Facebook
Twitter
Siyaset Şahıslarla Kaim Olmaz

Hasan Ünal | Zaman | 28.11.1998

Türkiye iç siyasî istikrarsızlıktan kıvranır hale geldi. Bir hükümetten diğerine kolayca geçilirken, dış politikada ciddî sorunlarla karşılaşılıyor.

Her cephede mücadele vermek zorunda bulunan Türkiye, bu şartlarda hasım ülkelerin iştahını kabartıyor.

Dış politikayı belirleyen kurumların çabasıyla verilen mücadele, siyasî irade mevcut olmadığı için, çoğu zaman istenilen ölçüde başarılı olamıyor. Şimdilerde böyle bir süreçten daha geçiyoruz.

Bir yandan, başta Apo, İtalya, S-300'ler ve AB ile ilişkiler olmak üzere çetrefilli olan dış politika sorunları ile karşı karşıya bulunuyoruz.

Öte yandan, ülkede hükümet düşüyor ve kurulacak olan hükümetin bu sorunların üstesinden gelecek cinsten bir hükümet olması konuşulmuyor bile.

Türkiye vaktini bu kadar cömertçe harcayabilme lüksüne sahip mi? Yeni hükümet kurulurken içinde yaşadığımız dünyanın gidişatı nasıl analiz edilmeli ve Türkiye kendisini yirmi birinci yüzyıla nasıl hazırlamalı?

Bu soruların cevaplarını vizyon ve tecrübe sahibi bir milletvekili olan Sayın İlhan Kesici ile ele aldık.

Çok zor bir siyasî coğrafyada yaşıyor olmamıza rağmen, Türk siyaseti bunun farkında değil gibi... Siz ne dersiniz?

Bizim coğrafyamız siyasî açıdan zor bir coğrafyadır. Bu coğrafyada iddialı olmayan hiçbir millet şimdiye kadar yaşayamadı.

Yani burada iddianızın icaplarını yerine getirmek zorundasınız. İddianın icaplarını yerine getirmek demek dünyayla uyum içinde olmak demektir.

Dünyanın gidişatının doğru olup olmadığı yönünde eleştirileriniz olabilir. Ancak, bu tür hükümler sahibi olmak ayrı, dünyanın gidişatının hangi istikamette olduğunu iyi analiz ederek o gidişatın içerisinde olmak, ve o gidişattan azam deecede istifade etmek ayrı bir konudur. Türkiye'nin yapması gereken de budur.

Komşularımızın büyük bir kısmıyla tarihten gelen sorunlarımız var, ve bunları kısa sürede değiştirebilmek mümkün görünmüyor. Komşularımızın pek çoğu dünyanın geçinilmesi en zor ülkeleri.

Bizim coğrafyamız, aynı zamanda dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin de yüzde 70'ne sahip. Bu durum 2050 yılına kadar da böyle olacak.

Yani dünyanın ilgisi en azından 2050 yılına kadar bu bölgenin üzerinde olacaktır.

Bunun iyi veya kötü olduğu söylenebilir. Ancak bunun bir kıymeti yoktur. Önemli olan şu noktanın iyi bilinmesidir.

Eğer, Türkiye böyle bir coğrafyada dünyanın gidişatı doğrultusunda üzerine düşenleri yaparsa, yani Türkiye çok iyi yönetilirse, o zaman böyle zor bir coğrafyada yaşamak mecburiyetinde bulunmak, bir avantaja dönüşür.

Aksi takdirde bu zor coğrafya içinde başımız beladan kurtulmaz.

Üç farklı blokun kesişme noktası

Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafya üç farklı blokun kesişme noktası.

Birincisi AB bloku. Biz bu bloka görünebilir gelecekte üye olamayacağız ve bunu içimize sindirmemiz gerekiyor. Romanya ve Bulgaristan da Yunanistan'a ilaveten AB'ye katılınca, Kuzeybatı'dan Avrupa bloku ile çevrelenmiş oluruz.

Kuzey ve Kuzeydoğu'dan eski Sovyet coğrafyasıyla kuşatılmış durumdayız.

Doğu, Güney ve Güneydoğu'muzdan ise Müslüman ülkelerle komşuyuz. Bunların İran hariç, gerisi Arap ülkelerinden oluşuyor. Bir anlamda bu bir Pan-Arap blokudur.

Birbirinden bu kadar farklı bloklarla komşu olup, bu komşuluklardan kârlı çıkabilmek için, Türkiye'nin en iyi yetişmiş siyasetçilere ve en iyi yetişmiş kamu bürokrasisine ihtiyacı vardır.

Bu arada yeni dünya düzeni de şekilleniyor gibi ?.

Evet. Bu yeni dünya düzeninde tek bir süper güç var.

On dokuzuncu asırda adına Düvel-i Muazzama denilen büyük devletler, şimdi de var.

Mesela AB, Rusya, Japonya ve Çin gibi ülkeler ekonomik veya askerî açıdan büyük devlet özelliklerine sahipler. Ancak bunların hiç biri süper güç değil.

Dünyanın her tarafında hem askerî, hem siyasî hem de ekonomik açıdan fevkalade etkili olabilen bir tek ülke var, o da ABD.

Bu yeni dünya düzeninin ikinci önemli özelliği ise tek bir ekonomik sistemi olması.

Sadece serbest pazar ekonomisi hakim ve bütün ülkeler kalkınmalarını bu sistemle gerçekleştirecekler.

Tek bir güvenlik organizasyonu var ve bu da NATO.

Siyasî sistem de tek ve demokrasi. Küreselleşme bu ve bundan kaçış yok.

Büyük Çaplı Savaşlar Olmaz

Bu gidişatın pratikte görünebilir sonuçları neler? Ayrıca dünyanın bu gidişatı Türkiye'yi diğer ülkelerden daha fazla mı ilgilendiriyor?

Mesela, bu gidişatın ilk görünebilen sonucu, artık dünyada büyük çaplı savaşların olmayacağıdır. Ama bölgesel anlaşmazlıklar patlak verebilir.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında bazı ülkeler yapay bir şekilde kuruldu.

O dönemin sorunları tamamen hazmedilmeden İkinci Dünya Savaşı patlak verdi ve bunun da ardından ideolojik bir karakter taşıyan Soğuk Savaş başladı.

Pek çok sorun buzdolabına konulmuştu; ancak, Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte bu sorunlar bölgesel meseleler halinde yeniden ortaya çıkıyorlar.

Türkiye, en fazla bölgesel sorunla yüz yüze olan ülkelerden biri. Yeni dünya düzeninde kangren olma belirtisi gösteren ve bölgesel sorunlar olarak addedilen bu meselelere çözümler getirilmesi amaçlanıyor.

Bu sorunlar, sorunlara taraf ülkelerden hangisi diğerine oranla daha iyi yönetiliyor ise, ve hangi ülkenin siyasetçileri ve kamu bürokrasisi daha iyi yetişmiş ve görevlerini daha iyi yapıyor ise o ülkelerin lehine çözülecektir.

İyi yönetilmeyen ülkeler bir kargaşadan öbürüne sürüklenecekleri için, sorunların çözümünde taviz vermesi gereken taraf o ülkeler olacaklardır.

Ayrıca, eskiden olduğu gibi, bir hükümetin sorunlarını bir başka hükümetle görüşmesi yeterli olmayacaktır.

Artık parlamentolar, kamuoyları, kamuoyu önderleri, basın vs. fevkalâde önemli hale gelmiştir.

Mesela bir bölgesel sorunun lehimize çözülmesi için, Amerikan hükümetleri nezdinde yapacağımız girişimler, tek başına yeterli olmayacaktır.

Mesela, parlamenterlerimizin de Amerikalı meslektaşlarıyla sıkı bir diyalog içerisine girmesi gerekecektir. Fakat bizim parlamenter sistemimiz bu tür işlere yardımcı olacak tarzda düzenlenmemiştir.

Meseleleri Ciddiye Almak Gerek

Yeni dünya düzeninde bölgesel sorunlar nasıl çözülecek?

Süper güç ve büyük güçler, öncelikle, her bölgesel sorunun taraflar arasında çözülmesini isteyeceklerdir.

Eğer soruna taraf olan ülkeler bu işin içinden çıkamazlarsa, o zaman hem süper güç hem de o bölgeyle ilgilenen büyük güç veya güçler sorunun çözümüne müdahil olacaklardır.

Mesela, bizim Yunanistan'la sorunlarımızın çözümüne hem ABD, hem de AB vaziyet edeceklerdir.

Eğer taraflar yani Yunanistan ve Türkiye sorunlarını çözemez ise, o zaman onlar bir mânâda aracı olmaya çalışacaklar; eğer o da çözüm getirmezse uluslararası mekanizmaları devreye sokmaya çalışacaklardır.

Bu konuda sadece direnmekle yetinen taraf kaybedebilir.

Dünya siyasetinin mutfağında etkili olamayan ülke kaybedecektir.

Yani, Türkiye bu yeni dünya düzeninde ve bu düzenin mutfağında, Yunanistan'dan daha etkili olmaya çalışmalıdır.

Haklı olmakla hiçbir şey elde edilemez.

Oysa Türkiye'de, son 4 yılda 6 Başbakan değişmiş ve 7'ncisi geliyor. Son 3 yılda 9 Dışişleri Bakanı değiştirmişiz ve 10'ncusu geliyor.

Yani ortalama her 8 ayda bir başbakan ve her 5 ayda bir dışişleri bakanı. Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos'un karşısına tam 10 ayrı dışişleri bakanı çıkarmışız.

Bu şekilde Türkiye'nin çıkarlarını koruyabilmek mümkün olamaz.

Türkiye'nin bu işi siyasetçisiyle, kanaat önderleriyle, üniversiteleriyle; kısacası topluma yön veren bütün unsurlarıyla çok, ama çok daha fazla, ciddiye alması gerekir.

Hadiselerin önünden gitmek için neler yapmak lazım?

Dış politikada hiçbir hadise ipucu vermeden meydana gelmez. Türkiye'nin ipuçlarını yakalayarak iyi senaryolar kurduğuna dair hiçbir belirti yok. Türkiye sadece olup bitenlere tepki veriyor.

Zaten bu kadar iç siyasî istikrarsızlık olursa, başka bir sonuç bekleyemezsiniz.

Oysa bizim coğrafyamızda tutunabilmek ve etkili olabilmek için ortalama iyi idareciler, ortalama iyi akademisyenler ile yetinemeyiz.

En iyi akademisyenden, en iyi istihbaratçıya kadar hepsinin bizde olması gerekiyor, ve sorunlarımız bunu emrediyor.

Tespitlerimizi iyi yapmamız gerekiyor.

Dünyanın tek süper gücü olan ABD, bölgesel sorunların çözülmesini ve yeni sorunlar çıkmamasını istemekte. Bunun sağlanması için büyük haksızlıkların yapılmaması gerekecektir.

Bu yüzden Amerika ile çıkar birliğimiz AB'den Apo'ya kadar pek çok konuda kendini gösteriyor.

Dolayısıyla, hem bölgesel dengeler, hem de Amerika ile ilişkilerimiz açısından çok iyi bir kadroya sahip olmamız gerekir, ve bu kadronun Amerikalı ve Avrupalı muhataplarıyla sürekli temasta tutulması şarttır. Bunları şimdilerde hiç yapamıyoruz.

Mesela üniversitelerimiz imkansızlıklar içerisinde kıvrandığı için, bu tür hiçbir faaliyet yapamıyorlar.

Halbuki yeni dünya düzeninde sadece hükümetten hükümete konuşmak meselelerin sizin lehinize çözülmesi için yeterli olmuyor.

Yeni dünya düzeninin ekonomik gidişatına nasıl ayak uydurmak gerekiyor?

Eskiden bir dünya ekonomik krizi olduğu zaman bu, diğer ülkeleri çok yakından ilgilendirmezdi. Şimdilerde ise durum değişti.

Güney Kore'den başlayıp Uzakdoğu ülkelerine yayılan ekonomik kriz, gelip Türkiye'deki sanayiciyi ilgilendiriyor. Yani artık ekonomik sorunlar millî ölçekli olmaktan çıktı ve küresel bir boyut kazandı.

Bu yüzden, Türkiye'nin ekonomik hayatını tanzim ederken, olaylara küresel bir çerçeveden bakarak tedbirler almak gerekir.

Mesela, son krizin Türkiye'yi fevkalade etkileyeceği ortada. Sebebine gelince, bundan iki ay evvel yüzde yetmiş civarında seyreden faizler, şimdilerde yüzde yüz ellilere fırladı.

İki ay önce İstanbul Borsası'ndaki ortalama hisse senedinin değeri 2 dolar civarındayken bu değer süratle 60 sente düştü. Yani üç mislinden fazla bir düşüş.

Dolayısıyla Türkiye iki ay öncesine kadar ortalama bir faiz oranıyla borçlanabilirken, şimdilerde, libor artı 15 şeklinde ile borçlanabiliyor. Bu şartlarda bile dış kaynak bulmada zorlanıyor.

Global krizin çıktığı bütün ülkeler, hem demokrasileri çok eksik olan, hem de aşırı yolsuzlukların yapıldığı yerler.

Bu yönetimlere 'imtiyazlı kapitalizm', 'eş-dost' veya 'ahbap-çavuş' sistemi deniliyor.

Krizin hakim olduğu ülkelerin bir diğer özelliği ise iç siyasî istikrar olmaması.

Mesela Rusya bu özelliklerin hepsinin en belirgin olduğu bir ülke, ve orada kriz en sert bir biçimde seyrediyor.

Meselâ 1999 yılında ortalama bir Rus vatandaşının geliri 1990'daki gelirinin yarısına inmiş olacak. Allah korusun, bunlar bizim de başımıza gelebilir.

Yoksulluk Paylaşılmaz

Yoksulluk paylaşılamaz. Mesela iki ay öncesine göre, üç mislinden daha fazla fakirleşen firmalar ve insanlarla karşı karşıyayız.

Bunun sorumlusu ülkenin iyi yönetilememesidir.

Ekonomideki bu daralma, en azından iki yıl daha gidecektir. Zira dış kaynak bulmakta güçlük çekeceğiz.

Bu global krizden dünya finans sektörünün aldığı bazı dersler var. Bundan sonra demokratik olmayan ve demokrasisi istikrarlı olmayan ülkelere kredi gelmeyecektir.

Bankacılık ve finans sisteminin tamamen şeffaf olması gerekecek. Ayrıca kamu hesaplarının ve hatta özel sektör bilançolarının da şeffaflaşması lazımdır.

Buna ilaveten mafya, kara para, çetelerin ihalelere müdahalesi, veya hatırla gönülle iş alma gibi gidişata son vermeyen ülkelere yabancı sermaye kredi ve yatırım konularında yardımcı olmayacaktır.

Bunları Türkiye açısından nasıl yorumlayabiliriz?

Türkiye'nin bu kadar dış sorunları varken ve iç politikada tam bir istikrarsızlık yaşanıyorken, uluslararası sermayenin Türkiye'ye yardımcı olması düşünülemez.

Türkiye işin ciddiyetini kavramalıdır. Bu yeni dünya düzeninden kaçılamaz. Bağırıp çağırmakla ve kabadayılıkla bu işlerin üstesinden gelinemez.

Siyasetimizin dünyanın gidişatına uygun bir yapılanma içinde olmadığı gerçeğinden hareketle, Türkiye'nin siyasetçileri, sanayicileri, finans sektörü mensupları, işçi kuruluşları, ticaret adamları ve KOBİ'lerin temsilcileri, kısacası, Türkiye'nin bütün kesimleri siyasetin yeniden yapılandırılması konusunda düşünmelidirler.

Kinsiz, garazsız ve öfkesiz

Bütün bunlar kinsiz, garazsız ve öfkesiz yapılmalıdır.

Bizim partilerimiz rekabet üstüne kurulan partiler değil, husumet kuruluşları haline gelmiştir.

Bugünkü siyasî yapımızı kökten değiştirmemiz gerekebilir.

Eğer bunun erken olduğu düşünülüyorsa o zaman mevcut sistemin onarılması lazım gelir.

Aksi takdirde bu şekilde seçimlere gidilirse, bugünkü tablonun aynısıyla karşılaşırız.

Bütün bunlar aylar ve yılların kaybı demek.

Siyasette önümüzü dikiz aynasına bakarak görme alışkanlığını bırakmalıyız.

Dikiz aynasıyla ufka bakılmaz. Gün, ufka bakma günüdür.

Türkiye Sahipsiz Değildir

Hükümet kurulurken bu konular nasıl ele alınabilir?

Hükümetler gider ve yenileri gelir; ancak önemli olan Türkiye'nin millî çıkarlarının savunulmasıdır.

Bence Hükümet, 1999 Nisan'ında seçime gitmek yerine, ekonomide ve dış siyasette fevkalade değişmiş bulunan şartları dikkate alarak, seçimleri ertelemeli ve burada konuştuğumuz siyasî sistemle ilgili sorulara cevaplar aramalıdır.

Ayrıca ekonominin kötüye gidişini önlemek için, bir ekonomi zirvesi yapmalı ve buna hükümet, sanayi dünyası, tarım temsilcileri, bankacılar, finans kesimi, KOBİ'ler ve diğer bütün toplum kuruluşları katılmalıdır.

Buradan çıkacak sonuçlar doğrultusunda, iki yıllık tam bir istikrar programı çıkarılıp, bununla IMF'ye gidilmelidir. Bir senede birkaç kere IMF'ye gitmekle olmaz.

Mesela, Rusya büyük bir ekonomi olduğu halde çöktü. Türkiye Rusya'dan sonra bölgenin ikinci büyük ekonomisidir, ve bunun çökmesini IMF ve uluslararası organizasyonlar istemez.

Ama, eğer Türkiye kendi kendisini çökertmek konusunda kararlıysa, bu konuda yapılacak fazlaca bir şey de yoktur.

Böyle bir istikrar programıyla IMF'ye gidildiği takdirde, IMF'nin ' Acil Ödenek Fonlarından' 5-6 milyar dolar almak mümkündür.

Mesela bu şekilde sıkı bir programla IMF'ye giden Brezilya geçen hafta 42 milyar dolar almayı başardı. Bunlar yapılmazsa Türkiye vakit kaybetmeye devam eder.

Yani, dünya düzeninin icaplarını yerine getirmemek, Türkiye'ye vaktiyle sanayi devrimini görmezden gelmek kadar zarar verecektir.

Mevcut devlet ve siyaset yapımızla bunu yapmamız mümkün değildir. Ancak bütün bu karamsar tabloya rağmen ben ümitliyim.

Neticede, Türkiye sahipsiz değildir. Hiçbir şey şahıslarla kaim olamaz. Milletimiz müsterih olmalıdır. Bütün bu kargaşaya rağmen milletimizin önü açıktır.

 

 

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.