Facebook
Twitter
Tarihin Yeniden Kırılma Günleri

İlhan Kesici | Radikal | 14.4.2003

20.yy da dünya iki dünya düzeni gördü: Birincisi, 1.Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde kuruldu, ve 20 yıl sürdü: 1918-1938.

İkincisi, 2.Dünya Savaşı’nın ertesinde kuruldu, ve 45 yıl sürdü: 1945-1990.

Birkaç yıl öncesine kadar içinde yaşadığımız düzen bu düzendir.

Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve dağılışı ile birlikte yeni bir dünya düzeni arayışı başlamıştır.

Hemen o günlerde, Irak Küveyt’ i işgal etti. Dünya bunu kabul etmedi. ABD’nin öncülüğünde, bir  ‘dünya koalisyonu‘  Kuveyt’i Irak’ın elinden kurtardı.

Tam o sıralarda, ABD Başkanı George Bush, bir ‘Yeni Dünya Düzeni’ nden bahsetti. Tabir ve bazı tartışmalar, 5-6 ay gündemde kaldı, ama sonradan piyasadan çekildi. Ta ki 1997 yılına kadar.

1997 Yılı, dünya politik literatüründe, ‘Zirveler Yılı-Kararlar Yılı’ olarak yer aldı.

1997 Yılının Mart ayında ABD-Rusya Zirvesi yapıldı.

Haziran’da Avrupa Birliği’nin ‘genişlemesi’ ile ilgili zirve yapıldı.
15+12=27 ülkenin Devlet ve/veya Hükümet Başkanları biraraya geldiler.

Temmuz’da, Madrit’te NATO’nun genişlemesi ile ilgili zirve yapıldı.
16+5=21 ülkenin Devlet ve/veya Hükümet Başkanları bir araya geldiler.

Ekim ayında, ABD-Çin Zirvesi’ nin ilk ayağı yapıldı.

Nihayet, Türkiye’yi tam doğrudan ilgilendiren ve bizi öngörülebilecek bir zaman için dışarıda bırakan Avrupa Birliği’nin nihai genişleme kararı ile ilgili olarak, "Aralık 1997 Luxemburg Zirvesi" yapıldı.

Bu bakımdan, 1997 Yılı ‘Zirveler Yılı ve Kararlar Yılı ‘ olarak anılır.

Bu süreçte, dünyanın politik güç dengesi şöyle algılandı :

Tek Süper Güç: ABD ;

Büyük Güçler: Avrupa Birliği, Rusya Federasyonu ve Japonya ; ve ilerde de Çin olarak kabul edilmeye başlandı.

Bunların hemen altında da ‘Bölgesel Güç‘ler olarak nitelendirebileceğimiz güçler ortaya çıkmaya veya boy göstermeye başladılar.

Buna, yeni-yeni bir tabir eklenmeye başladı. “Stratejik Orta Büyüklükte Devletler-SOBD”.  Türkiye, bu sınıfta yer aldı.

Dünya’da, her zaman bir politik güç dengesi, ve buna uygun bir dünya düzeni olmuştur. Dünya düzeni bu dengeler üstünde oturur.

Geleneksel olarak, Büyük Güç’ ler; global ölçekte ‘askeri’, ‘ekonomik’ ve ‘politik’ parametrelere sahip olup-olmamakla ölçülür. Bunun üçüne birden sahip olan ‘süper güç‘tür. 

Yeni dünya’nın yeni politik sistemi:'demokrasi’, ‘insan hakları’,‘sivil toplum’ ve ‘özgürlüklerolacaktır.

Yeni dünya’nın ekonomik ve kalkınma sistemi de ‘serbest piyasa ekonomisi’dir.

Bu anlayışta, ülkeler ve bireyler bakımından hemen hiçbir farklılaşma yok gibidir. Herkes bundan sevinçlidir, ve ülkelerini bu yönde organize etmeye çalışmaya başlamışlardır.

Tam bu sıralarda, ABD’de ‘İkiz Kuleler’ ve ‘Pentagon’ la ilgili, o zamana kadar dünyanın şahit olmadığı ölçek ve şiddette bir ‘terör’ olayı oldu.

Bütün dünya, bu olayla sarsıldı. Lanetledi. Terör ve teröristlerle mücadele etme kararı aldı.

Ama işler, bu noktadan itibaren mücadelenin şekli, mahiyeti ve zamanlaması bakımından bireyler ve devletler arasında farklılaşmalar baş göstermeye başladı.

Meselenin ‘bam tel’ i buradadır. Terör, kitle imha silahlarına sahiplik ve nükleer kabiliyetlerin terör silahı gibi kullanımına ilişkin ciddi endişeler dünyayı alarma geçirdi.

Bireysel teröristler, terörist organizasyolar, terör ve teröristlere maddi ve/veya manevi destek veren devletler dikkatle takip altına alınmaya başlandı.

Bu nokatada, "potansiyel tehlike"nin "gerçek tehlike" sayılıp sayılmayacağı doktrini ortaya çıktı ve devletler, politik ideologlar ve entellektüeller arasında bazı anlaşmazlıklar oldu.

Dünyanın gördüğü en büyük ve vahşi teröre muhatap olmuş olan ABD hemen, derhal dünyanın bir bütün olarak bu mücadelede bir araya gelmesini ve ortak  ve kesin bir sonuç alınmasını istedi.

Özü itibariyle, Afganistan olayı budur. Irak olayı da budur.

Irak’ı Afganistan’dan ayıran en önemli farklılık, diğer bazı farklılıkların yanında, eğer dünya şu veya bu sebeple tam bir beraberlik içinde olmasa bile, ABD’nin birlikte hareket edebileceği ülkelerle bu işi yine de yapacak olma kararlılığıdır. 

Belki, bundan sonra olabilecek başka bazı gelişmeler de bu kapsamda olacaktır.

Irak dolayısiyle, ortaya çıkan ve zaman içinde daha da belirginleşecek olan bir diğer bir unsur da, dini hassasiyetlerin de çok önemli rol oynadığı ‘kültürel’ unsurların da politik arenada ortaya çıkmasıdır.

İlerde daha da yakından görülecektir ki; toplumlar, halklar, bireyler sadece maddi varlıklar değildir. Duyguları vardır. Manevi-kültürel hassasiyetleri vardır. Hatta, bazen bunlar aklın-mantığın bile önüne geçebilirler.

Uluslararası ilişkiler ve güç dengeleri hesaplarında, ve yapılacak yeni düzenlemelerde ekonomik, askeri ve politik güç unsurlarına demek ki bir dördüncü unsur olarak da ‘kültür’ unsurunu da eklemek lazım gelecektir.

Özellikle Irak olayı, bütün bu unsurlar itibariyle, Türkiye’yi çok fazla ilgilendirmektedir, ve etkilemeye devam edecektir..

Türkiye tarih, kültür ve konumu itibariyle gerçekten İslam coğrafyası’nın merkezidir.

Bizim Irak’la 350 km.lik kara sınırımız vardır. Irak’ta yaşayan Türkmenlerimiz vardır. Kürt asıllı vatandaşlarımızın yakınları vardır. Arap asıllı vatandaşlarımızın yakınları vardır. Sünni ve Şii olarak Müslüman’dırlar. Her türlü kültürel yakınlığımız ve ilişkilerimiz söz konusudur.

10 milyar doları bulması düşünülen kayıtlı-kayıtsız ekonomik alış-verişimiz söz konusudur.

Toprak bütünlüğü ve üniter devlet esprisi içinde, yeni bir devlet(ler) oluşumu ve/veya federatif bir devlet yapısı ile ilgili olarak, en yüksek seviyede devlet hassasiyetimiz vardır. Sınır güvenliği hassasiyetlerimiz vardır.

Demek ki, Irak’ta olan-bitenler, hem dünyadaki eski-yeni güç dengelerinden, kurulmaya ve şekil almaya henüz başlamış ‘yeni dünya düzeni‘ ve bunun bölgemize yansıyacak durumundan, bölgesel ve insani hassasiyetlerimize kadar, devlet ve millet olarak en üst düzeyde ne kadar hassasiyetimiz varsa hepsini içine almaktadır. Konu bu çaptadır.

Bu anlamda olmak üzere: Türkiye-ABD ilişkileri, Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-komşu ülkeler ilişkileri, Kıbrıs konusu, Ege konuları, muhtemel Ermeni tasarıları, ve hatta proje bazında  Baku-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı projesi gibi bütün dünya ile ilişkilerimizi bir münasebetle ilgilendiren her şey bunun içindedir.

Siyasi iktidar-Hükümet, bütün bunlar ve almamız gereken mümkün olan en iyi pozisyon hakkında neler düşünmektedir, veya hiç mi bir şey düşünmemektedir, Türkiye bunları bilmemektedir.

Türkiye’ye bunlar, resmi ağızlar tarafından layıkı ile anlatılmamıştır.

İçine girdiğimiz 21.yy’da, halkın dış politika kararları ve uygulamalarındaki rolü, neredeyse, ülkenin ekonomik ve askeri gücüne denk bir yaptırım ve belirleme gücüne sahip olacaktır.

Halkın olan-bitenden bilgilendirilmesi ve ikna edilmesi en önemli dış politika unsurlarından birisi haline gelmiştir, ve daha da artan bir ölçekte gelmeye devam edecektir.

Denilebilir ki, halkımızın bir fikri vardır. Elbette vardır. Hep olmuştur. Bundan sonra da olacaktır.

Mesele, halkın hangi ölçekte bilgilendirildiği, gerekli ve yeterli bilgilerin verilip-verilmediği, aynen ‘Kıbrıs-Annan Planı‘ konusunda olduğu gibi ‘bana yanlış bilgi vermiş- beni kandırmış‘ gibi durumların olup-olmadığının halk tarafından iyice bilinmesidir.

Ekonomimiz, son 50 yılın en kritik noktasındadır. Sadece, 1999 yılında ekonomik küçülme GSMH’nin % 6.5’i, 2001’ de % 9.5’i olmuştur. Yatırımlar; tevsii, modernizasyon, yeni yatırımlar olarak neredeyse tümüyle askıya alınmıştır.

Mevcut işsizliğe ilaveten bir milyondan fazla insanımız mevcut işini kaybetmiştir. Yeniden iş bulabilme imkanları fevkalade zor görünmektedir.

Bu noktaya bu Hükümet getirmemiştir. Ama konuların mazeret kaldırmadığı da bir vakıadır.

Durum böyledir ki, bir evvelki koalisyon partileri % 53 oyla sandığa girmişler, % 15 oyla sandıktan çıkmışlardır. Kaybettikleri oy-halk desteği % 38’dir ve yeni hükümetin aldığı oy’dan bile (% 34) daha büyüktür.

Uluslararası Para Fonu (IMF) 2001 yılında, tarihinin bir defada en büyük kredilendirmesini Türkiye’ye yapmıştır.

Bu, ortada çok üstün siyasal bir irade olmadan olabilecek bir durum değildir, ve bu önemli ölçüde ABD’nin öncülüğünde gerçekleştirilebilmiştir.

Türkiye’nin Irak konusu ile ilgili olarak; şimdiye kadar aldığı-alamadığı; bundan sonra da alacağı-almayacağı bütün pozisyonlar bu ekonomik durumu da doğrudan ilgilendirecektir.

Daha şimdiden görülmeye başlamıştır ki, artık ‘yeni bir Irak’ söz konusudur. “Yeni Irak” la birlikte, 21.yy’ın yeni düzenlerinin de çatısı çatılmaya başlamıştır.

Bizim coğrafyamız, zor bir coğrafyadır. Hem biz, hem etrafımız bir ‘imparatorluk bakiyesi dir. Zengin mirasların yanında acı-tatlı hatıralarla doludur.

Bu coğrafya, hiçbir tek güç tarafından şekillendirilemez. Türkiye, dostları, müttefikleri ve komşularıyla bu yeni şekillendirmenin içinde ve hatta göbeğinde olabilmelidir.

Öyle görünüyor ki, Yeni Düzen’de, ekonomik ittifaklar ve stratejik ittifaklar iç-içe geçmiş bir halde olacaktır. Yeni stratejik ittifak arayışları yeni ekonomik birliktelikleri de beraberinde getirecektir.

Türkiye, ABD ile politik, güvenlik ve askeri birlikteliğinden vazgeçemez.

Hatta yeni bazı, özellikle ekonomik organizasyonal yaklaşımlar içinde olmayı düşünmeye başlamalıdır.

Soru işaretli olmaya başlamış olan ortaklığımızın güvenilirlik katsayısı behemahal arttırılmalıdır.

Önümüzdeki süreçte, ABD ve AB arasında önemli farklılaşmalara, rekabetin de ötesinde bir hasımlık ilişkilerine şahit olamaya hazır olmalıyız. Ama buna rağmen, AB’ye tam üyelik talebinden de hem ekonomik hem politik bakımlardan vazgeçilemez.

Türkiye, güneyimizdeki komşularımız ve Hazar’ın batısı ve doğusunu da içine alacak şekilde bütün Hazar Havzası Ülkeleri ile de ekonomik, politik, askeri ilişkiler yanında, ‘kültürel’ münasebetlerini de ayrıca bir ahenk içinde yürütebilir olabilmelidir.

Türkiye budur. Bu coğrafya’da bu işler böyle yapılmalıdır. Yapılamazsa el yanar.

Bütün bunlar, devletimiz ve halkımızın önünde ne kadar ciddi konular olduğunu, ve ne kadar büyük maharetler ve kadrolar istediğini gösterir.

Müthiş bir devlet-sivil toplum-aydın ve halk dayanışması içinde olmamız lazım geldiği de ayrıca çok açıktır.

Ümidimiz, yapılması gerekenlerin yapılabilir olmasındadır.

 

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.