Facebook
Twitter
Ekonomi Politakalarının Yegane Amacı Halkın Yüzünü Güldürmektir.
Yiğit Bulut | CNN Türk - Finans Analiz | 22.6.2007
Videosu için tıklayın
[ Videosunu İzle]

Yiğit Bulut: Bugün de çok önemli bir isim var stüdyomuzda.
Sayın İlhan Kesici CHP İstanbul milletvekili adayı. Hoş geldiniz sayın Kesici.

İlhan Kesici : Sağ olun çok teşekkür ediyorum.

Sunucu : Şimdi piyasalarda ki durumu aktardık. Siz de buradaydınız canlı olarak şahit oldunuz ama sizin elinizde özellikle makro ekonomiyi ilgilendiren çok veri var. Onları masanın üzerine yerleştirdiniz onları tek tek soracağım hızlı gitmeye de çalışacağım. Onun için de CHP'nin ekonomik politikasını da size soracağım. Yalnız çok sorulan bir soru var izin verirseniz oradan gireyim. Neden CHP?

İlhan Kesici : Evet. Bunu herhalde kısa cevaplandırmamız lazım.

Sunucu : Evet çok kısa.

İlhan Kesici :
Şimdi bu şudur. Normal zamanlarda insanlar parti değiştirmeyi sevmezler. Ben de sevmem. Normal insanlarımız da sevmez.

Fakat bana göre Türkiye katiyen normal bir zamanda falan yaşıyor değil.

Ben bunu aslında 8 Mart 1998 tarihinde; tek bir dönem milletvekilliğim var benim Anavatan Partisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Anavatan Partisi kapalı grup toplantısında dedim ki:

Türkiye'yi idare edenler, sayın Başbakan o zaman Mesut Yılmaz Bey idi, O'nun huzurunda söylüyorum bunları, eğer böyle giderse, akıllarını başlarına devşirmezlerse; Türkiye siyaseten, süratle 1920 şartlarına doğru gitmektedir, iktisaden de süratle Osmanlı imparatorluğunu batıran Düyun-u Umumiye veya post-modern bir Düyun-u Umumiye ye doğru gitmektedir, dedim ben.

Bu hal kendisini devam ettirdi, 2001 krizi geldi mesela, hepimizi çok perişan eden Türkiye ekonomisinde çok perişan eden bir hal aldı.

Siyaseti de çok perişan eden bir hal yarattı. Şimdi bu son dört yıllık süreç içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisi bu süreci olağanüstü hızlandırmıştır.

Yani 1920 şartlarını, ben bunu 8 Mart 1998'de de söyledim. Türk Genel Kurmay Başkanı da 12 Nisan 2007 tarihinde söyledi. Tablo bu, 4 sene sonra. Bu öncelik-ahirlik tartışmasını yapıyor değilim ama "tespiten" söylüyorum.

Şimdi birden bire de aynı zamanda Türkiye süratle bir seçime girdi.

Buradan benim birinci önceliğim Türkiye'nin Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiminden kurtulmasıdır.

Bu Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren insanlarla, masum niyetlerle dileklerle oy vermiş olan insanlarla Adalet ve Kalkınma Partisinin tepe yöneticilerini, ki ben buna "dar çekirdek kadro" diyorum, başta Sayın Başbakan, Sayın Meclis Başkanı, Sayın Dışişleri Bakanı, milletvekili olan olmayan baş danışmanlar vesaire.

Bu dar çekirdek kadro elinden Türkiye yönetiminin kurtulması lazımdır. Tamam. Nasıl kurtulacak?

Netice itibariyle biz demokrasilerde "oy pusulası"yla kurtuluyoruz istemediğimiz yönetimlerden.

Normal oy pusulası 3,5 gr dır. Ben bir sefer tarttırmış idim. Şimdi çok uzadı bu, bağımsızlar vs. diyelim olsun 5 gr.
Bu 5 gr.lık oy pusulalarından Adalet ve Kalkınma Partisinden bir tane fazla almanız lazımdır.

Buna aday parti lazımdır. Buna aday Cumhuriyet Halk Partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi ve Deniz Baykal'ın ayrıca şöyle bir özelliği var benim için.

Eğer Türkiye siyaseten 1920 şartları gibi ise, ki ben öyle düşünüyorum. İktisaden de post-modern bir Duyun-u Umumiye'ye doğru gidiyor ise,yine ki ben öyle düşünüyorum. O zaman geniş zaman partilerinin geniş zaman liderlik anlayışı içinde bu işin içinden çıkılmaz.

Bu zor zamanların, bu dar zamanların bir siyasi hareketlenmesi, bir siyasi lideri, başkanı lazımdır.

Bana göre bunlar her ülkenin rezerv partileri rezerv insanları vardır.

Mesela, Winston Churchill 1921 den 1939 yılına kadar mesela hiç kimsenin kulak asmadığı veya az kulak astığı insanlardan bir tanesiydi. Bu yüzden ben "Şimdi CHP Zamanı" diye bizim seçim kampanyasında hoşuma giden bir sloganı var. Demek ki bu dar zamanda zor zamanda, Cumhuriyeti kuran ideolojinin, devletimizi kuran ideolojinin sahibi Cumhuriyet Halk Partisi ve onun sayın başkanı Deniz Baykal Beyin "devlet müktesebatı", özellikle son 6 ayda gelişmelere bakarsak, muhteşem bir devlet müktesebatı görüyoruz. Ben görüyorum en azından.

Sunucu : Bundan dolayı CHP'desiniz.

İlhan Kesici : Evet. Bu münasebetten CHP'deyim.

Sunucu : Şimdi ben size teknik sorular da sormak istiyorum. Çünkü sizin geçmişte teknik adamlığınız da var ekonomiyle ilgili olarak.

Genel olarak konuklara ben bu tabloyu gösteriyorum ve bu tablodan ne görüyorsunuz diyorum. Ben hemen seyircilerimize bu tabloyu arz edeyim.

Bu tablo uluslararası bir dergiden alınmış ve bütün dünya ülkelerinin 10 yıllık ve 3 aylık borçlanma ortalamalarını gösteren bir tablo, ki siz de zaten bu tablodan şu anda sahipsiniz. Sizin teknik adamlığınız, politik anlayışınız, içinde bulunduğunuz misyon, tarif ettiğiniz biraz önce, bütün bu rezervlerle bu tabloya bakarsanız bize yorumlar mısınız? Memnun musunuz?

İlhan Kesici :

Memnuniyetle. Şimdi bu tablo "The Economist" dergisi, ki İngilizlerin yüksek prestijli hem siyasal ama daha çok ekonomiyle ilgili, ülkelerin dünyadaki bütün ülkelerin ekonomi değeriyle ilgili bir dergisidir. Bu Haziran 2, demek ki bu gün 22 olmuş olsa, 20 gün önce ki derginin son sayfasında yer alan bir tablo. Bu tabloda hemen hemen dünyanın bütün ülkelerinin "borçlanma faiz listeleri" var.

Ben de merak ettim, hep merak ediyoruz bakıyoruz, acaba bize yakın kimler var, ve ne kadar faizle borçlanıyoruz diye.

Şimdi burada birinci grupta, işte % 3 ler bandında, civarında borçlanan ülkeler grubu var. İkinci grupta Euro alanında % 4 ler civarında borçlanan ülkeler var. % 5-6 civarında borçlananlar var. % 4-5 arasında borçlananlar var filan. Allah Allah yani % 10 un üstünde hiçbir ülke yok, şu tabloda Yiğit Bey.

Sunucu : Kimse yok bizden başka.

İlhan Kesici :

Bütün dünyada, şimdi bir şey söylüyorum. Birleşmiş Milletlere kayıtlı 200 civarında devlet var. Bu devletlerin içinde % 10 un üstünde borçlanan bir tane ülke var. İki tane yok, bir tane ülke var; adı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Yani daha doğrusu bu Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yönettiği Türkiye Cumhuriyeti devleti.

Şimdi, burada biz böyleyiz de acaba, ama hiç olmazsa bu Pakistan, Afganistan, Mısır bize yakındır filan düşüncesiyle hemen meraktan onlara baktım ben.

Şimdi bir Pakistan örneği vereyim. Pakistan son 2001 İkiz Kuleler patırtısından sonra, yanında Afganistan, El-Kaide, Amerika, harp içerisinde, bütün süreç haliyle Pakistan'a da taşınmış haldedir. Pakistan'da hem El-Kaidenin egemenliği vardır, hem mevcut devletin birimiyle çatışması vardır, hem de Amerikalılar vardır. Bütün terör organizasyonlarının cirit attığı bir yer olmuştur. Bizim de çok dostumuz olan bir halk, dostumuz olan bir devlettir.
Ama bu kadar karmaşa içerisinde olan bir devlet.

Şimdi Pakistan on yıllık hazine bonolarını % 6. 95 ile borçlanıyormuş. % 6-7. Türkiye neyle borçlanıyor? Harp içerisinde değiizl,darp içerisinde değiliz, efendim ekonomimiz şaha kalktı, olağan üstü bir makro istikrarımız da var, filan da diyorlar. Ama, heyhat Türkiye % 18.42 ile borçlanıyor. On yıllık hazine bonolarında. Bu vahim bir tablodur.

Sunucu : Evet.

İlhan Kesici :

Biz burada bu münasebetle bu ne demeye geliyor, sizi ben arada bir quote ediyorum alıntı yapıyorum sizden.

Sunucu : Estağfurullah.

İlhan Kesici :

Ben eskiden günde şu kadar faiz öderiz, yılda bu kadar faiz öderiz hesabı yapıyordum. Daha pratik geldi bana sizin hesabınız. Haftada 1 milyar dolar faiz ödüyoruz sebebi budur.

Şimdi gökten dolar yağıyor bütün dünyaya. Neden gökten dolar yağıyor? En azından sadece son 4 sene içerisinde petrolün ortalama varili harp başlamadan önce 20 dolar civarındaydı. 70 leri 80 leri vurdu. Biz ortalama 60 lar diyelim. Aradaki fark 40 dolar civarında petrolde. Son 4 yılda böyle oldu. Dünya 3,5 - 3,7 - 4 milyar ton petrol kullanır; bir onun kadar da doğal gaz kullanır. Her yıl sadece bu fiyat farkından dolayı, 60 la 20 nin arasında ki farktan dolayı, 1 trilyon doların üstünde fazla petrol gelirleri oluştu dünyada. Doğal gazı da katarsanız yani 2 trilyon dolar. Yani gökten dolar yağıyor.

Sunucu : Dolar yağıyor.

İlhan Kesici :

Peki nereye ve nasıl yağacak? Ama Mısır, bu gökten dolar yağarken ben senden alırım ama %5 faiz veririm diyor, alıyor. Pakistan bile % 6 yla alıyor. Türkiye %18.42 yle alıyor. İşte bu bizi batıran, iliğimizi kemiğimizi sömüren, emen ve katiyen devam etmesi imkansız olan bir haldir. O yüzden Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetiminden Türkiye'nin bir an önce kurtulması lazım.

Sunucu :
Şimdi burada teknik olarak bir ayrıntı daha var tabii ki. 18,42 görünüyor on yıllık bononun ortalaması TL bazında. Pakistan örneğini verdik 6,95 dolar bazında, şimdi burada çok önemli bir nokta daha var 18.42…..

TL bazında dolarında değer kaybettiğini de dikkate alırsanız, aradaki kur farkını da dışardan Türkiye'ye giren paranın üzerine eklerseniz % 30 a geliyor. Ben bunun hesabını çıkardım. 2003te Türkiye'ye giren 100 milyon dolarla giren bir yabancı fon, bu gerçek olay..

İlhan Kesici :

Yunan Emekli Fonu. Ben de sizden aldım onu.

Sunucu :
2007 nin Mart'ında 225 milyon dolar nakit olarak varlığı oluştu. Yani dolar bazında yıllık % 30 kur farkı da eklenince getiri sağlamış oluyor. Şimdi gerçekten ekonomik olarak partileri bir tarafa bırakırsak, bizi dinleyen Türk halkı açısından ekonomik olarak bu çok ciddi bir açmaz.

İlhan Kesici :

Çok vahamettir bu.

Şimdi bu sayın Başbakan çok kaba Osmanlıca biliyor, yani miting konuşmalarında da vurguluyor. Fakir-fukara, garip-gureba, diye. Halbuki ona bir de şunu eklemek lazımdır: Cahil-cühela. Yani fakir fukara ,garip gureba ,cahil cühela. Şimdi bu vahim bir tablodur.

Bir de ben mesela bunların yalanlarından bıktım-usandım. Yani çok rahatsız ediyor beni söyledikleri rakamlar.

Yahu Türkiye ekonomisi büyüyor diyor mesela değil mi? E, tamam yani benim büyüme serileriyle ilgili, milli gelir hesaplama serileriyle ilgili rezervlerim var. Çünkü o milli gelir istatistikleri ve hesaplama yöntemleriyle ilgili biraz oynadılar onu biliyorum. Stok sıkıntıları filan var. Eğer o büyümeler o stok hesaplamalarına göre olmuş olsa Türkiye'nin dağlarının taşlarının stok mamullerle dolması lazımdı. Nerdeyse 20-çeyrek üst üste bir stok artışı filan görünüyor. O büyüme hesaplarında geçiyor.

Şimdi bugünlerde, ki hep böyle olur, Amerikalılar-Avrupalılar, Türkiye'de yığınla Amerikalı var. Bizim de tanıdığımız insanlar ve bizimle de konuşuyorlar. Başka iş çevreleri, siyasi çevrelerle de konuşuyorlar. Böyle bir Amerikalının dikkatini çektiği için şimdi ifade edeceğim.

Dedi ki: " Bu büyümeyle ilgili kanaatlerin nedir?". Ben de anlattım. Amerika'lı dedi ki, bir eksik söylüyorsun; bu konuda bir eksiğin var. Ben de merak ettim. Allah Allah neyi eksik bırakıyorum falan diye.

Dedi ki, Türkiye'de büyüme var. Fakat Türkiye'de büyüme şurada. Yani esnaf büyümüş değil, manav büyümüş değil, bakkal büyümüş değil, memur büyümüş değil, işçi büyümüş değil iktisadi anlamda.

Ama Forbes dergisi var, Amerikanın bir dergisidir. Prestijli bir dergidir. 2003 yılının başında ilan etmiş ki, ben de sonra hatırladım hadiseyi. Türkiye'nin 6 tane dolar milyarderi var. 6 tane dolar cinsinden milyarderi var. Japonya'nın 25 tane dolar milyarderi var. Fakat şu dört sene içerisinde şöyle bir büyüme olmuş Türkiye'de. 6 milyarder dolar sayısı 26 ya çıkmış. Şimdi, Allah daha çok versin ama yani bu çok garip bir hal.

Sunucu : Keşke 2 600 olsa.

İlhan Kesici :

2 600 olsa, ama onun yanında işçiler de, memurlar da, köylüler de, mesela orta sınıflar da da bir büyüme olsa. Tabi böyle olduğu zaman aslında orta sınıfla da beraber bir büyüme olmuyor netice itibarıyla. Japonya dünyanın üçüncü büyük ekonomisidir. Dolar milyarderi sayısı 25 tir. Türkiye bu halde bir ekonomidir. Şimdi dört sene sonra dört sene içerisinde dolar milyarder sayısı 26 oldu. Bu bir garabettir.

Sunucu :

Şimdi reklama gireceğiz yine ama teknik olarak bir bakış açısından size bir soru daha sormak istiyorum. Piyasa ekonomisi mi? Piyasa devleti mi? Şimdi Türkiye'de en çok tartışılan konu bu.

Biraz önce Oyak Bank 'ın satışından örnek verdim. Oyak Bank'ın satışının açıklandığı gün programda bu konuyu tartıştık. Hürriyetin o gün tam sayfa manşeti vardı. Bir şehit yakını aradı. Üst rütbeli bir subay şehit olmuş. Aynen şu cümleyi söyledi hiçbir cevap veremedim tabi kendisi katkı yapmak amacıyla programdan sonra aradı. "Her şey satılıksa dedi, benim aslanım niye gitti". Bunu bana kim açıklayacak. Şimdi Türkiye'de tartışılan kavram bu. Market economy dedikleri Amerikalıların, işte siz onu da dokümanlardan açıklıyorsunuz. Bunu biraz teknik olarak açabilir misiniz.

İlhan Kesici :

Tabi. Şimdi yani özüne şöyle diyelim. Bu özellikle Cumhuriyet Halk Partisi açısından,ve yine Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticilerinin yine cahilce cühelaca ….

Sunucu : Teknik olarak partileri karıştırmayalım çünkü orda kavram karışıyor..

İlhan Kesici : Bağışlamanızı diliyorum.

Sunucu : Estağfurullah, ne demek buyurun.

İlhan Kesici :

Şimdi market ekonomi. Biz dünyayı icat edecek dünyada ki teorileri ters düz edecek gibi bir algılama içerisinde değiliz. Ama market ekonomi-piyasa ekonomisi iyidir, ama yani piyasa ekonomisi onun karşılığında devlet, piyasa devleti olmaz.

Ekonomi "Piyasa Ekonomisi"dir, ama Devlet "Piyasa Devleti" değildir.

Yani piyasa ekonomisi doğrudur, piyasaların yönlendirdiği devlet olmaz. İşte şimdi devlet bazen şöyle bir pozisyon alırsa, Kuzey Irak'la ilgili bir pozisyon alırsa, efendim Kıbrıs'la ilgili bir pozisyon alırsa, yani devletlik vasfı ortaya koyarsa, aman ha borsa ne olur ! diye bakıyorlar. Bu devletin piyasa devleti tarzında algılanması demektir.

Halbuki, zaten bizim borsamız derin bir borsa değildir, sığ bir borsadır. Siz çeşitli münasebetlerle söylüyorsunuz. Bu borsanın çok derinleşmesi lazımdır. İçinde en çok 300 civarında şirket vardır. Bu yetmez, bunu eh böyle binlere falan çıkarmak lazımdır. En çok % 15-% 16 kote edilmiş haldedir şirketler. Bu da yetmez, bunların kote oranlarını da daha çok arttırmak lazımdır. O zaman, hiç olmazsa, biraz ulusal borsaya benzeyen bir borsa haline gelmiş oluruz.

Ama piyasa devleti dünyada yoktur. Piyasa ekonomisi bütün dünyanın uyguladığı ekonomik sistemdir. Ama onun içinde, özel halleri, özel şartları da vardır her ülkenin. Ama devlet piyasa devleti olamaz, öyle bir şey olamaz yani.

Sunucu :

Evet şimdi bir reklam arası vereceğiz. Reklam arasından sonra alternatif politikaları da tartışacağız. Özellikle nasıl görüyorsunuz ve ne sunuyorsunuz karşılığında.

Örneğin: Mazot 1 YTL olur mu, olmaz mı? Tartışılan bir konu.

(Ara…)

Sunucu :

İlhan Kesici'yle kaldığımız yerden devam ediyoruz. Eleştirileri aldık, gayet doğal seçime giden bir ülkede partiler birbirlerini eleştirir.

Şimdi isterseniz alternatiflere gelelim çünkü mesajlar da gelmiş alternatifler nedir diye. Örneğin: Çok tartışılan mazot konusu var. Şimdi şöyle konuşuluyor sokakta CHP'nin mazot'u, Uzan'ın mazot'u, Demokrat Parti'nin mazot'u diye.

Sizin mazot projeniz nedir? CHP örneğin sizin önünüzde tablo var. Nasıl bir mazot öngörülüyor. Nedir, ne değildir nasıl bir sübvansiyon öngörülüyor. Bunu açıklayalım isterseniz.

İlhan Kesici :

Evet. Şimdi mazot yani bundan sonra herhalde ekonomi,,

Sunucu : Sokağa hitap ettiği için dinleyenler çok ilgileniyor.

İlhan Kesici :

Evet, sokağa da hitap ediyor. Şimdi mazot denilen şey, netice itibariyle mazot tarım sektörüyle ilgili olan bir şey. Yani çiftçilere verilecek olan mazot. Şimdi eskiden bizde "tarımsal girdiler" bir münasebetle sübvanse edilirdi. Sonra bu "doğrudan gelir desteği" başladıktan sonra …….

[……]

İlhan Kesici :

Girdilerdeki sübvansiyonlar azaldı veya kaldırıldı bütünüyle. Çünkü "doğrudan gelir desteği" veriyorum, artık girdi sübvansiyonu yapmıyorum filan denildi.

Mazot geçen sene mesela sıfır sübvanse edilen bir şeydir. Bir evvelki sene var, ama bu sene de var. 2007 yılında bu hükümet 492 milyon YTL, demek ki aşağı yukarı 400 küsur milyon dolar civarında bir mazot sübvansiyonu çiftçilere yapıyor. Daha sonra da bu sizin söylediğiniz mazot 1 lira olacak, 1YTL olacak; altı olacak üstü olacak tartışması çıktı.

Cumhuriyet Halk Partisinin, hem Deniz Baykal bey Sayın Genel Başkan işte iki gün önce ekonomik politikalar da dahil olmak üzere "Pusula", seçim bildirgesi mahiyetinde Pusulayı açıklarken ifade etti. Hem benden önce çalışma yapmış olan arkadaşlarımız var.

Yani mesela ben bu işlerin sonuna yetiştim, ekonomik çalışmaların sonuna yetiştim ama işte Mustafa ÖZYÜREK Bey var , Algan HACALOĞLU Bey var, Akif Hazma ÇEBİ bey var, Kemal KILIÇTAROĞLU var. Bu arkadaşların hemen hemen tamamı Maliye, Hazine kökenli arkadaşlarımızdır ve kamu bürokrasinde yüksek görevlerde bulunmuş arkadaşlarımızdır. Bihlun TAMAYLIGİL Hanım var, Oğuz OYAN bey var. Yine benim gibi çalışmaların son dönemine yetişmiş Faik ÖZTIRAK bey var. Yani Planlama Müsteşarı var, Hazine Müsteşarı var, genel müdür bir yığın arkadaşlarımız falan var. Bunlar çok teknik çalışmalar yapmışlar. Ben de bunların tamamını gördüm.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'nin "mazot" ta ki durumu şu. Mazotun bir normal fiyatı var, bir de bunun üstüne KDV-Katma Değer Vergisi ve onunda üstünde bir ÖTV si var. Özel Tüketim Vergisi. En yüksek özel tüketim vergisidir. Özel tüketim vergisi bildiğimiz gibi lüks harcamalar için konulmuş şeydir. Yani bu ithalatla ithal edersiniz bir şeyi yani çok lüks bir şeydir. Onun üstüne bir yüzdesi yüksek nispeti yüksek özel tüketim vergisi koyarsınız. Mazotta da var bu özel tüketim vergisi. Yani sanki çok lüks bir malmış gibi, malzemeymiş gibi özel tüketim vergisi var. Acaba özel tüketim vergisini kaldırır isek, yani mazotu KDV'nin bir kısmı kalır KDV listesinin bir kısmını biraz indirelim özel tüketim vergisi nispetini biraz kaldıralım der isek ne ilave yük çıkar...

Sunucu : Onun rakamını bir ortaya koyalım.

İlhan Kesici :

Rakamını ortaya koyayım ben. Çünkü bu saydığımız arkadaşlar, daha demin saydığımız arkadaşlar günlük tabirle işkembe-i kübra' dan atacak arkadaşlar değildir. Hepsi kamu ekonomi bürokrasinde yetişmiş oldukları için çok hassasiyetleri olur. İşkembeden atamazlar, yani isteseler bile atamazlar. Şimdi bu hesapların burada benim elimde matrixi de var, giderken size de bırakırım, ayrılırken.

Bu matrixe göre, özel tüketim ve KDV'nin tamamının kaldırılması halinde ortaya çıkacak olan rakam şöyledir. 492 milyon YTL ye ilave 750 milyonluk bir yük geliyor. Bu fiyatı 1.17-1.20 civarına getirir. Yani bugünkü haliyle. Ama mazotun girdi fiyatı rafine edilmiş rafineden çıkış fiyatı zaman içerisinde esneklik gösterdiği için sabit bir fiyat yani 1 YTL, 2 YTL demeyi doğru görmüyoruz biz.

Onun yerine her ne olursa olsun rafineri çıkış fiyatı ve bunun üstündeki ÖTV yi kaldırmamız halinde, bugün bugünkü fiyatlarla 1,17 ye denk düşüyor. Yarın 1.20 olur, ertesi gün 1,3 olur, 1.1 olur vesaire...

Ama çiftçilere verilecek olan mazotun üstünden özel tüketim vergisini kaldırmak lazımdır. Aslında tarım sektörüyle ilgili daha da çok şey yapmak lazımdır. Şimdi buraya kilitlendiğimiz için söyledim Yiğit bey. Şimdi yine bizim arkadaşlarımız çıkarmışlar ben de üstünde çalıştım. Buğday ve mazot paritesi var.

Sunucu : Evet o çok önemli.

İlhan Kesici :

Buğday ve Mazot Paritesi:

Bu çok önemli. Türkiye bu işleri Süleyman Bey, Sayın Cumhurbaşkanı çokça bu tür şeyler kullandığı için şey yapar ama. Şimdi bu parite 1,07 imiş 1975 yılında. Yani Türkiye'nin normal yıllarından normal ekonomik yıllarından bir tanesidir 1975. 3. Plan dönemlerinin son dönemidir, iyi dönemlerdir. Yani çoklu koalisyonlar olmasına rağmen iyi dönemlerdir. 1.07 imiş. Şimdi biz bunu tercüme edelim.

1 kilo buğdayla 1.07 litre mazot alabiliyormuşsunuz. Yani 1 litreden fazla mazot alabiliyormuşsunuz 1 kilo buğday sattığınızda. Şimdi zaman içinde ki seyri şöyle: Ben pariteleri söylemeyeyim de izin verirseniz, rakamları söyleyeyim.

Sunucu : Evet.

İlhan Kesici :

Bu buğday-mazot karşılığını veriyim.
1980 de bu rakam 2.4 kilo buğday 1 litre mazot etmiş. Yani 2 sene önce bire-birdi.
2 sene sonra 1'e 2,5 olmuş. Sonra 2.6 olmuş, vesaire. Bu 2 ler civarında seyrederken bir şey daha olmuş.
2004-2005 yılında 5 olmuş.
Yani 2005 yılında 2005'e kadar 2004'e kadar 2 ler,2.5 lar,3 ler, 3 kilo buğday 1 kilo mazot, 2.5 kilo buğday 1 kilo mazot gibiyken, birden bire 2004 yılında 4.9 kilo buğday 1 litre mazot, 2005 yılında 5 kilo buğday 1 litre mazot olmuş.
2006 yılının tahmini kesin hesaplar bağlanmadığı için 2006 yılının ki 5.3 kilo buğday 1 kilo mazot veya 1 litre mazot olmuş.
Yani 1975'e nispetle 5 katı daha kötüleşmiş. Bundan 2000 yılına nispetle 1,5 katı kötüleşmiş.

Sunucu :
Burada artan petrol fiyatları dünyada tabi bunu etkiliyor ama hükümetin devreye girip, yani devletin devreye girip bu pariteyi belli bir aralıkta tutması mı gerekiyor.

İlhan Kesici :

Elbette. Öyledir çünkü özellikle tarım sektörü Yiğit bey, bizim Türkiye'de öyle algılanmaz ama işte bu piyasa ekonomisini yanlış algılamalardan dolayıdır.

Özellikle çiftçi kesimi mesela bizde nüfusu işte % 60 lardaydı şimdi % 30 lar civarındadır, 25-30 civarında.
Ama Fransa'da % 5, Amerika'da % 2-3.
Buna rağmen bütün devletler, dünyada medeni devletlik eden bütün devletler, tarım kesimine özel bir ihtimam gösterir.

Çünkü tarımın geliri azdır. Yani ne yaparsanız yapın azdır. O yüzden özel ihtimam gösterilir bu işe.

Şimdi Hollanda'nın nüfusu 10 milyondur, Hollanda'nın süt üretimi 200 milyon nüfuslu bir ülkeyi besleyecek kadardır. Yahu 10 milyon nüfuslu bir Hollanda 200 milyon nüfuslu bir ülkeyi besleyebilecek kadar süt üretiyor.

Bu sadece kendiliğinden filan olmuyor. Yani oraya gösterilen bir ihtimam var. Bir özen var, bir teşvik usulü filan var.

Sonra da bize diyorlar ki mesela, yaa siz böyle hayvancılığa falan kafayı takmayın, böyle sübvansiyonlarla filan olmaz.
E peki ne olacak? Ben sana daha ucuza süt veririm diyor, falan. Halbuki kendisinin ki sübvansiyonlu, işte teşvikli, vesaire korumalı.

Sunucu :
Oradaki sübvansiyon farkını sizden çıkarıyor.
Peki son 1 dakika'ya girdik. İsterseniz ben size bırakayım bu 1 dakikayı. Net olarak ne söylemek istiyorsunuz ekonomiyle ilgili?

İlhan Kesici :

Şimdi ekonominin aslı…

Sunucu : 1 dakikamız var efendim.

İlhan Kesici :

Ekonominin aslı halkınızın yüzünü güldürmektir. Halkınızın yüzü gülecek.

Halkınızın yüzü iki tane şeyle güler:

Bir: Herkesin hayat standardı artabilir, gelirleri artar, zenginlik yaratırsınız.

İki: İstihdam yaratırsınız, iş yaratırsınız.

Bir ekonomi politikası zenginlik ve istihdam yaratıyorsa sonuçta başarılı ve doğru bir ekonomik politikadır. Ama zenginlik ve istihdam yaratmıyor ise; zenginliği orta sınıfa göre bir zenginlik yaratmıyor, istihdam da yaratmıyor ise ağzınızla kuş tutsanız, ne kadar allar pullarsanız bu ekonomi politikası yanlıştır.

Sunucu : Evet. Çok teşekkür ediyorum çok güzel özetlediniz bu ekonomi politikasının, nasıl hangi kriterlerle değerlendirileceğini.
Tekrar programa katıldığınız için çok teşekkür ederiz. Evet sevgili seyirciler süremiz bitti.

İlhan Kesici'den özellikle ekonomiyle ilgili hem eleştirilerini hem çözüm önerilerini, mazot konusunu çok detaylı olarak öğrendik.
Sübvansiyonları öğrendik, tabloyu öğrendik. Mazot konusu çok tartışılıyor bildiğiniz gibi. Dün de bir petrol şirketi Türkiye'de açıklama yaptı mazot 1 YTLye inemez dedi.

Ama tablo da ortada. 1.17 İlhan Kesici'nin projesine göre.

Evet 46 binin üzerinde IMKB güne başlayacak, faiz 18.34 seviyesinde 18.31 e kadar tepki verdi. Fakat bir miktar yükseldi. Kotasyonlar da 1.30 artmış 1.50 seviyesinde bir miktar kotasyonlarda da yukarı doğru hareket var.

Ama IMKB 46.78 den ilk gelen veriye göre güne başlayacak. Öğleden sonra yurt dışında ne olacağını çok dikkatli takip etmek gerekiyor. Yurt dışı 3 ten sonra 15 den sora gelecek hem ilk veriler ve ondan sonraki veriler IMKB'nın kalıp kalmayacağı konusunda yön verecek öğleden sonra görüşmek üzere...

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.