Facebook
Twitter
AB'yi İsteyenler Türk Halkını Değil,
Avrupa'yı İkna Etsinler


Burhan Metin | Yarın Dergisi | 1.7.2002

Ilhan Kesici... Eski DPT M üstesari, ekonomist ve siyasetçi.

Türkiye sorunlarina mesleginin ötesinde bir fikir adami olarak kafa yoran, özellikle ekonomi alaninda yetkinligi ile bilinen sira disi bir siyasetçi.

Sayin Kesici ile AB eksenli bir sohbet yaptik.

Realist ve akli selim, bakis açisi ve ilginç analizleriyle zevkli ve doyurucu bir söylesi çikti.

YARIN: Türkiye gündemi AB'ye üyelik eksenli tartismalara yogunlasti. Hükümetin basarisizligi ve ekonominin çöküsünden çok, hükümet ortagi bir siyasetçinin, oyun kurma yeteneginin de etkisiyle, Türk halkini AB'ye girmeye ikna etme kampanyasi baslatildi. Öncelikle Türkiye için; AB nedir, ne degildir?

ILHAN KESICI: Türkiye-Avrupa Birligi hikayesi yahut Avrupa Birligi meselesi Türkiye için devlet bakimindan birinci derecede güvenlik meselesidir.

Yani, 2. Dünya harbinden sonra hatta Cumhuriyetle beraber, Türkiye hep içinde yasadigi cografyasi itibariyle de güvenligi birinci derecede dikkate alan bir ülke olmustur.

Öyle olmak mecburiyetindedir. Bundan sonra da öyle olacaktir. Bu espriden olmak üzere hep Avrupa'nin içinde yer almak istedik biz.

Yani Avrupa'daki bütün kurumlarin, 2. Dünya harbi ertesinde kurulmus olan, Avrupa'daki bütün kurumlarin, Türkiye ya kurucu üyelerinden birisidir veyahut kuruldugu andan hemen sonra o kurumlara girmek için müracaat eden bir ülkedir.

Avrupa Birligi de bunlardan bir tanesidir. 1957 yilinda bütün Avrupa bakimindan da ne oldugu, ne bittigi tam anlamiyla belli olmadan, Roma Anlasmasiyla Avrupa Ekonomik Toplulugu -o zamanki adi- kuruldu.

Türkiye, 1959 yilinda buna müracaat etti. Biz ayni zamanda bütün bu Avrupa'daki gelismeleri, yine güvenlik noktayi nazarindan olmak üzere Yunanistan'la hep beraber hareket etme üslubundayizdir.

Biz hangi davranisi yaparsak Yunanistan benzer davranislarda bulunur, Yunanistan hangi davranista bulunursa biz benzer davranista bulunuruz.

Bu siyasi bir güvenlik meselesidir. Bu çok önemlidir. Hala da Türkiye bakimindan birinci derecede önemli olmasi gereken hadise o.

Elbette ekonomik boyutu filan ayrica vardir. Belki ekonomik boyutu ilerde siyasi boyutunun önüne de geçer, geçmelidir. Ama baslangiç noktamiz bizim siyasi güvenlik meselesidir.

Türkiye 1959 yilinda Avrupa'nin yeni olan bu kurulusunun, Avrupa Ekonomik Toplulugu'nun içinde yer almak istedi. Yunanistan'da 1959 yilinda müracaat etti. 1960 ihtilali girdi araya.

Basvuruyu Demokrat Parti yapmisti. Yani DP, AET'den yanaydi. 60 ihtilalinden sonra 1963 yilinda adina Ankara Anlasmasi dedigimiz anlasmayi biz Ankara'da imzaladik.

Bizden bir ay evvel de adina Atina Anlasmasi denilen anlasmayi Yunanlilar Atina'da imzaladilar. Asagi yukari 60 maddelik bir anlasmadir bu. Noktasina virgülüne kadar aynidir.

Ama o zamanki AET Avrupa'da bizimle Yunanistan arasinda bir sorun yaratmak istemiyordu. Biz de öyle istemezdik. Onlar da her an bu istegimize uygun davranirlardi.

İmzalayan Ismet Pasa olduguna göre, 1963 yilinda, demek ki, Türkiye'nin ikinci siyasi ana damari olan Cumhuriyet Halk Partisi de AET'den yana. Veya bugünkü adiyla Avrupa Birligi'nden yana.

Bu bakimdan bence, Türkiye'de AB karsitlari, AB'ye girmek istemeyenler, AB'ye girmek istemeyen lobi diye bir sey söz konusu degil.

1960'dan asagi yukari 28 Subat 1997'ye kadar bu iki damar, AB'den yana oldu.

AB'ye sadece eski adi Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi vs. denilecek olan, o karsiydi. Anlasilabilir itirazlari vardi. O dini merkezli olarak karsiydi.

Gerek AET'yi gerek AB'ni daha sonraki süreçte bir Hiristiyan Kulübü olarak görüyor idiler. O zaman Müslümanlarin Hiristiyan kulübünde isi yok, diyor idiler. Itiraz eden bir tek o kesim vardi.

Bir de Ismet Pasa sonrasındaki Ecevit. Ecevit, yeni bir degisiklik yaratti, CHP ekolünde, ana damarinda. Onlar da AET'yi daha çok ekonomik emperyalist bir organizasyon olarak algiladilar, gördüler.

Ve emperyalizme karsi durus mahiyetinde olmak üzere slogan olarak "onlar ortak biz pazar" olacagiz. O yüzden biz, AET'ye karsiyiz dediler.

1978 yilinda Bülent Bey Basbakan oldugu anda da AET'yle olan iliskileri dondurma karan aldi.

Yani simdi, AB'den yana olan Bülent Ecevit ve o zamanki CHP, AB ile olan münasebetlerimizi dondurma karan almis olan yegane siyasi sahsiyet ve yegane siyasi otoritedir.

YARIN: Bugünkü siyasal partilerin AB karsisinda tutumlarini nasil degerlendiriyorsunuz?

I.KESICI: MHP çizgisi bazen AB'den yana gibi, bazen AB'den yana degilmis gibi görünür idi. Ama simdiki haliyle de resmi beyanlari da ortada, Milliyetçi Hareket çizgisi de AB'den yana.

Siyasal Islamci denilebilecek olan kesimler de AB'yi artik bir Hiristiyan kulübü olarak görmekten vazgeçtiler.

Sosyal demokrat kesim AB'yi ve Avrupa Ekonomik Toplulugunu, artık, bir ekonomik emperyalizm organizasyonu olarak görmekten vazgeçtiler.

Milliyetçiler acaba ulus-devlet endisemizi sikintiya sokacak bir hal olur mu diye düsünmekten vazgeçtiler. Öyle bir sey olmadi.

O zaman hiçbir ana siyasi damar AB'ye karsi pozisyon aliyor degil.

Ilaveten, AB'ye karsi olmak demek, dünya karsitligi demek degildir, hainlik demek degildir, dünyaya kapanmak degildir.

Böyle olmus olsa AB'ye tam üyeliklerin onaylandigi referandumlar var, asagi yukari bütün Avrupa ülkelerindeki referandumlarda %55 civarinda evet çikar, %45 civarinda hayir çikar.

O zaman, AB'nin yaklasik neredeyse %40'ini dünyaya düsman ilan etmek lazim.

Ve hiç kimse yadirgamaz garipsemez AB'ye ülkesinin üye olmasini istemeyen insanlarini. Yadirgayip garipseyip buradan tu kaka ilan etmek, hain ilan etmek gibi bir sey kimsenin aklindan, hayalinden geçemez.

O bakimdan Türkiye'deki AB'ciler veya kendilerini AB'ci diye takdim eden insanlar bu üsluplarindan vazgeçmelidirler.

Insanlar AB'ye karsi olabilir. Insanlar Türkiye'nin menfaatlerini, ekonomik menfaatlerini, siyasi menfaatlerini AB'de görmeyebilirler. Bu çok normal bir seydir.

Ama benim gördügüm kadariyla, Türkiye'de ben dahil hiçbir siyasi damar, AB'ne karsi degil.

Çünkü biz hakli ve dogru olarak ölçmüs, biçmis, düsünmüs, tarihten gelen tecrübelerimizi de ortaya koyarak, duygularimizi düsüncelerimizi de ortaya koyarak, Avrupa kurumunun içinde, ekonomik kurumsa, ekonomik kurumunun içinde, siyasi kurumsa, siyasi kurumunun içinde olmayi kendimiz bakimindan, hem siyaseten hem güvenlik endiselerimiz bakimindan, hem de ekonomik kaygilarimiz bakimindan dogru ve hakli görmüsüz.

Bu bakimdan AB'ye karsi hiç kimsesi yok Türkiye'nin.

Simdi diyelim ki, anket yapildiginda, AB'den yana misiniz degil misiniz gibi bazi anketler, herkes baska bir sey söylüyor, ama %60 ile %75 arasinda evet çikiyor.

Şundan emin olmak lazim ki, AB'nin Türkiye'yi alma ihtimali yüksek görüldügü anda bu rakam %60 - %70 olmaz, %98 olur.

Yani belki de AB'ye üye olmus olan ülkelerin tamamindan çok daha yüksek oraninda AB'ne evet diyen insan toplulugu çikar Türkiye'de.

Ama AB'ye Türkiye'yi sokmakla görevli olan insanlarin, siyaseten Mesut Yilmaz Bey'in, sivil toplum örgütü mahiyetinde olmak üzere IKV'nin, diger bazisi meslek odasi, bazisi meslek kurulusu, bazisi sivil toplum örgütü gibi nitelendirilebilecek olan bazi çevrelerin yaptiklari, yani Türkiye'nin AB'deki temsilcileri olmak yerine AB'nin Türkiye'yi dövme temsilcisi filan tarzinda davraniyorlar.

Insanlari biraz da bu anti-Avrupa duygusunu da yesertmekte bunlar bire birler.

Yani Mesut Yilmaz Bey'e bakinca, yahut öbür insanlarin Türkiye AB iliskilerinin nasil olmasi lazim geldigi davranislarina ve laflarina bakinca, Türkiye'de normal AB'den yana olan insanlar bile, bunlara bakip papaza kizip oruç bozacaklar yani.

Bu bakimdan böyle bir Türkiye'nin AB meselesi öncelikle güvenlik meselesidir.

YARIN: Türkiye-AB iliskilerinin bir de resmi süreci var. Bu süreç dogru isliyor mu?

I.KESICI: 1963 Ankara Anlasmasi iyi bir anlasmadir, bir çerçeve anlasmadir.

Ama asil iliskilerimizi kuvvetlendiren, Türkiye'nin en çok kazanim elde ettigi ikinci anlasma, biz adina "Katma Protokol" diyoruz ama Ingilizcisinden hareketle daha dogru bir Türkçe bulalim. Ingilizcesi, "Additional Protocol". Yani ilave protokol, ek protokol. 1963 anlasmasinin tamamlayicisi mahiyetinde.

Türkiye su anda kazandigi her ne var ise, AB ile olan iliskilerinde, Avrupa'da yasayan insanlarimizin simdi unutuldu o isler; ailelerinin birlestirilmesi, gençlerin okutulmasi, ebeveynlerinin yanina getirilmesi, götürülmesi, orada elde etmeleri gereken haklar hukuklar, her neyse, tamamini 1971 Ek protokolü ile elde etmistir.

Simdi ondan sonra buna bagli olmak üzere biz basta DPT olmak üzere Avrupa Ekonomik Toplulugu ile olan iliskilerin tanzimi, buna göre insan yetistirmesi, buna göre simdi yüz bin sayfayi buldugu ifade edilen topluluk müktesebati, topluluk hukuku vs. denilen seye göre yüzlerce, binlerce insani senelerden beri biz Brüksel'e göndeririz, kurslardan geçiririz, egitiriz.

Üniversitelerimizde AB kürsüleri, AET kürsüleri kurduk. Oralarda adamlar filan yetistirdik. Asil yapmamiz gereken hadiseler bunlardir.

Bu isleri daha da gelistirmekle görevli olan, o münasebetle kurulmus vakiflar (IKV), o münasebetle kurulmus en son organizasyonlar, AB isleri ile ilgili Genel Sekreterlik, o münasebetle ihdas edilmis Basbakan Yardimciligi (Mesut Yilmaz).

Yani bütün bunlarla ilgili isler yapmalari yerine, bunlari Avrupa'ya takdim etmeleri, Avrupalinin beynini yikamaya çalismalari yerine, gelip sanki buradaki insanlari dövüyorlar.

O yüzden bu yanlistir. Ve ters tepiyor. Avrupa karsitlari var filan diyorlar. Avrupa karsitligini bunlar yaratiyorlar.

Çünkü bir de bu isleri bilen insanlari var Türkiye'nin. Bunlarin sunduklari bilgiler dogru bilgiler degil. Kirli bilgiler. Yanlis bilgiler dezenformasyon var. Yani çarpitici bilgiler falan var.

Basbakan yardimcisinin Türkiye'de durmasina gerek yok. O basbakan yardimcisinin Türkiye'de dolasip anlatmasi yerine, durmadan Avrupa'da dolasip Avrupali devlet adamlarina "etmeyin tutmayin, bu isin dogrusu budur, böyle olmalidir" demesi lazim.

Ama bu zor bir istir, ciddi bir istir. Onu yapmak yerine, gelip, Türkiye'de caka satmak, ben AB'ciyim, ama benim karsimdaki bütün herkes, AB'ye karsi, kahrolsunlar, demek isin en kolay yolu.

YARIN: Türkiye'nin 13. aday ülke siralamasina, alinmasinin anlami nedir?

I.KESICI: Biz 1959 yilinda, AB'ye müracaat ettigimiz zaman -AET'ye müracaat ettigimiz zaman- ve AET'yi kuran bütün ülkelerle ayni siyasi ve askeri kampta yer aldigimiz zaman, simdi Dogu ve Merkezi Avrupa ülkeleri ve Balkan ülkeleri olarak nitelendirebilecegimiz, AB'ye aday 12 ülkenin 10 tanesi tam bir düsman kampta yer aliyordu,

1959 yilinda, askeri kamp olarak Varsova Pakti, ekonomik kamp olarak da Comekon'da yer aliyorlardi. Biz 1963'de anlasmayi imzaladigimiz zaman da, bu is böyleydi. l971'de anlasmayi imzaladigimiz zaman da, bu is böyleydi.

Hatta 1995'de gümrük birligine girdigimiz zaman bile, neredeyse henüz, o isler öyleydi.

Simdi bizim gücendigimiz ve samimi bulmadigimiz nokta sudur:

Biz 50 yil, bütün bu kurumlarin içerisinde, AB'nin bütün nerdeyse müktesebatinin özünde beraber hareket ederken, birden bire 50 yil düsman kampta yer almis olan ülkeler bizim önümüze geçtiler.

Bizim önümüze kendileri geçmediler, geçirildiler AB tarafindan.

Avrupa Toplulugu 1960'dan 1993 yilina kadar 33 sene genisleyelim mi, derinleselim mi tartismasi içerindeydi. Derinlesmenin de üstün temsilcileri vardi. Genislemecilerin de üstün temsilcileri vardi.

Muhtemelen Dogu Bloku -Sovyet Bloku- çökmeseydi, genislemeci bir pozisyon yerine derinlesmeci bir pozisyon alacaklardi.

Ama Sovyet bloku çöküp de, o eski komünist olan Avrupa ülkeleri ortada kalinca genislemeci strateji derinlesmeci strateji ile birlesti.

O zaman tek paraya geçis, tek merkez bankasina geçis, Euro alaninin yaratilmasi vs. gibi bir yandan buna uygun ülkelerle derinleselim, bir yandan da bu kriterlere uymayan ülkelerle de genisleyelim kararini aldilar. Ve genislemenin kriterlerini 1993 yilinda ilan ettiler.

Ekonomik kriterlerini Mastrich Zirvesi'nde ilan ettiler, siyasal kriterlerini de daha ziyade Kopenhag Zirvesi'nde ilan ettiler ve 1997 yilina gelindiginde kimlerle genisleyeceklerini karara bagladilar.

Türkiye bunun disindadir. Yani 1997 yilinda 12 Avrupa ülkesi ister Kopenhag kriterlerine uygun durumda olsun isterse olmasin bunlarla genisleme karari aldilar.

Peki kriterlere uymadan kriterleri yerine getirmeden AB'ye üye olabilecekler mi? Hayir.

Kriterlere uyum ne zaman yapilacak? Kriterlere uyum, tam üyelik müzakereleri sürecinde yapilacak.

Yani Bulgaristan, Romanya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya vs bunlar Kopenhag kriterlerinin bihakkin tamamini yaptiktan sonra üyelik müzakerelerine baslamis degiller.

Üyelik müzakerelerine basladigi an onlara denildi ki; senin üye olabilmen için bu kriterlerin tamamini karsilaman lazim. Tamamini karsiladigin gün biz seni üye alacagiz.

Hadise budur.

1997'de Türkiye'yi mutlak disarida biraktilar.

Türkiye nasil kendisini güvenlik ve siyasi hislerle AB'nin içerisinde görmek istiyorsa, o zaman da mutlak disarida kalmasina karsin, müeyyide olarak da yine güvenlik ve siyasi davranislarda bulundu.

1999 yilinda Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'yi de aday adayi yaptilar, öbürleri üyelik adayidir.

Türkiye, üyelik aday adayidir. Yani orda bir ayrimcilik yapildi.

Biz buna, bu ayrimciliga hemen Helsinki Zirvesi'nin ertesinde çok dikkat çektik. Baskalari da çekti, hala da çekiliyor.

Ama asil bizi Avrupa ile birlestirmek isteyen insanlarin ya dünyadan haberleri yok, ya nüanslara hakimiyeti yok-bilgileri eksik- ya da bile bile lades diyorlar. Bu ayrimciligin ortadan kalkmasi lazim.

Bulgaristan'dan, Romanya'dan, Slovakya'dan, Slovenya'dan ve diger ülkelerden tam üyelik müzakereleri sürecinde istenenlerin Türkiye'den üyelik takvimi-birakin üyelik sürecini yani tam üyelik müzakereleri sürecini- üyelik takvimi verilebilmesi için bile hepsini tamamladiktan sonra gelin demek, ayrimciliktir ve kötü niyettir.

Kötü niyetin baska göstergeleri sunlardir. Su ana kadar hiçbir kayda deger Avrupali devlet adami Türkiye'nin AB'ye üye olmasi lazim geldigini ne açik platformlarda ne kapali platformlarda ifade etmedi.

YARIN: Türkiye lehine bir müzakere sürecinin temel parametreleri nelerdir?

I.KESICI: Simdi lafi netlestirelim. Bir yere dügüm atalim. Yani bizim yegane istedigimiz şey, mesela, Bulgaristan statüsünün verilmesidir.

Diyecekleri sey basittir. Demeleri gereken sey Türkiye Bulgaristan'la ayni settedir. Hadise bundan ibaret, ondan sonra Türkiye üstüne düsen isleri görevleri yapmiyorsa biz bunu yapmayanlara her seyi söyleyelim.

Yani IKV'yi simdilik ayri tutalim ama onu anlamak zordur. Muhtemelen kendilerine daha ileri bir siyasi pozisyon elde etmek istiyorlar. Ve belki de siyaseten de bir müttefik bulmus oluyorlar.

Kopenhag Kriterleri dedigimizde herhangi bir insana profesöründen manavina kadar bir spectrum içerisinde herhangi bir insana sordugunuzda ilk akla getirilenler Kürtçe televizyon, Kürtçe egitim, anadilde egitim vs. gelmis olacak. Neden baska hiç bir sey gelmiyor da bu gelmis olacak.

Bundan su çikar. AB bizim sirtimizdan bizim Kürtlerimizin hamili rolüne soyunmustur. Ve elde etmistir.

Diyelim simdi bizim Kürt vatandaslarimiza, Kürt orijinli vatandaslarimiza arkadaslarimiza kardeslerimize sor, AB'yi ve mesela Almanya'yi çok seviyor gibi, sever gibi davraniyordur. Neden?

AB bizim Kürtlerimize herhangi bir sey vermis midir? Günlük hayatlarinin daha derli toplu hale gelmesine hayat standartlarinin yükselmesine, egitimlerinin yükselmesine, daha bir refah toplulugu haline gelmeleriyle ilgili bes kurusluk bir faydalari olmus mudur? Hayir.

Sadece bizim sirtimizdan adam su söyle olmaz, bu böyle olmaz filan haliyle bedavadan Orta Dogu cografyasindan -yani sadece Türkiye'nin içini söylemeyelim burada-Türkiye'de olan biten her işe bir Orta Dogu cografyasi kapsaminda bakilmazsa her iş yanliş olur.

Bütün Orta Dogu cografyasinda bes lira harcamadan, hiçbir risk almadan Kürtlerin, bizim Kürtlerimizin de diger Kürtlerin de, neredeyse hamisi rolünü elde etmislerken degil mi?

Buradan, benzer seyi Mesut Bey'in davranisi için, benzer seyi, baskalarinin davranisi için de görmek mümkündür.

Mesut Bey'in için 1983'den bu yana Bakanlik, Başbakanlik, Basbakan Yardimciligi yapmis bir insandir. Yani, Dogu, Güneydogu Anadolu'ysa yeşertmektir orayi degil mi?

Bir tane tas üstüne tas mi konmustur. Hayir. Bir tane agaç mi dikilmistir? Hayir.

Ama AB'nin sirtindan Kürtlerin sempatisini kazanma gibi bir siyasi davranis içerisinde görüyorum.

YARIN: Peki, TSK'nin AB'ye gizli ya da örtülü olarak karsi oldugu gibi bir iddia var. Siz katiliyor musunuz?

I.KESICI: Burada ifade edilmemekle birlikte güya Türk Silahli Kuvvetleri'nin ulus devlet noktayi nazarindan ve egemenlik tanimi itibariyle AB gibi supra nasyonalite özellikleri de olan, parametreleri de olan bir organizasyona girmek istemeyecegi fikrini pompaliyorlar.

Bu tamamiyle yanlis olan bir stildir. Özellikle bizim ordumuz, dünyadaki baska ordulardan daha ileri derecede olmak üzere, supra-nasyonaliteye hiç itiraz eden bir ordu degildir.

NATO, askeri açidan mesela bir supra-nasyonalite ihtiva eder.

Türk ordusu NATO'nun üyesidir. Türk Devleti NATO'nun üyesidir. Türk ordusu da NATO konsepti içerisindedir. Öyle olunca NATO'nun baskomutanligi vardir. NATO'nun bölge komutanliklari vardir. Biz baskomutanlikta alinan kararlari bölge komutanliklarinda alinan kararlari uygulariz.

Yani biz supra nasyonaliteyi askeri anlamda kabul etmis durumdayiz. Kaç senedir? Tam 50 senedir. 1952'den bu yana. Buna da milli ordudan hiçbir itiraz yoktur.

Iki, Avrupa siyasi organizasyonunun yani AB'nin simdilerde kurmak istedigi Avrupa Güvenlik ve Savunma Ordusu, Avrupa Ordusu kimligi vs. politikasi, projesi; bunun içerisinde yer almak için biz çirpiniyoruz.

NATO'daki bütün gücümüz, kudretimiz dahil olmak üzere, tamam biz de bu Avrupa ordusunun içerisinde yer alalim diye çirpiniyoruz.

Çirpinan kim? Siyasiler degil. Çirpinan Türk ordusu. Türk Silahli Kuvvetleri.

Hatta kendi gücümüz yetmiyor, bazen Amerika'yi, NATO'nun en üstün devleti olmasi münasebetiyle Amerikan nüfuzu Amerikan gücünü de zorlayarak Avrupa ordusunun içerisinde yer almak istiyoruz. Ama adamlar almiyorlar.

Bütün bunlari topladiginiz zaman asil AB'ye Türkiye'de girmek istemeyenlerin oldugu gerçegi çikmaz. AB'nin Türkiye'yi AB'nin içine almamak, niyeti direnci ortaya çikar.

Ama bizim isimiz bu direnci kirmaktir. Kendi içimizde bir direnç yoktur. Avrupa'nin direnci vardir.

Bu işten gelen bir Basbakan Yardimcisinin, bu isten gelen bir Basbakanligin birincil görevi de Avrupa'nin direncini kirmak olmalidir.

Yoksa AB'ye üye olsa diye uyduruk raporlar hazirliyorlar. O tür raporlari hazirlayanlarin kariyerleri ellerinden gider medeni bir memlekette yani.

YARIN:AB, Türkiye'ye nasil bakiyor ve gelecek politikasi nedir?

I.KESICI: Ama AB'ye Türkiye'yi sokmakla görevli olan insanlarin, siyaseten Mesut Yilmaz Bey'in, sivil toplum örgütü mahiyetinde olmak üzere IKV'nin, diger bazisi meslek odasi, bazisi meslek kurulusu, bazisi sivil toplum örgütü gibi nitelendirilebilecek olan bazi çevrelerin yaptiklari, yani Türkiye'nin AB'deki temsilcileri olmak yerine AB'nin Türkiye'yi dövme temsilcisi filan tarzinda davraniyorlar.

Ama bu noktayi, hem biz böyle istemiyoruz, bir yandan devlet olarak ve halk olarak, bir yandan da AB bunun böyle olmamasini istiyor. Ama içeriye de katiyen almak istemiyor.

Öyle olunca da ben tam üyelik müzakerelerinin baslatilabilecegine hiç ihtimal vermiyorum bu gidisle. 2010 yilina kadar da dahil olmak üzere ihtimal vermiyorum.

AB'nin muhtemelen Amerika'nin da özellikle Bati camiasinin içerisinde Türkiye'nin rolünün, Türkiye'nin yerinin de Bati'dan fazla uzaklasmamasi lazim geldigi düsüncesiyle gümrük birligiyle tam üyelik arasinda bir siyasi pozisyon yaratmak istedikleri kanaatindeyim ben.

Türkiye'nin de bunu düsünmesi lazimdir. Yani bunun üzerine düsünce üretmesi lazimdir, ekonomik iliskilerini ve siyasi iliskilerini böyle bir senaryoya göre de düsünür olmasi lazimdir.

Ama bunu yapacak olanlar yine deminki söyledigimiz, kurdugumuz kurumlardir. Onlar da hayal aleminde geziyorlar. Yanlis hayal aleminde geziyorlar.

Yayinlanan rapora göre AB bir cennet ekonomik olarak Türkiye için. Bir cennet, ben de öyle olduguna inanirim.

AB'ye girmis olan bir Türkiye güvenlik endisesi nerdeyse minimuma inmis bir Türkiye'dir.

Siyasi endiseleri nerdeyse sifira inmis bir Türkiye'dir.

Ekonomik kazanimlari çok yüksek olacak olan bir Türkiye'dir.

Böyle bir hale karsi çikacak bir Türk'ün kafadan uçuk olmasi lazimdir. Öyle bir Türk de yoktur.

Girmesi halinde, alinabilir olmasi halinde, öyle bir Türk, ben tanimiyorum, su ana kadar da tanimadim.

Ama karsiliginda bizden istenene bakilirsa öyle takdim ediliyor ki, hiçbir sey. Öyle bir cennetin karsiliginda hiçbir sey istenmiyor.

Mesela bir tek anadilde egitim ver, bu yeter. Bir tek anadilde egitim verdigin seylere televizyon kurma hakki da ver tamam yani. Bir de idam kararini kaldir, degil mi?

Simdi takdim edilen bu. Bu çok küçük bir sey degil mi? Bence cennetin yaninda zekati olmaz yani. Zekatinin zekati, zekatinin kirintisi olmaz böyle bir AB'ye girme isinin.

Bunlar yapildiginda AB'ye girilecekse ve bunlar yapilmadiginda da AB'ye girilmeyecekse bunlari yapmayan insani sokakta yürütmez Türkiye. Ama böyle bir hal bu. Ama bu yok.

O yüzden bizim devlet yöneticilerimiz, bizim bu islerle görevli arkadaslarimiz lütfen bizi bu 65 milyon insani eger idami kaldirmazsa Avrupa'ya giremez, kaldirdigi anda girer.

Eger Türkiye Kopenhag Kriterleri'ni yapmazsa giremez, diye kandirmasinlar.

Girememesinin sebebi budur. Bunu yaptigi anda girer gibi aldatmacadan, yanlis bilgi vermekten, kendilerini alikoymalari gerekir.

YARIN: AB'ye girersek bölünür müyüz?

I.KESICI: Ben güvenlik kaygisi derken bölünme kaygisini içinde mütalaa etmiyorum. Yani ben Türkiye'nin bölünecegine inanmiyorum. Türkiye'nin bölünebilecegine inanmiyorum.

Ama Türkiye'nin bölünmeyle ilgili midesinin kanatiliyor oldugunu görüyorum.

YARIN: Peki AB'ye girmezsek ne olur?

I.KESICI: Biz zaten Avrupa kurumlarinin siyasi bacagi hariç bütün kurumlarinin içindeyiz.

Biz AB'ne üye olmasak da, simdi AB'ne üye olmayan Norveç var. O Avrupa ile iliskilerini sifirlamis bir ülke demek degil ki.

Bizim de Avrupa ile olan iliskilerimizin sifirlamasi gibi bir sey katiyen söz konusu degil.

Ama Türkiye'nin yapmasi gereken bu AB'ye karsi söyle tavir, böyle tavir almaktan ziyade, Türkiye'yi, AB konusunda ekonomik kalkinma konusunda, dis iliskilerinin daha iyi tanzim edilmesi konusunda, halkinin daha rahat, daha müreffeh yasamasi ve hayat standardinin yükseltilmesi konusunda, islerini yapamayan bu siyasi heyetlerden bu siyasi yöneticilerden kurtulmasidir.

Türkiye onu yapacaktir.

YARIN: AB disi ittifak ve alternatifler ne kadar gerçekçidir?

I.KESICI: Türkiye'de, bu cografyada dünya ölçeginde Amerika ile tam bir ittifak içerisinde olmadan olmaz. Avrupa ile önemli bir ittifak içerisinde olmadan olmaz.

Kendi komsulari ile yani Iran, Irak, Suriye eski Osmanli cografyasi Filistin, Israil, Arabistan, Misir hatta Libya ve Balkan devletleriyle çok iyi iliskiler içerisinde olmadan yine olmaz.

Hazar Havzasi ve Hazar'in dogusundaki Türk Cumhuriyetleri ile çok iyi iliskiler içerisinde olmadan da olmaz.

Demek ki, Türkiye de dis politikada veya devlet adamliginda lazim gelen standartlar çok daha yüksektir. Böyle olmasi lazimdir. Türkiye'nin yapmasi gereken budur.

Yoksa kivami içerisinde AB'ye üye olmak Türkiye için çok iyi bir seydir.

Ama üye olmamak, böyle ölümlerden ölüm filan degildir.

DINI TEMELLI PARTILERIN NEO BATICILIGI

YARIN: Dini temelli partilerin neo-baticiligini nasil görüyorsunuz?

I.KESICI: Bati dünyasinin içerisinde yer almamayi daha önce marifet gibi görüyor iken birdenbire bu dünyaya karsi olmak artik marifet degilmis düsüncesine ulasan bu partilerin Bati, Avrupa ve Türkiye meselesini, tarifini netlestiremedigi, kavrayamadigi kanaatindeyim.

Mesela diyelim ki, basörtüsü meselesini Türkiye'nin çözmesi lazim.

Basörtüsü meselesinin Türkiye'nin çözmesinin bir tane yolu var, dogru düzgün yolu var, o da TBMM'de bununla ilgili bir yasal davranista bulunmak.

Yani 2 tane 3 tane 4 tane tam anlamiyla bunu ana tema eden parti var. Ak Partisi var. Saadet Partisi var. Milliyetçi Hareket Partisi var. Bunlarin ana temasi. Hatta merkez sagin partileri. Anavatan Partisi var, DYP var. Diyelim ki sol partiler buna karsi.

Diyelim ki yani öyleyse bu üç tane partinin oylarinin toplami 420 milletvekili.

Anayasa mani ise, Anayasayi degistirirler. Kanun mani ise, kanunu degistirirler.

Hiç böyle bir davranista bulunduklari yoktur.

Basörtüsü meselesinde TBMM'ye getirmek yerine, Brüksel'e götürmeyi tercih etmek yanlis bir davranistir.

 

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.