Facebook
Twitter
Bu Coğrafya Zor Coğrafyadır. Güçsüzlük Kaldırmaz.
Taha Akyol -
Cengiz Çandar
| NTV - Püf Noktası | 2.1.1998
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

CENGİZ ÇANDAR- İyi akşamlar sayın seyirciler.

Yılın ilk "Püf Noktası" programıyla karşınızdayız. Bu vesileyle, değerli dostum ve meslektaşım Taha Akyol'la birlikte hepinizin yeni yılını kutlar, sağlıklı, mutlu ve iyi bir yıl olarak geçmesini dileriz.

Bugün, bir 1997 panoraması ve önümüzdeki bir yıl içinde, 1998'de ülkemizin nereden gelip nereye gideceğine ilişkin bir ufuk turunu Anavatan Partisinin Bursa Milletvekili Sayın İlhan Kesici'yle yapacağız.

İlhan Kesici, ANAP Bursa Milletvekili olmasının dışında özellikler sahibidir, bütün izleyicilerimizin bilebileceği gibi Devlet Plânlama Teşkilâtının eski Müsteşarı. Dolayısıyla, geçmiş yıla ve önümüzdeki yıla ve hatta yıllara şöyle global kuş bakışı, tepeden b akabilecek, rakam verileriyle de donanmış bir milletvekilidir.

Bursalı değildir Bursa Milletvekili olmasına rağmen, Sivaslıdır.

Bunun yanı sıra, İçel'den, Mersin'den de bir milletvekilliği deneyimi olmuştu.

Bütün bunların dışında da İstanbul'a Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmuştur. Renkli siyasî kişiliği herkes tarafından bilinen birisidir. Bu gece de, sözünü ettiğimiz zaman dilimi içinde renkli bir söyleşi olacağını umuyoruz.

Önce bu panoramaya zemin teşkil edecek bandımızı izleyelim, ondan hemen sonra söyleşimize başlıyoruz.

"SPİKER": Türkiye'nin 1997 yılından pek de kazançlı çıktığı söylenemez.

Susurluk kazası sonrasında ortaya çıkan gelişmeler, bu yıl da devletin görev, yetki ve ilişkilerinin sorgulanmasına neden oldu.

Metin Göktepe dav asındaki sanık polisler görevlerine döndü.

Manisa'da örgüt üyeliğiyle suçlanan, ama kamuoyunun gündemine işkence iddialarıyla gelen davada 10 gence toplam 76 yıl hapis cezası verildi.

Cumhuriyet tarihin en önemli sivil halk hareketi başladı, ışıklar her gece bir dakika `sürekli aydınlıkß için söndü.

Genelkurmayın irticayı destekleyen kuruluşların başında gösterdiği KOMBASAN Holdingin tüm bankalardaki nakit ve menkul değerlerine ihtiyatî tedbir kondu.

REFAH-YOL Hükûmetinin kamuoyunda tartışmalara neden olan icraatı, Şubat ayındaki Millî Güvenlik Kurulunda da gündeme geldi. Ordunun sert tavrı `demokrasiye balans ayarı yapıldıß söylentilerine neden olurken REFAH-YOL iktidarı gitti, ANASOL-D Hükûmeti görevi devraldı.

Sekiz yıllık kesintisiz eğitim büyük tartışmalarla da olsa kabul edildi.

Enflâsyonu düşürmeyi amaçlayan Ekonomik İstikrar Paketi adı altında bir dizi reform öngörüldü. Ancak, Hükûmet yetkililerinden ard arda gelen farklı açıklamalar eleştirilerin odak noktası oldu.

Fiyatlar dondurulacak -dondurulmayacak, ekonomide bir yıllık şok plân uygulanacak-uygulanmayacak derken, tartışmalar Başbakanın `kış zor geçecekß sözleriyle daha da alevlendi; işçiler Ankara'ya yürüdü.

Refahlı milletvekilleri ve belediye başkanları, yaptıkları açıklamalarla bir yıl boyunca kamuoyunun gündeminden düşmediler.

1997'nin en önemli olaylarından biri de, Anayasa Mahkemesinde Refah Partisinin kapatılması istemiyle açılan davaydı.

1997 yılında Türkiye diplomaside de zor günler geçirdi.

Avrupa Birliğine üyelik ümitleri Aralık ayındaki Lüksenburg Zirvesine kalmıştı, ama zirvede değil üyelimizin kabulü adaylığımızın dahi tescil edilememesi tam bir hayal kırıklığı yarattı. Türkiye'yi uluslar arası arenada her zaman zor durumda bırakan sorunlarımız Avrupa ülkelerince b ir kez daha hatırlatıldı; insan hakları, yüksek enflâsyon, Kıbrıs ve Yunanistan sorunu.

"Avrupa Birliğiyle diyaloğu donduruyoruz şeklindeki açıklamalar, yurt içi ve yurt dışında geniş yankı buldu. Aynı günlerde Türkiye İran'daki İslâm Konferansı Örgütünde de yalnız kaldı."

CENGİZ ÇANDAR-

Sayın İlhan Kesici, siz Meclisin kapanış oturumunda, yeni yılın sonunda bir Bütçe konuşması yaptınız ANAP adına. Tabiî, iktidar partisi adına konuştuğunuz için biraz sıkıntılı bir konuşmaydı o. İktidar partisi adına konuşunca bir pembe tablo çizme gayreti içindeydiniz; anlaşılabilir bir şey bu.

Fakat, az önce tanıtım sırasında da söylediğimiz gibi, sizin bir teknisyen kişiliğiniz var Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığından gelen, o yüzden gerçekçi olmaya da özen göst erdiniz.

Bütçe konuşmanızda, 1998 Yılı Bütçesinden başlarken yüzde 27 civarında bir bütçe açığının önümüzdeki bütçede olduğunu söylediniz. Millî gelire nispeti yüzde 8.1, sizin verdiğiniz rakamlara göre, dünyanın gelişmiş ülkelerinde kabul edilebilir oranın yüzde 2,5-3.0 nispetinde olduğunu söylüyorsunuz.

Şimdi bu 98 yılının içine girdik. Böyle bir bütçeyle, yüzde 27 açık veren, millî gelire oranı yüzde 8.1 olan, oysa doğru dürüst gelişmekte olan, gelişen ekonomilerde kabul edilebilir oranın yüzde 2,5-3 civarında olduğu bir bütçeye kıyasla bir hayli olumsuzluk taşıyan bu bütçeyle 98 yılında biz nasıl yol alacağız? Ama, ondan önce isterseniz bir 97'nin genel değerlendirmesini yapın ki, söyleyişe 97 ve 98 ekseni üzerinde girelim.

İLHAN KESİCİ-

Evet, bence veterede de çok güzel bir başlangıç oldu, yani orada verilmiş olan bilgiler hep doğru bilgiler.

Şimdi ben de, Anavatan Partisi adına bütçenin kapanış oturumunda yaptığım konuşmada sizin de ifade ettiğiniz hususları ifade ettim.

Aslında bu bütçe, tabiî bir birikimin sonucu, yani 1998 yılına başlayış, hatta 1990'lar diyelim biz, onların bir birikimi olarak filan geldi. Biz orada Anavatan Partisi Grubu olarak da, bu bütçe açık bir bütçedir, açığın nispeti yüksektir sizin de ifade ettiğiniz gibi, bütçenin t oplam büyüklüğüne nispeti yüzde 27, millî gelire nispeti yüzde 8 vesaire, milli gelire nispeti itibarıyla sadece iç faize ödediğimiz millî gelire nispeti yüzde 11, bütçenin tamamına nispeti yüzde 40; bunun üstesinden gelmesi lâzım bu Hükûmetin.

1997 yılı zor bir yıl idi; dünya için çok önemli bir yıl idi, Türkiye için zor bir yıl idi.

Zorluğu şuradan gelir: Yani hem siyasî, hem iktisadî şartlar bakımından Türkiye böyle bir zor dönemden geçerek bu Hükûmete ulaştı. Onların menfileri, müspetlerine filan bak a rız ama, netice itibarıyla hem dış politikada zorlu günler geçti 1997 yılında, hem de ekonomi politikalarında ve ekonominin birikiminde.

Şimdi sonuçta, 1998 Yılı Bütçesi ve Hükûmet Programı ortaya çıktı.

Bu bilgileri verdikten sonra benim bütçeyle ilgi li söylediğim bir başka husus şu: Bu bütçe, açığı çok büyük olan bir bütçe olmasına rağmen, bir, samimî bir bütçe. Yani, biz şimdi hem Plânlama Teşkilâtı...

CENGİZ ÇANDAR- Samimiyet durumu kurtarmıyor ama.

İLHAN KESİCİ- Plânlama Müsteşarlığı zamanında, hem aşağı yukarı 1980'den bu yana yapılmış olan bütün bütçelerde, bürokraside ya birinci adam veya ilk 10'nun içerisinde, ilk 5'in içerisinde görev yaptık biz. Ufak tefek makyaj darbeleriyle, (nasıl bize stüdyoya girmeden önce biraz makyaj yaptılar) ufa k tefek fırça darbeleriyle bunu birazcık daha güzel göstermek mümkün idi. Bu Hükûmet onu yapmadı; birinci nokta o, bu iyi bir nokta.

İkinci nokta, belli bir iddia taşıyor. O iddiası da, diyor ki, ben bir ekonomik program içerisinde sadece Türkiye'nin ekonomik problemlerini 1998 yılıyla çözecek değilim, o iddiada da değilim, ama Türkiye'nin birikmiş ekonomik problemlerini aşağı yukarı 3 yıllık bir zaman dilimi içerisinde, enflâsyonu da yüzde 3'e kadar indirmek iddiasında bulunan bir bütçeyi veya bulunan b i r ekonomi politikası uygulayacağım diyor.

Şimdi, bu iddia da bence güzel bir iddia. Bu iddiayı yerine getirip getiremeyeceğini önümüzdeki günlerde, önümüzdeki yıllarda hep birlikte izleyeceğiz.

TAHA AKYOL-

Şimdi İlhan Bey, bütçenin samimiyeti, doğru; en azından makyajlanmış bir denk bütçeyi, içinde büyük açıklar olan denk bütçeyi önümüze sürmüyor; hayır, denk değil, açık var.

İşte iddialı diyorsunuz, zaten Türkiye'de iddiasız hükûmet hiç görülmedi, bütün hükûmetlerin programında ekonomiyi iyileştirmek, enflâsyonu düşürmek falan var.

Burada önemli olan şu: Hükûmet 6'ncı ayının içerisinde, Parlâmentoya bir tanecik olsun bir reform yasası sevk edilmedi; bu nasıl iddia?

İLHAN KESİCİ- Evet, şimdi orada hazırlıkları yapıldı diyeyim ben. Meselâ, yani...

TAHA AKYOL- Ama, şimdi bakın, bir SSK Yasasını ele alalım. SSK Yasası ANAP'ın, yani Süleyman Beyin Hükûmetinin emeklilik yaşını aşağı düşürmesiyle birlikte ANAP'ın karşı çıktığı bir olay, ANAP'ın buna fikren hazırlıklı olması lâzım. ANAP'ın Abant toplantılarında emeklilik yaşının yükseltilmesi ve SSK'nın şöyle düzeltilmesi gerekir diye metinleri var, hazırlık yoktu denilemez.

ANAYOL Hükûmeti kuruldu, Mesut Yılmaz Başbakan, 3 aylık Hükûmet sırasında Çalışma Bakanlığı tasarı hazırladı, arkasından Refah geld i tasarı hazırladı, Dünya Bankasının sosyal güvenlik reform tasarısı var, İLO'nun, yani Uluslararası İşçi Örgütünün tasarısı var. Tasarılar kıyamet kadar, 6 oldu, hâlâ SSK Yasası Hükûmete bile gelmedi. Bu nasıl bir iddia yani?

CENGİZ ÇANDAR- Doğru. Ve sizin oturduğunuz yerde Kasım ayında Sayın Maliye Bakanı Zekeriya Temizel oturuyordu, vergi reformu yasasını daha Bakanlar Kurulunda görüşülmeden önce, görüşülmüş olması icap ediyordu da bir teknik sebepten bir hafta sonraya kaldı, ona rağmen burada bizlere, bizler aracılığıyla ekranlardan kamuoyuna da anlattı ve Aralık ayının başında Meclise geleceğini, büyük bir ihtimalle sunulacağını söyledi ve böylece Cumhuriyet tarihimizin en önemli vergi reformunun Aralığın ilk iki haftası içinde yapılacağına dair biz d e umut yaydık bu ekranlardan. 98'nin Ocak'ına geldik, daha bir şey yok ortada.

TAHA AKYOL- Yani, soruyu belki şöyle özetlemek mümkün bu iki örnekten hareketle: Bu Hükûmet iddialı Hükûmet, tamam; en azından enflâsyonu makul düzeye indireceğiz diye bundan 3 sene sonra yüzde 3 diyor filan.

İLHAN KESİCİ- Evet, en belirgin noktası o.

TAHA AKYOL- Ama, bu iddiasına uygun iç dinamizmi var mı?

İLHAN KESİCİ- Şimdi, ben de sizin gibi kısmen dışarıdan görüyorum tabiî Hükûmet faaliyetlerini. Ama, bu iddia bakımından şunu ifade etmek doğruculuk olur diye düşünüyorum: Şimdi bu Hükûmet 3 partili bir koalisyon Hükûmeti, bağımsızları da katarsanız aşağı yukarı 4 partili bir koalisyon Hükûmeti...

CENGİZ ÇANDAR- Hiç bu kadar uyumlu bir Hükûmet gelmemişti.

İLHAN KESİCİ- Ben o kısmına değinmeyeceğim ama, 4 partili koalisyon Hükûmeti bütün bunlara rağmen de bir azınlık Hükûmeti. Yani, bunun farkında olarak bir büyük iddianın içerisine girmiş durumda veya büyük iddiayı ortaya koymuş vaziyette. Bu bakımdan ben kutlamak is t iyorum yani. Ama, başaramazsa ayrı bir kez.

Şimdi vergi reformu; zaten bu 3 yıllık bir programın içerisinde ben Türkiye'nin birikmiş problemlerini çözeceğim iddiasının arkasında şunlar var, elimizdeki enstrüman olarak:

Bir; Hükûmetin veya devletin elindeki malî enstrüman olarak, ekonomik enstrüman olarak bütçesi var.

İki; bu yetmez, vergi reformunun getirilmesi lâzım. Gerçekten ya bütçe müzakerelerini içerisinde Vergi Kanunu çıkacak idi veya bütçe ayın 25'inde kabul edildi, 25'i ile 31'i arasında çıkmış olması lâzımdı ki, 1998 yılına ait olarak bazı kazanımları olsun. O olmadı, şimdilik olmadı.

Üç; sosyal sigortalar sisteminin ıslâh edilmesine dönük birtakım tasarılar var, bakanlıkların çalıştığını biliyoruz, ama Bakanlar Kuruluna henüz intikal etmedi benim bildiğim kadarıyla ve Parlâmento zeminine, yani Parlâmentodaki komisyonlara ve Genel Kurula intikal etmedi. Bir üçüncü nokta o.

Dördüncü nokta; malî mevzuatın ve malî piyasaların yeniden derlenmesi, toplanmasıyla ilgili bir reform tasarısı mahiyetindeki tasarılar. Bunlar, öyle tahmin ediyorum ki biraz gecikti. Yani size de kısmen hak vermek için söylüyorum onu. İlk 6 aya da yetişebilir şeyler olmalıydı belki, tasarıların yasalaşmış olması lâzımdı belki de; ama bunlarda bir gecikme görünüyor.

Ben bunların hemen yanında şunu ifade etmek istiyorum: Yani Hükûmetin samimiyeti iyi, Hükûmetin iddiası iyi, 3 yıllık bir perspektifle meseleye yaklaşmak istemesi iyi, bu deminki saydığımız reform tasarılarını tahayyül edip bunlar istikametinde tavır alması i yi.

Bir tane bana göre önemli eksiği var, o da ekonomik ajanların; biz buna casus anlamında ajan demiyoruz ama, ekonomik aracıların diyelim, yurt içi ekonomik organizasyonlar ve yurt dışı ekonomik organizasyonlar, yurt içinde halk da dahil olmak üzere bu n ların ikna edilmesine gereken önem verilmedi ve bu yapılmadı gibi geliyor bana.

CENGİZ ÇANDAR- Seçim kaygısı olmazsa hükûmetin, böyle bir derdi olmaz.

İLHAN KESİCİ- Şimdi Türkiye'de aşağı yukarı ekonomiyi takip eden bin civarında Türkiye'nin profesörü var üniversitelerinde, bir o kadar ekonomi bürokrasisinde insan var, bir o kadar insan, İstanbul başta olmak üzere Türkiye sanayicilerinde, finans kesiminde ekonomiyi çok yakından takip eden insanlar var; bir de dış dünya var, IMF var, OECD var, Dünya Ban k ası var vesaire. Bütün bunları ikna edici istikamette bir program, anlatım...

CENGİZ ÇANDAR- Lâfa değil, icraata bakıyorlar.

İLHAN KESİCİ- Tabiî.

TAHA AKYOL- Şimdi İlhan Bey, şöyle bir tablo var Türkiye'de. Maalesef bu tablo son derece can sıkıcı, endişe verici bir tablo. Türkiye en az 20 yılda beri ağır enflâsyon altında; gelir dağılımı bozuluyor, yatırımlar azalıyor, faize bütçenin 3'te biri gidiyor. Bu tabiî sosyal huzurluğu artırıyor.

Nitekim, sağda ve solda radikal gelişmeler ortaya çıkmaya başladı, Türkiye'nin tabiî siyasî tablosu birdenbire değişti. Asker bunun irtica olduğunu zannediyor yahut bunu irtica diye görüyor; hâlbuki bu sosyal bir huzursuzluk. Asker bunu işte aşırı solun depreşmesi olarak görüyor; hâlbuki de bu da bir sosyal huzurs u zluk.

Asker bu işe güvenlik açısından bakarken, bu Türkiye'nin iç barışını, güvenliğini yahut rejimini problemlerle karşı karşıya bırakan sosyal problemler başını alıp gidiyor, devam ediyor. Bir tür Türkiye çıkmaza girmiş gibi. Ekonomiyi düzeltmediğin içi n sosyal huzur bozuluyor, radikalizm yükseliyor; ordu radikalizmi bastırmak için, radikalizmi denetim altına almak için, neyse, siyasette daha etkin roller getiriyor, işte "müeyyide uygularız" falan gibi; fakat bu işi düzeltmiyor.

Geçtiğimiz yıl, işte 28 Şubat süreci, hepimizin bildiği olaylar yaşandı filan, fakat gözden kaçan bir şey daha oldu, işin özüne inilmediğini göstermek için söylüyorum, Türkiye'nin borçları 2 katrilyon arttı. Bu hiç kimsenin gözüne ilişmedi. Yani, imam hatipler, işte Kur'an kursl a rı, işte sol örgütler şunu yaptı, yumruklar sıktılar bilmem ne ettiler filan derken, esas bunları besleyen ekonominin sırtına 2 katrilyonluk bir belâ güm diye düştü.

Nasıl çıkacağız biz bu işin içinden? Bu borç, faiz ve personel bütçesi; yatırım yok. Yatı r ım olmayınca işsizlik, işsizlik olmayınca sosyal öfke, sosyal öfke olunca millî güvenlik tehlikede. Bir çıkmazdayız yani.

CENGİZ ÇANDAR- Kendiniz diyorsunuz ki, kendi tabirinizle, "İç borç faizi 5.3 katrilyon lira. Ne demek acaba bu? Dolara vursak 22 milyar dolar, güne vurduğumuzda 15 trilyon lira. Yani, Sayın Başbakan veya Hükûmet veya Türkiye sabah 9.00'da Bismillah deyip işe başlayıp akşam 18.00'e kadar geçecek zaman süresi içerisinde her gün 15 trilyon lira iç borç faizi ödüyor..."

İLHAN KESİCİ- Doğ ru.

TAHA AKYOL- Şimdi bu ağzımızdan kolay çıkıyor, 5 trilyon, 6 trilyon; nedir bu, 5 trilyonla meselâ kaç Atatürk Barajı yapılır.

İLHAN KESİCİ- Evet, şimdi o sondan başlayayım, sonra biraz önceki komentlerinize, yorumlarınıza ve sorularınıza da geleyim .

Şimdi bu çok büyük bir para. Yani bu rakamlar böyle katrilyonlar, trilyonlar hâlinde filan telaffuz edilince...

TAHA AKYOL- Yani, faize ödediğimiz paralar çok büyük para.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Havada uçuşuyor bu rakamlar, çok da somuta indiremiyoruz yani bir türlü. Ama, biraz önce Cengiz Beyin bizim bütçe konuşmasından okuduğu bölümü öyle. 15 trilyon lira; Bismillah diyoruz, devletin kapısını sabah 9.00'da açıyoruz, akşam 18.00'e kadar geçen zaman içerisinde birdenbire 15 trilyon lira para gidiyor.

TAHA AKYOL- Nereye gidiyor?

İLHAN KESİCİ- Faize gidiyor.

CENGİZ ÇANDAR- İç borç o da.

İLHAN KESİCİ- Şimdi Atatürk Barajından başlayalım. Atatürk Barajı Türkiye'nin iftiharı, dünyanın da iftiharlarından, proje...

TAHA AKYOL- Adına lâyık bir başarı, e vet.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Dünyanın da iftiharlarından birisi, öyle bir büyük proje. Bunun toplam maliyeti yapıldığı sene, 1980'lerin ikinci yarısında aşağı yukarı 2,5 milyar dolardı, bugünkü dolar değerine getirdiğimizde de 2.7 ile 3 milyar dolar arasında. Şimdi, biz senede 22 milyar doları sadece iç borca faiz ödüyoruz. O zaman bu şu demektir: Türkiye bu kadar iftihar ettiği bir projeden, faiz belâsını hâlledebilmiş olsa veya ekonomisine çeki düzen verebilmiş olsa bir münasebetle, her 1,5 ayda bir Atat ü rk Barajı yapacak takatı var demektir...

TAHA AKYOL- Yani biz, her 1,5 ayda bir Atatürk Barajı kadar parayı faize veriyoruz.

İLHAN KESİCİ- Parayı faize veriyoruz.

TAHA AKYOL- Politikacılar iftihar etsinler, Türkiye'yi ne hâle getirmişler, iftihar ets inler.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

Şimdi buradan biraz önceki yorumunuza geleyim. Yani bu enflâsyon, sosyal öfkeler, ben aynıyla katılıyorum, birazcık daha takviye edici bilgiler de belki arz etmek imkânı olur.

Şimdi bu enflâsyon şöyle başladı: 1970'lerde filan bütün dünyada başladı, bizde de kıpırdadı. Meselâ, 70'lerin birinci yarısında, yani ilk 5 yıla birinci yarı, ikinci 5 yıla ikinci yarı diye devam ederek gideceğim ben; 70'lerin birinci bandında, birinci yarısındaki bant yüzde 20'ler bandıydı. İkinci ya r ıya geldi, 30'lar bandına çıktı. Burada siyasîleri filan herhangi bir şekilde muaheze etmek aklımızdan geçmiyor, ama tespiten söylüyorum ben şimdi.

TAHA AKYOL- Şimdi siz siyasîleri muaheze etmeyin de, ben bir cümle siyasîlere dokunduracağım.

İLHAN KESİCİ- Dokundurun.

TAHA AKYOL- Dünyada petrol şoku yaşanırken, bizim siyasîler halkımızı acıtmayacağız diye, aslında seçim hesabıyla petrol şokunu iç piyasaya yansıtmadıkları için enflâsyonu patlattılar.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

TAHA AKYOL- Devam edebilirsiniz.

CENGİZ ÇANDAR- 70'lerin birinci bandında yüzde 20'ler, birinci yarısında, ikinci yarısı yüzde 30'lar; 80'lerin birinci yarısında yüzde 40'lar, ikinci yarısında yüzde 50'ler; 90'ların birinci yarısında yüzde 60'lar, şimdi ikinci yarısında 80-90 bandına oturdu.

TAHA AKYOL- Giderek kötüye gidiyor.

İLHAN KESİCİ- Giderek çok kötüye gidiyor. Bir kere de patladı, yani 1994 yılında 150'yi buldu, şimdi indi. Eğer bu bant bu şekilde devam eder ise, yani bir daha 150'yi, 200'ü, 250'yi filan bulmaması diye bir garantisi Türkiye'nin yoktur.

Şimdi buradan bir başka şey söyleyeyim...

CENGİZ ÇANDAR- Bir parantez açabilir miyim? Bir gün genç bir bankacımızla, finans uzmanımızla konuşuyordum, JP Morgan'da çalışıyor. Türkiye'ye en yakın Venezuella varmış, yüzde 30-40. Türkiye'ye benzer tek bir ülke varmış bütün dünyada, Sudan. Şimdi yüzde 50'nin altına çekeceğiz dendiği anda yüzde 70'lerdeydi enflâsyon, şimdi yüzde 95 galiba. Niye dünya rekortmeni biz olalım, Türkiye olsun? Akıl almaz işler yani.

İLHAN KESİCİ- Evet, işte bu Hükûmetin yüzde 3 hedefini o yüzden ben takdirde karşılıyorum...

CENGİZ ÇANDAR- Ama vaat bu daha, icraatı göreceğiz.

İLHAN KESİCİ- İddia.

Şimdi takviye edici bir iki tane bilgi.

Son 10 sene içerisinde baktığımızda, yani 1985-95 tarzında bir son 10 seneyi alıyorum ben, uluslararası mukayese bilgileri o istikamette olduğu için; bizim enflâsyonumuz yüzde 65. Polonya yüzde 92, 1998'de ulaşacağı nokta 14. Rusya yüzde 152, son 10 yılın ortalama enflâsyonu.

Yani Rusya dediğimiz zaman, bir imparatorluk dağılmış, bütünüyle devletçi bir ekonomi varmış yüzde yüz. Bu imparatorluk dağıldıktan sonra başka bir, serbest piyasa ekonomisine dönüşüm gayreti içerisinde...

TAHA AKYOL- Yani bizim yaşamadığımız belâları yaşamış.

İLHAN KESİCİ- Bizim yaşamadığımız belâların çok üstünde belâlar yaşamış, imparatorlukları, devletleri de parçalanmış; yüzde 152 olanın 1998 hedefi yüzde 13.

Bundan daha enteresan bir şey Arjantin. Latin Amerika kıtasından verelim bir örnek de. Arjantin'in 10 yılın her yıl ortalama enflâsyonu yüzde 255. 1998 yılı için ulaşmak istediği nokta yüzde 1.6. Yüzde 10 değil, yüzde 5 değil, yüzde 3 değil, yüzde 2'nin de altında, yüzde 1,5.

TAHA AKYOL- Biz yüzde 50'ye düşürürsek sevineceğiz, başardık diyeceğiz.

CENGİZ ÇANDAR- Geri çeksek yetecek, yani sürekli yukarı gidiyor...

İLHAN KESİCİ- Bu şu: Bu enflâsyon iner demektir, yani dünya şartları bakımından da, dünya konjonktürü bakımından da. Bunun için lâzım olan şeyleri belki ileride...

CENGİZ ÇANDAR- Yani, tedavisi olmayan bir hastalık değildir.

İLHAN KESİCİ- Hayır, kat'iyen tedavisi olmayan bir hastalık değil, bu iner. Yüzde 3 diye, bu Hükûmetin diğer hükûmetlerden, yani şimdiye kadarki, siz yorumunuzda öyle ifade buyurdunuz, bundan önceki hükûmetler de gerçekten "enflâsyonu indireceğiz, Türkiye'yi rahata kavuşturacağız" filan dedi, bu iddiada bulunmadılar bana göre.

Yani, benim hem Plânlama Müsteşarlığım zamanında, hem ondan önceki, hem ondan sonraki hükûmetler indireceğiz filan dediler, böyle tipik bir iddiada, yüzde 3 gibi bir iddiada bulunmadılar. Ama, bunu gerçekleştirebilir miyiz bilmiyorum.

Şimdi buradan, yani 1997 yılı içerisinde askerlerin bir şekilde meseleye müdahil olmaları...

Sosyal öfke şöyle oluyor gerçekten: Şimdi bu gelir dağılımı denen şeyi, gelir dağılımı bozuk, ilk yüzde 20'ler itibarıyla veriyoruz bilgileri, bu rakamlar da uçuyor.

TAHA AKYOL- Gelen para faize giderse gelir dağılımı bozulur tabiî.

İLHAN KESİCİ- Şimdi daha somutlaştırmak filan da mümkün onları. Onu sistem tartışmasında belki yaparız. Bu mevcut sistem, mevcut ekonomik sistemde, mevcut siyasal sistemde Türkiye'nin problemlerini çözemiyoruz, yani halkın problemlerini çözemiyoruz. Halkın problemi fukaralık, fakirlik, enflâsyon, işsizlik...

TAHA AKYOL- Özellikle diplomalıların işsizliği.

İLHAN KESİCİ- Müthiş.

TAHA AKYOL- Üniversiteyi bitiriyorsun, işsizsin.

İLHAN KESİCİ- Tabiî, müthiş.

TAHA AKYOL- Felâket bir şey, evet.

CENGİZ ÇANDAR- Üniversiteye gitseniz bir dert, üniversitede okuyup bitirseniz başka bir dert.

İLHAN KESİCİ- Şimdi biz, ortalama işsizlik oranımız yüzde 15'le 18 arasında filan dolaşıyoruz. Bundan daha vahimi genç işsizler, özellikle büyük kentlerdeki, 5 büyük kentte, İstanbul başta, genç işsizler, yüzde 34. Bundan daha vahimi, sizin söylediğiniz husus, eğitimli g e nç işsizlerin oranı yüzde 37.

Yani, biraz da halkî deyimle bakalım: Analar babalar yememişler yedirmişler, giymemişler giydirmişler, içmemişler içirmişler, gezmemişler gezdirmişler, çocuklarını, oğullarını, kızlarını lise mezunu, üniversite mezunu yapmışl a r. Ama, Türkiye'nin ekonomik iklimi öyle bir ekonomik iklim ki, bu çocuklardan, bu gençlerden lokantada, sinemada, sokakta, caddede, pastahanede, camide gördüğümüz her üç insandan birisi, eğitimli insandan birisi işsiz. Bunu Türkiye taşıyamaz.

TAHA AKYOL - İlhan Bey, bunu şöyle tarif edebilir miyiz: Şu anda üniversitede okuyan üç kişiden birisi üniversiteden mezun olduktan sonra işsiz kalacak.

İLHAN KESİCİ- Kesin.

TAHA AKYOL- Ve bunlara "radikal örgütlere katılmayın, yumruk sıkmayın, kavga etmeyin, aşırı akımlara gitmeyin" dediğin kadar de, adam öfkeli.

İLHAN KESİCİ- Tabiî.

CENGİZ ÇANDAR- 8 değil, 18 yıllık temel eğitimden geçir gönder üniversiteye, hiç...

TAHA AKYOL- İstersen temel eğitimi 18 yıl yap, birinci sınıfta Nutuk okut, sonuncu sınıfta yine Nutuk okut, yine toplumsal bir öfke sebebi olarak bozuk bir ekonomi varsa, radikalleşme oluyor.

Demek ki buradan şu sonuç ortaya çıkıyor: Ekonomi, Türkiye için sadece bir ekmek meselesi değil. Ekmek meselesi, artı iç barış meselesi, artı dışarda güçl ü olma meselesi.

İLHAN KESİCİ- Tabiî.

Şimdi bir küçük tarihî anekdot verelim.

Ben bu gelir dağılımı hesaplarıyla uğraşırken, bir ara bize benzeyen bir ülkeyle mukayese etmek istedim ben, Plânlama Müsteşarıyken. İspanya'ya baktık. Yani bize benziyor, Akdeniz ülkesi, nüfus büyüklüğü benziyor vesaire. Bir de aklıma o sıralarda, ondan birkaç sene önce de Franco vefat etmiş idi, İspanya'nın 30 küsur yıllık diktatörü Franco. Benim de garibime giden şu olmuştu: Ya, böyle bir diktatör 30 sene, iç harpten çık m ış, iç savaştan çıkmış falan, büyük bir savaş İspanyol İç Harbi, dünya literatürüne de, siyasî literatürüne geçmiş olan da...

CENGİZ ÇANDAR- İkinci Dünya Savaşı...

İLHAN KESİCİ- İkinci Dünya Savaşının enteresan işlerinden bir tanesi.

Fakat öldükten s onra, ben bekliyordum ki, yani mezarını taşa tutarlar, öfkelenirler, mezarının üstünde eğer çiçekler varsa onları kırarlar, doğrarlar vesaire, bunu bekliyordum, bu olmadı İspanya'da; sonra da bıraktık yani konuyu.

Sonra bu gelir dağılımıyla ilgili bakarken şunu gördüm ben: Şimdi İspanya şu anda, 1984'te Franco öldüğü zamanki değerler itibariyle söylüyorum, Avrupa'nın aşağı yukarı en iyi gelir dağılımına sahip olan ülkesi.

Yani, Dünya Bankasının her yıl çıkardığı "World Development Report"lar var, Dünya Kalkınma Raporu, onun arkasına da bu programa gelmeden önce yeniden baktım, nüfusunun en alttaki yüzde 20'sinin aldığı pay millî gelirden, bizim en alttakinin aldığı payın iki katı, yani iki katı müspet. Nüfusunun en üstteki yüzde 20'sinin aldığı pay, bizi m nüfusumuzun en üstteki yüzde 20'sini aldığı payın yarısı, yani o da iki katı müspet.

CENGİZ ÇANDAR- O zaman gelir dağılımı dengesi inanılmaz boyutlarda, dehşet bir şey.

İLHAN KESİCİ- Evet, inanılmaz boyutlarda. Yani, bu bakımdan, ülkenin iç huzuru bakımından da, hele bir de Türkiye gibi bir coğrafyada, ona geleceğiz herhâlde, bu coğrafyada yaşandığında iç problemlerin, iç barışın halledilmesinin ne kadar önemli olduğu, gelir dağılımının ne kadar önemli olduğu ayrıca ortaya çıkar.

TAHA AKYOL- Burada bir parantez daha açalım. Bask, İspanya'nın sorunlu bölgesi, ayrı dili var, ayrı tarihî sınırları var, ayrı tarihî var...

CENGİZ ÇANDAR- Katalonya da öyle.

TAHA AKYOL- Katalonya da öyle de, esas problem olan Bask. Orada insanlar, bu anlattığın sosyal adalet ve gelişmiş ekonomi sebebiyle, ki İspanya'nın en gelişmiş bölgelerinden biridir Bask, biliyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

TAHA AKYOL- İnsanlar dünya nimetlerine, ekonomik refaha o kadar alışmışlar ki, bir bomba patladığı zaman Basklıların kendileri 10 binler hâlinde sokaklara dökülüyorlar "turizm kaçacak, sermaye kaçacak, teröre karşıyız" diye.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

CENGİZ ÇANDAR- Ama o sırf ekonomik gelişmeyle alâkalı bir şey değil.

TAHA AKYOL- Onun, ekonomik gelişme önemli faktörlerden biris i.

CENGİZ ÇANDAR- ETA terörü varken de Bask ekonomik olarak en ileri bölgelerinden biriydi.

TAHA AKYOL- Fakat, o vakit dünyaya entegre olmuş bir ekonomi değildi, Avrupa Birliğine girmiş bir ekonomi değildi, yabancı sermaye turizme bu kadar bağlı değildi, daha ziyade İngiltere ile okyanus ticaretine doğru gelişmişti.

CENGİZ ÇANDAR- Şunu anlatmak için söylüyorum: Yerel yönetim reformuyla beraber idarî özerkliğin...

TAHA AKYOL- Şimdi konumuz Bask değil; ben Bask'ı incelemek için değil de, ekonominin Güneydoğu meselesi, Kürt meselesi, ne diyorsa insanların düşüncelerine göre, onu çözmek için en önemli faktörlerden birisi olduğu hâlde, bir de demokrasi var tabiî, ekonomiyi gözümüzün önünde böyle batırıyoruz, ondan sonra o toplantı, bu toplantı, eyvah, şu bu falan diyoruz.

Şimdi buradan başka bir soruya daha geçmek istiyorum.

Devlet niye borçlanıyor? Yani, bunun altında KİT var, bunun altında KİT sendikaları var, bunun altında devlet dairelerinde bir kişinin yapacağı işi üç kişinin yapması var; bu nedir, yani başka ne var, bizim bilmediğimiz başka bir şey mi var? Tabiî yolsuzluk var, hırsızlık var, uğursuzluk var, kamu bankalarının yağma edilmesi var, birçok faktör var, devlet niye bu kadar borçlanıyor?

İLHAN KESİCİ- Evet, işte bütün bunları topladığınızda zaten aşağı yukarı resim çıkıyor. Ama teknik tabiriyle diyelim ki, bize yakışan tabir de biraz o, teknik tabiriyle kamu finansmanın bozulması diyoruz. Yani devletin gelirlerinin devletin harcamalarını karşılayamamış olması. Bu birikerek geliyor. Bura da siyasetin...

TAHA AKYOL- Kusuru ne?

İLHAN KESİCİ- Kusuru; bu resmî doğru dürüst algılamamaları, bu resmin bu noktaya gelmemesi için yapılması gereken davranışlarda bulunmamaları.

CENGİZ ÇANDAR- Algılamıyor değiller, algılıyorlar.

TAHA AKYOL- Biliyorlar biliyorlar.

CENGİZ ÇANDAR- İktidar mevkiine geldiği andan itibaren kamu bankalarının sahibi oluveriyor birden iktidar partileri.

TAHA AKYOL- Her parti bir kamu bankası alıyor iktidarda.

CENGİZ ÇANDAR- Yani, oturduğunuz yerde, Sivas'tan doğmuş büyümüş İlhan Kesici, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olduğu zaman üç tane bankası var onun hiç hesapta yokken, o da onu kullanmaya başlıyor.

İLHAN KESİCİ- Bankada parası yokken bile üç tane bankası oluyor.

TAHA AKYOL- Bir faktör daha var. İlhan Beyin reaksiyonunun ne olacağını bilmiyorum, 1991 seçimleri yapılıp da 92'de Doğru Yol Partisiyle SHP'nin, yani Sayın Demirel ile Sayın İnönü'nün koalisyonu kurulduğunda bir yıl içerisinde 100 bin kişi devlet dairesine aldılar. O kadar kamu hizmeti gelişmemişt i . İkinci yıl bir 100 bin daha... Böyle oluyor işte. Yani, onlar yapıyordu da ondan sonrakiler yapmadı mı? Tansu Çiller zamanında da yapıldı, ne bileyim ben, CHP'si de yaptı, şimdi ANAP da yapıyor; ne olacak bu yani?

İLHAN KESİCİ- Şimdi yine son bölümünden başlayalım izin verirseniz. Bir de onun arasında, böyle hoşluk filan olur düşüncesiyle bir ufak anektod anlatmak istiyorum.

Kanunu Sultan Süleyman Trabzon'da doğdu, babası Yavuz Selim Trabzon'da şehzadeydi, Trabzon'da doğdu. Onun bir süt kardeşi var...

CENGİZ ÇANDAR- Erbakan hoca da Trabzonlu.

İLHAN KESİCİ- Evet. Onun bir süt kardeşi var, Yahya Efendi. Bu Çırağan Sarayının karşısında bir dik yokuş vardır, küçük bir dik yokuş, orada ziyaretgâhı var Yahya Efendinin. Bu, Kanuni'nin süt kardeşi.

Kanuni; tabiî Kanuni adını almış olması hukukî düzenlemeler yapmış olması münasebetiyle, kanun koyucu olmuş olması münasebetiyle. Gerçekten zamanının ölçülerine göre düzgün bir rejim koymuş, onu oturtmuş, sonra da demiş ki, "Ben öldükten sonra da bu iş bozulmasın diye onun da tedbirleri almak istiyorum" demiş yakınlarına. Yahya Efendi de çok aziz ve hürmet ettiği bir insan Kanuni'nin, Yahya Efendi süt kardeşi olması münasebetiyle ona da danışıyor, "bana" diyor, "sana zahmet bir rapor hazırla."

"Başüstüne" diyor Yahya Efendi, bir rapor hazırlıyor. Bir gün Kanuni'nin masasında "Neme lâzım; Yahya Efendi" diye bir not.

Kanuni çok kızıyor bu işe, yani üzülüyor da, öfkeleniyor da, Yahya Efendiyle konuşmuyor, ta ki tesadüfen karşılaşıncaya kadar. Kırıklığını da bell i ediyor Yahya Efendiye, diyor ki, "Senden Osmanlı mülkünün padişahı olarak bir ricada bulunduk, bir rapor hazırla dedik, sen getirdin neme lâzım, babana ne filan diye bir not bıraktın, gittin. Çok gücendim bu işe" diyor.

Yahya Efendi diyor ki, "Ben raporumu hazırladım." "Raporun ne?" "Sen ileride bu devleti en müşküle sokacak iş ne diye sormuyor muydun?" "Evet." "İşte ben de söyledim, "Neme Lâzım". Neme lâzımcılık bu devleti senden sonra müşküle sokacak" diyor.

Şimdi, siyasî sistemimiz bizim, siyasetçilerimizin de bir bölümü aşağı yukarı, yani ben kendi zamanımda, o bir yıllık, iki yıllık zamanda...

TAHA AKYOL- Yılın adını koyun.

İLHAN KESİCİ- Yılın adını koyun; "emeklilik yaşını indirirsen bir şey olmaz" veya işte...

TAHA AKYOL- 1992.

İLHAN KESİCİ- 1992 de diyebiliriz, tabiî 92-93 de deriz, ondan evvelki yıllar, ondan sonraki yıllara ait de...

CENGİZ ÇANDAR- O zaman Müsteşarıydınız, muhalefet şerhi koydunuz mu?

İLHAN KESİCİ- Aşağı yukarı vardır. Şimdi onları telâffuz etmek zarif olmaz diye düşünüyorum ben. Ama, asıl iş bu.

Şimdi politikacılık mesleği; aşağı yukarı dünyadaki bütün meslekler insanların kendisi için olan mesleklerdir. Yani, para kazanmak isterseniz kendiniz için, aileniz için; iş yapmak isterseniz, rekorlar kırmak istersiniz kendiniz için, aileniz için vesaire. Bir tek başkası için düşünme ve başkası için çalışmayı icap ettiren meslek politikacılık. Yani sırf toplum için, kendinizle ilgili bir şey olmayacak, bütün toplum için uğraşacaksınız...

CENGİZ ÇANDAR- Yani, "kendim için bir şey istiyorsam namerdim" mesleği.

İLHAN KESİCİ- Evet, meselâ. Ama bütün toplum için yapacaksınız.

Şimdi bizim siyasal sistemimizde aşağı yukarı bunu mecbur etmeyen, yani bir de böyle düşünmediğiniz zaman bir müeyyideyle karşılaşması filan lâzım. Amerika'da bunu yaparsınız, ama bir müeyyideyle karşılaşırsınız, halk sizi gönderir bulunduğunuz yerden. O, sistemle ilgili bir şey veya Avrupa'da, Kıta Avrupa'sındaki ülkelerde.

Şimdi bizim sistemimiz, toplumu için bir şey vermeyen siyasetçileri de veya o dert içerisinde, o tasa içerisinde olmayanları da sistemde yaşatmaya devam ediyor.

Ama netice itibarıyla, bütün o söyledikleriniz, "corruption" veya bankalar sistemi, yolsuzluk, kamu gelirlerini artırıcı gibi davrandığınızda ondan hoşnutsuz olacak kesimlerin hoşnutsuzluğunu göğüsleyememek, başkalarına bol keseden bir şeyler vermek istediğinizde elinizin, kolunuzun tutulması, bütün bunlar birikiyor birikiyor birikiyor, işte bugünkü kamu finansmanı bozukluğuna veya biraz önce bahsettiğimiz faiz yükünü Tü r kiye'nin başına belâ ediyor.

1983 yılında meselâ, faizin dünya normali de o, yarımla ilâ bir arasında, faiz yükünün millî gelire nispeti yüzde 0.6, yüzde 1'in altında.

TAHA AKYOL- Yani dünya, millî gelirinin yüzde 1'i kadar borçlanıyor.

İLHAN KESİCİ- Yüzde yarımı kadar. Öyle bir borçlanma stratejiniz olacak ki, ödediğiniz faizin millî gelire oranı yüzde yarım ilâ en çok bir olacak.

TAHA AKYOL- Bizimki?..

İLHAN KESİCİ- Simdi yüzde 11, yani 22 katı.

TAHA AKYOL- Dünyada bizim gibi yok yani.

İLHAN KESİCİ- Dün yada bizim gibi yok.

Şimdi bu tabiî birikim, bunun çözülmesi bizim işimiz.

TAHA AKYOL- Çözüme geleceğiz İlhan Bey. Ben size somut bir şey sorayım, bu genç emeklilik falan deyince.

1.4 katrilyon bizim sosyal güvenlik sisteminin zararı.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

TAHA AKYOL- Devlet bu 1.4 katrilyonu genç emeklilere yetiştirebilmek için, sisteme yetiştirebilmek için en az 2 katrilyon borçlanıyor; öyle mi?

İLHAN KESİCİ- Tabiî, doğru.

TAHA AKYOL- Demin Atatürk Barajı örneğini verdiniz Türkiye'nin toplam 6 katrilyon civarındaki borç ödemeleri için. Genç emekliliğin Türkiye'ye faturası olan 1.4 katrilyon nedir? Onu bir somut olarak; Atatürk Barajı mı dersin, Keban Barajı mı dersin, şu kadar fabrika mıdır, nedir; bir örnek verin.

İLHAN KESİCİ- Şimdi Atatürk Barajını 3 milyar dolar alalım, 750 trilyon lira etmiş olur o, 1 trilyon, demek ki 2 Atatürk Barajı. Atatürk Barajı dediğiniz şey 10 milyar kilovat saat elektrik enerjisi üreten şey. 10 milyar kilovat saat elektrik enerjisi üretiyor, bir de...

CENGİZ ÇANDAR- Türkiye ne kadar kullanıyor yılda?

İLHAN KESİCİ- Türkiye şimdi 80 milyar kilovat saat civarında kullanıyor.

TAHA AKYOL- 8'de biri Türkiye'nin.

İLHAN KESİCİ- Yani, bütün Türkiye'nin aşağı yukarı 10'da 1'ini tek başına üretiyor. Bir de sulama projeleriyle, sadece bununla da yetinmiyor, bununla da kalmayacak, sulama projeleriyle beslendiğinde, bizim Yukarı Mezopotamya ovaları dediğimiz ovaların aşağı yukarı yarım milyon hektar, yani 10'la çarpalım, 50 milyon dönüm araziyi sulayacak bir de Atatürk B a rajı.

TAHA AKYOL- Tabiî bunu kaybediyor Türkiye.

İLHAN KESİCİ- Bundan iki tanesini her yıl kaybediyor.

CENGİZ ÇANDAR- Artı, bir şey daha var, Hollanda'nın toplam tarım üretimi kadar tarım üretimi sağlıyor.

İLHAN KESİCİ- Tabiî tabiî.

TAHA AKYOL- Y ani şu ortaya çıkıyor: 1991 seçimlerinde oy almak için "sizi erken emekliye sevk edeceğim" şeklindeki bir popülizm, bunun yasalaştırılmasının faturası, bunu hepimiz bilelim, vatandaşlar olarak hepimiz bilelim, Türkiye'ye bir yılda iki Atatürk Barajı kaybe ttiriyor.

İLHAN KESİCİ- Ettirir. Bunu birikimli olarak alalım.

TAHA AKYOL- Birikimli olarak, tabiî, birikimin bu aşamasında.

İLHAN KESİCİ- Yani, birbirini besleyen sistemler, birbirini besleyen yıllar olarak alalım.

Burada istihdamla ilgili...

Re klâm arası mı vereceğiz?

TAHA AKYOL- Reklâm arası vereceğiz de, istihdama geçelim.

İLHAN KESİCİ- O söylediniz doğrudur, yani 100 bin kişi aldılar, bir 100 kişi daha aldılar, ondan sonraki gelen hükûmetler de aldı, şimdi de alınacak filan vesaire.

Şimdi bu istihdamı; yani istihdam işsizliği çözmek için kullanılan bir mekanizma, ama yanlış yol. Doğru yolu bunun şu...

TAHA AKYOL- Üretmeyene maaş veriyorsunuz.

İLHAN KESİCİ- Evet. Doğru yolu bunun şu: Biz bu millî gelir büyümesi, büyüme hızı filan vesaire dediğimizde yine havalarda uçuşur bu rakamlar. Ama, Türkiye ekonomisinin özellikleri itibarıyla bizim millî gelirimiz 1 puan büyüğünde, bu ortalama her yıl, sektörel dengelere de bağlı olmak üzere değişir ama, 70 ilâ 80 bin yeni iş yeri yaratır. Yani yüzde 7 büyüğünüz zaman, yedi kere yedi 49 eder, 490 bin veya 500 bin yeni iş yaratmış olursunuz.

O 100 bin kişiyi başka türlü almak yerine, ekonomiyi, millî geliri sadece 2 puan fazla büyütecek programlar içerisinde olunmuş olsa, o aldığınız ve Türkiye'nin sırtına belâ olacak olan o istihdamı rasyonel bir istihdam tarzında çözmüş olursunuz. Asıl aramamız gereken iş de o olması lâzım.

CENGİZ ÇANDAR- Şimdi bir reklâm arası veriyoruz, ondan sonra sohbetimize devam edeceğiz.

(Reklâm Arası)

CENGİZ ÇANDAR- Şimdi Türkiye'nin enerji tüketimi kaç kilovat saat, Atatürk Barajı, büyük para kayıpları vesaire derken Türkiye'nin çok önemli imkânları da var. Bu dış politika alanına bizi şimdi sokacak, daha doğrusu söyleşiyi o yöne götürecek.

Meşhur oldu diyelim, bir enerji koridorundan bahsediliyor. Bunun tercümesi, Orta Asya ya da Hazar havzasındaki Türk cumhuriyetlerinde var olan petrol ve doğalgaz kaynaklarının Türkiye üzerinden uluslar arası pazarlara çıkması. Bu, hem Türkiye'nin enerji ihtiyacını büyük ö lçüde giderecek, hem Türkiye'ye uluslar arası sahnede bir önemli rol kazandıracak, hem de Türkiye'nin yakında Avrupa Birliği nezdinde uğradığı hayal kırıklığını dengeleyecek bir fırsat gibi gözüküyor.

Gel gelelim, o, Türkiye'nin içinde büyük umutları besleyen bir konu olmasına rağmen, her önüne gelen, televizyon ekranlarının karşısına, mikrofonların önüne çıkan, teyplere konuşan, Bakü-Ceyhan tamamdır, oluyor filan dese de fevkalâde karmaşık, zor ve henüz ne şekilde, ne yönde ve ne sür'atle gelişeceği be llî olmayan bir alan.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

CENGİZ ÇANDAR- Bu konuda siz durumu ve 1998'de Türkiye'nin bu potansiyel imkânını nasıl görüyorsunuz?

İLHAN KESİCİ- Bu 1998'in başındaki durum aşağı yukarı 1995'den, -siz de çeşitli münasebetlerle yazdınız onu- 1995 bazlı geliyor.

Şimdi şöyle bakalım: Yani genel dış politikadan ayrı olmak üzere bakıyorum ben. Genel dış politikaya daha sonra temas edeceğim.

Şimdi efendim, dünya mevcut hâlde senede 3 milyar ton petrol kullanıyor, 3 milyar ton, bir rakam; aşağı yukarı 2,5 milyar ton petrole eş değeri de doğalgaz kullanıyor. Yani ona da biz yaklaşık hesapla bakalım, 3 milyar ton petrole eş değer de doğalgaz kullanıyor.

Şimdi bu bizim içinde bulunduğumuz coğrafya, Orta Doğu ve Hazar bölgesi olarak bakarsak, yani Orta Doğu bölgesi ve Hazar; Hazar dediğimiz zaman şimdi Rusya Federasyonu, Azerbaycan ve Türk cumhuriyetlerini kastediyoruz.

CENGİZ ÇANDAR- Türkmenistan ve Kazakistan.

İLHAN KESİCİ- Türkmenistan, Kazakistan dahil.

CENGİZ ÇANDAR- Rusya Federasyo nu'nu kastetmiyoruz tabiî.

İLHAN KESİCİ- Evet. Şimdi...

CENGİZ ÇANDAR- Uluslar arası enerji koridoru deyince, Kazak petrolleri, Türkmen doğalgazı, Azerî petrolü.

İLHAN KESİCİ- Üretim ve rezervlerle ilgili bir şey diyeceğim, ben onu da kastetmiş oluyorum yani. Hazar bölgesine o zaman Rusya'yı da koyalım, Rusya artı Hazar bölgesi ve Orta Doğu bölgesi, bu söylediğimiz rakamların, yani 3 milyar ton petrol, -bilgiyi vermemin sebebi o- 3 milyar ton petrol eş değeri doğalgaz üretiminin yüzde 40'ını, dünyanı n yüzde 40'ını üretiyor.

CENGİZ ÇANDAR- Rusya artı Türk cumhuriyetleri.

İLHAN KESİCİ- Rusya artı Türk Cumhuriyetleri, artı Orta Doğu, yani Arap ülkeleri.

CENGİZ ÇANDAR- Yüzde 40'ı?..

İLHAN KESİCİ- Yüzde 40'ı, üretimde. Bu büyük bir rakam.

Ama, iş rezervlere geldiğinde, yani önümüzdeki 50 yılın, 70 yılın rezervlerine geldiğinde rakamlar şöyle: Bilinen rezervler, şimdi ekonomik olarak bilinen rezervler petrolde 150 milyar ton, doğalgazda da...

CENGİZ ÇANDAR- 200'e çıkıyorlar onu.

İLHAN KESİCİ- Evet, o çıkacak ama, "proven reserves", "feasibile proven reserves" 150 milyar ton civarında.

CENGİZ ÇANDAR- Orta Asya mı?

İLHAN KESİCİ- Hayır, dünya. Doğalgazda da bu rakam aşağı yukarı 186 milyar ton petrole eş değer doğalgaz. Şimdi bu iki karamı da koyalım. Bunun, bölgenin önemini iyi ifade etmek bakımından söylüyorum, yüzde 70'i bizim bu bölgemizde.

Yani, dünya yıllık üretiminin yüzde 40'ı idi, şimdi yüzde 70, neredeyse iki katına çıkıyor önemi.

TAHA AKYOL- Yani, önümüzdeki 20-30 yılda dünyanın bizim bulunduğumuz bu bölgeye petrol ve doğalgaz bağımlılığı bir misli artacak.

İLHAN KESİCİ- Bir misli artıyor.

Şimdi o rakamların bir önemi de şu; bir önemi o, ikinci önemi de şu: 150 milyar...

CENGİZ ÇANDAR- Şu anda üretimin yüzde 40'ı bu bölgede, re zervlerin yüzde 70'i.

İLHAN KESİCİ- Tamam, hem doğalgazda, hem petrolde aşağı yukarı; petrolde yüzde 68, doğalgazda 71 ama, biz onu 70 olarak alalım.

Şimdi bunun ikinci önemli özelliği şu: 150 milyar ton, yıllık kullanım 3 milyar ton, tabiî giderek artacak bu rakam ama, 3.1, 3.2, 3.3 filan diye giderek artacak ama, 3 milyar ton olarak alalım, 150'yi 3'e bölelim, 50 sene; 170'i 3'e bölelim, o da aşağı yukarı 65-70 sene.

Bu şu demek, senin söylediğin 200 milyar tona çıktığını da düşünün, bu şu demek: Dünyanın bütün büyük güçleri 70 sene daha, bu bölgede tavuk ölse ilgi duyacaklar demektir.

Yani, herhangi bir dağın başında horoz kesildiği zaman, dünyanın bütün büyük kuvvetlerinin, bütün büyük güçlerinin, devletlerinin, firmalarının vesaire, istihbarat or g anizasyonlarının, istihbarat ajanlarının, her ne olursa olsun 70 sene daha bu bölgede olduğunu bilmesi lâzım.

TAHA AKYOL- Yani, Clinton'un "dünya haritasına baktığında Türkiye'nin ne kadar önemli bir ülke olduğunu her gün yeniden hatırlıyorum" şeklindeki sözü sadece bir iltifat değil, bir gerçek.

İLHAN KESİCİ- Bence öyle.

Şimdi buradan gelelim koridora.

CENGİZ ÇANDAR- Daha ötesi şu: Brezinski'nin, meşhur Amerikalı stratejist, son kitabının adı "Great Chess Board", Büyük Satranç Tahtası ve Avrasya diye, şimdi işte bu koridorun, bu muhayyel koridorun bulunduğu yeri kastediyor.

İLHAN KESİCİ- Doğru.

TAHA AKYOL- Avrasya Balkanları dediği tam bu bölge.

İLHAN KESİCİ- Şimdi buradan gelelim Cengiz Beyin şeyine, bu böyle altlık olmuş olsun bu verdiğiniz bilgiler, sohbetin altlığı olmuş olsun, bazı olmuş olsun.

Şimdi böyle olunca da dünya aynı hassasiyeti gösterdi.

Şimdi bizi aktüel olarak ilgilendiren bölümü, yani...

TAHA AKYOL- Boruların olduğu...

İLHAN KESİCİ- Güncel olarak ilgilendiren bölümü borular. "Borular" işinde şu çıktı: Önce bir petrolle ilgilenelim.

Bir Azerbaycan petrolü var. Öbür petroller, yani Kazakistan, Türkmenistan, Türkmenistan'da daha az. Şimdi bu çıkacak olan, çıkıyor olan petrol, dünyanın da petrole olan ihtiyacı düşük şimdi, yani ilâve üretime ihtiyacı yok dünyanın. Hatta regüle ediyorlar, fazla da üretim olmasın filan diyorlar.

CENGİZ ÇANDAR- İşba noktasında yani.

İLHAN KESİCİ- İşba noktasında, tamam.

Ama, Azerbaycan'da da erken üretim diye bir tabir çıktı, "early production", "early oil" vesaire. Şimdi bunun miktarı küçük, yani 3,5-4 milyon ton/yıl.

TAHA AKYOL- En fazla 8'e çıkacak.

İLHAN KESİCİ- En fazla 8'e çıkacak. Onun için ilâve bir boru hattı yapılması kat'iyen fizibıl değil, yani ne petrol boru hattı olarak, ne büyük taşıma olarak. Onu ne yaptılar o zaman? Yani, bu Novorossijsk, Azerbaycan-Bakü'den çıkacak, Gürcistan'ın üzerinden Rusya Federasyonuna doğru gidecek, Novorossijsk...

CENGİZ ÇANDAR- Çeçenistan'dan geçerek gidiyor.

İLHAN KESİCİ- Evet. Novorossijsk'e gelecek, orada zaten tabiî bir boru hattı var, onu biraz regüle...

TAHA AKYOL- Sovyetlerin yaptığı boru hattı var, evet.

İLHAN KESİCİ- Boru hattı.

İkinci bir şey, sadece Sovyetler'in kontrolünde kalmasın diye, Gürcistan'da Supsa var. Yani Bakü'den çıktı Novorossijsk'e gitti...

CENGİZ ÇANDAR- Ama hat yok orada, yapmaları lâzım.

İLHAN KESİCİ- Yapılacak. Ama, maliyet düşük. Oradan Supsa'ya gitti. Peki ne olacak? Karadenizi boydan boya geçecek, İstanbul Boğazından ve Çanakkale Boğazından geçip gidecek. İstanbul Boğazında gördüğümüz hâdise, bundan bir hafta, 10 gün önceki bir tanker faciası oldu, o bile durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.

TAHA AKYOL- Şöyle diyebiliriz: İstanbul'un zaman zaman yaşadığı tehlikeleri hatırlayalım, buna şimdil ik 3,5 milyon ton, ileride de 8 milyon ton yük binecek, petrol yükü, evet.

İLHAN KESİCİ- 3,5 milyon tonla bizim fazla bir derdimiz olmayacak, o yüzden öyle.

Şimdi gelelim bunun şeyine, 2005, yani 1995 dememin sebebi o, bir büyük dünya konsorsiyumu kuruldu. Bunu, yani ne bunun çıkarılmasını, ne bunun taşınmasını, ne sadece Azerbaycan'a bırakır dünya, ne sadece Türkiye'ye bırakır, ne sadece Rusya'ya bırakır vesaire, bunu bırakması söz konusu değil, hele hele rezervleri de dikkate alırsak.

O zaman bir büy ü k konsorsiyum kuruldu. Türkiye de bunun içinde yer almaya çalıştı, aldı. Buna "Mega Proje" dediler 1996 yılında. 15 tane dünyanın en büyük petrol üreticisi ve dağıtıcısı şirket orada.

Neredeyse yüzde 50'si Amerikan şirketleri; yani Amerikan Aramco var, Amer i kan Esso var, Amerikan Urocall var; bunların nispetleri yüzde 17'ler civarındadır. Yüzde 40'ın üstünde, yüzde 50 ile 40 arasında Amerika var. Yüzde 15 civarında Rus şirketi var. Yüzde 17 civarında BP var, British Petroleum var, bizim de 6,75'lik bir hissemiz var Türkiye olarak. Yani, bu böyle kuruldu.

Bunlar şunu dediler: 2005 yılına kadar dünyanın fazla bir petrole ihtiyacı filan yok. 2005 ilâ 2015 arasında bu ihtiyaç artacak ve önce 30 milyon tondan başlayacak, 30'dan 100 milyon tona kadar çıkacak. Bu 100 m ilyon tonun 30 milyon tonu Azerbaycan petrolü olacak, 20 milyon tonu...

CENGİZ ÇANDAR- Bu şirket şey ama, Azerbaycan petrolleri için bu. Kazak yok, bunun içinde Kazak petrolu yok...

İLHAN KESİCİ- Şimdi şöyle bakalım: 20 milyon ton, aşağı yukarı Hazar Denizini alalım biz, kuzeyinde Kazakistan'dan gelecek, ortası civarında Hazar denizi, gölü tartışması var, biz deniz diyoruz, Hazar denizi diyoruz, sen de yazdın onu, 20 milyon ton da oradan gelecek 40; 30 milyon ton da Azerbaycan'dan gelecek, aşağı yukarı 2015 ilâ 2020 yılları arasında bu rakam 100 milyon tona çıkacak.

TAHA AKYOL- Bu nereden akacak?

İLHAN KESİCİ- Hah, bu 100 milyon ton olduğu zaman, ne Bakü-Novorossijsk, ne Bakü-Süpsa hattı, ne de buralardan Novorossijsk'e, Süpsa'ya gidecek, Karadenizi boydan boya geçecek, diyelim İstanbul Boğazı olmayacak, Bulgaristan'ın Burgaz limanına gelecek, oradan Yunanistan'ın Selanik limanı civarında bir yere inecek; bunların hiçbirisi fizibıl değil. Bunun, hem Cengiz'in söylediği Brezenski'nin, hem Başkan Clint o n'un "bu coğrafyaya baktığımda bunu görüyorum" filan dediği iş o. 100 milyon ton civarında olduğu zaman...

TAHA AKYOL- Mecburen Bakü-Ceyhan.

İLHAN KESİCİ- Mecburen Bakü-Ceyhan.

CENGİZ ÇANDAR- Yok öyle bir mecburiyet. Şimdi bir dakika orada durun, orada durun, yanlış bilgi vermeyelim.

TAHA AKYOL- O miktarı karşılamak için eğer İran'dan Basra'ya akıtmazsan...

CENGİZ ÇANDAR- İşte, onun için orada durun diyorum.

İLHAN KESİCİ- Şimdi gelelim, bu Mega Proje, yani bu büyük konsorsiyumun da yapmış olduğu fizibiliteler 2015'e kadar, Türkiye istikrarını bulur ise tabiî, yani istikrarsız bir bölge olması hâlinde zaten...

TAHA AKYOL- Yani, Türkiye geçen 10 yılı kaybettiği gibi gelecek 10 yılı da kaybederse petrol gitti, evet.

İLHAN KESİCİ- Şimdi birinci b ölüm bu.

Bunun Bakü-Ceyhan'da muasır olabilmelerini icap ettiren hâl şu: Bu ne olacak, bu toplandı petrol, çıkması lâzım ve dağıtılacak Avrupa'ya.

Bir, başka güzergâh olarak Rusya üzerinden gidebilir. Dünya ve Batı Avrupa zaten Rusya doğalgazına ve petrolüne oldukça bağımlı hâlde...

TAHA AKYOL- Daha fazla bağımlı olmak istemiyor.

İLHAN KESİCİ- Bir de bütün bu Hazar bölgesini oraya akıttığınız zaman Rusya monopol oluyor.

İki; İran'a inebilir. En fizibıl, normal şartlarda İran patırtılı gürültülü bir ülke olmuş olmasa, ama önümüzdeki 20 yıl için hâlâ bir "roskeyt" olarak, Amerikalıların tabiriyle...

TAHA AKYOL- Bir de Amerika ile İran barışsalar bile, İran'a, Körfeze Bakü fazla bağımlı olmak istemez.

İLHAN KESİCİ- İstemiyor.

TAHA AKYOL- İkincisi burası.

CENGİZ ÇANDAR- Olacak o, o şüphesiz.

TAHA AKYOL- Yani, Bakü-Ceyhan o bakımdan kaçınılmaz, mecbur.

İLHAN KESİCİ- Şimdi İran'da her an biri yaralanabilir, kurşun geçirilebilir bir pozisyon İran'ın pozisyonu da; o yüzden, yani hem Rus monopolünde kalmasın, hem İran gibi Batıyı her an tehdit edebilme imkânına sahip bir ülkenin elinde kalmasın diye bir üçüncü güzergâh olarak o görünüyor.

TAHA AKYOL- Bakü-Ceyhan şu aşamada Türkiye'nin umutvar olması gereken bir proje midi r?

İLHAN KESİCİ- Efendim, Türkiye Bakü-Ceyhan'dan da umutvar olur, imkânları ona da müsaittir, çok daha fazla umutvar olabileceği başka imkânları da vardır. Bu yeter ki, yani şimdi geleceğiz herhâlde o bahse, bir, 4 senede 6 tane hükûmet, başbakan değiştirmiş bir ülkeyiz biz. İki; 3 senede 9 tane Dışişleri Bakanını değiştirmiş bir ülkeyiz.

TAHA AKYOL- İstikrar meselesine geleceğiz.

İLHAN KESİCİ- Bunların icabını yapmamamız hâlinde zordur.

TAHA AKYOL- Şimdi İlhan Bey, Türkiye'nin bu borç modelinde Türkiye'nin içeride ne kadar kötü yönetildiği, Türkiye'yi sevk ve idare edebilecek hükûmetleri çıkaramadığımızı gösteriyor, böyle 3 aylık, 8 aylık, ömürsüz, kavgalı koalisyonlarla. Bu petrol boru hatlarını gördük, Türkiye'nin bir panter gibi bunu takip etme s i gerekiyor, ama Türkiye panter hükûmetler çıkaramıyor.

Bir de bizim Avrupa'yla problemimiz var. Muhtemelen Kıbrıs meselesi bu sene sakin gibi görünüyor ama, birdenbire alevlenebilir, bayağı ateşlenebilir Kıbrıs meselesi falan.

İLHAN KESİCİ- Evet.

TAHA AKYOL- Bir de, Avrupa'yla ilişkilerimizde Avrupa'nın daha çok böyle Yunanistan'a yatkın bir politika izliyor olması Avrupa'yla ilişkilerimizi, Türkiye'nin işte Avrupalı olmak filan gibi beklentilerinin ötesinde bir kritik duruma getiriyor. Hâlbuki biz 1963 Ankara Anlaşmasından beri Avrupalı olduk oluyoruz, bilmem ne falan diyoruz. Yunanistan girdi, biz giremedik. Bu içerimizdeki istikrarsızlıklar, hükûmetler gitti geldi, çöktü, terör çıktı-çıkmadı falan; bunlar Avrupa ile ilişkilerimizde Türkiye'ye hang i fırsatları kaçırttırdı?

İLHAN KESİCİ- Çok imkân kaçırdı. Şimdi bu tabiî, yani çok imkân kaçtı falan dediğimiz zaman...

TAHA AKYOL- Türkiye'nin elinden çok imkân kaçtı.

İLHAN KESİCİ- Tabiî. Sanki zannediliyor ki, Türkiye'nin o imkânı kaçarsa başka imkânlar filan bulunur. Filvaki bulmak mecburiyetindeyiz, bizim işimiz o. Yani, siyasetin işi daha büyük imkânlar filan bulmak ama, orada şunu söyleyelim: Türkiye bu işleri iyi takip edemiyor, o yüzden kaçıyor. Yani, Avrupa'nın Türkiye'ye bakışında belki Türk düşmanlığı olabilir, İslâmiyetin etkisi olabilir, insan hakları ihlâli olabilir filan vesaire ama, şimdi bu...

TAHA AKYOL- Onlar çok konuşuldu, biz şimdi kendi kusurlarımızı konuşalım.

İLHAN KESİCİ- Biz kendi kusurlarımıza bakalım şimdi. Bu sizin ifade ettiğiniz gibi, Türkiye aslında iyi yönetildiği zaman dünyadaki bütün gelişmeleri çok sür'atli bir şekilde takip eden bir ülke, geleneğimiz de öyle. Yani, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemleri de dahil olmak üzere dünyadaki bütün gelişmeleri iyi taki p eden bir ülkeyiz, dış politikada daha da önemli takip eden...

TAHA AKYOL- Geleneğimiz kuvvetli.

İLHAN KESİCİ- Geleneğimiz kuvvetli.

1957 yılında, daha Avrupa Birliğinin hiç böyle yeşerip yeşermeyeceği de belli değil gibi iken, ama 1957 yılında altı tane Avrupa ülkesi, üç büyük, üç küçük, -yani Almanya, Fransa, İtalya büyük olarak; Hollanda, Lüksemburg, Belçika küçük olarak düşünülürse- bir ekonomik organizasyon kurdular, adı da Avrupa Ekonomik Topluluğu idi.

1959 yılında Türkiye, şimdi orada bir Yun a nistan irtibatı da kurmak istiyorum, Türkiye hemen müracaat etti bu işe, yani müracaat etmek için hazırlıklara başladı.

TAHA AKYOL- Yani Adnan Menderes Hükûmeti.

İLHAN KESİCİ- Rahmetli Menderes, rahmetli Bayar, rahmetli Fatin Rüştü Zorlu hemen 1959'da müracaat ettiler.

CENGİZ ÇANDAR- Hatta idama götürülürken İmralı Adasında, Fatin Rüştü Zorlu'nun hâlâ Avrupa Birliğine üyelik meselesini tartıştığı söylenir.

TAHA AKYOL- Celal Bayar soruyor.

İLHAN KESİCİ- Celal Bayar onu soruyor, Fatin Rüştü Zorlu d a ona...

TAHA AKYOL- Devlet adamları bunlar işte, evet.

İLHAN KESİCİ- Gelelim, yani iyi takip ediyor, gelelim İsmet Paşa'ya. 1960 İhtilâli ve İsmet Paşa dönemi başladı. İsmet Paşa bu işi reddetmedi. Yani Demokrat Partililer başladılar, onlar da asıldılar gittiler filan, "ben bu işe nokta koyuyorum" falan demedi...

TAHA AKYOL- Anlaşmayı o imzaladı.

İLHAN KESİCİ- 1963 yılında, adına Ankara Anlaşması dediğiniz anlaşmayı imzaladı. 1970 yılı oldu, Süleyman Bey o zaman Başbakan, oradaki takvimi de erkene alarak, şimdi adına Katma Protokolü dediğimiz protokolü imzaladık.

CENGİZ ÇANDAR- Şimdi İlhan Kesici, böyle bir tarihî kronolojiyle gelirsek...

İLHAN KESİCİ- Burada önemli bir noktaya geleceğim...

CENGİZ ÇANDAR- ANAP milletvekili olduğunuz için zora girerseniz.

İLHAN KESİCİ- Hayır hayır.

CENGİZ ÇANDAR- Nerede takıldık?

İLHAN KESİCİ- Hayır hayır.

CENGİZ ÇANDAR- Şu andaki koalisyon ortağınızın Başbakanlığı döneminde.

İLHAN KESİCİ- Bu iş ANAP işi, Doğru Yol işi filan değil, bu Türkiye işi.

CENGİZ ÇANDAR- Türkiye işi, onu diyorum işte. Şimdi o zihniyet iktidarda olduğu için...

İLHAN KESİCİ- Şimdi geldik 1974 yılına; aslında Türkiye en önemli imkânlarını 1970'lerden sonra kaçırdı.

TAHA AKYOL- 71'de askerî müdahale oldu, Demirel Hükûmeti istifa ettirildi, 73'te seçim...

İLHAN KESİCİ- Şimdi o siyasî istikrar...

TAHA AKYOL- Bu istikrarsızlıkları vurgulayalım. 73'te seçim oldu, yelpaze dağıldı, hükûmet çıkmadı, evet.

İLHAN KESİCİ- 73'teki seçimden daha önemlisi, Süleyman Bey 1970 yılında Katma Protokolü imzaladı, erkene aldı ama, o zaman arkasında yüzde 52 oy, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de tek başına büyük çoğunluğu vardı. 1970 yılında, yani müsebbiplerini tartışmıyorum; Süleyman Bey mi, Adalet Partisi mi sebebiyet vermiştir, ayrılanla r mı olmuştur, ayrı. Demokratik Parti, yani sağ ikiye bölündüğünde...

TAHA AKYOL- Olay o.

İLHAN KESİCİ- Olay orada patladı, 71 muhtırası. Yunanistan'da da Albaylar Cuntası vardı o tarihte. 74'te Kıbrıs Harekâtıyla Albaylar Cuntasından kurtuldu Yunanistan, Karamanlis diye bir devlet adamı geldi Yunanistan'ın başına. Fransa'daydı, Fransa'da kaçak idi yahut kaçmıştı...

TAHA AKYOL- Rahmetli Menderes'le Zürih ve Londra Anlaşmalarını imzalayan Yunan Başbakanı. Biz astık, onlar Paris'e gönderdiler; bunu da vurgulayalım, evet.

İLHAN KESİCİ- 1974 yılında geldi Karamanlis, bir tane ana teması oldu Yunanistan'ın; Avrupa Topluluğuna tam üye olarak girmek.

TAHA AKYOL- Yani, taktı kafayı.

İLHAN KESİCİ- Taktı kafayı.

Şimdi biz 1959'da Yunanistan'la beraber müracaat ediyor idik. 1963 yılında bizim anlaşmamız imzalandı, insanların çoğu bilmez bunu, bir ay önce de aynı, 60 maddelik bir şeydir Katma Protokol, bizden bir ay evvel Yunanistan imzaladı, bir ay sonra biz imzaladık. Biz adına Ankara Anlaşması dedik, onl a r Atina Anlaşması dediler.

1970 yılında Katma Protokolü biz imzaladık, bundan 15 gün evvel Yunanlılar imzaladılar, aynı maddelerle devam ediyordu.

Türkiye 1974'te Yunanistan'ın tam üyelik müracaatıyla bu irtibatı kopardı. Yani, Avrupa'nın huzuruna...

CENGİZ ÇANDAR- Bir dakika... Şunu da insanlar bilmez, söyleyeyim. Avrupalılar o zaman gelip "başvurun, siz de başvurun, Yunanistan kapıyı çaldı, geri kalmayın, başvurun" diye telkinde bulundular.

İLHAN KESİCİ- Bulundular. Ama, o zaman Türkiye'de beş partili koalisyonlar hükûmeti başlamış idi. Yani bu siyasal sistemin nelere sebep olduğunu falan da ifade ediyorum. Beş partili koalisyon; içinde Adalet Partisi var, içinde o zamanki Millî Selâmet Partisi var, o zamanki Milliyetçi Hareket Partisi var, CGP var ve s aire, beş partili koalisyonlar. Şimdi de dört partili bir koalisyonuz.

Şimdi onu kaçırdık. 1978 yılında Bülent Ecevit Hükûmeti, ben dedi, yani Türkiye'nin havası da o istikametteydi, "onlar ortak, biz pazar mı olacağız", dondurdu.

TAHA AKYOL- Emperyalizme karşı tedbir aldı.

İLHAN KESİCİ- O imkân 1980 yılında geldi, tekrar 1980 yılında geldi, sonra 80 ihtilâliyle beraber donduruldu, ta ki aşağı yukarı 1992 yılına kadar. Yani, bizim ortaklık...

CENGİZ ÇANDAR- 87...

İLHAN KESİCİ- 87'de Turgut Bey tam üyelik müracaatında bulundu. Onun bulunmasının sebeplerinden bir tanesi, bu dondurma kararını hiç olmazsa bozmak içindi.

CENGİZ ÇANDAR- Buzluktan çıkarmak için.

İLHAN KESİCİ- Buzluktan çıkarmak içindi. Şimdi ama, netice itibariyle Yunanistan 1981 yılında tam üye oldu, Yunanistan'a yetmedi bu iş, şimdi önümüzdeki en büyük badirelerden birisi Kıbrıs, Kıbrıs'ın Avrupa Topluluğuna tam üye olması.

O zaman ne hâl olacak Kıbrıs olduğu zaman? İster Kıbrıs Rum Yönetimi itibariyle olsun, ister bütün Kıbrıs itib a riyle. Bize göre bütün Kıbrıs'ı temsil edemeyecekler ama, iki tane Yunan devleti veya iki tane Rum devleti Avrupa Topluluğunda üye olmuş olacak, ama sıfır Türk devleti de, hiçbir Türk devleti de olamamış olacak bu akılla, bu üslûpla devam eder isek. Onu ç ö zmek de mümkün.

Yani buradan, siyasetçinin önemini ve siyasal sistemin önemini ifade etmek, yani ülkelere neler götürüyorlar, neler getiriyorlar; işte Karamanlis'in ve Yunan siyasetçilerin o zamanki illâ da bu işi böyle yapacağız demeleri, basiretleri...

CENGİZ ÇANDAR- Konjonktür değerlendirmeleri.

İLHAN KESİCİ- Konjonktür değerlendirmeleri, dirayetleri işte Yunanistanı o hâle getirdi, bizi de bu hâle getirdi.

TAHA AKYOL- 1974'ten sonra Yunanistan'da ciddî bir hükûmet krizi hiç olmadı.

İLHAN KESİCİ- Hayır, olmadı.

TAHA AKYOL- Ya Papandreu geliyor veyahut Yeni Demokrasi Partisi geliyor, yani ya Cumhuriyet Halk Partisi geliyor, Demokrat Parti geliyor.

İLHAN KESİCİ- İstifa eden başbakan yüzde 40 alıyor yani.

TAHA AKYOL- O yüzden de orada, 5'li, 6 'lı koalisyonlarla, 3 aylık, 8 aylık...

CENGİZ ÇANDAR- 89'da öyle bir oturttular ki sistemi, bir yıl içinde üç seçim yapıp oturttular, olmadı bir daha seçim, olmadı bir daha seçim.

TAHA AKYOL- Onun için şimdi iki partili sistem yürüyor.

Buradan şu ortaya çıkıyor: Türkiye, 3 aylık, 8 aylık hükûmetler yüzünden, sağın, solun bu parçalanmışlığı yüzünden içeride borca batıyor, 10 tane Atatürk Barajı da havaya üfürüyoruz.

İLHAN KESİCİ- Her yıl.

TAHA AKYOL- Her yıl. Sosyal güvenlik sistemi iki tane Atatürk Barajını üfürüyor, millî gelir dağılımı bozuluyor, gelir dağılımı bozulunca sosyal huzur bozuluyor, iç barış bozuluyor. Dışarıda da, işte Avrupa Birliğini nasıl kaybettiğimiz meydanda.

Bugün Yunanistan kişi başına 750 ilâ 1000 dolar Avrupa Birliğinde n yardım alıyor, biz bir tek kuruş almıyoruz, üstelik dış ticaret açığımız 10 milyar dolar... Anlaşılıyor ki, bu Ahmet'in kusuru değil, Mehmet'in kusuru da değil, bu sistemin kusuru.

İLHAN KESİCİ- Birikim, sistem.

TAHA AKYOL- 3 aylık, 5 aylık hükûmetlerle, bu kadar çok partiyle olmuyor. Ne yapacağız; bütün mesele o.

İLHAN KESİCİ- Şimdi efendim, ondan evvel, özellikle bu dış politikayla ilgili bir iki tane...

CENGİZ ÇANDAR- Yalnız vaktimiz çok sınırlı, onun için bir-iki şey.

İLHAN KESİCİ- Bir-iki hüküm cümlesiyle şey yapıyorum.

Bu coğrafya zor bir coğrafya, yani imkânları çok olan bir coğrafya filan ama, zor bir coğrafya.

Şimdi bu akşam oldu, yani Türk harp gemileriyle Yunan harp gemileri, aşağı yukarı İngiliz tabiriyle "at the bring all war", b öyle...

CENGİZ ÇANDAR- Savaşın eşiğine geldi.

İLHAN KESİCİ- Savaşın eşiğine filan geliyorlar her dakika. Kardak'ta oldu, şimdi de oldu, önümüzdeki günlerde de olacak.

Şimdi bizim üç denizimiz var, bu büyük avantaj. Ama aynı zamanda, özellikle Ege denizinin mahiyeti itibarıyla da müthiş sıkıntısı olan bir yer.

12 tane komşusu var Türkiye'nin. Dünyada 12 tane komşusu olan devlet yok, yani denizlerdeki komşularımızı da sayarsak. Meselâ Portekiz'i alalım, ne güzel, yani gül gibi memleket, iki tane komşusu var; birisi İspanya, öbürü Okyanusya, gül gibi ülke.

Şimdi bir; 3 tane deniz komşusu var, kıta sahanlığı problemi çıkıyor, öbür problem çıkıyor vesaire.

TAHA AKYOL- Ayrıca Suriye, İran, Irak.

İLHAN KESİCİ- Şimdi teker teker bakıldığında vahim.

CENGİZ ÇANDAR- Yani afacan komşular.

İLHAN KESİCİ- Afacan komşular.

Üçüncü nokta; şimdi Türkiye Avrupa Birliğinin dışında kalmasıyla beraber çok belirgin olarak bir şey çıktı, bloklar arasında sıkışan bir ülke oldu. Yani, Bulgaristan da 2004 yılında Avrupa Topluluğuyla tam üyelik müracaatına başlayacak, o zaman Ege'de, Karadeniz ve Ege'de hatta Bulgaristan ve Yunanistan'la beraber bir Avrupa Topluluğu sınırı. Eski Sovyet Blokunu hâlâ kısmen bir eski Sovyet Bloku olarak görmek mümkündür, o zaman öyle bir b lok. Aşağımızda İslâmî bir blok veya daha ziyade...

TAHA AKYOL- Arap Bloku.

İLHAN KESİCİ- Arap Bloku. Yani, sadece müstakil, münferit ülkelerin arasına sıkışmış bir ülke değiliz, bir de blokların arasına sıkışmış bir Türkiye var. O yüzden bu coğrafya zor bir coğrafya. Bunu...

                                               

                                      (BAŞKANLIK SİSTEMİ)

 

TAHA AKYOL- Bu coğrafyada 3 aylık hükûmetlerle problem çözülmüyor, 6 aylık hükûmetlerle...

İLHAN KESİCİ- Hiçbir şekilde çözülmez. Bu coğrafyada iddiasız milletler şimdiye kadar hiç yaşayamadılar, bundan sonra da yaşayamazlar. Bizim milletimiz iddialı bir millet, ama bu iddialı milletin iddialarının, özlemlerinin yerine getirilebilmesi için de siyasal sisteminin buna izin veren bir siyasal sistem olması lâzım.

Şimdi bizim siyasal sistemimiz ne? Yani bir kere eskidi, bu parlâmenter demokrasi eskidi, eski. 1940'ların, 1930'ların hatta dünyada...

CENGİZ ÇANDAR- Başkanlık sistemine mi geçelim?

İLHAN KESİCİ- Hayır, yani bir arayalım onu.

Şimdi bir kere mevcutları...

TAHA AKYOL- Ne tür Başkanlık sistemi...

CENGİZ ÇANDAR- Yani, tartışmaya başlayalım.

İLHAN KESİCİ- Şimdi tartışmaya başlayayım.

Bu eskidi. Bunun uygulama hâlindeki hâli daha da vahim bir hâl bana sorarsanız. Yani, şimdi bu seçimde, yani bundan evvelki seçimde en yüksek partiler yüzde 20 civarındaydı, herhâlde bundan sonra diyelim, Anavatan Partisinin lehine bir-iki bir şey söyleyelim ama, normal olarak öbür partiler yüzde 10'larla yüzde 20'lerin arasında serpil 5-6 tane parti çıkacak. Böyle bir mekanizmayla Türkiye'nin problemlerini ve bu coğrafyanın hakkını v e rebilmesi kat'iyen mümkün değil.

Niye? Kim sorumlu belli değil. Yani bizim sistemimiz... Cumhurbaşkanı, bu devletin bir numaralı makamı değil mi?

TAHA AKYOL- Evet.

İLHAN KESİCİ- Ama Anayasa'da yazıyor, "Cumhurbaşkanlığı makamı sorumsuzdur." Ya, dünyada böyle bir iş yok. Yani bunca yetkisi olacak, ama sorumsuz. Niye sorumsuz? 1921 Anayasası, 24 Anayasası, büyük Atatürk'ün...

TAHA AKYOL- Şimdi hukukî detaya girmeyelim.

İLHAN KESİCİ- Ona girmeyelim.

TAHA AKYOL- Türkiye'de icraatın sorumlusu yok, or aya gelelim.

İLHAN KESİCİ- O 70'ler; şimdi halk kimi kınasın veya biz kimi kınayalım?

TAHA AKYOL- Kime oy vermeyerek cezalandıralım?

İLHAN KESİCİ- Kime o vermeyerek cezalandıralım?

CENGİZ ÇANDAR- Fark etmiyor ki, kime o versen Millî Güvenlik Kurulundan ne çıkarsa uygulamak zorundasın.

İLHAN KESİCİ- Şimdi 70'lerden beri...

TAHA AKYOL- Kime oy verirsen iktidara gelemiyor.

İLHAN KESİCİ- 70'lerden beri geliyor dedik, yani 70'lerin birinci yarasında 20'ler bandındaydı, her 5 yılda bir 10'ar puan artarak filan geldi. Sorumluları?.. Eğer bu kötü bir durum ise, hepsi yaşıyor bu siyasîlerin, yani sadece hayatta Cenabı Allah uzun ömür verdiği için yaşıyor değiller, pozisyonları itibarıyla da yaşıyorlar. Yani, kime kızacak bu ahalî?

O zaman bu, mevcut sistemde...

CENGİZ ÇANDAR- Siyasete kızıyor.

TAHA AKYOL- O vakit Millî Güvenlik Kurulu devreye giriyor.

İLHAN KESİCİ- O zaman Millî Güvenlik Kurulu giriyor.

Hâlbuki Amerika'da, diyelim Amerika veya Katı Avrupa'sını da alalım; Amerikan sisteminden başlayalım, 4 yıl Carter'ı seçti, başarılı olamadı, Carter'a "hadi güle güle git" dediler, başka birini getirdiler değil mi?

Yahut çok başarılı oldu, en çok 8 yıl. Yani, zaten bir insan bir organizasyonun başında verebileceğinin azamîsini, bütün "managem e nt" teorileri, bütün yönetim teorileri en çok 5 sene içerisinde neyi biriktirmişse onu verir diyor.

CENGİZ ÇANDAR- Türkiye'de en önemli kalıcı iktidar dönemleri, ister Atatürk olsun, ister Adnan Menderes olsun, ister Turgut Özal, ister Süleyman Demirel, azamî 10 yıldır.

İLHAN KESİCİ- Bu kadar.

Şimdi Türkiye'nin üç büyük kalkınma dönemi var...

TAHA AKYOL- Türkiye, bırak 10 yıllı doldurmayı, bir yıllık hükûmet görmedi henüz.

İLHAN KESİCİ- Görmedi, tabiî. Dört yılda 6 hükûmet dediğiniz zaman, 8 ayda bir hükûmet demektir. Hele bu coğrafyada, deminki o Dışişleri Bakanlığını tekrar örnek vermek istiyorum, yani Dışişleri bürokrasisi ne yapsın buna? Türk Hariciye bürokrasisi ne yapsın? Yani, 3 yılda 9 tane dışişleri bakanının değiştiği bir Hariciye bürokr asisi...

TAHA AKYOL- Dünyada yok, ne Kongo'da var, ne Amerika'da.

CENGİZ ÇANDAR- Yani, dış politika yapamayacak.

İLHAN KESİCİ- Onu izin verirseniz söyleyeyim.

Türkiye'nin üç büyük kalkınma dönemi var, çok partili rejimden itibaren alalım.

1950-58, her yıl üst üste ortalama büyüme hızı yüzde 7,3.

1965-71, her yıl üst üste ortalama büyüme hızı yüzde 7,2.

TAHA AKYOL- Birincisinde Menderes tek başına, ikincisinde Demirel tek başına.

İLHAN KESİCİ- Oraya geleceğim.

CENGİZ ÇANDAR- Yüzde kaç?

İLHAN KESİCİ- 7.3, 7.2 her yıl üst üste.

1983-87, her yıl üst üste yüzde 6.6, Turgut Bey zamanı; en tazesi bu, dünyada en açık hâlde olanı da bu.

Ama, bu çok iyi. Yani, burada rahmetli Menderes'in, Bayar'ın, Allah uzun ömür versin Sayın Demirel'in, Allah rahmet eylesin Sayın Özal'ın üstün kişilikler filan var, tamam. Ama, bir başka faktör daha var. Demokrat Partinin arkasında yüzde 54 oy var, Adalet Partisinin o zaman arkasında yüzde 52 oy var, Turgut Beyin o zaman, Anavatan Partisinin arkasında yüzde 45 oy var. Bununla bütün bu büyük hamleler oldu.

Şimdi önümüzdeki seçimde; seçim olsun, tamam, Sayın Cumhurbaşkanı da diyor seçim olsun diye, yani ne çıkacak? Bu yüzde 10'lar civarında serpiştirilmiş...

TAHA AKYOL- O zaman Seçim Kanununda ve Siyasî Parti ler Kanununda evvelemirde değişiklik şartı var.

İLHAN KESİCİ- Bir, evvelemirde o..

TAHA AKYOL- O da yetmez.

CENGİZ ÇANDAR- Onun için de Anayasa değişikliği şart.

İLHAN KESİCİ- Onun için de Türkiye bir şeyi aramalıdır artık. Neyi aramalıdır? Tartışmalıdır, yani biz tartışmıyoruz. Şimdi bu eskide, bu sistemden bir şey elde edemeyeceğimiz bellidir. İsterse, en hafif hâliyle -ben ondan yana değilim kişisel olarak- en hafif hâliyle mevcut sistemin restorasyonunu aramalıdır; yani mevcut Seçim Kanunu, mev c ut Siyasî Partiler Kanunu filan, onun ıslâh edilmesini aramalıdır, ama bana göre arayışını daha da derinleştirmesi lâzım.

1945 yılında Birleşmiş Milletlere kayıtlı 50 tane ülke var, şimdi 187 tane var.

CENGİZ ÇANDAR- 193.

İLHAN KESİCİ- 193 mü oldu? Demek ki 193 olmuş.

Şimdi bunların hiçbirisi, yani yeni demokrasiye geçmiş olan ülkelerin hiçbirisi bizim parlâmenter demokrasimizi sistem olarak almadılar. Şimdi diyelim ki, 2010 yılına perspektif çizecek bir siyasî iktidar lâzım, Amerika'yla diyelim ki el sıkışmanız lâzım, Avrupa Topluluğuyla el sıkışmanız lâzım. Avrupa Topluluğu diyor ki, senin üyeliğin için şunları şunları şunları isterim; yani onları da haklı görelim biz...

TAHA AKYOL- İstediği başbakan yarın yok Türkiye'de.

İLHAN KESİCİ- İstediği başbakan yarın yok. Hiç olmazsa, 4 yıllığına bir adamın elini sıkabilmiş olması lâzım.

TAHA AKYOL- İşte buradan şu sonuç ortaya çıkıyor: Türkiye'nin büyük tehlikeleri var, büyük kayıpları var, ama akıl almayacak kadar büyük imkânları da var. Fakat, ne o kayıpları telâfi edecek, ne bu imkânlardan helva yapacak helvacısı yok Türkiye'nin.

İLHAN KESİCİ- Bu sistemle zor...

TAHA AKYOL- Bu sistem çıkarmıyor.

İLHAN KESİCİ- Çıkarmaz.

TAHA AKYOL- Altı tane liderden bir tanesinin başbakan olmasıyla bu iş çözülmüyor. Demek ki başkanlık sistemi olabilir, yarı başkanlık sistemi olabilir, parlâmenter sistemde parti ittifaklarıyla sağın kendi aralarında...

İLHAN KESİCİ- Başbakanlık sistemi olabilir. İsrail de bizim durumumuza düştü, yöntem olarak bir madde değiştirdiler, "başbakanı halk seçer" dediler, bir şey ettiler yani.

CENGİZ ÇANDAR- Ama şu kesin ki, bu sistem değişmek zorunda.

TAHA AKYOL- Evet, değişmek zorunda.

İLHAN KESİCİ- Bana öyle gibi geliyor.

TAHA AKYOL- Böylece sizinle sohbetimizi tamamlam ış olduk. Şimdi bir reklâm arası veriyoruz, reklâmlardan bittikten sonra sizi dışarıya alacağız, sizin gıyabınızda Cengiz Çandar'la birlikte sizin bir değerlendirmenizi yapacağız.

İLHAN KESİCİ- Hayhay.

(Reklâm Arası)

CENGİZ ÇANDAR- Taha Bey, püf noktası nerdedir, nedir, aramadan, bulmaya çalışmadan önce, çünkü aşağı yukarı belli daha öncesi, söylenmesi gereken herhâlde şu:

İlhan Kesici'nin bu akşam burada söylediği sözler, konuya ilişkin hazırlığı, bakış açısı 550 milletvekilinin 50 tanesinde olursa ve burada şu gün, şu masada, şu ekrandan kamuoyuna hitap ettiği şeyleri İlhan Kesici'nin, aynı şekilde onunla müttefik olarak 50 milletvekili hafta bir-iki kere söylese Türkiye'de sistemin altı üstüne gelir ve düzelmeye başlar zaten işler.

Çünkü, burada i şin püf noktasına şimdi gelirsek, herhâlde müşterek olduğumuz nokta o ki, bu siyasî sistemle iş yürümüyor. Türkiye muazzam potansiyeli olan, imkânları olan ülke, inanılmaz yükler altında bir ülke aynı zamanda, istikbali kararmış gözüken bir ülke bu yükler altında.

Ve 98 yılının üçüncü gününde önümüzdeki yıla şu tabloyla, şu verilerle baktığımız zaman böyle ferah bir gelecek göremiyoruz. Oysa, ülkenin muazzam imkânlarının farkındayız, bilincindeyiz.

Ve adı geçen isimlerin hepsi de bu ülkenin yetiştirdiği insanlar, bu ülkede sorumluluk mevkilerinde bulunmuş, ülkenin iyi gittiği zamanlarda sorumluluk alabilmiş insanlar. Demek ki, bu iş insanlardan, Ahmet'ten, Mehmet'ten, Hasan, Hüseyin'den ortaya çıkan bir durum değil, sistem sorunu var ülkede, o sistemin d e değişmesi lâzım.

Bu sistemi de zorla, silâhlı müdahaleyle, darbeyle, ihtilâlle, bilmem iç savaşla, savaşla maazallah, değiştirmeyeceksek, kendi içinden değişimi sağlayacaksak, siyaset sınıfının, İlhan Kesici'den çeşitlendirip bunu her gün neredeyse söylemesi lâzım. Biz de zaten bu imkânlar için, bu aracılık için bu programı yapıyoruz.

İşin püf noktası, 98 yılının ilk programında madem bu kadar açık, net ve çarpıcı şeyler söylendi, siyaset sınıfımız işe el atsın ve değiştirsin diyeceğiz.

TAHA AKYOL- Ben de aşağı yukarı aynı şeyi düşünüyorum.

Bugün çok verimli bir konuşma yaptık. Türkiye'nin karşısındaki büyük tehlikeler, sırtındaki mantıksız, akla aykırı, ama bel büken yükler, ama bunun yanında muazzam imkânları var, fakat Türkiye kıpırdayamıyor.

Neden kıpırdayamıyor? Türkiye'nin yöneticisi yok. Falancanın başbakan olması hiçbir şey değiştirmiyor. Demek ki mesele sistem meselesidir. Bu sistemin değiştirilmesini liderlerden bekleyemeyiz. Çünkü, liderlerin küçük partilere liderlik yapmaya devam edeb i lmeleri, 6 tane liderin olması, 6 tane partinin olmasına bağlı, 8 tane parti olursa 8 tane lider olur. Hâlbuki biz, bir tane millet başbakan seçtin, 4 yıl, 8 yıl o idare etsin, onun da karşısında başbakan rakibi olarak muhalefet partisi olsun diyoruz.

Bakın, İngiltere, Fransa...

CENGİZ ÇANDAR- Yani, Fetret Devrini ebedîleştiriyor.

TAHA AKYOL- Fetret Devrini ebedileştiriyor, bütün bu beylikler devri, siyasî beylikler devrini yaşıyoruz biz maalesef, bu kadar parti.

Fransa, İngiltere, Almanya, bunlar problemlerini büyük ölçüde çözmüş ülkeler, en azından 8 yıllık iktidarlar çıkarıyorlar. İngiltere'de 16 yıl muhafazakâr iktidar, Almanya'da 16 yıl merkez sağ hükûmeti, İspanya'da 12 yıl Sosyalist Parti idare etti.

CENGİZ ÇANDAR- Beğenmediğimiz Yunanistan' da Pasok...

TAHA AKYOL- Zaten başarısı oradan ileri geliyor, biz de demin de söylendiği gibi dört yılda 6 tane hükûmet. Milletçe şunu bilmemiz gerekiyor ki, benim liderim sizinkinden iyi olabilir, sizinki benimkinden iyi olabilir, ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Sandıktan bir kişi başbakan ya da yönetici, president, başkan olarak çıkaracak bir sisteme geçmedikçe Türkiye'nin faiz yükü artacaktır.

Türkiye şimdi 10 tane Atatürk Barajını havaya savuruyor, yarın 20 tane Atatürk Barajını havaya savuracaktır. Şimdi Yunanistan bize dikleniyor, yarın Suriye, İran'ı, Irak'ı, hepsi birden diklenmeye başlayacaktır.

CENGİZ ÇANDAR- Binlerce üniversite mezunu boşluğa savrulacak.

TAHA AKYOL- Savrulmakla da kalmıyoruz, içeride radikalizm artıyor. Düzenin kendisine haksızlık yaptığını düşünen bir insan, başka türlü idealize edilmiş ideolojik düzenler aramaya başlıyor. Demek ki, Türkiye Allah korusun iç savaşa kadar gidebilecek iç huzursuzluklara maruz kalabilir, askerî müdahalelere maruz kalabilir. Siz bunların hepsin e işaret ettiniz; yani eğer bir sistemi kendimiz değiştirmeyeceksek bunlar olabilir.

Türkiye dışarıdan büyük düşmanca tavırlara maruz kalabilir. Ama Türkiye, çevresine büyük ilham kaynağı olabilecek yıldız gibi de parlayabilir. Neye bağlı? Bir kelimeye: İstikrar; yani sandıktan bir kişiyi yönetici olarak seçebilmek.

İşte bunun için de size katılıyorum, kamuoyunun baskı yapması lâzım. Liderler bir gece hidayete ersinler, sabahleyin tokalaşsınlar barışsınlar olmuyor; dünyada da olmadı, Fransa'da da olmadı, İtalya'da da olmadı. Kamuoyu baskısıyla bu liderlerin sağın sağda, solun solda birleşeceği, ama büyük fikirler, büyük projeler etrafında atılgan, karizmatik kadrolarla birleşeceği bir sistemi kurmadıkça Türkiye maalesef Fetret Devrine devam edecek, öyle görünüyor.

CENGİZ ÇANDAR- Evet, püf noktası bu.

TAHA AKYOL- Efendim, Püf Noktası programını bu hafta da tamamlamış bulunuyoruz.

Türkiye'nin inşallah bütün bu problemlerini çözerek lâyık olduğu büyük geleceğe koşarak yürüyeceği yıllara kavuşmak dileğiyle geçmiş yılları kapatıp yeni yılınızı kutluyoruz ve hepinize iyi akşamlar diliyoruz.

CENGİZ ÇANDAR- İyi akşamlar.

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.