuş olur diye düşünüyorum...

TAYFUN ERTAN- O zaman doğal olarak gitmemesi lâzım Saddam'ın...

İLHAN KESİCİ- Evet.

Şimdi, geride yeni Irak'ın içerisinde, İlter Beyin de ifade ettiği, Ali Rıza Beyin de bir münasebetle temas ettiği gibi, geride kalan Irak halkının mutlu, mesut olması lâzım, daha iyi bir Irak çıktı demesi lâzım.

Kısmî demokratikleşme, ne kadarsa artık o, kısmî bu dengeler arasında ilişki, yani Kuzey Irak-merkezî ilişkisi, Şiî Arap-merkezî ilişkisi, komşuları olarak Türkiye'yle olan ilişkiler burada bitecek hâdise filân da değil.

Bunun aynı zamanda diğer Arap ülkelerine, yani Suriye'ye, Suudi Arabistan'a, belki Filistin'e, belki Mısır'a, diğerlerine de örnek olabilecek olan bir ilişkinin çıkmış olması lâzım.

Ki, önümüzdeki gelecek olan 10 yıllar, 20 yıllarda Amerika dünyaya diyebilmiş olsun ki, hem de dünya da görebilmiş olsun ki; yani böyle birtakım işler yapıldı ama, bak bunun sonucunda hayır çıktı. Hem komşuları bakımından öyle, hem dünya bakımından öyle, hem de kendi halkları bakımından öyle.

O yüzden ben bizi, özellikle biz söz konusu olduğu için ifade ediyorum, eğer Portekizli entelektüeller olmuş olsaydık, sadece böyle bir entelektüel ufuk turu tarzında bakmış olurduk.

Ama, biz aynı zamanda bu coğrafyanın bir haldeyiz, etkileyebilecek bir haldeyiz aynı zamanda. O yüzden bizim de tatmin edilir olmamız lazımdır, bizim de mutlu, memnun, mutmain olarak çıkmış olmamız lazım. Ben böyle olacağı kanaatindeyim. Yeter ki biz de yapmamız gereken şeyleri genel denge içerisinde yapabilir olmuş olalım.

TAYFUN ERTAN-...........

BÜLENT ALİ RIZA-............

............................................

TAYFUN ERTAN- Birkaç konuya daha hızla değinmemiz lâzım. Son yarım saat içindeyiz, biraz daha küçük küçük konuşalım istiyorum.

İlhan Bey, bize yolu açın siz.

Başbakan Erdoğan, yanılmıyorsam "yeni kapılar açılır' dedi Amerika Birleşik Devletleriyle ilişkilerin bu noktaya gelmesiyle bağlantılı olarak, sözlerinin arasında, en azından konuşmalarının bir tanesinde böyle bir şey söyledi.

Avrupa Birliği yakınlaşma ihtimalimiz, Amerika Birleşik Devletlerinden diğer tarafa kayma ihtimalimizi nerede görürsünüz?..

İLHAN KESİCİ- Evet.

Yani, Sayın Başbakanın ben o ifadesini çok gereksiz bir ifade olarak görüyorum. Bunu da bu şekilde söyleyip söylememekte tereddüt filân ediyorum ama; şimdi Sayın Başbakan, Başbakan olmadan daha, ama Başbakan statüsündeyken benzer şeyi Kıbrıs için söyledi.

İşte "Brüksel modeli”, "Belçika modeli" dedi. Avrupa Birliği ile olan ilişkilerde "bana farklı bilgiler verilmiştir" dedi, Kıbrıs'la ilgili bir şey söyledi. Bu beyanı da dünya realitesine çok uyan beyan olarak görmüyorum ben.

Ama, bu Orta doğu hâdisesinde yeni bir düzenin kuruluyor olmasıyla ilgili izin verirseniz biraz rakamlamak lâzım, hiç rakamsız...

TAYFUN ERTAN- Kısaca lütfen İlhan Bey...

İLHAN KESİCİ- Kısaca.

Dünyanın mevcut petrol üretim ve tüketimi aşağı yukarı 3 milyar ton civarındadır, 3.2.

Bir o kadar da 3 milyar ton petrole eş değer doğalgaz üretimi ve tüketimi vardır.

Bu coğrafya, bizim içinde bulunduğumuz büyük Orta Doğu coğrafyası diyelim, Türk Cumhuriyetleri de dâhil olmak üzere, Hazar havzası da dâhil olmak üzere rezervlerin, dünya rezervlerinin şimdiki haliyle yüzde 35'ini filân temsil eder, daha doğrusu üretimin yüzde 35'ini temsil eder şimdiki haliyle.

Rezervler itibarıyla bakıldığında bu temsil yüzde 72'lere, yüzde 70'in üstüne çıkan bir rakam, çok büyük bir rakam. Bunun çok sağlıklı, huzurlu bir iklimde üretilir, taşınır ve tüketilir olması lâzım.

Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye Devleti, Türk Devleti bunun üretiminde yoktur; tüketimiyle ilgili çok büyük bir önemi yoktur, 25 milyon ton civarında biz kullanırız bu işi.

Ama ülkemiz, "taşınma koridoru"nda çok aslî bir unsurdur. Bu hem Türkiye için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için öyledir, hem bizim ilgi alanımız olan Kafkasya için öyledir. Buna Gürcistan ve Azerbaycan diyelim.

Hazar, Hazar havzası ve Hazarın doğusundaki bütün Türk Cumhuriyetleri veya Türkî Cumhuriyetler diyelim. Yani Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, yukarıda Kazakistan.

Hatta bir anlamda Tacikistan ve oradan da aşağı Basra'ya doğru inecek olan güzergâhta da Afganistan, Pakistan vesaire.

Bütün bu coğrafyanın belli bir huzura kavuşmuş olması lâzımdır.

Şimdi, Irak'ın bugünkü petrol üretimi 1.5 milyon varil/gün civarındadır. Rakamlara boğmadan bir şey söyleyeceğim:

Normal gücü 6 milyon varil/gün, bunu yıllığa getirdiğiniz zaman 3 milyar ton/yıl civarında bir rakam eder. Türkiye'nin ihtiyacının, meselâ yıllık tüketiminin neredeyse 100 katı civarında bir rakamdır.

Şimdi, Türkiye'nin ihtiyacının 100 katı kadar petrol üretim kabiliyetine sahip olan bir Irak'ta halkın sefaletini de görüyoruz. Yani Saddam rejimi 10 yıldır, 20 yıldır devam ediyor, 24 yıldır devam ediyor. Ama ortada Türkiye'nin tükettiği petrolün neredeyse 100 katı kadar üretme imkânı olan bir devletin kendi halkının refahına yaptığı hâle bakalım, değil mi?

Bunu diğer Arap ülkeleri veya diğer petrol üreticisi, doğal gaz üreticisi olan ülkeler için de bakarsak sefil bir manzara ortaya çıkar.

Yeni kurulacak yeni Irak'ın, yeni Orta Doğunun, yeni Orta Asya'nın, bizim de içinde bulunduğumuz bütün coğrafyanın etrafını söylüyorum ben.

Eğer makûl, düzgün, iyi işleyen yönetimlerin altına geçmesi hâlinde, insan haklarına saygılı, demokrasiye saygılı, belli oranda hiç olmazsa gelebilecekleri bir hâlde, bu coğrafyanın ve halkın iktisadî refahı inanılmaz derecede artmaya müsait bir şey. Ben böyle bir dünyayı bekliyorum.

Bunun olacağına, bunun işaretlerinin verilmesi lâzım geldiğine inanıyorum ve bu istikamette de Türkiye'nin rolünün çok önemli olduğuna, hem bu coğrafyayı anlatmak bakımından, hem böyle bir hâle geçiş bakımından Türkiye'nin çok önemli bir noktada olduğuna inanıyorum. Bunu yapmamız lâzım.

TAYFUN ERTAN- Peki.

İlhan Bey, son 10-15 dakika içine gidiyoruz, dolayısıyla bundan sonra söylediklerimizi bir yerden de "bundan sonra ne yapılmalı” noktasına getirerek konuşursak, öyle de noktalarız zaten.

İLHAN KESİCİ- Şimdi efendim, bu ekonomik krizle ilgili, tabiî bu görevler ülkelerin kendi görevleri; yani ekonomilerini krize sokmamaları, ekonomilerini yukarıya çıkarmaları ülkelerin kendi görevleri.

Büyük ülkeler şöyle bir yardımda bulundular bize benzeyen ülkeler için, hem genel olarak, hem özel olarak Türkiye için.

Bildiğiniz gibi, dünyanın en gelişmiş 7 ülkesi var, sanayileşmede en ileri noktaya gelmiş olan G-7'ler olarak, gelişmiş 7 ülke olarak sayıyoruz onu; işte Amerika, Kanada, Japonya, İngiltere, İtalya, Fransa, Almaya vesaire, 7 tane ülke.

Fakat, Türkiye bir Rusya krizi gördü. Ondan bir müddet önce Brezilya krizi gördü. Bir ara Uzak Asya'daki krizi gördükten sonra, başta Amerika olmak üzere bu gelişmiş 7 ülke şöyle bir organizasyon kurdular, daha doğrusu şöyle bir perspektif getirdiler:

Dünyada bu 7 ülkeye ilâveten 13 tane ülke daha var ki, Türkiye'yi Amerika onun içerisine aldı, 13 tane ülke daha var ki, bunlarda da aman ha global krizi etkileyebilecek krizler çıkmasın.

O yüzden, bu G-7 ara ara G-20 hâline getirildi. Şimdi Türkiye bunun içerisinde. Türkiye'yi bunun içerisine alan başta Amerika olmak üzere gelmiş ülkeler.

Ama bundan sonrası, yine Bülent Ali Rıza Beyin de biraz önce ifade ettiği gibi, kendi beceriksizliklerimiz münasebetiyle ekonomimizi çok sıkıntıya soktuğumuz zamanda siyasal destekle, IMF kaynaklarından, neredeyse IMF'nin tarihinde görülmediği ölçüde büyük kaynaklar seferber edildi.

Şimdi demek ki, buna Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattını koyunuz, diğer petrol ve doğalgaz havzalarıyla olan ilişkilerimizi koyunuz, yine Kerkük-Yumurtalık'la ilgili olan enerji koridoru hâlimizi koyunuz.

İlaveten, G-20'lerin içerisinde yapacağımız, yapmamız gereken fonksiyonları filan koyarsanız, demek ki şimdiki bozulmuş Türk-Amerikan ilişkisini veri olarak devam ettirmememiz noktası ortaya çıkar.

Bu, hem Türkiye bakımından çıkar, hem Amerika bakımından çıkar ama, bizi ilgilendiren bölümü daha çok bizimle ilgili olan bölümdür.

Bizim global ölçekte bozulmuş olan veya bozulmaya yüz tutmuş, bozulma temayülü içerisinde gibi görüyor olduğumuz ilişkiyi, bir münasebetle düzene sokmamız lâzımdır.

TAYFUN ERTAN- Ne yapmalı?

İLHAN KESİCİ- Bununla ilgili yapılabilecek olan çok şey var. Bence, bir kere bunun böyle olması lâzım geldiğine inanmak lâzım.

Yani, "Ben başka kapılar ararım, bu kapıya da giderim, öbür kapıya da geçerim", işte bir dönem meselâ Bülent Ecevit Bey zamanında "duvarı atlarız" filan denildi, veya "kapıyı açarız, başka bir dünya kurulur oraya gireriz" filân denildi. Buna benzeyen fantezilerle Türkiye'nin bir kere kafa yormaması lâzım.

Tüm dünyada Türkiye'nin dış politika zorluğu da şuradan kaynaklanır: Bir kere Amerika'yla belli bir münasebet içerisinde olunması lâzım, Avrupa Birliğiyle belli bir münasebet içerisinde olunması lâzım. Aynı zamanda kendi tarihî coğrafyamız olan Orta Doğu coğrafyasıyla belli bir münasebet içerisinde olmamız lâzım.

Bu, çok yüksek bir maharet istiyor. Hem Türk dış politikası bakımından, Türk Hariciyesi bakımından çok yüksek bir maharet istiyor. Hem de devlet yönetimi bakımından çok bir maharet istiyor.

Bunun, hiçbirisini birbirine feda etmeden, hiçbirisini birbirine kırdırmadan, hiçbirisini birbirine rakip, hasım, husumet hâline getirmeden idare edilmesi lâzım. İşte bu da devlet yönetme sanatı.

TAYFUN ERTAN- Pekâlâ, size çok teşekkür ediyorum.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.