Facebook
Twitter
AB Hayalleri...

Bilge Demirkazan /
Hüseyin Latif
| Aujourd’hui la Turquie | 1.9.2006

Türkiye’nin ilerici, açık sözlü, entelektüel birikimi yüksek siyasi isimlerinden biri olan  İlhan Kesici, Avrupa Birliği’nin önümüzdeki 30 yıl içerisinde Türkiye için bir hayal olduğunu söyledi.

Son dönemde sağda birleşmeyle ilgili tartışmalar yaşanıyor. Siz tecrübeli bir politikacısınız, neler söylersiniz?

Türkiye'nin politik yapıları ve kurumları eskidi. Ana hatları itibariyle devlet düzenimiz,  siyasi yapımız  20. yüzyılın başlarına göre şekillendi ve öyle devam ediyor.

Şimdi herşey değişti. Buna 21. yüzyıl, küreselleşen dünya veya entegrasyona giden dünya denilebilir.

O zaman Türkiye'nin tüm kurumlarının, kamu bürokrasisinin, özel sektör anlayışının sadece 2006'ya göre değil 2030 civarı hedeflenerek yapılandırılabilmesi lazım.

Bu anlamda ben Türkiye eskidi diyorum. Siyasete de bu perspektiften bakıyorum.

Türkiye'nin en eskimiş kurumları da politik kurumlar. Türkiye'nin 5 sene öncesine göre çok daha iyi doktorları, gazetecileri, avukatları var ama 40 sene öncesine göre çok daha iyi politikacıları yok. Bu politik yapının çürümüşlüğünden kaynaklanıyor.

Parlak insanlar politikaya heves etmiyorlar. O yüzden bu eskime merkez sağ için de geçerli sol için de geçerli. Öncelikle bu yapının kırılması yeni medeni bir yapının kurulması gerekiyor.

Böyle bir politika Türkiye'yi kurtarır. Bir partim olsun, genel başkan olayım, alayım yüzde on-beş oy anlayışının hiçbir anlamı yok.

Yeni dünya anlayışınızda neleri önemli görüyorsunuz? Dünya nelerden etkileniyor? Türkiye nasıl bu yeni düzene ayak uydurmalı?

Yeni dünya öncelikle ulus devletin devam ettiği bir dünya. Bunun dışında Avrupa Birliği gibi büyük ve başarılı bir entegrasyon projesi de var. Ama ne olursa olsun ulus devlet diye bir şey var. Bir de ulus devletin çapını da aşan küresel bir dünya var.

Dünyanın ilk yüz ekonomisine bakıldığında 45 tanesi devlet 55 tanesi şirkettir. Bunların ilişkileri, dünyadaki politik gelişmeleri değerlendirmesi, etkilemesi yeni ve ilginç bir durum.

İkinci olarak, her yıl dünyada yabancı sermaye yatırımı olarak 1 trilyon dolarlık yatırım yapılıyor. Bunun da ekonomiye,siyasete, kültüre büyük etkileri var. Çok büyük paralar dönüyor. Bunu da hesaba katmak lazım.

Böyle bir yeni dünya var. Siyasi yapının da kendini buna göre ayarlaması lazım. Herşey devletleştirilsin veya herşey özelleştirilsin mantığı ucuz kalıyor. Bir yanda ulus devlet olmalı, bir yandan da küreselleşen değerler göz önüne alınmalı.

Devlet-birey, devlet-toplum ilişkileri gözden geçirilmeli. Devletle birey arasındaki ilişkilerde dünyadaki gelişmeler ağırlığın bireye doğru kaydığını gösteriyor.

Yeni düzende önemli iki şey var: demokrasi ve kapitalizm. Bunların ikisinin de odak noktası “birey”.

Demokrasi özgür birey gerektiriyor. Kapitalizmin de temeli birey. Çünkü girişimcilik çok önemli. Demek ki hem demokrasinin hem de piyasa ekonomisinin işlemesinde bireyin önemi çok yüksek.

O zaman kanunlarla, mevzuatlarla bireyin girişimciliğini arttıracak bir iklim yaratmak gerekiyor. Bütün bunları hayata geçirecek olan tek yapı da siyasi partidir. O yüzden siyasi partiler hakkında kafa yorulmalıdır.

AB konusundaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

İki dönüm noktası var. 1839 Tanzimat ve onun tamamlayıcısı olarak 1859'da Islahat Fermanı.

Bu iki düzenlemeyle Osmanlı İmparatorluğu "Biz siyasi yapı olarak kendimizi Avrupa'nın içinde görmek istiyoruz." dedi.

Sonra 1923'te Cumhuriyet döneminde hayat tarzı, devlet yapısı itibariyle ikinci bir büyük atılım yapıldı ve Batıya dönüldü.

1945'ten itibaren Türkiye üçüncü bir hamle yaparak Batı'da kurulan tüm organizasyonlarda yer almaya karar verdi. Avrupa Konseyi, Dünya Bankası, Avrupa Ekonomik Topluluğu, NATO gibi.

Demek ki bundan 150 yıl önce verilen Batılılaşma kararı devam ediyor.

Türkiye genel olarak Avrupa Birliği hakkında olumlu fikre sahip. Çünkü AB, tüm üyelerine daha iyi bir hayat vermiştir. Türkiye'nin de AB'den beklediği budur.

Peki Avrupalılık nedir?

Avrupa coğrafi sınırları olarak en belirsiz olan kıtadır. Doğu ve Güneydoğu sınırları açısından belirsiz. Doğu sınırları Ukrayna ve Belarus'u, güneydoğu sınırları Türkiye'yi ilgilendiriyor.

Avrupa'nın daha önceden kullandığı özgürlükler, demokrasi, insan hakları, piyasa ekonomisi gibi parametreler şimdi evrensel parametreler oldu.

Bunların yerine Avrupalı kimliğini belirlemek için şimdi tarih değerlendiriliyor ve bulunan şey Judeo - Christianity yani Yahudilik-Hristiyanlık.

Bir de sınırlara bakılıyor. Felsefi olarak işin içinden çıkılması zor ama buna "Avrupa kalesi" diyorlar. Her ne kadar giriş çıkışlar biraz arttıysa da..

Türkiye'nin AB'ye üye olma çabası nasıl sonuçlanır?

Bizim AB ile ilişkilerimizin bozulduğu tarihler var. Yunanistan tam üye olduğunda Türkiye ile ilgili AB'nin tüm kararlarını bloke etti.

O zaman Avrupa Birliği değil Avrupa Toplulukları "European Communities" deniliyordu.

Yunanistan, üyeliğiyle birlikte Türkiye ile arasındaki tüm sorunları Türkiye ile AB arasındaki sorunlar haline getirdi. Onlar açısından çok başarılı bir politika. 

Bu Türk halkında AB'nin haksızlık ettiği düşüncesini getirdi doğal olarak. Politikacılar da bu haksızlığı görmeyip AB'nin yanında yer almaya devam ettikçe sevimsiz hale geldiler.

Turgut Bey bunu başlattı, 1987'de tam üyelik başvurusunu reddedileceğini bile bile iç politika malzemesi olsun diye başvuruyu yaptı.

Bu Türkiye'de yeteri kadar bilinmedi. Gümrük Birliği'ne giriş de konuya çok hakim olunmadan, bilgisizce yapıldı.

Bütün bu süreçte Türkiye Türk devlet adamları tarafından kandırıldı, oldu olacak diye. Halbuki Avrupa bunun tam tersini söylüyor.

Farklısın demiyor çünkü dünyada farklı olanı dışlamak, ayrımcılık utanılacak birşey.

Ama fakirsin diyor, nüfusun çok diyor, ki bu parlamentodaki dengeyi etkileyen bir durum.

Dinin farklı demiyor ama kültür farkı diyor. Bütün bunlar aslında anlaşılabilir şeyler onların açısından bakarsak. Din de çok önemli bir unsur.

Belirttikleri bir diğer nokta da sınırların genişlemesi; İran, Irak, Suriye'ye dayanması. Göç gibi önemli bir sorunu beraberinde getirir.

Göçe karşı alınan pek çok önlem var. Bunlardan biri de sınır. Türkiye'nin AB'ye üye olması ile birlikte kontrol edilmesi gereken sınır güneydoğuda çok genişliyor, kontrol altında tutmak imkansız.

Bu söylediklerinizden AB'nin bir hayal olduğunu çıkartabilir miyiz?

Evet, işin doğrusu budur. Öngörülebilir gelecek 30 yıldır ve öngörülebilir bir gelecekte Türkiye'nin AB'ye üyeliği söz konusu olamaz.

Bunda kızacak gücenecek bir şey de yoktur. Sanki Avrupa almıyormuş gibi takdim edilirse Avrupa düşmanlığı artar, bu da Türk politikacılarının yanlışı olur.

Ama diğer tarafta görüyoruz ki Avrupa bütün gücüyle Yunanistan'dan yana tavır alıyor. Bu da Avrupa Birliği'ne karşı tepki yaratır.

Medeni bir Avrupa'nın Kıbrıs'ın tam üyelik müracaatını almaması gerekirdi. Üye olacak ülkelere komşularla ilgili sıkıntıları çözme şartı var Kopenhag kriterlerine göre. Ama Kıbrıs bütün sorunlarını AB'ye taşıyor.

Hem AB hem de AB'nin bu hatasını Türkiye'ye anlatmayan politikacılarımız çok büyük ayıp içerisindeler.

Diğer bir haksızlık da 1995'te Gümrük Birliği ve 1999'da Helsinki anlaşmalarında da ilgisi olmamasına rağmen Kıbrıs'la ilgili sorunlarının Türkiye AB ilişkileri içinde yer almasıdır.

Avrupa entellektüel camiasının da bu konuda bilgisi yok. Çünkü onları da bilgilendiren Yunan tarafı.

Türkiye derdini dünya hukuku içinde anlatmayı, kendisine yapılan haksızlığı ortaya koymayı bilmiyor.

Ama durum böyle olsa da Avrupa'yla düşmanlık, köprülerin yıkılması hem dünya düzeni açısından hem de menfaatlerimiz açısından doğru olmaz.

Avrupa'yla ilişkilerimizin daha iyi hale getirilmesi tabii ki gereklidir.

Bir yandan da Avrupalı entellektüel kesimle, kamuoyunu etkileyen kesimle iletişim kurulması gerekiyor. Buna devlet de yardımcı olmalıdır. Bütün platformları kendimizi anlatmak için değerlendirmemiz lazım.

Sonuç olarak Türk halkına AB'ye girişin mümkün olmadığı ama bunun mantıklı sebeplerinin olduğu, ayıp bir şey olmadığı anlatılmalıdır.

Saygısız Avrupalı devlet adamlarına da uluslararası platformlarda uygun şekilde cevap verilmelidir.

Türkiye'nin Kıbrıs, Ege gibi pek çok konuda da elinin en kuvvetli olduğu alan uluslararası hukuktur. Türkiye her zaman anlaşmalara uygun davranmıştır. Avrupalılar da bu hukuk normlarına önem vermektedirler. O yüzden hukuka uymadıkları yerleri Türkiye onlara anlatabilirse onlar da Türkiye'ye hakkını teslim edebilirler.

Peki tam üyelik olmazsa Türkiye'nin statüsü ne olur?

Muhtemelen imtiyazlı ortaklık denilen Gümrük Birliği ile tam üyelik arası bir statüsü olur.

Serbest dolaşım olmaz. Bunu hiç beklememek lazım.

Zaten AB Türkiye ilişkilerinde Avrupa istediklerini alıyor ama bazı yapacağım dediği şeyleri de yapmıyor.

Bunu da Türk halkına anlatmak lazımdır. 

 

2015 İlhan Kesici | ilhankesici@ilhankesici.org Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlâk kurallarına uygun olacaktır.
Ziyaretçilere açık bilgidir.
" http://ilhankesici.org / http://www.facebook.com/pages/Ilhan-Kesici/141420525903157 / http://twitter.com/ilhankesici/ "
dışında kalan tüm internet adresleri ile ilgimiz yoktur.