Facebook
Twitter
Umudumuz Clinton: "Türkiye Olumlu Etkilenecek"

Semra Çetin | Nokta Dergisi | 7.3.1993

ABD’nin yeni ekonomik programı, borçlu ülkelerin yararına mı?

DPT Müsteşarı İlhan Kesici, kurmaylarıyla birlikte, dünya ekonomisini ve Clinton’un programını irdelemek amacıyla yoğun bir çalışma yaptı.

Kesici, hem program, hem de programın dünyaya ve Türkiye'ye muhtemel yansıması konusunda Nokta'nın sorularını yanıtladı...

DARALMA SÜRECİ.

Gerçekten Japonya, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere, Kanada ve ABD, yani "G7"; hem ekonomilerinin büyüklüğü, hem de yaşadığımız çağda ülkelerarası etkileşimlerin kaçınılmaz hale gelmesi nedeniyle, kendi vatandaşları dışındaki milyarlarca dünyalının kaderini belirliyor.

Bu ülkeler arasından "tek süper güç" olarak öne çıkan ABD'nin etkinliği ise daha ileri. O hapşırdığında, öteki ülkeler nezle oluyor...

Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinde yaşanan resesyonun aşılabileceği konusunda henüz hiçbir işaret yok.

Dünyanın bu bölgelerinde büyüme hızının, 1990 öncesi beş yıllık dönemde yaklaşık yüzde 3 civarındayken, 1995'e kadar geçecek beş yıllık dönemde yüzde 2'nin altında kalacağı tahmin ediliyor.

Japonya'nın durumu da iç açıcı değil. Gayrı safi yurtiçi hasılası, 1974'den bu yana ilk kez geçen yılın son çeyreğinde yüzde 1.5 oranında gerilemiş durumda.

ABD ve AT' de işsizliği sürekli tırmandıran resesyonun, yanı durgunluğun süreceği tahmin ediliyor.

DPT Müsteşarı İlhan Kesici'nin "Dünyayı endişelendiren durum işte bu" diye nitelediği OECD verilerine göre, 1993 yılında büyüme hızı ABD'de yüzde 2.4, Japonya'da yüzde 2.3, Almanya'da yüzde 1.2, Fransa'da yüzde 1.6, İngiltere'de yüzde 1.3, Kanada'da yüzde 3,2 ve İtalya'da binde 8 düzeyinde kalacak.

KORUMACILIK EĞİLİMLERİ.

Ve en önemlisi, durgunluk sürecinin aşılamaması, devler arasında korumacılık eğilimlerinin yeniden güç kazanmasına yol açıyor.

ABD'nin korumacılık işaretleri veren yeni ekonomik programla sağlayacağı başarıya, temelde bu açıdan önem veriliyor:

Clinton'un başarısı, kapitalist sistemin canlanma sürecine geçişinin koltuk değnekleri olacak gibi. Elbette orta vadede.

Gerçi, henüz Kongre'nin onayından geçmemiş olan programın işlerlik kazanabilmesi için önünde daha altı aya kadar uzayabilecek bir süreç var. Üstüne üstlük, Kongre'nin vergi artışlarını onaylamaması tehlikesi de...

Ancak açıklandığı şekliyle Clinton programının temel hedefi bütçe açığını kapatmak.

Kısa vadede, ABD'nin harcamalarını kısarken, askeri ve ekonomik yardımları da azaltmayı planlaması, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu birçok ülkenin dış desteğinin budanması anlamına geliyor ki, şimdiden özellikle NATO üyesi pek çok ülkenin "paçaları tutuşmuş" durumda.

Buna karşılık orta vadede, ABD'nin bütçe açığını kapatarak borçlanma ihtiyacını azaltmasıyla uluslararası faiz oranlarının düşmesi bekleniyor.

Bu da 50 milyar doları aşkın dış borç yükünün büyük bölümü "libor" diye ifade edilen, değişken cari faize bağlı olan Türkiye gibi bir ülke için umut verici.

Dahası, her yıl ortalama 4-4.5 milyar dolar civarında borçlanma ihtiyacı duyan Türkiye'nin, öngördüğü yatırımları gerçekleştirebilmek için bu rakamı 5 milyar doların da üzerine çıkarması gerekecek.

Daha düşük faiz. borçlanma maliyetini bu anlamda da düşürecek. İyimser bakış açısıyla, faiz oranlarının düşmesi, uluslararası sermayenin yatırım hevesini canlandıracak ki, bu da propagandasını iyi yapan, politik ve ekonomik yapısında istikrar sergileyen ülkeler için yabancı sermaye akışının hızlanması demek.

DOLARIN GÜÇ KAZANMASI.

ABD'nin bütçe açığını kapatması, doların da güç kazanmasını sağlayacak. Böyle bir gelişme, diğer ülkelerle birlikte Türkiye'nin de tutarlı, dikkatli ve "hesaplı" kur ve faiz politikaları izlemesini kaçınılmaz kılacak.

Bu gelişme Türkiye'yi daha ihmal edilebilir bir başka yönden de ilgilendiriyor; borç kompozisyonunda yer alan dolar borcunun yükünü artırabilir.

ABD'nin, bütçe açığını kapatma hedefini tümüyle harcamaların kısılması formülüne bağlamaması ise öteki ülkeler için olduğu kadar Türkiye için de olumlu bulunuyor.

Tümüyle harcamalarını kısmaya yönelen; iç talebini önemli ölçüde daraltan bir ABD'nin, buna paralel olarak ithalatını da kısması, dünya ticaret hacmi içindeki büyüklüğü nedeniyle, şu anda resesyon yaşayan gelişmiş ülkeler açısından bile yangına körükle gitmekle eşdeğer.

Oysa Clinton programı, ağırlıklı olarak cari harcamalarda öngördüğü kısıntılar ve vergi artışlarına rağmen, talepteki daralmayı sınırlı tutmaya çalışıyor.

Bu yüzden bütçe açığını kapatmaya yönelik program, ABD'nin ticari ilişkide bulunduğu ülkeler açısından, en azından orta vadede umut vaat ediyor. Tabii, Türkiye açısından da.

Hem ABD'ye yönelik ihracatını, toplam içinde sahip olduğu yüzde 10'luk düzeyde tutabilmesi hem de diğer ülkelere, özellikle Almanya'ya yönelik ihracatının gerilememesi için.

Böylece, dünya ticaretinde orta vadede beklenen canlılıktan Türkiye de kendi payına düşeni alabilecek.

Hele bir de ABD'ye dönük ihracat performansını güçlendirebilirse, bugüne değin doldurmayı başaramadığı tekstil kotalarını kullanabilirse...

Tek tehlike, hem ABD'nin, hem AT'nin hem de Japonya'nın korumacılıkta ölçüyü kaçırması...

KAPİTALİST MODEL DÖNÜŞÜMÜ.

Clinton programının bir başka yönü ise, şimdilik "entelektüel" boyut taşıyor. 1980'lere damgasını vuran Reagan politikalarının kökünün kazınması; artık yoğun bir şekilde tartışılan kapitalist model dönüşümü...

Clinton'un programını hayata geçirirken izleyeceği politikalar, ekonomide devletin rolünden, sosyal devlet esprisine, çalışanların sosyal haklarından çalışma saatlerine kadar pek çok konuda, sistemin kendi içinde başlattığı sorgulamanın, ilginç sonuçlara varabileceği konuşuluyor.

Kapitalizm, tek tek ülke ekonomileri düzeyinde de sistem düzeyinde de yeni bir sorun yumağını çözmeye çalışıyor. "ABD'yi tekrar dünyanın en güçlü ekonomisi yapmayı" vaat eden Clinton ise, ekonomik programını açıkladığı günden beri bir yandan şimşekleri üzerine çekerken, bir yandan da umut ışığı olarak görülüyor.

Clinton'un dört yıl boyunca sergileyeceği günahlar ve sevaplar, hem tek tek ülkelerin hem de sistemin kaderini etkileyecek, statükoyu da yeniden şekillendirecek gibi.

Bugünlerde icraat bilançoları çıkarmaya uğraşan, çok yakında da yeni bir beş yıllık kalkınma planı hazırlayacak olan Türkiye'nin dikkatine...

İşsizlik, Amerika'nın da çözmeye çalıştığı en önemli sorunların başında geliyor...

Clinton, ABD'nin dünya jandarmalığını sürdürebilmesi için işe ekonomiden başladı. Faturadan diğer ülkeler de ister istemez etkilenecek

Nokta: Clinton’un açıkladığı yeni ekonomik programı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kesici: Programa göre, bu başkanlık döneminin sonunda bütçe açığındaki iyileşme bugünkü açığın üçte birini ancak aşacaktır.

Program, harcamalarda net 169 milyar dolarlık bir kısıntı, vergilerde de net 306 milyar dolarlık bir artış hedefliyor, beş yıllık dönem için.

Yapılan tahminlere göre, şu anda 320 milyar dolar civarında olan bütçe açığının, 1997 yılında 200 milyar dolar dolayına indirilmesi öngörülüyor.

Bu da söz konusu açığın GSYİH'nın yüzde 5'i civarından, yüzde 3'ün altına indirilmesi demektir. Bu geçmiş dönemdeki indirim çabalarının başarılı olamaması çerçevesinde düşünüldüğünde iddialı bir program olarak nitelenebilir.

Nokta: Seçim vaatleriyle uyuşan bir program mı?

Kesici: Aslında Clinton, programında, seçim öncesinde ortaya konan yaklaşımın esas unsurlarını görmek mümkün.

Devlet hakkında ekonomik,açıdan duyulan kuşkuları gidermeyi ve orta direği güçlendirmeyi öngörüyor.

Yüksek gelirli grubu daha çok vergileme anlayışının gerisinde, bu grubun adil şekilde vergilendirilmesiyle birlikte, diğer grupların da benzer katkılara hazır olması gerektiği düşüncesi yatmaktadır.

Clinton devletin büyük olduğu, dolayısıyla küçültülmesi gerektiği düşüncesine pek katılmıyor. Bu yüzden Reagan dönemi anlayışından önemli bir farklılığın bulunduğu söylenebilir.

Bu bakımdan programda devlete verilen ağırlık umulanın üzerinde olmuştur. Programda Reagan döneminde pasif bir işlev üstlenen devletin aktif hale getirilmesi amaçlanıyor.

Bir yandan altyapı ve eğitime ağırlık verilmesi öngörülürken, diğer yandan yenilikçi ve teknolojik yatırımlara devletçe destek verileceği ifade ediliyor.

Ne var ki, bunun ağırlıklı bir sanayi politikası olup olmayacağı henüz açıklık kazanmış değil.

Nokta: Programın başarı şansı nedir?

Kesici: Geneline bakıldığında rasyonel bir program gibi görünüyor. Harcamaları artırdıkları alanlar da iyi alanlardır; eğitim, sağlık, altyapı.

Kısacası, hem ekonomi politikası, hem vergilendirme, hem de sosyal adalet bakımından daha rasyonel gibi gözüküyor.

Clinton ve ekibi, programı büyük sapmalar göstermeden, ahenkli bir şekilde uygulayabilirse başarılı olur, ki Clinton'un iyi bir ekip oluşturduğu izlenimi var bende.

Nokta: Bu programın dünya ve Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri ne olabilir?

Kesici: Clinton programının öngördüğü şekilde bütçe açığının azaltılmasının ABD ve dünya ekonomileri üzerindeki muhtemel etkileri iki aşamalı olarak düşünülebilir.

Bütçe açığının azaltılmasına yönelik çabaların ilk akla gelen kısa dönemli etkisi, ABD ekonomisinde durgunluğun devam etmesi şeklinde olabilecektir.

Ancak programın orta ve uzun vadeli etkilerinin, borçlanma ihtiyacının azalması, faiz oranlarının düşmesi ve yeni iş alanlarının yaratılması sonucunda, ekonomik canlanma sağlama yönünde olacağı tahmin edilebilir.

Bu durum, dünya ekonomileri üzerinde de kuşkusuz olumlu etki yapacaktır.

Diğer taraftan, bütçe açığının küçültülmesi sonucunda borçlanmanın azalması, uluslararası faiz oranlarının düşmesi yönündeki eğilimleri hızlandıracak ve 1994'den sonra dünyada beklenen canlanmaya katkıda bulunacaktır.

Bu çerçevede Türkiye ekonomisi de bu gelişmelerden olumlu yönde etkilenecektir.

Nokta: Orta vadede canlılık beklentilerine karşın, korumacılık eğilimi de güç kazanmış durumda. Korumacılık politikalarının güçlenmesi, Türkiye için sıkıntı yaratmaz mı?

Kesici: Dünya ticaret hacmi, 1985-90 döneminde yüzde 6 civarında genişlemiş. 1990-95 arasında yüzde 5'e veya daha altına inme temayülü gösteriyor.

Bu, dünyanın neresinde meydana gelirse gelsin, az veya çok bizi de etkilemiş olacak. Biz kendimizi bunun üzerinde gelişme sağlayacak şekilde tanzim etmeye çalışıyoruz.

Avrupa ve Japonya ekonomilerindeki durgunluk, korumacılık eğilimlerini artırıyor ve dünya ticaretini olumsuz yönde etkiliyor. Bu, GATT sistemini tehlikeye soktuğu gibi, ABD'nin ihracatını da kısıtlayıcı bir etkiye sahip.

Bundan yaklaşık 20 yıl önce ABD mal ve hizmet ihracatının GSYİH içindeki payı yüzde. 5,5 civarında iken, son yıllarda yüzde 11'i aştı. Bu durum, ABD ekonomisini, uluslararası gelişmelerden daha kolay etkilenir hale getirdi.

Dolayısıyla diğer ülkelerde doğabilecek korumacılık eğilimleri, ABD dış ticaret açığını daha da büyütebilecek ve misillemeye yol açabilecek nitelikte.

Bu tür gelişmelerin önlenmesinin yolu dünya ticaret sisteminin serbest ve açık bir yapı içerisinde işlemesini sağlamak. Her şeye rağmen Türkiye'nin ihracatını koruyabilmesinin ve artırabilmesinin yolu, orijinal ifadesinde şirket evliliği olarak geçen türde ortaklıklara yönelmekten geçiyor. Ben şirketlere sürekli bunu söylüyorum.

Bakın, örneğin Japon ihracatının yüzde 38'i, ithalatının yüzde 40'ı dünyaya serpilmiş Japon firmaları arasında gerçekleşiyor.

İster yabancı sermayeye ortak olarak, isterse kendisi başka ülkelere gidip yabancı sermaye olarak. Aksi halde bizim ihracatımız ileriki bir zaman diliminde yavaşlamak zorunda kalacak.

Nokta: Clinton, beş yıllık zaman dilimi içinde bütçe açığını kapatmayı, bunun için de harcamaları kısıp vergi artırmayı öngörüyor. Türkiye ise, mega projelere hazırlanıyor...

Kesici: Bizde kamu harcamalarının yüksekliğine ilişkin tartışmalar var ama, Japonya bu sene 86 milyar dolarlık ek kamu harcaması yapmaya başlamakta, daha ziyade altyapıya yönelik.

Clinton da kamu harcamalarının kompozisyonu ile oynuyor. Japonların ve Amerikalıların yapmayı düşündükleri şey de bizim 1992-1993 programlarında aşağı yukarı yaptığımız şeydir.

Harcama seviyesinde oynama yapmadan, onun kompozisyonuyla oynama.

Enflasyonist bir ortamınız var ise, kamu harcamalarının cari giderler gibi enflasyonu biraz daha azaltıcı mahiyette olan kalemlerinde azalma yaparsınız, ekonomiyi canlandırmak için de yatırım kalemlerinde biraz artışa gidersiniz. Genel politikası bu işin.

Kaldı ki, bizde düşünülen projelerin yani 20 milyar doların yaklaşık 16 milyar dolan milli kaynaklardan finanse edilecek, gerisi için farklı finansman modelleri uygulanacaktır.

Milli kaynaklardan finanse edilecekler için de ödenekler, gerekli hesaplamalar yapılarak belirlenmiştir. Clinton’un dikkati çeken hedefi, kamu açığını yüzde 2,7'ye düşürmek.

Bizim de aklımızın bir tarafında hep böyle bir program var, yeni plana koymak istediğimiz. Önemli olan bunu yapmak ve uygulamada plana sadık kalmak.

Nokta: Clinton programı ve dünyada yaşanan diğer gelişmeler, Türkiye'nin yürürlükteki plan ve programlarında revizyon gerektirecek mi?

Yeni bir kalkınma planı hazırlamak için çalışmalara başlayacaksınız. Dünyada meydana gelen gelişmeler, yeni plana ne ölçüde yansıtabilecek?

Kesici: Clinton Programı, beş yıllık orta vadeli bir programdır. Kapitalist ekonomilerde plan olmaz deniyor, halbuki kapitalist ekonomilerde planın özü, ileriye belli bir perspektifle bakmaktır.

Amerikalılar buna periyodik program diyorlar. Bizim yapacağımız da budur yedinci planda.

Nerelerde gelir artışları yapılacak, reel ekonomilerde büyümeler nerelerde olacak onları tespit edeceğiz. 1999'da hangi noktaya ulaşacağımıza ilişkin hedeflen belirleyeceğiz.

Bunu yaparken, 2000 li yıllara dönük projeksiyonları da tabii ki dikkate alacağız. Zaten bırakın planı yıllık programları hazırlarken bile dünyadaki muhtemel gelişmeleri veriyoruz.

Nokta: Gelişmiş ülkelerde yaşanan resesyonu dikkate aldığınızda Türkiye için önümüzdeki dönem nasıl bir büyüme grafiği tahmin ediyorsunuz?

Kesici: Projeksiyonlara göre, büyüme hızı, 1990-95 döneminde dünyada yüzde 2.2 olacaktır. Gelişmiş ülkelerde 2.1 olacak bu oran, gelişmekte olan ülkelerde ise biraz daha yüksek; yüzde 4.1. 1995-2000 arasında ise gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızı yüzde 4.3'e çıkacak.

Bu tabii bizi rahatlatacak bir şey. Önemli olan bizim bu ortalamanın üstünde bir yere gelmemiz. O kapasitemiz vardır; siyasi istikrar temin edilmiş durumdadır, ekonomik istikrarda belirsizlikler çok azalmış haldedir.

Dolayısıyla Türkiye'nin bir sıçrama yapması mümkün, tabii bu yüzde 10'a sıçraması demek değil, bu mümkün değil. Türkiye, 1963-90 arasında yüzde 5'in üstünde büyüme göstermiştir.

Şu anda yüzde 6'lık bir plan hedefimiz var, henüz veriler elde değil, ama yüzde 5'i yakalamış olduğumuzu söyleyebilirim.

İster "dünya jandarması" tanımını benimsemiş olun, ister ''dünya lideri" ya da "tek süper güç" tanımlarından birini...

Sovyet sisteminin çökmesinin ardından, dünya devletleri içinde "özel" bir konum kazandı ABD. Politik ve askeri açıdan, Birleşmiş Milletler içindeki etkinliği, bu özel konumunu en azından şimdilik pekiştiriyor.

O benimsediği zaman Irak, Somali ya da Bosna Hersek'e müdahale edilebiliyor, o istediği için Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurulması mümkün olabiliyor.

Ancak bu özel konum, politik ve askeri alanlarla sınırlı değil. ABD'nin kendi ekonomisinde uygulayacağı politikalar, en gelişmişinden en geri kalmışına, tüm ülkeler için önem taşıyor.

İşte bu yüzden; hem Avrupa'nın, hem Japonya'nın hem de Üçüncü Dünya ülkelerinin sadece gözü değil, umudu da Başkan Bili Clinton'da.

Geçen ay açıkladığı program, bütün ülkelerde didik didik ediliyor, hedefleri inceleniyor, sonuçlarına dönük projeksiyonlar yapılıyor ve uygulanabilirliği tartışılıyor.

DPT Müsteşarı İlhan Kesici, ABD ekonomisinin büyüklüğüne ve gücüne bağlıyor bu durumu:

"Dünyada yaratılan toplam gelirin yüzde 61'i gelişmiş 7 ülke tarafından yaratılıyor, sadece ABD'nin payı ise yüzde 24,2. Bakın, 170'den fazla ülke var ama dünyada üretilen mal ve hizmetin neredeyse dörtte birini ABD üretiyor.

Dünyadaki toplam mal ve hizmet ihracatı içinde gelişmiş 7'lerin payı yüzde 55, bir tek ABD'nin payı yüzde 14.

Böyle olunca, gende kalan 160 küsur ülkede ne olursa olsun hiç fark etmiyor. Gelişmiş devletlerin önemi burada".

 

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.